|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Al-i İmran Suresi 10 – 11.ayetler |
Kafirlere Hiçbir
Şeyleri Fayda Vermeyecek:
10. Şüphesiz inkar
edenlerin ne malları ne de evlatları Allah huzurunda kendilerine bir fayda
sağlayacaktır. İşte onlar cehennemin yakıtıdır.
11. (Onların yolu)
Firavun hanedanının ve onlardan öncekilerin tuttuğu yola benzer. Onlar bizim
ayetlerimizi yalanladılar, Allah da kendilerini günahları yüzünden
yakalayıverdi. Allah'ın cezası çok şiddetlidir.
Tefsiri:
Yüce Allah başka bir
yerde kafirler hakkında, onların cehennem'in yakıtları olduklarını bildiriyor:
"O gün zalimlere, özür dilemeleri hiçbir fayda sağlamaz. Artık lanet de
onlarındır, kötü yurt da onlarındır!" (Mü'min, 52) Dünyada sahip oldukları
mallar ve evlatlar onlara Allah (c.c) katında hiçbir fayda vermeyecek, onları
Allah'ın azabından ve çetin cezasından kurtaramayacaktır. Hatta Allah (c.c),
"(Ey Muhammed!) Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Çünkü
Allah bunlarla, ancak dünya hayatında onların azaplarını çoğaltmayı ve onların
kafir olarak canlarının çıkmasını istiyor." (Tevbe, 55) buyurmuştur. Bir
ayette de, "İnkarcıların (refah içinde) diyar diyar dolaşması, sakın seni
aldatmasın! Azıcık bir menfaattir o. Sonra onların varacakları yer cehennemdir.
O ne kötü varış yeridir!" (Al-i İmran, 196197) buyurmuştur. Yüce Allah
burada da şöyle buyuruyor: "Şüphesiz inkar edenlerin" yani Allah'a
inanmayan, peygamberlerini yalanlayan, kitabına aykırı hareket edenler ve
peygamberlerine gönderdiği vahiyden istifade etmeyenlerin "ne malları ne
de evlatları Allah huzurunda kendilerine bir fayda sağlayacaktır. İşte onlar
cehennem'in yakıtıdır." Yani, cehennem'in tutuşturulacak ve yanacak
odunlarıdırlar. Nitekim Yüce Allah başka bir yerde şöyle buyurur: "Siz ve
Allah'ın dışında taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız. Siz oraya
gireceksiniz. " (Enbiya, 98)
[1371] İbn Ebi Hatim,
İbn Abbas (r.a.)'ın annesi Ümmü Fadl'dan şöyle rivayet etmiştir: Biz Mekke' de
iken Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gecenin bir vaktinde kalkarak üç
defa, "Tebliğ ettim mi? Allah'ım! Tebliğ ettim mi?" dedi. Bunun
üzerine Ömer (r.a.) kalkarak, "Evet" dedi. Sabah olunca Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "İslam mutlaka galip ve güçlü olacak ve
küfür kendi beldelerine püskürtülecektir. Şurası kesin ki İslam adına denizlere
açılacaksınız. İnsanlar öyle bir dönem görecekler ki Kur'an'ı öğrenecek ve
okuyacaklar, sonra, "Okuduk ve öğrendik; bizden daha faziletli kim
vardır?" diyecekler. Oysa onlarda hayır adına hiçbir şey var mıdır acaba?"
buyurdu. Sahabiler, "Ya Rasulallah! Onlar kimlerdir?" dediler.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Onlar sizdendirler. Onlar
cehennem'in yakıtıdırlar" buyurdu. Ben bunu bu lafızla böyle gördüm.
[1372] Bunu İbn Merduyeh
de Yezid b. Abdullah b. Hadi'nin .. Ümmü Fadl'dan rivayetiyle, şu lafızla
tahric etmiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Mekke'de iken bir
gece uyandı ve üç defa, "Tebliğ ettim mi?" dedi. Bunun üzerine içli
ve yürekli biri olan Ömer (r.a.), "Vallahi evet, sen tüm gayretini ortaya
koydun, çalıştın ve nasihat ettin. Sen sabret." dedi. Sabah olunca Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "İslam mutlaka galip ve güçlü
olacak, küfür kendi beldelerine püskürtülecek. Kesinlikle İslam adına denizlere
açılacaksınız. İnsanlar öyle bir dönem görecekler ki Kur'an'ı öğrenecek ve
okuyacaklar; sonra, "Okuduk ve öğrendik. Böyle iken bizden daha faziletli
kim vardır?" diyecekler. Oysa onlarda hayır adına hiçbir şey var mıdır
acaba?" dedi. Sahabiler, ''Ya Resulullah! Onlar kimlerdir?" dediler.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Onlar sizdendirler. Onlar
cehennem'in yakıtıdırlar" buyurdu. Sonra bunu başka bir senetle ve benzer
bir lafızla rivayet etmiştir.
"(Onların yolu)
Firavun hanedanının ve onlardan öncekilerin tuttuğu yola benzer." Dahhak,
İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Yani Firavun hanedanının hareket ve
fiillerine benzer. İkrime, Mücahid, Ebu Malik, Dahhak ve daha başkalarından da
böyle rivayet edilmiştir. Bazıları, "Firavun hanedanlığının gidişatı,
Firavun'un fiil ve hareketleri, Firavun hanedanlığının haline benzer" diye
tefsir etmişlerdir. Bunlar lafız itibariyle birbirlerine yakındır. De'b hem
de'b, hem de de eb şeklinde okunur; aynen nehir manasındaki kelimenin hem nehr,
hem neher diye telaffuzu gibi. De'b; fiil, hal, durum ve adet demektir. Mesela,
bu kelime kullanılarak, "Bu daima, benim ve senin adetin
olagelmiştir." denir. İmriü'l-Kays şöyle der:
Ey dostum, onunla
duralım binekleri üzerinde. Diyorlar ki: Hüzünden tüketme kendini, süslen.
Ondan önce Ümmü Huveyris'teki adetin gibi. Me'sil dağındaki komşusu Ümmü
Rebab'daki gibi.
Yani, senin Üm mü
Huveyris’e aşkından kendini tüketip onun yurdu ve hali için ağlayıp
durduğundaki halin ve adetin gibi.
Ayetin manası da
şöyledir: Kafirlere malları da çocukları da hiçbir fayda vermeyecektir. Aksine
Firavun hanedanlığıyla peygamberlerin getirdikleri ilahi ayet ve hüccetleri
yalanlayan diğer halklara yapıldığı gibi bunlar da yok edilecek ve azap
görecekler.
"Allah'ın cezası
çok şiddetlidir." Yani yakalaması çetin, azabı acıklıdır.
Hiç kimse kendisini
O'ndan koruyamaz ve hiçbir şey O'ndan kaçamaz. Bilakis O (c.c) dilediği her
şeyi yapan, her şey üzerinde galip ve hakimdir. Her şey O'nun önünde
eğilmiştir. Ondan başka hiçbir ilah, O'ndan gayri hiçbir rabb yoktur.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |