İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Al-i İmran Suresi

110 – 112.ayetler

 

En Hayırlı Ümmet:

 

110. Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder; kötülükten meneder ve Allah'a inanırsınız: Ehl-i kitap'ta inansaydı, elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu. (Gerçi) içlerinde iman edenler var; (fakat) çoğu yoldan çıkmışlardır.

111. Onlar (Ehl-i kitap) size, incitmekten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşa girecek olsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.

112. Onlar (Yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar kendilerine zillet (damgası) vurulmuştur. Bundan ancak Allah'ın ipi ve insanların ipi sayesinde kurtulabileceklerdir. Allah'ın hışmına uğramışlar ve miskinliğe mahkum edilmişlerdir. Çünkü onlar, Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Bu da onların isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır.

 

Tefsiri:

 

Allah Teala, Muhammed ümmetinin tüm ümmetlerin en hayırlısı ve üstünü olduğunu bildirerek şöyle buyuruyor: "Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz." İmam Buhari, Ebu Hazim’den şöyle rivayet etmiştir: Ebu Hureyre (r.a.), "Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz" ayeti hakkında şöyle dedi: "Sizler insanlara en hayırlı ve faydalı insanlarsınız. İslam'a girmeleri için onları boyunlarında zincirlerle getirirsiniz." İbn Abbas (r.a.), Mücahid, Atiyye el-Avfi, İkrime, Ata ve Rebi’ b. Enes de, "Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz" ayetini aynı şekilde şöyle tefsir etmişlerdir: Sizler insanlara en faydalı ve en yararlı insanlarsınız. Yani, Muhammed ümmeti en hayırlı ümmet ve insanlara en faydalı insanlardır. Bu yüzden ardından (bunu açıklayıcı olarak) şöyle buyurulmuştur: "İyiliği emreder; kötülükten meneder ve Allah'a inanırsınız. "

 

 

[1510] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Leheb'in kızı Düre'den şöyle rivayet etmiştir: Bir adam minber üzerinde iken Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek, "Ey Allah Rasulü! En hayırlı insanlar kimlerdir?" diye sordu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "En çok Kur'an okuyan, Allah'tan en çok sakınan, iyiliği emredip kötülükten sakındırmayı ve sıla-ı rahmi en çok yapandır." buyurdu. Ahmed b. Hanbel, Nesai ve Hakim -Müstedrek'indeSaid b. Cübeyr (r.a.)'tan İbn Abbas (r.a.)'ın, "Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz" ayeti hakkında şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: Onlar Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile Mekke'den Medine'ye hicret eden Muhacir'lerdir. Fakat doğru görüş bu ayetin tüm ümmet hakkında genelolduğudur. Her bir nesli ve çağı fazilet bakımından farklılık arzetse de sonuçta en faziletli ümmettir. Bu ümmetin en hayırlı ve faziletli nesli Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in gönderildiği nesil, sonra ardındaki nesil, daha sonra onun ardından gelen nesildir. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette de şöyle buyurmuştur: "İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Rasul'ün de size şahit olması için sizi vasat" yani en hayırlı "bir ümmet kıldık." (Bakara, 143)

 

 

[1511] Ahmed b. Hanbel, Tirmizi, İbn Mace ve Hakim, Muaviye b.

Hayde’den şöyle rivayet etmişlerdir: Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Siz (insanları) yetmiş ümmete tamamlıyorsunuz ve Allah katında hepsinden daha hayırlı ve daha değerli olan sizsiniz. " Bu meşhur bir hadistir. Tirmizi hasen olduğunu söylemiştir. Bu hadis benzer lafızla Muaz b. Cebel (r.a.) ile Ebu Said el-Hudri (r.a.) kanalıyla da rivayet edilmiştir.

 

Bu ümmet hayırlarda ve faziletlerde bu makama peygamberi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sebebiyle ulaşmıştır. Çünkü O, Allah katında kulların en üstünü, peygamberlerin en kıymetlisidir. Yüce Allah onu daha önce hiçbir nebi ve Rasule vermediği mükemmel ve büyük bir şeriatla göndermiştir. Dolayısıyla onun metod ve yoluna göre yapılan az amel, diğerlerine göre yapılan çok amelden daha hayırlıdır.

 

 

[1512] Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel, Hz. Ali (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Bana, daha önce hiçbir peygambere verilmeyen şeyler verildi. " buyurdu. Biz: "Ya Rasulallah! Onlar nelerdir?" diye sorduk. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Ben (kafirlerin kalplerine) korku salmakla desteklendim. Bana yeryüzünün anahtarları verildi. Adım Ahmed konuldu. Toprak bana temiz kılındı. Ümetim de ümmetlerin en hayırlısı ve üstünü kılındı." buyurdu. Hadisi bu kanalla sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir. Senedi hasendir.

 

 

[1513] İmam Ahmed b. Hanbel, Ümmü Derda'dan şöyle rivayet etmiştir: Ebu Derda (r.a.)'tan şöyle işittim: Ebu Kasım'ı şöyle derken işittİm -Ümmü Derda der ki: Ebu Derda'yı ne önce ne sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i bu şekilde künyesiyle anarken görmedim-: "Yüce Allah şöyle dedi: 'Ey İsa! Ben senden sonra öyle bir ümmet göndereceğim ki onlar arzuladıkları ve hoşlarına giden şeylere sahip olduklarında hamd ve şükrederler. Hoşlanmadıkları şeyler başlarına gelirse o durumda da sevabını Allah'tan umarak sabrederler. Üstelik onların (esasen) ilimleri de hilimleri de yoktur.' İsa (a.s), 'Rabbim, hiçbir hilim ve ilimleri yokken bunu nasıl yapacaklar?' dedi. Yüce Allah, 'Ben onlara hilm ve ilmimden vereceğim' buyurdu. "

 

 

Konuyla Alakalı Bazı Hadisler:

 

[1514] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Bekir (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Bana hesap görmeden cennet’e girecek yetmiş bin kişi lutfedildi. Onların yüzleri ayın on dördü gibi parlak, kalpleri bir kişinin kalbi gibidir. Rabbimden daha da artırmasını istedim de her birine yetmiş bin kişi verdi. Öyle inanıyorum ki bu, köylülere kadar ulaşacak ve çöllerin kenarlarındakilere kadar erişecektir. "

 

 

[1515] (Başka bir hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Bekr es-Sehmi'den, o Hişam b. Hassan'dan, o Kasım b. Mihran'dan, o Abdurrahman b. Ebi Bekr'den Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Rabbim bana cennet’e hesapsız girecek yetmiş bin kişi verdi." Ömer (r.a.), "Daha fazlasını isteseydin?" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Fazlasını istedim ve bana her bir kişi için yetmiş bin daha verdi." buyurdu. Ömer (r.a.) yine, "Daha fazlasını isteseydin?" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Fazlasını istedim de bana bu kadar verdi" buyurdu. Ravilerden Abdullah b. Bekr bunu söylerken ellerini öne doğru açmış, kulaçlarını yaymıştır. Hişam ise şöyle demiştir: Bu Allah'tandır, ne kadar olduğu bilinemez.

 

 

[1516] (Başka bir hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Şurayh b. Ubeyd'den şöyle rivayet etmiştir: Sevban Humus'ta iken hastalandı. Oranın valisi Abdullah b. Kurt el-Ezdi idi ve onu ziyaret etmedi. Kelai kabilesinden biri onu ziyarete geldiğinde Sevban ona, "Yazı yazmayı biliyor musun?" diye sordu. O, "Evet" deyince, "O zaman bir mektup yaz" dedi ve vali Abdullah b. Kurt'a şöyle yazdırdı: "Allah Resulü'nün dostu Sevban'dan! Yanında Musa (a.s) veya İsa (a.s)'ın bir hizmetçisi olsaydı (ve de hastalansaydı) onu ziyaret ederdin!." Sonra mektubu katladı ve ona, "Bunu valiye ulaştırır mısın?" dedi. O da "Evet" dedi. Adam gitti ve mektubu Abdullah b. Kurt'a teslim etti. Abdullah mektubu okur okumaz irkilerek ayağa kalktı. İnsanlar, "Ne oldu, bir durum mu var?" dediler. Bunun üzerine vali Sevban'ın yanına gelerek onu ziyaret etti. Yanında bir süre oturduktan sonra kalktı. Sevban elbisesini tuttu ve şöyle dedi: Otur da sana Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den işittiğim bir hadisi anlatayım. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Muhakkak ümmetimden yetmiş bin kişi hesapsız ve azapsız cennet'e girecek. Bunların her 1000 kişiyle de 70 bin kişi daha girecek. " Hadisi bu vecihten sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir. Senedindeki ravilerin tamamı Şamlı ve Humuslu sika ravilerdir. Dolayısıyla bu, Allah'a hamd-u senalar olsun, sahih bir hadistir.

 

 

[1517] Taberani ... Şurayh b. Ubeyd'den, o Ebu Esma er-Rahabi'den, o da Sevban (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Şüphesiz Aziz ve Celil olan Rabbim bana ümmetimden yetmiş bin kişinin hesaba çekilmeyeceğini, bunların her biniyle beraber yetmiş bin kişinin daha böyle olacağını vaad etti. " Muhtemelen mahfuz olan budur; yani Şurayh ile Sevban arasında Ebu Esma erRahabi vardır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[1518] (Başka bir hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Bir gece Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanında uzun uzun konuştuk. Ertesi sabah yanına vardığımızda şöyle buyurdu:

"Bu gece peygamberler ümmetleriyle birlikte bana gösterildiler. Bir peygamber yanında bir kişiyle, bir peygamber yanında iki kişiyle, bir peygamber beraberinde küçük bir grupla geçiyordu. Bir peygamberin yanında da hiç kimse yoktu. Sonra yanımdan İsrailOğullarından kalabalık bir toplulukla Musa (a.s) geçti. Hoşuma gittiler ve "Bunlar kimdir?" diye sordum. "Bu kardeşin Musa (a.s), beraberindekiler de israiloğullarıdır." denildi. Sonra, "Benim ümmetim nerede?" dedim. "Sağına bak" denildi. Baktım ki tepeleri insan yüzleri kaplamış. Sonra bana, "Soluna bak" denildi. Baktım ki ufku insan yüzleri kaplamış. Bana, "Razı oldun mu?" denildi. "Razı oldum ey Rabbim" dedim. Bana, "Bunlarla birlikte yetmiş bin kişi de cennet'e hesapsız girecek" denildi." Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sonra bize şöyle buyurdu: ''Annem babam size feda olsun. Yetmiş binden biri olabilirseniz olun. Olamazsanız tepedekilerden olun. Onlardan da olamazsanız ufku kaplayanlardan olun. Çünkü ben orada insanların birbirine girip karıştıklarını (çok kalabalık olduklarını) gördüm." Bunun üzerine Ukkaşe b. Muhsan ayağı kalkarak, "Ya Resulullah! Yetmiş bin arasında olmam için Allah'a dua et!" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona dua etti. Sonra bir adam daha kalktı ve "Ya Resulullah! Beni onlardan eylemesi için de Allah'a dua et!" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ukkaşe senden önce davrandı" buyurdu. Sonra konu üzerinde sohbete daldık. "Bu yetmiş bin kişi kimler acaba?"; "İslam üzere doğup Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmadan o hal üzere ölen kimseler olmalı" gibi sözler söylüyorduk. Konuşmalarımız Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ulaşınca şöyle buyurdu: "Onlar dağlama yaptırmayan, rukye yaptırmayan, uğursuzluk inancı olmayan ve sadece Rabblerine tevekkül eden kimselerdir. " İmam Ahmed b. Hanbel, bu senetle böyle rivayet etmiştir. Başka bir tarikle yaptığı rivayette şu ziyade vardır: "Rabbim razı oldum, Rabbim razı oldum" dedim. "Razı oldun mu?" buyurdu. "Evet" dedim. Bana "Soluna bak" buyurdu. Baktım ki ufku insanların yüzleri kaplamış. "Razı oldun mu?" diye buyurdu. "Razı oldum" dedim. " Hadis bu kanalla sahih olup İmam Ahmed b. Hanbel'den başkası tahric etmemiştir.

 

 

[1519] (Başka bir hadis): Ahmed b. Meni' ... İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Bana ümmetlerin toplanma anındaki halleri gösterildi. Ümmetimin gelişi gecikti. Sonra onları görünce sayıları ve halleri hoşuma gitti ve mutlu oldum; ovaları ve dağları doldurmuşlardı. Yüce Allah, "Hoşnut oldun mu ey Muhammed?" buyurdu. "Evet" dedim. "Bunlarla beraber yetmiş bin kişi de hesap görmeden cennet'e girecekler. Onlar rukye (muska) ve dağlama yaptırmayan ve sadece Rabblerine tevekkül eden kimselerdir" buyurdu." Bunun üzerine Ukkaşe b. Muhsan ayağı kalkarak, "Ya Resulullah! Beni yetmiş binden yapması için Allah'a dua et!" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Sen onlardan olacaksın" buyurdu. Sonra başka bir adam kalkarak, "Ya Resulullah! Beni onlardan etmesi için Allah'a dua et!" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ukkaşe seni geçti" buyurdu. Bunu Hafız Ziya el-Makdisı rivayet etmiş ve "Bana göre bu Müslim'in koşullarını taşıyan bir hadistir" demiştir.

 

 

[1520] Taberani, İmran b. Husayn (r.a.)'tan şöyle rivayet eder:

Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ümmetimden yetmiş bin kişi hesapsız cennet'e girecek." buyurdu. "Onlar kimlerdir?" diye sorulunca, "Onlar dağlama ve muska yaptırmayan, uğursuzluk inancı olmayan ve sadece Rabblerine dayanıp tevekkül eden kimselerdir" buyurdu. Bunu Müslim, Hişam b. Hassan'dan rivayet etmiştir. Ukkaşe olayı bunda da geçmektedir.

 

 

[1521] (Başka bir hadis): Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken dinledim:

"Ümmetimden yetmiş bin kişilik bir zümre cennet’e (direk) girecektir. Bunların yüzleri ayın on dördü gibi parlak ve aydın olacaktır." Ebu Hureyre (r.a.) devamla şöyle der: Bunun üzerine Ukkaşe b. Mihsan el-Esedı, üzerindeki çizgili elbiseyi kaldırarak ayağa kalktı ve "Ey Allah'ın Resulü! Beni onlardan kılması için Allah'a dua et" dedi. Allah Resulü, ''Allah'ım! Bunu onlardan kıl" diye dua etti. Daha sonra Ensar'dan bir adam ayağa kalkarak, "Ey Allah'ın Resulü! Allah'a beni onlardan kılması için dua et" deyince, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ukkaşe senden önce davrandı" buyurdu.

 

 

[1522] Taberani, Sehl b. Sa'd es-Saidı (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Muhakkak ümmetimden yetmiş bin kişi -veya yedi yüz bin kişi- (direkt) cennet’e girecek. Bunlar birbirlerine tutunarak girerler ve en arkadakiler girmeden en öndekiler girmez (hepsi bir anda girer). Bunların yüzleri de ayın on dördüncü gecesindeki gibi (parlak) olacak. "

 

 

[1523] (Başka bir hadis): İmam Müslim Sahih'inde Husayn b. Abdurrahman'dan şöyle nakleder: Said b. Cübeyr'in yanındaydık. "Dün akşam düşen yıldızı hanginiz gördü?" dedi. "Ben (gördüm) dedim." Sonra "Namazda değildim, fakat beni akrep sokmuştu" dedim. "Onun için ne yaptın?" dedi. "Rukye yaptım" dedi. "Seni bunu yapmaya iten şey nedir?" dedi. "Şa'bi'nin bize naklettiği hadis" dedim. "Şa'bi size ne anlattı?" dedi. "Bize Büreyde b. Husab el-Eslemi’den onun, "Nazar ve hayvan sokması dışında hiçbir şeyde rukye yapılmaz" dediğini nakletti." dedim. Bunun üzerine Said b. Cübeyr şöyle dedi: Kişinin işittiği şeye uyması güzeldir. Fakat bize de İbn Abbas (r.a.) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet etti:

 

"Bana ümmetler gösterildi. Kimi peygamberi yanındaki küçük bir grupla, kimi peygamberi beraberindeki bir-iki adamla birlikte gördüm. Kimi peygamberin yanında ise hiç kimse yoktu. Birden bana büyük bir kalabalık gösterildi. Onları ümmetim zannettim. Fakat bana, "Bu Musa ile kavmidir. Fakat sen ufka bak" dediler. Ufka baktım ki çok büyük bir kalabalık var. Bana, "İşte senin ümmetin bunlardır. Onların yanında 70 bin daha var ki onlar hesapsız ve azapsız cennet'e girecekler." denildi." Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu söyledikten sonra kalkıp evine geçti. İnsanlar cennet’e hesapsız ve azapsız girecek kimseler hakkında konuşmaya daldılar. Kimileri, "Belki de bunlar Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile arkadaşlık yapmış kimselerdir" dediler. Kimileri, "Belki de Müslüman doğup Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayan kimselerdir" dediler. Başka şeyler de söylediler. Derken Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanlarına çıkageldi. "Konuşmaya daldığınız şey nedir?" buyurdu. Sahabiler söyleyince, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Onlar rukye yapmayanlar ve yaptırmayanlar, dağlama yaptırmayanlar, uğursuzluğa inanmayanlar ve yalnız Rabblerine tevekkül edenlerdir. " Bunun üzerine Ukkaşe kalkarak, "Beni onlardan etmesi için Allah'a dua et." dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Sen onlardansın" buyurdu. Sonra başka biri kalktı ve "Beni onlardan etmesi için Allah'a dua et." dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ukkaşe senden önce davrandı" buyurdu. Bunu İmam Buhari de, Useyd b. Zeyd'in, Hüşeym'den nakliyle rivayet etmiştir. Fakat onda "rukye yapmazlar" ifadesi yoktur.

 

 

[1524] (Başka bir hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Zübeyr'den şöyle rivayet eder: Cabir b. Abdullah'ı işittim, "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle duydum" dedi ve bir hadis söyledi. Hadisin bir yerinde şu ifadeler yer alıyordu: "(Ümmetimden) İlk zümre kurtuluşa erer. Yüzleri ayın on dördü gibi olan bu yetmiş bin kişi hesaba hiç çekilmez. Ardlarından gelenler ise gökteki en parlak yıldız gibidirler. Sonrakiler de şöyledirler; ... " Bunu Müslim de Ravh'tan rivayet etmiştir, fakat onda Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in adı anılmamaktadır (Cabir (r.a.)'ın kendi sözü olarak rivayet edilmiştir).

 

 

[1525] (Başka bir hadis): Hafız Ebu Bekir b. Ebi Asım, es-Sünne isimli kitabında Ebu Ümame el-Bahili (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Rabbim ümmetimden 70 bin kişiyi, onların her biniyle birlikte 70 bin kişiyi daha, bir de Rabbimin avucuyla üç avuç kadar kimseyi (çokluktan kinayedir) hesapsız ve azapsız cennet'e koyacağına dair bana vaat etti." Bunu Taberani de ceyyit bir senetle böyle rivayet etmiştir.

 

 

[1526] (Hadisin Başka Tariki:) İbn Ebi Asım, Ebu Ümame (r.a.)'tan, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: ''Allah bana ümmetimden yetmiş bin kişiyi hesaba çekmeden cennet'e koyacağını vaad etti." Yezid b. Ahnes, "Ya Rasulallah! Vallahi onların senin ümmetine oranı kırmızı sineklerin tüm sineklere oranı gibidir." dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devamla şöyle buyurdu: ''Ancak Allah (c.c) bana 70.000, her 1.000 ile birlikte 70.000 kişi daha vaad etti, bunlara üç avuç daha ekledi. " Bunun senedi de hasendir.

 

 

[1527] (Başka bir hadis): Ebu Kasım Taberani, Utbe b. Abdussülemi (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ‘‘Aziz ve Celil olan Rabbim bana ümmetimden 70.000 kişiyi hesaba çekmeden cennet’e koyacağını vaat etti. Sonra bunların her bini 70.000 kişiye şefaat edecek. Sonra Aziz ve Celil olan Rabbim üç avuç alıp (cennet'e koyacak)." Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu söyleyince Ömer (r.a.) tekbir getirdi ve "Allah (c. c) ilk yetmiş bin kişiyi anne babalarına, oğullarına ve akrabalarına şefaatçi kılacak. Umarım ki Allah beni son avuçlardan birinde kılar." dedi. Hafız Ziya el-Makdisı, Sıfatu'I-Cenne isimli kitabında şöyle der: Bu senette bildiğim hiçbir illet yoktur. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[1528] (Başka bir hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Rifaa el-Cüheni'den şöyle rivayet ettiğine göre, "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile bir yerden geliyorduk. Kedıd -veya Kudeyd- denilen yere geldiğimizde ... " dedi, sonra bir hadis zikretti. Hadisin bir kısmında şu ifadeler yer alıyordu: ‘‘Aziz ve Celil olan Rabbim bana, ümmetimden 70.000 kişiyi hesaba çekmeden cennet'e koyacağını vaat etti. Ben sizler, salih eşlerinizle çocuklarınız cennet'teki meskenlerinize yerleşmeden onların cennet'e girmeyeceklerini umuyorum. " Ziya el-Makdisı der ki: Bana göre bu Müslim'in koşullarını taşıyan bir hadistir.

 

 

[1529] (Başka bir hadis): Abdurrezzak, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Rabbim bana ümmetimden 400 bin kişiyi hesaba çekmeden cennet'e koyacağını vaat etti. " Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir (r.a.), "Bunu bizim için artır ya Resulullah!" dedi. Ebu Bekir (r.a.) ellerini birleştirdi ve tekrar, "Bunu bizim için böyle artır ya Resulullah!" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "İşte böyle" buyurdu. Sonunda Ömer (r.a.), "Yeter ey Ebu Bekir" dedi. Ebu Bekir (r.a.), "Beni bırak. Allah'ın hepimizi cennet'e koymasının sana ne zararı var ki?" dedi. Ömer (r.a.), "Allah dilerse tüm kullarını bir elle cennet'e koyar" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ömer doğru söyledi" buyurdu. Bu hadisi bu senetle sadece Abdurrezzak rivayet etmiştir. Bunu Ziya el-Makdisi söylemiştir.

 

 

[1530] Bunu Hafız Ebu Nuaym da rivayet etmiştir. Onun Enes b. Malik (r.a.) 'tan rivayetine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Rabbim bana ümmetimden 100 bin kişiyi hesaba çekmeden cennet'e koyacağım vaat etti." Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir (r.a.), "Bunu bizim için böyle artır ya Rasulallah!" dedi ve ravilerden Süleyman b. Harb'in söylediğine göre eliyle işaret etti. Ömer (r.a.), "Şüphesiz Allah insanları bir avuçla cennet’e koymaya kadirdir" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ömer doğru söyledi" buyurdu. Hadis bu kanalla gariptir.

 

 

[1531] (Hadisin Başka Tariki:) Hafız Ebu Ya'la, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ümmetimden cennet'e yetmiş bin kişi girecek" buyurdu. Sahabeler, "Ya Rasulallah! Bize artır" dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Her bir kimsenin yetmiş bin hakkı vardır" buyurdu. Sahabiler yine, "Bize daha da artır" dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir tepe üzerindeydi. Eliyle bir avuç toprak savurdu ve "İşte böyle" buyurdu. Sahabiler, "Bundan sonra hala cehennem’e gireni de Allah (rahmetinden) uzak eylesin" dediler. Bunun senedi de ceyyit, ravileri sikadır. Tek istisnası Abdulkahir b. Seriyy' dir. Onun hakkında da İbn Main, "Salihtir" demiştir.

 

 

[1532] Taberani'nin ... Ebu Bekir b. Umeyr'den, onun da babasından rivayet ettiğine göre; Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Allah bana ümmetimden 300 bin kişiyi hesapsız cennet'e koyacağını vaat etti." buyurdu. Bunun üzerine üzerine Umeyr, "Ya Rasulallah! Bizim için artır" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) eliyle işaret ederek, "İşte böyle" buyurdu. Umeyr tekrar, "Ya Rasulallah! Bizim için artır" deyince Hz. Ömer (r.a.), "Yeter. Şüphesiz Allah dilerse insanları tek bir avuçla cennet'e koyar" dedi. Allah'ın nebisi de (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ömer doğru söylüyor" buyurdu. 

 

 

[1533] (Başka bir hadis): Taberani, Ebu Said el-Enmari'den Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Rabbim bana ümmetimden 70 bin kişiyi hesapsız cennet'e koyacağını vaat etti. Allah (c.c) her bin kişiyi de yetmiş bin kişiye şefaatçı kılacak. Rabbim daha sonra iki eliyle üç defa avuçlayacak (ve onları cennet'e koyacak)." Kays böyle rivayet ettikten sonra der ki: Ben Ebu Said' e, "Sen bunu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den işittin mi?" dedim. "Evet. Kulaklarımla işittim ve kalbimle idrak ettim" dedi. Ebu Said daha sonra şöyle dedi: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devamla şöyle buyurdu: "İnşaallah bu (avuçlar) ümmetimin Muhacir'lerini içine alır ve kalanını da Allah (c. c) bizim bedevilerle tamamlar. " Hadisin başka bir rivayetinde şu ziyade vardır: Ebu Said şöyle dedi: Bu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanında hesaplandı da sayı400.090.000'e ulaştı.

 

 

[1534] (Başka bir hadis): İmam Taberani, Ebu Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Muhammed'in canı elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki kıyamet günü sizden hepsi de yeri basan gece karanlığı gibi büyük bir kalabalık cennet’e alınacak. Melekler, "Neden Muhammed'le birlikte diğer tüm peygamberlerle gelenlerden daha çok insan geldi?" diyecekler. " Bunun senedi hasendir.

 

Bu ümmetin fazilet, şeref ve üstünlüğüne, onların dünya ve ahirette ümmetlerin en hayırlı ümmet olduklarına delalet eden başka tür hadisler:

 

 

[1535] İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Ben kıyamet günü ardımdan gelen ümmetimin cennet halkının üçte biri olacaklarını umuyorum." Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) böyle deyince biz tekbir getirdik. Sonra "Onların insanların üçte biri olacaklarını umuyorum" buyurdu, biz yine tekbir getirdik. Sonra, "Sizin onların yarısı olacağınızı umuyorum" buyurdu. Bu İmam Ahmed b. Hanbel, Revh kanalıyla İbn Cüreyc'ten de rivayet etmiştir, bu Müslim'in koşullarını taşıyan sahih bir hadistir

 

 

[1536] Buhari ve Müslim, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize "Siz cennet halkının dörtte biri olmak istemez misiniz?" buyurunca tekbir getirdik. Sonra, "Siz cennet halkının üçte biri olmak istemez misiniz?" buyurunca biz tekrar tekbir getirdik. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) daha sonra şöyle buyurdu: "Sizin cennet halkının yarısı olacağınızı umuyorum." buyurdu.

 

 

[1537] (Hadisin Başka Tariki:) Taberani, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Cennet'in dörtte birinin sizin, dörtte üçünün diğer ümmetlerin olmasını nasıl buluyorsunuz?" diye sordu. Sahabiler, "Allah ve Rasulü daha iyi bilir" dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Üçte biri sizin olursa ne dersiniz?" buyurdu. "Bu daha çok" dediler. "Peki yarısı sizin olursa?" buyurdu. "Bu daha da çok" dediler. Bunun üzerine Hz. peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Cennet halkı 120 saf olup bunların 80 safı sizin saflar olacak. " Taberani der ki: Bunu sadece Haris b. Hasir rivayet etmiştir.

 

 

[1538] (Başka bir hadis): İmam Ahmed b. Hanbel, Büreyde (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Cennet halkı 120 saftır ve bunun sekseni bu ümmettir. " Bunu Tirmizi de Ebu Sinan kanalıyla Büreyde’den böyle rivayet etmiş ve "Bu hasen hadistir." demiştir. Bunu İbn Mace de rivayet etmiştir.

 

 

[1539] (Başka bir hadis): İmam Taberani... Halid b. Yezid el-Beceli'den ... o da İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Cennet ehli 120 saftır ve bunların 80'i benim ümmetimdendir." Hadisi rivayette Halid b. Yezid tek kalmıştır ve İbn Adiyy onun hakkında olumsuz şeyler söylemiştir.

 

 

[1540] (Başka bir hadis): Taberani Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: "Bunların (kitapları sağlarından verilenlerin) birçoğu önceki ümmetlerdendir, birçoğu da sonrakilerdendir. " (Vakıa, 39-40) ayeti nazil olunca Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Siz cennet halkının dörtte biri olacaksınız. Siz cennet halkının üçte biri olacaksınız. Siz cennet halkının yarısı olacaksınız. Siz cennet halkının üçte ikisi olacaksınız. "

 

 

[1541] Abdurrezzak, Ebu Hureyre (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bizler en son gelenleriz, fakat kıyamet gününde herkesin önünde bulunan ilkler olacağız. Bizler cennet'e ilk girecek insanlarız. Oysa diğer ümmetlere bizden önce kitap verildi ve bize onlardan sonra verildi. Allah onların ayrılığa düştükleri konularda bizi doğruya iletti. Şu içinde bulunduğumuz (Cuma) günü de onların ayrılığa düştükleri bir konudur. İnsanlar bu hususta da bizim arkamızdan gelirler; zıra yarın (Cumartesi) Yahudilerin (kutsal günü), öbür gün de Hristiyanların (kutsal günü)dür. " Bunu Buhari ve Müslim de aynı senede ve benzer bir lafızla Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayet etmişlerdir.

 

 

[1542] Bunu Müslim başka bir kanalla Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:

"Biz (dünyada) en son, kıyamette ise ilk ümmetiz; cennet'e en önce biz gireceğiz. "

 

 

[1543] (Başka bir hadis): Darekutni, Hz. Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Cennet, ben girmeden diğer tüm peygamberlere, ümmetim girmeden de diğer ümmetlere yasaklanmıştır. "

Darekutni daha sonra şöyle demiştir: Bunu Zühri’den sadece İbn Akil rivayet etmiştir. Bunu İbn Adiyy ile Sa'lebi de rivayet etmişlerdir ve hepsinde de Zühri’den tek rivayet eden kişi İbn Akil'dir.

 

İşte buraya kadar zikredilen hadisler, "Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder; kötülükten meneder ve Allah'a inanırsınız" ayetiyle aynı mimayı ifade etmektedir. Ümmetten bu vasfa sahip olan kimseler ümmete yapılan bu övgü ve methin kapsamında onunla birlikte yer alırlar. Nitekim Katade şöyle der: Bana ulaşan habere göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yaptığı hacda bazılarının uygunsuz hareketler yaptıklarını görünce, "Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz ... " ayetini okudu. Sonra şöyle buyurdu: "Kim bu ümmetten olmayı istiyorsa Allah'ın ondaki şartını yerine getirsin." Bunu İmam Taberi rivayet etmiştir.

 

Ümmetten bu vasfa sahip olmayanlar ise Yüce Allah'ın "Onlar, işledikleri kötülükten, birbirini vazgeçirmeye çalışmazlardı. Andolsun yaptıkları ne kötüdür!" (Maide, 79) buyruğuyla yerdiği Ehl-i kitab'a benzemişlerdir. Bu yüzden Yüce Allah ümmeti bu vasfından dolayı övdükten sonra kitap ehlini yermeye ve azarlamaya başlayarak şöyle buyuruyor: "Ehl-i kitap'ta" Allah'ın Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e indirdiğine "inansaydı, elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu. (Gerçi) içlerinde iman edenler var; (fakat) çoğu yoldan çıkmışlardır. " Yani, onların pek azı Allah'a, size indirilene ve kendilerine indirilene inanır. Çoğunluğu ise sapkınlık, küfür, fısk ve isyan içindedir.

Yüce Allah daha sonra izzet ve zaferin kafir ve inkarcı kitap ehline karşı mü' min kullarında olacağını müjdeyle haber vererek şöyle buyuruyor: "Onlar (Ehl-i kitap) size, incitmekten başka bir zarar veremezler. Sizinle savaşa girecek olsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez." Gerçekten de öyle oldu. Allah (c.c) Hayber günü onları zelil etti ve burunlarını yerde sürttü. Allah (c.c) daha önce de Medine'deki Beni Kaynuka, Beni Nadir ve Beni Kureyza Yahudi kabilelerinin hepsini alçaltmış ve zelil etmişti. Şam'daki Hristiyanları da sahabiler birçok yerde yenerek güçlerini kırdılar. Oradaki hakimiyeti, sonsuza ve ebediyete dek sürmek üzere ellerinden aldılar. Şam Hz. İsa'nın (a.s.) inmesine kadar İslam tacı takılı olmaya devam edecek, Hristiyanlar da aynı halde devam edeceklerdir. Hz. İsa (a.s) İslam dinine ve Muhammed'in (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şeriatına göre yönetecek; haçı kıracak, domuzu öldürecek, bu dini kabul etmeyenlere cizye koyacak ve İslam'dan başka hiçbir din kabul etmeyecektir.

 

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Onlar (Yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, kendilerine zillet (damgası) vurulmuştur" Yani, Allah zillet ve alçaklığı onlara musallat etmiştir ve nerede olurlarsa olsunlar bundan kurtulamayacaklardır. "Bundan ancak Allah'ın ipi ve insanların ipi sayesinde kurtulabileceklerdir." Allah'ın ipinden kasıt Allah katından gelen zimmet ve himayedir ki o mü'minlerin onlarla zimmet akdi yapmaları, cizye konulması ve İslam dini hükümlerinin kendilerine dikte edilmesidir. "İnsanların ipi"nden kasıt ise insanların onlara verdiği emandır. Kadın bile olsa -hatta Müslüman alimlerin iki görüşünden birine göre köle bile olsa- bir Müslüman'ın eman vermesi sonucu barış imzalanan, anlaşma yapılan veya esir alınan kimse gibi. İbn Abbas (r.a.), "Allah'ın ipi ve insanların ipiyle" buyruğunu, "Allah'tan bir ahit ve insanlardan bir ahitle" diye tefsir etmiştir. Mücahid, İkrime, Ata, Dahhak, Hasan-ı Basri, Katade, Süddi ve Rebi' b. Enes de böyle demişlerdir. ''Allah'ın gazabına uğramışlar", kendilerini Allah'ın gazabına maruz bırakınca hak ettiklerinden dolayı Allah'ın gazabı peşlerini bırakmamıştır. "Ve zillete mahkum edilmişlerdir." Onların zillete mahkumiyeti hem kader hem de dini bakımdandır (yani zillet hem onların alınyazısı haline gelmiş, hem de Allah daha sonra gönderdiği Muhammedi şeriatta onların zilletini gerektiren hükümler koymuştur.) Bu yüzden Allah Teala daha sonra şöyle buyuruyor:

 

"Çünkü onlar Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. " Yani, onları buna kibir, azgınlık ve hasetleri sevk etmiştir. Bunlar da onlara ahiret zilletinin yanında dünya var oldukça sürecek zillet, alçaklık ve meskenete yol açmıştır. Yüce Allah devamla şöyle buyuruyor:

 

"Bu da, onların isyan etmiş ve haddi aşmış bulunmalarındandır." Yani, onları Allah'ın ayetlerini inkar etmeye, Allah'ın elçilerini öldürmeye sevk eden ve bu hale düşüren şey Allah'ın emirlerine çok karşı gelmeleri, günahlara dalmaları, Allah'ın şeriatında haddi aşmalarıydı. Bunların tümünden Allah'a sığınırız, ancak Allah'tan yardım dileriz.

 

İbn Ebi Hatim İbn Mes' ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: "İsrailoğulları bir günde üç yüz peygamber öldürürler, ardından o günün sonunda sebze pazarlarını kurarlardı."

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

Al-i İmran 113 - 120. ayetler