İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Al-i İmran Suresi

121 – 129.ayetler

 

Allah'ın Uhud Savaşında Mü'minlere Yardımı:

 

Yüce Allah daha sonra Uhud savaşını, orada mü'min kullarını sınamasını ve mü'minlerle münafıkları ortaya çıkarmasını, mü'minlerden sabır ve sebat edenlerin bu hallerini anlatmaya başlıyor:

 

121. Hani sen, mü'minleri savaş mevzilerine yerleştirmek için sabah erkenden ailenden ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işiten ve bilendir.

122. O zaman sizden iki bölük Allah onların dostu olduğu halde bozulmaya yüz tutmuştu. Mü'minler yalnız Allah'a dayanıp güvensinler.

123. Andolsun, sizler güçsüz halde iken Allah, Bedir'de de size yardım etmişti. Öyle ise, Allah'tan sakının ki O'na şükretmiş olasınız.

Bedr'deki Yardıma dair bölüm aşağıda

 

Tefsiri:

 

Cumhura göre burada anlatılan Uhud savaşıdır. İbn Abbas (r.a.), Hasan-ı Basri, Katade, Süddi ve daha pek çokları böyle demişlerdir. Hasan-ı Basri'den başka birrivayete göre ise bu Hendeksavaşıdır. Taberi'nin rivayet ettiği bu haber zayıf olup itibara alınmaz.

 

Uhud savaşı hicretin üçüncü yılının Şevval ayında bir Cumartesi günü olmuştur. Katade, "Şevval'den 11 gece geçtikten sonra (12. günde); İkrime ise: Şevval'ın tam ortasında Cumartesi günü olmuştur" demiştir.

 

 

[1550] Uhud Savaşının Sebebi: Bedir savaşında Müşriklerin eşrafından bir takım kimseler öldürülmüş Ebu Süfyan'ın ticaret kervanı ise hiçbir saldırıya maruz kalmamıştı. Bunun üzerine öldürülenlerin oğullarıyla Mekke'nin hayatta kalan diğer önde gelenleri Ebu Süfyan'a, "Bu malları Muhammed ile savaş için ayır" dediler. Sonra malları bu yolda harcadılar ve Mekke ile Ahbaş'lılardan ordu topladılar. Üç bine yakın bir orduyla yola çıkıp Medine'nin karşısındaki Uhud dağı yakınlarına konakladılar. Cuma günü Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Cuma namazını, akabinde Neccaroğullarından Malik b. Dinar adında birinin cenaze namazını kıldırdı. Daha sonra çıkıp Müşriklere doğru gitme veya Medine'de kalıp bekleme hususunda sahabilerle istişare etti. Abdullah b. Übeyy Medine'de kalınması yönünde görüş beyan etti. Böyle yaptıkları taktirde müşrikler bulundukları yerde kalırlarsa kötü bir hapis durumunda olacaklar, Medine'ye girerlerse Müslüman erkekler onlarla yüzyüze savaşırken kadınlarla çocuklar yukarıdan üzerlerine taş atabileceklerdi. Dönerlerse de hiçbir sonuç alamadan elleri boş döneceklerdi. Bedir’e katılmamış bazı sahabeler ise düşmana doğru gitme yönünde görüş söylediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zırhını giydi ve onlara doğru yola çıktı. Düşmana doğru gidilmesini söyleyen bazı sahabiler "Yoksa biz Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i buna zorlamış mı olduk?" diyerek pişman oldular ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, "Ya Rasulallah! Sen istiyorsan Medine'de kalalım" dediler. Ancak Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bir peygamberin zırh giydikten sonra, Allah onun hakkında hükmünü verinceye kadar geri dönmesi olmaz" buyurdu ve ashabından bin kişiyle birlikte yola çıktı. Şavt denen yere geldiklerinde Abdullah b. Übeyy, görüşüne uyulmadığına öfkelenerek 300 adamıyla geri döndü. O ve adamları, "Bugün savaş olacağını bilsek sizinle geleceğiz. Ancak sizin bugün savaş yapacağınızı sanmıyoruz." dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise yoluna devam etti. Uhud eteklerine varıp vadinin bir tarafına konakladı. Kendisinin ve askerlerinin sırtını Uhud'a verdi. "Biz emretmeden hiç kimse savaşa başlamasın" diye de talimat verdi. Sonra O (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve 700 sahabesi savaşa hazırlık yaptılar. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) okçuların başına da Amr b. Avf oğullarının kardeşi olan Abdullah b. Cübeyr'i koydu. O gün sayıları elli olan okçulara, "(Buradan gelebilecek) süvarileri bizden uzaklaştırın. Bulunduğunuz taraftan bize kesinlikle gelemesinler. Savaş ister lehimize ister aleyhimize olsun, her halükarda burada kalın. Bizi kuşlar parçalarken görseniz bile kesinlikle yerinizden ayrılmayın." diye emretti. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) iki kat zırh giydi. Sancağı Abduddaroğullarından Mus'ab b. Umeyr'e verdi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) O gün savaş için bazı gençlere izin verirken bazılarını ileriki bir vakte erteledi. Onlara yaklaşık iki yıl sonraki Hendek savaşında izin vermiştir.

 

Bu arada Kureyşliler de savaşa hazırlanıyorlardı. Sayıları 3000 idi ve yedekte tuttukları 200 de süvarileri vardı. Süvarilerin sağ kanadının başına Halid b. Velid'i, sol kanadına ise Ebu Cehil'in oğlu İkrime'yi geçirdiler. Sancağı da Abduddar oğullarına verdiler. Sonra, detayları bu ayetler geldikçe görülecek olan olaylar gerçekleşti.

 

İşte Yüce Allah bunu anlatarak şöyle buyuruyor: "Hani sen, mü'minleri savaş mevzilerine yerleştirmek için" sağ kanat, sol kanat ve emredeceğin diğer şekilde yerlerini göstermek ve yerleştirmek için "sabah erkenden ailenden ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işiten ve bilendir." Söylediklerinizi işiten, kalplerinizdekileri bilendir.

 

İmam Taberi burada bir soru ortaya atar ki o özetle şöyledir: Yüce Allah "Hani sen, mü'minleri savaş mevzilerine yerleştirmek için sabah erkenden ailenden ayrılmıştın." buyurduğu halde siz nasılolur da Cuma günü namazdan sonra çıktığını söylersiniz? Taberi bunu şöyle cevaplar: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in onları yerlerine yerleştirmek için çıkışı Cumartesi gününün sabahıydı.

 

"O zaman sizden iki bölük Allah onların dostu olduğu halde bozulmaya yüz tutmuştu."

 

 

[1551] İmam Buhari, Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan şöyle nakleder: "O zaman sizden iki bölük Allah onların dostu olduğu halde bozulmaya yüz tutmuştu. " ayeti bizim hakkımızda, yani Hariseoğulları ile Selemeoğulları hakkında nazil oldu. Ayetteki, "Allah onların dostu olduğu halde" ifadesinden dolayı ayetin hakkımızda inmemiş olmasını temenni etmiyoruz. " Bunu İmam Müslim de böyle rivayet etmiştir. Seleften birçok kişi onların Hariseoğulları ile Selemeoğulları olduklarını söylemiştir.

 

 

Allah'ın Bedir Savaşında Yardımı:

 

"Andolsun, sizler güçsüz halde iken Allah, Bedir'de de size yardım etmişti. Öyle ise, Allah'tan sakının ki O'na şükretmiş olasınız. " Bedir savaşı da hicretin 2. yılında Ramazan ayının 17. sinde Cuma günü olmuştur. Bedir, Allah'ın (c.c) İslam'ı ve Müslümanları aziz kıldığı, şirki kahredip, şirk yurdunu ve taraftarlarını mahvettiği furkan (ayrım) günüdür. Bedirde Müslümanlar çok azdı. Sayıları 313 olup beraberlerinde yalnız iki at ile yetmiş deve vardı. Diğerlerinin tamamı ise yaya idi. İhtiyaçları olan teçhizatları da yoktu. Düşman ise 900 ile 1000 kişi arasında olup zırhlar ve miğferler giymişlerdi. Tam teçhizatlıydılar, süslü ve kuvvetli atları vardı. Yüce Allah bu savaşta vahyini ve Kur'an'ını galip, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve arkadaşlarının yüzünü ak, şeytan ve neslini ise rezil rusva etti. Bundan dolayı Yüce Allah mü'min kullarına ve müttaki taraftarlarına bu nimetini hatırlatarak şöyle buyuruyor: ''Andolsun, sizler güçsüz", yani sayıca az "olduğunuz halde" zaferin sadece Allah'tan olup sayı ve teçhizat çokluğuyla olmadığını bilmeniz için, ''Allah Bedir'de de size yardım etmişti." O yüzden Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurmaktadır: ''Andolsun ki Allah, birçok yerde (savaş alanlarında) ve Huneyn savaşında size yardım etmişti. Hani çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat sizi hezimete uğramaktan kurtaramamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonunda (bozularak) gerisin geri dönmüştünüz. Sonra Allah, Rasutü ile mü'minler üzerine sekinetini (sükunet ve huzur duygusu) indirdi, sizin görmediğiniz ordular (melekler) indirdi de kafirlere azap etti. İşte bu, o kafirlerin cezasıdır. Sonra Allah, bunun ardından yine dilediğinin tevbesini kabul eder. Zıra Allah bağışlayan, esirgeyendir."

 

İmam Ahmed b. Hanbel, Semmak'tan şöyle nakleder: İyaz el-Eş’ari şöyle anlattı: Yermuk savaşında bulundum. Bize beş kişi kumandanlık yapıyordu: Ebu Ubeyde, Yezid b. Ebu Süfyan, İbn Hasene, Halid b. Velid ve İyaz -bu Semmak'ın kendinden bu olayı aktardığı İyaz değildir-o Ravi devamla şöyle der: Hz. Ömer (r.a.), "Savaş olduğunda Ebu Ubeyde'ye başvurun ve onun emirlerine bağlı kalın" demişti. Ebu Ubeyde'ye, "Ölüm üzerimize hücum ediyor" diyerek mektup yazdık ve ondan yardım istedik. O da bize şu cevabı gönderdi: "Bana mektubunuz ulaştı. Benden yardım istiyorsunuz. Ben size yardımı daha güçlü, askeri daha çabuk erişecek birini söyleyeceğim:

 

Aziz ve Celil olan Allah. Siz O'ndan yardım isteyin. Çünkü Muhammed de (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Bedir günü sizden daha az teçhizatla muzaffer kılındı. Size bu mektubum ulaştığında düşmanla savaşa tutuşun ve bir daha bana başvurmayın." Biz de onlarla savaşa girdik ve yenerek dört fersah kovaladık. Bu savaşta ganimet ele geçirdik. Sonra nasıl paylaştıracağımıza dair aramızda istişare yaptık. İyaz, "Her bir kimseye öldürdüğü kişi başına on hisse verilmesi" düşüncesini ortaya attı. Ebu Ubeyde, "Kim benimle yarışacak?" dedi. Bir genç: Eğer kızmayacaksan ben, dedi. Genç yarışta Ebu Ubeyde'yi geçti. Hatta Ebu Ubeyde'yi bir Arap atının üstünde iki saç örgüsü arkaya doğru uçuşurken gördüm. Senedi sahihtir. Bunu İbn Hibban da Sahih'inde benzer lafızla Bündar'ın Gunder'den nakliyle rivayet etmiştir. Hafız Ziya el-Makdisi de kitabına o rivayeti almıştır.

 

Bedr Mekke ile Medine arasında bir mevki olup adını Bedir b. Nareyn adında birinin kazdığı kuyudan almaktadır. "Öyle ise, Allah'tan sakının ki O'na şükretmiş olasınız." Yani Allah'a itaati yerine getirmiş olasınız.

 

 

124. O zaman sen, mü'minlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir?

125. Evet, siz sabır gösterir ve Allah'tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder.

126. Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı. Zafer, yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah katındandır.

127. Allah, kafirlerden bir kısmının kökünü kessin veya onları perişan etsin, böylece bozulmuş bir halde dönüp gitsinler diye, size yardım eder.

128. Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya onlara tevbe nasip eder veya zalim oldukları için azablandırır.

129. Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, ditediğine azap eder. Allah, çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.

 

Tefsiri:

 

Ayetlerde anlatılan vaadlerin Bedir' de mi yoksa Uhud' da mı olduğu hakkında müfessirlerin iki farklı görüşü vardır. Birinci görüşe göre, "O zaman sen, mü'minlere şöyle diyordun" cümlesi bir önceki ayetle, yani " ... Allah, Bedir' de de size yardım etmişti." ayetiyle bağlantılıdır. Hasan-ı Basri, Şa'bi, Rebi’ b. Enes ve başkalarından rivayet edilen bu görüşü İmam Taberi de tercih etmiştir. Abbad b. Mansur, Hasan-ı Basri'den şöyle rivayet etmiştir: "O zaman sen, mü'minlere şöyle diyordun: İndiriten üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir?" buyruğunda anlatılanlar Bedir savaşında olanlardır. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiş, sonra şöyle demiştir: Bize .... Şa’bi'den rivayet edildi: Müslümanlar Kürz b. Cabir'in müşriklere yardım gönderdiğini duyunca buna çok üzüldüler. Bunun üzerine Yüce Allah, "O zaman sen, mü'minlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir? ... Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder." ayetlerini (124,125. ayetler) indirdi. Kürz, müşriklerin yenilgiye uğradıkları haberini alınca müşriklere yardım göndermekten vazgeçti. Böyle olunca da Allah (c. c) Müslümanlara 5.000 melek takviyesini göndermedi. Rebi’ b. Enes der ki: Allah Teala Müslümanlara önce 1.000 melek gönderdi. Sonra onlar 3.000, daha sonra 5.000 oldular.

 

Soru: Bu görüşe göre bu ayetle Bedir savaşını anlatan, "Hatırlayın ki siz Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da, ben peş peşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim, diyerek duanızı kabul buyurdu. Allah bunu (meleklerle yardımı) sadece müjde olsun ve onunla kalbiniz yatışsın diye yapmıştı. Zaten yardım yalnız Allah tarafındandır. Çünkü Allah mutlak galiptir, yegane hüküm ve hikmet sahibidir. " (Enfal, 9-10) Ayetlerde anlatılanlar arasındaki görünüşteki çelişkiyi nasıl giderirsiniz?

 

Cevap: Tevbe suresindeki bin sayısı üç bin veya daha fazla sayıyla çelişmemektedir. Çünkü, "peş peşe gelen bin melek" deki "peş peşe" kelimesi onlara ilk binden sonra ardı ardına başka binlerin gönderilerek yardım edilmesi manasını ifade eder. Oradaki ayetlerin akışı burada Al-i İmran suresindeki ayetlerin akışına benzemektedir. Dolayısıyla anlaşıldığı kadarıyla bu Bedir savaşında olmuştur. Zira, bilindiği gibi meleklerin savaşa iştirakleri Bedir harbinde olmuştur. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Said b. Ebu Urube de Katade'den şöyle nakleder: Yüce Allah Bedir gününde Müslümanlara 5.000 melekle yardım etti.

 

İkinci Görüş: Bu vaad, "Hani sen, mü'minleri savaş mevzilerine yerleştirmek için sabah erkenden ailenden ayrılmıştın." (Al-i İmran, 121) ayetiyle bağlantılıdır, dolayısıyla Uhud savaşında verilmiş bir vaaddir. Bu da Mücahid, İkrime, Dahhak, Zühri, Musa b. Ukbe ve başkalarının görüşüdür. Fakat bunlar, "Beş bin melek yardımı gelmedi; çünkü Müslümanlar o gün savaştan kaçtılar" demişlerdir. İkrime ise ayrıca şöyle demiştir: 3.000 melek yardımı da gelmedi; çünkü Yüce Allah, "Evet, siz sabır gösterir ve Allah'tan sakınırsanız ... Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder." buyurmuştu. Mü'minler ise sabretmeyip kaçtılar, dolayısıyla kendilerine tek bir melek gönderilmedi.

"Evet, siz sabır gösterir ve Allah'tan sakınırsanız." Yani düşmanınızın karşısında direnir ve sebat ederseniz, benden sakın ip emirlerime uyarsanız. "Onlar da hemen şimdi üzerinize gelseler" cümlesindeki "......" (hemen şimdi)" ifadesini Hasan-ı Basri, Katade, Rebi' b. Enes ve Süddi: "Bu yüzleriyle, bu halleriyle" diye tefsir ederler. Mücahid, İkrime ve Ebu Salih, "Bu öfkeleriyle" şeklinde tefsir ederler. Dahhak da, "Bu öfkeleri ve yüzleriyle" diye tefsir eder. Avfi de İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder:

 

"Yani, bu gelişlerinde." Bunun da, "Bu öfkeleriyle" manasına geldiği söylenir. "Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder." '....." (müsevvimin)'den kasıt "alınları nişanlılar"dır. Ebu İshak es-Sebü'i, Harise b. Mudarrib kanalıyla Hz. Ali (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bedir savaşında meleklerin nişanı beyaz yün idi. Atlarının alınlarında da nişanları vardı. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiş, ardından Ebu Hureyre (r.a.)'tan bu ayet hakkında şöyle nakletmiştir: Yani, yeleleri kesilmiş, alınları ve kuyrukları beyaz yünle nişanlandırılmış atlar. Atiyye el-Avfi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Melekler Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e yünle nişanlanmış halde geldiler. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve ashabı da kendilerinin ve atlarının alınlarını beyaz yünle alametlendirdiler. Katade ve İkrime, ''Yani, savaş nişanıyla alametlendirilmiş atlar"; Mekhul ise, "Sarıklarla nişanlanmıştı" demiştir.

 

 

[1552] İbn Merduyeh, Ata b. Ebi Rebah kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Müsevvimin" alametlendirilmiş manasına gelir. Meleklerin Bedir günündeki nişanları siyah sarıklar, Huneyn günündeki nişaneleri ise kırmızı sarıklardı İbn Merduyeh başka bir kanalla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Melekler sadece Bedir günü savaştılar. İbn İshak da yine İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Meleklerin Bedir günündeki nişanları ucunu sırtlarına sarkıttıkları beyaz sarıklar, Huneyn günündeki nişanları ise kırmızı sarıklardı. Melekler sadece Bedir savaşında çarpıştılar. Diğerlerinde ise çarpışmayıp sadece Müslümanları kalabalık gösterdiler, onlara yardım ettiler. Sonra bunu İbn Abbas (r.a.)'tan başka bir senetle rivayet etmiştir ki onun lafzı da buna yakındır. İbn Ebi Hatim, Yahya b. Abbad'dan şöyle nakleder: Bedir günü Zübeyr (r.a.)'ın başında sarı bir sarık vardı. O gün melekler de aynı şekilde başlarında sarı sarıklarla indiler. Bunu İbn Merduyeh de, farklı bir senetle rivayet etmiştir.

''Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı." Allah melekleri indirmeyi ve size bunu haber vermeyi yalnızca size müjde olması ve gönlünüzü hoşnut edip rahatlatması için yaptı. Yoksa, her zaman için zafer sadece Allah (c. c) katındandır. Dilerse düşmanlarını size ve onlarla savaşmanıza gerek kalmadan kahr ve mağlup eder. Nitekim Yüce Allah başka bir yerde mü'minlere savaşı emrettikten sonra şöyle buyurur: "(Savaşta) inkar edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin. Durum şu ki Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz. Allah onları muratlarına erdirecek, gönüllerini şad edecek. Onları, kendilerine tanıttığı cennet'e sokacaktır." (Muhammed, 4-6) İşte Allah burada da şöyle buyuruyor: ''Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı. "Yani, Allah Teala erişilmez kuvvet ve izzet sahibidir. Takdirinde hikmet sahibi olup her şeyi yerli yerince sapasağlam yapar.

