İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Al-i İmran Suresi

185 - 189.ayetler

 

Her Nefis Ölümü Tadacaktır:

 

185. Her canlı ölümü tadacaktır. Ve ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennem'den uzaklaştırılıp cennet'e konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayatı ise aldatıcı geçimlikten başka bir şey değildir. 

186. Andolsun ki mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız, muhakkak ki bu, azme değer şeylerdendir.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah burada tüm yaratıkları kapsayan bir durumdan bahsederek her nefsin ve canlının ölümü tadacağını bildiriyor. Yüce Allah başka bir yerde de şöyle buyurur: "Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacak. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacak. " (Rahman, 25-26) Çünkü hiç ölmeyen Hayy sadece O'dur. Cinler ve insanlar ise ölürler. Melekler ve Arş'ı taşıyanlar da öleceklerdir. Ebedilik ve sonsuzluk ise sadece tek, vahid ve kahhar olan Allah'a mahsustur. İlk (Evvel) O olduğu gibi Son da (Ahir) O'dur. Bu ayette tüm insanlara bir teselli vardır. Çünkü yeryüzünde hiç kimse kalmayıp hepsi ölecek. Dünya için belirlenen süre sona erince, Allah'ın insanların sulbünde olmasını takdir ettiği meniler tükenip insan nesli son bulunca Allah (c.c) kıyameti koparacak ve önemlisi ve önemsizi, azı ve çoğu, büyüğü ve küçüğüyle kullarının tüm amellerinin karşılığını verecek, hiç kimseye zerre kadar haksızlık etmeyecek. O yüzden Yüce Allah ardından "Ve yaptıklarınızın karşılığı size tastamam ancak kıyamet günü verilecektir." buyurmuştur.

 

 

[1704] İbn Ebi Hatim, Hz. Ali (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) vefat ettikten sonra o acılı anda insanlara birisi geldi. Onu görmüyor, fakat sesini duyuyorlardı. Şöyle diyordu: "Ey ev halkı, Allah'ın selam, rahmet ve bereketleri üzerinize olsun. "Her canlı ölümü tadacaktır. Ve yaptıklarınızın karşılığı size tastamam ancakkıyamet günü verilecektir." Her musibetin tesellisi, her yokun tedariki, her kaybın telafisi yalnızca Allah'tadır. Öyleyse siz de sadece Allah'a güvenin ve yalnız O'na dönün. Çünkü asıl felaketzede sevaptan mahrum olan kişidir. Allah'ın selam, rahmet ve bereketleri üzerinize olsun." Cafer b. Muhammed der ki: Babamın bana söylediğine göre Hz. Ali (r.a.), "Onun kim olduğunu biliyor musunuz? O Hızır (a.s)'dır" demiş.

 

"Kim cehennem'den uzaklaştırılıp cennet'e konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. " Yani, kim cehennem’den uzaklaştırılarak ondan kurtulmuş ve cennet’e konmuşsa tam bir kurtuluşa ermiş demektir.

 

 

[1705] İbn Ebi Hatim, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Cennet'teki bir kamçılık yer dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. İsterseniz şu ayeti okuyun: "Kim cehennem'den uzaklaştırılıp cennet'e konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. " Bu, Buhari ve Müslim'de de birçok kanaldan rivayet edilmiştir, fakat onda bu ziyade yoktur. Hadisi bu ziyadeyle ayrıca İbn Hibban ile Hakim Muhammed b. Amr'ın nakliyle rivayet etmişlerdir.

 

 

[1706] Bunu İbn Merduyeh başka bir kanaldan şöyle rivayet etmiştir: ...

Sehl b. Sa'd'den: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Hakikaten, sizden birinin cennet'teki bir kamçılık yeri dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. " buyurdu. Sonra, "Kim cehennem'den uzaklaştırılıp cennet'e konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir." ayetini okudy.

 

 

[1707] Daha önce "Ve ancak Müslümanlar olarak ölün" ayetininin tefsi

rinde de geçtiği üzere; VeRI', tefsirinde Amr b. el-As (r.a.)'tan şöyle

rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim cehennem'den uzaklaştırılıp cennet'e girmek istiyorsa ölümü ona, Allah'a ve ahiret gününe iman etmekte ve insanlara, kendisine davranılmasını istediği gibi davranmakta iken gelsin. " Bunu İmam Ahmed de, Müsned'inde, Vekl" den yine aynı senetle rivayet etmiştir.

 

"Bu dünya hayatı ise aldatıcı geçimlikten başka bir şey değildir. " Bu ifade dünyayı horluyar, önemini küçümsüyor ve onun düşük, fani, küçük ve geçici olduğunu ifade ediyor. Nitekim Yüce Allah başka ayetlerde de şöyle buyurmuştur: "Fakat siz (ey insanlar!) dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa ahiret daha hayırlı daha devamlıdır." (A'la, 16-17) "Size verilen herhangi bir şey, dünya hayatının bir geçimliği ve süsüdür. Allah katında olan daha iyi ve devamlıdır." (Kasas, 60)

 

 

[1708] Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir hadisinde de şöyle buyurmuştur: "Vallahi, dünya ahirete göre ancak, sizden birinin parmağını denize daldırması gibidir. Parmağı ondan ne kadar suyla dönüyor bir baksın. " Katade "Bu dünya hayatı ise aldatıcı geçimlikten başka bir şey değildir. " buyruğu hakkında şöyle der: Vallahi dünya hayatı sonunda terk edilecek geçici bir metadır. Kendinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah'a andolsun ki onun yok olup sahibinin elinden gitmesi pek yakındır. Öyleyse gücünüz yetiyorsa bu geçici metadan Allah'a ibadet ve taat olacak şeyler almaya bakın. Güç ve kuvvet ise yalnız Allah'tadır.

 

''Andolsun ki mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz ... " buyruğunun benzeri, ''Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz." ayetidir. Yani, mü'min malı, canı, evladı veya eşi konusunda mutlaka sınanacaktır. Sınavının zorluğu dininin kuvveti oranındadır. Eğer dini sağlamsa sınavı daha ağır olur. "Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok

" üzücü sözler işiteceksiniz. " Yüce Allah burada, henüz Bedir savaşı olmadan önce, Medine'ye yeni gelmiş mü'minleri kitap ehlinden ve müşriklerden gelecek eziyetlerden dolayı teselli ediyor ve Allah (c.c) bu sıkıntıdan kurtarana kadar onları hoş görmelerini, affetmelerini ve görmezden gelmelerini emrediyor: "Eğer sabreder ve sakınırsanız, muhakkak ki bu, azme değer şeylerdendir. "

 

 

[1709] İbn Ebi Hatim, Üsame b. Zeyd (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve ashabı, Allah'ın kendilerine emrettiği gibi müşrikleri ve kitap ehlini affediyor ve eziyetlerine sabrediyorlardı. Yüce Allah, "Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler işiteceksiniz." buyurmuştu. Allah (c.c) izin verene kadar emrettiği gibi affedici oldu. İbn Ebi Hatim bunu böyle kısa şekilde rivayet etmiştir.

 

 

[1710] İmam Buhari ise Üsame b. Zeyd (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün Fedek yapımı palan vurulmuş bir merkebe binmiş ve Üsame b. Zeyd'i de terkine almış Haris b. Hazrecoğulları arasında oturan ve hasta olan Sa’d b. Ubade'yi ziyarete gidiyordu. O vakit henüz Bedir savaşı meydana gelmemişti. Üsame olayın bundan sonrasını şu şekilde anlattı: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ilerlerken Abdullah b. Übey b. Selul'ün bulunduğu bir meclise geldi. O vakitler Abdullah henüz Müslüman olmamıştı. Bir de baktık ki meclis farklı kesimlerden oluşuyor! Müslümanlarla puta tapan müşrikler ve Yahudiler bir aradalar. Bu mecliste Abdullah b. Revaha da vardı. Merkep ortalığı tozutunca Abdullah b. Übey ridası ile burnunu kapattı ve "Bizim üzerimize tozutmayın!" dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara selam verdi. Sonra durup merkepten indi ve onları Allah'a imana davet etti. Onlara Kur'an okudu. Abdullah b. Übey, "Be adam! Eğer bu söylediklerin doğruysa bundan daha güzel bir söz çoktur. Ama bunları meclisimizde anlatıp bizi rahatsız etme! Kendi bölgene git! Bunları sana kim gelirse onlara anlat!" dedi. Bunun üzerine Abdullah b. Revaha şöyle dedi: "(Bu adamın söylediklerini boş ver!) Ey Allah'ın Elçisi! Şu meclisimizde bizi Kur'an ile sarıver! Bizi onun nuru ile bürü! Bu bizim hoşumuza gidiyor." (Birden ortam gerildi.) Müslümanlar, müşrikler ve Yahu-

,

diler birbirlerine hakaret etmeye başladılar. Neredeyse birbirlerini boğazlaya-

caklardı. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise onları sakinleştirmeye çalıştı ve ortam sakinleşince bineğine binip yoluna devam etti. Sa'd b. Ubade'nin yanına varınca ona, "Ey Sa'd! Ebu Hubab'ın söylediklerini duymadın mı? Şöyle şöyle dedi" buyurdu. Bunun üzerine Sa'd b. Ubade şöyle dedi: "Ey Allah'ın Elçisi! Onu hoşgörüp bağışla! Sana Kitab'ı indiren (Rabbime) yemin ederim ki; Allah Teala sana hakikati vermiştir. Bu şehir halkı, onu taçlandırıp başlarına kral yapmak üzere anlaşmıştı. Allah Teala'nın sana lutfettiği hakikatten dolayı liderliği gerçekleşmeyince kıskançlık krizine girdi, Bu yüzden biraz önce gördüğün davranışları sergilemiştir." Bu söz üzerine Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu affetti. Zaten Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve ashab-ı kiram, Allah'ın kendilerine emrettiği gibi müşrikleri ve Ehl-i kitab'ı hoş görürler, rahatsız edici söz ve davranışlarına karşı sabrederlerdi. Nitekim Allah Teala şöyle buyurdu: "Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız, muhakkak ki bu, azme değer şeylerdendir." Allah (c. c) yine şöyle buyurdu: "Ehl-i kitap'tan çoğu hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler. Yine de siz, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar onları affedip bağışlayın. Şüphesiz Allah herşeye kadirdir. " (Bakara, 209) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Allah'ın bu emrini hoşgörü olarak anlayıp uyguladı. Onun bu tavrı Allah Teala'nın onlarla savaşma konusunda kendisine izin vermesine kadar sürdü. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Bedir savaşına çıkıp onda Allah Teala'nın takdiriyle Kureyş'in ileri gelen kafirleri ölünce, Abdullah b. Übeyy ile yanındaki müşrikler ve putperestler, "Bu iş revaç bulmaya başladı" diyerek Allah Resulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) İslam üzere beyat edip Müslüman olduklarını ilan ettiler. Hak olan bir şeyi yerine getiren, bir iyiliği emreden veya bir kötülükten men eden herkes de mutlaka eziyete maruz kalır. Bunun tek çözümü ise Allah için sabretmek, Allah'tan yardım istemek ve O'na (c.c) dönmektir.

 

 

187. Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!

188. Sanma ki ettiklerine sevinen, yapmadıkları ile övülmek isteyenler, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır. Onlar için elem verici bir azap vardır.

189. Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Allah'ın her şeye gücü yeter.

 

Tefsiri:

 

Bu ayetlerde Allah (c.c), peygamberleri diliyle Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e iman etmeleri, adını insanlara anıp yüceltmeleri, davasına katılmak için hazırlıklı olmaları, gönderince derhal tabi olmaları hususunda kendilerinden söz aldığı, onlarınsa bunu gizleyip dünya ve ahiret nimetlerine kavuşma yerine basit şeyleri ve dünyevi hazları tercih ettiği Kitap ehlini yeriyor ve tehdit ediyor. Zira onların bu ticaretleri ne kötü, alış-verişi eri ne iğrençtir. Burada alimlere de, onların yoluna girdikleri ve onlar gibi oldukları taktirde başlarına aynı şeylerin geleceğine dair uyarı vardır. O yüzden alimlerin ellerindeki salih amele yöneiten faydalı ilmi etraflarındakilere dağıtmaları ve ondan hiçbir şeyi gizlememeleri şarttır.

 

 

[1711] Nitekim birçok tarikten rivayet edilen bir hadis-i şerif'te Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Her kime ilimden (bildiği) bir şey sorulur, o da bunu gizlerse kıyamet günü ağzına ateşten bir gem vurulur. 

 

"Sanma ki ettiklerine sevinen, yapmadıkları ile övülmek isteyenler, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır:. Onlar için elem verici bir azap vardır." ayetiyle de kendisinde olmadığı halde fazlasıyla varmış gibi gösteren riyakar ve gösterişçi kimseler kastedilmektedir.

 

 

[1712] Nitekim Buhari ve Müslim'in rivayet ettikleri bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kim bir şeyi kendisinde çok varmış gibi göstermek için yalan iddiada bulunursa Allah ancak onun azlığını artırır" buyurmuştur.

 

 

[1713] Yine sahih bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kendisine verilmemiş şeylerle tokluk gösterişinde bulunan kimse (altı üstlü) iki iftira elbisesi giymiş gibidir. " buyurmuştur.

 

 

[1714] İmam Ahmed b. Hanbel'in rivayetine göre Abdurrahman b.

Avf'ın oğlu şöyle dedi: Mervan kapıcısı Rafi’e şöyle dedi: İbn Abbas (r.a.)'a git ve şöyle sor: "Bizden, yaptığı her şeye sevinen ve yapmadığı şeylerle övülmekten hoşlanan herkes azap görecekse hepimiz azap göreceğiz demektir." İbn Abbas (r.a.), "Bundan size ne? Bu kitap ehli hakkında nazil olmuştur." dedi ve sonra "Allah, kendilerine kitap verilenlerden, 'Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz' diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!" ayetini, ardından "Sanma ki ettiklerine sevinen, yapmadıkları ile övülmek isteyenler, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır. Onlar için elem verici bir azap vardır." ayetini okudu. İbn Abbas (r.a.) daha sonra şöyle dedi: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kitap ehline bir şey sordu, onlar ise sorduğunu gizleyip başka bir şey söylediler ve yanından çıktılar. Sonra da onu sorduğu şeye cevap vermiş gibi yaptıklarını sandılar. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sorduğu sorunun cevabını gizlediklerine sevindiler ve bu becerilerinden (!) dolayı övülmeyi hak ettiklerini düşündüler. Bunu İmam Buhari -Tefsir'de-, Müslim, Titmizi ve Nesai de -son ikisi yine tefsir kitaplarında-, İbn Ebi Hatim, Taberi, Hakim ve İbn Merduyeh, hepsi de Abdulmelik b. Cüreyc kanalıyla ve benzer lafızla rivayet etmişlerdir. Bunu Buhari ayrıca, Alkame b. Vakkas'tan rivayet etmiştir. 

 

 

[1715] İmam Buhari, Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dönemindeki bir grup münafık Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cihada çıktığı zaman İslam ordusundan geride kalırlardı. Hz. Peygamber’e (Sallallahu aleyhi ve Sellem) muhalefet etmelerinden dolayı da pek sevinirlerdi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cihaddan dönünce ona mazeret öne sürüp yemin ederlerdi. Yapmadıkları işlerle övülmek isterlerdi. Bunun üzerine, "Sanma ki ettiklerine sevinen, yapmadıkları ile övülmek isteyenler, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır. Onlar için elem verici bir azap vardır," ayeti nazil oldu. Bunu İmam Müslim de İbn Ebi Meryem'in nakliyle, benzer bir lafızla rivayet etmiştir.

 

 

[1716] Bunu İbn Merduyeh, tefsirinde, Zeyd b. Eslem'den şöyle rivayet etmiştir: Ebu Said el-Hudri (r.a.), Rafi b. Hudeyc (r.a.) ve Zeyd b. Sabit (r.a.) Mervan'ın yanındaydılar. Mervan, "Ey Ebu Said, Allah'ın (c.c) "Sanma ki ettiklerine sevinen, yapmadıkları ile övülmek isteyenler, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır ... " ayeti hakkında ne dersin? Çünkü biz ettiklerimize seviniyor ve yapmadığımız şeylerle övülmekten hoşlanıyoruz." dedi. Ebu Said el-Hudri (r.a.), "Bu o kabilden değildir. Ayet esasen bazı münafıklar hakkındadır. Onlar Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cihad için birlik gönderdiğinde ona katılmazlardı. Giden birliğin akibeti kötü olursa gitmediklerine sevinir, Allah'tan bir zafer ve fetih nasip olduğunda ise Müslümanları razı etmek, zafer ve fetihlerine sevindiklerinden dolayı onlar tarafından övülmek için onlara yemin ederlerdi" dedi. Mervan, "O nerede bu nerede?" dedi. Ebu Said el-Hudri, "O bunu biliyor" dedi. Mervan, "Öyle mi ey Zeyd?" diye sordu. Zeyd (r.a.), "Ebu Said el-Hudri doğru söylüyor" dedi. Ebu Said el-Hudri, "Bunu o da -yani Rafi b. Hudeyc- biliyor, fakat söylediği taktirde zekattaki develerini elinden almandan korkuyor." dedi. Yanından çıktıklarında Zeyd (r.a.), Ebu Said el-Hudri (r.a.)'a "Senin hakkında yaptığım şahitlikten dolayı beni övmeyecek misin?" dedi. Ebu Said, "Evet, doğru şahitlikte bulundun" dedi. Zeyd, ''Doğru şahitlikte bulunduğumdan dolayı beni övmeyecek misin?" dedi.

 

 

[1717] İbn Merduyeh 'sonra İmam Malik'in Zeyd b. Eslem'den Rafi b.

Hudeye'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ben ve Zeyd b. Sabit, Medine valisi olduğu dönemde Mervan b. Hakem'in yanında iken Mervan "Ey Rafi', bu ayet hangi konuda nazil oldu?" diye sordu .... Ravi gerisini biraz önce geçen Ebu Said el-Hudri (r.a.) hadisi gibi zikretmiştir. Yine biraz önce geçtiği gibi Mervan daha sonra bunu sorması için birisini İbn Abbas (r.a.)'a göndermiş, o da rivayette geçen sözleri söylemiştir. İbn Abbas (r.a.)'ın söylediği ile onların söyledikleri arasında bir çelişki yoktur. Çünkü ayet genelolup söylediklerimizin hepsinde geçerlidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[1718] Yine İbn Merduyeh, Muhammed b. Sabit el-Ensari'den şöyle rivayet etmiştir: (Babam) Sabit b. Kays el-Ensari'nin bana anlattığında göre kendisi, "Ya Rasulallah! Vallahi ben helakolmuş olmaktan korkuyorum." dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Neden?" diye sorunca Sabit şöyle dedi:

 

"Yüce Allah kişiyi yapmadığı şeylerle övülmekten hoşlanmasını men etti. Ben ise kendime baktığımda övülmekten hoşlandığımI görüyorum. Allah kibirden ve kendini beğenmekten men etti. Ben ise güzelolan şeyden hoşlanıyorum. Allah Teala bizi, seslerimizi senin sesinden yüksek çıkarmaktan men etti. Ben ise gür sesli biriyim." Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona, "Sen, övülen biri olarak yaşamak, şehid olarak ölmek ve cennet'e girmekten razı olmaz mısın?" buyurdu. Gerçekten de (babam) övülen bir kimse olarak yaşadı ve Müseyleme-i Kezzab'la yapılan savaşta şehid edildi.

 

"Sanma ki onları azaptan kurtulacaklardır." cümlesindeki fiil hem ".....: Sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır" hem de "..... sanmasınlar ki onlar azaptan kurtulacaklardır" şeklinde okunmuştur. Yani, onlar azaptan kurtulacaklarını sanmasınlar. Onların azap görmesi kaçınılmazdır.

 

"Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Allah'ın her şeye gücü yeter." Yani, O (c. c) her şeyin malikidir, her şeyi yapmaya kadirdir. O'nu hiçbir şeyaciz bırakamaz. O'ndan korkun ve emirlerine karşı gelmeyin. Azabından ve intikamından sakının. Çünkü O en büyüktür, daha büyüğü yoktur. En güçlüdür, daha güçlüsü yoktur.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

Al-i İmran 190 - 195. ayetler