|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Al-i İmran Suresi 144 – 148.ayetler |
Hz. Peygamber'in
Ölümüyle Birlikte Ökçesi Üzeri Dönmek mi?
144. Muhammed, ancak
bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya
da öldürülürse, gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle)
geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah,
şükredenleri mükafatlandıracaktır.
145. Hiçbir kimse yok
ki ölümü Allah'ın iznine bağlı olmasın. (Ölüm), belli bir süreye göre
yazılmıştır. Her kim, dünya nimetini isterse, kendisine ondan veririz; kim de
ahiret sevabını isterse, ona da bundan veririz. Biz şükredenleri
mükafatlandıracağız.
146. Nice peygamberler
vardı ki beraberinde birçok Allah erleri bulunduğu halde savaştılar da, bunlar,
Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler,
boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.
147. Onların sözleri,
sadece şöyle demekten ibaretti: "Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki
taşkınlığımızı bağışla; ayaklarımızı (yolunda) sabit kıl; kafirler topluluğuna
karşı bizi muzaffer kı!!"
148. Allah da onlara
dünya mükafatını ve ahiret mükafatının güzelliğini verdi. Allah, iyileri sever.
Tefsiri:
Uhud gününde
Müslümanların bir kısmı bozguna uğrayıp bir kısmı öldürülünce şeytan,
"Haberiniz olsun ki Muhammed öldürüldü" diye yaygara kopardı. İbn
Kamle de müşriklerin yanına döndüğünde, "Ben Muhammed'i öldürdüm"
dedi. Oysa Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e vurmuş ve başını
yaralamıştı. Bu haber insanlarda büyük etki bıraktı ve Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in öldürüldüğünü sandılar. Allah'ın (c.c) birçok peygamber
hakkında anlattığı gibi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in de
öldürülebileceğini düşündüler. Bu ise onlarda zaafa, gevşekliğe ve savaşta
pasif olmaya yol açtı. İşte Yüce Allah, "Muhammed, ancak bir peygamberdir.
Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. " ayetini bunun hakkında nazil
etmiştir. Yani, onların peygamber oluşlarında ve öldürülmelerinde Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e örneklik vardır. İbn Ebi Necih, babasından
şöyle nakleder:
Muhacirlerden biri
Ensar'dan kana bulanmış birinin yanından geçerken ona, "Ey filan,
Muhammed'in öldürüldüğüne dair bir şey duydun mu?" dedi. Ensardan olan
kişi, "Eğer Muhammed öldürülmüşse o tebliğ görevini yerine getirmiştir. O
zaman siz de dininizi müdafaa yolunda savaşmaya devam edin" dedi. Bunun
üzerine, "Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler
gelip geçmiştir. " ayeti nazil oldu. Bunu Hafız Beyhaki,
Delailu’n-Nübüvve'de zikretmiştir.
Yüce Allah daha sonra
zaafa uğrayanları ayıplayarak şöyle buyuruyor: ''Şimdi o ölür ya da
öldürülürse, ökçeniz üzeri geri mi döneceksiniz?" Yani, gerisin geriye
eski halinize mi döneceksiniz? "Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir
şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah, şükredenleri", yani Allah'a
ibadet ve taatte bulunanları, Peygamber'ine hem ölü hem diri halinde itaat
edenleri "mükafatlandıracaktır." Sahih, Müsned ve Sünen kitaplarında
ve diğer İslami kaynaklarda birçok yolla gelen doğruluğu kesin haberlerde
sabittir ki; Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) vefat ettiğinde Hz.
Ebu Bekir es-Sıddik (r.a.) bu ayeti okumuştur. Ben de Ebu Bekir (r.a.) ile Ömer
(r.a.)'ın rivayet ettiği hadisleri topladığım "Müsned-i Ebi Bekr" ve
"Müsned-i Ömer" kitaplarımda bunu yazdım.
[1594] Ravilerden Zühri
der ki: Bana Ebu Selem, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakletti: Ebu Bekir (r.a.)
dışarı çıktığında Ömer (r.a.) insanlarla konuşuyordu. Ebu Bekir (r.a.),
"Otur ey Ömer!" dedi, fakat Ömer oturmak istemedi. Bunun üzerine
insanlar Hz. Ömer'i bırakıp Hz. Ebu Bekir'in yanına geldiler. Ebu Bekir onlara
şu konuşmayı yaptı: "Kim Muhammed’e tapıyorduysa bilsin ki Muhammed
ölmüştür. Kim de Allah'a tapıyorduysa şüphesiz Allah diridir, asla ölmez."
Yüce Allah burada şöyle
buyuruyor: "Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler
gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse, gerisin geriye (eski dininize)
mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar vermiş
olmayacaktır. Allah, şükredenleri mükafatlandıracaktır." İbn Abbas (r.a.)
der ki: Vallahi sanki insanların Ebu Bekir kendilerine bu ayeti okuyancaya
kadar böyle bir ayetin indiğinden haberleri yoktu da okuyunca ondan öğrendiler.
Artık kimden bir şey işitsem bu ayeti okuyordu. Said b. Müseyyeb'in bana haber
verdiğine göre Hz. Ömer (r.a.) da şöyle demiş: Ayeti Ebu Bekir (r.a.)'tan
işitir işitmez şaşakaldım ve ayaklarım beni taşımaz oldu da öylece yere
yığılıverdim.
[1595] İmam Taberani,
İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Ali (r.a.) Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) hayattayken, "Şimdi o ölür ya da öldürülürse, ökçeniz
üzeri geri mi döneceksiniz?" ayetini okur ve şöyle derdi: "Vallahi,
Allah bizi doğru yola ilettikten sonra ökçemiz üzeri geri dönmeyelim. Vallahi,
eğer Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ölür veya öldürülürse,
ölünceye dek O'nun (Sallallahu aleyhi ve Sellem) savaştığı dava uğruna
savaşacağım. Vallahi ben onun kardeşi, dostu, amcası oğlu ve varisiyim. Ona
benden daha layık kim vardır?"
"Hiçbir kimse yok
ki ölümü Allah'ın iznine bağlı olmasın. (Ölüm), belli bir süreye göre
yazılmıştır." Yani, herkes Allah'ın kendisine takdir ettiği şekilde ve
ancak O'nun (c. c) kendisine belirlediği süreyi doldurduktan sonra ölür. Bu
yüzden Allah Teala şöyle buyurmuştur: "(Ölüm), belli bir süreye göre
yazılmıştır. " Şu ayetlerde de ifade buyrulduğu gibi: "Ömrü uzun
olanın çok yaşaması ve ömürlerin azalması şüphesiz Kitaptadır." (Fatır,
11) "Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak
O'dur. Bir de O'nun katında muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır." (En'
am, 2)
Yüce Allah bu ayet-i
kerimede korkakları cesaretlendirmekte ve savaşa teşvik etmektedir. Çünkü
savaşa katılmak veya ondan geri durmak ömrü ne uzatır ne de kısaltır. Nitekim
İbn Ebi Hatim, Habib b. Sahban'dan şöyle nakleder: Bir cihadda Müslümanlardan
biri -ki o Hucr b. Adiyy'dir- Dicle nehrini kastederek, "Sizin düşmana
ulaşmanıza şu su damlacığı mı engel oluyor? Oysa, "Hiçbir kimse yok ki
ölümü Allah'ın iznine bağlı olmasın. (Ölüm), belli bir süreye göre
yazılmıştır.' dedi. Sonra atını Dicle'ye doğru sürdü. O öyle yapınca diğerleri
de atlarını Dicle'ye sürdüler. Düşmanlar onları görünce, 'Bunlar deliler' deyip
kaçtılar."
"Her kim, dünya
nimetini isterse, kendisine ondan veririz; kim de ahiret sevabını isterse, ona
da bundan veririz. " Yani, kimin çabası ve çalışması dünya için olursa
dünyadan Allah'ın ona takdir ettiği kadar alır. Ahiretten ise hiçbir nasibi
olmaz. Ama bir kimsenin yaptığı işlerdeki hedefi ahiret olursa Allah (c.c) ona
ahiretinin yanında dünyadan da kendisine taksim etmiş olduğu nasibini verir.
Nitekim Yüce Allah başka ayetlerde şöyle buyurur: Ahiret kazancını isteyenin
kazancını artırırız; dünya kazancını isteyene de ondan veririz; ama ahirette
bir payı bulunmaz." (Şura, 20) "Her kim bu çarçabuk geçen dünyayı
dilerse ona, yani dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada hemen verir,
sonra da onu, kınanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehennem'e sokarız. Kim de ahireti
diler ve bir mü'min olarak ona yaraşır bir çaba ile çalışırsa, işte bunların
çalışmaları makbuldür." (İsra, 18-19) O yüzden burada "Biz
şükredenleri mükafatlandıracağız. " buyurmuştur. Yani, şükürleri ve
amelleri nispetinde onlara hem dünyada hem de ahirette lütuf ve rahmetimizden
vereceğiz.
Allah Teala daha sonra
mü'minleri Uhud'da başlarına gelenlerden dolayı teselli ederek şöyle buyuruyor:
"Nice peygamberler vardı ki beraberinde birçok Allah erleri bulunduğu
halde savaştılar. " Yani, nice peygamberler öldürüldü ve onlarla birlikte
arkadaşlarından nice erler ve yiğitler öldürüldüler (.... savaştı değil, ....
öldürüldü kıraatına göre verilen mana). Bu İmam Taberi'nin görüşüdür. Çünkü o
şöyle demiştir: Ayeti, "Nice peygamberler vardı ki beraberinde birçok
Allah erleri bulunduğu halde savaştılar. " şeklinde okuyanlar şöyle
demişlerdir: Ayette peygamberlerin öldürüldüğü, onlarla birlikte savaşa
katılanların hepsinin değil, çoğunun öldürüldüğü belirtilmekte, zaaf ve
gevşekliğe düşmeyenlerin ise öldürülmeyip geride kalan az sayıda kişiler olduğu
ifade edilmektedir. Taberi devamla der ki: ..... savaştı" kıraatini tercih
edenler ise şöyle demişlerdir: Onların hepsi öldürülmüş olsaydı,
"gevşeklik ve zaaf göstermediler" sözünün bir manası kalmazdı. Çünkü
onların öldükten sonra "gevşeklik ve zaaf göstermemek" ile
nitelenmeleri imkansızdır.
Taberi sonunda
".....: öldürüldü" kıraatini tercih etmiştir. Çünkü Yüce Allah bu
ayetle öncesindeki ayetlerde Uhud gününde birisinin "Muhammed
öldürüldü" diye bağırışım duyarak bozguna uğrayan ve kaçan kimseleri
ayıplayarak onlara şöyle demektedir: Ey mü'minler! "Şimdi o ölür ya da
öldürülürse" siz dininizden çıkıp "gerisin geriye (eski dininize) mi
döneceksiniz?"
İbn İshak'ın Siret'inde
anlattıkları ise ayetin başka bir şekilde yorumunu gerektirmektedir. Çünkü o
şöyle der: Yani, beraberindeki arkadaşlarıyla savaşırken öldürülen nice
peygamberler vardır. Ama onlar peygamberlerinden sonra düşmanlarına karşı
zayıflık göstermediler, Allah (c.c) ve dinleri uğrunda cihad ederken başlarına
gelenlerden dolayı gevşemediler. Ki asıl sabır budur. "Allah" ise
"sabredenleri sever." Böylece İbn İshak, "Beraberinde birçok
adamları olduğu halde" ifadesini hal cümlesi yapmıştır. Süheyli de bu
görüşü desteklemiş ve hararetle savunmuştur. Aslında ayetteki, "Bunlar,
Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler,
boyun eğmediler." ifadesinden dolayı bu da isabetli bir tefsirdir. Ümevi
de Meğazi kitabında bunu Muhammed b. İbrahim'in kitabından böyle rivayet etmiş
olup başkası böyle bir rivayette bulunmamıştır.
Süfyan-ı Sevri'nin ..
İbn Mes'ud (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre o "ribbiyyune kesir:
"birçok Allah erleri" ifadesini "binlerce" diye tefsir
etmiştir. İbn Abbas, Mücahid, Said b. Cübeyr, İkrime, Hasan, Katade, Süddi,
Rebi’ ve Ata el-Horasani de bunu "kalabalık insan toplulukları"
şeklinde tefsir etmişlerdir. Abdürrezzak'ın Hasan-ı Basrl'den rivayetine göre o
bunu, "birçok alim" diye açıklamıştır. Başka bir rivayette ise,
"birçok sabırlı, salih ve müttaki alimler." diye tefsir etmiştir.
Taberi, bazı Basralı Nahiv alimlerinden şöyle nakletmiştir: Ribbiyyun,
"Aziz ve Celil olan Rabb'e ibadet edenler" manasına gelir. Bazıları
buna itiraz ederek, "Öyle olsaydı Ribbiyyun değil Rabbiyyun denilirdi"
demişlerdir. İbn Zeyd de, "Ribbiyyun" halk ve tebeaya,
"Rabbaniyyun" ise yöneticilere denir, demiştir.
"Bunlar, Allah
yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşeklik ve zaaf göstermediler, boyun
eğmediler. " Katade ve Rebi' b. Enes der ki: Yani, Peygamberlerin
öldürülmesinden dolayı "gevşeklik göstermediler ve" görüşlerinden ve
dinlerinden dönerek "zaaf göstermediler." Bilakis Allah'a (c. c)
kavuşuncaya dek peygamberlerinin savaştığı dava uğrunda savaşmaya devam
ettiler. "Zaaf göstermediler" ifadesini İbn Abbas (r.a.), "Zillet
göstermediler" Süddi ve İbn Zeyd, "Düşmanlarına boyun eğmediler"
Muhammed b. İshak, Süddi ve Katade ise, "Peygamberleri öldürüldüğünde zaaf
göstermediler" diye tefsir etmişlerdir. "Allah sabredenleri sever.
"
"Onların
sözleri" adetleri ve daima yaptıkları şey, "sadece şöyle demekten
ibaretti: Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla;
ayaklarımızı (yolunda) sabit kıl; kafirler topluluğuna karşı bizi muzaffer
kı!!"
"Allah da onlara
dünya mükafatını" zafer, galibiyet ve güzel sonucu "ve ahiret
mükafatının güzelliğini verdi. " Yani, dünya mükafatının yanında bunu da
verdi. ''Allah, iyileri sever. "
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |