|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Al-i İmran Suresi 113 – 120.ayetler |
Kitap Ehlinden iman
Edenler:
113. Hepsi bir
değildir; Ehl-i kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır ki gece
saatlerinde secdeye kapanarak Allah'ın ayetlerini okurlar.
114. Onlar, Allah'a ve
ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten alıkayarlar; hayırlı
işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır.
115. Onların
yaptıkları hiçbir hayır karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takvd sahiplerini
çok iyi bilir.
116. İnkar edenler var
ya onların malları da evlatları da Allah'a karşı kendilerine hiçbir fayda
sağlamayacaktır. İşte onlar, cehennemliklerdir; onlar orada ebedi
kalacaklardır.
117. Onların, bu dünya
hayatında yapmakta oldukları harcamaların durumu, kendilerine zulmetmiş olan
bir kavmin ekinlerini vurup da mahveden kavurucu bir rüzgarın durumu gibidir.
Onlara Allah zulmetmedi; fakat onlar kendilerine zulmediyorlar.
Tefsiri:
İbn Ebi Necih'in İbn
Mes'ud (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre o, "Hepsi bir değildir; Ehl-i
kitap içinde istikamet sahibi bir topluluk vardır ki. .. " ayetini
"Kitap ehli ile Muhammed ümmeti bir değildir." diye tefsir etmiştir.
Süddi de böyle demiştir.
[1544] Bunu İmam Ahmed
b. Hanbel'in Müsned'inde İbn Mes'ud (r.a.)'tan rivayet ettiği şu hadis
desteklemektedir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün yatsı
namazını geciktirdi. Sonra camiye geldi. İnsanları bekler halde görünce,
"Din mensupları arasında bu vakitte Allah'ı zikreden sizden başkaları
yoktur." buyurdu. Ardından, "Hepsi bir değildir; Ehl-i kitap içinde
istikamet sahibi bir topluluk vardır ki. .. " ile sonrasındaki ayetler
nazil oldu.
Muhammed b. İshak ve
başkalarının söyledikleri ve Atiyye el-Avfi'nin İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet
ettiği gibi birçok müfessirden nakledilen meşhur görüşe göre ise; bu ayetler
kitap ehlinden iman eden Abdullah b. Selam, Esed b. Ubeyd, Sa'lebe b. Said,
Useyd b. Sa'ye ve benzeri din adamları hakkında nazil olmuştur. Manası
şöyledir: Sözü edilen kitap ehli kişiler ile İslam'a giren bu kimseler bir
değildir. Bu yüzden Yüce Allah, "Hepsi bir değildir" buyurmuştur.
Yani, bunların hiçbiri aynı değildir. Kimisi mü'min, kimisi isyankar ve
günahkardır. Onun için ardından şöyle buyuruyor: "Ehl-i kitap içinde
istikamet sahibi bir topluluk vardır." Yani, Allah'ın emirlerini yerine
getiren, koyduğu şer'i kurallara uyan ve Allah'ın peygamberine itaat eden bir
topluluk. Çünkü bunları yapanlar kaim (görevini yerine getiren), yani müstakim
(doğru yolda yürüyen)dirler. "Ki bunlar gece saatlerinde secdeye kapanarak
Allah'ın ayetlerini okurlar. " Yani, geceleri ibadete kalkar, uzun uzun
teheccüd namazı kılar ve namazlarında Kur’an okurlar.
"Onlar, Allah'a ve
ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar; hayırlı
işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır." Bunlar Al-i İmran
suresinin sonundaki, "Ehl-i kitap'tan öyleleri var ki Allah'a, hem size
indirilene, hem de kendilerine indirilene tam bir samimiyetle ve Allah'a boyun
eğerek iman ederler. Allah'ın ayetlerini az bir paraya satmazlar. .. "
(Al-i İmran, 199) buyruğunda anlatılanlarla aynı kimselerdir. O yüzden Yüce
Allah burada şöyle buyuruyor: "Onların yaptıkları hiçbir hayır karşılıksız
bırakılmayacaktır." Yani, bunların hiçbiri Allah (c.c) katında boşa
gitmeyecek, bilakis Allah mükafatlarını en cömert şekilde verecektir. ''Allah,
takva sahiplerini çok iyi bilir." Yani, hiçbir amel sahibinin ameli Yüce
Allah'a gizli kalmaz ve hiçbir iyi amel sahibinin yaptığı O'nun katında
karşılıksız kalmaz.
