|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Nisa Suresi 23 ve 24.ayetler |
Kendileriyle Evlenmek
Yasak Olanlar:
23. Analarınız,
kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş
kızları, sizi emziren analarınız, süt bacılarınız, eşlerinizin anaları,
kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey
kızlarınız size haram kılındı. Eğer onlarla (nikahlanıp da) henüz
birleşmemişseniz kızlarını almanızda size bir mahzur yoktur. Kendi sulbünüzden
olan oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeşi birden almak da size haram
kılındı; ancak geçen geçmiştir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.
24. (Harp esiri
olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlar da size haram
kılındı. Allah'ın size emri budur. Bunlardan başkasmı, namuslu olmak ve zina
etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helal kılındı.
Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Mehir
kesiminden sonra (bir miktar' indirim için) karşılıklı anlaşmanızda size günah
yoktur. Şüphesiz Allah ilim ve hikmet sahibidir.
Tefsiri:
Bu ayet-i kerime nesep
ve ona bağlı olarak süt emme ve hısımlık sebebiyle bir adama haram olan
kadınları açıklayan ayettir. Nitekim İbn Ebi Hatim'in, Said b. Cübeyr'den şöyle
rivayet eder: İbn Abbas, "Size nesep sebebiyle yedi, hısımlık sebebiyle de
yedi kişi haram kılındı" dedi ve "Analarınız, kızlarınız,
kızkardeşleriniz ... size haram kılındı. .. " ayetini okudu. İbn Ebi Hatim
sonra İbn Abbas (r.a.)'ın azatlı kölesi Umeyr'den şöyle rivayet eder: İbn Abbas
(r.a.), "Size nesepten dolayı yedi, hısımlıktan dolayı da yedi kadın haram
kılındı" dedi, ardından "Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz,
halalarınız, teyzeleriniz, kardeş kızları, kızkardeş kızları, ... size haram
kılındı. ... " ayetini okudu. Nesepten dolayı haram olan yedi sınıf
bunlardır.
Alimler adama zinadan
olma kızının haram olduğuna "Kızlarınız" daki genel ifadeyi delil
göstermişlerdir. Çünkü o da kızıdır ve dolayısıyla genelin kapsamındadır.
Nitekim İmam Ebu Hanife, İmam Malik ve İmam Ahmed b. Hanbel bu görüştedirler.
İmam Şafii’den onun mübah olduğu görüşünde olduğu rivayet edilir. Çünkü bu kız
onun meşru kızı değildir. Zinadan olma kızı, "Allah size, çocuklarınız
hakkında, erkeğe, kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder.
(Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, ölünün bıraktığının üçte ikisi
onlarındır" ayetinin genel kapsamına girmediği gibi (zira icmayla bu kız
mirastan bir şeyalamaz), bu ayetin kapsamına da girmez. Doğrusunu en iyi Allah
bilir.
"Sizi emziren
analarınız, süt bacılarınız", yani, sana, seni doğuran kadın haram olduğu
gibi seni emziren kadın da haramdır.
[1862] Bu yüzden Buhari
ve Müslim'de mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'dan yapılan bir rivayette Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Doğumun haram
kıldıklarını süt emme de haram kılar." Müslim'in lafzı şöyledir:
"Nesepten dolayı haram olan kimseler süt emmeden dolayı da haram olurlar.
"
Bazı fakihler, "Şu
dört hal dışında nesepten dolayı haram olanlar süt emmeden dolayı da haram
olurlar" demişler, bazıları bunu altı olarak zikretmişlerdir. Bunlar fıkıh
kitaplarında anlatılmıştır. İyice incelendiğinde ise bundan hiç kimsenin
müstesna olmadığı görülür. Çünkü süt emzirmeyle haram olanlardan bazıları nesep
yönünden haram olanlara bazıları ise hısımlık yönünden haram olanlara benzer.
Dolayısıyla geriye hadisten istisna edilecek hiçbir kimse kalmaz. Hamd yalnız
Allah'a mahsustur. Yegane güvencemiz O'dur.
Haram Kılan Emme Sayısı:
Daha sonra imamlar haram
kılan emme sayısı konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları ayetin genelliğinden
dolayı her türlü emmenin haram kılacağı görüşünü benimsemişlerdir. Bu İmam
Malik'in görüşü olup İbn Ömer (r.a.)'tan da böyle rivayet edilmiştir. Said b.
Cübeyr, Urve b. Zübeyr ve Zühri de bu görüştedirler.
Bazıları, "Üç
emmeden azı haram kılmaz" demişlerdir.
[1863] Zira, Sahih-i
Müslim'de Aişe (r.anha)'dan yapılan bir rivayette Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "Bir-iki emzirme haram yapmaz. " buyurmuştur.
[1864] Katade, Ürhmü
Fadl'dan şöyle rivayet eder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Bir iki emiş haram kılmaz, sütü bir iki sormak (ağza çekmek) haram
kılmaz" buyurmuştur. Başka bir rivayette, "Bir imlac (emiş) da iki
imlac da haram kılmaz" buyurmuştur. Bunu Müslim rivayet etmiştir. Bu
görüşte olan alimlerden bazıları İmam Ahmed b. Hanbel, İshak b. Rahuyeh, Ebu
Ubeyd ve Ebu Sevr'dir. Bu Hz. Ali (r.a.), Aişe (r.anha), Ümmü Fadl (r.a.),
Abdullah b. Zübeyr, Süleyman b. Yesar ve Said b. Cübeyr'den de (Allah'ın
rahmeti üzerlerine olsun) rivayet edilmiştir.
Bazıları ise, "Beş
emmeden azı haram kılmaz" demişlerdir.
[1865] Zira, Sahih-i
Müslim'de Hz. Aişe (r.anha)'dan şöyle rivayet edilmiştir: "Kur'an'dan inen
ayetler arasında, "Bilinen on emzirme haram kılar" ayeti vardı. Sonra
bu "bilinen beş emzirme" ile neshedildi. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) vefat ettiğinde bu, Kur’an'dan okunan ayetlerdendi.
Abdurrezzak da başka kanalla Aişe (r.anha)'dan bunun benzerini rivayet
etmiştir.
[1866] Süyeyl kızı
Sehle'den yapılan rivayete göre de Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
ona Ebu Huzeyfe'nin kölesi Ebu Huzeyfe'yi beş defa emzirmesini emretmiştir.
Aişe (r.anha) da bir erkeğin yanına rahat girip çıkmasını arzulayan kadına onu
beş defa emzirmesini emrederdi. Bu da İmam Şafii (rh.a) ile adamlarının
görüşüdür.
(Emme Yaşı):
Bilinsin ki cumhura göre
emmenin küçükken, iki yaşından önce gerçekleşmiş olması şarttır. Biz daha önce
Bakara suresindeki "Emzirmeyi tamamlatmak isteyen (baba) için, anneler
çocuklarını iki tam yıl emzirirler" (233. ayet) ayetini tefsir ederken bu
konu üzerinde konuşmuştuk.
(Erkeğin Sütünü Emmek):
Sonra alimler erkeğin sütünü
emmek hususunda ikiye ayrılmışlardır.
Dört mezhep imamı ile
başka bazı alimler erkek sütünün de haram kılacağını
,
söylerken, seleften
bazıları emzirmenin sadece anneye mahsus olup baba
tarafına sirayet
etmeyeceğini söylemişlerdir. Bunların hepsinin açıklaması
"el-Ahkamu'l-Kebir" kitabımızda vardır.
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor: " .. .Eşlerinizin anaları, kendileriyle birleştiğiniz
eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı. Eğer
onlarla (nikahlanıp da) henüz birleşmemişseniz kızlarını almanızda size bir
mahzur yoktur." Bir kadınla nikah akti yapar yapmaz, onunla gerdeğe
girilsin veya girilmesin annesi adama haram olur. Karının kızı ise annesiyle
nikah akdi yapar yapmaz haram olmayıp, ancak gerdekten sonra haram olur.
Dolayısıyla gerdeğe girmeden onu boşarsa kızıyla evlenmesi caizdir. O yüzden
Yüce Allah, "Evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram kılındı. Eğer
onlarla (nikahlanıp da) henüz birleşmemişseniz kızlarını almanızda size bir
mahzur yoktur" buyurmuştur. Yani, onlarla evlenmenizde hiçbir sakınca
yoktur. Bu sadece karının kızına mahsus bir durumdur. Bazıları,
"onlarla" zamiriyle karının hem annesinin hem de kızlarının
kastedildiğini düşünmüş ve "Hem anne hem de kız gerdeğe girilmeden sadece
akitle haram olmazlar" demişlerdir. Zira, Allah (c.c), "Eğer onlarla
(nikahlanıp da) henüz birleşmemişseniz kızlarını almanızda size bir mahzur
yoktur" buyurur. İmam Taberi, Halas b. Amr'dan şöyle rivayet eder: Hz. Ali
(r.a.)'a bir kadınla evlenen ve gerdeğe girmeden onu boşayan kimsenin onun
annesiyle evlenip evlenemeyeceği soruldu. Hz. Ali (r.a.), "Evlenilen
kadının annesi onun kızı gibidir" dedi. Taberi, daha sonra Zeyd b.
Sabit'ten şöyle rivayet eder: "Adam evlendiği kadını onunla gerdeğe girmeden
evvel boşarsa onun annesiyle evlenmesinde hiçbir sakınca yoktur." Başka
bir rivayete göre Zeyd b. Sabit şöyle derdi: "Adamın karısı nikahı altında
iken ölür ve mirasını alırsa onun annesiyle evlenmesi mekruhtur. Ama gerdeğe
girmeden boşamışsa dilerse kızıyla evlenebilir." İbn Münzir, İbn
Cüreyc’den şöyle nakleder: Bana Ebu Bekir b. Hafs, Müslim b. Uveymir'den haber
verdi ki ona Bekir b. Kinane şöyle anlatmış: "Babam beni Taif'ten bir
kızla evle ndirdi. Amcam kızın annesiyle evliydi ve amcam vefat edene kadar da
karım la gerdeğe girmedim. Annesi zengin biriydi. Babam, "Annesiyle
evlenmek ister misin?" detli. Durumu İbn Abbas (r.a.)'a anlatıp hükmünü
sordum. "Annesiyle evlen" dedi. Sonra İbn Ömer (r.a.)'a sordum, o ise
"Evlenme" dedi. Her ikisinin söylediğini babama aktardım. Babam
Muaviye'ye bir mektup göndererek ikisinin söylediklerini bildirdi. Muaviye ona
şu cevabı gönderdi: "Ben Allah'ın haram kıldığını helal, helal kıldığını
haram kılamam. İşte sen ve meselen; baş başasınız. Bir de onun dışında çok
kadın var." Böylece beni ne men etti, ne de izin verdi. Öyle olunca babam
kızın annesinden vazgeçip bana nikahlamadı. Abdurrezzak, Abdullah b. Zübeyr'den
şöyle nakleder: Evlenilen kadının kızıyla evlenilen kadının annesinin hükmü
aynıdır. Karısıyla gerdeğe girmemişse onlardan biriyle evlenmesinde bir beis
yoktur. Bunun senedinde adı anılmamış meçhul biri vardır. İbn Cüreyc der ki:
İkrime b. Halid bana Mücahid'in, "Eşlerinizin anaları, kendileriyle
birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram
kılındı" ayeti hakkında, "Her ikisinde de (evlenilen kadının kızı ile
annesi) gerdeğe girmek kastedilmiştir" dediğini rivayet etmiştir. Gördüğün
gibi bu görüş Hz. Ali (r.a.), Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Zübeyr, Mücahid, Said
b. Cübeyr ve İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet edilmiştir. Muaviye de bunda tereddüt
edip net bir şey söylememiştir. Ram'nin Abbadi'den nakline göre Şamlerden Ebu
Hasan Ahmed b. Muhammed b. Sabuni de bu görüştedir. İbn Mes'ud (r.a.)'tan da
benzeri rivayet edilmiş olsa da o daha sonra görüşünden dönmüştür. Nitekim
Taberani, Ebu Amr eş-Şeybanİ’den şöyle nakletmiştir: Fezare kabilesinin
Şumahoğulları kolundan bir adam bir kadınla evlendi. Sonra onun annesini gördü
ve ondan hoşlandı. Annesiyle evlenmesinin hükmünü İbn Mes'ud (r.a.)'a sordu. İbn
Mes'ud (r.a.) karısından ayrılıp annesiyle evlenebileceğini söyledi. O da
evlendi ve ondan çocukları oldu. Sonra Medine'ye geldiğinde İbn Mes'ud (r.a.)'a
aynı mesele tekrar soruldu. Bu defa İbn Mes'ud (r.a.) annesinin helal
olmayacağını söyledi. Sonra Kufe'ye dönünce ilk soran adama, "O sana
haramdır. Ondan ayrıl" dedi.
Alimlerin büyük
çoğunluğu annesiyle akit yapar yapmaz kızının haram olmayacağı, kızıyla akit
yapar yapmaz ise annesinin haram olacağı görüşündedirler. Nitekim İbn Ebi
Hatim, İkrime’den şöyle rivayet eder: İbn Abbas (r.a.) şöyle derdi: Adam
karısını gerdeğe girmeden boşarsa veya karısı ölürse annesiyle evlenmesi helal
olmaz. Ondan yapılan başka bir rivayete göre "Bu kapalı bir husustur"
demiş ve güzel bulmamıştır. İbn Ebi Hatim daha sonra şöyle der: İbn Mes'ud
(r.a.), İmran b. Husayn, Mesruk, Tavus, İkrime, Ata, Hasan-ı Basri, Mekhul, İbn
Sirin, Katade ve Zühri’den de benzeri rivayet edilmiştir. Dört mezhep imamı ve
yedi büyük fakih ile eski ve yeni fakihlerin büytık çoğunluğunun görüşü de budur.
Allah'a hamd-u senalar olsun.
Taberi der ki: Asıl
isabetli olan "Annenin durumu kapalıdır" diyen görüştür. Çünkü Allah
(c.c), üvey kızlar hakkında anneleriyle gerdeğe girmiş olmayı şart koşarken
bunda koşmamıştır. Ayrıca bu, ittifak oluşması durumunda muhalefeti caiz
olmayan icma deliliyle de sabit olmuştur. (Taberi devamla şöyle der:) Bu konuda
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den de bir rivayet vardır, fakat
senedi şüphelidir.
[1867] Ki o bana
Müsenna'nın ... onun da Ebu Musa el-Eş'ari'den (r.a.) yaptığı şu rivayettir:
Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Adam bir kadınla
evlenirse, onunla gerdeğe girmiş olsun veya olmasın, annesiyle evlenmesi
helalolmaz. Bir anneyle evlenir de gerdeğe girmeden boşarsa, dilediği taktirde
onun kızıyla evlenebilir. " Bu rivayetin senedi problemli olsa da bu
görüşün isabetli olduğunu doğrulayıcı icmanın bulunması başka bir delile gerek
bırakmaz.
"Kendileriyle
birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram
kılındı" ifadesine gelince; imamların büyük çoğunluğu ister adamın evinde
ister başka yerde kalıyor olsun, her halükarda üvey kızın babaya haram olduğunu
söylemiş ve şöyle demişlerdir: "Evlerinizde bulunan" ibaresi yaygın
olan uygulamayı ifade etmektedir ve dolayısıyla ondan zıt manası (evde
olmayanların helal olacağı) çıkarılmaz" demişlerdir. Aynen, "Dünya
hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen
cariyelerinizi fuhşa zorlamayın" (Nur, 33) ayetinde olduğu gibi (zira
fuhşa zorlamama emri cariyelerin namuslu kalmak istemeleri durumuyla sınırlı
değil, her zaman geçerlidir).
[1868] Nitekim Buhari
ile Müslim'in Sahih'lerinde Ümmü Habibe'den (r.anha) şöyle rivayet etmişlerdir:
Ben, "Ey Allah'ın Rasulü! Kızkardeşim olan Ebu Süfyan'ın kızıyla (bir
rivayette 'Ebu Süfyan kızı İzzet ile') evlenin" dedim. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Sen bunu arzu eder misin?" dedi. Ben,
"zaten ben senin tek hanımın değilim ki! Hayır ve güzellikte bana ortak
olmasını en isteyeceğim kişi de kızkardeşimdir" dedim. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "O bana helal olmaz" buyurdu. Ben,
"Ama duyduğumuza göre sen Ebu Seleme'nin kızını istemeyi
düşünüyormuşsun" dedim. "Ümmü Seleme'nin kızı mı?" dedi.
"Evet" dedim. "O benim evimdeki üvey kızım olmasaydı yine de
bana helal olmazdı. Çünkü o benim süt kardeşimin kızıdır. Suveybe beni ve o
kızın babasını emzirmişti. Sakın bana kızlarınızı da kızkardeşlerinizi de
teklif etmeyin" buyurdu. Buhari'nin başka bir rivayetinde ise, "Ben
Ümmü Seleme ile evlenmemiş olsaydım, o bana yine de helal olmazdı"
buyurdu. İşte Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), onun haram oluşunu
Ümmü Seleme ile nikahlanmasına bağlamış ve buna binaen haramlıkla hükmetmiştir.
Dört mezhep imamı, yedi büyük fakih, selefi ve halefiyle cumhur-u ulema da bu
görüştedirler. Bazıları ise, "Üvey kız üvey babasına ancak onun evinde ise
haram olur. Evinde değilse haram olmaz" demişlerdir. İbn Ebi Hatim, Malik
b. Evs b. Hadsan'dan şöyle rivayet eder: Bir karım vardı. Bana bir çocuk
doğuran bu kadın vefat etmiş ve ben buna çok üzülmüştüm. Bir gün Hz. Ali (r.a.)
ile karşılaştım. Bana "Neyin var?" dedi. "Karım öldü"
dedim. "(Üvey) Kızı var mı?" dedi. "Evet, Taifte" dedim.
"Senin evinde miydi?" dedi. "Hayır, Taif'teydi" dedim.
"Öyleyse onunla evlen" dedi. "Peki "Kendileriyle
birleştiğiniz eşlerinizden olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız size haram
kılındı" ayetini nereye koyacağız?" dedim. "O senin evinde
değilmiş. Ayette bahsedilen ise üvey kızın evinde kalması durumu hakkındadır"
dedi. Bu, senedi Hz. Ali (r.a.)'a kadar kuvvetli, Müslim'in standartlarında
sabit bir hadistir. Fakat bu çok sıradışı bir görüştür. Bunu Davud-u Zahirı ve
müntesipleri benimsemiş, Ebu Kasım Rafii İmam Malik'ten rivayet etmiş, İbn Hazm
tercih etmiştir. Hocamız Hafız Zehebi de bana, bu konuyu İmam Takiyuddin İbn
Teymiye'ye götürdüğünü, onun ise bunu problemli bir mesele görüp herhangi bir
görüş beyan etmediğini nakletti. Doğrusunu en iyi Allah bilir. İbn Münzir, Ebu
Ubeyde'den, "....." ifadesinin "evlerinizde bulunan kızlar"
manasında olduğunu nakletmiştir.
Cariye olan üvey kıza
gelince; İmam Malik, İbn Şihab'dan şöyle nakleder: Hz. Ömer’e (r.a.) önce bir
kadınla sonra cariye olan kızıyla cinsel ilişkiye girmek sorulunca,
"Onların ikisine birden izin vermek istemiyorum" dedi. Bundan kastı
bunlarla cariye olarak ilişkiye girmek idi. Bu büyük munkatı' dır. Süneyd b.
Davud, tefsirinde Kays'tan şöyle rivayet eder: İbn Abbas (r.a.)'a,"Adam
cariyesi olan bir kadın ve cariyesi olan kızıyla ilişkiye girebilir mi?"
dedim. "Bunu bir ayet helal, bir ayet haram kılmıştır. Ben de böyle bir
şey yapmazdım" dedi. İbn Abdilberr (rh.a) der ki: Cariye olan bir kadın ve
cariye olan kızıyla ilişkiye girmenin helalolmadığı hususunda alimler arasında
ihtilaf yoktur. Çünkü Allah bunu evlenme konusunda haram kılmış,
"Eşlerinizin anaları, kendileriyle birleştiğiniz eşlerinizden olup
'evlerinizde bulunan üvey kızlarınız' size haram kılındı" buyurmuştur.
Alimlere göre cariyelik hükümleri evlilik hükümlerine tabidir. Bunun tek istisnası
Ömer (r.a.) ile İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet edilen görüştür. Fetva ehli im
amlarla onların takipçileri alimlerden hiçbiri bu görüşte değildir. Hişam,
Katade’den şöyle nakleder: Bir kadınla onun üvey kızı veya ne kadar aşağı
giderse gitsin kızının kızları (torunu, torunun torunu vs.) birlikte (eş veya
cariye olarak) olmaya elverişli değildirler. Katade de Ebu Aliye'den böyle
rivayet etmiştir.
"Kendileriyle
birleştiğiniz"den kasıt "evlendiğiniz"dir. Bunu İbn Abbas (r.a.)
ve birçok kişi söylemiştir. İbn Cüreyc der ki; Ata, "Bu, kızın kendisine
teslim edilerek onun yüzünü açması, bedeninin her tarafına bakması ve bacakları
arasına oturmasıdır" dedi. Ona, "Peki bunu kızın ailesinin evinde
yaparsa?" dedim. "O da aynıdır, bu haram olması için yeterlidir. Allah
bu kadının kızını ona mutlak surette haram kılmıştır" dedi. Taberi der ki:
Kadınla baş başa kaldığı, fakat ona dokunmadan, sarılmadan veya cinselorganına
şehvetle bakmadan önce boşadığı taktirde kızının ona haram olmadığı hususunda
herkesin icması, bundan kastın kadınla cima yoluyla birleşme olduğunu
gösteriyor.
"Kendi sulbünüzden
olan oğullarınızın eşleri ... size haram kılındı. " Yani, size kendi
sulbünüzden olan oğullarınızın hanımları da haram kılındı. "Kendi
sulbünüzden" ifadesiyle istisna edilmek istenenler, cahiliye dönemindeki
kişilerin kendilerine nispet ettikleri evlatlıklarıdır. Nitekim Yüce Allah,
"Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikahladık ki
evlatlıkları, karılarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o kadınlarla evlenmek
isterlerse) mü'minlere bir güçlük olmasın" (Ahzab, 37) buyurur.
[1869] İbn Cüreyc der
ki: Ata'ya " ... Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ... size
haram kılındı" buyruğunu sordum. "Doğrusunu Allah bilir ya, bize
anlatıldığına göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Zeyd'in
(boşadığı) hanımıyla evlenince müşrikler Mekke'de bu konu hakkında ileri geri
konuşmuşlar. Bunun üzerine Yüce Allah şu ayetleri nazil etmiş: " ... Kendi
sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ... size haram kılındı", "Allah
evlatlıklarınızı öz oğullarınız gibi kılmamıştır" (Ahzab, 4) ve
"Muhammed sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. " (Ahzab,
40)
İbn Ebi Hatim Hasan b.
Muhammed’den şöyle nakleder: "Kendi sulbünüzden olan oğullarınızın
eşleri" ile "kadınlarınızın anneleri" ifadeleri müphemdir. İbn
Ebi Hatim daha sonra, "Tavus, İbrahim, Zühri ve Mekhul’den de böyle
rivayet edilmiştir" demiştir.
Ben derim ki: Müphemden
kasıt genelolup hem gerdeğe girilen hem de girilmeyen kadınları kapsar. Dolayısıyla
bu kadınlarla nikah akdi yapar yapmaz kişiye bunlar haram olur. Bu, üzerinde
ittifak edilmiş bir husustur.
Şayet, "Peki kendi
sulbünden olmadığı halde adamın süt oğlunun hanımı ona nereden haram oluyor?
Zira, bu cumhurun görüşüdür, hatta bazı larınca icma olduğu edildiği
söylenir" diye sorulacak olursa, buna şöyle cevap verilir: Bu, Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den rivayet edilen şu hadise dayanmaktadır:
[1870] "Nesepten
dolayı haram olanlar süt emmeden dolayı da haram olurlar. "
Yüce Allah devamla şöyle
buyuruyor: "İki kızkardeşi birden almak da size haram kılındı; ancak geçen
geçmiştir ... " Yani, iki kızkardeşle bir anda evli olmak da, onları
cariye olarak bir arada bulundurmak da haramdır. Fakat cahiliye döneminizde
yaptıklarınız başka; biz onları affettik ve bağışladık. Ayet, bunun gelecekte
bir defa olsun tekrarlanamayacağına, geçmişte olanların ise istisna
edilmediğine delalet etmektedir. Ayetteki ifade, "Orada ilk ölümden başka
bir ölüm tatmayacaklardır" (Duhan, 56) ayetindeki gibidir. Çünkü burada
kastedilen mana da onların ölümü hiç tatmayacaklarıdır. Nitekim sahabe ve
tabiin ile evvelden beri tüm alimler iki kızkardeşi nikah altında tutmanın
haram olduğu ve iki kızkardeşler evli iken Müslüman olan kimsenin kaçınılmaz olarak
onlardan birini tutup diğerini boşaması gerektiğinde icma etmişlerdir.
. ,
[1871] Imam Ahmed ...
Dahhak b. Feyruz'dan, o da babasından şöyle nakleder: Nikahım altında iki
kızkardeş olduğu halde Müslüman oldum. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) bana onlardan birini boşamamı emretti. İmam Ahmed, Tirmizi ve İbn Mace
bunu ayrıca senedinde İbn Lehia bulunan bir senetle rivayet etmişlerdir. Bunu
Ebu Davud ile Tirmizi ayrıca Yezid b. Ebi Habib'in nakliyle rivayet
etmişlerdir. Tirmizi'nin bir rivayetindeki ifade şöyledir: Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Onlardan dilediğini seÇ" buyurdu.
Tirmizi daha sonra, "Bu hasen bir hadistir" demiştir.
[1872] İbn Mace ise bunu
farklı bir senet ve lafızla şöyle rivayet etmiştir. Ebu Hiraş'tan, o da Feyruz
ed-Deylemi'den: Cahiliye döneminde evle ndiğim iki kızkardeş nikahım altında
olduğu halde Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına gittim (ve
Müslüman oldum). Bana, "Döndüğünde onlardan birini boşa" buyurdu. Ben
derim ki: Bu Ebu Hiraş'ın Dahhak b. Feyruz veya başkası olması mümkündür. Eğer
başkası ise Ebu Vehb bunu iki kişiden, onlar da Feyruz ed-Deylemi’den rivayet
etmişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[1873] İbn Merduyeh, Ebu
Feyruz ed-Deylemi'den şöyle rivayet eder: Ben "Ya Resulallah! Nikahımda
iki kızkardeş var?" dedim. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Onlardan dilediğini boşa" buyurdu. Başta adı geçen Deylemi, Feyruz
ed-Deylemi'dir. Ebu Zür'a ed-Dımeşki onun hakkında, "Abdulmelik b. Mervan'la
oturup kalkardı" der. İkinci Deylemi de Ebu Firuz ed-Deylemi'dir. O ise
peygamberlik iddiasında bulunan Esved el-Ansi'yi (Allah'ın laneti üzerine
olsun) öldüren Yemen valilerindendir.
İki kızkardeşi cariye
olarak mülkünde bulundurmak da, ayetin genel ifadesinden dolayı aynı şekilde
haramdır. İbn Ebi Hatim, Abdullah b. Ebu Anbe -veya Utbe'den- şöyle nakleder:
İbn Mes'ud (r.a.)'a iki kızkardeşi (cariyeyi) mülkiyetinde bulunduran kimse
sorulduğunda bunu hoş karşılamadı. Ona "Ama, Allah (c.c) 'Mülkiyetinizde
bulunanlar (cariyeler) ise müstesnadır' buyuruyor" dediler. "Senin
deven de mülkiyetinde bulunanlardandır" dedi. Seleften bazıları bu konuda
bir karara varmamış olsalar da cumhur, dört imam ve başka alimlerce yaygın
görüş de böyledir. İmam Malik, İbn Şihab kanalıyla Kabisa b. Züeyb'den şöyle
nakleder: Bir adam Hz. Osman (r.a.)'a iki kızkardeşi cariye olarak yanında
tutmanın hükmünü sordu. Osman (r.a.), "Bunu bir ayet helal bir ayet haram
kılmıştır. Ben böyle bir şey yapmam" dedi. Adam yanından çıktı ve Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bir sahabisine rastlayınca bunu ona da sordu.
Sahabi, "Bir yetkim olsaydı ve birinin böyle bir şey yaptığını görseydim
onu cezalandırırdım" dedi. İmam Malik der ki: İbn Şihab dedi ki:
"Bence o Hz. Ali (r.a.) idi." İmam Malik der ki: Bana Zübeyr b.
Avvam'dan da aynısı nakledildi. İbn Abdilberr, el-İstizkar kitabında şöyle der:
"Kabisa'nın Hz. Ali (r.a.)'ın adını anmamasında yatan sebep Abdulmelik b.
Mervan ile olan dostluğudur. Zıra, onlar Hz. Ali (r.a.)'ın adının anılmasından hoşlanmazlardı."
İbn Abdilberr daha sonra şöyle der: Bana İyas b. Amir'den şöyle ulaştı: Hz. Ali
(r.a.)'a, "Mülkiyetimde iki kızkardeş (cariye) var. Onların birini odalık
edindim ve bana çocuklar doğurdu. Sonra diğerini de arzuladım. Şimdi ne
yapayım?" dedim. "İlk ilişkiye girdiğini azat eder, sonra diğeriyle
ilişkiye girersin" dedi. Ben, "Bazıları ise 'İlkiyle evlen, sonra
diğeriyle cariye olarak ilişkiye girersin' diyorlar" dedim. Ali (r.a.),
"Söyle bana; kocası onu boşasa veya ölse o sana dönmeyecek mi? Gerçekten
de onu azat etmen senin için daha garantili yoldur" dedi. Hz. Ali (r.a.)
sonra elimi tuttu ve şöyle dedi: "Allah'ın kitabında sana hangi hür
kadınlar haram kılınmışsa, aynılarının cariyeleri de haram kılınmıştır. Ancak
bundan sayı hususu (veya 'dört sınırı' dedi) hariç. Allah'ın kitabında sana
nesep akrabalığından kimler haramsa süt emmeden de aynıları haramdır." İbn
Abdilberr der ki: Bu, ilim yolculuğuna değecek kadar değerli bir hadistir.
Zira, bir kimse dünyanın doğu veya batısının en uç noktasında olup bunu sadece
Mekke' de bulacak olsa ve oraya gelse, yaptığı bu yolculuktan zararlı çıkmaz
veya umduğuna ermemiş sayılmaz.
Ben derim ki: Hz. Ali
(r.a.)'tan da Hz. Osman (r.a.)'tan nakledilenin benzeri rivayet edilmiştir.
Nitekim İbn Merduyeh, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Ali b. Ebi Talib,
"İki kızkardeşi (evlilik dışındaki yollarla bir arada bulundurmayı) bir
ayet haram bir ayet helal kılmıştır" dedi. İbn Abbas (r.a.) der ki: O
kadınlara olan yakınlığım onları bana haram kılar, ancak onların birbirlerine
yakınlıkları haram kılmaz. Cahiliye döneminde insanlar, babanın hanımı ile iki
kızkardeşle birlikte evli olmak dışında, haram saydıklarınızın hepsini haram
sayıyorlardı. İslam gelince Yüce Allah "Geçmişte yapılanlar hariç,
babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin" ile "iki kızkardeşi
birden almak da size haram kılındı; ancak geçen geçmiştir" ayetlerini
indirdi. İki kızkardeşi birden almaktan kasıt onlarla evlenmektir. İbn
Abdilberr daha sonra şöyle der: İmam Ahmed, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle
nakleder: Sayı sınırı dışında hür kadınlarda haram olanların aynısı cariyelerde
de haramdır. İbn Sirin ve Şa’bi'den de bunun benzeri rivayet edilmiştir. İbn
Abdilberr der ki: Bunun benzeri Hz. Osman (r.a.) ve aralarında İbn Abbas
(r.a.)'ın bulunduğu bir grup seleften rivayet edilmiştir. Fakat onlara
muhalefet edilmiş ve Hicaz, Maveraünnehr, Şam ve Mağrib'deki fakihlerin hiçbiri
buna aldırış etmemiştir. Bunu sadece nassların zahirine uyup kıyası reddeden az
bir grup dikkate almış, bunlar diğer görüşteki icmayı ise terk etmişlerdir.
Fakihler iki kızkardeşi nikahı altında bir arada tutmak haram olduğu gibi
cariye olarak tutmanın da haram olduğunda ittifak etmişlerdir. Zıra,
Müslümanlar, "Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz ... size haram
kılındı" buyruğunda geçen tüm sınıflarda evlilik ile cariyeliğin aynı
olduğu hususunda icma etmişlerdir. Bunun gibi içtihad ve kıyas bakımından iki
kızkardeşi bir arada tutmak meselesi, kadınların anneleri ve üvey kızlar
hakkındaki hükmün de aynı olması gerekir. Nitekim, muhalefet edenlere karşı
hüccet ve delil olan cumhur-u fukahanın görüşü de böyledir.
"Evli kadınlar da
size haram kılındı." Yani, yabancı kadınlardan ise size muhsanatlar, yani
evli kadınlar haram kılındı. "Sahip olduğunuz", yani savaşta esir
alma yoluyla mülkünüze geçen "cariyeler bundan müstesnadır." Çünkü
rahimlerinde çocuk bulunmadığını ortaya çıkardıktan sonra bunlarla evlenmeniz
size helaldir. Zıra, ayet-i kerime bu konuda nazil olmuştur.
[1874] İmam Ahmed, Ebu
Halil el-Betti'den, Ebu Said el-Hudri (r.a.)'nin şöyle rivayet ettiğini
nakleder: Elimize geçen Evtas muharebesi esirleri arasında bazı evli kadınlar
da vardı. Ama biz kocaları varken onlarla ilişkiye girmek istemedik ve bunu Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e sorduk.
Bunun üzerine,
"Evli kadınlar da size haram kılındı. Sahip olduğunuz cariyeler ise bundan
müstesnadrr" ayeti nazil oldu. Biz de bundan böyle onları kendimize helal
gördük. Bunu muhtelif tariklerle Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan Tirmizi, Nesai,
Müslim ve Abdurrezzak da rivayet etmişlerdir.
[1875] İmam Ahmed, Ebu
Alkame'den Ebu Said el-Hudri (r.a.)'in naklettiğini rivayet etmiştir:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabı Evtas muharebesi günü kocaları
olan bazı müşrik esirler ele geçirdiler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in sahabelerinden bazıları onlara yaklaşmak istemedi ve geri durdular.
Bunun üzerine, "Evli kadınlar da size haram kılındı. Sahip olduğunuz
cariyeler ise bundan müstesnadır" ayeti nazil oldu. Bunu ayrıca Müslim,
Ebu Davud, Nesai ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. Tirmizi, "Hasen bir
hadistir. Ebu Alkame'den naklinin sadece Hemmam'ın Katade'den rivayetinde
olduğunu biliyorum" demiştir. Oysa Said ile Şu'be de Alkame gibi rivayet
etmişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Nitekim Taberani'nin de
Dahhak'tan naklettiğine göre İbn Abbas (r.a.), "Bu ayet Hayber esirleri
hakkında nazil oldu" demiş ve Ebu Said el-Hudri (r.a.) hadisinde geçen
şeyleri söylemiştir. Nitekim seleften bazıları ayetin geneloluşuna bakarak
cariyenin satılmasının kocasından boşanma manasına geldiğini söylemişlerdir.
Taberi, Muğire’den şöyle nakleder: İbrahim en-Nehai'ye kocası varken satılan
cariye sorulduğunda şöyle cevap verdi: İbn Mes'ud (r.a.) "Cariyenin
satılması kocasından boşanma manasına gelir" der ve "Evli kadınlar da
size haram kılındı. Sahip olduğunuz cariyeler ise bundan müstesnadır"
ayetini okurdu. Ebu Süfyan da ... İbrahim en-Nehai'den İbn Mes'ud (r.a.)'ın,
"Cariyenin satılması talakı anlamına gelir" dediğini nakleder. Bu
rivayet munkatı' dır. Said de ... Cabir b. Abdullah'tan, İbn Abbas (r.a.)'ın
şöyle dediğini rivayet etmiştir: Cariyenin satılması talakı manasına gelir.
Süfyan-ı Sevri de ... İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Kocası olan
bir cariye satılırsa onunla ilişki hakkına en çok (yeni) efendisi
sahiptir." Taberi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Cariyenin talak
hükmünde olan altı durumu vardır; satılması talak, azat edilmesi talak, hibe
edilmesi talak, rahminin çocuktan azade olduğunun ortaya çıkması talak ve
kocasının boşaması da talaktır." Abdurrezzak, Said b. Müseyyeb'den,
"Evli kadınlar da size haram kılındı" buyruğu hakkında şöyle
nakleder: Muhsanat'tan kasıt evli kadınlardır. Allah (c.c) onları da sana haram
kılmıştır. Fakat cariyen olduklarında sana helaldirler. Çünkü satılmaları talak
hükmündedir. Mamer der ki: Hasan-ı Basri'den de benzeri rivayet edilmiştir.
Said b. Ebu Arube de Katade kanalıyla Hasan-ı Basri'den, Allah'ın (c.c)
"Evli kadınlar da size haram kılındı. Sahip olduğunuz cariyeler ise bundan
müstesnadır" buyruğu hakkında şöyle rivayet etmiştir: Bir cariyenin kocası
varsa satıldığında ondan boşanmış olur. Avf da Hasan-ı Basri’den şöyle
nakleder: "Cariyenin satılması talakı demektir. Aynı şekilde kocasının satılması
da talakı demektir." Seleften bunların görüşü böyledir. Önceki ve sonraki
dönemiyle cumhur ise bunlara muhalefet ederek cariyeyi satmanın onun boşanması
manasına gelmeyeceğini söylemişlerdir. Çünkü müşteri satıcının yerini alır
(satıcı mala hangi vasıfla sahiptiyse ondan satın alan da aynı vasıfla sahip
olur). Satıcı ise söz konusu faydayı malından çıkarıp malını ondan uzak bir
halde satmıştır.
[1876] Onlar bu hususta
Buhari, Müslim ve başka hadis kitaplarında yer alan Berire hadisine dayanmışlardır.
Zira, mü'minlerin annesi Aişe (r.anha) onu satın alıp azat etmişti. Ancak
kocası Muğis'le olan nikahı feshedilmemiş, bilakis Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) onu, nikahının feshi ile devamı arasında serbest bırakmış o
da feshi seçmişti. Onun kıssası meşhurdur. Onların söyledikleri gibi cariyenin
satılması talakı manasına gelseydi Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
onu ikisi arasında muhayyer bırakmazdı. Muhayyer bırakınca nikahın devam ettiği
ve ayette kastedilenlerin sadece savaşta ele geçirilen cariyeler olduğu
anlaşıldı. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Kaldı ki "Evli
kadınlar da size haram kılındı" Ayeti, "Şahitlerin, mehir ve kızın
velisinin bulunduğu bir nikahla bir, iki, üç veya dört iffetli kadınla
evlenmeniz dışında iffetli kadınlar size haram kılındı" manasındadır. Bunu
Taberi, Ebu Aliye, Tavus ve başkalarından rivayet etmiştir. Ömer (r.a.) ve
Abide de, "Evli kadınlar da size haram kılındı" buyruğunu şöyle
tefsir etmişlerdir: Cariyeleriniz hariç, evlendiğiniz kadınların dörtten
fazlası size haram kılınmıştır.
"Allah'ın size emri
budur." Yani, bu haram kılış Allah'ın size yazdığı bir farzdır, yerine
getirilmesi gereken bir hükmüdür. Öyleyse O'nun farzına uyun ve sınırlarını
aşmayın. Şeriatına ve koyduğu farzlara bağlı kalın. Ubeyde, Ata ve Süddi,
"Allah'ın size emri budur" buyruğunda kastedilenin dört sayısı
olduğunu; İbrahim Nehai ise Allah'ın haram kıldığı kadınlar olduğunu
söylemiştir. "Bunlardan başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere
mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz size helal kılındı." Ata ve
başkaları, "Yani, zikri geçen kadınlardan başkası size helaldir"
demişlerdir. Ubeyde ve Süddi ise, "Dörtten az kadınla evlenmek size
helaldir" diye tefsir etmişlerdir. Bu uzak bir tefsirdir ve daha önce
geçtiği gibi doğrusu Ata'nın görüşüdür. Katade'ye göre, "Bunlardan
başkasını, namuslu olmak ve zina etmemek üzere mallarınızla istemeniz size
helal kılındı" buyruğunun manası şöyledir:
"Sizin sahip
olduğunuz cariyeleri istemeniz size helal kılındı."
İki kızkardeşi birden
nikahı altında bulundurmanın helal kılındığını söyleyen ve "İki kızkardeşi
bir ayet helal kılmış, başka bir ayet haram kılmıştır" diyenlerin asıl
dayanakları bu ayettir.
"Namuslu olmak ve
zina etmemek üzere mallarınızla (mehirlerini vererek) istemeniz ... "den
kasıt, şer'i yollara başvurarak mallarınızla dörde kadar kadınla evlenebilir,
dilediğiniz kadar cariye sahibi olabilirsiniz. O yüzden "Namuslu olmak ve
zina etmemek üzere" buyurulmuştur.
"Onlardan
faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin." Yani,
eşlerinizden faydalandığınıza göre bunun karşılığı olarak onlara mehirlerini
verin. Nitekim Yüce Allah başka ayetlerde şöyle buyurur: "Vaktiyle siz
birbirinizle haşir-neşir olduğunuz ve onlar sizden sağlam bir teminat almış olduğu
halde onu nasıl geri alırsınız!" (Nisa, 21) "Kadınlarınızın
mehirlerini seve seve verin. " (Nisa, 4) "Onlara verdiğinizden bir
şeyi almanız size helal değildir. " (Bakara, 229)
Ayetin genel ifadesine
dayanarak mut'a nikahının helal olduğunu söyleyenler vardır. Şüphesiz mut'a
nikahı İslam'ın başlangıcında helaldi ve sonra neshedildi. İmam Şafii ile bir
grup alim bunun bir kez helal kılınıp sonra neshedildiğini, sonra tekrar mübah
kılınıp ikinci defa neshedildiğini söylemişlerdir. Bazıları bunun ikiden fazla
tekrarlandığını söylemiştir. Diğerleri ise sadece bir defa mübah kılınıp sonra
neshedildiğini söylemişlerdir. İbn Abbas (r.a.) ile bazı sahabilerden de
zaruretten dolayı bunun mübah olduğu görüşü rivayet edilmiştir ki bu aynı
zamanda İmam Ahmed'den de bir rivayettir. İbn Abbas (r.a.), Übeyy b. Ka'b, Said
b. Cübeyr ve Süddi bu ayeti, "Onlardan -belli bir süreye kadar-
faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin" şeklinde
(iki tire arasındaki ziyadeyle) okurlardı. Mücahid, "Ayet mut'a nikahı
hakkında nazil oldu" demiştir, fakat cumhur aksi görüştedir.
[1877] Bu konuda asıl
dayanak Buhari ve Müslim'in mü'minlerin emiri Hz. Ali (r.a.)'tan rivayet ettiği
şu sözdür: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hayber günü mut'a
nikahı ile ehlı eşek etini yasakladı." Hadisin farklı lafzıları olup
"Ahkam" kitabımızda zikredilmiştir.
[1878] Müslim de
Sahih'inde Sebre b. Ma'bed el-Cüheni'den şöyle rivayet etmiştir: Mekke fethine
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte katıldım. Buyurdu ki:
"Ey insanlar, Ben size kadınlarla geçici olarak faydalanmaya izin
vermiştim. Allah (c.c) ise bunu kıyamet gününe kadar haram kıldı. Sizden kimin
yanında onlardan biri varsa onu serbest bıraksın. Onlara verdiğiniz hiçbir şeyi
de geri almayın. " Müslim'in başka bir rivayetine göre bunu Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Veda Haccında söylemiştir. Bu hadisin de farklı
lafızları olup yeri "Ahkam" kitabımızdır.
"Mehir kesiminden sonra
(bir miktar indirim için) karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur."
Ayet-i kerimeyi "belli bir vakte kadar mut'a nikahı" şeklinde tefsir
edenlere göre bunun manası şöyledir: "Süre bitince nikahın süresinin
uzatılması ve bedelin artırılması üzerinde anlaşmanızda." Süddi bunu şöyle
tefsir eder: Dilerse ilk kararlaştırmadan sonra, yani faydalanması mukabilinde
verdiği ücretten sonra ve anlaştıkları süre bitmeden evvel, "Senden şu
kadar mal karşılığında şu kadar daha faydalanmak istiyorum" diyerek onunla
tekrar anlaşabilir. Böylece süre biter bitmez, rahminde çocuk olup olmadığının
tespiti için beklemeye gerek duymadan böyle bir uzatma yapmış olur. Ki
"Mehir kesiminden sonra karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur"
buyruğunda anlatılan da budur. Süddi der ki: Ama kararlaştıkları süre sona
ererse ona hiçbir şekilde yaklaşamaz ve kadının onunla hiçbir alakası kalmaz.
Sonra kadının rahminde çocuk olmadığından emin olmak için beklemesi gerekir.
Aralarında miras hukuku geçerli değildir; dolayısıyla hiçbiri diğerine varis
olamaz.
Ayetin manasını ilk
görüş gibi verenlere göre ise mana "Kadınlarınızın mehirlerini seve seve
verin ... " (Nisa, 4) ayetindeki gibidir. Yani, evlendiğin kadın için
belli bir mehir belirledikten sonra o seni hepsinden veya bir kısmından muaf
tutarsa bunda erkek için de kadın için de sakıncalı hiçbir durum yoktur.
Taberi, Abdul-ala'dan, o Mu'temir b. Süleyman'dan, o da babasından şöyle
nakleder: Hadrami'nin söylediğine göre; bazıları mehir kestikten sonra fakir
düşecek gibi olduğunda, "Ey insanlar, kesim yaptıktan sonra anlaştığınız
miktarı düşürmenizde bir sakınca yoktur" derdi. Yani, kadın mehrin bir
kısmını düşürürse caizdir. İmam Taberi de bu görüşü tercih etmiştir. Ali b. Ebi
Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Mehir kesiminden sonra
karşılıklı anlaşmanızda size günah yoktur. " Karşılıklı anlaşmak; kadına
mehrini ödemek, sonra evliliğe devam etme veya ayrılma hususunda onu muhayyer
bırakmaktır.
"Şüphesiz Allah
ilim ve hikmet sahibidir." Bu önemli haramların bildirilmesinden sonra bu
iki vasfın zikredilmesi uygun düşmüştür.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |