|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Al-i İmran Suresi 185 - 189.ayetler |
Her Nefis Ölümü
Tadacaktır:
185. Her canlı ölümü
tadacaktır. Ve ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam
verilecektir. Kim cehennem'den uzaklaştırılıp cennet'e konursa o, gerçekten
kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayatı ise aldatıcı geçimlikten başka bir şey
değildir.
186. Andolsun ki mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana
çekileceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden
birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız, muhakkak ki
bu, azme değer şeylerdendir.
Tefsiri:
Yüce Allah burada tüm
yaratıkları kapsayan bir durumdan bahsederek her nefsin ve canlının ölümü
tadacağını bildiriyor. Yüce Allah başka bir yerde de şöyle buyurur:
"Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacak. Ancak azamet ve ikram sahibi
Rabbinin zatı baki kalacak. " (Rahman, 25-26)
Çünkü hiç ölmeyen Hayy sadece O'dur. Cinler ve
insanlar ise ölürler. Melekler ve Arş'ı taşıyanlar da öleceklerdir. Ebedilik ve
sonsuzluk ise sadece tek, vahid ve kahhar olan
Allah'a mahsustur. İlk (Evvel) O olduğu gibi Son da (Ahir) O'dur. Bu ayette tüm
insanlara bir teselli vardır. Çünkü yeryüzünde hiç kimse kalmayıp hepsi ölecek.
Dünya için belirlenen süre sona erince, Allah'ın insanların sulbünde olmasını
takdir ettiği meniler tükenip insan nesli son bulunca Allah (c.c) kıyameti
koparacak ve önemlisi ve önemsizi, azı ve çoğu, büyüğü ve küçüğüyle kullarının
tüm amellerinin karşılığını verecek, hiç kimseye zerre kadar haksızlık
etmeyecek. O yüzden Yüce Allah ardından "Ve yaptıklarınızın karşılığı size
tastamam ancak kıyamet günü verilecektir." buyurmuştur.
[1704] İbn Ebi Hatim, Hz. Ali (r.a.)'tan
şöyle rivayet eder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) vefat ettikten sonra o acılı anda
insanlara birisi geldi. Onu görmüyor, fakat sesini duyuyorlardı. Şöyle diyordu:
"Ey ev halkı, Allah'ın selam, rahmet ve bereketleri üzerinize olsun.
"Her canlı ölümü tadacaktır. Ve yaptıklarınızın karşılığı size tastamam ancakkıyamet günü verilecektir." Her musibetin
tesellisi, her yokun tedariki, her kaybın telafisi yalnızca Allah'tadır.
Öyleyse siz de sadece Allah'a güvenin ve yalnız O'na dönün. Çünkü asıl
felaketzede sevaptan mahrum olan kişidir. Allah'ın selam, rahmet ve bereketleri
üzerinize olsun." Cafer b. Muhammed der ki: Babamın bana söylediğine göre
Hz. Ali (r.a.), "Onun kim olduğunu biliyor musunuz? O Hızır (a.s)'dır" demiş.
"Kim cehennem'den
uzaklaştırılıp cennet'e konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. " Yani,
kim cehennem’den uzaklaştırılarak ondan kurtulmuş ve cennet’e konmuşsa tam bir
kurtuluşa ermiş demektir.
[1705] İbn Ebi Hatim, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle
rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Cennet'teki
bir kamçılık yer dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. İsterseniz şu ayeti
okuyun: "Kim cehennem'den uzaklaştırılıp cennet'e konursa o, gerçekten
kurtuluşa ermiştir. " Bu, Buhari ve Müslim'de de
birçok kanaldan rivayet edilmiştir, fakat onda bu ziyade yoktur. Hadisi bu
ziyadeyle ayrıca İbn Hibban
ile Hakim Muhammed b. Amr'ın
nakliyle rivayet etmişlerdir.
[1706] Bunu İbn Merduyeh başka bir kanaldan
şöyle rivayet etmiştir: ...
Sehl b. Sa'd'den: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Hakikaten, sizden birinin cennet'teki bir
kamçılık yeri dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır. " buyurdu. Sonra,
"Kim cehennem'den uzaklaştırılıp cennet'e konursa o, gerçekten kurtuluşa
ermiştir." ayetini okudy.
[1707] Daha önce
"Ve ancak Müslümanlar olarak ölün" ayetininin
tefsi
rinde de geçtiği üzere; VeRI',
tefsirinde Amr b. el-As (r.a.)'tan şöyle
rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu: "Kim cehennem'den uzaklaştırılıp cennet'e girmek istiyorsa
ölümü ona, Allah'a ve ahiret gününe iman etmekte ve
insanlara, kendisine davranılmasını istediği gibi davranmakta iken gelsin.
" Bunu İmam Ahmed de, Müsned'inde,
Vekl" den yine aynı senetle rivayet etmiştir.
"Bu dünya hayatı
ise aldatıcı geçimlikten başka bir şey değildir. " Bu ifade dünyayı horluyar, önemini küçümsüyor ve onun düşük, fani, küçük ve
geçici olduğunu ifade ediyor. Nitekim Yüce Allah başka ayetlerde de şöyle
buyurmuştur: "Fakat siz (ey insanlar!) dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
Oysa ahiret daha hayırlı daha devamlıdır." (A'la, 16-17) "Size verilen
herhangi bir şey, dünya hayatının bir geçimliği ve süsüdür. Allah katında olan
daha iyi ve devamlıdır." (Kasas, 60)
[1708] Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir
hadisinde de şöyle buyurmuştur: "Vallahi, dünya ahirete
göre ancak, sizden birinin parmağını denize daldırması gibidir. Parmağı ondan
ne kadar suyla dönüyor bir baksın. " Katade
"Bu dünya hayatı ise aldatıcı geçimlikten başka bir şey değildir. "
buyruğu hakkında şöyle der: Vallahi dünya hayatı sonunda terk edilecek geçici
bir metadır. Kendinden başka hiçbir ilah bulunmayan Allah'a andolsun
ki onun yok olup sahibinin elinden gitmesi pek yakındır. Öyleyse gücünüz
yetiyorsa bu geçici metadan Allah'a ibadet ve taat
olacak şeyler almaya bakın. Güç ve kuvvet ise yalnız Allah'tadır.
''Andolsun
ki mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz
... " buyruğunun benzeri, ''Andolsun ki
sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma
(fakirlik) ile deneriz." ayetidir. Yani, mü'min
malı, canı, evladı veya eşi konusunda mutlaka sınanacaktır. Sınavının zorluğu
dininin kuvveti oranındadır. Eğer dini sağlamsa sınavı daha ağır olur.
"Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok
" üzücü sözler
işiteceksiniz. " Yüce Allah burada, henüz Bedir savaşı olmadan önce,
Medine'ye yeni gelmiş mü'minleri kitap ehlinden ve
müşriklerden gelecek eziyetlerden dolayı teselli ediyor ve Allah (c.c) bu
sıkıntıdan kurtarana kadar onları hoş görmelerini, affetmelerini ve görmezden
gelmelerini emrediyor: "Eğer sabreder ve sakınırsanız, muhakkak ki bu,
azme değer şeylerdendir. "
[1709] İbn Ebi Hatim, Üsame b. Zeyd (r.a.)'tan şöyle
rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ve ashabı, Allah'ın kendilerine emrettiği
gibi müşrikleri ve kitap ehlini affediyor ve eziyetlerine sabrediyorlardı. Yüce
Allah, "Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok
üzücü sözler işiteceksiniz." buyurmuştu. Allah (c.c) izin verene kadar
emrettiği gibi affedici oldu. İbn Ebi
Hatim bunu böyle kısa şekilde rivayet etmiştir.
[1710] İmam Buhari ise Üsame b. Zeyd (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir
gün Fedek yapımı palan vurulmuş bir merkebe binmiş ve
Üsame b. Zeyd'i de terkine
almış Haris b. Hazrecoğulları arasında oturan ve
hasta olan Sa’d b. Ubade'yi
ziyarete gidiyordu. O vakit henüz Bedir savaşı meydana gelmemişti. Üsame olayın bundan sonrasını şu şekilde anlattı: Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
ilerlerken Abdullah b. Übey b. Selul'ün
bulunduğu bir meclise geldi. O vakitler Abdullah henüz Müslüman olmamıştı. Bir
de baktık ki meclis farklı kesimlerden oluşuyor! Müslümanlarla puta tapan
müşrikler ve Yahudiler bir aradalar. Bu mecliste Abdullah b. Revaha da vardı. Merkep ortalığı tozutunca Abdullah b. Übey ridası ile burnunu kapattı
ve "Bizim üzerimize tozutmayın!" dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
onlara selam verdi. Sonra durup merkepten indi ve onları Allah'a imana davet
etti. Onlara Kur'an okudu. Abdullah b. Übey, "Be adam! Eğer bu söylediklerin doğruysa bundan
daha güzel bir söz çoktur. Ama bunları meclisimizde anlatıp bizi rahatsız etme!
Kendi bölgene git! Bunları sana kim gelirse onlara anlat!" dedi. Bunun
üzerine Abdullah b. Revaha şöyle dedi: "(Bu
adamın söylediklerini boş ver!) Ey Allah'ın Elçisi! Şu meclisimizde bizi Kur'an ile sarıver! Bizi onun nuru ile bürü! Bu bizim
hoşumuza gidiyor." (Birden ortam gerildi.) Müslümanlar, müşrikler ve Yahu-
,
diler birbirlerine hakaret etmeye başladılar. Neredeyse
birbirlerini boğazlaya-
caklardı. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise
onları sakinleştirmeye çalıştı ve ortam sakinleşince bineğine binip yoluna
devam etti. Sa'd b. Ubade'nin
yanına varınca ona, "Ey Sa'd! Ebu Hubab'ın söylediklerini
duymadın mı? Şöyle şöyle dedi" buyurdu. Bunun
üzerine Sa'd b. Ubade şöyle
dedi: "Ey Allah'ın Elçisi! Onu hoşgörüp bağışla!
Sana Kitab'ı indiren (Rabbime) yemin ederim ki; Allah
Teala sana hakikati vermiştir. Bu şehir halkı, onu
taçlandırıp başlarına kral yapmak üzere anlaşmıştı. Allah Teala'nın
sana lutfettiği hakikatten dolayı liderliği
gerçekleşmeyince kıskançlık krizine girdi, Bu yüzden biraz önce gördüğün
davranışları sergilemiştir." Bu söz üzerine Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)
onu affetti. Zaten Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) ve ashab-ı
kiram, Allah'ın kendilerine emrettiği gibi müşrikleri ve Ehl-i
kitab'ı hoş görürler, rahatsız edici söz ve
davranışlarına karşı sabrederlerdi. Nitekim Allah Teala
şöyle buyurdu: "Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve
müşriklerden birçok üzücü sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız,
muhakkak ki bu, azme değer şeylerdendir." Allah (c. c) yine şöyle buyurdu:
"Ehl-i kitap'tan çoğu hakikat kendilerine apaçık
belli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan
vazgeçirip küfre döndürmek istediler. Yine de siz, Allah onlar hakkındaki
emrini getirinceye kadar onları affedip bağışlayın. Şüphesiz Allah herşeye kadirdir. " (Bakara, 209) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
Allah'ın bu emrini hoşgörü olarak anlayıp uyguladı. Onun bu tavrı Allah Teala'nın onlarla savaşma konusunda kendisine izin
vermesine kadar sürdü. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), Bedir savaşına çıkıp onda Allah Teala'nın takdiriyle Kureyş'in
ileri gelen kafirleri ölünce, Abdullah b. Übeyy ile yanındaki müşrikler ve putperestler, "Bu iş
revaç bulmaya başladı" diyerek Allah Resulü'ne (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) İslam üzere beyat
edip Müslüman olduklarını ilan ettiler. Hak olan bir şeyi yerine getiren, bir
iyiliği emreden veya bir kötülükten men eden herkes de mutlaka eziyete maruz
kalır. Bunun tek çözümü ise Allah için sabretmek, Allah'tan yardım istemek ve
O'na (c.c) dönmektir.
187. Allah,
kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız,
onu gizlemeyeceksiniz" diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı
ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!
188. Sanma ki
ettiklerine sevinen, yapmadıkları ile övülmek isteyenler, evet, sanma ki onlar
azaptan kurtulacaklardır. Onlar için elem verici bir azap vardır.
189. Göklerin ve yerin
hükümranlığı Allah'ındır. Allah'ın her şeye gücü yeter.
Tefsiri:
Bu ayetlerde Allah
(c.c), peygamberleri diliyle Muhammed (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e iman etmeleri, adını insanlara
anıp yüceltmeleri, davasına katılmak için hazırlıklı olmaları, gönderince
derhal tabi olmaları hususunda kendilerinden söz aldığı, onlarınsa bunu
gizleyip dünya ve ahiret nimetlerine kavuşma yerine
basit şeyleri ve dünyevi hazları tercih ettiği Kitap ehlini yeriyor ve tehdit
ediyor. Zira onların bu
ticaretleri ne kötü, alış-verişi eri ne iğrençtir. Burada alimlere
de, onların yoluna girdikleri ve onlar gibi oldukları taktirde başlarına aynı
şeylerin geleceğine dair uyarı vardır. O yüzden alimlerin
ellerindeki salih amele yöneiten
faydalı ilmi etraflarındakilere dağıtmaları ve ondan hiçbir şeyi gizlememeleri
şarttır.
[1711] Nitekim birçok
tarikten rivayet edilen bir hadis-i şerif'te Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Her kime
ilimden (bildiği) bir şey sorulur, o da bunu gizlerse kıyamet günü ağzına
ateşten bir gem vurulur.
"Sanma ki
ettiklerine sevinen, yapmadıkları ile övülmek isteyenler, evet, sanma ki onlar
azaptan kurtulacaklardır:. Onlar için elem verici bir
azap vardır." ayetiyle de kendisinde olmadığı halde fazlasıyla varmış gibi
gösteren riyakar ve gösterişçi kimseler
kastedilmektedir.
[1712] Nitekim Buhari ve Müslim'in rivayet ettikleri bir hadiste Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Kim bir şeyi kendisinde çok varmış gibi göstermek için yalan iddiada
bulunursa Allah ancak onun azlığını artırır" buyurmuştur.
[1713] Yine sahih bir
hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kendisine verilmemiş şeylerle tokluk
gösterişinde bulunan kimse (altı üstlü) iki iftira elbisesi giymiş gibidir.
" buyurmuştur.
[1714] İmam Ahmed b. Hanbel'in rivayetine
göre Abdurrahman b.
Avf'ın oğlu şöyle dedi: Mervan kapıcısı Rafi’e şöyle dedi: İbn Abbas
(r.a.)'a git ve şöyle sor: "Bizden, yaptığı her şeye sevinen ve yapmadığı
şeylerle övülmekten hoşlanan herkes azap görecekse hepimiz azap göreceğiz
demektir." İbn Abbas (r.a.), "Bundan size
ne? Bu kitap ehli hakkında nazil olmuştur." dedi ve sonra "Allah,
kendilerine kitap verilenlerden, 'Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu
gizlemeyeceksiniz' diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu
az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!" ayetini,
ardından "Sanma ki ettiklerine sevinen, yapmadıkları ile övülmek
isteyenler, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır. Onlar için elem
verici bir azap vardır." ayetini okudu. İbn
Abbas (r.a.) daha sonra şöyle dedi: Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) kitap ehline bir şey sordu, onlar
ise sorduğunu gizleyip başka bir şey söylediler ve yanından çıktılar. Sonra da
onu sorduğu şeye cevap vermiş gibi yaptıklarını sandılar. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
sorduğu sorunun cevabını gizlediklerine sevindiler ve bu becerilerinden (!)
dolayı övülmeyi hak ettiklerini düşündüler. Bunu İmam Buhari
-Tefsir'de-, Müslim, Titmizi ve Nesai
de -son ikisi yine tefsir kitaplarında-, İbn Ebi Hatim, Taberi, Hakim ve İbn Merduyeh,
hepsi de Abdulmelik b. Cüreyc
kanalıyla ve benzer lafızla rivayet etmişlerdir. Bunu Buhari
ayrıca, Alkame b. Vakkas'tan
rivayet etmiştir.
[1715] İmam Buhari, Ebu Said
el-Hudri (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
dönemindeki bir grup münafık Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) cihada çıktığı zaman İslam
ordusundan geride kalırlardı. Hz. Peygamber’e (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) muhalefet etmelerinden dolayı da
pek sevinirlerdi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cihaddan dönünce ona
mazeret öne sürüp yemin ederlerdi. Yapmadıkları işlerle övülmek isterlerdi.
Bunun üzerine, "Sanma ki ettiklerine sevinen, yapmadıkları ile övülmek
isteyenler, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır. Onlar için elem
verici bir azap vardır," ayeti nazil oldu. Bunu İmam Müslim de İbn Ebi Meryem'in nakliyle,
benzer bir lafızla rivayet etmiştir.
[1716] Bunu İbn Merduyeh, tefsirinde, Zeyd b. Eslem'den şöyle rivayet
etmiştir: Ebu Said el-Hudri (r.a.), Rafi b. Hudeyc (r.a.) ve Zeyd b. Sabit
(r.a.) Mervan'ın yanındaydılar. Mervan,
"Ey Ebu Said, Allah'ın
(c.c) "Sanma ki ettiklerine sevinen, yapmadıkları ile övülmek isteyenler,
evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır ...
" ayeti hakkında ne dersin? Çünkü biz ettiklerimize seviniyor ve
yapmadığımız şeylerle övülmekten hoşlanıyoruz." dedi. Ebu
Said el-Hudri (r.a.),
"Bu o kabilden değildir. Ayet esasen bazı münafıklar hakkındadır. Onlar
Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cihad için birlik
gönderdiğinde ona katılmazlardı. Giden birliğin akibeti
kötü olursa gitmediklerine sevinir, Allah'tan bir zafer ve fetih nasip
olduğunda ise Müslümanları razı etmek, zafer ve fetihlerine sevindiklerinden
dolayı onlar tarafından övülmek için onlara yemin ederlerdi" dedi. Mervan, "O nerede bu nerede?" dedi. Ebu Said el-Hudri,
"O bunu biliyor" dedi. Mervan, "Öyle
mi ey Zeyd?" diye sordu. Zeyd
(r.a.), "Ebu Said el-Hudri doğru söylüyor" dedi. Ebu
Said el-Hudri, "Bunu o
da -yani Rafi b. Hudeyc-
biliyor, fakat söylediği taktirde zekattaki develerini
elinden almandan korkuyor." dedi. Yanından çıktıklarında Zeyd (r.a.), Ebu Said el-Hudri (r.a.)'a
"Senin hakkında yaptığım şahitlikten dolayı beni övmeyecek misin?"
dedi. Ebu Said, "Evet,
doğru şahitlikte bulundun" dedi. Zeyd, ''Doğru
şahitlikte bulunduğumdan dolayı beni övmeyecek misin?" dedi.
[1717] İbn Merduyeh 'sonra İmam Malik'in
Zeyd b. Eslem'den Rafi b.
Hudeye'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ben ve Zeyd
b. Sabit, Medine valisi olduğu dönemde Mervan b.
Hakem'in yanında iken Mervan "Ey Rafi', bu ayet hangi konuda nazil oldu?" diye sordu .... Ravi gerisini biraz önce
geçen Ebu Said el-Hudri (r.a.) hadisi gibi zikretmiştir. Yine biraz önce
geçtiği gibi Mervan daha sonra bunu sorması için
birisini İbn Abbas (r.a.)'a göndermiş, o da rivayette
geçen sözleri söylemiştir. İbn Abbas (r.a.)'ın söylediği ile onların söyledikleri arasında bir çelişki
yoktur. Çünkü ayet genelolup söylediklerimizin
hepsinde geçerlidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[1718] Yine İbn Merduyeh, Muhammed b. Sabit
el-Ensari'den şöyle rivayet etmiştir: (Babam) Sabit
b. Kays el-Ensari'nin bana
anlattığında göre kendisi, "Ya Rasulallah!
Vallahi ben helakolmuş olmaktan korkuyorum."
dedi. Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "Neden?" diye sorunca
Sabit şöyle dedi:
"Yüce Allah kişiyi
yapmadığı şeylerle övülmekten hoşlanmasını men etti. Ben ise kendime baktığımda
övülmekten hoşlandığımI görüyorum. Allah kibirden ve
kendini beğenmekten men etti. Ben ise güzelolan
şeyden hoşlanıyorum. Allah Teala bizi, seslerimizi
senin sesinden yüksek çıkarmaktan men etti. Ben ise gür sesli biriyim."
Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona, "Sen, övülen biri olarak yaşamak, şehid olarak ölmek ve cennet'e girmekten razı olmaz
mısın?" buyurdu. Gerçekten de (babam) övülen bir kimse olarak yaşadı ve Müseyleme-i Kezzab'la yapılan
savaşta şehid edildi.
"Sanma ki onları
azaptan kurtulacaklardır." cümlesindeki fiil hem ".....:
Sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır" hem de "..... sanmasınlar ki onlar azaptan kurtulacaklardır" şeklinde
okunmuştur. Yani, onlar azaptan kurtulacaklarını sanmasınlar. Onların azap
görmesi kaçınılmazdır.
"Göklerin ve yerin
hükümranlığı Allah'ındır. Allah'ın her şeye gücü yeter." Yani, O (c. c)
her şeyin malikidir, her şeyi yapmaya kadirdir. O'nu hiçbir şeyaciz
bırakamaz. O'ndan korkun ve emirlerine karşı gelmeyin. Azabından ve
intikamından sakının. Çünkü O en büyüktür, daha büyüğü yoktur. En güçlüdür,
daha güçlüsü yoktur.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki
kullan |