İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Nisa Suresi

43.ayetler

 

Sarhoşken Namaz Kılmak, Su Bulunmadığında Teyemmüm Etmek:

 

43. Ey iman edenler! Siz sarhoş iken -ne söylediğinizi bilinceye kadar- cünüp iken de -yolcu olan müstesna- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur veya bir yolculuk üzerinde bulunursanız, yahut sizden biriniz ayak yolundan gelirse, yahut kadınlara dokunup da (bu durumlarda) su bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin: Yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz Allah çok affedici ve bağışlayıcıdır.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah mü'min kullarını, namazda iken ne dediğini bilemeyecek kadar sarhoşken namaz kılmaktan men ediyor. Cünüpleri de namaz mekanları olan camilere girmekten men ediyor. İçeride beklemeksizin bir kapıdan girip diğer kapıdan çıkma durumunu ise bundan istisna ediyor.

Bu içkinin haram kılınmasından önceydi. Nitekim Bakara suresindeki, "Sana içki ve kuman soruyorlar ... " (Bakara, 219) ayetinde zikrettiğimiz hadisten bu anlaşılmaktadır.

 

 

[2010] Zira, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu ayeti Hz. Ömer (r.a.)'a okuyunca O, "Allah'ım! İçki konusunda bize yeterli bir açıklama gönder" demişti. Sonra bu ayet indiğinde Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ömer (r.a.)'a okuyunca Ömer (r.a.) yine, "Allah'ım! İçki konusunda bize yeterli bir açıklama gönder" demişti. Nihayet, "Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir .... Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?" (Maide, 90-91) ayeti nazil olmuş, Hz. Ömer (r.a.) da, "Vazgeçtik, vazgeçtik" demişti.

 

 

[2011] Hz. Ömer (r.a.)’tan içkinin (haram kılınış) hikayesine dair yapılan başka bir rivayetin bir yerinde Hz. Ömer (r.a.) şöyle der: Sonra Nisa suresindeki, "Ey iman edenler! Siz sarhoş iken -ne söylediğinizi bilinceye kada!- namaza yaklaşmayın" ayeti nazil oldu. Namaz vakti geldiğinde Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in münadisi, "Hiçbir sarhoş namaza gelmesin" diye duyuru yapardı. Bu Ebu Davud'un rivayetindeki ifadedir.

 

 

[2012] Müfessirler bu ayetin nüzul sebebinde İbn Ebi Hatim'in Sa'd'dan yaptığı şu rivayeti zikretmişlerdir: Hakkımda dört ayet nazil oldu. Ensar'dan bir adam yemek yapmış ve muhacirlerden ve Ensar'dan bazılarını çağırmıştı. Orada yiyip içtik ve sonunda sarhoş olduk. Sonra övünmelere başladık. Bir adam devenin çene kemiğini alarak Sa'd'ın burnunu yaraladı. Sa'd'ın çenesi kırılmıştı. Bu, içki haram edilmeden önceydi. Bunun üzerine, "Ey iman edenler! Siz sarhoş iken -ne söylediğinizi bilinceye kadar- namaza yaklaşmayın" ayeti nazil oldu. Hadis uzun şekliyle Sahih-i Müslim'de Şu'be'nin rivayetiyle yer almaktadır. İbn Mace dışındaki Sünen sahipleri de birçok yoldan olmak üzere Semmak'tan rivayet etmişlerdir.

 

 

[2012] (Ayetin nüzul sebebine dair başka bir rivayet): İbn Ebi Hatim, Hz. Ali (r.a.)'tan şöyle nakleder: Abdurrahman b. Avf (r.a.) bizim için yemek yaptırıp davet etti. Davette bize içki de ikram etti. İçki aklımızı başımızdan almış, namaz vakti de gelmişti. İmamlığa birini geçirdiler. O da Kafirun suresini okudu. Fakat ayeti, "Biz sizin taptığmıza ibadet ederiz" şeklinde yanlış okudu. Bunun üzerine, "Ey iman edenler! Siz sarhoş iken -ne söylediğinizi bilinceye kadar- namaza yaklaşmayın." ayeti nazil oldu. Bunu İbn Ebi Hatim böyle rivayet etmiştir. Tirmizi de farklı senetle rivayet etmiş ve "Hasen ve sahihtir" demiştir.

 

 

[2014] İmam Taberi'nin de, Ebu Abdurrahman'dan, onun da Hz. Ali (r.a.)'tan rivayetine göre; Hz. Ali (r.a.), Abdurrahman ve başka biri hep birlikte içki içtiler. Namazı Abdurrahman kıldırdı ve onda Kafirun suresini okudu. Ancak okurken onu karıştırdı. Bunun üzerine, "Ey iman edenler! Siz sarhoş iken -ne söylediğinizi bilinceye kadar- namaza yaklaşmayın" ayeti nazil oldu. Bunu Ebu Davud ve Nesai de, Sevri'nin nakliyle rivayet etmişlerdir.

 

 

[2015] Bunu İmam Taberi de rivayet etmiştir. Onun rivayetinde Ebu Ab-

durrahman şöyle anlatır: Hz. Ali (r.a.) Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bir grup sahabesiyle birlikte Abdurrahman b. Avf (r.a.)'ın evindeydi. Birlikte yemek yediler. Sonra onlara içki geldi, ondan da içtiler. Bu, içki haram kılınmadan önceydi. Sonra namaz vakti geldi ve imamlığa Ali (r.a.)'1 geçirdiler. O da namazda Kafirun suresini okudu, fakat doğru okuyamadı. Bunun üzerine Yüce Allah, "Ey iman edenler! Siz sarhoş iken -ne söylediğinizi bilinceye kadar- namaza yaklaşmayın" ayetini nazil etti.

 

 

[2016] Taberi daha sonra başka bir senetle yine Ebu Abdurrahman esSilmi'den şöyle rivayet etmiştir: Abdurrahman b. Avf (r.a.) yiyecek ve içecek hazırlayıp, sonra Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabından bazılarını davet etti. Onlara akşam namazını kıldırdı ve namazda Kafirun suresini şöyle okudu: "De ki ey kafirler! Ben sizin taptığınıza tapıyorum, siz de benim taptığıma tapıyorsunuz. Ben sizin taptığınıza ibadet ediyorum." Bunun üzerine Yüce Allah, "Ey iman edenler! Siz sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın" ayetini nazil etti. Avfi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: İçki haram kılınmadan önce bazı kimseler namaza sarhoş halde geliyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah, "Ey iman edenler! Siz sarhoş iken -ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın" buyurdu. Bunu Taberi rivayet etmiştir. Ebu Rezin ile Mücahid de böyle demişlerdir. Abdurrezzak, Katade’den şöyle nakleder: Sahabeler namaz vakitleri yaklaştığında sarhoş olmaktan kaçınırlardı. Sonra bu, içkinin haram kıhnmasıyla neshedildi. Dahhilk bu ayet hakkında şöyle der: Ayette kastedilen içkinin verdiği sarhoşluk değil, uyku sarhoşluğu (sersemliği) dir. Bunu Taberi ve İbn Ebi Hatim rivayet etmişlerdir. İmam Taberi daha sonra, "Doğrusu, burada kastedilen sarhoşluk içki sarhoşluğudur. Ayetteki nehiy hitabı, söyleneni anlayamayan sarhoşlata yöneltilmemiştir. Çünkü sarhoş deli hükmündedir. Bilakis hitap emri anlayabilen sersemlemiş haldeki kimseye yöneltilmiştir. Usul alimlerinin söylediklerinin özeti budur. Bunu birçok usulcü zikretmiştir. Yani, hitap, kendisine söyleneni anlayamayan sarhoşa değil sözü anlayabilen kimseye yöneltilir" demiştir.

 

Ayette, tariz üslubuyla "sarhoş olmaktan tamamen men" manası kastedilmiş de olabilir. Çünkü onlar gece-gündüz boyunca beş vakit namazla emrolunmuşlardır. İçki içen ise namazı her zaman vaktinde kılamaz. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Bu durumda ayet, Allah'ın (c.c), "Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin" (Al-i İmran, 102) buyruğundaki gibi olur (üslup aynıdır). Zira, bu ayette de İslam üzere ölmek için gerekli hazırlıkları yapmak, bunun için itaat ve kulluğa devam etmek emredilmiştir.

 

"Ne söylediğinizi bilinceye kadar" ifadesi, sarhoşluğun yapılabilecek en güzel tarifidir. Yani, sarhoşluk kişinin ne söylediğini idrak edememe halidir.

 

 

[2017] Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Sizden biriniz namaz kılarken uykusu bastığında namazı bıraksın ve ne söylediğini bilecek hale gelene kadar uyusun. " Bunu Müslim değil, Buhari ile Nesai rivayet etmiştir. Hadisin bazı rivayetlerinde şu ziyade vardır: "Olabilir ki istiğfar edeyim derken kendisine söver. "

 

"Cünüp iken de -yolcu olan (oradan geçen müstesna)- gusül edinceye kadar namaza (camiye) yaklaşmayın." İbn Ebi Hatim, Ata b. Yesar'dan, İbn Abbas (r.a.)'ın bu ifadeyi şöyle tefsir ettiğini rivayet etmiştir: "Siz cünüp iken camiye girmeyin. Ancak orada oturmaksızın bir yerinden bir yerine geçecekseniz onda bir beis yoktur." İbn Ebi Hatim sonra şöyle demiştir: İbn Mes'ud (r.a.), Enes b. Malik (r.a.), Ebu Ubeyde, Said b. Müseyyeb, Ebu Duha, Ata, Mücahid, Mesruk, İbrahim en-Nehai, Zeyd b. Eslem, Ebu Malik, Amr b. Dinar, Hakem b. Utbe, İkrime, Hasan-ı Basri, Yahya b. Said el-Ensari, İbn Şihab ve Katade'den bunun benzeri rivayet edilmiştir.

 

Taberi, "Cünüp iken de -oradan geçen müstesna-" ifadesi hakkında, Yezid b. Ebu Habib'den şöyle nakleder: Ensar'dan bazılarının evlerinin kapıları mescide bakıyordu. Bazen cünüp oluyorlar, evlerinde su olmuyor ve su getirmek istediklerinde camiden başka geçiş yerleri olmuyordu. Bu yüzden Yüce Allah "cünüp iken de -oradan geçen müstesna- gusül edinceye kadar namaza (camiye) yaklaşmayın" ayetini indirdi.

 

 

[2018] Yezid b. Ebu Habib'in doğruluğunun kanıtı Sahih-i Buhari'de geçen Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in "Mesciddeki Ebu Bekir'in kapısı dışındaki kapıları kapatın" sözüdür. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu ömrünün sonlarında söylemiştir. Zira, O (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Müslümanları yönetme görevine kendinden sonra Ebu Bekir (r.a.)'ın geçeceğini, Müslümanların önemli işleri için mescide gitmeye çok ihtiyaç duyacağını biliyordu. O yüzden mescide açılan tüm kapıların kapatılmasını, Ebu Bekir (r.a.)'ın kapısına ise dokunulmamasını emretti.

 

Birçok imam, cünübün camide durmasının haram, oradan geçmesinin ise caiz olduğuna bu ayeti delil göstermiştir. Hayızlı ve nifaslı da cünüp ile aynı konumdadır. Fakat bazıları, mescidi kirletme ihtimalinden dolayı hayızlı ve nifaslının bundan da engellenmesi gerektiğini söylemişlerdir. Bazıları ise şöyle demişlerdir: Cünüp, hayızlı ve nifaslıdan her biri mescidden geçerken orayı necis yapmayacağı kesinse geçmesi caiz, yoksa caiz değildir.

 

 

[2019] Nitekim Müslim, Sahih'inde Aişe (r.anha)'dan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana, "Mesciddeki seccadeyi bana ver" dedi. Ben, "Ben hayızlıyım" dedim. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Hayızlı olmak senin elindeki bir şey değildir" buyurdu. Müslim'in Ebu Hureyre (r.a.)'tan da benzer bir rivayeti vardır. Bu hadis ise hayızlının camiden geçebileceğine delalet etmektedir. Nifaslı da onunla aynı durumdadır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[2020] Ebu Davud, Aişe (r.anha)'dan şöyle nakletmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ben mescidi hiçbir hayızlıya ve hiçbir cünübe de helal kılmıyorum." buyurdu. Ebu Süleyman el-Hattabi der ki: Bazıları bu hadisi zayıf görm'üşler ve "Ravilerden Eflet zayıftır" demişlerdir. Fakat aynısını İbn Mace de ... Cesre'den, o da Ümmü Seleme'den rivayet etmiştir. Ebu Zür'a er-Razi der ki: "Cesre, Ümmü Seleme'den" rivayet etti diyorlar. Oysa doğrusu, "Cesre, Aişe (r.anha)'dandır."

 

 

[2021] İmam Tirmizi, Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ey Ali, benim ve senin dışında hiç kimseye bu mescidde cünüp olmak helal değildir. " Fakat bu hadis zayıftır, aslı yoktur. Çünkü dıvilerden Salim metruk, kendinden rivayet ettiği Atiyye ise zayıftır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

(Ayetteki "abin sebil"i "yolcu" ile tefsir eden görüş:) İbn Ebi Hatim'in Hz. Ali (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre "cünüp iken de -camiden geçen müstesna- gusül edinceye kadar namaza (camiye) yaklaşmayın" cümlesini Hz. Ali (r.a.) şöyle tefsir etmiştir: "Cünüplü kişi namaza yaklaşmasın. Fakat yolcuyken cünüp olur da su bulamazsa o durumda su buluncaya kadar namaz kılar." İbn Ebi Hatim bunu başka bir tarikle daha rivayet ettikten sonra şöyle demiştir: "İbn Abbas (r.a.)'tan yapılan rivayetlerden biri de bunun gibidir. Said b. Cübeyr ile Dahhak'tan da benzer sözler rivayet edilmiştir." Hz. Ali (r.a.)'ın sözünün aynısını Taben de rivayet etmiştir. Taberi Said b. Cübeyr, Mücahid, Hasan b. Müslim, Hakem b. Uteybe, Zeyd b. Eslem ve oğlu Abdurrahman'dan da benzer rivayetlerde bulunmuştur. Birçok tarikle Abdullah b. Kesir’den şöyle rivayet edilmiştir: Biz bunun yolculukta olduğunu işitirdik.

 

 

[2022] Bu görüşü destekleyici olarak İmam Ahmed ile Sünen sahiplerinin Ebu Zerr (r.a.) kanalıyla rivayet ettikleri Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şu hadisi zikredilebilir: "On yıl su bulamasa dahi temiz toprak Müslüman'ın temizlik maddesidir. Suyu bulduğunda ise onu derine sür. Çünkü o daha iyidir." Taberi iki görüşü zikrettikten sonra şöyle der: Bunların en isabetlisi ".....'' ifadesini "camideki yoldan geçen" diye tefsir eden görüştür. Çünkü bundan kasıt yolcu olsaydı, burada zikredilmişken sonraki "Eğer hasta olur veya bir yolculuk üzerinde bulunursanız" cümlesinde tekrar zikredilmesinin anlaşılabilir bir hikmeti olmazdı (bunu yolcu ile tefsir edecek olursak tamamen gereksiz bir tekrarlama gerçekleşmiş olur). Böylece ayetin manası şöyle olur: "Ey iman edenler! Siz sarhoşken, ne dediğinizi bilir hale gelinceye kadar namaz kılmak için camilere yaklaşmayın. Yine, cünüpken gusletmedikçe camilere yaklaşmayın. Ancak oradan (zorunlu olarak) geçiş yapmanıza izin vardır. Taberi devamla şöyle der: ".... abiri sebil''; yoldan karşıya geçene denir. Sözgelimi, "abertu't-tarika" cümlesi "yolu geçtim" manasına gelir. Fiil çekimi "....." şeklindedir. Kişi nehri geçip karşıya gittiğinde de "......" (Filan nehri geçti) denilir. Aynı şekilde uzun yolculuklarda yol kat etme gücünden dolayı yolculuğa dayanıklı deveye "....." denilir. Taberi'nin desteklediği bu görüş cumhurun görüşü, aynı zamanda ayetin zahirinden anlaşılan manadır. Böylece Yüce Allah, namazın maksadına ters düşen eksik ve noksan bir hal üzere namaz kılmaktan, namaz mahalline (cami) eksik ve noksan bir halde girmekten nehyetmektedir ki o hal kişiyi namaz ve namaz mahalli camiden uzak tutan cünüplük halidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Ayetteki, "Gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın" ifadesi üç İmam Ebu Hanife, Malik ve Şafii'nin, "Cünüplü kimse gusletmedikçe, suyun olmaması veya 1-herhangi bir şekilde onu kullanmaya gücünün yetmemesi durumunda ise teyemmüm etmedikçe camide durmasının haram olduğu" görüşüne delil teşkil etmektedir. İmam Ahmed ise abdest alması durumunda cünüplünün camide durabileceğini söylemiştir. Zira, İmam Ahmed ve Said b. Mansur, Sünen'lerinde sahih senetle sahabelerin böyle yaptıklarını rivayet etmişlerdir. Nitekim Said b. Mansur, Ata b. Yesar'dan şöyle nakletmiştir: "Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabında cünüplü iken, namaz için alınan abdestten alıp camide oturan kimseler gördüm. Bu rivayetin senedi Müslim'in koşullarını taşıyan bir senettir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"Eğer hasta olur veya bir yolculuk üzerinde bulunursanız, yahut sizden biriniz ayak yolundan gelirse, yahut kadınlara dokunup da (bu durumlarda) su bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin"

Teyemmümü mübah kılan hastalıktan kasıt su kullanıldığı taktirde bir organın kaybedilmesi, kusurlu hale gelmesi veya iyileşmesinin gecikmesinden korkulması halidir. Ayetin genel ifadesine dayanarak teyemmümü her türlü hastalıkta caiz gören alimler de vardır.

 

 

[2023] İbn Ebi Hatim, Mücahid'den, "Eğer hasta olursanız ... " ayeti hakkında şöyle nakleder: Bu ayet Ensar'dan biri hakkında nazil oldu. Hasta olmuştu ve kalkıp abdest alamıyordu. Kendisine su verecek bir hizmetçisi de yoktu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek durumunu anlattı. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti nazil etti, Bu rivayet mürseldir.

 

Yolculuk da herkesçe bilinen bir şeydir. Kısa veya uzun olması arasında bir fark yoktur.

 

"Yahut sizden biriniz ayak yolundan gelirse" buyruğunda geçen ".....: ğait" kelimesi alçak ve çukurca yere denir. Bununla küçük hadesten, yani tuvalet ihtiyacını gidermekten kinaye olunmuştur.

 

"Yahüt kadınlara dokunup" ifadesindeki mi hem "....." hem de "....." şeklinde okunmuştur. Müfessirler ve imamlar bunun manası hakkında ikiye ayrılmışlardır. Birincisine göre bu cima'dan kinayedir. Nitekim Allah (c.c) bir ayette, "Kendilerine mehir tayin ederek evlendiğiniz kadınları, temas etmeden boşarsanız, tayin ettiğiniz mehrin yarısı onların hakkıdır" (Bakara, 237) buyurmuştur. Bir ayette de, "Ey iman edenler! Mü'min kadınları nikahlayıp da, henüz temas etmeden onları boşarsanız, onları sayacağınız bir iddet süresince bekletme hakkınız yoktur" (AhzSb, 49) buyurmuştur (her iki ayette "dokunmak" cimadan kinayedir). İbn Ebi Hatim'in İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre o bu ayetteki dokunmayı cima ile tefsir etmiştir. Bu görüş Ali (r.a.), Übeyy b. Ka'b (r.a.), Mücahid, Tavus, Hasan-ı Basri, Ubeyd b. Umeyr, Said b. Cübeyr, Şa'bi, Katade ve Mukatil b. Hayyan'dan da rivayet edilmiştir. Taberi, Said b. Cübeyr'den şöyle nakleder:

 

Bir toplulukta (ayette geçen) "lems" hakkında konuşuldu. Bazı Acemler, "Bu cima değildir" dediler. Bazı Araplar ise, "Lems cimadır" dediler. Bunun üzerine İbn Abbas (r.a.)'a gidip, "Bazı Acemlerle Araplar lems konusunda ayrılığa düştüler. Acemler, 'Cima değildir, Araplar ise, cimadır' dediler" dedim. İbn Abbas (r.a.), "Sen hangi gruptaydın?" dedi. "Acemler tarafındaydım" dedim. "Acemlerin tarafı yenildi. Lems, mess ve mübaşere kelimeleri cima manasına gelir. Fakat Allah dilediğini dilediğiyle kinaye eder" dedi. Taberi daha sonra başka bir tarikten bunun benzerini rivayet etmiştir. Taberi yine başka bir tarikle İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Lems, mess ve mübaşere cima demektir. Fakat Allah dilediğiyle kinaye eder." Taberi yine İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Mülamese cima demektir. Fakat Allah kerem sahibidir, dilediğiyle kinaye eder." İbn Abbas (r.a.)'ın böyle dediği birçok sahih tarikten gelmiştir.

 

Taberi daha sonra şöyle demiştir: Diğerleri ise, "Allah (c. c) bununla insanın eli veya başka bir uzvuyla başkasına dokunmasını kastetmiştir" demişler ve bedeninin herhangi bir yeriyle kadının bedeninin herhangi bir yerine dokunan adama abdest almanın vadp olduğunu söylemişlerdir. Taberi daha sonra Tarık yoluyla İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:

 

"Lems cima dışındaki ondan daha basit şeylerdir." Sonra birçok tarikle bunun benzerini rivayet etmiştir. Sonra Ebu Ubeyde'den, İbn Mes'ud (r.a.)'ın, "Öpmek mess kabilindendir ve ondan dolayı abdest gerekir" dediğini rivayet etmiştir. Taberani kendi senediyle İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: Adam kadına sarılmak, eliyle dokunmak ve öpmekten dolayı abdest alır. Sonra şöyle demiştir: İbn Mes'ud (r.a.) "Yahut kadınlara dokunup" hakkında "Bu (el ile bir yerini) sıkmaktır" derdi. Taberi, Nafi"den şöyle nakleder: İbn Ömer (r.a.) kadın öpmekten dolayı abdest alır, ondan dolayı abdest almanın gerektiğini düşünür ve "Bu da limas'tandır (Limas ve mülamese ayette geçen fiilin masdarlarıdır)" derdi. İbn Ebi Hatim ve Taberi, İbn Mes'ud (r.a.)'tan, "Lems cimadan aşağı şeylerdir" dediğini rivayet etmişlerdir. İbn Ebi Hatim daha sonra şöyle demiştir: İbn Ömer, Ubeyde, Ebu Osman en-Nehdi, Ebu Ubeyde (İbn Mes'ud (r.a.)'ın oğlunu kastediyor), Şa'bi, Sabit b. Haccac, İbrahim en-Nehai ve Zeyd b. Eslem'den de böyle rivayet edilmiştir.

 

Ben derim ki: İmam Malik de, Salim b. Abdullah b. Ömer'den şöyle nakleder: Babam, "Adamın karısını öpmesi ve ona eliyle dokunması dokunmadandır. Dolayısıyla kim karısını öper veya eliyle ona dokunursa abdest alması gerekir" derdi. Hafız Darekutni de mü'minlerin emiri Hz. Ömer (r.a.)'tan bunun benzerini rivayet etmiştir. Ancak başka bir tarikle yaptığımız rivayete göre Hz. Ömer (r.a.) karısını öper, sonra abdest almadan namaz kılardı. Dolayısıyla ondan gelen rivayetler farklı farklıdır. Öyle olunca, rivayet sahihse, onun abdest alma yönündeki görüşü onu müstehap gördüğü manasında yorumlanır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

İmam şam ve arkadaşlarıyla İmam Malik'in dokunmanın abdesti bozduğu görüşü, İmam Ahmed b. Hanbel'den gelen meşhur rivayettir. Bu görüşü destekleyenler şöyle demişlerdir: Bu ayet "lemestüm" ve "lamestüm" şeklinde okunmuştur. Lems ise şeriatta, el ile dokunma manasında kullanılır. Nitekim Yüce Allah "Eğer sana kağıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik de onlar elleriyle onu tutmuş olsalardı (.....) ... " (En'am, 7) buyurmuştur. Yani, elleriyle dokunsalardı.

 

 

[2024] Maiz zina ettiğine dair ikrarda bulunduğunda, ikrarından geri çevirmek için Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona "Belki de onu öpmüş veya ona dokunmuşsundur (.....)" demişti.

 

 

[2025] Sahih bir hadiste de: "Elin zinası dokunmaktır (.....)" buyurulmuştur.

 

 

[2026] Aişe (r.anha), "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bize uğrayıp öpmediği ve dokunmadığı günler azdı" demiştir.

 

 

[2027] Bu kelimenin dokunma manasında kullanıldığına bir örnek de, "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mülamese alım satımından men etti" hadisidir. Zıra, bu satımın ne olduğuna dair iki tefsire göre de manası el ile dokunma olmaktadır.

 

Bunlar şöyle demişlerdir: Bu kelime dilde cima manasında kullanıldığı gibi el ile dokunma manasında da kullanılır. Nitekim şair şöyle der: Zenginlik dileyerek elimi eline dokundurdum.

 

 

[2028] Bunlar ayrıca İmam Ahmed b. Hanbel'in Muaz b. Cebel (r.a.)'tan rivayet ettiği şu hadisi de görüşlerine destek yaparlar: Bir adam Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek, "Ya Rasulallah! Bir adam tanımadığı bir kadınla karşılaşır ve ona erkeğin kadına yaptığı her şeyi yapar, fakat onunla cima etmezse, bu kimse hakkında ne dersin?" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah, "Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır." (Hud, 114) ayetini nazil etti. Daha sonra Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona, "Abdest al, sonra namaz kıl" buyurdu. Muaz b. Cebel (r.a.) der ki: Ben "Ya Rasulallah! Bu sadece ona mahsus mudur, yoksa tüm mü'minler hakkında mıdır?" dedim. "Bilakis tüm mü'minler hakkındadır" buyurdu. Bunu Tirmizi rivayet etmiş ve "Muttasıl değildir" demiştir. Nesai de İbn Ebi Leyla'dan mürselolarak rivayet etmiştir. Bu görüştekiler, "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona abdest almasını emretti. Çünkü kadına dokunmuş, onunla cima yapmamıştı" demişlerdir. Buna şöyle cevap verilmiştir: Senedinde İbn Ebi Leyla ile Muaz b. Cebel arasında kopukluk vardır. Çünkü İbn Ebi Leyla, Muaz b. Cebel ile karşılaşmamıştır. Şu cevap da verilmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ona abdest ve namazı tevbe için emretmiş olması mümkündür.

 

 

[2029] Nitekim daha önce geçen Bbu Bekir Sıddik (r.a.) hadisinden Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Bir günah işlemiş herhangi bir kul abdest alıp iki rekat namaz kılarsa mutlaka Allah onu bağışlar .... " Bu hadis Al-i İmran suresinde, "Yine onlar ki bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah'ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tevbe-istiğfar ederler." (135. ayet) geçti.

 

İmam Taberi, daha sonra şöyle demiştir: İki görüşten en isabetlisi bundan "lems"in başka değil, sadece cima manasının kastedildiğini söyleyen görüştür. Çünkü sahih rivayetlerde Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in bazı hanımlarını öpüp sonra abdest almadan namaz kıldığı sabittir.

 

 

[2030] İmam Taberi daha sonra Aişe (r.anha)'dan şöyle rivayet etmiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdest alır, sonra (hanımlarını) öper, sonra abdest almadan namaz kılardı. 

 

 

[2031] Sonra, yine Aişe (r.anha)'dan şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hanımlarından birini öptü, sonra abdest almadan namaza çıktı." Aişe (r.anha)'dan rivayet eden Urve der ki: Ona, "O senden başka kimdir ki?" dedim. O da güldü. Ebu Davud, Tirmizi ve İbn Mace de bir grup hocalarından, onlar da Veki'den böyle rivayet etmişlerdir.

 

 

[2032] Taberi Aişe (r.anha)'dan şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdest aldıktan sonra beni öper, sonra yeniden abdest almazdı."

 

 

[2033] İmam Ahmed, Aişe (r.anha)'dan şöyle rivayet etmiştir: "Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) öptü ve sonra abdest almadan namaz kıldı." Bunu Ebu Davud ile Nesai rivayet etmişlerdir.

 

 

[2034] Yine Taberi'nin Ümmü Seleme'den rivayet ettiğine göre Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdestliyken onu öper, sonra ne orucunu bozar ne de abdest alırdı. 

 

 

[2035] Yine Taberi, Zeyneb es-Sehmiyye'den şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) öper, sonra abdest almadan namaz kılardı. Bunu İmam Ahmed de Zeyneb'in Aişe (r.anha)'dan bu şekildeki nakliyle rivayet etmiştir.

 

"Su da bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin."

Birçok fakih bu ayetten, suyu olmayan kimsenin ancak onu aradıktan sonra teyemmüm edebileceği; onu arayıp bulamadığında teyemmüm etmesinin caiz olacağı sonucunu çıkarmışlardır. Nasıl arayacağını da fıkıh kitaplarında yazılı olduğu şekilde açıklamışlardır. Bu kitapların ilgili konularında bunlar ortaya konmuştur.

 

 

[2036] Nitekim Buhari ve Müslim, İmran b. Husayn (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) cemaatle arasında namaz kılmayan, bir kenara çekilmiş duran bir adam gördü. "Ey filan, seni bu cemaatle birlikte namaz kılmaktan alıkoyan şey nedir? Sen Müslüman bir adam değil misin?" dedi. Adam, "Müslüman'ım ya Rasulallah! Fakat cünüp oldum ve hiç suyum da yoktur" dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Toprağa yönel (onunla teyemmüm et); zıra o sana yeter." buyurdu. O yüzden Yüce Allah, "Su da bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin" buyurmuştur.

 

Teyemmüm lugatta yönelmek demektir. Araplar, "....." derler. Yani, Allah sana korumasıyla yönelsin. Bu, İmriul-Kays'ın şiirinde de bu manadadır:

 

Ölümün gelmekte olduğunu,

Ayakları altındaki çakıllara kan aktığını görünce.

Daric denen yerdeki su pınarına yöneldi.

Çitilleri büyümüş üzerine gölge yapıyordu.

 

Said (.....) kelimesinin manası hakkında, bazıları, "Yeryüzünde bulunan her şeydir" demiştir. Buna göre toprak, çakıl, ağaç, taş ve bitki said kapsamındadır. Bu İmam Malik'in görüşüdür. Kimi, "Yeryüzünde bulunan toprak cinsinden olan her şeydir" demiştir. Bu durumda toprak, kum, zırnık ve alçı bu kapsamdadır. Bu da İmam Ebu Hanife'nin görüşüdür. Bunun sadece toprak olduğu da söylenmiştir ki bu da İmam Şafii ve İmam Ahmed b. Hanbel ile arkadaşlarının görüşüdür. Bunlar görüşlerine Allah'ın (cc) "Belki de Allah senin bağına ise gökten yıldırımlar gönderir de bağ kupkuru bir toprak haline gelir" (Kehf, 40) buyruğunu delil göstermişlerdir. Çünkü bu ayetteki said'in manası "pürüzsüz ve temiz toprak" tır.

 

 

[2037] Diğer delilleri, Müslim'in Huzeyfe b. Yeman (r.a.)'tan rivayet ettiği Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şu hadisidir: "Biz insanlara (diğer ümmetlere) üç şeyle üstün yapıldık: Saflarımız meleklerin safları gibi kılındı. Yeryüzünün her yeri bize mescid kılındı. Yeryüzünün toprağı da suyu bulamadığımız durumlarda temizleyici kılındı." Başka bir rivayette, "Su bulamadığımızda yerin toprağı bize temizleyici kılındı. " Bu görüştekiler derler ki: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) nimetleri zikretme makamında temizleyici olarak sadece toprağı zikretmiştir. Onun yerini tutan başka şeyler de olsaydı Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onları da zikrederdi.

 

Buradaki tayyib (.....) ise kimisi tarafından helal ile kimisi tarafından "necis olmayan, temiz" diye tefsir edilmiştir.

 

 

[2038] Nitekim İmam Ahmed'in ve İbn Mace dışındaki Sünen sahiplerinin Ebu Zerr (r.a.)'tan rivayet ettiklerine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "On yıl su bulamasa dahi temiz toprak Müslüman'ın temizlik maddesidir. Suyu bulduğunda ise onu derine sür. Çünkü o daha iyidir. " Tirmizi, "Hasen ve sahih hadistir" demiş, İbn Hibban da sahih olduğunu söylemiştir. Hafız Bezzar da Müsned'inde Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayet etmiş ve sahih olduğunu söylemiştir. Hafız el-Kattan da sahih olduğunu belirtmiştir. İbn Abbas (r.a.) da, "En tayyib (temiz) toprak ziraat toprağıdır" demiştir. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiş, İbn Merduyeh de tefsirinde merfU olarak rivayet etmiştir.

 

"Yüzlerinize ve ellerinize sürün." Teyemmüm, temiz olmayı sağlama bakımından abdestten bedeldir. Ama tüm azalara uygulama bakımından ondan bedel değildir. Tersine onda sadece yüz ile elleri meshetmek icmayla yeterlidir. Fakat teyemmümün nasıl yapılacağı hususunda birkaç farklı görüş vardır. Birincisi İmam Şafii'nin yeni mezhebindeki görüşüdür. Buna göre eller toprağa iki defa vurulup yüz ile dirseklere kadar eller meshedilir. Çünkü el (yed) kelimesi abdest ayetinde olduğu gibi hem omza kadar olan kısım, hem dirseğe kadar olan kısım için kullanılabilir. Hırsızlar hakkındaki "Onların ellerini kesin" ayetinde olduğu gibi sadece bileğe kadar olan kısım için de kullanılabilir. Bunlar şöyle demişlerdir: "Temizleyici olma" ortak özelliklerinden dolayı teyemmüm konusunda elin abdest ayetinde geçen el manasında alınması daha uygundur.

 

 

[2039] Bazıları Darekutni'nin İbn Ömer (r.a.)'tan yaptığı şu rivayeti zikretmişlerdir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Teyemmüm iki vuruştur. Bir vuruş yüz için, bir vuruş da dirseklere kadar kollar içindir. " buyurdu. Fakat bu sahih değildir. Çünkü senedinde kendileriyle hadisin sabit olamayacağı zayıf raviler vardır.

 

 

[2040] Ebu Davud da İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ellerini duvara vurup onunla yüzünü meshetti. Sonra bir kez daha vurup dirseklerini meshetti." Fakat bunun senedinde Muhammed b. Sabit el-Abdi vardır. Muhaddisler onu zayıf saymışlardır. Başka sikalar bunu İbn Ömer (r.a.)'ın fiili olarak rivayet etmişlerdir. Nitekim Buhari, Ebu Zür'a ve İbn Adiyy, "Doğru olan da budur" demişlerdir. Beyhaki de, "Bu hadisin merfu olarak rivayeti münkerdir" demiştir.

 

 

[2041] İmam Şafii buna İbn Simme'nin şu rivayetini delil getirmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) teyemmüm etti ve onda yüzü ile kollarını meshetti. 

 

 

[2042] Taberi, Ebu Cüheym'den şöyle rivayet eder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i küçük abdest bozarken gördüm ve selam verdim. İşini bitirene kadar selamımı almadı. Bitirince kalkıp ellerini duvara vurarak onunla yüzünü meshetti. Sonra ellerini duvara bir kez daha vurarak onunla ellerini dirseklere kadar meshetti. Sonra bana selam verdi. 

 

İkinci görüş: Elleri toprağa iki defa vurarak yüzü, bileklere kadar da elleri meshetmektir. Bu, İmam Şafii'nin ilk mezhebindeki görüşüdür.

Üçüncü görüş: Elleri bir defa vurup onunla yüz ile elleri meshetmek yeterlidir.

 

 

[2043] İmam Ahmed b. Hanbel, Abdurrahman b. Ebza'dan şöyle nakleder: Bir adam Hz. Ömer (r.a.)'a gelerek, "Ben cünüp oldum ve su bulamadım" dedi. Ömer (r.a.), "O zaman namaz kılma" dedi. Bunun üzerine Ammar (r.a.), "Ey mü'minlerin emiri, hatırlamıyor musun? Sen ile ben bir müfrezede iken cünüp olmuş ve su bulamamıştık. Sen namaz kılmamış, ben ise toprağa bulanıp namaz kılmıştım. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına geldiğimizde bunu anlatınca, "Şöyle yapman yeterliydi" buyurduktan sonra elini toprağa vurmuş, ona üfledikten sonra yüzünü ve ellerini onunla meshetmişti" dedi.

 

 

[2044] İmam Ahmed b. Hanbel, yine Ammar (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) teyemmüm hakkında şöyle buyurdu: "Yüz ile eller için bir vuruştur!"

 

 

[2045] (Hadisin Başka Tariki:) İmam Ahmed b. Hanbel, Şakik'ten şöyle nakleder: Abdullah ve Ebu Musa el-Eş’ari ile birlikte oturuyorduk. Ebu Musa el-Eş'ari, Abdullah'a, "Bir adam su bulamadığında namaz kılmasa?" dedi. Abdullah, "Hayır" dedi. Bunun üzerine Ebu Musa el-Eş’ari şöyle dedi: "Hatırlamıyor musun? Hani Ammar (r.a.) Ömer (r.a.)'a şöyle demişti: Hatırlamıyor musun? Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ben ile seni bir deve için göndermişti. Ben cünüp olmuş ve (teyemmüm ediyorum diye) toprağa bulanmıştım. Yanına döndüğümde bunu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e anlatmıştım. O da gülerek "Şöyle yapman yeterliydi" deyip ellerini toprağa vurmuştu. Sonra bu bir vuruşla ellerinin tamamını ve yüzünü meshetmişti. Bunun üzerine Abdullah şöyle dedi: "Şüphesiz öyle olmuştu. Fakat Ömer'i bu konuda ikna olmuş görmedim" dedi. Ebu Musa el-Eş’ari, "Peki Allah'ın (c.c), 'Su bulamamışsanız o zaman temiz bir toprakla teyemmüm edin' ayeti ne olacak?" dedi. Abdullah ne söyleyeceğini bilemedi ve şöyle dedi: "Teyemmüme izin verecek olursak bir kimse tutup su cildini üşütecek diye teyemmüm edebilir."

 

Yüce Allah Maide suresinde, "Yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün." (Maide, 6) buyurmuştur. İmam şam bunu, teyemmüm edilen şeyin, tozu olan ve yüzle ellere ondan bir şeyler bulaşan temiz toprak olmasının şart olduğuna delil göstermiştir.

 

 

[2046] Kendisinin de daha önce geçen senetle İbn Simme’den rivayet ettiğine göre; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) küçük abdestini bozarken yanından geçmiş. Selam vermiş, fakat Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) almamış. Işini bitirdikten sonra kalkıp duvara gelmiş ve onu yanındaki bir sopayla kazımış. İki elini ona vurmuş, sonra onunla yüzünü ve kollarını meshetmiş.

,

Yüce Allah (Maide'suresindeki) o ayette daha sonra şöyle buyurur: ''Allah" size gönderdiği bu dinin kurallarında "Sizin için hiçbir güçlük yapmak istemez. " O yüzden su bulamadığınızda toprak vs. ile teyemmüme yönelmeyi size mübah kılmıştır. "Fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz." Bu sebeple teyemmüm diğer hiçbir ümmete değil sadece bu ümmete meşru kılınmıştır.

 

 

[2047] Nitekim Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde yer alan Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan rivayet edilmiş bir hadiste Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Bana, benden önceki hiçbir kimseye verilmemiş beş şey verildi: Bir aylık mesafeden (kafirlerin kalplerine salınan) korkuyla desteklendim. Yer bana mescid ve temizleyid kılındı. Dolayısıyla, ümmetimden her kime namaz erişirse namaz kılsın. (başka bir rivayette, "Onun temizleyid maddesi ve mesddi yanındadır"). Ganimet benden önce hiç kimseye helal değilken bana helal kılındı. Bana şefaat hakkı verildi. Her peygamber kendi kavmine gönderilirdi, ben ise tüm insanlara gönderildim. "

 

 

[2048] Daha önce geçen Sahih-i Müslim'deki Huzeyfe (r.a.) hadisinde de Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Biz insanlara (diğer ümmetlere) üç şeyle üstün kılındık: Saflarımız meleklerin saflan gibi yapıldı. Yeryüzünün her yeri bize mescid kılındı. Yeryüzünün toprağı da suyu bulamadığımız durumlarda temizleyid kılındı. "

 

Yüce Allah bu ayet-i kerimede şöyle buyuruyor: " ... Yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz Allah çok affedid ve bağışlayıcıdır." Yani, Allah'ın kolaylık ve ruhsat olarak teyemmümü meşru kılıp su bulamadığınızda onunla namaz kılmanıza izin vermesi O'nun (c.c) sizi afvı ve bağışlaması kabilindendir. Çünkü, bu ayet-i kerimede sarhoş ayılıncaya ve söylediğini idrak edinceye, cünüplü gusledinceye, kendisinden hades sadır olan da abdest alıncaya kadar namazı eksik eda etmekten önlenmek istenmiş ve bundan hasta ile su bulamayan istisna edilmişken; Allah (c.c) kullarına olan şefkat ve merhametinden onlara bir kolaylık olmak üzere (noksanlık bulunduğu halde) teyemmüme izin vermiştir. Hamd Allah'a mahsus, lütuf yalnız O'ndandır.

 

 

Teyemmümün Meşru Kılmış Sebebi:

 

Bunu burada zikretmemizin sebebi Nisa suresindeki bu ayetin Maide suresindeki ayetten (6. ayet) önce inmiş olmasıdır. Şöyle ki; Bu ayet içkinin kesin biçimde haram kılınmasından önce nazil olmuştur. İçki ise Uhud gazvesinden kısa bir süre sonra haram kılınmıştır. Hatta yasaklayan ayetin Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Nadiroğullarını kuşatması esnasında indiği söylenir. Maide suresindeki, özellikle başlarındaki ayetler ise Kur'an'ın en son nazil olan ayetlerindendir. Bu yüzden teyemmümün meşru kılın ma sebebinin burada zikredilmesi uygun olacaktır. Güvencemiz yalnız Allah'tır.

 

 

[2049] İmam Ahmed b. Hanbel'in Hz. Aişe (r.anha)'dan naklettiğine göre; o (r.anha) Esma (r.anha)'dan bir gerdanlık ödünç almış ve bu kaybolmuştu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu bulmaları için adamlar göndermiş ve onlar da bulmuşlardı. Bu arada namaz vakti gelmişti ve yanlarında su yoktu. Onlar da abdestsiz namaz kılmışlardı. Bu durumdan Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e şikayetçi olmaları üzerine Yüce Allah teyemmüm ayetini nazil etti. Bunun üzerine Üseyd b. Hudayr, Aişe (r.anha)'ya, "Allah seni güzelliklerle mükafatlandırsın. Vallahi başına hoşlanmadığın ne geldiyse Allah (c.c) onda sen ve Müslümanlar için bir hayır yaptı."

 

 

[2050] (Hadisin başka bir tariki:) İmam Buhari Aişe (r.anha)'dan şöyle nakleder: Seferlerinin birine Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte çıktık. Beyda (veya Zatu'l-Ceyş -tereddüt Aişe (r.anha)dandır-) denen yere geldiğimiz zaman, gerdanlığım kopup düştü. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve beraberindeki insanlar onu aramaya koyuldular. Ordunun konakladığı yer su başı değildi ve yanlarında su da yoktu. İnsanlar Ebu Bekir'e gelip, "Şu Aişe'nin ettiğine bak! Hz. Peygamber'i ve hepimizi susuz bir yerde, üstelik elimizde su olmadığı halde durmaya mecbur etti" dediler. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir yanıma geldi. O esnada Allah Resulü başını dizime koymuş uyuyordu. Bana, 'Resulullah'ı ve insanları alıkoydun. Ne konakladıkları yerde su var, ne de yanlarında' diyerek çıkıştı."

 

Hz. Aişe olayı anlatmaya şöyle devam etti: "Ebu Bekir beni azarladı ve bana ağzına geleni söyledi. Eliyle böğrüme vurmaya başladı. Ama yerimden kımıldamadım. Çünkü Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dizimde uyuyordu. Sabahleyin Rasulullah uyandığında elde hiç su yoktu. Bunun üzerine Allah Teala teyemmüm ayetini indirdi ve insanlar teyemmüm ettiler. Üseyd b. Hudayr da, 'Ey Ebu Bekir'in ailesi, bu sizin vesile olduğunuz ilk hayır değildir' dedi. Hz. Aişe son olarak şunları dedi: "Üzerinde yolculuk yaptığım deveyi kaldırdığımız zaman, gerdanlığı altında bulduk." Bunu Buhari ayrıca Kuteybe ve İsmail'den, Müslim de Yahya b. Yahya'dan rivayet etmiştir.

 

 

[2051] İmam Ahmed b. Hanbel, Ammar b. Yasir'den şöyle nakleder:

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hanımı Aişe'nin (r.anha) yanında olduğu bir seferde iken Ulatu'l-Ceyş (Zatu'l-Ceyş) denen yerde gece dinlenmek için konakladığında, Aişe (r.anha)' nın zafar taşından yapılma bir gerdanlığı koptu. Gerdanlığını arama sebebiyle insanlar yoldan alıkondular. Bu, gün ağarıncaya kadar devam etti. İnsanların yanlarında su yoktu. Bunun üzerine Allah (c.c) Peygamber'ine (Sallallahu aleyhi ve Sellem) temiz toprakla temizlenmeyi meşru kılan ayetini indirdi. Müslümanlar Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile kalkıp ellerini yere vurdular, sonra topraktan hiçbir şey almaksızın kaldırdılar. Onunla yüzlerini ve omuzlara kadar ellerini, avuçlarının içinden de koltuk altlarına kadar meshettiler.

 

 

[2052] Bu olayı Taberi de Ebu Yakzan'dan şöyle rivayet etmiştir: Biz Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikteydik. Aişe (r.anha)'nın bir gerdanlığı kayboldu. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gün ağırana kadar orada kaldı. Ebu Bekir (r.a.) Aişe (r.anha)'ya kızdı. Bu olay üzerine Allah (c. c) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e temiz toprağa teyemmüm ruhsatı ve izni veren bu ayeti indi. Ebu Bekir (r.a.) Aişe (r.anha)'nın yanına girerek, "Sen gerçekten bereketli birisin. Senin sebebinle bir ruhsat indi" dedi. Ellerimizi toprağa bir defa yüzümüz bir defa da omuz ve koltuk altına kadar kollarımız için vurduk. 

 

 

[2053] Hafız İbn Merduyeh, Esla' b. Şureyk'ten şöyle rivayet etmiştir: (Bir yolculukta) Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in devesini yürütüyordum. Soğuk bir gecede cünüp oldum. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yola çıkmak istedi. Cünüp halimle devesini yürütmek istemedim. Soğuk suyla guslettiğim taktirde de ölmek veya hasta olmaktan korktum. Ensar'dan birine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in devesini yürütmesini söyledim. Sonra (Güneş veya ateşte) ısınmış birkaç sıcak taşı suya atarak onu ısıtıp guslettim. Sonra Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve ashabına yetiştim. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ey Esla'! Neden bineğinin değişmiş olduğunu görüyorum?" dedi. "Ya Rasulallah! O bineği ben yürütmedim, Ensar'dan biri yürüttü" dedim. "Neden?" diye sordu. "Cünüp oldum ve soğuğun bana zarar vermesinden korktum. Bu yüzden ona bineği yürütmesini söyledim. Ben de birkaç taşı kızdırıp onunla suyu ısıttım ve o suyla guslettim" dedim. Bunun üzerine Yüce Allah, "Ey iman edenler! Siz sarhoş iken -ne söylediğinizi bilinceye kadar- cünüp iken de -yolcu olan müstesna- gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın ... Şüphesiz Allah çok affedici ve bağışlayıcıdır" ayetini nazil etti. Bu, ondan başka bir tarikle de rivayet edilmiştir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

44. Kendilerine Kitap'tan nasip verilenlere baksana! Kendileri sapkınlığı satın aldıkları gibi sizin de yolda sapmanızı istiyorlar!

45. Allah düşmanlarınızı sizden daha iyi bilir. Gerçek bir dost olarak Allah yeter, bir yardımcı olarak da Allah kafidir.

46. Yahudilerden (olan düşmanlarınızı bilir). Onlar kelimeleri yerlerinden değiştirirler, dillerini eğerek, bükerek ve dine saldırarak (Peygambere karşı) "İşittik ve karşı geldik", "duy duymaz olası", "raina" derler. Eğer onlar "İşittik, itaat ettik, dinle ve bizi gözet" deselerdi şüphesiz kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olacaktı. Fakat küfürleri sebebiyle Allah onları lanetlemiştir. Artık pek az iman ederler.