 

Allah Teala daha sonra şöyle buyuruyor: ''Allah, kafirlerden bir kısmının kökünü kessin .. diye ... " Yani, Allah size cihad ve mücadeleyi, ondaki her durumda bulunan hikmetten dolayı emretmektedir. O yüzden kendileriyle savaşan kafirler hakkındaki tüm ihtimalleri zikrederek şöyle buyuruyor: "Allah, kafirlerden bir kısmının kökünü kessin" yok etsin "veya onları perişan" rezil rüsva "etsin, böylece bozulmuş'''' sizden elde etmeyi umduklarını elde edemeden elleri boş ve öfkeli "bir halde dönüp gitsinler diye." İşte Allah size cihadı ve savaşı bu sebeplerden dolayı emreder. Yüce Allah daha sonra ara bir cümleyle dünya ve ahirette hüküm verme yetkisinin sadece hiçbir ortağı olmayan tek Allah'a ait olduğunu ifade ediyor: "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. " Yani, onların durumu bana kalmıştır. Nitekim Yüce Allah başka yerlerde şöyle buyurur: "Senin vazifen sadece tebliğ etmektir. Hesap sormaksa bize düşer." (Ra'd, 40) "Onları hidayete erdirmek senin vazifen değildir. Allah dilediğini hidayete erdirir." (Bakara, 272) "Şüphesiz sen her sevdiğini hidayete erdiremezsin. Ama Allah dilediğini hidayete erdirir." (Kasas, 56) Muhammed b. İshak, "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. " buyruğunu şöyle tefsir etmiştir: Senin kullarım hakkında, sana emrettiklerimi yerine getirmek dışında hiçbir yargı yetkin yoktur. Yüce Allah bu ara cümleden sonra kendisinin kafirler hakkında yapacağı diğer ihtimalleri sıralayarak şöyle buyuruyor: ''Allah, ya onlara tevbe nasip eder", yani, içinde bulundukları küfürden çıkarıp sapıklıktan sonra hidayete erdirir "veya zalim oldukları için" küfür ve günahlarının cezası olarak dünya ve ahirette "cezalandırır." Çünkü onlar zalim olmaları sebebiyle bunu hak etmişlerdir.

 

 

[1553] İmam Buhari, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i sabah namazında ikinci rek'attan doğrulup "Semiallahu limen hamideh, Rabbena ve lekel hamd" dedikten sonra, ''Allah'ım! Filana filana lanet et" diye ederken işittim. Bunun üzerine Yüce Allah, "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur." ayetini nazil etti. Bunu Nesai de rivayet etmiştir.

 

 

[1554] İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i, ''Allah'ım! Filana filana lanet et. Allah'ım! Haris b. Hişam'a lanet et. Allah'ım! Süheyl b. Amr'a lanet et. Allah'ım! Safvan b. Ümeyye'ye lanet et." diye beddua ederken işittim. Bunun üzerine, "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya onlara tevbe nasip eder veya zalim oldukları için azablandırır. " ayeti nazil oldu. Gerçekten de bunların hepsine tevbe nasip edildi.

 

 

[1555] İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dört kişiye beddua ederdi. Bunun üzerine Yüce Allah, "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya onlara tevbe nasip eder veya zalim oldukları için cezalandırır." ayetini nazil etti. Allah (c.c) sonra bu kimseleri İslam'a hidayet etti.

 

 

[1556] Muhammed b. Aclan, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bazı müşriklere isimlerini anarak lanet ederdi ve buna Allah (c.c) şu ayeti nazil edene kadar devam etti: Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya onlara tevbe nasip eder veya zalim oldukları için cezalandırır." Allah (c.c) o kimseleri daha sonra İslam'a hidayet etti. 

 

 

[1557] Yine İmam Buhari, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) birine beddua veya dua edeceği zaman rükudan sonra kunCıt duası okurdu. "...... (Allah kendisine hamd edeni işitir. Rabbimiz, hamd yalnız sana mahsustur.)" dedikten sonra şöyle dua ve beddua ederdi: ''Allah'ım! Velid İbn Velid'i, Seleme İbn Hişam'ı ve Ayyaş İbn Ebi Rabia'yı kurtar. Allah'ım! Mudar kabilesini daha beter et! Yaşadıkları şu yılları, Yusuf peygamber döneminde yaşanan zorlu yıllara dönüştür." Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu dua ve bedduasını yüksek sesle okurdu. Hatta bazı sabah namazlarında bazı Arap kabileleri için, "Allah'ım! Falana, falana lanet et!" şeklinde beddua ederdi. Bu durum, "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya onlara tevbe nasip eder veya zalim oldukları için cezalandırır. " ayeti ininceye kadar sürdü. 

 

 

[1558] İmam Buhari'nin Enes b. Malik (r.a.)'tan rivayetinde ise o şöyle demiştir: "Uhud günü Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in başı (yüzü) yaralanınca O (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Peygamberlerini yaralayan bir kavim nasıl kurtulur" diye buyurdu. Bunun üzerine, "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur ... " ayeti nazil oldu. Buhari'nin Sahih'inde ta'lik yoluyla zikrettiği bu hadis başka muhaddislerce muttasıl şeklinde zikredilmiştir.

 

 

[1559] İmam Buhari'nin Uhud gazvesi hakkında Salim'den yaptığı rivayete göre; babası (İbn Ömer (r.a.)) Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i sabah namazının ikinci rekatında başını rükudan kaldırdıktan ve "Semiallahu limen hamideh, Rabbena ve leke'l-hamd" dedikten sonra "Allah'ım! Filana, filana ve filana lanet et" diye derken işitti. Bunun üzerine Yüce Allah (c.c) "O işten sana hiçbir şey düşmez ... Zalim olduklarından dolayı onlara azap eder." ayetini nazil etti. İmam Buhari, Hanzala b. Ebu Süfyan'dan da şöyle rivayet etmiştir: Salim b. Abdullah'ı şöyle derken işittim:

 

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Safvan b. Umeyye, Suheyl b. Amr ve elHaris b. Hişam'a beddua ediyordu. Bunun üzerine: "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya onlara tevbe nasip eder veya zalim oldukları için cezalandırır." (Al-i İmran, 3) buyruğu nazil oldu." İmam Buhari, bu ziyadeyi muallak ve mürselolarak rivayet etmiştir. İmam Ahmed b. Hanbel'in bunu Müsned'inde müsned ve muttasıl olarak rivayeti biraz önce geçti.

 

 

[1560] İmam Ahmed b. Hanbel, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Uhud günü ön dişleriyle azı dişleri arasındaki dişleri kırılınca ve alnı yaralanıp yüzüne kan akınca, "Kendilerini Rablerine davet ettiği halde peygamberlerine böyle yapan bir millet nasıl iflah olur?" dedi. bunun üzerine Yüce Allah, "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya onlara tevbe nasip eder veya zalim oldukları için cezalandırır." ayetini nazil etti. Bunu İmam Müslim de rivayet etmiştir ve onun senediyle rivayet eden başka kimse yoktur.

 

 

[1561] İmam Taberi, Katade'den şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Uhud günü yaralandı; rubaiye (ön dişleriyle azı dişi arasındaki yan kesici dişi) kırıldı, kaşı açıldı, üzerindeki iki kat zırhla yere düştü. Bedeninden kan akıyordu. O sırada Ebu Huzeyfe'nin kölesi Salim oradan geçmekteydi. Hemen Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i oturtup yüzündeki kanı sildi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kendilerini Allah'a çağırdığı halde Peygamberlerine böyle yapan bir kavmin hali nice olur?" diyerek kendine geldi. Bunun üzerine Yüce Allah, "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya onlara tevbe nasip eder veya zalim oldukları için cezalandırır." ayetini nazil etti. Bunu Abdurrezzak da benzer lafızla Mamer'in Katade'den nakliyle rivayet etmiştir. Fakat onda "kendine geldi" ifadesi yoktur.

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor:

 

"Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır." Yani, gökler ile yer Allah'ın mülkü, bunların içindekiler Allah'ın kullarıdırlar. "Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder." Onlarda yegane tasarruf sahibi Allah'tır; O'nun hükmüne karŞı çıkabilecek hiç kimse yoktur. Allah yaptıklarından hesaba çekilmez, bilakis kullar hesaba çekilirler. "Allah, çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir. "

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

130. Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.

131. Kafirler için hazırlanmış ateşten sakının!

132. Allah'a ve Rasulü'ne itaat edin ki rahmete erdirilesiniz.

133. Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennet’e koşun!

134. O takva sahipleri ki bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları (Muhsinleri) sever.

135. Onlar bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.

136. İşte onların mükafatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükafatı ne güzeldir!