|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Al-i İmran Suresi 75 ve 76.ayetler |
Kitap Ehlinden Hainler
de Vardır, Eminler de:
75. Ehl-i kitap'tan
öylesi vardır ki ona yüklerle mal emanet bıraksan, onu sana noksansız iade eder.
Fakat onlardan öylesi de vardır ki ona bir dinar emanet bıraksan, tepesine
dikilip durmazsan onu sana iade etmez. Bu da onların, "Ümmilere karşı
yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur" demelerindendir. Allah adına
bile bile yalan söylüyorlar.
76. Hayır! (Bilakis)
her kim sözünü yerine getirir ve kötülükten sakımrsa, bilsin ki Allah
müttakileri sever.
Tefsiri:
Yüce Allah kitap
ehlinden hainlerin bulunduğunu bildiriyor ve onlara aldanmamaları için
mü'minleri uyarıyor. Çünkü, "Ehl-i kitap'tan öylesi vardır ki ona yüklerle
mal emanet bıraksan, onu sana noksansız iade eder."
Bu kadar çok emaneti
iade eden daha az emaneti çoktan öder. "Fakat onlardan öylesi de vardır ki
ona bir dinar emanet bıraksan, tepesine dikilip durmazsan", yani hakkını
kurtarmak için yanından ayrılmayıp sürekli ve ısrarla istesen bile 'bnu sana
iade etmez." Sadece bir dinarda böyle yaparsa daha büyük miktarı elbette
ödemez. Kıntarın tefsiri bu surenin başında geçti. Dinar'ın (altın para) ne
olduğu malumdur. İbn Ebi Hatim, Malik b. Dinar'dan şöyle nakleder: Buna dinar
denmiştir; çünkü o din ve nar (ateş)tir. Zira kim dinarı hakkı olarak alırsa bu
onun dindarlığını gösterir. Kim de haksız yere alırsa ona da nar (ateş) vardır.
Burada İmam Buhari'nin, Sahih'inin birçok yerinde muallak olarak zikrettiği
hadisi zikretmek uygun düşer. Bunların en iyisi Kefalet Kitabı'ndaki
rivayettir:
[1441] İmam Buhari
orada, Ebu Hureyre (r.a.) kanalıyla Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'den şöyle nakleder: "İsrailoğullarından adamın biri diğerinden bin
dinar borç istedi. Karşı taraf ona, "Birilerini getir sana borç verdiğime
dair şahitlik etsinler" dedi. Borç isteyen, "Şahit olarak Allah
yeter" dedi. Diğer kimse, "O halde kefil getir" dedi. Borç
isteyen, "Kefil olarak Allah yeter" dedi. Borç verecek olan kişi,
"Doğru söylüyorsun" dedi ve bir vade belirleyerek bin dinarı borç
olarak verdi. Parayı alan adam, bir deniz yolculuğuna çıktı. İhtiyaçlarını
gördü. Daha sonra geri dönmek üzere bir ulaşım aracı aradı. Belirlenen borç
vadesi geliyordu, fakat o bir binek bulamamıştı. Hemen bir odun parçası alıp
içini oydu, içine, bin dinarı ve para sahibine yazdığı mektubu koydu. Oyduğu
yeri düzeltip kapattıktan sonra deniz kenarına gitti ve şöyle dedi:
"Allah'ım! Muhakkak sen biliyorsun ki ben falan kimseden borç almıştım.
Benden kefil istediği zaman, "Kefil olarak Allah yeter" demiştim, o
da buna razı olmuştu. Benden şahit istemişti, "Şahit olarak Allah
yeter" demiştim, o da buna razı olmuştu. Ben, parasını ona ulaştırmak için
bir gemi bulmaya çalıştım, fakat bulamadım. Bunu sana emanet ediyorum"
diyerek odun parçasının denize attı. Odun denizin içinde kaybolduktan sonra
geri döndü. Memleketine dönmek için bir vasıta bulmaya çalışıyordu. Alacaklı
kişi de, parasını getirmesi ümidiyle deniz kenarına çıkmıştı. Bu arada birden
karşısına, içinde parası bulunan odun parçası çıktı. Odunu yakmak amacıyla alıp
evine götürdü. Odunu kırdığı zaman, içinde parayı ve borçlunun kendisine
yazdığı mektubu buldu. Bir süre sonra borçlu kişi alacaklıya gelerek bin dinarı
takdim etti ve "Vallahi, şu ana kadar hep paranı getirebilmek için bir
vasıta bulmaya çalıştım. Geldiğim gemiden başka daha önce hiçbir binek
bulamadım" dedi. Alacaklı, "Sen bana birşey göndermiş miydin?"
diye sordu. Borçlu, "Geldiğim vasıtadan başka hiçbir binek bulamadığımı
söylüyorum sana" dedi. Alacaklı, "Allah, odun parçası içinde
gönderdiğin parayı ödedi" dedi. Bunun üzerine borçlu, bin dinarını alarak
Allah'ın razı olacağı bir doğruluk ve dürüstlük duygusuyla çekip gitti. "
İmam Buhari bunu muallak olarak ve cezm (keskinlik) sigasıyla rivayet etmiştir.
Sahih'inin birçok yerinde de, senede Leys'in katibi Abdullah b. Salih'i
ekleyerek muttasılolarak zikretmiştir. Bunu İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned'inde
Yunus b. Muhammed el-Müeddib'in Leys'ten rivayetiyle uzunca bir şekilde rivayet
etmiştir. Bezzar da Müsned'inde Ebu Hureyre (r.a.)'ın Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)’den benzer bir lafızla rivayetiyle zikretmiş, sonra,
"Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’den sadece bu senetle bu
vecihten rivayet edilmiştir" demiştir. Bezzar böyle demiştir. Fakat, biraz
önce söylediğimizden dolayı bu hatadır.
"Bu da onların,
"Ümmilere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur"
demelerindendir." Yani, onları hakkı inkara iten şey, "dinimize göre
ümmilerin, yani Arapların mallarını yememizde hiçbir sakınca yoktur. Çünkü
Allah bize bunu helal kılmıştır." demeleridir. Yüce Allah onların bu
sözüne şöyle cevap veriyor: ''Allah adına bile bile yalan söylüyorlar."
Yani, bu sözü onlar uydurmuş, bu sapık fikri iftira olarak kendileri
çıkarmıştır. Çünkü Allah başkalarının malını ancak hak etmiş olmak şartıyla
helal kılmıştır. Onlar iftiracı bir millettir. Abdurrezzak, Sa'saa b. Yezid'den
şöyle rivayet etmiştir: Bir adam İbn Abbas (r.a.)'a, "Zimmet ehli kimselerle
yaptığımız savaşlarda elimize tavuk ve koyun düşüyor" diye sordu. İbn
Abbas (r.a.), "Peki ne diyorsunuz?" dedi. Adam, "Bunun bizim
için hiçbir sakıncası yoktur" diyoruz, dedi. İbn Abbas (r.a.), "Bu,
kitap ehlinin 'Ümmilere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur' sözü
gibidir. Onlar cizyeyi verdikleri sürece rızaları olmadan hiçbir malları size
helal olmaz." demiştir. Ebu Sevr de Ebu İshak'tan bunun benzerini rivayet
etmiştir.
[1442] İbn Ebi Hatim, Said
b. Cübeyr'den şöyle rivayet etmiştir: Kitap ehli, "Ümmilere karşı
yaptıklarımızdan dolayı bize vebal yoktur" deyince Allah'ın nebisi
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), Allah'ın düşmanları yalan söylüyorlar. Cahiliye
devrindeki her şey benim şu iki ayağımın altındadır. Ancak emanet müstesnadır;
zıra o iyinin de kötünün de emanetini teslim etmek şarttır. " buyurdu.
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor: "Hayır! (Bilakis) her kim sözünü yerine getirir ve
kötülükten sakınırsa", Yani: Ey Ehl-i kitap! Sizden kim Allah'ın, geçmiş
peygamberlerden ve ümmetlerinden aldığı gibi sizden de aldığı, 'peygamber
olarak gönderildiğinde Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e iman
edeceğinize' dair söz ve misakı yerine getirir ve Allah'ın haramlarından
sakınırsa; Allah'a (c.c) ve son peygamberi, insanların efendisi (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ile gönderdiği şeriatına uyarsa "bilsin ki Allah
müttakileri sever. "
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |