İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Nisa Suresi

5 ve 6.ayetler

 

Yetimlere ve Mallarına Sahip Çıkmak:

 

5. Allah'ın geçiminize dayanak kıldığı mallarınızı aklı ermezlere (reşit olmayanlara) vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.

6. Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri (gözetip) deneyin; eğer onlarda akılca bir olgunlaşma görürseniz hemen mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (de geri alacaklar) diye o malları isral ile ve tez elden yemeyin. Zengin olan (veli) iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da (ihtiyaç ve emeğine) uygun olarak yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman yanlarında şahit bulundurun. Hesap sorucu olarak da Allah yeter.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah insanlar için dayanak kıldığı, yani ticaret ve benzeri yollarla geçimlerine vesile yaptığı malları aklı ermezlere vermekten nehyediyor. Reşit (akli olgunluğa erişmiş) olmayanlara hacr (tasarruftan men edilme) hükmünün kaynağı bu ayettir. Hacr çeşitlidir. Bazen çocuk olmasından dolayı yapılır; Zıra çocuk meramını ifade etmekten yoksundur. Bazen deli olmasından kaynaklanır. Bazense akıl veya dinindeki noksanlık sebebiyle kötü tasarrufta bulunmasını engellemek için uygulanır. Hacr'in bir sebebi de iflastır. Borçlar adamı kuşatır ve mal varlığı onu ödemeye yetmezse alacaklıların talep etmeleri durumunda hakim ona hacr uygular. Dahhak, İbn Abbas (r.a.)'tan, ''Allah'ın geçiminize dayanak kıldığı mallarınızı aklı ermezlere (reşit olmayanlara) vermeyin" buyruğu hakkında, "Onlar senin oğulların ve kadınlardır" dediğini rivayet etmiştir. İbn Mes'ud (r.a.), Hakem b. Uteybe, Hasan-ı Basri ve Dahhak da, "Onlar kadınlar ve çocuklardır" demişlerdir. Said b. Cübeyr, "Onlar yetimler ve çocuklardır" demiştir. Mücahid, İkrime ve Katade de, "Onlar kadınlardır" demişlerdir.

 

 

[1793] İbn Ebi Hatim, Ebu Ümame (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Aklı ermezler; kocalarına itaat edenler dışındaki kadınlardır. " Bunu İbn Merduyeh daha uzun şekliyle rivayet etmiştir. İbn Ebi Hatim, Ebu Hureyre (r.a.)'tan. şöyle rivayet etmiştir: "Allah'ın geçiminize dayanak kıldığı mallarınızı aklı ermezlere (reşit olmayanlara) vermeyin" ayetindeki kimseler hizmetçilerdir .. ODlar insi şeytanlardır.

 

"O mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin." Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Yüce Allah buyuruyor ki: Allah'ın sana lutfettiği ve geçim vesilesi kıldığı malını alarak hanımına ve çocuklarına verip de sonra onların eline bakma. Bilakis, malını elinde tut ve iyi bak. Giyecekleri, içecekleri ve geçimleri için harcayan sen ol. Taberi, Ebu Musa el-Eş'ari (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Üç sınıf insan vardır ki Allah'a dua ederler de duaları kabul olunmaz: Kötü hanımı olup da onu boşamayan adam. Allah (c.c) mallarınızı aklı ermezlere (reşit olmayanlara) vermeyin" buyurduğu halde malını aklı ermeze veren adam. Birinden alacaklı olduğu halde bazılarını buna şahit tutmayan kimse."

 

"Onlara güzel söz söyleyin." Yani, iyilik ve ikram olarak güzel sözler söyleyin. Bu ayet-i kerime giyecek ve içeceklerini temin etmek, güzel söz söylemek ve iyilik yapmak suretiyle aile efradına ve bilfiil hacr altında bulunan kimselere iyiliği teşviki içermektedir.

 

"Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri (gözetip) deneyin." İbn Abbas (r.a.), Mücahid, Hasan-ı Basri, Süddi ve Mukatil ayeti "deneyin" diye tefsir etmişlerdir. Mücahid, ayetteki "evliliğe gelene kadar" ifadesini "büluğ çağına gelene kadar" diye tefsir etmiştir. Cumhur-u ulema ise şöyle demiştir: Erkek çocukta ergenlik çağına gelme bazen ihtilamla olur. İhtilam; çocuğun dünyaya gelmesine sebep olan ve hızla çıkan sıvının rüyada iken çıkmasıdır.

 

 

[1794] Ebu Davud, Sünen'inde Hz. Ali (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellemı'den şu hadisi belledim: "Büluğa erdikten sonra yetimlik yoktur. Akşama kadar gün boyu susma orucu da yoktur. "

 

 

[1795) Hz. Aişe (r.anha) ile başka sahabilerden rivayet edilen başka bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurulmuştur: "Kalem şu üç kişiden kaldırılmıştır (bunlara günah yazılmaz): ihtilam oluncaya -veya on beş yaşını dolduruncaya- kadar çocuktan, uyanana kadar uyuyandan ve aklı başına gelene kadar deliden. "

 

 

[1796] Nimler bunu Buhari ve Müslim'de Abdullah b. Ömer kanalıyla gelen şu hadisten de almışlardır: Ben Uhud günü on dört yaşımda iken Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e götürüldüm. Ancak izin vermedi. Hendek günü on beş yaşımda iken götürüldüğümde ise izin verdi. Bu hadis kendisine ulaştığında Ömer b. Abdulaziz, "İşte çocuk ile büyük arasındaki fark budur" dedi. Cinsel organın etrafında sert kılların bitmesinin ergenlik alameti olup olmayacağı hususunda ise alimler arasında görüş farklılığı olup bunda üç görüş vardır:(bir görüşe göre ergenlik alametidir, diğerine göre değildir). Üçüncü görüşe göre ise Müslüman çocuklarla zimmı çocuklar arasında fark vardır. Kılın erken çıkması için kendisi bir şeyler yapmış olma ihtimalinden dolayı Müslüman çocuk hakkında ergenlik alameti sayılmaz. Ehl-i zimmet çocuk hakkında ise ergenlik alameti sayılır. Çünkü ergenlik çağına geldiğinde cizye vergisini ödemekle yükümlü olacağından dolayı, onun erken kıl bitmesi için böyle bir şey yapma ihtimali bulunmamaktadır. Sahih olan görüş ise ihtilamın hepsi hakkında ergenlik alameti sayılmasıdır. Çünkü bu, tüm insanların eşit olduğu fıtri bir husustur. Çocuğun erken kıl çıkması için arayla oynaması ise uzak bir ihtimaldir.

 

 

[1797] Sonra İmam Ahmed b. Hanbel'in, Atiyye el-Kurazi'den rivayet ettiği hadis-i şerife göre Sünnet-i Nebeviye de buna delalet etmektedir. O şöyle anlatır: Kureyza (savaşı) gününde bizi Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gösterdiler. O da kılı bitenlere bakılmasını emretti. Kimin kılı bitmişse öldürülüyor, kiminki bitmemişse serbest bırakılıyordu. Ben de kılı bitmeyenlerden olduğumdan bana dokunulmadı. Dört Sünen sahibi de buna yakın bir lafızla rivayet etmişler, Tirmizi, "Hasen-sahih hadistir" demiştir. Onların öldürülme sebebi şuyd'u. Sa'd b. Muaz (r.a.), onlar (Kureyza Yahudileri) hakkında savaşçıların öldürülmesi, çocukların ise serbest bırakılması hükmünü vermişti. Ebu Ubeyd de el-Garib kitabında Muhammed b. Yahya b. Hibban'dan şöyle rivayet eder: Bir çocuk bir şiirinde bir kız hakkında iftirada bulunmuştu. Hz. Ömer (r.a.) da "Onun organına bakın" diye emretti. Kıl bitmediği görülünce ona iftira cezası uygulamadı. Ebu Ubeyd der ki: "İbtihar" iftira manasına gelir. Yani, gerçek olmadığı halde "Filan kızla şöyle yaptım" demesidir. Sözünde doğru ise ona "ibtiyar" denir. Nitekim Kümeyt şiirinde şöyle der:

 

Benim gibi biri için çirkin bir şeydir. İbtihar veya ibtiyar yoluyla kızı nitelemek.

Yüce Allah devamla şöyle buyuruyor: "Eğer onlarda akılea bir olgunlaşma görürseniz hemen mallarını kendilerine verin." Said b. Cübeyr der ki: Yani, onları salih ve mallarını da koruyabilecek bir olgunlukta görürseniz mallarını kendilerine teslim edin. İbn Abbas (r.a.), Hasan-ı Basri ve daha pek çok imam böyle demişlerdir. Fakihler de aynı şekilde, "Çocuk salih ve malını koruyabilecek olgunlukta olursa kendisinden hacr kalkar ve velisinin eli altında bulunan malı onun yoluyla kendisine teslim edilir" demişlerdir. "Büyüyecekler (de geri alacaklar) diye o malları israf ile ve tez elden yemeyin." Yüce Allah zaruri bir durum olmaksızın çocuğun malını saçıp savurmaktan, büluğa ermeden malını tez elden çıkarmak için rastgele harcamaktan nehyediyor. "Zengin olan (veli) iffetli olmaya çalışsın." Yetimin malına ihtiyacı olmayan kimse ona karşı iffetli olup ondan hiçbir şey yemesin. Şa'bi der ki: Yetim malı veliye leş ve kan gibidir (ondan sadece zaruret durumunda alabilir). "Yoksulalan da (ihtiyaç ve emeğine) uygun olarak yesin." İbn Ebi Hatim, Aişe (r.anha)'dan şöyle rivayet eder: "Zengin olan (veli) iffetli olmaya çalışsın" buyruğu, yetim malı hakkında nazil oldu. İbn Ebi Hatim yine Aişe (r.anha)'dan şöyle rivayet eder: "Yoksulolan da (ihtiyaç ve emeğine) uygun olarak yesin" Ayeti, yetimin malına bakan ve işleten velisi hakkında nazil olmuş ve ihtiyacı olduğu takdirde ondan yemesine izin verilmiştir. İbn Ebi Hatim yine Aişe (r.anha)'dan şöyle rivayet eder: Bu ayet-i kerime yetimin velisi hakkında nazil olmuştur. Yani, yetimin malından mala verdiği emek miktarı alsın. Bunu İmam Buhari de rivayet etmiştir.

 

Fakihler, "Veli malı koruma ve bakmasının normal bedeli ile ihtiyacı olan miktardan hangisi az ise onu alabilir" demişlerdir. Daha sonra maddi rahatlığa ulaştığında önceden aldıklarını geri ödemesi gerekip gerekmediği hususunda iki görüşleri vardır.

 

Bir: Ödemesi gerekmez. Çünkü o yaptığı işin karşılığını fakirken almıştır.

İmam Şafii müntesibi alimlerce asıl sahih görüş budur. Çünkü ayet-i kerime yetim malından yemeyi bedelsiz olarak mübah kılmıştır.

 

 

[1798] Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel, Amr b. el-As (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Bir adam Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, "Benim hiçbir malım yoktur ve bir de yetimim vardır" diye sordu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Yetimin malından israf etmeden, saçıp savurmadan, hiçbir malını ticarette kullanmadan ve malını onunla korumadan (veya ravilerden Hüseyin'in tereddüdüne göre "malının onun malı sayesinde başkasının elinden kurtarmaya kalkışmadan") yetimin malından ye!" buyurdu.

 

 

[1799] İbn Ebi Hatim, Amr b. el-As (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Bir adam Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e gelerek, "Yanımda bir yetim var ve benim hiçbir malım yoktur. Onun malından yiyebilir miyim?" diye sordu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ondan israfa kaçmaksızın normal miktarda ye!" buyurdu. Bunu Ebu Davud, Nesai ve İbn Mace, Hüseyin el-Muallim'in de bulunduğu bir alimler grubu rivayet etmişlerdir.

 

 

[1800] İbn Hibban, Sahih'inde, İbn Merduyeh ise tefsirinde Cabir (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Bir adam, "Ya Resulallah! Yetimi hangi nedenle döveyim?" diye sordu. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kendi çocuğunu hangi sebeple dövüyorsan onu da aynı sebeple döv. Malını da, kendi malını korumada kullanmadan ve kendine sermaye yapmadan harca!" buyurdu. Taberi, Kasım b. Muhammed'den şöyle rivayet eder: Bir bedevi İbn Abbas (r.a.)'a gelerek, "Benim himayemde bazı yetimler var. Hem onların hem benim devem var. Kendi devemden veriyor ve fakir düşüyorum. Onların sütlerinden bana ne (kadarı) helaldir?" diye sordu. İbn Abbas, "Onun kaybolan develerini arıyor, uyuz hastalığına karşı onları katranlıyor, havuzlarını sıvıyor ve suluyorsan, (develerin) nesline zarar vermeksizin ve sağmakta aşırı gitmeksizin için sütlerinden içebilirsin" dedi. Bunu İmam Malik Muvatta'ında Yahya İbn Said'den rivayet etmiştir. Bu, yani harcanan yetim malının bedelinin ona ödenmeyeceği görüşü Ata b. Ebi Rebah, İbrahim en-Nehai, Atiyye el-Avfi ve Hasan-ı Basri'nin de görüşüdür.

 

İkinci görüş: Yetime harcanan malının bedeli ödenir. Çünkü yetimin malı normalde yasak olup sadece zaruretten dolayı izin verilmiştir. Zaruret durumunda başkasının malını yiyen kimse ona bedelini ödemek zorunda olduğu gibi yetimin malından yiyen kimse de bedelini ona ödemek zorundadır. İbn Ebi'd-Dünya, Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: "Ben bu mal hususunda kendimi, yetimin velisi gibi sayıyorum. İhtiyacım olmazsa dokunmam. İhtiyacım olursa borç alır ve elim bollaşınca onu öderim."

 

(Rivayetin başka bir tariki): Said b. Mansur, Bera (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Ömer (r.a.) bana şöyle dedi: "Mal hususunda kendimi yetimin velisi gibi sayarım. İhtiyacım olursa ondan alır ve elim bollaşınca onu iade ederim. İhtiyacım olmazsa da dokunmam." Bunun senedi sahihtir. Beyhaki de İbn Abbas (r.a.)'tan benzer bir rivayette bulunmuştur. Aynı şekilde İbn Ebi Hatim de Ali b. Ebi Talha kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Yoksulolan da (ihtiyaç ve emeğine) uygun olarak yesin" ayetinde kastedilen borçtur." Abide, Ebu Aliye, Ebu Vail (rivayetlerden birine göre- Said b. Cübeyr, Mücahid, Dahhak ve Süddi'den de bunun benzeri rivayet edilmiştir), İkrime İbn Abbas (r.a.)'tan bu ayet hakkında, "Üç parmağıyla yer" dediğini rivayet etmiştir. İbn Ebi Hatim daha sonra İbn Abbas (r.a.)'tan, "Yoksulalan da (ihtiyaç ve emeğine) uygun olarak yesin" ayetiyle ilgili şöyle rivayet etmiştir: "Yetimin malına muhtaç olmamak için kendi malından karnını doyuracak kadar yer." Mücahid'den ve (rivayetlerden birine göre) Meymun b. Mihran ve Hakem'den de bunun benzeri rivayet edilmiştir. Amir Şa'bi der ki: "Ondan ancak, aç kimsenin leş yemeye mecbur kalması gibi mecbur kaldığında yiyebilir. Ondan yerse daha sonra öder." Bunu da İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir. İbn Vehb, Nafi' b. Ebi Nuaym'dan şöyle rivayet eder: Yahya b. Said el-Ensari ile Rebia'ya Allah'ın (c.c), "Yoksulalan da (ihtiyaç ve emeğine) uygun olarak yesin" buyruğunu sordum, şöyle dediler: "Bu yetim hakkındadır. Fakir ise kendisine fakirliği miktarınca harcar. Velinin ise onda hiçbir hakkı yoktur." Fakat sözün akışına bakıldığında bu uzak bir ihtimaldir. Çünkü mana şöyledir: "Zengin olan" veli "iffetli olmaya çalışsın. " Velilerden "Yoksulalan ise uygun olarak", yani en güzel şekilde "yesin." Nitekim başka bir ayette, "Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın" (En' am, 152) buyurulmuştur. Yani, ona ancak koruyucu ve bakıcı olarak yaklaşın. Ondan bir şeye ihtiyaç duyduğunuzda ise ondan en uygun şekilde alın.

 

"Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman yanlarında şahit bulundurun."

Yani, onlar büluğ çağına erdikten ve onlardan bir olgunluk gözlemledikten sonra, işte o vakit mallarını onlara teslim edin. Mallarını kendilerine teslim ederken de başkalarını buna şahit tutun. Yüce Allah burada büluğa erdiklerinde yetimlere mallarını teslim eden velilere, teslimatı inkar etmemeleri için bazı kimseleri buna şahit tutmalarını emrediyor. "Hesap sorucu olarak da Allah yeter." Yani, hem yetimlere bakarlarken, hem de mallarını onlara teslim ettiklerinde veliler üzerinde hesap sorucu, şahit ve gözetleyid olarak Allah (c.c) yeter. Malı tam ve eksiksiz mi, yoksa noksan, eksik, kendi malına katılmış ve hesabı karıştırılmış olarak mı teslim etmişler ... Allah (c. c) bunların hepSini bilir.

 

 

[1801] O yüzden Sahih-i Müslim'de geçen bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Ey Ebu Zerr! Ben seni zayıf görüyor ve kendim için neyi arzuluyorsam senin için de aynısını arzuluyorum. Onun için sakın ha, iki kişiye dahi başkanlık yapma ve sakın ha yetim malının velayetini üstlenme. "

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

7. Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır. Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Gerek azından, gerek çoğundan belli bir hisse ayrılmıştır.

8, (Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde hazır bulunursa bundan, onları da rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin.

9. Geriye eli ermez, gücü yetmez çocuklar bıraktıkları takdirde (halleri ne olur) diye korkacak olanlar haksızlıktan çekinsinler. Allah'tan sakınsınlar ve doğru söz söylesinler.

10. Yetimlerin mallarını zulümle yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar; zaten onlar çılgın ateşe gireceklerdir.