|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Al-i İmran Suresi 121 – 129.ayetler |
Allah'ın Uhud
Savaşında Mü'minlere Yardımı:
Yüce Allah daha sonra
Uhud savaşını, orada mü'min kullarını sınamasını ve mü'minlerle münafıkları
ortaya çıkarmasını, mü'minlerden sabır ve sebat edenlerin bu hallerini
anlatmaya başlıyor:
121. Hani sen,
mü'minleri savaş mevzilerine yerleştirmek için sabah erkenden ailenden
ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işiten ve bilendir.
122. O zaman sizden
iki bölük Allah onların dostu olduğu halde bozulmaya yüz tutmuştu. Mü'minler
yalnız Allah'a dayanıp güvensinler.
123. Andolsun, sizler
güçsüz halde iken Allah, Bedir'de de size yardım etmişti. Öyle ise, Allah'tan
sakının ki O'na şükretmiş olasınız.
Bedr'deki Yardıma
dair bölüm aşağıda
Tefsiri:
Cumhura göre burada
anlatılan Uhud savaşıdır. İbn Abbas (r.a.), Hasan-ı Basri, Katade, Süddi ve
daha pek çokları böyle demişlerdir. Hasan-ı Basri'den başka birrivayete göre
ise bu Hendeksavaşıdır. Taberi'nin rivayet ettiği bu haber zayıf olup itibara
alınmaz.
Uhud savaşı hicretin
üçüncü yılının Şevval ayında bir Cumartesi günü olmuştur. Katade,
"Şevval'den 11 gece geçtikten sonra (12. günde); İkrime ise: Şevval'ın tam
ortasında Cumartesi günü olmuştur" demiştir.
[1550] Uhud Savaşının
Sebebi: Bedir savaşında Müşriklerin eşrafından bir takım kimseler öldürülmüş
Ebu Süfyan'ın ticaret kervanı ise hiçbir saldırıya maruz kalmamıştı. Bunun
üzerine öldürülenlerin oğullarıyla Mekke'nin hayatta kalan diğer önde gelenleri
Ebu Süfyan'a, "Bu malları Muhammed ile savaş için ayır" dediler.
Sonra malları bu yolda harcadılar ve Mekke ile Ahbaş'lılardan ordu topladılar.
Üç bine yakın bir orduyla yola çıkıp Medine'nin karşısındaki Uhud dağı
yakınlarına konakladılar. Cuma günü Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Cuma namazını, akabinde Neccaroğullarından Malik b. Dinar adında birinin cenaze
namazını kıldırdı. Daha sonra çıkıp Müşriklere doğru gitme veya Medine'de kalıp
bekleme hususunda sahabilerle istişare etti. Abdullah b. Übeyy Medine'de
kalınması yönünde görüş beyan etti. Böyle yaptıkları taktirde müşrikler
bulundukları yerde kalırlarsa kötü bir hapis durumunda olacaklar, Medine'ye
girerlerse Müslüman erkekler onlarla yüzyüze savaşırken kadınlarla çocuklar
yukarıdan üzerlerine taş atabileceklerdi. Dönerlerse de hiçbir sonuç alamadan
elleri boş döneceklerdi. Bedir’e katılmamış bazı sahabeler ise düşmana doğru
gitme yönünde görüş söylediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) zırhını giydi ve onlara doğru yola çıktı. Düşmana doğru gidilmesini
söyleyen bazı sahabiler "Yoksa biz Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'i buna zorlamış mı olduk?" diyerek pişman oldular ve Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, "Ya Rasulallah! Sen istiyorsan Medine'de
kalalım" dediler. Ancak Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Bir peygamberin zırh giydikten sonra, Allah onun hakkında hükmünü
verinceye kadar geri dönmesi olmaz" buyurdu ve ashabından bin kişiyle
birlikte yola çıktı. Şavt denen yere geldiklerinde Abdullah b. Übeyy, görüşüne
uyulmadığına öfkelenerek 300 adamıyla geri döndü. O ve adamları, "Bugün
savaş olacağını bilsek sizinle geleceğiz. Ancak sizin bugün savaş yapacağınızı
sanmıyoruz." dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise yoluna
devam etti. Uhud eteklerine varıp vadinin bir tarafına konakladı. Kendisinin ve
askerlerinin sırtını Uhud'a verdi. "Biz emretmeden hiç kimse savaşa
başlamasın" diye de talimat verdi. Sonra O (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
ve 700 sahabesi savaşa hazırlık yaptılar. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) okçuların başına da Amr b. Avf oğullarının kardeşi olan Abdullah b.
Cübeyr'i koydu. O gün sayıları elli olan okçulara, "(Buradan gelebilecek)
süvarileri bizden uzaklaştırın. Bulunduğunuz taraftan bize kesinlikle gelemesinler.
Savaş ister lehimize ister aleyhimize olsun, her halükarda burada kalın. Bizi
kuşlar parçalarken görseniz bile kesinlikle yerinizden ayrılmayın." diye
emretti. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) iki kat zırh giydi. Sancağı
Abduddaroğullarından Mus'ab b. Umeyr'e verdi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) O gün savaş için bazı gençlere izin verirken bazılarını ileriki bir
vakte erteledi. Onlara yaklaşık iki yıl sonraki Hendek savaşında izin
vermiştir.
Bu arada Kureyşliler de
savaşa hazırlanıyorlardı. Sayıları 3000 idi ve yedekte tuttukları 200 de
süvarileri vardı. Süvarilerin sağ kanadının başına Halid b. Velid'i, sol
kanadına ise Ebu Cehil'in oğlu İkrime'yi geçirdiler. Sancağı da Abduddar
oğullarına verdiler. Sonra, detayları bu ayetler geldikçe görülecek olan
olaylar gerçekleşti.
İşte Yüce Allah bunu
anlatarak şöyle buyuruyor: "Hani sen, mü'minleri savaş mevzilerine
yerleştirmek için" sağ kanat, sol kanat ve emredeceğin diğer şekilde
yerlerini göstermek ve yerleştirmek için "sabah erkenden ailenden
ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işiten ve bilendir." Söylediklerinizi işiten,
kalplerinizdekileri bilendir.
İmam Taberi burada bir
soru ortaya atar ki o özetle şöyledir: Yüce Allah "Hani sen, mü'minleri
savaş mevzilerine yerleştirmek için sabah erkenden ailenden ayrılmıştın."
buyurduğu halde siz nasılolur da Cuma günü namazdan sonra çıktığını
söylersiniz? Taberi bunu şöyle cevaplar: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in onları yerlerine yerleştirmek için çıkışı Cumartesi gününün sabahıydı.
"O zaman sizden iki
bölük Allah onların dostu olduğu halde bozulmaya yüz tutmuştu."
[1551] İmam Buhari,
Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan şöyle nakleder: "O zaman sizden iki bölük
Allah onların dostu olduğu halde bozulmaya yüz tutmuştu. " ayeti bizim
hakkımızda, yani Hariseoğulları ile Selemeoğulları hakkında nazil oldu.
Ayetteki, "Allah onların dostu olduğu halde" ifadesinden dolayı
ayetin hakkımızda inmemiş olmasını temenni etmiyoruz. " Bunu İmam Müslim
de böyle rivayet etmiştir. Seleften birçok kişi onların Hariseoğulları ile
Selemeoğulları olduklarını söylemiştir.
Allah'ın Bedir Savaşında
Yardımı:
"Andolsun, sizler
güçsüz halde iken Allah, Bedir'de de size yardım etmişti. Öyle ise, Allah'tan
sakının ki O'na şükretmiş olasınız. " Bedir savaşı da hicretin 2. yılında
Ramazan ayının 17. sinde Cuma günü olmuştur. Bedir, Allah'ın (c.c) İslam'ı ve
Müslümanları aziz kıldığı, şirki kahredip, şirk yurdunu ve taraftarlarını
mahvettiği furkan (ayrım) günüdür. Bedirde Müslümanlar çok azdı. Sayıları 313 olup
beraberlerinde yalnız iki at ile yetmiş deve vardı. Diğerlerinin tamamı ise
yaya idi. İhtiyaçları olan teçhizatları da yoktu. Düşman ise 900 ile 1000 kişi
arasında olup zırhlar ve miğferler giymişlerdi. Tam teçhizatlıydılar, süslü ve
kuvvetli atları vardı. Yüce Allah bu savaşta vahyini ve Kur'an'ını galip, Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve arkadaşlarının yüzünü ak, şeytan ve
neslini ise rezil rusva etti. Bundan dolayı Yüce Allah mü'min kullarına ve
müttaki taraftarlarına bu nimetini hatırlatarak şöyle buyuruyor: ''Andolsun,
sizler güçsüz", yani sayıca az "olduğunuz halde" zaferin sadece
Allah'tan olup sayı ve teçhizat çokluğuyla olmadığını bilmeniz için, ''Allah
Bedir'de de size yardım etmişti." O yüzden Yüce Allah başka bir ayette
şöyle buyurmaktadır: ''Andolsun ki Allah, birçok yerde (savaş alanlarında) ve
Huneyn savaşında size yardım etmişti. Hani çokluğunuz size kendinizi
beğendirmiş, fakat sizi hezimete uğramaktan kurtaramamıştı. Yeryüzü bütün
genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonunda (bozularak) gerisin geri
dönmüştünüz. Sonra Allah, Rasutü ile mü'minler üzerine sekinetini (sükunet ve
huzur duygusu) indirdi, sizin görmediğiniz ordular (melekler) indirdi de
kafirlere azap etti. İşte bu, o kafirlerin cezasıdır. Sonra Allah, bunun ardından
yine dilediğinin tevbesini kabul eder. Zıra Allah bağışlayan,
esirgeyendir."
İmam Ahmed b. Hanbel,
Semmak'tan şöyle nakleder: İyaz el-Eş’ari şöyle anlattı: Yermuk savaşında
bulundum. Bize beş kişi kumandanlık yapıyordu: Ebu Ubeyde, Yezid b. Ebu Süfyan,
İbn Hasene, Halid b. Velid ve İyaz -bu Semmak'ın kendinden bu olayı aktardığı
İyaz değildir-o Ravi devamla şöyle der: Hz. Ömer (r.a.), "Savaş olduğunda
Ebu Ubeyde'ye başvurun ve onun emirlerine bağlı kalın" demişti. Ebu
Ubeyde'ye, "Ölüm üzerimize hücum ediyor" diyerek mektup yazdık ve
ondan yardım istedik. O da bize şu cevabı gönderdi: "Bana mektubunuz
ulaştı. Benden yardım istiyorsunuz. Ben size yardımı daha güçlü, askeri daha
çabuk erişecek birini söyleyeceğim:
Aziz ve Celil olan
Allah. Siz O'ndan yardım isteyin. Çünkü Muhammed de (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) Bedir günü sizden daha az teçhizatla muzaffer kılındı. Size bu mektubum
ulaştığında düşmanla savaşa tutuşun ve bir daha bana başvurmayın." Biz de
onlarla savaşa girdik ve yenerek dört fersah kovaladık. Bu savaşta ganimet ele
geçirdik. Sonra nasıl paylaştıracağımıza dair aramızda istişare yaptık. İyaz,
"Her bir kimseye öldürdüğü kişi başına on hisse verilmesi"
düşüncesini ortaya attı. Ebu Ubeyde, "Kim benimle yarışacak?" dedi. Bir
genç: Eğer kızmayacaksan ben, dedi. Genç yarışta Ebu Ubeyde'yi geçti. Hatta Ebu
Ubeyde'yi bir Arap atının üstünde iki saç örgüsü arkaya doğru uçuşurken gördüm.
Senedi sahihtir. Bunu İbn Hibban da Sahih'inde benzer lafızla Bündar'ın
Gunder'den nakliyle rivayet etmiştir. Hafız Ziya el-Makdisi de kitabına o
rivayeti almıştır.
Bedr Mekke ile Medine
arasında bir mevki olup adını Bedir b. Nareyn adında birinin kazdığı kuyudan
almaktadır. "Öyle ise, Allah'tan sakının ki O'na şükretmiş olasınız."
Yani Allah'a itaati yerine getirmiş olasınız.
124. O zaman sen,
mü'minlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye
etmesi, sizin için yeterli değil midir?
125. Evet, siz sabır
gösterir ve Allah'tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize
gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder.
126. Allah, bunu size
sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı. Zafer,
yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah katındandır.
127. Allah,
kafirlerden bir kısmının kökünü kessin veya onları perişan etsin, böylece
bozulmuş bir halde dönüp gitsinler diye, size yardım eder.
128. Bu işte senin
yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya onlara tevbe nasip eder veya zalim
oldukları için azablandırır.
129. Göklerde ve yerde
ne varsa Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, ditediğine azap eder. Allah, çok
bağışlayıcı ve çok merhametlidir.
Tefsiri:
Ayetlerde anlatılan
vaadlerin Bedir' de mi yoksa Uhud' da mı olduğu hakkında müfessirlerin iki
farklı görüşü vardır. Birinci görüşe göre, "O zaman sen, mü'minlere şöyle
diyordun" cümlesi bir önceki ayetle, yani " ... Allah, Bedir' de de
size yardım etmişti." ayetiyle bağlantılıdır. Hasan-ı Basri, Şa'bi, Rebi’
b. Enes ve başkalarından rivayet edilen bu görüşü İmam Taberi de tercih
etmiştir. Abbad b. Mansur, Hasan-ı Basri'den şöyle rivayet etmiştir: "O
zaman sen, mü'minlere şöyle diyordun: İndiriten üç bin melekle Rabbinizin sizi
takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir?" buyruğunda anlatılanlar
Bedir savaşında olanlardır. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiş, sonra şöyle
demiştir: Bize .... Şa’bi'den rivayet edildi: Müslümanlar Kürz b. Cabir'in
müşriklere yardım gönderdiğini duyunca buna çok üzüldüler. Bunun üzerine Yüce
Allah, "O zaman sen, mü'minlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle
Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir? ... Rabbiniz,
nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder." ayetlerini (124,125. ayetler)
indirdi. Kürz, müşriklerin yenilgiye uğradıkları haberini alınca müşriklere yardım
göndermekten vazgeçti. Böyle olunca da Allah (c. c) Müslümanlara 5.000 melek
takviyesini göndermedi. Rebi’ b. Enes der ki: Allah Teala Müslümanlara önce
1.000 melek gönderdi. Sonra onlar 3.000, daha sonra 5.000 oldular.
Soru: Bu görüşe göre bu
ayetle Bedir savaşını anlatan, "Hatırlayın ki siz Rabbinizden yardım
istiyordunuz. O da, ben peş peşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim,
diyerek duanızı kabul buyurdu. Allah bunu (meleklerle yardımı) sadece müjde
olsun ve onunla kalbiniz yatışsın diye yapmıştı. Zaten yardım yalnız Allah
tarafındandır. Çünkü Allah mutlak galiptir, yegane hüküm ve hikmet sahibidir.
" (Enfal, 9-10) Ayetlerde anlatılanlar arasındaki görünüşteki çelişkiyi
nasıl giderirsiniz?
Cevap: Tevbe suresindeki
bin sayısı üç bin veya daha fazla sayıyla çelişmemektedir. Çünkü, "peş
peşe gelen bin melek" deki "peş peşe" kelimesi onlara ilk binden
sonra ardı ardına başka binlerin gönderilerek yardım edilmesi manasını ifade
eder. Oradaki ayetlerin akışı burada Al-i İmran suresindeki ayetlerin akışına
benzemektedir. Dolayısıyla anlaşıldığı kadarıyla bu Bedir savaşında olmuştur.
Zira, bilindiği gibi meleklerin savaşa iştirakleri Bedir harbinde olmuştur.
Doğrusunu en iyi Allah bilir. Said b. Ebu Urube de Katade'den şöyle nakleder:
Yüce Allah Bedir gününde Müslümanlara 5.000 melekle yardım etti.
İkinci Görüş: Bu vaad,
"Hani sen, mü'minleri savaş mevzilerine yerleştirmek için sabah erkenden
ailenden ayrılmıştın." (Al-i İmran, 121) ayetiyle bağlantılıdır,
dolayısıyla Uhud savaşında verilmiş bir vaaddir. Bu da Mücahid, İkrime, Dahhak,
Zühri, Musa b. Ukbe ve başkalarının görüşüdür. Fakat bunlar, "Beş bin
melek yardımı gelmedi; çünkü Müslümanlar o gün savaştan kaçtılar"
demişlerdir. İkrime ise ayrıca şöyle demiştir: 3.000 melek yardımı da gelmedi;
çünkü Yüce Allah, "Evet, siz sabır gösterir ve Allah'tan sakınırsanız ...
Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder." buyurmuştu.
Mü'minler ise sabretmeyip kaçtılar, dolayısıyla kendilerine tek bir melek
gönderilmedi.
"Evet, siz sabır
gösterir ve Allah'tan sakınırsanız." Yani düşmanınızın karşısında direnir
ve sebat ederseniz, benden sakın ip emirlerime uyarsanız. "Onlar da hemen
şimdi üzerinize gelseler" cümlesindeki "......" (hemen
şimdi)" ifadesini Hasan-ı Basri, Katade, Rebi' b. Enes ve Süddi: "Bu
yüzleriyle, bu halleriyle" diye tefsir ederler. Mücahid, İkrime ve Ebu
Salih, "Bu öfkeleriyle" şeklinde tefsir ederler. Dahhak da, "Bu
öfkeleri ve yüzleriyle" diye tefsir eder. Avfi de İbn Abbas (r.a.)'tan
şöyle rivayet eder:
"Yani, bu
gelişlerinde." Bunun da, "Bu öfkeleriyle" manasına geldiği
söylenir. "Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder."
'....." (müsevvimin)'den kasıt "alınları nişanlılar"dır. Ebu
İshak es-Sebü'i, Harise b. Mudarrib kanalıyla Hz. Ali (r.a.)'tan şöyle
nakleder: Bedir savaşında meleklerin nişanı beyaz yün idi. Atlarının
alınlarında da nişanları vardı. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiş, ardından Ebu
Hureyre (r.a.)'tan bu ayet hakkında şöyle nakletmiştir: Yani, yeleleri
kesilmiş, alınları ve kuyrukları beyaz yünle nişanlandırılmış atlar. Atiyye
el-Avfi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Melekler Muhammed (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e yünle nişanlanmış halde geldiler. Muhammed (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ve ashabı da kendilerinin ve atlarının alınlarını beyaz yünle
alametlendirdiler. Katade ve İkrime, ''Yani, savaş nişanıyla alametlendirilmiş
atlar"; Mekhul ise, "Sarıklarla nişanlanmıştı" demiştir.
[1552] İbn Merduyeh, Ata
b. Ebi Rebah kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder:
"Müsevvimin" alametlendirilmiş manasına gelir. Meleklerin Bedir
günündeki nişanları siyah sarıklar, Huneyn günündeki nişaneleri ise kırmızı
sarıklardı İbn Merduyeh başka bir kanalla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder:
Melekler sadece Bedir günü savaştılar. İbn İshak da yine İbn Abbas (r.a.)'tan
şöyle nakleder: Meleklerin Bedir günündeki nişanları ucunu sırtlarına
sarkıttıkları beyaz sarıklar, Huneyn günündeki nişanları ise kırmızı
sarıklardı. Melekler sadece Bedir savaşında çarpıştılar. Diğerlerinde ise
çarpışmayıp sadece Müslümanları kalabalık gösterdiler, onlara yardım ettiler.
Sonra bunu İbn Abbas (r.a.)'tan başka bir senetle rivayet etmiştir ki onun
lafzı da buna yakındır. İbn Ebi Hatim, Yahya b. Abbad'dan şöyle nakleder: Bedir
günü Zübeyr (r.a.)'ın başında sarı bir sarık vardı. O gün melekler de aynı
şekilde başlarında sarı sarıklarla indiler. Bunu İbn Merduyeh de, farklı bir
senetle rivayet etmiştir.
''Allah, bunu size sırf
bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede rahatlasın diye yaptı." Allah
melekleri indirmeyi ve size bunu haber vermeyi yalnızca size müjde olması ve
gönlünüzü hoşnut edip rahatlatması için yaptı. Yoksa, her zaman için zafer
sadece Allah (c. c) katındandır. Dilerse düşmanlarını size ve onlarla
savaşmanıza gerek kalmadan kahr ve mağlup eder. Nitekim Yüce Allah başka bir
yerde mü'minlere savaşı emrettikten sonra şöyle buyurur: "(Savaşta) inkar
edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onlara iyice vurup
sindirince bağı sıkıca bağlayın (esir alın). Savaş sona erince de artık ya
karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin. Durum şu ki Allah dileseydi,
onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda
öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz. Allah onları
muratlarına erdirecek, gönüllerini şad edecek. Onları, kendilerine tanıttığı
cennet'e sokacaktır." (Muhammed, 4-6) İşte Allah burada da şöyle
buyuruyor: ''Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bu sayede
rahatlasın diye yaptı. "Yani, Allah Teala erişilmez kuvvet ve izzet
sahibidir. Takdirinde hikmet sahibi olup her şeyi yerli yerince sapasağlam
yapar.
Allah Teala daha sonra
şöyle buyuruyor: ''Allah, kafirlerden bir kısmının kökünü kessin .. diye ...
" Yani, Allah size cihad ve mücadeleyi, ondaki her durumda bulunan
hikmetten dolayı emretmektedir. O yüzden kendileriyle savaşan kafirler
hakkındaki tüm ihtimalleri zikrederek şöyle buyuruyor: "Allah, kafirlerden
bir kısmının kökünü kessin" yok etsin "veya onları perişan"
rezil rüsva "etsin, böylece bozulmuş'''' sizden elde etmeyi umduklarını
elde edemeden elleri boş ve öfkeli "bir halde dönüp gitsinler diye."
İşte Allah size cihadı ve savaşı bu sebeplerden dolayı emreder. Yüce Allah daha
sonra ara bir cümleyle dünya ve ahirette hüküm verme yetkisinin sadece hiçbir
ortağı olmayan tek Allah'a ait olduğunu ifade ediyor: "Bu işte senin
yapacağın bir şey yoktur. " Yani, onların durumu bana kalmıştır. Nitekim
Yüce Allah başka yerlerde şöyle buyurur: "Senin vazifen sadece tebliğ
etmektir. Hesap sormaksa bize düşer." (Ra'd, 40) "Onları hidayete
erdirmek senin vazifen değildir. Allah dilediğini hidayete erdirir."
(Bakara, 272) "Şüphesiz sen her sevdiğini hidayete erdiremezsin. Ama Allah
dilediğini hidayete erdirir." (Kasas, 56) Muhammed b. İshak, "Bu işte
senin yapacağın bir şey yoktur. " buyruğunu şöyle tefsir etmiştir: Senin
kullarım hakkında, sana emrettiklerimi yerine getirmek dışında hiçbir yargı
yetkin yoktur. Yüce Allah bu ara cümleden sonra kendisinin kafirler hakkında
yapacağı diğer ihtimalleri sıralayarak şöyle buyuruyor: ''Allah, ya onlara
tevbe nasip eder", yani, içinde bulundukları küfürden çıkarıp sapıklıktan
sonra hidayete erdirir "veya zalim oldukları için" küfür ve
günahlarının cezası olarak dünya ve ahirette "cezalandırır." Çünkü
onlar zalim olmaları sebebiyle bunu hak etmişlerdir.
[1553] İmam Buhari, İbn
Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'i sabah namazında ikinci rek'attan doğrulup "Semiallahu
limen hamideh, Rabbena ve lekel hamd" dedikten sonra, ''Allah'ım! Filana
filana lanet et" diye ederken işittim. Bunun üzerine Yüce Allah, "Bu
işte senin yapacağın bir şey yoktur." ayetini nazil etti. Bunu Nesai de
rivayet etmiştir.
[1554] İmam Ahmed b.
Hanbel, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'i, ''Allah'ım! Filana filana lanet et. Allah'ım! Haris b.
Hişam'a lanet et. Allah'ım! Süheyl b. Amr'a lanet et. Allah'ım! Safvan b.
Ümeyye'ye lanet et." diye beddua ederken işittim. Bunun üzerine, "Bu
işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya onlara tevbe nasip eder veya
zalim oldukları için azablandırır. " ayeti nazil oldu. Gerçekten de
bunların hepsine tevbe nasip edildi.
[1555] İmam Ahmed b.
Hanbel, Abdullah b. Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) dört kişiye beddua ederdi. Bunun üzerine Yüce Allah, "Bu
işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya onlara tevbe nasip eder veya
zalim oldukları için cezalandırır." ayetini nazil etti. Allah (c.c) sonra
bu kimseleri İslam'a hidayet etti.
[1556] Muhammed b.
Aclan, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) bazı müşriklere isimlerini anarak lanet ederdi ve buna Allah (c.c)
şu ayeti nazil edene kadar devam etti: Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur.
Allah, ya onlara tevbe nasip eder veya zalim oldukları için cezalandırır."
Allah (c.c) o kimseleri daha sonra İslam'a hidayet etti.
[1557] Yine İmam Buhari,
Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) birine beddua veya dua edeceği zaman rükudan sonra kunCıt duası
okurdu. "...... (Allah kendisine hamd edeni işitir. Rabbimiz, hamd yalnız
sana mahsustur.)" dedikten sonra şöyle dua ve beddua ederdi: ''Allah'ım!
Velid İbn Velid'i, Seleme İbn Hişam'ı ve Ayyaş İbn Ebi Rabia'yı kurtar.
Allah'ım! Mudar kabilesini daha beter et! Yaşadıkları şu yılları, Yusuf
peygamber döneminde yaşanan zorlu yıllara dönüştür." Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu dua ve bedduasını yüksek sesle okurdu. Hatta
bazı sabah namazlarında bazı Arap kabileleri için, "Allah'ım! Falana,
falana lanet et!" şeklinde beddua ederdi. Bu durum, "Bu işte senin
yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya onlara tevbe nasip eder veya zalim
oldukları için cezalandırır. " ayeti ininceye kadar sürdü.
[1558] İmam Buhari'nin
Enes b. Malik (r.a.)'tan rivayetinde ise o şöyle demiştir: "Uhud günü
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in başı (yüzü) yaralanınca O
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Peygamberlerini yaralayan bir kavim nasıl
kurtulur" diye buyurdu. Bunun üzerine, "Bu işte senin yapacağın bir
şey yoktur ... " ayeti nazil oldu. Buhari'nin Sahih'inde ta'lik yoluyla
zikrettiği bu hadis başka muhaddislerce muttasıl şeklinde zikredilmiştir.
[1559] İmam Buhari'nin
Uhud gazvesi hakkında Salim'den yaptığı rivayete göre; babası (İbn Ömer (r.a.))
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i sabah namazının ikinci rekatında
başını rükudan kaldırdıktan ve "Semiallahu limen hamideh, Rabbena ve
leke'l-hamd" dedikten sonra "Allah'ım! Filana, filana ve filana lanet
et" diye derken işitti. Bunun üzerine Yüce Allah (c.c) "O işten sana
hiçbir şey düşmez ... Zalim olduklarından dolayı onlara azap eder."
ayetini nazil etti. İmam Buhari, Hanzala b. Ebu Süfyan'dan da şöyle rivayet
etmiştir: Salim b. Abdullah'ı şöyle derken işittim:
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Safvan b. Umeyye, Suheyl b. Amr ve elHaris b. Hişam'a beddua
ediyordu. Bunun üzerine: "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah,
ya onlara tevbe nasip eder veya zalim oldukları için cezalandırır." (Al-i
İmran, 3) buyruğu nazil oldu." İmam Buhari, bu ziyadeyi muallak ve
mürselolarak rivayet etmiştir. İmam Ahmed b. Hanbel'in bunu Müsned'inde müsned
ve muttasıl olarak rivayeti biraz önce geçti.
[1560] İmam Ahmed b.
Hanbel, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in Uhud günü ön dişleriyle azı dişleri arasındaki dişleri
kırılınca ve alnı yaralanıp yüzüne kan akınca, "Kendilerini Rablerine
davet ettiği halde peygamberlerine böyle yapan bir millet nasıl iflah olur?"
dedi. bunun üzerine Yüce Allah, "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur.
Allah, ya onlara tevbe nasip eder veya zalim oldukları için cezalandırır."
ayetini nazil etti. Bunu İmam Müslim de rivayet etmiştir ve onun senediyle
rivayet eden başka kimse yoktur.
[1561] İmam Taberi,
Katade'den şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Uhud
günü yaralandı; rubaiye (ön dişleriyle azı dişi arasındaki yan kesici dişi)
kırıldı, kaşı açıldı, üzerindeki iki kat zırhla yere düştü. Bedeninden kan akıyordu.
O sırada Ebu Huzeyfe'nin kölesi Salim oradan geçmekteydi. Hemen Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i oturtup yüzündeki kanı sildi. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kendilerini Allah'a çağırdığı halde
Peygamberlerine böyle yapan bir kavmin hali nice olur?" diyerek kendine
geldi. Bunun üzerine Yüce Allah, "Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur.
Allah, ya onlara tevbe nasip eder veya zalim oldukları için cezalandırır."
ayetini nazil etti. Bunu Abdurrezzak da benzer lafızla Mamer'in Katade'den
nakliyle rivayet etmiştir. Fakat onda "kendine geldi" ifadesi yoktur.
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor:
"Göklerde ve yerde
ne varsa Allah'ındır." Yani, gökler ile yer Allah'ın mülkü, bunların
içindekiler Allah'ın kullarıdırlar. "Dilediğini bağışlar, dilediğine azap
eder." Onlarda yegane tasarruf sahibi Allah'tır; O'nun hükmüne karŞı
çıkabilecek hiç kimse yoktur. Allah yaptıklarından hesaba çekilmez, bilakis
kullar hesaba çekilirler. "Allah, çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.
"
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
131. Kafirler için hazırlanmış ateşten sakının!
132. Allah'a ve Rasulü'ne itaat edin ki rahmete
erdirilesiniz.