İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Al-i İmran Suresi

7 – 9.ayetler

 

Muhkem ve Müteşabih: 

 

7. Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir ki bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu te'vil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Halbuki onun te'vilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise, 'bna inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır" derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.

8. (Onlar şöyle dua ederler:) Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bololan sensin.

9. Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin. Allah asla sözünden dönmez.

 

Tefsiri:

 

"Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir ki bunlar Kitab'ın esasıdır." Yüce Allah Kur'an'da bir takım muhkem ayetlerin bulunup bunların kitabın esasını oluşturduğunu, yani manasının açık ve belli olup hiç kimseye kapalı ve karmaşık olmadığını; bazı ayetlerin ise mana bakımından insanların bir çoğuna veya bazılarına karmaşık ve kapalı gelebilecek şekilde olduğunu bildiriyor. Kim kapalı bulduğu bir ayeti açık olana başvurarak çözmeye çalışır, muhkem ayetleri müteşabih ayetler üzerinde hakem ve denetleyici kılarsa doğru yolu bulur. Tersini yaparsa doğruyu bulamaz, sapar. Bu yüzden Yüce Allah muhkem ayetleri "Kitab'ın esası" olarak nitelemiştir. Bu, Kur'an'ın, içinden çıkılamayan durumlarda müracaat edilen temel ayetler manasına gelir.

 

"Diğerleri de müteşabihtir. "Yani, kastedilen mana bakımından değil, lafız ve cümle yönüyle muhkem ayetlere uygun manalara delalet ettikleri gibi, başka manalara delalet etmeleri de mümkündür.

 

Muhkem ve müteşabih hususunda ilim erbabı ihtilaf etmiştir. Seleften bu manada çok şey rivayet edilmiştir. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Muhkemler Kur'an'ın neshedici ayetleri, helalleri ve haramları, hadleri ve farzlan, hükümleri, emirleri ve uygulanan pratikleridir. İkrime, Mücahid, Katade, Dahhak, Mukatil b. Hayyan, Rebi' b. Enes ve Süddi'den, "Muhkem Kur’an’ın amel bildiren ayetleridir." dedikleri rivayet edilmiştir. İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle de rivayet edilmiştir: Muhkem ayetler, "Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını size söyleyeyim: O'na hiçbir şeyi şirk koşmayın ... " (Edam, 151) ayeti ve devamındaki ayetler ile, "Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanız! kesin bir şekilde emretti. " (İsra, 23)  ayeti ve devamındal;! üç ayettir. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiş, Said b. Cübeyr'in de görüşünün de böyle olduğunu söylemiştir. Yine İbn Ebi Hatim'in ... İshak b. Süveyd'den rivayet ettiğine göre; Yahya b. Ya'mer ile Ebu Fahi, "bunlar Kitab'ın esasıdır." ayeti hakkında ihtilafa düşünce Ebu Fahite, "Onlar sure başlarındaki mukattaa harfleridir" demiştir. Yahya b. Ya'mer der ki: Kitab'ın esasları farzlar, emir ve nehiyler, helal ve haramlardır. İbn Ebi Lehia, Ata kanalıyla Said b. Cübeyr'den şöyle nakleder: Kitab'ın esası'ndan kasıt onun esas ve temel ayetleridir. Semavi kitapların hepsinde bulundukları için onlara bu isim verilmiştir. Mukatil b. Hayyan der ki: Her din mensubunun hoşnut olacağı ve kabul edeceği ifadeler içerdiğinden dolayı bunlara Kitab'ın esası denmiştir.

 

Müteşabihe gelince; kimisine göre Kur’an' da neshedilmiş, öne alınarak veya sonraya bırakılarak yerleri değiştirilmiş ayetler, getirilen misaller, yeminler, iman edilip uygulanan şeyler müteşabihtir. Bunu Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet etmiştir. Bir görüşe göre müteşabih ayetler sure başlarındaki mukattaa harfleridir. Bu, Mukatil b. Hayyan'ın görüşüdür. Mücahid’den şöyle rivayet edilmiştir: Müteşabih ayetler birbirlerini doğrular ve desteklerler. Bu ancak, "Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. " (Zümer, 23) ayetinin tefsirinde gelecek. Alimler orada şöyle demişlerdir: Ayetteki "müteşabih "ten kasıt tek tarz ve üsluptaki sözler; "mesani"den kasıt ise cennet ile cehennem'in karşılaştırılması, müttakilerin halleri ile günahkarların hallerinin anlatılması gibi birbirinin karşıtı iki konuda söylenen sözlerdir. Ama buradaki müteşa-bih muhkemin karşıtı olan müteşabihtir. Bu konuda söylenenlerin en güzeli en başta zikrettiğimizdir ki Muhammed b. İshak b. Yesar (rh.a) da aynı şeyi belirttikten sonra, "Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir ki..." ayetinde şöyle demiştir: O'nda Rabb'in hüccetleri vardır. Kulları ayakları kaymaktan koruyan, düşmanları ve batılı püskürtüp darmaduman eden onlardır. Onların konuldukları manadan saptırılması ve tahrif edilmesi mümkün değildir. Müteşabihler ise hak ve doğru olmakla birlikte manadan saptırılma, tahrif ve te'vil edilmeye kabildirler. Allah (c.c) kullarını haram ve helallerle imtihan ettiği gibi bunlarla da imtihan eder. Onlardan isteği bu ayetlerin batıl manaya çevirtilmemesi, haktan saptırılmamasıdır. Bu yüzden Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Kalplerinde eğrilik olanlar", yani sapıklığa, haktan çıkıp batıla sürüklenmeye eğilimi olan kimseler ise "fitne çıkarmak.. için", yani, ayetler kendi aleyhlerine olduğu halde bid'atlerine delil imiş gibi göstererek takipçilerini saptırmak için. Buna örnek olarak Hristiyanlar, Kur'an'ın İsa (a.s)'ı Allah'ın ruhu ve Meryem (a.s)'a üflediği bir kelimesi olduğu ifadelerini delil gösterirken, O'nun, "O ancak, kendisine nimet verdiğimiz ... bir kuldur." (Zuhruf, 59) "Kuşkusuz Allah katında İsa'nın durumu Adem'in durumu gibidir; Allah O'nu topraktan yaratmış, sonra ona 'ol' demiş, o da oluvermişti." (Al-i İmran, 59) Ve benzeri İsa (a.s)'ın Allah'ın yarattıklarından bir yaratık ve kul, peygamberlerinden bir peygamber olduğunu açıkça ifade eden muhkem ayetleri terk eder, delil getirmezler. " ... ve onu te'vil etmek için", yani diledikleri şekilde tahrif etmek maksadıyla. Mukatil b. Hayyan ile Süddi, "Onların amacı Kur’an'dan ileride neler olacağına ve olayların sonunun ne olacağına dair bilgiler edinmektir." demişlerdir. "Ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler. " Yani, kendi bozuk maksatlarına hizmet edecek biçimde tahrif etmelerine ve söyledikleri manaya yorumlamalarına müsait olduğundan Kur'an'ın müteşabihlerini alırlar. Çünkü müteşabih ayetlerin lafızları o manayı ifadeye kabildir. Ama muhkemlerde onların hiçbir nasibi yoktur. Çünkü muhkemler onların hüccetlerini alt üst eder, onların aleyhinde açık delildir.

 

 

[1352] Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel, Aişe (r.anha) şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir ki bunlar Kitab'ın esasıdır ... (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar." ayetini okudu ve şöyle buyurdu: "Kur'an'la ilgili tartışanları gördüğünüzde bilin ki Allah'ın bu ayette kastettiği kimseler onlardır; onlardan sakının. " Bu hadis İmam Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde İbn Ebi Müleyke ile Aişe (r.anha) arasında hiçbir ravi bulunmaksızın direk ondan nakliyle rivayet edilmiştir. Bunu İbn Mace, Abdurrezzak, Muhammed b. Yahya el-Adeni Müsned'inde, İbn Hibban Sahih'inde, Tirmizi, Said b. Mansur Sünen' inde ve Taberi rivayet etmişlerdir.

 

 

[1353] Bu hadisi İmam Buhari de bu ayetin tefsiri bahsinde, Müslim, Sahih'indeki Kader Kitabı'nda, Ebu Davud Sünen'indeki Sünnet Kitabı'nda; İbn Ebi Müleyke'nin Kasım b. Muhammed'den, onun Aişe (r.anha)'dan nakliyle şöyle rivayet etmişlerdir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir ki bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir .... (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar," ayetini okudu, sonra şöyle buyurdu: "Kur'an'ın müteşabih ayetlerine uyanları gördüğünüzde bilin ki Allah'ın bahsettiği kimseler onlardır; onlara karşı dikkatli olun." Lafız Buhari'nindir. Hadisi Tirmizi de rivayet etmiş ve "Hasen, sahih hadistir" demiştir. Sonra senette Kasım'ı zikredenin sadece Velid b. İbrahim et-Tüsterı olduğunu, birçok ravinin ise Kasım'ı zikretmeden, direkt İbn Ebi Müleyke'nin Aişe (r.anha)'dan rivayeti olarak zikrettiğini kaydetmiştir.

 

 

[1354] Bunu İbn Ebi Hatim de İbn Ebi Müleyke'nin Kasım b. Muhammed'den, onun da Aişe (r.anha)'dan nakliyle şöyle rivayet etmiştir: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, "Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu te'vil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler." ayeti soruldu, şöyle buyurdu: "Kur'an'ın müteşabih ayetlerine uyanları gördüğünüzde bilin ki Allah'ın bahsettiği kimseler onlardır; onlara karşı dikkatli olun!"

 

 

[1355] İmam Taberi, Aişe (r.anha)'dan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak -Ve onu te'vil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler." ayetini okudu ve şöyle buyurdu: "Allah sizi onlardan sakındırmıştır. Bu yüzden onları gördüğünüzde tanıyın. "

 

 

[1356] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Ümame (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu te'vil etmek için ondaki müteşdbih ayetlerin peşine düşerler." ayeti hakkında, "Onlar Haricilerdir" buyurdu. Bunu İbn Merduyeh birçok tarikle Ebu Galib'ten, o da Ebu Ümame'den Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) 'in sözü olarak rivayet etmiştir. Bu en kötü ihtimalle sahabi sözüdür ve manası doğrudur. Çünkü İslam'da çıkan ilk bid'at Hariciler fitnesidir. Haricilerin çıkış noktası dünyalıktı.

 

 

[1357] Zira Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Huneyn ganimetlerini taksim ederken kendi bozuk akıllarıyla O' nun (Sallallahu aleyhi ve Sellem) taksim de adil olmadığını düşünerek sürpriz bir sözle O'na karşı çıkmışlardı. İçlerinden Zu'l-Huveysıra adında birisi, "Adil ol. Sen adaletli olmadın." dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Adil olmadıysam yazık bana. Allah (c.c) bana tüm yeryüzü halkı hakkında güveniyor da sen mi güvenmiyorsun?" buyurdu. Adam arkasını dönüp giderken Ömer b. Hattab (r.a.) -başka bir rivayette Halid b. Velid- onu öldürmek için RasUlullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den izin istedi. Ancak O (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bırak onu; zıra onun neslinden öyle bir halk türeyecek ki sizden biri namazını onların namazı, orucunu onların orucu, Kur'on okumasını onların Kur' on okuması yanında küçümseyecek. Fakat onlar okun yaydan çıkması gibi dinden çıkacaklar. Onları nerede görürseniz öldürün. Zıra onları öldüren kimseye bundan dolayı sevap vardır." buyurdu. Sonra bunlar Hz. Ali (r.a.) zamanında zuhur ettiler ve Ali (r.a.) onları öldürdü.

 

Sonra onlardan çeşitli halklar ve kabileler, muhtelif görüşler, şahsi fikirler ve yaygın mezhepler türedi. Sonra Kaderiye, ardından Mutezile, sonra Cehmiyye ve doğru söyleyen ve tasdik edilen Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in buyurduğu gibi başka nice fırkalar türedi.

 

 

[1358] Zira Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bu ümmet 73 fırkaya bölünecek. Bunların biri dışında hepsi cehennemliktir. " buyurdu. Sahabeler, "Onlar kimdir ya Rasulallah? diye sordular. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Benim ve ashabımın yolunda olanlardır" buyurdu. Bunu Hakim, Müstedrek'inde, bu ziyadeyle rivayet etmiştir.

 

 

[1359] Hafız Ebu Ya'la, Huzeyfe (r.a.) kanalıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet etmiştir: "Ümmetimden öyle bir topluluk olacak ki onlar Kur'on okuyacaklar fakat onu kötü ve kuru hurma gibi dağıtacak, lafzın kabul etmediği monolara te'vil edecekler. " Bunu ondan başkası rivayet etmemiştir.

 

Yüce Allah daha sonra, ...... "Halbuki onun te'vilini ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş kimseler ise ... " buyuruyor. Kurralar, ayetin neresinde durulacağı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazılarına göre Allah lafzından sonra durulur (ki mealde bu kıraat esas alınmıştır). Daha önce geçtiği üzere İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir:

 

Tefsir dört çeşittir: Herkesin anlayabileceği ve anlamamakta mazur sayılmayacağı tefsir, Arapların kendi dilleri olduğu için bildikleri tefsir, ilimde derinleşmiş kimselerin bilebildikleri tefsir, bir de sadece Allah'ın (c.c) bildiği tefsir. Bu söz Aişe (r.anha), Urve, Ebu Şa'şa, Ebu Nehik ve başkalarından da rivayet edilmiştir.

 

 

[1360] Hafız Ebu Kasım, el-Mu'cemu'l-Kebir'de, Ebu Malik el-Eş'ari'den şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Ümmetim hakkında sadece şu üç şeyden korkuyorum: Mallarının çoğalması ve bunun sonucunda birbirlerini çekemeyip savaşmalarından; önlerine Kur'an'ın açılıp mü'minin onu direk te'vile kalkışmasından; "Halbuki Onun te'vilini ancakAllah bilir. İlimde derinleşmiş kimseler ise: Ona inandık. .. , derler." Bir de ilimleri artmışken önemsemeyip onu kaybetmelerinden ... " Rivayet çok gariptir.

 

 

[1361] Hafız İbn Merduyeh, Amr b. el-As (r.a.) kanalıyla Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet etmiştir: "Kur'an, bazısı bazısını yalanlamak için inmedi. Siz ondan bildiklerinizle amel edin, manasını anlayamadıklarınıza ise iman edin. " Abdurrezzak. .. Tavus'tan şöyle rivayet etmiştir: İbn Abbas (r.a.) bu ayeti "....." şeklinde okurdu. Imam Taberi, Ömer b. Abdulaziz ile Imam Malik'ten; "onların ilimde yüksek payeye ulaşan kimselerin iman ettiklerini ve te'vilini bilmediklerini söylediklerine dair" rivayette bulunmuştur. İmam Taberi, İbn Mes'ud (r.a.)'ın da bu ayeti şu şekilde okuduğunu rivayet etmiştir: ".....: "Onun te'vili sadece"Allah katındadır. Ilimde derinleşmiş kimseler ise derler ki: Biz ona inandık.." Ubeyy b. Ka'b'dan da böyle rivayet edilmiştir. İmam Taberi de bu görüşü tercih etmiştir.

 

Kimi kariler ise "....."den sonra durmuşlardır. Birçok müfessir ve usulcü de bunda onlara uymuştur. BurHar, "Allah'ın kullarına an laşılmayan sözlerle hitap etmesi uzak ihtimaldir" demişlerdir. Nitekim İbn Ebi Necih, Mücahid kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Ben Kur'an'ın te'vilini / yorumunu bilen ilimde derinleşmiş kimselerdenim." Rebi' b. Enes de böyle demiştir. Muhammed b. İshak da Muhammed b. Cafer b. Zübeyr’den şöyle rivayet etmiştir: Kastının tam olarak ne olduğunu ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar ise, "Biz ona inandık" derler. Sonra müteşabihlere herkesin ittifak ettiği muhkem manayı verirler. Bu sayede onların sözleri Kur'an'la bütünlük sağlar ve Kur'an ayetleri birbirlerini doğrular. Böylece hüccet ortaya konulur, mazeret ortadan kalkar, batıl yok, küfür de def edilmiş olur.

 

 

[1362] Bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) İbn Abbas (radıyallahuanh)'ı çağırdı ve ''Allah'ım! Onu dindefakih kıl ve ona te'vili öğret!" diye dua etti.

 

Bazı alimler ise bunda şu şekilde bir ayrıma gitmişlerdir: Kur’an' da te'vilden iki mana kastedilir. Birincisi bir şeyin hakikati ve sonuçta vardığı durumdur. Şu ayetlerde olduğu gibi: "(Yusuf) Babacığım, işte bu; vaktiyle gördüğüm rü'yanın te'vilidir (dönüp dolaşıp gerçekleşmesidir). Doğrusu Rabbim onu tahakkuk eden bir gerçek kıldı, dedi." (Yusuf, 100) "Onlar onun te'vilinden başkasını mı bekliyorlar? Onun te'vilinin geldiği gün ... " (A'raf, 53)

 

--------------

müteşabihleri sadece Allah'ın bildiği manası çıkar. Durulmazsa er-rasihun kelimesi Allah lafzına matuf olur ve müteşabihleri derin alimlerin de bilebilecekleri manasını ifade eder. İbn Abbas (r.a.)'ın kıraatinde ise; "....." fiili daha önce geldiğinden er-rasihun'un onun faili olmaktan başka ihtimali kalmaz ve cümleden çıkan tek mana müteşabihleri ancak Allah'ın bileceği olur. (Çeviren).

 

Yani, vaad olundukları ahiret hakikatinin gerçekleştiği gün. Tevil'den bu kastedilirse Allah lafzından sonra durulur. Çünkü eşya ve olayların hakikat ve künhünü açık biçimde sadece Yüce Allah bilir. Bu durumda daha sonraki "Ve'r-rasihune fi'l-ilmi" mübteda, "yekulune amenna ... " ise onun haberidir. Ama te'vilden diğer mana, yani, "Bize bu rüyanın te'vilini haber ver" (Yusuf, 36) ayetinde olduğu gibi tefsirini, açıklama ve izahını yapmak, bir şeyi ifade etmek manası kastedilirse "ve'rasihune fi'l-ilm"denilip durulur (manası; Allah ile ilimde derinleşmiş kimseler bilir). Sonrasındaki ''..... Biz ona inandık derler" cümlesi ise bu kimselerden halolur. Böyle yapılması ve halin matufün aleyhten değil sadece matuf'tan yapılması caizdir (burada matufün aleyh Allah, matuf ilimde derinleşmiş kimselerdir). Nitekim "(Allah'ın verdiği bu ganimet malları,) yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılmış olan ... fakir Muhacir'lerindir ... Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş .... kimselerindir (Ensarındır) ... Bir de bunların (muhacirlerle Ensarın) arkasından gelenlerindir. Ki onlar şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla .. !" (Haşr, 8-10) ayetinde böyledir (Yani; "ki onlar şöyle derler ... " cümlesi geçen üç sınıftan (muhacirin, Ensar ve onlardan sonra gelenler) sadece sonuncusundan haldir). "Rabbin(in emri) geldiği ve melekler saf saf dizildiği zaman (her şeyortaya çıkacaktır)" (Fecr, 22) -yani melekler saflar halinde dizildiğinde- ayeti de böyledir (Melekler Allah lafzına atfedildiği halde "saf saf" kelimesi sadece melekler'den halolmuştur).

 

"Derler ki biz ona iman ettik. " Yani müteşabih ayetlere iman ettik. "Hepsi de Rabbimizin katındandır." Yani, muhkemler de müteşabihler de haktır, doğrudur. Bunlar birbirlerini doğrular, tasdik ve teyit ederler. Çünkü hepsi de Allah (c.c) katından olup birbirlerinden farklı ve birbirleriyle çelişkili değildirler. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "Hala Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı. " (Nisa, 82) O yüzden Yüce Allah daha sonra, "(Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar. " buyurmuştur. Yani, bunların manalarını hakkıyla ancak sağlıklı bir akla ve düzgün bir fikre sahip kimseler düşünebilir, idrak edebilir ve üzerinde tefekkür edebilirler.

 

 

[1363] İbn Ebi Hatim, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sahabelerinden Enes, Ebu Ümame ve Ebu Derda'ya erişen kimselerden olan Abdullah b. Yezid'den şöyle nakleder: Ebu Derda'nın bize anlattığına göre; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, "ilimde derinleşenler"in kimler oldukları soruldu. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kim yeminini yerine getirir, dili doğru ve kalbi düzgün olur, midesini ve fercini haramdan korursa işte o ilimde derinleşen kimselerdendir" buyurdu.

 

 

[1364] İmam Ahmed b. Hanbel, Amr b. el-As (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tartışan bir grup gördü ve "Sizden öncekiler bu yüzden helak oldular. Onlar Allah'ın Kitabı'nın bir kısmını bir kısmıyla çarpıştırdılar. Oysa Allah'ın kitabındaki ayetler birbirlerini tasdik ederler. Allah'ın Kitabındaki ayetler birbirlerini tasdik edici olarak nazil olmuştur. Siz de onun bir kısmını diğeriyle yalanlamayın. Ondan bildiklerinizi söyleyin, bilmediklerinizi ise bilenine bırakın." buyurdu. İbn Merduyeh'in bu hadisi, baş tarafı aynı (Amr b. el-As rivayeti) sonu değişik bir senetle daha önce geçti.

 

 

[1365] Hafız Ebu Ya'la, Ebu Seleme'den şöyle rivayet etmiştir: Ben sadece Ebu Hureyre (r.a.)'tan biliyorum ki; Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kur'an yedi harf üzere indi" buyurmuş, sonra üç defa, "Kur'an hakkında tartışmak küfürdür" demiş; ardından da, "Ondan bildiklerinizi söyleyin, bilmediklerinizi ise bilenine bırakın. " buyurmuştur. Bunun senedi sahihtir. Ancak, ravinin "Ben bunu sadece Ebu Hureyre (r.a.)'tan biliyorum" sözünden dolayı illetlidir. İbn Münzir, tefsirinde Nafi b. Yezid'den şöyle nakletmiştir. Denilir ki: "İlimde derinleşenler Allah için mütevazi olan, Allah için ve O'nun rızasını kazanma uğrunda kendilerini zelil gören, kendilerinden yüksek konumdakilere karşı büyüklük taslamayan, kendilerinin altında olanları da hakir ve basit görmeyen kimselerdir."

 

Yüce Allah daha sonra ilimde derin olanların Rabb'lerine şöyle dua ettiklerini haber veriyor: "Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettileten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bolalan sensin." Yani, bizi hidayet üzere dosdoğru yürüyen kimseler yaptıktan sonra kalbimi- ( zi hidayetten saptırma ve uzaklaştırma. Bizi Kur’an’ın müteşabih ayetlerine uyan o kalplerinde eğrilik olan kimseler gibi eyleme. Senin dosdoğru yolunda ve hak dininde sebat ettir. "Tarafından", yani katından "bize" kalbimizi sabit kılacak, dağınıklığımızı toparlayacak, imanımızı arttırıp yakinimizi kuvvetlendirecek bir rahmet bağışla. Şüphesiz karşılıksız olarak bol bol lutfeden sensIn.''

 

 

[1366] İbn Ebi Hatim, Ümmü Seleme (r.anha)'dan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ey kalpleri halden hale çeviren Allah'ım! Kalbimi dinin üzerinde sebat ettir" diye dua eder, sonra Kur’an' daki şu duayı okurdu: "Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettileten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Şüphesiz karşılıksız olarak bol bol lutfeden sensin."

 

 

[1367] İbn Merduyeh Muhammed b. Bekkar kanalıyla ... Ümmü Seleme’den -ki bu, Yezid kızı Esma' dır -şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sık sık, "Ey kalpleri halden hale çeviren Allah'ım! Kalbimi dinin üzerinde sebat ettir" diye dua ederdi. O'na, "Ya Rasulallah! Kalp halden hale geçer mi?" diye sordum. "Evet, Allah hangi kulunu yarattıysa onun kalbi Rahman'ın iki parmağı arasındadır; dilerse onu istikamet üzere eyler, dilerse saptırır" buyurdu. Rabbimiz Allah'tan bize hidayeti bahşettikten sonra kalplerimizi ondan saptırmamaSInI, kalbimize katından bir rahmet bahşetmesini niyaz ederiz. Şüphesiz karşılıksız ve bol bol lutfeden O' dur.

 

 

[1368] İmam Taberi de aynı senetle, fakat Muhammed b. Bekkar yerine Esed b. Musa kanalıyla benzer bir lafızla rivayet etmiştir. Bunu Müsenna'nın Haccac b. Minhal'den, onun Abdulhamid b. Behram'dan ve kalan senedi aynı haliyle benzer bir lafızla rivayet etmiştir. Ancak şu ziyade vardır: Ben, "Ya Rasulallah! Bana kendim için yapacağım bir dua öğretir misin?" dedim. "Peki, şöyle de: Ey Muhammed peygamberin Rabbi Allah'ım! Günahlarımı bağışla, kalbimin katılığını gider ve beni saptıran fitnelerden koru." buyurdu.

 

 

[1369] İbn Merduyeh, Aişe (r.anha)'dan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sık sık şöyle dua ederdi: "Ey kalpleri halden hale çeviren Allah'ım! Kalbimi dinin üzere sebat ettir" Ben, ''Ya Rasulallah! Bu duayı ne kadar da çok yapıyorsun?" dedim. "Her kalp Rahman'ın iki parmağı arasındadır; dilerse onu istikamet üzere eyler, dilerse saptırır. Sen Allah'ın, 'Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Şüphesiz karşılıksız olarak bol bol lutfeden sensin.' buyruğunu hiç işitmedin mi?" buyurdu. Hadis bu senedle gariptir. Fakat hadisin aslı Buhari ve Müslim'in Sahih'leriyle diğer hadis kitaplarında birçok tarikle sabittir. Fakat o rivayetlerde bu ayet geçmemektedir.

 

 

[1370] Bunu Ebu Davud ile Nesai, Ebu Abdurrahman el-Mukri'nin rivayetiyle zikretmişlerdir. Nesai, İbn Hibban ve İbn Vehb'in ... Said b. Müseyyeb'in Aişe (r.anha)'dan nakliyle yaptıkları rivayet şöyledir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) geceleyin uyandığında şöyle dua ederdi:

 

 

"Senden başka hiçbir ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Allah'ım! Günahım için senden bağışlanma diliyorum. Senden rahmetini istiyorum. Allah'ım! İImimi artır ve beni hidayete eriştirdikten sonra kalbimi batıla meylettirme. Katından bana rahmet lutfet. Şüphesiz karşılıksız olarak bol bol lutfeden sensin. " Bu İbn Merduyeh'in rivayetindeki lafızdır.

 

Abdurrezzak. .. Ebu Abdullah es-Sunabhi’den şöyle rivayet etmiştir: Ben akşam namazını Hz. Ebu Bekir (r.a.)'ın arkasında kıldım. İlk iki rek'atta Fatiha'dan sonra kısa mufassal ayetlerden okudu. Üçüncü rek'atta da ona öyle yaklaştım ki neredeyse elbisem elbisesine değecekti. Onu şu ayeti okurken işittim: "Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Şüphesiz karşılıksız olarak bol bol lutfeden sensin. "

 

Ebu Übeyd der ki: Ubade b. Nüseyy bana şöyle anlattı: Halifeliği sırasında Ömer b. Abdülaziz'in yanındaydım. Ömer, Kays'a, "Ebu Abdullah'tan bana hangi rivayeti nakletmiştin 7" dedi. ... Sonra yine Ömer, "Daha önce başkasını okuyordum, fakat ondan işittikten beri bunu hiç terk etmedim." dedi. Sonra birisi ona, "Ey mü'minlerin emiri, ondan önce ne okurdunuz?" diye sordu. Ömer, "İhlas suresini okurdum" dedi. Başka bir rivayete göre; Sunabhi Ebu Bekir (r.a.)'ın arkasında akşam namazını kıldı. Ebu Bekir (r.a.) ilk iki rek'atta Fatiha ile kısa sureleri sesli okudu. Üçüncü rek’ata kalkınca okumaya başladı. Ona öylesine yaklaştım ki neredeyse elbisem elbisesine değiyordu. Bu rek'atta da (Fatiha'dan sonra) "..... Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Şüphesiz karşılıksız olarak bol bol lutfeden sensin. " ayetini okuyordu.

"Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin. Allah asla sözünden dönmez." Yani, onlar dualarında, "Ey Rabbimiz, şüphesiz sen vaad olundukları günde tüm insanları bir araya toplayacak, ihtilaf ettikleri hususlarda aralarında hüküm ve yargısını vereceksin. Her birini ameline, dünyadaki hayır veya şer bakımından haline göre mükafatlandıracak veya cezalandıracaktır.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

10. Şüphesiz inkar edenlerin ne malları ne de evlatları Allah huzurunda kendilerine bir fayda sağlayacaktır. İşte onlar cehennemin yakıtıdır.

11. (Onların yolu) Firavun hanedanının ve onlardan öncekilerin tuttuğu yola benzer. Onlar bizim ayetlerimizi yalanladılar, Allah da kendilerini günahları yüzünden yakalayıverdi. Allah'ın cezası çok şiddetlidir.