Yüce Allah daha sonra
Allah'a eş koşan kafirlerden bahsederek şöyle buyuruyor: "İnkar edenler
var ya onların malları da evlatları da Allah'a karşı kendilerine hiçbir fayda
sağlamayacaktır." Yani, Allah (c. c) onlara azap etmeyi ve cezalandırmayı
dilediğinde onlar bundan kurtarılamazlar. "İşte onlar, cehennemliklerdir;
onlar orada ebedi kalacaklardır. "
Allah Teala daha sonra
-Mücahid, Hasan-ı Basrı ve Süddi'nin söylediklerine göre- kafirlerin bu dünyada
yaptıkları harcamalara şunu misal getiriyor:
"Onların, bu dünya
hayatında yapmakta oldukları harcamaların durumu kavurucu bir rüzgarın durumu
gibidir." Ayette (rüzgarın sıfatı olarak zikredilen) "....."
kelimesini İbn Abbas (r.a.), İkrime, Said b. Cübeyr, Katade, Hasan-ı Basrı,
Dahhak, Rebi’ b. Enes ve başkaları "şiddetli soğuk" ile tefsir
etmişlerdir. Ata ise "soğuk ve don" anlamı vermiştir. İbn Abbas'tan
gelen diğer bir rivayet ile Mücahid'den yapılan rivayete göre ise manası
ateştir (ve dolayısıyla mana "ateş gibi kavurucu rüzgar"dır). Bu,
sonuç itibariyle ilkiyle aynı manadadır. Çünkü şiddetli soğuk, özellikle de
don, ateşin eşyayı yakması gibi ekini ve meyveleri yakıp kavurur. "(Bu
rüzgar) kendilerine zulmetmiş olan bir kavmin ekinlerini vurup da
mahveder", yani onu yakar. Burada devşirme veya hasat vakti gelmiş olan
ekine (veya meyveye) indiğinde onu mahveden, meyve ve ekini bitirip ondan
hiçbir eser bırakmayan, böylece sahibini bunlara en ihtiyaç duyduğu anda eli
boş bırakan kavurucu soğuk kastedilmektedir. Ekinin ürünü sahibinin günahları
sebebiyle yok edildiği gibi, kafirlerin dünyadaki amellerinin sevabını ve
meyvesini de Allah (c.c) mahveder. İşte kafirler de dünyalık işlerini asılsız
ve temelsiz olarak bina etmektedirler. "Onlara Allah zulmetmedi; fakat
onlar kendilerine zulmediyorlar. "
118. Ey iman edenler!
Sizden başkalarını sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla
geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların öfkeleri ağızlarından
taşmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür.
Düşünüp anlıyorsanız, size ayetlerimizi açıkladık.
119. İşte siz öyle
kimselersiniz ki onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz,
bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise, sizinle karşılaştıklarında
"İnandık" derler; kendi başlarına kaldıklarında da size olan
öfkelerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: Öfkenizden ölün!
Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir.
120. Size bir iyilik
dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da
sevinirler. Eğer sabreder ve sakınırsanız, onların hilesi size hiçbir zarar
vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.
Tefsiri:
Şanı Yüce Allah mü'min
kulları münafıkları sırdaş edinmekten, yani onları Müslümanların sırlarından ve
düşmanlarına karşı gizli planlarından haberdar etmekten sakındırıyor. Çünkü
münafıklar tüm çaba ve gayretleriyle mü'minlere karşı ve onlara zarar
verebilecek herşeyi yapmaktan, ellerinden gelen her türlü hile ve tuzağa
başvurmaktan geri durmazlar. Mü'minlerin sıkıntı, zorluk ve meşakkat içinde
olmalarını arzular ve bundan hoşlanırlar. "Sizden başkalarını", yani
diğer dinlerden olanları "sırdaş edinmeyin." "Kişinin
sırdaşı" (.....); mahrem bilgilerini ve sırlarını açtığı en yakın
dostlarıdır.
[1545] Nitekim Buhari,
Nesaive başkalarının Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan rivayet ettikleri bir hadiste
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: ''Allah hangi
peygamberi gönderdi ve kimi halife yaptıysa mutlaka onun iki yakın adamı
olmuştur: Biri ona iyiliği emir ve tavsiye eder, diğeri ise kötülüğü emreder ve
ona teşvik eder. Onlardan kötülüğü emredenin şerrinden korunanlar Allah'ın
muhafazasıyla korunmuşlardır." Bunu Evzai de benzer bir lafızla Ebu
Seleme'nin Ebu Hureyre (r.a.)'tan nakliyle yine merfU olarak rivayet etmiştir.
İmam Buhari bunu Sahih'inde muallak olarak rivayet etmiş; Ubeydullah b. Ebi
Cafer, Safvan b. Süleym'den, o Ebu Seleme'den, o da Ebu Eyyub el-Ensari'den
dedikten sonra hadisi zikretmiştir. Ebu Seleme'nin her üç sahabiden ayrı ayrı
rivayet etmiş olması mümkündür. Doğrusunu en iyi Allah bilir. İbn Ebi Hatim,
İbn Dahkane’den şöyle nakleder:
Ömer b. Hattab (r.a.)'a,
"Burada Hire halkından belleği kuvvetli ve okuma yazma bilen bir genç var.
Onu katip edinsen?" denildi. Hz. Ömer (r.a.), "O durumda mü'minlerden
başka bir dost edinmiş olurum" dedi. Hz. Ömer (r.a.)'ın bu sözü, bu ayetle
birlikte Ehl-i zimmenin katip olarak çalıştırılmalarının caiz olmadığını
göstermektedir. Çünkü bu onların Müslümanlar üzerinde söz sahibi olmalarına, Müslümanlarla
çekişme ve savaş halinde bulunan düşmanlar tarafından bilinmesi tehlikeli olan
gizli bilgilerin onlara ulaştırılmasına yol açacaktır. Bu yüzden Yüce Allah
ardından, "Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar"
buyurmuştur.
[1546] Nitekim Hafız Ebu
Ya'la, Ezher b. Şahid'den şöyle nakleder: İnsanlar Enes b. Malik (r.a.)'a
gittiklerinde o bir hadis söyler, onlar da anlamazlarsa Hasan-ı Basri'ye
gelirler ve o da bunları onlara açıklardı. Enes b. Malik (r.a.) bir gün Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in, "Müşriklerin ateşiyle
aydınlanmayın. Yüzüklerinize Arapça nakış yapmayın." hadisini söyledi.
Fakat insanlar bunun manasını anlayamadılar ve Hasan-ı Basri'ye gelerek,
"Enes (r.a.) bize Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in 'Müşriklerin
ateşiyle aydınlanmayın. Yüzüklerinize Arapça nakış yapmayın.' hadisini
söyledi" dediler. Hasan-ı Basri şöyle dedi: Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem), "Yüzüklerinize Arapça nakış yapmayın." sözüyle, "Ona
Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in adını yazmayı" kastetmiş,
"Müşriklerin ateşiyle aydınlanmayın." sözüyle de, "İşlerinizi
müşriklere danışmayın" demek istemiştir. Hasan-ı Basri daha sonra şöyle
dedi: Bunun Allah'ın Kitabı'ndaki delili, "Ey iman edenler! sizden
başkalarını sırdaş edinmeyin." buyruğudur. Hafız Ebu Ya'la bunu böyle
rivayet etmiştir. Bunu Nesai de biraz farklı bir senetle, İmam Ahmed b. Hanbel
de ona yakın bir senetle rivayet etmiştir. Fakat onda Hasan-ı Basri'nin ayeti
tefsiri yoktur. Ancak bu tefsir de isabetli değildir. Çünkü,
"Yüzüklerinize Arapça nakış yapmayın." ifadesi açıktır ve
"yüzüklerinizi arapça yazıyla nakşetmeyin" manasına gelmektedir.
Bundan maksat ise Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yüzüğüne
benzemesinin önüne geçmektir. Zira O'nun (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
yüzüğünde "Muhammedun Rasulullah" yazılıydı.
[1547] Bu yüzden Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sahih bir hadiste, "Bir kimsenin
yüzüğünü Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yüzüğü gibi
nakşetmesini yasaklamıştır. " "Müşriklerin ateşiyle
aydınlanma"ya gelince, onun manası da şöyledir: Onlara çok yakın olarak
ülkelerine yerleşip onlarla birlikte yaşamayın. Bilakis onlardan uzak olun ve
ülkelerinden hicret edin.
[1548] O yüzden Ebu
Davud'un rivayet ettiği bir hadiste, "Müslümanlarla kafirlerin ateşleri
birbirini görmemelidir (o derece birbirinden uzak olmalıdır) "
buyurmuştur.
[1549] Başka bir hadiste
de, "Kim müşrikle birlikte olur veya onunla aynı yerde oturursa, o müşrik
gibidir" buyurmuştur. Hadisi Hasan-ı Basri'nin söylediği manada açıklamak
ve ona ayet-i kerimeyi delil getirmek isabetli değildir. Doğrusunu en iyi Allah
bilir.
Şanı Yüce Allah daha
sonra şöyle buyuruyor: "Onların öfkeleri ağızlarından taşmaktadır.
Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. " Yani onlar,
akıllı ve zeki herkesin bilebileceği kadar açık bir şekilde kalplerindeki
İslam'a ve Müslümanlara karşı besledikleri kin ve nefretlerinin yanında, bu kin
ve nefretleri yüzleriyle düşünmeden sarf ettikleri sözlerine yansır. Yüce
Allah, daha sonra şöyle buyuruyor: "Düşünüp anlıyorsanız, size
ayetlerimizi açıkladık. "
"İşte siz öyle
kimselersiniz ki onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. "
Yani: Ey Mü'minler! Siz mü' min gözüktüklerinden dolayı o münafıkları
seviyorsunuz. Onlar ise sizi ne görünürde ne de kalpleriyle seviyorlar.
"Siz, bütün kitaplara inanırsınız" Yani, sizde bu hususta hiçbir şek,
şüphe ve tereddüt yoktur. Şek, tereddüt ve şaşkınlık onlardadır. Muhammed b.
İshak, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Siz, bütün kitaplara
inanırsınız" Yani, sizin kitaplarına ve Ehl-i kitabın kitaplarına, daha
önce indirilen tüm kitaplara inanırsınız. Onlar ise sizin kitabınızı inkar
ederler. Dolayısıyla siz onlardan nefret etmeye, onların sizden nefret
etmelerinden daha layıksınız. Bunu Taberi rivayet etmiştir.
"Onlar, sizinle
karşılaştıklarında 'İnandık' derler; kendi başlarına kaldıklarında da size olan
öfkelerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar." Katade'ye göre
"Enamil" parmak uçları manasına gelmektedir. Nitekim şair şöyle der:
Tükrüğüm boğazımı
ıslattığı ve iki avcum on parmak ucunu, Taşıdığı sürece ikinizi sevmeye devam
edeceğim.
olmakOltan kasıt, onunla
oturup kalktığı ve yiyip içtiği kimse haline gelmesidir. "Kafirlerle birlikte
oturmakOltan kasıtsa küfür diyarında yaşamaktır. Fakihlerin büyük çoğunluğu
bunu, kişinin İslam'ın şiarlarını yerine getirememesi durumuna yormuşlardır.
Getirebiliyorsa İslam ülkelerine bir faydası olacak eğitim ve benzeri
sebeplerden dolayı orada ikamet edebilir. Orada sürekli ikamet etmek ise caiz
değildir. Bunu Şam'ın büyük fakihi ve müftüsü hocamız Abdurrezzak el-Halebi'den
işittim. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
İbn Mes'ud (r.a.), Süddi
ve Rebi’ b. Enes ise "emamil"i parmak ile tefsir etmişlerdir.
Münafıklar böyledirler;
mü'minlere, onlara inanıyor ve onları seviyormuş gibi gözükürler. Oysa
içlerindeki tamamen farklıdırlar. Nitekim Yüce Allah sonra şöyle buyuruyor:
"Size olan öfkelerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. "
Parmak uçlarını ısırmak kin ve öfkenin en şiddetli halidir. Yüce Allah şöyle
buyuruyor: "De ki: Öfkenizden ölün! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini
hakkıyla bilmektedir." Yani, siz mü'minleri ne kadar kıskanırsanız
kıskanın ve onlara ne kadar öfkelenirseniz öfkelenin, Allah mü' min kullarına
nimetini tamamlayacak, dinini kemale erdirecek, sözünü yüceltecek ve dinini
galip ve muzaffer kılacaktır. Onun için siz kin ve nefretinizden ölün!
"Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir." Yani, Allah
(c. c) kalplerinizde bulunan ve gönüllerinizde gizlediğiniz mü'minlere karşı
kin, haset ve nefreti çok iyi bilmektedir. Ve O (c. c) bunun cezasını dünyada
iken size umduğunuzun aksini göstermek, ahirette ise hiçbir şekilde ayrılmadan
ve çıkmadan sonsuza dek kalacağınız cehennem' deki şiddetli azapla
cezalandıracaktır.
Şanı Yüce Allah daha
sonra şöyle buyuruyor: "Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır;
başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler. " Bu halleri onların
mü'minlere besledikleri düşmanlığın ne kadar şiddetli olduğunu göstermektedir.
Zira, mü'minlere bir bolluk, yardım ve destek erişse, taraftarları çoğalıp
güçlenseler münafıklar buna üzülürler. Müslümanlara bir kıtlık isabet etse veya
Uhud' da olduğu gibi belli bir ilahi hikmetten dolayı yenilgiye uğratılsalar
münafıklar buna sevinirler.
Yüce Allah mü'minlere
hitaben şöyle buyuruyor: "Eğer sabreder ve sakınırsanız, onların hilesi
size hiçbir zarar vermez." Yüce Allah şerlilerin şerrinden ve azgınların
tuzaklarından emin olmak için mü'minleri sabretmeye, Allah'tan sakınmaya ve
düşmanlarını kuşatmakta olan Allah'a tevekkül etmeye teşvik etmektedir. Çünkü
mü'minlerin Allah'tan başka hiçbir güç ve kuvvetleri yoktur. O Allah ki neyi
dilese olur ve O (c.c) dilemedikçe hiçbir şey olamaz. Varlık aleminde hiçbir
şey O'nun takdir etmesi ve dilemesi olmadıkça gerçekleşmez. Kim Allah'a
tevekkül edip dayanırsa Allah (c.c) ona yeter.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |