|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Al-i İmran Suresi 90 ve 91.ayetler |
Küfre Dönüp Daha Da
Azanlar ve Öyle Ölenler:
90. İnandıktan sonra kafirliğe sapıp sonra inkarcılıkta daha da ileri gidenlerin tevbeleri asla kabul edilmeyecektir. Ve işte onlar,
sapkınların ta kendisidirler.
91. Gerçekten, inkar edip kafir olarak ölenler var ya, onların hiçbirinden
-fidye olarak dünya dolusu altın verecek olsa dahi- kabul edilmeyecektir. Onlar
için acı bir azap vardır; hiç yardımcıları da yoktur.
Tefsiri:
Yüce Allah iman ettikten
sonra küfre sapan, sonra küfrü artan, yani küfrünü ölene kadar sürdüren
kimseleri tehdit ediyor, onlara gözdağı veriyor. Onların o hal üzere öldükten
sonra tevbelerinin kabul edilmeyeceğini bildiriyor.
Nitekim Yüce Allah başka bir ayette, "Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca, 'Ben şimdi tevbe ettim' diyenler ile kafir
olarak ölenler için (kabul edilecek) tevbe yoktur.
Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır." (Nisa, 18) buyurmuştur. Bu
yüzden Allah (c.c) burada daha sonra, "Tevbeleri
asla kabul edilmeyecektir. Ve işte onlar, sapkınların ta kendisidirler. "
buyuruyor. Yani, onlar hak yoldan çıkıp sapıklık yoluna girmişlerdir.
[1461] Hafız Bezzar, İbn Abbas (r.a.)'tan
şöyle rivayet etmiştir: Bir grup insan Müslüman olup sonra irtidat
ettiler, sonra tekrar Müslüman olup ardından tekrar küfre döndüler. Sonra da
durumlarını öğrenmeleri için kavimlerine haber gönderdiler. Onlar bunu Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
bildirince şu ayet-i kerime nazil oldu: "İnandıktan sonra kafirliğe sap ıp sonra
inkarcılıkta daha da ileri gidenlerin tevbeleri asla
kabul edilmeyecektir. Ve işte onlar, sapkınların ta kendisidirler. " Bezzar böyle rivayet etmiştir ve senedi sahihtir.
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor: "Gerçekten, inkar edip kafir
olarak ölenler var ya, onların hiçbirinden -fidye olarak dünya dolusu altın
verecek olsa dahi- kabul edilmeyecektir." Yani, kim küfür üzere ölürse,
dünya dolusu altını kendince ibadet ve sevap gördüğü şeylerde harcamış ve infak
etmiş olsa bile, yaptığı bu iyiliklerin hiçbiri kendinden kabul edilmeyecektir.
[1462] Nitekim Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
konuklarını ağırlayan, para verip esirleri kurtaran ve yedirip içiren biri olan
Abdullah b. Cüd'an hakkında "Bunlar ona bir
fayda verir mi?'' diye sorulduğunda, Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "Hayır. Çünkü o ömrü boyunca
bir gün olsun, 'Rabbim! Hesap gününde günahımı bağışla' demedi.'' diye cevap
vermiştir.
İşte bir kimse yeryüzü
dolusu altını hayrına dağıtsa ve infak etse bile bu ondan kabul edilmeyecektir.
Nitekim Yüce Allah başka yerlerde de şöyle buyurur: "Öyle bir günden
korkun ki o günde hiç kimse başkası için herhangi bir ödemede bulunamaz; hiç kimseden
(Allah izin vermedikçe) şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz; onlara asla yardım
yapılmaz." (Bakara, 48) "Ey iman edenler! Kendisinde
artık alış-veriş, dostluk ve kayırma bulunmayan gün (kıyamet) gelmeden önce,
size verdiğimiz rızıktan hayır yolunda
harcayın.''(Bakara, 254) Allah (c.c) yine şöyle buyurur: ''İman eden kullarıma
söyle: Namazlarını dosdoğru kılsınlar, kendisinde alış-veriş ne de dostluk
bulunan bir gün gelmeden önce, kendilerine verdiğimiz rızıklardan
(Allah için) gizli açık harcasınlar." (İbrahim, 31) O yüzden Yüce
Allah burada, "Gerçekten, inkar edip kafir olarak
ölenler var ya, onların hiçbirinden dünya dolusu altın, bunu fidye olarak
verecek olsa dahi kabul edilmeyecektir. " buyuruyor. "Bunu fidye
olarak verecek olsa dahi" ifadesi "onların hiçbirinden dünya dolusu
altın kabul edilmeyecektir" üzerine atfedilmiştir. Böylece bunların
birbirinden farklı şeyler olduğu anlatılmak istenmiştir (Çünkü
atıf, öncesiyle sonrasının ayrı şeyler olduğunu ifade eder. Burada da böyle
yapılarak iki şeye birden işaret edilerek, böylece mana daha da
zenginleştirilmiştir). Bizim buradaki vav harfini atıf harfi yapıp manayı o şekilde vermemiz,
onun ziyade olduğunu söylemekten daha evladır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Bizim tefsirimiz şu manayı gerektiriyor ki; bu kimse (dünyada) yeryüzü dolusu
infak etmiş olsa da, (ahirette) kendisini Allah'tan
kurtarmak için yeryüzü dolusu altını fidye vermek istese de bunların hiçbiri
onu Allah'ın azabından kurtaramayacaktır. Dünya kadar altından kasıt dünyanın
dağları, tepeleri, toprağı, kumu, ovası, dik yamaçları, karası ve denizi
ağırlığınca altındır.
[1463] İmam Ahmed b. Hanbel, Enes b. Malik
(r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle rivayet etmiştir: "Kıyamet günü
cehennemdeki bir adama, "Söyle bakalım; yeryüzündeki her şey senin olsaydı
şimdi kendini kurtarmak için onları fidye verir miydin?" diye sorulur. O,
'Evet' der. Bunun üzerine Yüce Allah ona şöyle der: "Ben ise senden bunun
çok azını istedim; babanın (Adem) sulbünde iken
senden, 'Bana hiçbir şeyi eş koşma' diye söz aldım. Fakat sen (Dünya'ya
geldikten sonra) bunu reddederek ısrarla bana eş koştun. " Bunu İmam Buhari ile Müslim de böyle rivayet etmişlerdir.
[1464] (Hadisin Başka
Tariki:) Yine İmam Ahmed b. Hanbel,
Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Cennet
halkından biri getirilir. Yüce Allah ona, 'Ey ademoğlu!
Yerini yuvanı nasıl buldun?' diye sorar. O, 'Rabbim, en güzel yer ve yurt'
der." Yüce Allah "Daha fazlasını iste ve arzula" der. Bunun
üzerine şehadetin fazilet ve karını gören kul,
"Rabbim! Senden tek şunu istiyorum ve arzuluyorum; beni dünyaya gönder de
senin yolunda on defa öldürüleyim" der. Cehennem halkından biri getirilir.
Allah (c.c) ona, "Eyademoğlu! Yeryüzü dolusu
altının olsa onu fidye olarak vermek ister misin?" der. o,
'Rabbim, evet isterim' der. Bunun üzerine Yüce Allah ona, "Yalan
söylüyorsun! Senden bunun daha azını ve basitini istedim de yapmadın" der
ve adam cehennem'e geri götürülür. "
İşte bu yüzden Allah (c.
c) ayetin devamında şöyle buyuruyor: "Onlar için acı bir azap vardır; hiç
yardımcıları da yoktur. " Yani, onların, kendilerini Allah'ın azabından
kurtaracak ve elem verici cezasından koruyacak hiç kimseleri yoktur.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki
kullan |