|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Al-i İmran Suresi 7 – 9.ayetler |
Muhkem ve
Müteşabih:
7. Sana Kitab'ı
indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir ki bunlar Kitab'ın
esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak
ve onu te'vil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Halbuki
onun te'vilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise, 'bna
inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır" derler. (Bu inceliği) ancak
aklıselim sahipleri düşünüp anlar.
8. (Onlar şöyle dua
ederler:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme.
Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bololan sensin.
9. Rabbimiz!
Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin.
Allah asla sözünden dönmez.
Tefsiri:
"Sana Kitab'ı
indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir ki bunlar Kitab'ın
esasıdır." Yüce Allah Kur'an'da bir takım muhkem ayetlerin bulunup
bunların kitabın esasını oluşturduğunu, yani manasının açık ve belli olup hiç
kimseye kapalı ve karmaşık olmadığını; bazı ayetlerin ise mana bakımından
insanların bir çoğuna veya bazılarına karmaşık ve kapalı gelebilecek şekilde
olduğunu bildiriyor. Kim kapalı bulduğu bir ayeti açık olana başvurarak çözmeye
çalışır, muhkem ayetleri müteşabih ayetler üzerinde hakem ve denetleyici
kılarsa doğru yolu bulur. Tersini yaparsa doğruyu bulamaz, sapar. Bu yüzden
Yüce Allah muhkem ayetleri "Kitab'ın esası" olarak nitelemiştir. Bu,
Kur'an'ın, içinden çıkılamayan durumlarda müracaat edilen temel ayetler
manasına gelir.
"Diğerleri de
müteşabihtir. "Yani, kastedilen mana bakımından değil, lafız ve cümle
yönüyle muhkem ayetlere uygun manalara delalet ettikleri gibi, başka manalara
delalet etmeleri de mümkündür.
Muhkem ve müteşabih
hususunda ilim erbabı ihtilaf etmiştir. Seleften bu manada çok şey rivayet
edilmiştir. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder:
"Muhkemler Kur'an'ın neshedici ayetleri, helalleri ve haramları, hadleri
ve farzlan, hükümleri, emirleri ve uygulanan pratikleridir. İkrime, Mücahid,
Katade, Dahhak, Mukatil b. Hayyan, Rebi' b. Enes ve Süddi'den, "Muhkem
Kur’an’ın amel bildiren ayetleridir." dedikleri rivayet edilmiştir. İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle de rivayet edilmiştir: Muhkem ayetler, "Gelin, Rabbinizin
size neleri haram kıldığını size söyleyeyim: O'na hiçbir şeyi şirk koşmayın ...
" (Edam, 151) ayeti ve devamındaki ayetler ile, "Rabbin, sadece
kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanız! kesin bir şekilde
emretti. " (İsra, 23) ayeti ve
devamındal;! üç ayettir. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiş, Said b. Cübeyr'in de
görüşünün de böyle olduğunu söylemiştir. Yine İbn Ebi Hatim'in ... İshak b.
Süveyd'den rivayet ettiğine göre; Yahya b. Ya'mer ile Ebu Fahi, "bunlar
Kitab'ın esasıdır." ayeti hakkında ihtilafa düşünce Ebu Fahite,
"Onlar sure başlarındaki mukattaa harfleridir" demiştir. Yahya b.
Ya'mer der ki: Kitab'ın esasları farzlar, emir ve nehiyler, helal ve
haramlardır. İbn Ebi Lehia, Ata kanalıyla Said b. Cübeyr'den şöyle nakleder:
Kitab'ın esası'ndan kasıt onun esas ve temel ayetleridir. Semavi kitapların
hepsinde bulundukları için onlara bu isim verilmiştir. Mukatil b. Hayyan der
ki: Her din mensubunun hoşnut olacağı ve kabul edeceği ifadeler içerdiğinden
dolayı bunlara Kitab'ın esası denmiştir.
