İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Nisa Suresi

19 – 22.ayetler

 

Kadınların Mali Haklarına Dokunulamaz:

 

19. Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Apaçık bir edepSizlik yapmadıkça, onlara verdiğiniz mehrin bir kısmını alıp götürmen iz için de kadınları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız, olabilir ki; bir şey sizin hoşunuza gitmez de Allah onda çok hayırlar kılar!

20. Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. Siz (iftira ederek ve apaçık günah işleyerek onu geri alır mısınız?

21. Vaktiyle siz birbirinizle haşir-neşir olduğunuz ve onlar sizden sağlam bir teminat almış olduğu halde onu nasıl geri alırsınız!

22. Geçmişte olanlar bir yana, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin; çünkü bu bir haydsızlıktır, iğrenç bir şeydir ve kötü bir yoldur.

 

Tefsiri:

 

[1844] İmam Buhari, "Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir" ayeti(nin nüzul sebebi) hakkında İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Cahiliyye döneminde bir adam öldüğünde karısı hakkında en yetkili kimseler adamın akrabaları olurdu. İsterse onlardan biri onunla evlenirdi. Yoksa, dilerlerse onu başka biriyle evlendirirler, dilerlerse kimseyle evlendirmezlerdi. Sonuç itibariyle kadın hakkında kocanın akrabaları kadının akrabalarından daha çok söz sahibiydi. İşte bu durumu düzeltmek için bu ayet nazil oldu. Bunu İmam Buhari, Ebu Davud, Nesai, ve İbn Merduyeh de Ebu İshak eş-Şeybani'nin İkrime ile Ata el-Kufi'den, onların İbn Abbas (r.a.)'tan nakliyle rivayet etmişlerdir.

 

 

[1845] Ebu Davud, "Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğiniz mehrin bir kısmını alıp götürmeniz için de kadınları sıkıştırmayın" buyruğu hakkında İbn Abbas (r.a.) 'tan şöyle rivayet eder: Adam akrabasının karısına varis olur, bu yüzden de mehrini vermedikçe ölene kadar onu sıkıştırırdı. İşte Allah (c.c) (bu ayetle) bundan nehyetti. hadisi bu senetle sadece Ebu Davud rivayet etmiştir. Bunu İbn Abbas (r.a.)'tan benzer ifadeyle birçok kişi rivayet etmiştir. Nitekim Veki', Miksam kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Cahiliye döneminde adam öldüğünde bir adam gelip karısının üzerine bir elbise atar, böylece onunla evlenme hakkına herkesten çok sahip olurdu. Bu yüzden Yüce Allah, "Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir" ayetini nazil etti. Ali b. Ebi Talha da "Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir" ayeti hakkında İbn Abbas (r.a.)'tah şöyle nakleder: Adam ölüp ardında bir cariye bırakırsa yakin dostu elbisesini cariyenin üzerine atarak onu başkalarından alıkoyardı. Kadın güzelse onunla evlenir, çirkinse mirasını alabilmek için ölene kadar başkalarıyla evlenmekten alıkoyardı. Avfi de İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Medinelilerden biri karısı öldüğünde bir adam elbisesini karısının üzerine atar, böylece adamın nikahı miras yoluyla ona geçmiş sayılırdı. Kadın bir fidye vermedikçe de onu yanında alıkoyardı. İşte bu yüzden Yüce Allah, "Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir" ayetini nazil etti. Zeyd b. Eslem bu ayet hakkında şöyle der: Cahiliye döneminde Medinelilerden bir adam öldüğünde malına varis olanlar karısına da varis olurlardı. O da kadının malını miras yoluyla alabilmek için yanında tutar veya dilediği biriyle evlendirirdi. Tühame kabilesinde de adam karısına kötü davranır ve sonunda başka bir adamla evlenmemek şartıyla onu boşar veya verdiği mehrin bir kısmıyla kendini kurtarmak isterse kadını onun karşılığında serbest bırakırdı. İşte Allah (c. c) bu ayeti indirerek mü'minleri bundan nehyetti. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir.

 

İbn Merduyeh, Ebu Ümame b. Sehl'den şöyle rivayet eder: Ebu Kays b.

Eslet ölünce oğlu onunla evlenmek istedi. Bu onların cahiliye dönemindeki adetleriydi. Bunun üzerine Yüce Allah, "Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir" ayetini nazil etti. Bunu İbn Ebi Hatim, Muhammed b. Fudayl kanalıyla rivayet etmiştir. Daha sonra İbn Cüreyc'den şöyle rivayet etmiştir: Ata'nın bana anlattığına göre cahiliye döneminde bir adam ölüp ardında kadın bıraktığında adamın akrabaları kadını kendilerinden bir çocuk için başkalarıyla evlenmekten alıkoyarlardı. O yüzden, "Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir ... " ayeti nazil oldu. İbn Cüreyc der ki; Mücahid dedi ki: Adam öldüğünde karısı hakkında en yetkin kişi adamın (üvey) oğluydu. Kadının oğlu olmaması durumunda dilerse onunla evlenir, dilerse onu adamın kardeşi veya kardeşinin oğluyla evlendirirdi.

 

 

[1846] İbn Cüreyc, İkrime'den şöyle rivayet eder: Bu ayet-i kerime Evs kabilesinden Ma'n b. Asım'ın kızı Kübeyşe hakkında nazil oldu. Kocası Ebu Kays b. Eslet ölünce adamın oğlu onunla evlenmek istemiş, bunun üzerine kadın Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek, "Ya Rasulallah! Ne kocama varis oldum, ne de evlenmek için serbest bırakıldım" demişti. Bunun üzerine bu ayet-i kerime nazil oldu. Süddi Malik'ten şöyle rivayet eder: Cahiliye döneminde adam ölünce akrabaları karısının üzerine bir elbise atarlardı.

Adamın (başka karısından olma) küçük bir oğlu veya kardeşi varsa delikanlı olana kadar kadını yanında tutar, ölürse ona varis olurdu. Eğer kadın üzerine elbise atılmadan kaçıp ailesinin yanına gidebilirse kurtulurdu. İşte Allah (c.c), "Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir ... " ayetini bu yüzden indirdi. Mücahid bu ayetle ilgili şunları söyler: Adamın evinde baktığı yetim bir kız varsa, karısı ölür de onunla evlenir veya onu oğluyla evlendirir ümidiyle kimseyle evlendirmez, sonra kendisi evlenir veya oğluyla evlendirirdi. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiş, sonra şöyle demiştir: Şa'bı, Ata Ebi Rebah, Ebu Miclez, Dahhak, Zühri, Ata' el-Horasani ve Mukatil b. Hayyan'dan da bunun benzeri rivayet edilmiştir.

 

Ben derim ki: Böylece ayet-i kerime, cahiliye devrindeki uygulamayı, Mücahid ve onunla aynı görüşü paylaşanların anlattıklarını ve benzer her durumu içeren her durumu kapsamaktadır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

''Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğiniz mehrin bir kısmını alıp götürmeniz için de kadınları sıkıştırmayın. "Yani, vermiş olduğunuz mehrin tamamını veya bir kısmını veyahut onlara karşı bir hakkınızı istemeyerek ve zorla size bırakması için hanımlarınızla ilişkinizi kötüleştirmeyin, onlara zarar vermeyin. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: ''Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğiniz mehrin bir kısmını alıp götürmeniz için de kadınları sıkıştırmayın." Yani, onları zorlamayın. Burada karısıyla birlikte yaşamaktan hoşlanmayan, ona mehir borcu bulunan, fidye vermesi için kötü davranan adam kastedilmektedir. Dahhak, Katade ve daha başkaları da böyle demişler ve Taberi de bunu tercih etmiştir. İbn Mübarek ile Abdurrezzak da İbn Beyleman!’den şöyle rivayet etmişlerdir:

 

Bu iki ayetten birinde cahiliye dönemi, diğerinde ise İslam dönemine ait iki adetten bahsedilmiştir. Abdullah b. Mübarek der ki: İbn Beylemanı cahiliye adetiyle, "Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir" buyruğunu, İslam döneminde yapılan ile de ''Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğiniz mehrin bir kısmını alıp götürmeniz için de kadınları sıkıştırmayın. " buyruğunu kastetmektedir.

 

"Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça"; İbn Mes'ud (r.a.), İbn Abbas (r.a.), Said b. Müseyyeb, Şa'bi, Hasan-ı Basri, Muhammed b. Sirin, Said b. Cübeyr, Mücahid, İkrime, Ata' el-Horasani, Dahhak, Ebu Kılabe, Ebu Salih, Süddi, Zeyd b. Eslem ve Said b. Ebi Hilal, "Bundan kasıt zinadır" demişlerdir. Yani, karın zina yapmışsa verdiğin mehri iade etmesi için çalışabilir, vazgeçip sana bırakması için ona sıkıntı ve baskı yapabilirsin. Nitekim Yüce Allah başka bir yerde şöyle buyurur: "(Ey mü'minler!) Siz de karı ile kocanın, Allah'ın sınırlarını, hakkıyla muhafaza etmelerinden kuşkuya düşerseniz, kadının (erkeğe) fidye vermesinde her iki taraf için de sakınca yoktur." (Bakara, 229) İbn Abbas (radıyallilhu anh), İkrime ve Dahhak bunu kadının şirretliği ve kocasına karşı isyanıyla tefsir etmişlerdir. İmam Taberi ise bunun zina, kocaya isyan, şirretlik, ağzı bozukluk ve benzeri her şeyi kapsadığı görüşünü tercih etmiştir. Yani, bunların tümü kadının, haklarının tamamından veya bir kısmından vazgeçmesini sağlamak ve ondan boşanmak maksadıyla yatakta yalnız bırakılmasını mübah kılar. Bu mana güzeldir. Doğrusunu ise en iyi Allah bilir. Nitekim daha önce geçtiği üzere sadece Ebu Davud, Yezid en-Nahvi kanalıyla ... İbn Abbas'ın,

 

"Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğiniz mehrin bir kısmını alıp götürmeniz için de kadınları sıkıştırmayın" buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: Adam akrabasının karısına varis olur, bu yüzden de mehrini vermedikçe ölene kadar onu sıkıştırırdı. İşte Allah (c. c) (bu ayetle) bundan nehyetti. İkrime ile Hasan-ı Basri, "Bu, ayetin tamamının cahiliye dönemi adetlerinden bahsetmiş olmasını gerektirmektedir. Fakat Müslümanlar da İslam döneminde aynısını yapmaktan nehyedilmişlerdir" demişlerdir. Abdurrahman b. Zeyd der ki: Söz konusu zorlama Mekke'de vardı. Adam soylu bir kadınla evlenir, kadın onunla uyuşamayınca izni olmadan kimseyle evlenmemesi şartıyla onu boşar, şahitler getirip bunu belgelendirip onları buna şahit tutardı. Birisi evlenme teklifi yaptığında almış olduğu malı eski kocasına geri verir ve razı edebilirse adam evlenmesine izin verir, yoksa engellerdi. İşte Allah'ın, ''Apaçık bir edepSizlik yapmadıkça, onlara verdiğiniz mehrin bir kısmını alıp götürmen iz için de kadınları sıkıştırmayın / evlilikten engellemeyin" buyruğu da bunun hakkındadır. Mücahid der ki: ''Apaçık bir edepsizlik yapmadıkça, onlara verdiğiniz mehrin bir kısmını alıp götürmen iz için de kadınları sıkıştırmayın (evlilikten engellemeyin)" ayetindeki adı (.....) ile Bakara suresindeki adl' aynı manadadır. "Onlarla iyi geçinin." Yani, onlarla hoş sohbetli olun, gücünüz yettiğince hal, hareket ve görünüşünüz güzelolsun.

 

Hanımının bunları sana yapmasını arzuladığın gibi sen de aynılarını ona yap. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: "Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır." (Bakara, 228)

 

 

[1847] Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de şöyle buyurmuştur:

"Sizin en hayırlınız eşine karşı en iyi olanınızdır. Ben de eşine karşı en iyi olanınızım. " Gerçekten Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ahlakı öyleydi; hanımlarına güzel davranır, hep güleryüz gösterir, şakalaşır ve oynaşır, onlara cömertçe harcar, onlarla şakalaşıp yarışırdi. Hatta mü'minlerin annesi Aişe (r.anha) ile yarış yapar, bununla ona olan sevgisini gösterirdi.

 

 

[1848] Aişe (r.anha) der ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile yarış yaptım ve onu geçtim. Bu, şişmanlamamdan önceydi. Şişmanladıktan sonra yaptığımız yarışta ise o beni geçti ve "Bu ona mukabildir" buyurdu. Bazen bütün hanımlarını yanında gecelediği hanımının evinde toplayıp hepsiyle birlikte yemek yer, sonra her biri evine dağılır. Hanımıyla bir örtü altında yatar, üst kıyafetini atıp alt kıyafetiyle kalırdı. Yatsı namazından sonra evine girer ve uyumadan önce kısa bir süre hanımıyla muhabbetle sohbet ederdi. Nitekim Yüce Allah da, "Andolsun ki Rasulullah, sizin için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir" (Ahzab, 21) buyurmaktadır. Kadınlarla iyi geçinme ve bunun detayları "Kitabu'l-Ahkam" kitabımızda vardır. Hamd Allah'a mahsustur.

 

"Eğer onlardan hoşlanmazsanız, olabilir ki; bir şey sizin hoşunuza gitmez de Allah onda çok hayırlar kılar!" Yani, belki de istemediğiniz halde sabredip onları nikahınızda tutmanızda dünya ve ahirette sizin için pek çok faydalar vardır. Nitekim İbn Abbas (r.a.) bu ayetle ilgili olarak şöyle der: Bahsedilen hayır, adamın karısına sevgi duymaya başlaması, böylece Allah'ın ondan bir çocuk lutfetmesi ve o çocuğun çok hayırlı ve bereketli bir evlat olmasıdır.

,

 

[1849] Sahih bir hadiste, "Hiçbir mü'min erkek hiçbir mü'min kadının

(eşinin) huyundan nefret etmesin. Çünkü onun bir huyunu beğenmeyecek olursa başka bir huyunu beğenir" buyurulmuştur.

 

"Eğer bir eşi bırakıp da yerine başka bir eş almak isterseniz, onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi ondan hiçbir şeyi geri almayın. Siz iftira ederek ve apaçık günah işleyerek onu geri alır mısınız?" Yani, sizden biri karısından ayrılıp yerine başkasıyla evlenmek isterse, yüklerle mal bile olsa ilkine verdiği mehirden hiçbir şeyi geri almasın. Al-i İmran stiresinde "kıntar"ın ne manaya geldiği hususunda" tekrara gerek bırakmayacak kadar uzun açıklamalar yapmıştık.

 

Bu ayette çok miktarda mehir vermenin caiz olduğuna delil vardır. Hz.

Ömer (r.a.) da başta insanları fazla miktarda mehir vermekten men ederken sonra bu görüşünden dönmüştür.

 

 

[1850] Nitekim İmam Ahmed, Ebu Acfa es-Silmi'den şöyle rivayet eder:

"Bakın! Kadınların mehirlerini çok yükseltmeyin. Mehirleri çoğaltmak bu dünyada bir şeref ve Allah katında bir takva göstergesi olsaydı Allah Rasulü buna hepinizden daha layık olurdu. Halbuki Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hiçbir hanımına on iki ukıyye’den fazla mehir vermedi, hiçbir kızına bundan fazla mehir verilmedi. Kişi karısına çok mehir vermeye mecbur kalırsa, bu onun içinde kadına karşı düşmanlık doğurur, hatta "Senden dolayı kırba bağına dahi muhtaç oldum" der. Bunu İmam Ahmed ve Sünen sahipleri ayrıca Muhammed b. Sirin'in ... nakliyle rivayet etmişler ve Tirmizi, "Hasensahih bir hadistir" demiştir.

 

 

[1851] Hafız Ebu Ya'la, Mesrtik'tan şöyle rivayet eder: Ömer b. Hattab (r.a.) Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in minberine çıktı ve şöyle dedi: "Ey insanlar! Nedir bu, kadınların mehirlerini çoğaltmanız? Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve ashabı vardı ve onların birbirlerine verdikleri mehir dört yüz dirhem veya daha azdı. Mehir miktarının çokluğu Allah katında bir takva veya şeref olsaydı çok mehir vermede siz onları geçemezdiniz. Sakın ola hiçbir kadının mehrinin dört yüzün üzerine çıktığını duymayayım."

 

Konuşmanın ardından minberden indi. Sonra kureyşli bir kadın itiraz ederek, "Ey mü'minlerin emiri, sen insanları kadınlara dört yüz dirhemden fazla mehir vermekten men ettin, öyle mi?" dedi. Ömer (r.a.), "Evet" deyince kadın, "Sen Allah'ın Kur'an'daki buyruğunu işitmedin mi?" dedi. Ömer (r.a.), Nedir o? deyince kadın; "Allah'ın 'Onlardan birine yüklerle mehir vermiş olsanız dahi' buyruğunu hiç duymadın mı?" deyince Ömer (r.a.), "Allah'ım! Beni bağışla. Tüm insanlar Ömer'den daha fakihler" dedi. Sonra dönüp minbere çıktı ve şöyle dedi: "Ey insanlar, ben sizi kadınlara dört yüz dirhemden fazla mehir vermekten men etmiştim. Artık herkes malından dilediği kadar versin." Ebu Ya'la der ki: "Sanıyorum, 'Kimin içinden ne gelirse onu yapsın' demiş." Bunun senedi ceyyittir.

 

 

[1852] İbn Münzir, Ebu Abdurrahman es-Sülemi'den şöyle rivayet eder:

Ömer b. Hattab (r.a.), "Kadınların mehirlerinde aşırıya gitmeyin" deyince bir kadın şöyle cevap dedi: "Senin böyle bir hakkın yoktur ey Ömer! Yüce Allah, 'Onlardan birine yüklerle altını mehir vermiş olsanız dahi onlardan hiçbir şeyalmanız size helal değildir' buyuruyor" dedi. (Nitekim İbn Mes'ud (r.a.)'ın kıraatinde bu ayet böyledir) Bunun üzerine Ömer (r.a.), "Bir kadın Ömer'le tartıştı ve onu yendi" dedi.

 

 

[1853] Zübeyr b. Bekkar. .. Ceddey'den şöyle rivayet eder: Ömer b. Hattab (r.a.) şöyle dedi: Zülgussa'nın -Yez'id b. Husayn el-Harisi'ninkızı bile olsa kadınlara mehirlerini çok yüksek tutmayın. Kim yüksek tutarsa fazlasını Bey tülmal’e koyarım" dedi. Bunun üzerine uzun boylu, yassı ve çökük burunlu bir kadın, "Bu senin yetkinde değildir!" dedi. Ömer (r.a.), "Neden?" diye sorunca, "Çünkü Allah (c.c) 'Onlardan birine yüklerle altını mehir vermiş olsanız dahi' buyuruyor" dedi. Bunun üzerine Ömer (r.a.), "Bir kadın doğru söyledi, bir erkek hata etti" dedi.

 

Bu yüzden Yüce Allah mehri geri almayı eleştirerek şöyle buyuruyor: "Siz iftira ederek ve apaçık günah işleyerek onu geri alır mısınız?" Yani, sen onunla o da seninle ifda' ettiği halde nasıl kadından mehri geri alırsınız? İbn Abbas (r.a.), Mücahid, Süddi ve birçok kişi, "İfda'yla cima kastedilmiştir" demişlerdir.

 

 

[1854] Nitekim Buhari ve Müslim'deki bir hadiste Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), (adam karısına zina isnadında bulunduğunda) birbirleriyle lanetleşen karı ve kocaya üç defa, "Allah ikinizden birinin yalancı olduğunu biliyor. Sizden tevbe edecek kimse yok mu?" buyurdu. Adam verdiği mehri kastederek, "Ya Resulallah! Benim malım ne olacak?" dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Senin hiçbir malın yoktur. Eğer (zina isnadında) doğru idiysen verdiğin mehir onunla ilişkiye girmeni helal kılması karşılığında verilmiştir. Yalan söylediysen o mal sana kadından daha uzaktır (daha az layıktır)" buyurdu.

 

 

[1855] Sünen-i Ebu Davud'da ve başka hadis kitaplarında Busra b.

Eksem'den yapılan rivayete göre; Busra, hareminde yaşayan bir kadınla evlendi ve onun zinadan hamile olduğunu öğrendi. Sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek bunu haber verdi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de kadına mehrin ödeneceğine hükmetti ve onları ayırdı. Kadına sopa cezasının verilmesini emretti ve "Çocuk senin kölendir. Mehir ise ilişkiye girme karşılığındadır" buyurdu. O yüzden Yüce Allah, "Vaktiyle siz birbirinizle ilişkiye girdiğiniz olduğunuz halde ... onu nasıl geri alırsınız?" buyurmuştur.

" ... Onlar sizden sağlam bir teminat almış olduğu halde onu nasıl geri alırsınız!" İbn Abbas (r.a.), Mücahid ve Said b. Cübeyr'den, "Sağlam teminattan kasıt nikah akdidir" dedikleri rivayet edilmiştir. Süfyan-ı Sevri de Habib b. Ebi Sabit'ten, İbn Abbas (r.a.)'ın, "Kadınların kocalarından aldıkları sağlam teminattan kasıt ya iyilikle tutacakları veya güzellikle boşayacakları ahit ve sözüdür" dediğini rivayet etmiştir. İbn Ebi Hatim der ki: "İkrime, Mücahid, Ebu Aliye, Hasan-ı Basri, Katade, Yahya b. Ebi Kesir, Dahhak ve Süddi’den de bunun benzeri rivayet edilmiştir."

 

 

[1856] Ebu Cafer er-Razi, Rebi’ b. Enes'ten bu ayet hakkında şöyle rivayet eder: O, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şu hadisinde ifade ettiği şeydir: "Siz kadınlarınızı Allah’ın emanetiyle aldınız ve onları kendinize Allah’ın sözüyle helal yaptınız." Zira, Allah'ın sözünden kasıt hutbedeki şahitliktir. Zira, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e miraçta söylenenlerden biri de şuydu: "Ümmetine koyduğum kurallardan biri de, kulum ve peygamberim olduğuna şahitlik etmedikçe hutbelerinin geçerli olmayışıdır. " Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir.

 

 

[1857] Müslim'in Cabir'den rivayet ettiği Veda Haccı hutbesinde Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Kadınlara iyi davranın. Zira, siz onları Allah’ın emanetiyle aldınız ve namuslarını kendinize Allah'ın sözüyle helal kıldınız. "

 

"Geçmişte olanlar bir yana, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin .. " Yüce Allah babaların hanımlarını, babalara ikram olarak ve ardlarından hanımlarıyla ilişkiye girilmekten korumak ve saygınlıklarını muhafaza etmek maksadıyla oğullarına haram kılıyor. Öyle ki nikah kıyılır kıyılmaz oğul üveyanneye haram olur. Bu, hakkında icma edilmiş bir husustur.

 

 

[1858] İbn Ebi Hatim, Ensar'dan bir adamdan şöyle rivayet eder:

Ensar'ın salihlerinden Ebu Kays -yani İbn Eslet- vefat edince karısını (üvey) oğlu nikahına almak istedi. Fakat kadın, "Seni evladım görüyor ve kabilende iyi biri olarak biliyorum. Fakat Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gideyim de emrini sorayım" dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek, "Ebu Kays vefat etti" dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Hayırdır?" buyurdu. Kadın, "Oğlu Kays da bana talip oldu ki o, kabilesinde iyi bir kimsedir.

 

Ben onu ancak oğlum olarak görüyordum. Ne dersiniz?" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)', "Evine dön" buyurdu. Ardından, "Geçmişte olanlar bir yana, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin .. " ayeti nazil oldu. Taberi, İkrime'den şöyle nakleder: "Geçmişte olanlar bir yana, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin .. " ayeti Ebu Kays b. Eslet hakkında inmişti. Ebu Kays, daha önce babasının nikahında olan Sahr kızı Üm mü Ubeydullah ile evlenmek istemişti. Bu ayet Esved b. Halef hakkında da inmiştir ki o da babası Halef'in nikahında olan Ebu Talha b. Abdüluzza b. Osman b. Abdüddar'ın kızı ile evlenmek istemişti. Yine Esved b. Muttalib b. Esed'in kızı Fahite hakkında inmiştir ki o da Ümeyye b. Halef'in karısıydı ve ölümünden sonra sonra oğlu Safvan b. Ümeyye onunla evlenmek istemişti.

 

Süheyli, oğulların, babalarının karılarıyla (üvey anneleriyle) evlenmelerinin cahiliye döneminde yapılan bir şeyolduğunu, o yüzden de "İki kızkardeşi birden almak da size haram kılındı" dan sonra, ''Ancak geçen geçmiştir" denildiği gibi burada da "Geçmişte olanlar bir yana" buyrulduğunu söyler ve şöyle der: Nitekim bunu (Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in dedelerinden) Kinane b. Huzeyme de yapmıştır. Babasının hanımıyla evlenmiş ve ondan Nadr b. Kinane adında bir oğlu olmuştur. Süheyli devamla şöyle der:

 

 

[1859] Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de, "Ben zinadan değil, nikahtan doğdum " buyurmuştur. Bu da bu tür evliliğin onlarda yaygın olduğunu gösteriyor.

 

Her ne kadar Süheyli, o dönemde insanların bunu meşru bir nikah saydıklarını söylüyorsa da, Taberi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Babanın hanımıyla evlenmek ile bir anda iki kızkardeşle nikahlı olmak dışında Allah'ın haram kılmış olduğu tüm kadınlarla evlenmeyi cahiliye döneminde de insanlar yasak sayarlardı. Bunların da haram olduğunu bildirmek için Allah (c.c), "Geçmişte olanlar bir yana, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin" ile "Bir de iki kızkardeşi birden almak da size haram kılındı" buyruklarını indirdi. Ata ile Katade de böyle demişlerdir. Fakat Süheyli'nin Kinane hakkındaki naklinin doğruluğu şüphelidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Her halükarda babanın karısıyla evlenmek bu ümmette haramdır, son derece çirkin bulunmuş bir şeydir. O yüzden Yüce Allah, "Çünkü bu bir hayasızlıktıT, nefreti celbeden şeydir ve kötü bir yoldur" buyurmuştur.

 

Yüce Allah aynı şekilde: "kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın"

(En'am, 151) ve "Zinaya yaklaşmayın. Zira, o, bir hayasızlıktır ve çok kötü bir yoldur" (İsra, 32) buyurmuştur. Burada ayrıca "hh" ifadesi yer almaktadır ki o da nefret manasına gelir. Yani, o haddi zatında çirkin bir şeyolup oğulun, karısıyla evlendikten sonra babasından nefret etmesine yol açar. Çünkü genellikle bir kadınla evlenen kimse onunla daha önce evlenen adamdan nefret eder. Mü'minlerin anneleri de bu ümmete aynı sebepten dolayı haram kılınmıştır. Zira, onlar Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hanımlarıdırlar ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise ümmetin babası gibidir. Hatta icmayla, Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hakkı babanın hakkından daha büyüktür. Hatta kişinin Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sevgisi kendisine olan sevgisinden daha önde gelir. Ata Ebi Rebah der ki: "O nefrettir", yani, Allah o kimseye buğzeder, onu sevmez. "Ve kötü yoldur." Yani, giren için ne çirkin bir yoldur. Kim bundan sonra böyle bir şey yaparsa dininden çıkmış olur. Dolayısıyla öldürülür ve malı ganimet olarak Beytülmal’e konulur.

 

 

[1860] İmam Ahmed ve Sünen sahiplerinin Ebu Bürde'den, (başka bir rivayette Haris b. Amr, başka bir rivayette de amcasından) rivayet ettiklerine göre Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu, babasından sonra hanımıyla evlenen bir adam için gönderdi ve onu öldürüp malını getirmesini emretti.

 

 

[1861] İmam Ahmed, Bera b. Azib'ten şöyle rivayet eder: Amcam Haris b. Amr, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hazırladığı bir müfrezeyle geçerken ona, "Ey amca, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) seni nereye gönderdi?" diye sordum. "Beni babasının hanımıyla evlenen birine gönderdi ve boynunu uçurmamı emretti" dedi.

 

Bir mesele: Alimler bir kimsenin, babasının evlilik sebebiyle veya cariyesi olarak veyahut şüpheli bir şekilde cinsel ilişkiye girdiği kadınla evlenmesinin haram olduğunda icma etmişlerdir. Babasının şehvetle sarıldığı veya yabancı olsaydı bakması haram' olan yerlerine baktığı kadın hakkında ise ihtilaf etmişlerdir. İmam Ahmed'den (rh.a) yapılan rivayete göre bu durumda da kadın oğula haram olur. Nitekim Hafız İbn Asakir, Muaviye'nin azatlı kölesi Hudeyc el-Humusi'nin biyografisinde ondan şöyle nakleder: Muaviye'ye güzel ve beyaz bir cariye satın alındı ve çıplak bir halde yanına getirildi. Muaviye, "Bunu alıp Muaviye oğlu Yezid'e (oğluma) götür" dedi. Sonra, "Hayır. Bana Rebia b. Amr el-Cüreşi'yi çağır!" dedi. Bir fakih olan bu zat yanına girdiğinde Muaviye, "Bu bana çıplak getirildi ve şurasını şurasını gördüm. Şimdi de Yezid'e göndermek istiyorum" dedi. Rebia, "Ey mü'minlerin emiri, böyle yapma. Çünkü bu cariye oğluna olmaz" dedi. Muaviye, "Ne güzel düşündün!" dedi. Sonra, "Bana Abdullah b. Mes'ade el-Fezzari'yi çağırın" dedi. Çağırdım. Abdullah çok esmer biriydi. Ona, "Al, bu senin olsun. Bununla çocuğunu beyazlat" dedi. Bu Abdullah b. Mes'ade'yi Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kızı Fatıma'ya hibe etmiş, o da bakıp terbiye ettikten sonra azat etmişti. Abdullah sonra ise Hz. Ali'ye (r.a.) karşı Muaviye'nin yanında yer almıştı.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

23. Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, eşlerinizin anaları, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla (nikahlanıp da) henüz birleşmemişseniz kızlarını almanızda size bir mahzur yoktur. Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi birden almak da size haram kılındı; ancak geçen geçmiştir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

24. (Harp esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlar da size haram kılındı. Allah'ın size emri budur. Bunlardan başkasmı, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helal kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir kesiminden sonra (bir miktar' indirim için) karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.