İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Nisa Suresi

23 ve 24.ayetler

 

Kendileriyle Evlenmek Yasak Olanlar:

 

23. Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, eşlerinizin anaları, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla (nikahlanıp da) henüz birleşmemişseniz kızlarını almanızda size bir mahzur yoktur. Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi birden almak da size haram kılındı; ancak geçen geçmiştir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

24. (Harp esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlar da size haram kılındı. Allah'ın size emri budur. Bunlardan başkasmı, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helal kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir kesiminden sonra (bir miktar' indirim için) karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.

 

Tefsiri:

 

Bu ayet-i kerime nesep ve ona bağlı olarak süt emme ve hısımlık sebebiyle bir adama haram olan kadınları açıklayan ayettir. Nitekim İbn Ebi Hatim'in, Said b. Cübeyr'den şöyle rivayet eder: İbn Abbas, "Size nesep sebebiyle yedi, hısımlık sebebiyle de yedi kişi haram kılındı" dedi ve "Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz ... size haram kılındı. .. " ayetini okudu. İbn Ebi Hatim sonra İbn Abbas (r.a.)'ın azatlı kölesi Umeyr'den şöyle rivayet eder: İbn Abbas (r.a.), "Size nesepten dolayı yedi, hısımlıktan dolayı da yedi kadın haram kılındı" dedi, ardından "Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları, ... size haram kılındı. ... " ayetini okudu. Nesepten dolayı haram olan yedi sınıf bunlardır.

 

Alimler adama zinadan olma kızının haram olduğuna "Kızlarınız" daki genel ifadeyi delil göstermişlerdir. Çünkü o da kızıdır ve dolayısıyla genelin kapsamındadır. Nitekim İmam Ebu Hanife, İmam Malik ve İmam Ahmed b. Hanbel bu görüştedirler. İmam Şafii’den onun mübah olduğu görüşünde olduğu rivayet edilir. Çünkü bu kız onun meşru kızı değildir. Zinadan olma kızı, "Allah size, çocuklarınız hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi onlarındır" ayetinin genel kapsamına girmediği gibi (zira icmayla bu kız mirastan bir şeyalamaz), bu ayetin kapsamına da girmez. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"Sizi emziren analarınız, süt bacılarınız", yani, sana, seni doğuran kadın haram olduğu gibi seni emziren kadın da haramdır.

 

 

[1862] Bu yüzden Buhari ve Müslim'de mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'dan yapılan bir rivayette Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Doğumun haram kıldıklarını süt emme de haram kılar." Müslim'in lafzı şöyledir: "Nesepten dolayı haram olan kimseler süt emmeden dolayı da haram olurlar. "

 

Bazı fakihler, "Şu dört hal dışında nesepten dolayı haram olanlar süt emmeden dolayı da haram olurlar" demişler, bazıları bunu altı olarak zikretmişlerdir. Bunlar fıkıh kitaplarında anlatılmıştır. İyice incelendiğinde ise bundan hiç kimsenin müstesna olmadığı görülür. Çünkü süt emzirmeyle haram olanlardan bazıları nesep yönünden haram olanlara bazıları ise hısımlık yönünden haram olanlara benzer. Dolayısıyla geriye hadisten istisna edilecek hiçbir kimse kalmaz. Hamd yalnız Allah'a mahsustur. Yegane güvencemiz O'dur.

 

 

Haram Kılan Emme Sayısı:

 

Daha sonra imamlar haram kılan emme sayısı konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları ayetin genelliğinden dolayı her türlü emmenin haram kılacağı görüşünü benimsemişlerdir. Bu İmam Malik'in görüşü olup İbn Ömer (r.a.)'tan da böyle rivayet edilmiştir. Said b. Cübeyr, Urve b. Zübeyr ve Zühri de bu görüştedirler.

Bazıları, "Üç emmeden azı haram kılmaz" demişlerdir.

 

 

[1863] Zira, Sahih-i Müslim'de Aişe (r.anha)'dan yapılan bir rivayette Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bir-iki emzirme haram yapmaz. " buyurmuştur.

 

 

[1864] Katade, Ürhmü Fadl'dan şöyle rivayet eder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bir iki emiş haram kılmaz, sütü bir iki sormak (ağza çekmek) haram kılmaz" buyurmuştur. Başka bir rivayette, "Bir imlac (emiş) da iki imlac da haram kılmaz" buyurmuştur. Bunu Müslim rivayet etmiştir. Bu görüşte olan alimlerden bazıları İmam Ahmed b. Hanbel, İshak b. Rahuyeh, Ebu Ubeyd ve Ebu Sevr'dir. Bu Hz. Ali (r.a.), Aişe (r.anha), Ümmü Fadl (r.a.), Abdullah b. Zübeyr, Süleyman b. Yesar ve Said b. Cübeyr'den de (Allah'ın rahmeti üzerlerine olsun) rivayet edilmiştir.

 

Bazıları ise, "Beş emmeden azı haram kılmaz" demişlerdir.

 

 

[1865] Zira, Sahih-i Müslim'de Hz. Aişe (r.anha)'dan şöyle rivayet edilmiştir: "Kur'an'dan inen ayetler arasında, "Bilinen on emzirme haram kılar" ayeti vardı. Sonra bu "bilinen beş emzirme" ile neshedildi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) vefat ettiğinde bu, Kur’an'dan okunan ayetlerdendi. Abdurrezzak da başka kanalla Aişe (r.anha)'dan bunun benzerini rivayet etmiştir.

 

 

[1866] Süyeyl kızı Sehle'den yapılan rivayete göre de Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona Ebu Huzeyfe'nin kölesi Ebu Huzeyfe'yi beş defa emzirmesini emretmiştir. Aişe (r.anha) da bir erkeğin yanına rahat girip çıkmasını arzulayan kadına onu beş defa emzirmesini emrederdi. Bu da İmam Şafii (rh.a) ile adamlarının görüşüdür.

 

 

(Emme Yaşı):

 

Bilinsin ki cumhura göre emmenin küçükken, iki yaşından önce gerçekleşmiş olması şarttır. Biz daha önce Bakara suresindeki "Emzirmeyi tamamlatmak isteyen (baba) için, anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler" (233. ayet) ayetini tefsir ederken bu konu üzerinde konuşmuştuk.

 

 

(Erkeğin Sütünü Emmek):

 

Sonra alimler erkeğin sütünü emmek hususunda ikiye ayrılmışlardır.

Dört mezhep imamı ile başka bazı alimler erkek sütünün de haram kılacağını

,

söylerken, seleften bazıları emzirmenin sadece anneye mahsus olup baba

tarafına sirayet etmeyeceğini söylemişlerdir. Bunların hepsinin açıklaması "el-Ahkamu'l-Kebir" kitabımızda vardır.

 

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: " .. .Eşlerinizin anaları, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla (nikahlanıp da) henüz birleşmemişseniz kızlarını almanızda size bir mahzur yoktur." Bir kadınla nikah akti yapar yapmaz, onunla gerdeğe girilsin veya girilmesin annesi adama haram olur. Karının kızı ise annesiyle nikah akdi yapar yapmaz haram olmayıp, ancak gerdekten sonra haram olur. Dolayısıyla gerdeğe girmeden onu boşarsa kızıyla evlenmesi caizdir. O yüzden Yüce Allah, "Evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla (nikahlanıp da) henüz birleşmemişseniz kızlarını almanızda size bir mahzur yoktur" buyurmuştur. Yani, onlarla evlenmenizde hiçbir sakınca yoktur. Bu sadece karının kızına mahsus bir durumdur. Bazıları, "onlarla" zamiriyle karının hem annesinin hem de kızlarının kastedildiğini düşünmüş ve "Hem anne hem de kız gerdeğe girilmeden sadece akitle haram olmazlar" demişlerdir. Zira, Allah (c.c), "Eğer onlarla (nikahlanıp da) henüz birleşmemişseniz kızlarını almanızda size bir mahzur yoktur" buyurur. İmam Taberi, Halas b. Amr'dan şöyle rivayet eder: Hz. Ali (r.a.)'a bir kadınla evlenen ve gerdeğe girmeden onu boşayan kimsenin onun annesiyle evlenip evlenemeyeceği soruldu. Hz. Ali (r.a.), "Evlenilen kadının annesi onun kızı gibidir" dedi. Taberi, daha sonra Zeyd b. Sabit'ten şöyle rivayet eder: "Adam evlendiği kadını onunla gerdeğe girmeden evvel boşarsa onun annesiyle evlenmesinde hiçbir sakınca yoktur." Başka bir rivayete göre Zeyd b. Sabit şöyle derdi: "Adamın karısı nikahı altında iken ölür ve mirasını alırsa onun annesiyle evlenmesi mekruhtur. Ama gerdeğe girmeden boşamışsa dilerse kızıyla evlenebilir." İbn Münzir, İbn Cüreyc’den şöyle nakleder: Bana Ebu Bekir b. Hafs, Müslim b. Uveymir'den haber verdi ki ona Bekir b. Kinane şöyle anlatmış: "Babam beni Taif'ten bir kızla evle ndirdi. Amcam kızın annesiyle evliydi ve amcam vefat edene kadar da karım la gerdeğe girmedim. Annesi zengin biriydi. Babam, "Annesiyle evlenmek ister misin?" detli. Durumu İbn Abbas (r.a.)'a anlatıp hükmünü sordum. "Annesiyle evlen" dedi. Sonra İbn Ömer (r.a.)'a sordum, o ise "Evlenme" dedi. Her ikisinin söylediğini babama aktardım. Babam Muaviye'ye bir mektup göndererek ikisinin söylediklerini bildirdi. Muaviye ona şu cevabı gönderdi: "Ben Allah'ın haram kıldığını helal, helal kıldığını haram kılamam. İşte sen ve meselen; baş başasınız. Bir de onun dışında çok kadın var." Böylece beni ne men etti, ne de izin verdi. Öyle olunca babam kızın annesinden vazgeçip bana nikahlamadı. Abdurrezzak, Abdullah b. Zübeyr'den şöyle nakleder: Evlenilen kadının kızıyla evlenilen kadının annesinin hükmü aynıdır. Karısıyla gerdeğe girmemişse onlardan biriyle evlenmesinde bir beis yoktur. Bunun senedinde adı anılmamış meçhul biri vardır. İbn Cüreyc der ki: İkrime b. Halid bana Mücahid'in, "Eşlerinizin anaları, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı" ayeti hakkında, "Her ikisinde de (evlenilen kadının kızı ile annesi) gerdeğe girmek kastedilmiştir" dediğini rivayet etmiştir. Gördüğün gibi bu görüş Hz. Ali (r.a.), Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Zübeyr, Mücahid, Said b. Cübeyr ve İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet edilmiştir. Muaviye de bunda tereddüt edip net bir şey söylememiştir. Ram'nin Abbadi'den nakline göre Şamlerden Ebu Hasan Ahmed b. Muhammed b. Sabuni de bu görüştedir. İbn Mes'ud (r.a.)'tan da benzeri rivayet edilmiş olsa da o daha sonra görüşünden dönmüştür. Nitekim Taberani, Ebu Amr eş-Şeybanİ’den şöyle nakletmiştir: Fezare kabilesinin Şumahoğulları kolundan bir adam bir kadınla evlendi. Sonra onun annesini gördü ve ondan hoşlandı. Annesiyle evlenmesinin hükmünü İbn Mes'ud (r.a.)'a sordu. İbn Mes'ud (r.a.) karısından ayrılıp annesiyle evlenebileceğini söyledi. O da evlendi ve ondan çocukları oldu. Sonra Medine'ye geldiğinde İbn Mes'ud (r.a.)'a aynı mesele tekrar soruldu. Bu defa İbn Mes'ud (r.a.) annesinin helal olmayacağını söyledi. Sonra Kufe'ye dönünce ilk soran adama, "O sana haramdır. Ondan ayrıl" dedi.

 

Alimlerin büyük çoğunluğu annesiyle akit yapar yapmaz kızının haram olmayacağı, kızıyla akit yapar yapmaz ise annesinin haram olacağı görüşündedirler. Nitekim İbn Ebi Hatim, İkrime’den şöyle rivayet eder: İbn Abbas (r.a.) şöyle derdi: Adam karısını gerdeğe girmeden boşarsa veya karısı ölürse annesiyle evlenmesi helal olmaz. Ondan yapılan başka bir rivayete göre "Bu kapalı bir husustur" demiş ve güzel bulmamıştır. İbn Ebi Hatim daha sonra şöyle der: İbn Mes'ud (r.a.), İmran b. Husayn, Mesruk, Tavus, İkrime, Ata, Hasan-ı Basri, Mekhul, İbn Sirin, Katade ve Zühri’den de benzeri rivayet edilmiştir. Dört mezhep imamı ve yedi büyük fakih ile eski ve yeni fakihlerin büytık çoğunluğunun görüşü de budur. Allah'a hamd-u senalar olsun.

Taberi der ki: Asıl isabetli olan "Annenin durumu kapalıdır" diyen görüştür. Çünkü Allah (c.c), üvey kızlar hakkında anneleriyle gerdeğe girmiş olmayı şart koşarken bunda koşmamıştır. Ayrıca bu, ittifak oluşması durumunda muhalefeti caiz olmayan icma deliliyle de sabit olmuştur. (Taberi devamla şöyle der:) Bu konuda Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den de bir rivayet vardır, fakat senedi şüphelidir.

 

 

[1867] Ki o bana Müsenna'nın ... onun da Ebu Musa el-Eş'ari'den (r.a.) yaptığı şu rivayettir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Adam bir kadınla evlenirse, onunla gerdeğe girmiş olsun veya olmasın, annesiyle evlenmesi helalolmaz. Bir anneyle evlenir de gerdeğe girmeden boşarsa, dilediği taktirde onun kızıyla evlenebilir. " Bu rivayetin senedi problemli olsa da bu görüşün isabetli olduğunu doğrulayıcı icmanın bulunması başka bir delile gerek bırakmaz.

 

"Kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı" ifadesine gelince; imamların büyük çoğunluğu ister adamın evinde ister başka yerde kalıyor olsun, her halükarda üvey kızın babaya haram olduğunu söylemiş ve şöyle demişlerdir: "Evlerinizde bulunan" ibaresi yaygın olan uygulamayı ifade etmektedir ve dolayısıyla ondan zıt manası (evde olmayanların helal olacağı) çıkarılmaz" demişlerdir. Aynen, "Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın" (Nur, 33) ayetinde olduğu gibi (zira fuhşa zorlamama emri cariyelerin namuslu kalmak istemeleri durumuyla sınırlı değil, her zaman geçerlidir).

 

 

[1868] Nitekim Buhari ile Müslim'in Sahih'lerinde Ümmü Habibe'den (r.anha) şöyle rivayet etmişlerdir: Ben, "Ey Allah'ın Rasulü! Kızkardeşim olan Ebu Süfyan'ın kızıyla (bir rivayette 'Ebu Süfyan kızı İzzet ile') evlenin" dedim. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Sen bunu arzu eder misin?" dedi. Ben, "zaten ben senin tek hanımın değilim ki! Hayır ve güzellikte bana ortak olmasını en isteyeceğim kişi de kızkardeşimdir" dedim. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "O bana helal olmaz" buyurdu. Ben, "Ama duyduğumuza göre sen Ebu Seleme'nin kızını istemeyi düşünüyormuşsun" dedim. "Ümmü Seleme'nin kızı mı?" dedi. "Evet" dedim. "O benim evimdeki üvey kızım olmasaydı yine de bana helal olmazdı. Çünkü o benim süt kardeşimin kızıdır. Suveybe beni ve o kızın babasını emzirmişti. Sakın bana kızlarınızı da kızkardeşlerinizi de teklif etmeyin" buyurdu. Buhari'nin başka bir rivayetinde ise, "Ben Ümmü Seleme ile evlenmemiş olsaydım, o bana yine de helal olmazdı" buyurdu. İşte Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), onun haram oluşunu Ümmü Seleme ile nikahlanmasına bağlamış ve buna binaen haramlıkla hükmetmiştir. Dört mezhep imamı, yedi büyük fakih, selefi ve halefiyle cumhur-u ulema da bu görüştedirler. Bazıları ise, "Üvey kız üvey babasına ancak onun evinde ise haram olur. Evinde değilse haram olmaz" demişlerdir. İbn Ebi Hatim, Malik b. Evs b. Hadsan'dan şöyle rivayet eder: Bir karım vardı. Bana bir çocuk doğuran bu kadın vefat etmiş ve ben buna çok üzülmüştüm. Bir gün Hz. Ali (r.a.) ile karşılaştım. Bana "Neyin var?" dedi. "Karım öldü" dedim. "(Üvey) Kızı var mı?" dedi. "Evet, Taifte" dedim. "Senin evinde miydi?" dedi. "Hayır, Taif'teydi" dedim. "Öyleyse onunla evlen" dedi. "Peki "Kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı" ayetini nereye koyacağız?" dedim. "O senin evinde değilmiş. Ayette bahsedilen ise üvey kızın evinde kalması durumu hakkındadır" dedi. Bu, senedi Hz. Ali (r.a.)'a kadar kuvvetli, Müslim'in standartlarında sabit bir hadistir. Fakat bu çok sıradışı bir görüştür. Bunu Davud-u Zahirı ve müntesipleri benimsemiş, Ebu Kasım Rafii İmam Malik'ten rivayet etmiş, İbn Hazm tercih etmiştir. Hocamız Hafız Zehebi de bana, bu konuyu İmam Takiyuddin İbn Teymiye'ye götürdüğünü, onun ise bunu problemli bir mesele görüp herhangi bir görüş beyan etmediğini nakletti. Doğrusunu en iyi Allah bilir. İbn Münzir, Ebu Ubeyde'den, "....." ifadesinin "evlerinizde bulunan kızlar" manasında olduğunu nakletmiştir.

 

Cariye olan üvey kıza gelince; İmam Malik, İbn Şihab'dan şöyle nakleder: Hz. Ömer’e (r.a.) önce bir kadınla sonra cariye olan kızıyla cinsel ilişkiye girmek sorulunca, "Onların ikisine birden izin vermek istemiyorum" dedi. Bundan kastı bunlarla cariye olarak ilişkiye girmek idi. Bu büyük munkatı' dır. Süneyd b. Davud, tefsirinde Kays'tan şöyle rivayet eder: İbn Abbas (r.a.)'a,"Adam cariyesi olan bir kadın ve cariyesi olan kızıyla ilişkiye girebilir mi?" dedim. "Bunu bir ayet helal, bir ayet haram kılmıştır. Ben de böyle bir şey yapmazdım" dedi. İbn Abdilberr (rh.a) der ki: Cariye olan bir kadın ve cariye olan kızıyla ilişkiye girmenin helalolmadığı hususunda alimler arasında ihtilaf yoktur. Çünkü Allah bunu evlenme konusunda haram kılmış, "Eşlerinizin anaları, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup 'evlerinizde bulunan üvey kızlarınız' size haram kılındı" buyurmuştur. Alimlere göre cariyelik hükümleri evlilik hükümlerine tabidir. Bunun tek istisnası Ömer (r.a.) ile İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet edilen görüştür. Fetva ehli im amlarla onların takipçileri alimlerden hiçbiri bu görüşte değildir. Hişam, Katade’den şöyle nakleder: Bir kadınla onun üvey kızı veya ne kadar aşağı giderse gitsin kızının kızları (torunu, torunun torunu vs.) birlikte (eş veya cariye olarak) olmaya elverişli değildirler. Katade de Ebu Aliye'den böyle rivayet etmiştir.

 

"Kendileriyle birleştiğiniz"den kasıt "evlendiğiniz"dir. Bunu İbn Abbas (r.a.) ve birçok kişi söylemiştir. İbn Cüreyc der ki; Ata, "Bu, kızın kendisine teslim edilerek onun yüzünü açması, bedeninin her tarafına bakması ve bacakları arasına oturmasıdır" dedi. Ona, "Peki bunu kızın ailesinin evinde yaparsa?" dedim. "O da aynıdır, bu haram olması için yeterlidir. Allah bu kadının kızını ona mutlak surette haram kılmıştır" dedi. Taberi der ki: Kadınla baş başa kaldığı, fakat ona dokunmadan, sarılmadan veya cinselorganına şehvetle bakmadan önce boşadığı taktirde kızının ona haram olmadığı hususunda herkesin icması, bundan kastın kadınla cima yoluyla birleşme olduğunu gösteriyor.

 

"Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ... size haram kılındı. " Yani, size kendi sulbünüzden olan oğullarınızın hanımları da haram kılındı. "Kendi sulbünüzden" ifadesiyle istisna edilmek istenenler, cahiliye dönemindeki kişilerin kendilerine nispet ettikleri evlatlıklarıdır. Nitekim Yüce Allah, "Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikahladık ki evlatlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek isterlerse) mü'minlere bir güçlük olmasın" (Ahzab, 37) buyurur.

 

 

[1869] İbn Cüreyc der ki: Ata'ya " ... Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ... size haram kılındı" buyruğunu sordum. "Doğrusunu Allah bilir ya, bize anlatıldığına göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Zeyd'in (boşadığı) hanımıyla evlenince müşrikler Mekke'de bu konu hakkında ileri geri konuşmuşlar. Bunun üzerine Yüce Allah şu ayetleri nazil etmiş: " ... Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ... size haram kılındı", "Allah evlatlıklarınızı öz oğullarınız gibi kılmamıştır" (Ahzab, 4) ve "Muhammed sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. " (Ahzab, 40)

 

İbn Ebi Hatim Hasan b. Muhammed’den şöyle nakleder: "Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri" ile "kadınlarınızın anneleri" ifadeleri müphemdir. İbn Ebi Hatim daha sonra, "Tavus, İbrahim, Zühri ve Mekhul’den de böyle rivayet edilmiştir" demiştir.

 

Ben derim ki: Müphemden kasıt genelolup hem gerdeğe girilen hem de girilmeyen kadınları kapsar. Dolayısıyla bu kadınlarla nikah akdi yapar yapmaz kişiye bunlar haram olur. Bu, üzerinde ittifak edilmiş bir husustur.

 

Şayet, "Peki kendi sulbünden olmadığı halde adamın süt oğlunun hanımı ona nereden haram oluyor? Zira, bu cumhurun görüşüdür, hatta bazı larınca icma olduğu edildiği söylenir" diye sorulacak olursa, buna şöyle cevap verilir: Bu, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den rivayet edilen şu hadise dayanmaktadır:

 

 

[1870] "Nesepten dolayı haram olanlar süt emmeden dolayı da haram olurlar. "

 

Yüce Allah devamla şöyle buyuruyor: "İki kızkardeşi birden almak da size haram kılındı; ancak geçen geçmiştir ... " Yani, iki kızkardeşle bir anda evli olmak da, onları cariye olarak bir arada bulundurmak da haramdır. Fakat cahiliye döneminizde yaptıklarınız başka; biz onları affettik ve bağışladık. Ayet, bunun gelecekte bir defa olsun tekrarlanamayacağına, geçmişte olanların ise istisna edilmediğine delalet etmektedir. Ayetteki ifade, "Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmayacaklardır" (Duhan, 56) ayetindeki gibidir. Çünkü burada kastedilen mana da onların ölümü hiç tatmayacaklarıdır. Nitekim sahabe ve tabiin ile evvelden beri tüm alimler iki kızkardeşi nikah altında tutmanın haram olduğu ve iki kızkardeşler evli iken Müslüman olan kimsenin kaçınılmaz olarak onlardan birini tutup diğerini boşaması gerektiğinde icma etmişlerdir.

       .      ,

 

[1871] Imam Ahmed ... Dahhak b. Feyruz'dan, o da babasından şöyle nakleder: Nikahım altında iki kızkardeş olduğu halde Müslüman oldum. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana onlardan birini boşamamı emretti. İmam Ahmed, Tirmizi ve İbn Mace bunu ayrıca senedinde İbn Lehia bulunan bir senetle rivayet etmişlerdir. Bunu Ebu Davud ile Tirmizi ayrıca Yezid b. Ebi Habib'in nakliyle rivayet etmişlerdir. Tirmizi'nin bir rivayetindeki ifade şöyledir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Onlardan dilediğini seÇ" buyurdu. Tirmizi daha sonra, "Bu hasen bir hadistir" demiştir.

 

 

[1872] İbn Mace ise bunu farklı bir senet ve lafızla şöyle rivayet etmiştir. Ebu Hiraş'tan, o da Feyruz ed-Deylemi'den: Cahiliye döneminde evle ndiğim iki kızkardeş nikahım altında olduğu halde Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına gittim (ve Müslüman oldum). Bana, "Döndüğünde onlardan birini boşa" buyurdu. Ben derim ki: Bu Ebu Hiraş'ın Dahhak b. Feyruz veya başkası olması mümkündür. Eğer başkası ise Ebu Vehb bunu iki kişiden, onlar da Feyruz ed-Deylemi’den rivayet etmişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[1873] İbn Merduyeh, Ebu Feyruz ed-Deylemi'den şöyle rivayet eder: Ben "Ya Resulallah! Nikahımda iki kızkardeş var?" dedim. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Onlardan dilediğini boşa" buyurdu. Başta adı geçen Deylemi, Feyruz ed-Deylemi'dir. Ebu Zür'a ed-Dımeşki onun hakkında, "Abdulmelik b. Mervan'la oturup kalkardı" der. İkinci Deylemi de Ebu Firuz ed-Deylemi'dir. O ise peygamberlik iddiasında bulunan Esved el-Ansi'yi (Allah'ın laneti üzerine olsun) öldüren Yemen valilerindendir.

 

İki kızkardeşi cariye olarak mülkünde bulundurmak da, ayetin genel ifadesinden dolayı aynı şekilde haramdır. İbn Ebi Hatim, Abdullah b. Ebu Anbe -veya Utbe'den- şöyle nakleder: İbn Mes'ud (r.a.)'a iki kızkardeşi (cariyeyi) mülkiyetinde bulunduran kimse sorulduğunda bunu hoş karşılamadı. Ona "Ama, Allah (c.c) 'Mülkiyetinizde bulunanlar (cariyeler) ise müstesnadır' buyuruyor" dediler. "Senin deven de mülkiyetinde bulunanlardandır" dedi. Seleften bazıları bu konuda bir karara varmamış olsalar da cumhur, dört imam ve başka alimlerce yaygın görüş de böyledir. İmam Malik, İbn Şihab kanalıyla Kabisa b. Züeyb'den şöyle nakleder: Bir adam Hz. Osman (r.a.)'a iki kızkardeşi cariye olarak yanında tutmanın hükmünü sordu. Osman (r.a.), "Bunu bir ayet helal bir ayet haram kılmıştır. Ben böyle bir şey yapmam" dedi. Adam yanından çıktı ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bir sahabisine rastlayınca bunu ona da sordu. Sahabi, "Bir yetkim olsaydı ve birinin böyle bir şey yaptığını görseydim onu cezalandırırdım" dedi. İmam Malik der ki: İbn Şihab dedi ki: "Bence o Hz. Ali (r.a.) idi." İmam Malik der ki: Bana Zübeyr b. Avvam'dan da aynısı nakledildi. İbn Abdilberr, el-İstizkar kitabında şöyle der: "Kabisa'nın Hz. Ali (r.a.)'ın adını anmamasında yatan sebep Abdulmelik b. Mervan ile olan dostluğudur. Zıra, onlar Hz. Ali (r.a.)'ın adının anılmasından hoşlanmazlardı." İbn Abdilberr daha sonra şöyle der: Bana İyas b. Amir'den şöyle ulaştı: Hz. Ali (r.a.)'a, "Mülkiyetimde iki kızkardeş (cariye) var. Onların birini odalık edindim ve bana çocuklar doğurdu. Sonra diğerini de arzuladım. Şimdi ne yapayım?" dedim. "İlk ilişkiye girdiğini azat eder, sonra diğeriyle ilişkiye girersin" dedi. Ben, "Bazıları ise 'İlkiyle evlen, sonra diğeriyle cariye olarak ilişkiye girersin' diyorlar" dedim. Ali (r.a.), "Söyle bana; kocası onu boşasa veya ölse o sana dönmeyecek mi? Gerçekten de onu azat etmen senin için daha garantili yoldur" dedi. Hz. Ali (r.a.) sonra elimi tuttu ve şöyle dedi: "Allah'ın kitabında sana hangi hür kadınlar haram kılınmışsa, aynılarının cariyeleri de haram kılınmıştır. Ancak bundan sayı hususu (veya 'dört sınırı' dedi) hariç. Allah'ın kitabında sana nesep akrabalığından kimler haramsa süt emmeden de aynıları haramdır." İbn Abdilberr der ki: Bu, ilim yolculuğuna değecek kadar değerli bir hadistir. Zira, bir kimse dünyanın doğu veya batısının en uç noktasında olup bunu sadece Mekke' de bulacak olsa ve oraya gelse, yaptığı bu yolculuktan zararlı çıkmaz veya umduğuna ermemiş sayılmaz.

 

Ben derim ki: Hz. Ali (r.a.)'tan da Hz. Osman (r.a.)'tan nakledilenin benzeri rivayet edilmiştir. Nitekim İbn Merduyeh, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Ali b. Ebi Talib, "İki kızkardeşi (evlilik dışındaki yollarla bir arada bulundurmayı) bir ayet haram bir ayet helal kılmıştır" dedi. İbn Abbas (r.a.) der ki: O kadınlara olan yakınlığım onları bana haram kılar, ancak onların birbirlerine yakınlıkları haram kılmaz. Cahiliye döneminde insanlar, babanın hanımı ile iki kızkardeşle birlikte evli olmak dışında, haram saydıklarınızın hepsini haram sayıyorlardı. İslam gelince Yüce Allah "Geçmişte yapılanlar hariç, babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin" ile "iki kızkardeşi birden almak da size haram kılındı; ancak geçen geçmiştir" ayetlerini indirdi. İki kızkardeşi birden almaktan kasıt onlarla evlenmektir. İbn Abdilberr daha sonra şöyle der: İmam Ahmed, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: Sayı sınırı dışında hür kadınlarda haram olanların aynısı cariyelerde de haramdır. İbn Sirin ve Şa’bi'den de bunun benzeri rivayet edilmiştir. İbn Abdilberr der ki: Bunun benzeri Hz. Osman (r.a.) ve aralarında İbn Abbas (r.a.)'ın bulunduğu bir grup seleften rivayet edilmiştir. Fakat onlara muhalefet edilmiş ve Hicaz, Maveraünnehr, Şam ve Mağrib'deki fakihlerin hiçbiri buna aldırış etmemiştir. Bunu sadece nassların zahirine uyup kıyası reddeden az bir grup dikkate almış, bunlar diğer görüşteki icmayı ise terk etmişlerdir. Fakihler iki kızkardeşi nikahı altında bir arada tutmak haram olduğu gibi cariye olarak tutmanın da haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Zıra, Müslümanlar, "Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz ... size haram kılındı" buyruğunda geçen tüm sınıflarda evlilik ile cariyeliğin aynı olduğu hususunda icma etmişlerdir. Bunun gibi içtihad ve kıyas bakımından iki kızkardeşi bir arada tutmak meselesi, kadınların anneleri ve üvey kızlar hakkındaki hükmün de aynı olması gerekir. Nitekim, muhalefet edenlere karşı hüccet ve delil olan cumhur-u fukahanın görüşü de böyledir.

 

"Evli kadınlar da size haram kılındı." Yani, yabancı kadınlardan ise size muhsanatlar, yani evli kadınlar haram kılındı. "Sahip olduğunuz", yani savaşta esir alma yoluyla mülkünüze geçen "cariyeler bundan müstesnadır." Çünkü rahimlerinde çocuk bulunmadığını ortaya çıkardıktan sonra bunlarla evlenmeniz size helaldir. Zıra, ayet-i kerime bu konuda nazil olmuştur.

 

 

[1874] İmam Ahmed, Ebu Halil el-Betti'den, Ebu Said el-Hudri (r.a.)'nin şöyle rivayet ettiğini nakleder: Elimize geçen Evtas muharebesi esirleri arasında bazı evli kadınlar da vardı. Ama biz kocaları varken onlarla ilişkiye girmek istemedik ve bunu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e sorduk.

 

Bunun üzerine, "Evli kadınlar da size haram kılındı. Sahip olduğunuz cariyeler ise bundan müstesnadrr" ayeti nazil oldu. Biz de bundan böyle onları kendimize helal gördük. Bunu muhtelif tariklerle Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan Tirmizi, Nesai, Müslim ve Abdurrezzak da rivayet etmişlerdir.

 

 

[1875] İmam Ahmed, Ebu Alkame'den Ebu Said el-Hudri (r.a.)'in naklettiğini rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabı Evtas muharebesi günü kocaları olan bazı müşrik esirler ele geçirdiler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sahabelerinden bazıları onlara yaklaşmak istemedi ve geri durdular. Bunun üzerine, "Evli kadınlar da size haram kılındı. Sahip olduğunuz cariyeler ise bundan müstesnadır" ayeti nazil oldu. Bunu ayrıca Müslim, Ebu Davud, Nesai ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. Tirmizi, "Hasen bir hadistir. Ebu Alkame'den naklinin sadece Hemmam'ın Katade'den rivayetinde olduğunu biliyorum" demiştir. Oysa Said ile Şu'be de Alkame gibi rivayet etmişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Nitekim Taberani'nin de Dahhak'tan naklettiğine göre İbn Abbas (r.a.), "Bu ayet Hayber esirleri hakkında nazil oldu" demiş ve Ebu Said el-Hudri (r.a.) hadisinde geçen şeyleri söylemiştir. Nitekim seleften bazıları ayetin geneloluşuna bakarak cariyenin satılmasının kocasından boşanma manasına geldiğini söylemişlerdir. Taberi, Muğire’den şöyle nakleder: İbrahim en-Nehai'ye kocası varken satılan cariye sorulduğunda şöyle cevap verdi: İbn Mes'ud (r.a.) "Cariyenin satılması kocasından boşanma manasına gelir" der ve "Evli kadınlar da size haram kılındı. Sahip olduğunuz cariyeler ise bundan müstesnadır" ayetini okurdu. Ebu Süfyan da ... İbrahim en-Nehai'den İbn Mes'ud (r.a.)'ın, "Cariyenin satılması talakı anlamına gelir" dediğini nakleder. Bu rivayet munkatı' dır. Said de ... Cabir b. Abdullah'tan, İbn Abbas (r.a.)'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Cariyenin satılması talakı manasına gelir. Süfyan-ı Sevri de ... İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Kocası olan bir cariye satılırsa onunla ilişki hakkına en çok (yeni) efendisi sahiptir." Taberi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Cariyenin talak hükmünde olan altı durumu vardır; satılması talak, azat edilmesi talak, hibe edilmesi talak, rahminin çocuktan azade olduğunun ortaya çıkması talak ve kocasının boşaması da talaktır." Abdurrezzak, Said b. Müseyyeb'den, "Evli kadınlar da size haram kılındı" buyruğu hakkında şöyle nakleder: Muhsanat'tan kasıt evli kadınlardır. Allah (c.c) onları da sana haram kılmıştır. Fakat cariyen olduklarında sana helaldirler. Çünkü satılmaları talak hükmündedir. Mamer der ki: Hasan-ı Basri'den de benzeri rivayet edilmiştir. Said b. Ebu Arube de Katade kanalıyla Hasan-ı Basri'den, Allah'ın (c.c) "Evli kadınlar da size haram kılındı. Sahip olduğunuz cariyeler ise bundan müstesnadır" buyruğu hakkında şöyle rivayet etmiştir: Bir cariyenin kocası varsa satıldığında ondan boşanmış olur. Avf da Hasan-ı Basri’den şöyle nakleder: "Cariyenin satılması talakı demektir. Aynı şekilde kocasının satılması da talakı demektir." Seleften bunların görüşü böyledir. Önceki ve sonraki dönemiyle cumhur ise bunlara muhalefet ederek cariyeyi satmanın onun boşanması manasına gelmeyeceğini söylemişlerdir. Çünkü müşteri satıcının yerini alır (satıcı mala hangi vasıfla sahiptiyse ondan satın alan da aynı vasıfla sahip olur). Satıcı ise söz konusu faydayı malından çıkarıp malını ondan uzak bir halde satmıştır.

 

 

[1876] Onlar bu hususta Buhari, Müslim ve başka hadis kitaplarında yer alan Berire hadisine dayanmışlardır. Zira, mü'minlerin annesi Aişe (r.anha) onu satın alıp azat etmişti. Ancak kocası Muğis'le olan nikahı feshedilmemiş, bilakis Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu, nikahının feshi ile devamı arasında serbest bırakmış o da feshi seçmişti. Onun kıssası meşhurdur. Onların söyledikleri gibi cariyenin satılması talakı manasına gelseydi Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu ikisi arasında muhayyer bırakmazdı. Muhayyer bırakınca nikahın devam ettiği ve ayette kastedilenlerin sadece savaşta ele geçirilen cariyeler olduğu anlaşıldı. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Kaldı ki "Evli kadınlar da size haram kılındı" Ayeti, "Şahitlerin, mehir ve kızın velisinin bulunduğu bir nikahla bir, iki, üç veya dört iffetli kadınla evlenmeniz dışında iffetli kadınlar size haram kılındı" manasındadır. Bunu Taberi, Ebu Aliye, Tavus ve başkalarından rivayet etmiştir. Ömer (r.a.) ve Abide de, "Evli kadınlar da size haram kılındı" buyruğunu şöyle tefsir etmişlerdir: Cariyeleriniz hariç, evlendiğiniz kadınların dörtten fazlası size haram kılınmıştır.

 

"Allah'ın size emri budur." Yani, bu haram kılış Allah'ın size yazdığı bir farzdır, yerine getirilmesi gereken bir hükmüdür. Öyleyse O'nun farzına uyun ve sınırlarını aşmayın. Şeriatına ve koyduğu farzlara bağlı kalın. Ubeyde, Ata ve Süddi, "Allah'ın size emri budur" buyruğunda kastedilenin dört sayısı olduğunu; İbrahim Nehai ise Allah'ın haram kıldığı kadınlar olduğunu söylemiştir. "Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helal kılındı." Ata ve başkaları, "Yani, zikri geçen kadınlardan başkası size helaldir" demişlerdir. Ubeyde ve Süddi ise, "Dörtten az kadınla evlenmek size helaldir" diye tefsir etmişlerdir. Bu uzak bir tefsirdir ve daha önce geçtiği gibi doğrusu Ata'nın görüşüdür. Katade'ye göre, "Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla istemeniz size helal kılındı" buyruğunun manası şöyledir:

 

"Sizin sahip olduğunuz cariyeleri istemeniz size helal kılındı."

 

İki kızkardeşi birden nikahı altında bulundurmanın helal kılındığını söyleyen ve "İki kızkardeşi bir ayet helal kılmış, başka bir ayet haram kılmıştır" diyenlerin asıl dayanakları bu ayettir.

 

"Namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz ... "den kasıt, şer'i yollara başvurarak mallarınızla dörde kadar kadınla evlenebilir, dilediğiniz kadar cariye sahibi olabilirsiniz. O yüzden "Namuslu olmak ve zina etmemek üzere" buyurulmuştur.

 

"Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin." Yani, eşlerinizden faydalandığınıza göre bunun karşılığı olarak onlara mehirlerini verin. Nitekim Yüce Allah başka ayetlerde şöyle buyurur: "Vaktiyle siz birbirinizle haşir-neşir olduğunuz ve onlar sizden sağlam bir teminat almış olduğu halde onu nasıl geri alırsınız!" (Nisa, 21) "Kadınlarınızın mehirlerini seve seve verin. " (Nisa, 4) "Onlara verdiğinizden bir şeyi almanız size helal değildir. " (Bakara, 229)

 

Ayetin genel ifadesine dayanarak mut'a nikahının helal olduğunu söyleyenler vardır. Şüphesiz mut'a nikahı İslam'ın başlangıcında helaldi ve sonra neshedildi. İmam Şafii ile bir grup alim bunun bir kez helal kılınıp sonra neshedildiğini, sonra tekrar mübah kılınıp ikinci defa neshedildiğini söylemişlerdir. Bazıları bunun ikiden fazla tekrarlandığını söylemiştir. Diğerleri ise sadece bir defa mübah kılınıp sonra neshedildiğini söylemişlerdir. İbn Abbas (r.a.) ile bazı sahabilerden de zaruretten dolayı bunun mübah olduğu görüşü rivayet edilmiştir ki bu aynı zamanda İmam Ahmed'den de bir rivayettir. İbn Abbas (r.a.), Übeyy b. Ka'b, Said b. Cübeyr ve Süddi bu ayeti, "Onlardan -belli bir süreye kadar- faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin" şeklinde (iki tire arasındaki ziyadeyle) okurlardı. Mücahid, "Ayet mut'a nikahı hakkında nazil oldu" demiştir, fakat cumhur aksi görüştedir.

 

 

[1877] Bu konuda asıl dayanak Buhari ve Müslim'in mü'minlerin emiri Hz. Ali (r.a.)'tan rivayet ettiği şu sözdür: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hayber günü mut'a nikahı ile ehlı eşek etini yasakladı." Hadisin farklı lafzıları olup "Ahkam" kitabımızda zikredilmiştir.

 

 

[1878] Müslim de Sahih'inde Sebre b. Ma'bed el-Cüheni'den şöyle rivayet etmiştir: Mekke fethine Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte katıldım. Buyurdu ki: "Ey insanlar, Ben size kadınlarla geçici olarak faydalanmaya izin vermiştim. Allah (c.c) ise bunu kıyamet gününe kadar haram kıldı. Sizden kimin yanında onlardan biri varsa onu serbest bıraksın. Onlara verdiğiniz hiçbir şeyi de geri almayın. " Müslim'in başka bir rivayetine göre bunu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Veda Haccında söylemiştir. Bu hadisin de farklı lafızları olup yeri "Ahkam" kitabımızdır.

 

"Mehir kesiminden sonra (bir miktar indirim için) karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur." Ayet-i kerimeyi "belli bir vakte kadar mut'a nikahı" şeklinde tefsir edenlere göre bunun manası şöyledir: "Süre bitince nikahın süresinin uzatılması ve bedelin artırılması üzerinde anlaşmanızda." Süddi bunu şöyle tefsir eder: Dilerse ilk kararlaştırmadan sonra, yani faydalanması mukabilinde verdiği ücretten sonra ve anlaştıkları süre bitmeden evvel, "Senden şu kadar mal karşılığında şu kadar daha faydalanmak istiyorum" diyerek onunla tekrar anlaşabilir. Böylece süre biter bitmez, rahminde çocuk olup olmadığının tespiti için beklemeye gerek duymadan böyle bir uzatma yapmış olur. Ki "Mehir kesiminden sonra karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur" buyruğunda anlatılan da budur. Süddi der ki: Ama kararlaştıkları süre sona ererse ona hiçbir şekilde yaklaşamaz ve kadının onunla hiçbir alakası kalmaz. Sonra kadının rahminde çocuk olmadığından emin olmak için beklemesi gerekir. Aralarında miras hukuku geçerli değildir; dolayısıyla hiçbiri diğerine varis olamaz.

 

Ayetin manasını ilk görüş gibi verenlere göre ise mana "Kadınlarınızın mehirlerini seve seve verin ... " (Nisa, 4) ayetindeki gibidir. Yani, evlendiğin kadın için belli bir mehir belirledikten sonra o seni hepsinden veya bir kısmından muaf tutarsa bunda erkek için de kadın için de sakıncalı hiçbir durum yoktur. Taberi, Abdul-ala'dan, o Mu'temir b. Süleyman'dan, o da babasından şöyle nakleder: Hadrami'nin söylediğine göre; bazıları mehir kestikten sonra fakir düşecek gibi olduğunda, "Ey insanlar, kesim yaptıktan sonra anlaştığınız miktarı düşürmenizde bir sakınca yoktur" derdi. Yani, kadın mehrin bir kısmını düşürürse caizdir. İmam Taberi de bu görüşü tercih etmiştir. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Mehir kesiminden sonra karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. " Karşılıklı anlaşmak; kadına mehrini ödemek, sonra evliliğe devam etme veya ayrılma hususunda onu muhayyer bırakmaktır.

 

"Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir." Bu önemli haramların bildirilmesinden sonra bu iki vasfın zikredilmesi uygun düşmüştür.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

25. Sizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Siz birbirinizdensiniz (aynı köktensiniz). Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları şartı ve sahiplerinin izniyle onları (cariyeleri) nikahlayıp alın, mehirlerini de normal miktarda verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara, hür kadınların cezasının yarısı (uygulanır). Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.