Müteşabihe gelince;
kimisine göre Kur’an' da neshedilmiş, öne alınarak veya sonraya bırakılarak
yerleri değiştirilmiş ayetler, getirilen misaller, yeminler, iman edilip
uygulanan şeyler müteşabihtir. Bunu Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan
rivayet etmiştir. Bir görüşe göre müteşabih ayetler sure başlarındaki mukattaa
harfleridir. Bu, Mukatil b. Hayyan'ın görüşüdür. Mücahid’den şöyle rivayet
edilmiştir: Müteşabih ayetler birbirlerini doğrular ve desteklerler. Bu ancak,
"Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar
okunan bir kitap olarak indirdi. " (Zümer, 23) ayetinin tefsirinde
gelecek. Alimler orada şöyle demişlerdir: Ayetteki "müteşabih "ten
kasıt tek tarz ve üsluptaki sözler; "mesani"den kasıt ise cennet ile
cehennem'in karşılaştırılması, müttakilerin halleri ile günahkarların
hallerinin anlatılması gibi birbirinin karşıtı iki konuda söylenen sözlerdir.
Ama buradaki müteşa-bih muhkemin karşıtı olan müteşabihtir. Bu konuda
söylenenlerin en güzeli en başta zikrettiğimizdir ki Muhammed b. İshak b. Yesar
(rh.a) da aynı şeyi belirttikten sonra, "Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri
muhkemdir ki..." ayetinde şöyle demiştir: O'nda Rabb'in hüccetleri vardır.
Kulları ayakları kaymaktan koruyan, düşmanları ve batılı püskürtüp darmaduman
eden onlardır. Onların konuldukları manadan saptırılması ve tahrif edilmesi
mümkün değildir. Müteşabihler ise hak ve doğru olmakla birlikte manadan
saptırılma, tahrif ve te'vil edilmeye kabildirler. Allah (c.c) kullarını haram
ve helallerle imtihan ettiği gibi bunlarla da imtihan eder. Onlardan isteği bu
ayetlerin batıl manaya çevirtilmemesi, haktan saptırılmamasıdır. Bu yüzden Yüce
Allah şöyle buyurmuştur: "Kalplerinde eğrilik olanlar", yani
sapıklığa, haktan çıkıp batıla sürüklenmeye eğilimi olan kimseler ise
"fitne çıkarmak.. için", yani, ayetler kendi aleyhlerine olduğu halde
bid'atlerine delil imiş gibi göstererek takipçilerini saptırmak için. Buna
örnek olarak Hristiyanlar, Kur'an'ın İsa (a.s)'ı Allah'ın ruhu ve Meryem
(a.s)'a üflediği bir kelimesi olduğu ifadelerini delil gösterirken, O'nun,
"O ancak, kendisine nimet verdiğimiz ... bir kuldur." (Zuhruf, 59)
"Kuşkusuz Allah katında İsa'nın durumu Adem'in durumu gibidir; Allah O'nu
topraktan yaratmış, sonra ona 'ol' demiş, o da oluvermişti." (Al-i İmran,
59) Ve benzeri İsa (a.s)'ın Allah'ın yarattıklarından bir yaratık ve kul,
peygamberlerinden bir peygamber olduğunu açıkça ifade eden muhkem ayetleri terk
eder, delil getirmezler. " ... ve onu te'vil etmek için", yani
diledikleri şekilde tahrif etmek maksadıyla. Mukatil b. Hayyan ile Süddi,
"Onların amacı Kur’an'dan ileride neler olacağına ve olayların sonunun ne
olacağına dair bilgiler edinmektir." demişlerdir. "Ondaki müteşabih
ayetlerin peşine düşerler. " Yani, kendi bozuk maksatlarına hizmet edecek
biçimde tahrif etmelerine ve söyledikleri manaya yorumlamalarına müsait
olduğundan Kur'an'ın müteşabihlerini alırlar. Çünkü müteşabih ayetlerin
lafızları o manayı ifadeye kabildir. Ama muhkemlerde onların hiçbir nasibi
yoktur. Çünkü muhkemler onların hüccetlerini alt üst eder, onların aleyhinde
açık delildir.
[1352] Nitekim İmam
Ahmed b. Hanbel, Aişe (r.anha) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri
muhkemdir ki bunlar Kitab'ın esasıdır ... (Bu inceliği) ancak aklıselim
sahipleri düşünüp anlar." ayetini okudu ve şöyle buyurdu: "Kur'an'la
ilgili tartışanları gördüğünüzde bilin ki Allah'ın bu ayette kastettiği
kimseler onlardır; onlardan sakının. " Bu hadis İmam Ahmed b. Hanbel'in
Müsned'inde İbn Ebi Müleyke ile Aişe (r.anha) arasında hiçbir ravi
bulunmaksızın direk ondan nakliyle rivayet edilmiştir. Bunu İbn Mace,
Abdurrezzak, Muhammed b. Yahya el-Adeni Müsned'inde, İbn Hibban Sahih'inde,
Tirmizi, Said b. Mansur Sünen' inde ve Taberi rivayet etmişlerdir.
[1353] Bu hadisi İmam
Buhari de bu ayetin tefsiri bahsinde, Müslim, Sahih'indeki Kader Kitabı'nda,
Ebu Davud Sünen'indeki Sünnet Kitabı'nda; İbn Ebi Müleyke'nin Kasım b.
Muhammed'den, onun Aişe (r.anha)'dan nakliyle şöyle rivayet etmişlerdir:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Sana Kitab'ı indiren O'dur.
Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir ki bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri
de müteşabihtir .... (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp
anlar," ayetini okudu, sonra şöyle buyurdu: "Kur'an'ın müteşabih
ayetlerine uyanları gördüğünüzde bilin ki Allah'ın bahsettiği kimseler
onlardır; onlara karşı dikkatli olun." Lafız Buhari'nindir. Hadisi Tirmizi
de rivayet etmiş ve "Hasen, sahih hadistir" demiştir. Sonra senette
Kasım'ı zikredenin sadece Velid b. İbrahim et-Tüsterı olduğunu, birçok ravinin
ise Kasım'ı zikretmeden, direkt İbn Ebi Müleyke'nin Aişe (r.anha)'dan rivayeti
olarak zikrettiğini kaydetmiştir.
[1354] Bunu İbn Ebi Hatim
de İbn Ebi Müleyke'nin Kasım b. Muhammed'den, onun da Aişe (r.anha)'dan
nakliyle şöyle rivayet etmiştir: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'e, "Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu te'vil
etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler." ayeti soruldu,
şöyle buyurdu: "Kur'an'ın müteşabih ayetlerine uyanları gördüğünüzde bilin
ki Allah'ın bahsettiği kimseler onlardır; onlara karşı dikkatli olun!"
[1355] İmam Taberi, Aişe
(r.anha)'dan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak -Ve onu te'vil etmek için
ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler." ayetini okudu ve şöyle
buyurdu: "Allah sizi onlardan sakındırmıştır. Bu yüzden onları
gördüğünüzde tanıyın. "
[1356] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Ümame (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu
te'vil etmek için ondaki müteşdbih ayetlerin peşine düşerler." ayeti
hakkında, "Onlar Haricilerdir" buyurdu. Bunu İbn Merduyeh birçok
tarikle Ebu Galib'ten, o da Ebu Ümame'den Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) 'in sözü olarak rivayet etmiştir. Bu en kötü ihtimalle sahabi sözüdür
ve manası doğrudur. Çünkü İslam'da çıkan ilk bid'at Hariciler fitnesidir.
Haricilerin çıkış noktası dünyalıktı.
[1357] Zira Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Huneyn ganimetlerini taksim ederken
kendi bozuk akıllarıyla O' nun (Sallallahu aleyhi ve Sellem) taksim de adil
olmadığını düşünerek sürpriz bir sözle O'na karşı çıkmışlardı. İçlerinden
Zu'l-Huveysıra adında birisi, "Adil ol. Sen adaletli olmadın." dedi.
Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Adil olmadıysam
yazık bana. Allah (c.c) bana tüm yeryüzü halkı hakkında güveniyor da sen mi güvenmiyorsun?"
buyurdu. Adam arkasını dönüp giderken Ömer b. Hattab (r.a.) -başka bir
rivayette Halid b. Velid- onu öldürmek için RasUlullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'den izin istedi. Ancak O (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bırak
onu; zıra onun neslinden öyle bir halk türeyecek ki sizden biri namazını
onların namazı, orucunu onların orucu, Kur'on okumasını onların Kur' on okuması
yanında küçümseyecek. Fakat onlar okun yaydan çıkması gibi dinden çıkacaklar.
Onları nerede görürseniz öldürün. Zıra onları öldüren kimseye bundan dolayı
sevap vardır." buyurdu. Sonra bunlar Hz. Ali (r.a.) zamanında zuhur
ettiler ve Ali (r.a.) onları öldürdü.
Sonra onlardan çeşitli
halklar ve kabileler, muhtelif görüşler, şahsi fikirler ve yaygın mezhepler
türedi. Sonra Kaderiye, ardından Mutezile, sonra Cehmiyye ve doğru söyleyen ve
tasdik edilen Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in buyurduğu gibi
başka nice fırkalar türedi.
[1358] Zira Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bu ümmet 73 fırkaya bölünecek.
Bunların biri dışında hepsi cehennemliktir. " buyurdu. Sahabeler,
"Onlar kimdir ya Rasulallah? diye sordular. Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem), "Benim ve ashabımın yolunda olanlardır" buyurdu. Bunu
Hakim, Müstedrek'inde, bu ziyadeyle rivayet etmiştir.
[1359] Hafız Ebu Ya'la,
Huzeyfe (r.a.) kanalıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle
rivayet etmiştir: "Ümmetimden öyle bir topluluk olacak ki onlar Kur'on
okuyacaklar fakat onu kötü ve kuru hurma gibi dağıtacak, lafzın kabul etmediği
monolara te'vil edecekler. " Bunu ondan başkası rivayet etmemiştir.
Yüce Allah daha sonra,
...... "Halbuki onun te'vilini ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş
kimseler ise ... " buyuruyor. Kurralar, ayetin neresinde durulacağı
hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazılarına göre Allah lafzından sonra durulur
(ki mealde bu kıraat esas alınmıştır). Daha önce geçtiği üzere İbn Abbas (r.a.)
şöyle demiştir:
Tefsir dört çeşittir:
Herkesin anlayabileceği ve anlamamakta mazur sayılmayacağı tefsir, Arapların
kendi dilleri olduğu için bildikleri tefsir, ilimde derinleşmiş kimselerin
bilebildikleri tefsir, bir de sadece Allah'ın (c.c) bildiği tefsir. Bu söz Aişe
(r.anha), Urve, Ebu Şa'şa, Ebu Nehik ve başkalarından da rivayet edilmiştir.
[1360] Hafız Ebu Kasım, el-Mu'cemu'l-Kebir'de,
Ebu Malik el-Eş'ari'den şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Ümmetim hakkında sadece şu üç
şeyden korkuyorum: Mallarının çoğalması ve bunun sonucunda birbirlerini çekemeyip
savaşmalarından; önlerine Kur'an'ın açılıp mü'minin onu direk te'vile
kalkışmasından; "Halbuki Onun te'vilini ancakAllah bilir. İlimde
derinleşmiş kimseler ise: Ona inandık. .. , derler." Bir de ilimleri
artmışken önemsemeyip onu kaybetmelerinden ... " Rivayet çok gariptir.
[1361] Hafız İbn
Merduyeh, Amr b. el-As (r.a.) kanalıyla Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'den şöyle rivayet etmiştir: "Kur'an, bazısı bazısını yalanlamak
için inmedi. Siz ondan bildiklerinizle amel edin, manasını anlayamadıklarınıza
ise iman edin. " Abdurrezzak. .. Tavus'tan şöyle rivayet etmiştir: İbn
Abbas (r.a.) bu ayeti "....." şeklinde okurdu. Imam Taberi, Ömer b.
Abdulaziz ile Imam Malik'ten; "onların ilimde yüksek payeye ulaşan
kimselerin iman ettiklerini ve te'vilini bilmediklerini söylediklerine
dair" rivayette bulunmuştur. İmam Taberi, İbn Mes'ud (r.a.)'ın da bu ayeti
şu şekilde okuduğunu rivayet etmiştir: ".....: "Onun te'vili
sadece"Allah katındadır. Ilimde derinleşmiş kimseler ise derler ki: Biz ona
inandık.." Ubeyy b. Ka'b'dan da böyle rivayet edilmiştir. İmam Taberi de
bu görüşü tercih etmiştir.
Kimi kariler ise
"....."den sonra durmuşlardır. Birçok müfessir ve usulcü de bunda
onlara uymuştur. BurHar, "Allah'ın kullarına an laşılmayan sözlerle hitap
etmesi uzak ihtimaldir" demişlerdir. Nitekim İbn Ebi Necih, Mücahid
kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Ben Kur'an'ın te'vilini /
yorumunu bilen ilimde derinleşmiş kimselerdenim." Rebi' b. Enes de böyle
demiştir. Muhammed b. İshak da Muhammed b. Cafer b. Zübeyr’den şöyle rivayet
etmiştir: Kastının tam olarak ne olduğunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş
olanlar ise, "Biz ona inandık" derler. Sonra müteşabihlere herkesin
ittifak ettiği muhkem manayı verirler. Bu sayede onların sözleri Kur'an'la bütünlük
sağlar ve Kur'an ayetleri birbirlerini doğrular. Böylece hüccet ortaya konulur,
mazeret ortadan kalkar, batıl yok, küfür de def edilmiş olur.
[1362] Bir hadiste Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) İbn Abbas (radıyallahuanh)'ı çağırdı ve
''Allah'ım! Onu dindefakih kıl ve ona te'vili öğret!" diye dua etti.
Bazı alimler ise bunda
şu şekilde bir ayrıma gitmişlerdir: Kur’an' da te'vilden iki mana kastedilir.
Birincisi bir şeyin hakikati ve sonuçta vardığı durumdur. Şu ayetlerde olduğu
gibi: "(Yusuf) Babacığım, işte bu; vaktiyle gördüğüm rü'yanın te'vilidir
(dönüp dolaşıp gerçekleşmesidir). Doğrusu Rabbim onu tahakkuk eden bir gerçek
kıldı, dedi." (Yusuf, 100) "Onlar onun te'vilinden başkasını mı
bekliyorlar? Onun te'vilinin geldiği gün ... " (A'raf, 53)
--------------
müteşabihleri sadece
Allah'ın bildiği manası çıkar. Durulmazsa er-rasihun kelimesi Allah lafzına
matuf olur ve müteşabihleri derin alimlerin de bilebilecekleri manasını ifade
eder. İbn Abbas (r.a.)'ın kıraatinde ise; "....." fiili daha önce
geldiğinden er-rasihun'un onun faili olmaktan başka ihtimali kalmaz ve cümleden
çıkan tek mana müteşabihleri ancak Allah'ın bileceği olur. (Çeviren).
Yani, vaad olundukları
ahiret hakikatinin gerçekleştiği gün. Tevil'den bu kastedilirse Allah lafzından
sonra durulur. Çünkü eşya ve olayların hakikat ve künhünü açık biçimde sadece
Yüce Allah bilir. Bu durumda daha sonraki "Ve'r-rasihune fi'l-ilmi"
mübteda, "yekulune amenna ... " ise onun haberidir. Ama te'vilden
diğer mana, yani, "Bize bu rüyanın te'vilini haber ver" (Yusuf, 36)
ayetinde olduğu gibi tefsirini, açıklama ve izahını yapmak, bir şeyi ifade
etmek manası kastedilirse "ve'rasihune fi'l-ilm"denilip durulur
(manası; Allah ile ilimde derinleşmiş kimseler bilir). Sonrasındaki ''..... Biz
ona inandık derler" cümlesi ise bu kimselerden halolur. Böyle yapılması ve
halin matufün aleyhten değil sadece matuf'tan yapılması caizdir (burada matufün
aleyh Allah, matuf ilimde derinleşmiş kimselerdir). Nitekim "(Allah'ın
verdiği bu ganimet malları,) yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılmış olan
... fakir Muhacir'lerindir ... Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ....
kimselerindir (Ensarındır) ... Bir de bunların (muhacirlerle Ensarın)
arkasından gelenlerindir. Ki onlar şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce
gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla .. !" (Haşr, 8-10) ayetinde
böyledir (Yani; "ki onlar şöyle derler ... " cümlesi geçen üç
sınıftan (muhacirin, Ensar ve onlardan sonra gelenler) sadece sonuncusundan
haldir). "Rabbin(in emri) geldiği ve melekler saf saf dizildiği zaman (her
şeyortaya çıkacaktır)" (Fecr, 22) -yani melekler saflar halinde
dizildiğinde- ayeti de böyledir (Melekler Allah lafzına atfedildiği halde
"saf saf" kelimesi sadece melekler'den halolmuştur).
"Derler ki biz ona
iman ettik. " Yani müteşabih ayetlere iman ettik. "Hepsi de
Rabbimizin katındandır." Yani, muhkemler de müteşabihler de haktır,
doğrudur. Bunlar birbirlerini doğrular, tasdik ve teyit ederler. Çünkü hepsi de
Allah (c.c) katından olup birbirlerinden farklı ve birbirleriyle çelişkili
değildirler. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "Hala
Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası
tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı. " (Nisa, 82)
O yüzden Yüce Allah daha sonra, "(Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri
düşünüp anlar. " buyurmuştur. Yani, bunların manalarını hakkıyla ancak
sağlıklı bir akla ve düzgün bir fikre sahip kimseler düşünebilir, idrak
edebilir ve üzerinde tefekkür edebilirler.
[1363] İbn Ebi Hatim,
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sahabelerinden Enes, Ebu Ümame ve
Ebu Derda'ya erişen kimselerden olan Abdullah b. Yezid'den şöyle nakleder: Ebu
Derda'nın bize anlattığına göre; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e,
"ilimde derinleşenler"in kimler oldukları soruldu. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kim yeminini yerine getirir, dili doğru ve
kalbi düzgün olur, midesini ve fercini haramdan korursa işte o ilimde
derinleşen kimselerdendir" buyurdu.
[1364] İmam Ahmed b.
Hanbel, Amr b. el-As (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) tartışan bir grup gördü ve "Sizden öncekiler bu yüzden
helak oldular. Onlar Allah'ın Kitabı'nın bir kısmını bir kısmıyla
çarpıştırdılar. Oysa Allah'ın kitabındaki ayetler birbirlerini tasdik ederler.
Allah'ın Kitabındaki ayetler birbirlerini tasdik edici olarak nazil olmuştur.
Siz de onun bir kısmını diğeriyle yalanlamayın. Ondan bildiklerinizi söyleyin,
bilmediklerinizi ise bilenine bırakın." buyurdu. İbn Merduyeh'in bu
hadisi, baş tarafı aynı (Amr b. el-As rivayeti) sonu değişik bir senetle daha
önce geçti.
[1365] Hafız Ebu Ya'la,
Ebu Seleme'den şöyle rivayet etmiştir: Ben sadece Ebu Hureyre (r.a.)'tan
biliyorum ki; Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kur'an yedi harf
üzere indi" buyurmuş, sonra üç defa, "Kur'an hakkında tartışmak
küfürdür" demiş; ardından da, "Ondan bildiklerinizi söyleyin,
bilmediklerinizi ise bilenine bırakın. " buyurmuştur. Bunun senedi
sahihtir. Ancak, ravinin "Ben bunu sadece Ebu Hureyre (r.a.)'tan
biliyorum" sözünden dolayı illetlidir. İbn Münzir, tefsirinde Nafi b.
Yezid'den şöyle nakletmiştir. Denilir ki: "İlimde derinleşenler Allah için
mütevazi olan, Allah için ve O'nun rızasını kazanma uğrunda kendilerini zelil
gören, kendilerinden yüksek konumdakilere karşı büyüklük taslamayan,
kendilerinin altında olanları da hakir ve basit görmeyen kimselerdir."
Yüce Allah daha sonra
ilimde derin olanların Rabb'lerine şöyle dua ettiklerini haber veriyor: "Rabbimiz!
Bizi doğru yola ilettileten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet
bağışla. Lütfu en bolalan sensin." Yani, bizi hidayet üzere dosdoğru
yürüyen kimseler yaptıktan sonra kalbimi- ( zi hidayetten saptırma ve
uzaklaştırma. Bizi Kur’an’ın müteşabih ayetlerine uyan o kalplerinde eğrilik
olan kimseler gibi eyleme. Senin dosdoğru yolunda ve hak dininde sebat ettir.
"Tarafından", yani katından "bize" kalbimizi sabit kılacak,
dağınıklığımızı toparlayacak, imanımızı arttırıp yakinimizi kuvvetlendirecek
bir rahmet bağışla. Şüphesiz karşılıksız olarak bol bol lutfeden sensIn.''
[1366] İbn Ebi Hatim,
Ümmü Seleme (r.anha)'dan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) "Ey kalpleri halden hale çeviren Allah'ım! Kalbimi dinin üzerinde
sebat ettir" diye dua eder, sonra Kur’an' daki şu duayı okurdu:
"Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettileten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize
tarafından rahmet bağışla. Şüphesiz karşılıksız olarak bol bol lutfeden
sensin."
[1367] İbn Merduyeh
Muhammed b. Bekkar kanalıyla ... Ümmü Seleme’den -ki bu, Yezid kızı Esma' dır
-şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sık sık,
"Ey kalpleri halden hale çeviren Allah'ım! Kalbimi dinin üzerinde sebat
ettir" diye dua ederdi. O'na, "Ya Rasulallah! Kalp halden hale geçer
mi?" diye sordum. "Evet, Allah hangi kulunu yarattıysa onun kalbi
Rahman'ın iki parmağı arasındadır; dilerse onu istikamet üzere eyler, dilerse
saptırır" buyurdu. Rabbimiz Allah'tan bize hidayeti bahşettikten sonra
kalplerimizi ondan saptırmamaSInI, kalbimize katından bir rahmet bahşetmesini
niyaz ederiz. Şüphesiz karşılıksız ve bol bol lutfeden O' dur.
[1368] İmam Taberi de
aynı senetle, fakat Muhammed b. Bekkar yerine Esed b. Musa kanalıyla benzer bir
lafızla rivayet etmiştir. Bunu Müsenna'nın Haccac b. Minhal'den, onun
Abdulhamid b. Behram'dan ve kalan senedi aynı haliyle benzer bir lafızla
rivayet etmiştir. Ancak şu ziyade vardır: Ben, "Ya Rasulallah! Bana kendim
için yapacağım bir dua öğretir misin?" dedim. "Peki, şöyle de: Ey
Muhammed peygamberin Rabbi Allah'ım! Günahlarımı bağışla, kalbimin katılığını
gider ve beni saptıran fitnelerden koru." buyurdu.
[1369] İbn Merduyeh,
Aişe (r.anha)'dan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sık
sık şöyle dua ederdi: "Ey kalpleri halden hale çeviren Allah'ım! Kalbimi
dinin üzere sebat ettir" Ben, ''Ya Rasulallah! Bu duayı ne kadar da çok
yapıyorsun?" dedim. "Her kalp Rahman'ın iki parmağı arasındadır;
dilerse onu istikamet üzere eyler, dilerse saptırır. Sen Allah'ın, 'Rabbimiz!
Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet
bağışla. Şüphesiz karşılıksız olarak bol bol lutfeden sensin.' buyruğunu hiç
işitmedin mi?" buyurdu. Hadis bu senedle gariptir. Fakat hadisin aslı
Buhari ve Müslim'in Sahih'leriyle diğer hadis kitaplarında birçok tarikle
sabittir. Fakat o rivayetlerde bu ayet geçmemektedir.
[1370] Bunu Ebu Davud
ile Nesai, Ebu Abdurrahman el-Mukri'nin rivayetiyle zikretmişlerdir. Nesai, İbn
Hibban ve İbn Vehb'in ... Said b. Müseyyeb'in Aişe (r.anha)'dan nakliyle
yaptıkları rivayet şöyledir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) geceleyin
uyandığında şöyle dua ederdi:
"Senden başka
hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Allah'ım! Günahım için senden
bağışlanma diliyorum. Senden rahmetini istiyorum. Allah'ım! İImimi artır ve
beni hidayete eriştirdikten sonra kalbimi batıla meylettirme. Katından bana
rahmet lutfet. Şüphesiz karşılıksız olarak bol bol lutfeden sensin. " Bu
İbn Merduyeh'in rivayetindeki lafızdır.
Abdurrezzak. .. Ebu
Abdullah es-Sunabhi’den şöyle rivayet etmiştir: Ben akşam namazını Hz. Ebu
Bekir (r.a.)'ın arkasında kıldım. İlk iki rek'atta Fatiha'dan sonra kısa
mufassal ayetlerden okudu. Üçüncü rek'atta da ona öyle yaklaştım ki neredeyse
elbisem elbisesine değecekti. Onu şu ayeti okurken işittim: "Rabbimiz!
Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet
bağışla. Şüphesiz karşılıksız olarak bol bol lutfeden sensin. "
Ebu Übeyd der ki: Ubade
b. Nüseyy bana şöyle anlattı: Halifeliği sırasında Ömer b. Abdülaziz'in
yanındaydım. Ömer, Kays'a, "Ebu Abdullah'tan bana hangi rivayeti
nakletmiştin 7" dedi. ... Sonra yine Ömer, "Daha önce başkasını
okuyordum, fakat ondan işittikten beri bunu hiç terk etmedim." dedi. Sonra
birisi ona, "Ey mü'minlerin emiri, ondan önce ne okurdunuz?" diye
sordu. Ömer, "İhlas suresini okurdum" dedi. Başka bir rivayete göre;
Sunabhi Ebu Bekir (r.a.)'ın arkasında akşam namazını kıldı. Ebu Bekir (r.a.)
ilk iki rek'atta Fatiha ile kısa sureleri sesli okudu. Üçüncü rek’ata kalkınca
okumaya başladı. Ona öylesine yaklaştım ki neredeyse elbisem elbisesine
değiyordu. Bu rek'atta da (Fatiha'dan sonra) "..... Rabbimiz! Bizi doğru
yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla.
Şüphesiz karşılıksız olarak bol bol lutfeden sensin. " ayetini okuyordu.
"Rabbimiz!
Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin.
Allah asla sözünden dönmez." Yani, onlar dualarında, "Ey Rabbimiz,
şüphesiz sen vaad olundukları günde tüm insanları bir araya toplayacak, ihtilaf
ettikleri hususlarda aralarında hüküm ve yargısını vereceksin. Her birini
ameline, dünyadaki hayır veya şer bakımından haline göre mükafatlandıracak veya
cezalandıracaktır.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |