|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Nisa Suresi 7 – 10.ayetler |
Miras, Vasiyet:
7. Ana-babanın ve
yakınların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır. Ana-babanın ve yakınların
bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Gerek azından, gerek çoğundan belli
bir hisse ayrılmıştır.
8, (Mirastan payı
olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde hazır bulunursa
bundan, onları da rızıklandırın ve onlara güzel söz söyleyin.
9. Geriye eli ermez,
gücü yetmez çocuklar bıraktıkları takdirde (halleri ne olur) diye korkacak
olanlar haksızlıktan çekinsinler. Allah'tan sakınsınlar ve doğru söz
söylesinler.
10. Yetimlerin
mallarını zulümle yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar;
zaten onlar çılgın ateşe gireceklerdir.
Tefsiri:
Said b. Cübeyr ile
Katade şöyle demişlerdir: Müşrikler mirası sadece büyük erkeklere bırakırlar,
kadınlara da çocuklara da ondan hiçbir şey vermezlerdi. Onun için Yüce Allah,
''Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır.
Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır. Gerek
azından, gerek çoğundan belli bir hisse ayrılmıştır" ayetini nazil etti.
Yani, Allah'ın hükmünde bunların hepsi eşittir. Bunların hepsi mirastan mal
alabilme hususunda eşittirler. Allah'ın ölüyle akrabalık, eşlik veya vela bağı
(azatlı köleyle efendisi arasındaki bağ) gibi yakınlığına göre her bit kimseye
belirlediği miras miktar değişse de, bunların tümü varis olma hakkına sahip
olma hususunda eşittirler. Vela da soy bağı gibi bir bağdır.
[1802] İbn Merduyeh,
Cabir (radıyallahuanh)'tan şöyle rivayeteder: Ümmü Kücce Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e gelerek, "Ya Rasulallah! Benim iki kızım var. Bunların
babası öldü ve hiçbir şeyleri yoktur" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah,
"Ana-babanın ve yakınların bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır"
ayetini nazil etti. Bu hadis, iki miras ayetinde de başka bir lafızla tekrar
zikredilecek. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
"(Mirastan payı
olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde hazır bulunursa
bundan, onları da rızıklandınn." Yani, miras taksim edilirken miras hakkı
bulunmayan bazı akrabalar, yetimler ve yoksullar orada bulunurlarsa onlara
terikeden bir miktar mal verin. Bu, İslam'ın ilk dönemlerinde vacipti. Müstehap
olduğu da söylenmiştir. Bu hükmün mensuh (neshedilmiş) olup olmadığı hususunda
iki görüş vardır. İmam Buhari, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder:
"(Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde
hazır bulunursa bundan, onları da rızıklandınn" ayeti mensuh değil
muhkemdir. Bunu İbn Abbas (r.a.)'tan İkrime dışında Said b. Müseyyeb de rivayet
etmiştir. İmam Taberi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Bu, uygulaması
devam eden yürürlükteki bir ayettir. Mücahid’den de bu ayetle ilgili şöyle
rivayet edilmiştir: Bu, gönüllerinden koptuğu sürece miras sahiplerine vacip
bir şeydir. Aynı şekilde İbn Mes'ud (r.a.), Ebu Musa el-Eş’ari (r.a.),
Abdurrahman b. Ebu Bekr, Ebu' ı-Aliye, Şa'bi, Hasan-ı Basri, İbn Sirin, Said b.
Cübeyr, Mekhul, İbrahim en-Nehai, Ata b. Ebu Rebah, Zühri ve Yahya b.
Ya'mer'den de, "Bu vaciptir" dedikleri rivayet edilmiştir. İbn Ebi
Hatim Muhammed b. Sirin’den şöyle rivayet eder: Abide bir vasiyetin taksimini
üstlenmişti. Emri üzerine bir koyun kesildi ve onu ayette geçen kimselere
dağıttı. Sonra, "Bu ayet olmasaydı, bu mallar benim olacaktı" dedi.
İmam Malik, topluca rivayet edilen bir tefsir kitabının bir yerinde İmam
Zühri’den şöyle rivayet eder:
"Malı taksim
edilirken Mus'ab'ın malından Urve'ye de verildi." Zühri der ki: "Bu
muhkemdir." İmam Malik, Abdulkerim kanalıyla Mücahid’den şöyle rivayet
eder: "Bu, gönüllerden koptuğu sürece vacip bir haktır."
Ayetin, Ölmeden Önce Bu
Kimselere Vasiyet Etme Hakkında Olduğu Görüşünde Olanlar:
Abdurrezzak, Ebu Bekir (r.a.)
oğlu Abdurrahman kızı Esma ile Kasım b. Muhammed'den şöyle rivayet etmişlerdir:
Abdurrahman b. Ebu Bekir'in oğlu Abdullah, babası Abdurrahman'ın mirasını
taksim ediyordu ve o tarihte Aişe (r.anha) henüz hayattaydı. Abdullah,
hiçbirini istisna tutmaksızın evdeki her yoksul ve akrabaya babasının malından
verdi ve "(Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras
taksiminde hazır bulunursa bundan, onları da rızıklandırın" ayetini okudu.
Kasım der ki:
Bunu İbn Abbas (r.a.)'a
söyledim, şöyle dedi: "Doğru yapmamış. Onun böyle bir hakkı yoktur. Bu
ancak vasiyet meselesidir. Bu ayet sadece ölecek kimsenin bu kimselere yapacağı
vasiyet meselesidir," Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir.
Bu Ayetin Tamamen
Neshedildiği Görüşünde Olanlar:
Süfyan-ı Sevri'nin
rivayetine göre Ebu Salih İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
"(Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde
hazır bulunursa bundan, onları da rızıklandırın" ayeti mensuhtur.
Katade'nin İkrime'den rivayetine göre ise o İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle
nakletmiştir: "(Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar
miras taksiminde hazır bulunursa bundan, onları da rızıklandırın" ayetini
birkaç ayet sonraki ''Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının
payının iki misli (miras vermenizi) emreder." ayeti neshetmiştir. Avfi,
İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: "(Mirastan payı olmayan)
yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde hazır bulunursa bundan, onları
da rızıklandırın" buyruğu miras ayetleri inmeden önce geçerliydi. Yüce
Allah daha sonra miras ayetlerini nazil ederek her hak sahibine hakkını verdi.
Böylece sadaka, ölmekte olan kişinin vasiyetinde belirlediğiyle sınırlı kaldı.
Bunları İbn Merduyeh rivayet etmiştir.
İbn Ebi Hatim, Ata'dan,
İbn Abbas (r.a.)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "(Mirastan payı
olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde hazır bulunursa
bundan, onları da rızıklandırın" ayetini miras ayeti neshetti. Her bir
kimseye ana babasının ve akrabalarının bıraktığı maldan az veya çok bir pay
ayrıldı. İbn Ebi Hatim, Said b. Müseyyeb'den şöyle rivayet eder: Bu ayet
mensuhtur. Bu, mirastan önceki hükümdü. Adam bir mal bıraktığında taksimde
hazır bulunduklarında ondan yetim, fakir, yoksul ve akrabalara verilirdi. Bu
daha sonra miras ayetleriyle neshedildi ve Allah (cc) her hak sahibine hakkını
verdi. Bunun yanında kişi yakınlarına dilediği şekilde vasiyette de
bulunabilirdi. İmam Malik, Zühri kanalıyla Said b. Müseyyeb'den şöyle rivayet
eder: Bu ayet mensuhtur; miras ve vasiyet ayetleri neshetmiştir. Aynı şekilde
İkrime, Ebu Şa'sa, Kasım b. Muhammed, Ebu Salih, Ebu Malik, Zeyd b. Eslem,
Dahhak, Ata el-Horasanı, Mukatil b. Hayyan ve Rabia b. Ebu Abdurrahman'dan da,
onların, "Bu ayet mensuhtur" dedikleri rivayet edilmiştir. Cumhurun,
dört mezhep imamı ile takipçilerinin görüşü de böyledir. İmam Taberi, burada
ilginç bir görüş tercih etmiştir ki o da özetle şöyledir: Ona göre,
"(Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde
hazır bulunursa bundan, onları da rızıklandırın" ayetinin manası şöyledir:
Vasiyet malının taksiminde ölünün yakınları hazır bulunurlarsa bundan onlara
verin ve oradaysalar yetimlere ve yoksullara da güzel söz söyleyin. Taberi'nin
uzun ifadeler ve tekrarlar sonunda söylemeye çalıştığı özetle bu. Ancak bu, su
götürür bir iddiadır. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Avfi, İbn Abbas (r.a.)'tan,
"(Mirastan payı olmayan) yakınlar, yetimler ve yoksullar miras taksiminde
hazır bulunursa" ayeti, mirası paylaştırma hakkındadır, dediğini rivayet
etmiştir. Birçok kişi de böyle demiştir.
Buna göre mana
Taberi'nin söylediği gibi değil, şöyledir: Mirastan kendilerine bir pay
düşmeyen bu fakirler, yetimler ve yoksullar bol miktarda mal paylaştırılırken
orada iseler, şunu bunu mirastan mal alırken gördüklerinde ondan bir şeylerin
kendilerinin olmasını arzularlar. Ama hiçbir şey verilmediğinden dolayı da
ümitsizlik içindedirler. Çok şefkat ve merhamet sahibi Yüce Allah onlara
iyilik, sadaka ve ihsan olmak üzere, orta miktarda bir şeyler verilmesini
emretmiştir. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette de, "Her biri mahsul
verdiği zaman mahsulünden yeyin, hasat edildiği gün de hakkını verin"
(En'am, 141) buyurmuş, ihtiyaç sahipleri ve fakirler görür korkusuyla malı
gizlice toplayıp taşıyanları yermiştir. Nitekim bahçe sahipleri kıssasında da
şöyle buyurmuştur: "Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse
görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi... Derken
yürüyorlardı; fısıldaşıyorlardı. 'Sakın bugün hiçbir yoksul bahçeye girip
yanınıza sokulmasın' diye." (Kalem, 17-23-24) Kim Allah'ın (c.c)
nimetlerine karşı nankörlük yaparsa Allah (e.c) onu sahip olduğu en değerli
şeyden mahrumiyetle cezalandırır.
[1803] O yüzden bir
hadiste, "Bir mala (fakire verilmesi gerekirken verilmemiş bir) sadaka
karışırsa, sadaka o malı mutlaka bozar. " buyurulur. Yani, o sadakanın
verilmemesi malın bütünüyle helak olmasına sebep olur.
"Geriye eli ermez,
gücü yetmez çocuklar bıraktıkları takdirde (halleri ne olur) diye korkacak
olanlar haksızlıktan çekinsinler. Allah'tan sakınsınlar ve doğru söz
söylesinler." Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder:
Bu, bir adam ölmek üzere iken başkasının onu varislerine zarar verecek bir
vasiyette bulunurken işitmesi hakkındadır. Yüce Allah onu işiten kimseye
Allah'tan korkmayı, adamı doğruya iletme ve yönlendirmeyi, kendi varislerinin
perişan olmalarını istemediği gibi o varislerin de perişan olmaması için
çalışmasını emrediyor. Mücahid ve daha başkaları böyle demişlerdir.
[1804] Buhari ve
Müslim'deki bir hadiste; Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hastayken
ziyaretine gittiğinde Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.), "Ya Rasulallah! Benim
malım mülküm var ve tek varisim kızımdır. Malımın üçte ikisini tasadduk edeyim
mi?" diye sordu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Hayır" buyurdu. Sa'd, "Peki, yarısını?" diye sordu. Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yine, "Hayır" buyurdu. Sa'd,
"Peki üçte birini?" diye sorunca Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) bu defa, "Tamam, üçte biri olur, fakat üçte bir de çoktur"
buyurdu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devamla şöyle buyurdu:
"Varislerini zengin kimseler olarak bırakman onları insanlara el açan
fakir kimseler olarak bırakmandan daha hayırlıdır. "
[1805] Buhan ve Müslim'de
geçen bir rivayette İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir: "Keşke insanlar üçte
biri dörtte bire indirselerdi. Çünkü Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "Tamam, üçte biri olur. Fakat üçte bir de çoktur"
buyurmuştur.
Fakihler şöyle demişlerdir:
Varisleri zengin iseler ölmekte olan kişinin malının üçte birinin tamamında
vasiyette bulunması, fakir iseler vasiyetini üçte birden daha azında yapması
müstehaptır. Kimine göre ayetin manası şöyledir: Yetimlerin mallarında
tasarruftan çekinsinler, büyüyecekler de geri alacaklar diye o malları israf
ile ve tez elden yemesinler. Bunu Taberi', Avfi' kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan
rivayet etmiştir. Bu da güzel bir görüştür ve ardından gelen "yetimlerin
mallarını haksızlıkla yiyenleri tehdit eden" ayet de bu manayı
desteklemektedir. Yani, ardından evlatlarına nasıl davranılmasını istiyorsan,
sen de velisi olduğunda insanların evlatlarına öyle davran.
Yüce Allah daha sonra
malını haksızlıkla yiyenlerin karınlarına ateşten başka bir şey koymadıklarını
bildiriyor ve şöyle buyuruyor: "Yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenler
şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar; zaten onlar çılgın ateşe
gireceklerdir." Yani, (alım-satım gibi mülkiyet intikalini ifade eden)
hiçbir sebebe dayanmaksızın yetimin malını alıp yediklerinde, onlar ancak
kıyamet günü karınlarında yanacak bir ateş yemektedirler.
[1806] Nitekim Buhari'
ve Müslim'de geçen ve Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayet edilen bir hadiste Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Helak edici yedi şeyden uzak
durunuz" buyurdu. "Ya Resulullah! Onlar nelerdir?" diye
sorulunca Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Allah'a ortak koşmak,
büyü yapmak, Allah'ın haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmek, faiz yemek,
yetim malı yemek, düşmanla karşılaşıldığında firar etmek, namuslu,
kötülüklerden bihaber ve mü'min kadınlara iftirada bulunmaktır" buyurdu.
[1807] İbn Ebi Hatim,
Ebu Said el-Hudri' (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Biz, "Ya Resulullah!
Miraç gecesi neler gördün?" diye sorduk. "Bir ara Allah'ın çok
kalabalık kullarının olduğu bir yere götürüldüm. Adamların her birinin deve
dudağı gibi dudakları vardı. Birisi adamın çenesini açıyor, sonra ateşten bir
kaya getirilip adamın ağzına atılıyor ve kaya adamın çığlık ve bağırışları
içinde altından çıkıyordu. "Bunlar kimlerdir ey Cebrail?" dedim.
"Yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenlerdir. Onlar karınlarına ancak
ateş tıkınıyorlar ve çılgın ateşe atılacaklardır" dedi. Süddi' der ki:
Yetim malı yiyen kimse kıyamet günü ateş ağzında gelir. Ateş kulaklarından,
burnundan ve gözlerinden çıkar ve her gören onun yetim malı yediğini bilir.
[1808] İbn Merdüyeh, Ebü
Merzelden şöyle rivayet eder: Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Kıyamet günü bazı kimseler ağızlarında ateş yanar halde diriltilirler"
buyurdu. "Ya Rasülallah! Onlar kimlerdir?" diye sorulunca Allah
Rasülü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Allah'ın (c.c), "Vetimlerin
mallarını haksızlıkla yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış
olurlar" buyruğunu görmedin mi?" buyurdu. Bunu İbn Ebi Hatim Ebü
Zür'anın Ukbe b. Mükrem'den, İbn Hibban da Ahmed b. Ali b. Müsenna'nın Ukbe b.
Mükrem’den nakliyle rivayet etmişlerdir.
[1809] İbn Merdüyeh Ebü
Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Ben iki güçsüzün malı hususunda uyarıyorum. "
Yani, sizlere onların mallarından uzak durmanızı ve dikkatli olmanızı tavsiye
ediyorum.
[1810] İbn Abbas
(r.a.)'tan yapılan şu rivayet daha önce Bakara süresinde de geçti:
"Zulümle yetimlerin mallarını yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş
tıkınmış olurlar; zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir" (Nisa, 4)
ayeti nazil olunca yanlarında yetim bulunanlar yiyecek ve içeceklerini
yetimlerin yiyecek ve içeceklerinden ayırdılar. Yetimin yemeği arttığında
kaldırıyor ve o yiyene veya yemek bozulana kadar bekletiyorlar (ondan bir lokma
olsun almıyorlardı). Ancak bu onlara meşakkatli geldi ve durumu Rasülullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e söylediler. Bunun üzerine Allah (c.c),
"Sana yetimler hakkında soruyorlar. De ki: Onların işlerini
düzeltmek(yüzüstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte
yaşarsanız, (unutmayın ki) onlar sizin kardeşlerinizdir" ayetini nazil
etti. Bunun üzerine Müslümanlar yiyecek ve içeceklerini yetimlerin yiyecek ve
içeceklerine katıştırdılar.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |