|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Nisa Suresi 47 ve 48.ayetler |
Ehl-i Kitab'a İman
Çağrısı Yinelemesi
47. Ey kendilerine
kitap verilenler! Biz, birtakım yüzleri silip dümdüz ederek arkalarına çevirmezden,
yahut onları cumartesi adamları gibi lanetlemeden önce, size gelenleri
doğrulamak üzere indirdiğimize iman edin. Allah'ın emri daima yerine
getirilmiştir.
48. Allah, kendisine
ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını ise dilediği kimse için
bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş
olur.
Tefsiri:
Yüce Allah kitap ehline,
Allah'ın kulu ve Rasulü Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e ellerindekini
müjde haberlerini doğrulayıcı olarak indirilen muazzam kitaba iman etmelerini
emretmekte ve bunu yapmamaları durumu için şu tehditle bulunmaktadır:
"Birtakım yüzleri silip dümdüz ederek arkalarına çevirmezden, yahut onları
cumartesi adamları gibi lanetlemeden önce ... " Bazıları, "Yüzlerin
silinmesi (tams)" yüzün geriye döndürülmesi, gözlerin başın arka tarafında
yapılmasıdır" demişlerdir. Bunun şu manaya gelmesi de mümkündür:
"Yüzleri silip onda kulak, göz ve başka hiçbir şey bırakmadan, yüzde
hiçbir şey kalmamışken yine de arkasına çevirmeden önce." Avfi, İbn Abbas
(r.a.)'tan bu ayet hakkında şöyle nakleder:
Yüzlerin silinmesi'nden
kasıt kör edilmeleri, arkalarına çevrilmeleri ise yüzlerinin ense tarafında
olmasıdır. Böylece onlar arkaya doğru yürürler. Onların enselerinde iki göz
yaparız. Katade ve Atiyye el-Avfi de böyle demişlerdir. Bu ceza ve azap olarak
daha etkilidir. Bu Allah'ın, onların haktan ayrılıp batıla yönelmeleri,
aydınlık yolu bırakıp sapıklık yollarına girmeleri, böylece arkalarına doğru ve
gerisin geriye yüzmelerine verilmiş bir örnektir. Bu bazılarının, Allah'ın
(c.c) "Biz, onların boyunlarına halkalar geçirdik. O halkalar çenelere
kadar dayanmaktadır. Bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır. Önlerinden bir set ve
arkalarından bir set çektik de onları kapattık, artık göremezler" (Yasin,
8-9) buyruğu hakkında, "Bu Allah'ın (c.c) onların sapıklıkları ve
hidayetten uzak olmaları hakkında verdiği bir örnektir" diyenlerin sözüne
benzemektedir. Mücahid der ki: "Yüzleri silmek"ten kasıt doğru yolsan
sapmaları "arkalarına çevrilmeleri" ise sapıklığa girmeleridir. İbn
Ebi Hatim der ki: İbn Abbas (r.a.) ile Hasan-ı Basri’den de böyle rivayet
edilmiştir. Süddi, "Arkalarına çevirmezden önce" ifadesini,
"Onları haktan engeHeyip kafirler olarak döndürmezden ve maymunlara
çevirmezden önce" diye tefsir etmiştir. İbn Zeyd de, "Onları Hicaz
topraklarından Şam topraklarına sürmezden evvel" diye tefsir etmiştir.
Ka'b el-Ahbar'ın bu ayeti işitince Müslüman olduğu söylenir.
Taberi, İsa b.
Muğıre'den şöyle nakleder: İbrahim'in yanında Ka'b'ın Müslüman olmasından bahsettik.
"Ka'b Hz. Ömer (r.a.) zamanında Müslüman oldu" dedi. Ka'b Kudüs'e
gitmek üzere yola çıkmıştı ve Medine'ye uğradı. Hz. Ömer'le (r.a.)
karşılaştığında Ömer (r.a.) ona, "Ey Ka'b, Müslüman ol!" dedi. Ka'b,
"Siz kitabınızda "Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel
etmeyenlerin durumu, ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir"
(Cuma, 5) ayetini okuyorsunuz. Ben de Tevrat'la yükümlü tutulanlardanım"
deyince Ömer (r.a.) onu bıraktı. Sonra Humus'a gitti. Orada Humus'lu birinin
hüzünle, "Ey kendilerine kitap verilenler! Biz, birtakım yüzleri silip
dümdüz ederek arkalarına çevirmezden, yahut onları Cumartesi adamları gibi
lanetlemeden önce, size gelenleri doğrulamak üzere indirdiğimize iman
edin" ayetini okurken işitti. Bunun üzerine Ka'b, bu ayetin etkisini
kendisinde göstermesinden korkarak, "Ey Rabbim, iman ettim, ey Rabbim
Müslüman oldum" dedi. Sonra dönüp Yemen' deki ailesinin yanına gitti.
Sonra onları Müslüman olmuş kimseler olarak (Medine'ye) getirdi.
Bunu İbn Ebi Hatim de
başka bir tarik ve başka bir lafızla şöyle rivayet etmiştir: Ebu İdris Aizullah
el-Havlani şöyle anlattı: Ebu Müslim el-Celili, Ka'b'ın hocasıydı ve Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'a gitmede yavaş davrandığından dolayı onu
yererdi. Bir gün Ka'b'ı, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
(müjdelenen peygamber) olup olmadığına bakması için gönderdi. Ka'b der ki:
Bineğe binip Medine'ye geldim. Kur'an okuyan birini, "Ey kendilerine kitap
verilenler! Biz, birtakım yüzleri silip dümdüz ederek arkalarına çevirmezden,
yahut onları Cumartesi adamları gibi lanetlemeden önce, size gelenleri
doğrulamak üzere indirdiğimize iman edin" ayetini okurken işittim. Derhal
suya koşup yıkandım. Silinmesi korkusuyla ellerimle yüzümü siliyordum. Sonra
Müslüman oldum.
"Yahut onları
cumartesi adamları gibi lanetlemeden önce" Yani, Cumartesi yasağını
avlanmada hileye kaçarak çiğneyenler gibi. Bunlar mayvmunlara ve domuzlara
çevrilmiştir. Bunların kıssası A'raf suresinde gelecektir.
"Allah'ın emri
daima yerine getirilmiştir." Yani, Allah bir emir verdiğinde ona karşı
gelinemez ve engellenemez.
Allah Sadece Şirki
Bağışlamaz:
Yüce Allah daha sonra
şunu bildiriyor: ''Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz" Yani,
huzuruna kendisine ortak koşmuş halde gelen hiçbir kulu bağışlamaz.
"Bundan başkasını" günahları "ise" kullarından
"dilediği kimse için bağışlar. "
Bu ayet-i kerimeyle
ilgili bazı hadisler varit olmuştur. Şimdi bunlardan bazılarını zikredelim:
[2054] (Birinci hadis:)
İmam Ahmed b. Hanbel, Aişe (r.anha)'dan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Amel defterleri (yani onlarda yazılı
günahlar) Allah katında üç çeşittir. Biri Allah'ın önemsemeyeceği defter.
Diğeri Allah'ın hepsinin hesabını göreceği defter. Diğeri de Allah'ın
(sahibini) bağışlamayacağı defterdir. Allah'ın bağışlamayacağı defter Allah'a
ortak koşmaktır. Yüce Allah, ''Allah, kendisine ortak koşulmasını asla
bağışlamaz" (Nisa, 116) buyurmuştur. Yine, "Her kim Allah'a ortak
koşarsa muhakkak Allah cenneti ona haram kılar" (Maide, 72) buyurmuştur.
Allah'ı hiç önemsemeyeceği defter kulun tutmadığı bir oruç veya terk ettiği bir
namaz gibi kendisi ile Rabbi arasında olan günahların bulunduğu defterdir. Allah
(c.c) dilerse bunları bağışlar ve affeder. Allah'ın hiçbirini bırakmaksızın
hepsinin hesabını göreceği divan ise kulların birbirlerine zulmetmeleridir.
Bunlarda kaçınılmaz olarak kısas vardır. " Bunu sadece İmam Ahmed rivayet
etmiştir.
[2055] (İkinci hadis:)
Hafız Ebu Bekir el-Bezzar, Müsned'inde Enes b.
Malik (r.a.)'tan Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Zulüm üç çeşittir. Biri Allah'ın bağışlamayacağı, diğeri bağışlayacağı,
diğeri de hepsinin hesabını göreceği zulüm. Allah'ın bağışlamayacağı zulüm
şirktir. Yüce Allah, "Şüphesiz şirk büyük bir zulümdür" (Lokman, 13)
buyurur. Allah'ın bağışlayacağı zulüm kulların kendileriyle Allah arasında olan
hususlarda nefislerine zulümleridir. Allah'ın bırakmadığı zulüm ise kulların
birbirlerine zulümleridir. Allah haklarını birbirlerine mutlaka ödettirecektir.
"
[2056] (Üçüncü Hadis:)
İmam Ahmed b. Hanbel, Muaviye (r.a.)'tan şöyle nakleder: Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Her günahı Allah'ın
bağışlaması umulur. Ancak kafir olarak ölen veya bir mü'mini kasten öldüren
kimse başka. " Bunu Nesai de rivayet etmiştir.
[2057] (Dördüncü Hadis:)
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Zerr (r.a.)'tan, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: ''Allah (c.c), Ey kulum, bana
kulluk etmemişken bir de benden ümitlendin. Ben kusurlarına rağmen seni
bağışlıyorum. Ey kulum! Sen benimle huzuruma yer dolusu günahla ve bana hiçbir
şeyi ortak koşmadan karşılaşırsan ben de seni yer dolusu bağışlamayla
karşılarım. " Bu tarikle hadisi sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet
etmiştir.
[2058] (Beşinci Hadis:)
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Zerr (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bir defasında
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına gittiğimde, "Hangi kul
'La ilahe illallah' der, sonra o hal üzere ölürse cennet'e girer" buyurdu.
Ben, "Zina etse ve hırsızlık yapsa da mı?" dedim. "Zina etse ve
hırsızlık yapsa da" buyurdu. Tekrar, "Zina etse ve hırsızlık yapsa da
mı?" dedim. "Zina etse ve hırsızlık yapsa da" buyurdu. Bunu üç
defa tekrarladık. Sonra dördüncüsünde, "Ebu Zerr'in burnu yere sürtünse
dahi" buyurdu. Bunu Buhari ile Müslim de Hüseyin'in nakliyle rivayet
etmişlerdir.
[2059] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Zerr (r.a.)'tan şöyle nakleder: Yatsı vakti Medine'nin siyah taşlı
arazisinde Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte yürüyor,
hem de Uhud'a bakıyorduk. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir ara
"Ey Ebu Zerr" buyurdu. "Buyur ey Allah Rasulü!" dedim.
"Şu Uhud dağı kadar altınım olup da üzerimden iki yahut üç gece geçtikten
sonra yanımda bir borç için alıkoyacağım miktar dışında, tek bir dinarın dahi
kalmasını istemez şuraya buraya dağıtırdım" dedi ve bunu derken de eliyle
sağına, önüne ve soluna dağıtma işaret etti. Bunlar bir süre yürüdükten sonra
"Ey Ebu Zerr, böyle yapanlar dışında (eliyle sağına, önüne ve soluna
dağıtma işaret yaptı) çok mal sahibi olanlar kıyamet günü az şeye sahip
olacaklardır" buyurdu. Bir süre daha birlikte yürüdükten sonra "Ey
Ebu Zerr, ben gelene kadar olduğun yerde kal" buyurdu. Gidip gözümden
kayboldu. Bir gürültü işitince, "Yoksa Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'e bir şey mi oldu?" dedim ve arkasından gitmeyi düşündüm. Fakat
sonra, "Ben gelene kadar bir yere ayrılma" sözünü hatırlayarak
gelinceye kadar bekledim. Ona duyduğum sesi söyleyince "O Cebrail'di.
Bana geldi, 'Ümmetinde
her kim Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmadan ölürse
cennet'e girecek'
dedi." buyurdu. Ben de "Zina etse ve hırsızlık yapsa da mı?"
dedim. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Zina etse ve hırsızlık
yapsa da" buyurdu. Bunu Buhari ile Müslim de Sahih'lerinde A'meş'in
nakliyle rivayet etmişlerdir.
[2060] Bunu İmam Buhari
ile İmam Müslim başka bir tarikle Ebu Zerr (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir:
Gecelerden birinde dışarı çıktım. Baktım ki Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) yanında hiçbir insan olmadığı halde tek başına yürüyor. Onun
beraberinde hiçbir kimsenin yürümesini istemediğini düşünerek Ayın gölgesinde
yürümeye başladım. Rasulullah dönüp beni gördü ve "Kimdir o?" diye
sordu. Ben, "Ebu Zerr, Allah beni sana feda eylesin!" dedim.
Rasulullah, "Ya Eba Zerr! Gel!" diye çağırdı. Ben de beraberinde bir
müddet yürüdüm. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Malı devamlı
çoğaltanlar kıyamet gününde sevabı azaltanlardır, ancak Allah'ın kendisine bir
hayır (yani mal) verdiği, onun da bu malı sağına, soluna, önüne, arkasına
dağıtan ve bu malda hayır yapan kimse böyle değildir" buyurdu. Ebu Zerr
şöyle devam etti: Sonra Rasulullah beni etrafı taşlık bir meydanda oturttu ve
"Ben sana dönünceye kadar burada otur!" buyurdu. Ebu Zerr şöyle devam
etti: Sonra kara taşlık arazi içinde ben kendisini görmez oluncaya kadar gitti
ve bana dönmesi epey zaman aldı ve bayağı gecikti. Sonra onun gelmekte olduğunu
işittim. Gelirken de "Hırsızlık yapsa ve zina etse de mi?" diyordu.
Gelince sabredemeyip, "Ey Allah'ın Peygamberi! Allah beni sana feda etsin!
Sen taşlık yerin kenarında birisiyle konuşuyordun, fakat ben sana cevap veren
bir kimse işitmedim" dedim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Bu, Cibril (a.s)'dır. Harre'nin yanında bana geldi de, "Ümmetini
müjdele! Her kim Allah'a hiçbir şeyi ortak kılmayarak ölürse cennet'e
girer!" dedi. Ben 'Ya Cibril! O kimse hırsızlık yapsa ve zina etse de mi?"
dedim. "Evet" dedi. Ben yine "Hırsızlık yapsa ve zina etse de
mi?" dedim. O da "Evet, içki içmiş olsa da" dedi. "
[2061] (Altıncı Hadis:)
Abd b. Humeyd terikinde Cabir (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bir adam Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek "Ya Resulullah! cennet ile
cehennem'i gerektiren iki şey nedir?" diye sordu. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kim Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmadan
ibadet ederse ona cennet hak ve vacip olur. Kim de Allah'a bir şeyi ortak
koşarak ölürse ona da cehennem vacip olur" buyurdu. Sonra hadisin gerisini
söyledi. hadisi bu tarikle sadece bu rivayet etmiştir.
[2062] (Hadisin Başka
Tariki:) İbn Ebi Hatim, Cabir (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Her kim Allah'a hiçbir şeyi
ortak koşmadan ölürse bağışlanmak ona helal olur. Allah dilerse ona azap eder,
dilerse bağışlar. ''Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz, bundan
başkasını ise dilediği kimse için bağışlar. "
[2063] Hafız Ebu Ya' la,
Müsned'inde Cabir (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) ''Araya perde girmedikçe bağışlanmak kulun üzerinde olur"
buyurdu. "Ey Allah'ın peygamberi! Perde nedir?" diye sorulunca şöyle
buyurdu: ''Allah'a ortak koşmaktır. Hangi can Allah'a hiçbir şeyi ortak
koşmadan ölürse Allah'ın bağışlaması ona helal olur. Dilerse ona azap eder,
dilerse bağışlar." Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sonra,
''Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz bundan başkasını ise
dilediği kimse için bağışlar" ayetini okudu.
[2064] (Yedinci hadis:)
İmam Ahmed, Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Her kim Allah'a hiçbir
şeyi ortak koşmadan ölürse cennet’e girer. " Bu tarikle sadece İmam Ahmed
rivayet etmiştir.
[2065] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Eyyub el-Ensari (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün sahabelerinin yanına çıktı ve onlara,
‘‘Aziz ve Celil olan Rabbiniz beni ümmetimden affedilerek cennet'e hesap
görmeden girecek yetmiş bin kişi ile O'nun (c.c) ümmetim için sakladığı
şeyarasında muhayyer bıraktı" dedi. Sahabelerinden bazıları, "Ya
Rasulallah! Rabbin onu katında gizliyor mu?" diye sordular. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) girdi ve sonra tekbir getirerek çıktı. Sonra,
"Rabbim bana her bir bin kişi için yetmiş bin daha bahşetti" dedi.
Ebu Rühm, "Ey Ebu Eyyub, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
gizlediğini söylediği şeyin ne olduğunu düşünüyorsun?" diye sordu.
(Etraftakiler) ağızlarıyla yercesine ona baktılar ve "Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in gizlediğinden sana ne?" dediler. Ebu
Eyyub şöyle dedi: "Adamı bırakın. Ben sandığıma hatta kesin gibi
düşündüğüme binaen Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in gizlediğini size
haber vereyim. O (Allah'ın şu) sözüydü: "Kim kalbi dilini doğrulayarak
Allah'tan başka hiçbir ilahın ve Allah'ın hiçbir ortağının olmadığına,
Muhammed'in de onun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ederse onu cennet'e
koyarım."
[2066] (Dokuzuncu
Hadis): İbn Ebi Hatim, Ebu Eyyub'dan şöyle rivayet eder: Hz. Bir adam Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek, "Benim bir kardeşimin oğlu var,
haram bırakmıyor" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Dini
nedir?" diye sordu. Adam, "Namazı kılıyor ve Allah'ı birliyor"
dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ondan dinini hibe
etmesini iste. Kabul etmezse satın al" buyurdu. Adam ondan bunu istedi,
fakat kabul etmedi. O da gelip haber verdi ve "Onu dini konusunda cimri
buldum" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah, ''Allah, kendisine ortak
koşulmasını asla bağışlamaz bundan başkasını ise dilediği kimse için
bağışlar" ayetini nazil etti.
[2067] (Onuncu Hadis:)
Hafız Ebu Ya'la Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bir adam Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek, "Ya Rasulallah! Hangi ihtiyaç ve
hangi ihtiyaç sahibi varsa hepsinin gereğini yerine getirdim" dedi. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) üç defa, "Sen Allah'tan başka hiçbir
ilahın olmayıp Muhammed'in de Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik
etmiyormusun?" dedi. Adam "Ediyorum" diye cevap verdi. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bu onların hepsinin üzerinde
gelir" buyurdu.
[2068] (On Birinci
Hadis:) İmam Ahmed b. Hanbel, Damdam b. Cevs el-Hinnani der ki: Ebu Hureyre
(r.a.) bana, "Ey Yemamlı! Sakın hiç kimseye, 'Allah seni bağışlamaz' veya
'Allah seni ebediyyen cennet’e koymaz' deme" dedi. Ben, "Ey Ebu
Hureyre, bu her birimizin kızdığında kardeşine ve arkadaşına söylediği bir
sözdür" dedim. Bunun üzerine şöyle dedi: "Ama sen söyleme. Zıra, ben
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle anlatırken işittim:
"İsrailoğullarında iki adam vardı. Bunlardan biri çok ibadet eden bir
abid, diğeri ise nefsine zulmeden bir asiydi. Bunlar aralarında kardeşlik bağı
kurmuşlardı. Çok ibadet eden kişi arkadaşını günahkar biri olarak görür ve
"Eyadam, günah işlemeyi bırak" der; o da "Beni Rabbimle baş başa
bırak. Sen bana bekçi olarak mı gönderildin?" derdi. Nihayet bir gün onu,
çok büyük olduğuna inandığı bir günahı işlerken görünce, "Yazıklar olsun
sana. Bırak şu günahları!" dedi. O da yine, "Beni Rabbimle baş başa
bırak. Sen bana bekçi olarak mı gönderildin?" dedi. Abid, ''Allah'a yemin
olsun ki Allah seni bağışlamayacak veya seni ebediyyen cennet'e
koymayacak" dedi. Nihayet Allah (c. c), onlara bir melek gönderdi ve melek
canlarını aldı. Bunlar Allah'ın (c.c) huzurunda toplandılar. Allah (c.c)
günahkara, "Git ve rahmetimle cennet'e gir" dedi. Diğerine ise,
"Sen beni biliyor muydun? Kendim yetkili olduğum şeylerde senin hiçbir şey
yapma gücün var mıydı? Bunu alıp cehennem'e götürün" dedi."
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki:
"Ebu Kasım'ın
(benim) canı elinde olan Allah'a yemin olsun ki adamın dünya ve ahiretini
mahveden şey söylediği tek bir sözdü" Bunu Ebu Davud da İkrime b. Ammar'ın
Damdam b. Cevş'ten nakliyle rivayet etmiştir.
[2069] (On İkinci
Hadis:) Taberani, İbn Abbas (r.a.)'tan, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Allah (c.c) buyurdu ki: Kim benim
günahları bağışlamaya kadir ve yetkili olduğumu bilirse, bana ortak koşmadığı
sürece onu hiç aldırış etmeksizin bağışlarım. "
[2070] Hafız Bezzar ile
Hafız Ebu Ya'la, Enes (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Allah hangi amele bir mükafat
vaad etmişse o vaadini yerine getirecektir. Hangi iş için de bir ceza
tehdidinde bulunmuşsa, onda dilediğini yapmakta muhayyerdir. " Bunu sadece
bu ikisi rivayet etmiştir.
[2071] İbn Ebi Hatim,
İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
sahabeleri olan bizler Allah (c.c), ''Allah, kendisine ortak koşulmasını asla
bağışlamaz bundan başkasını ise dilediği kimse için bağışlar" buyruğunu
indirene dek cana kıyan, yetim malı yiyen, iffetli kadınlara iftirada bulunan
ve yalancı şahitlik yapan kimseler(in bağışlanmayacakları) hakkında şüphe
etmiyorduk. Bu ayet inince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
sahabileri bu konuda şahitlikte (yargıda) bulunmayı bıraktılar. Bunu ayrıca
Taberi, Heysem b. Cemmaz'ın nakliyle rivayet etmiştir.
[2072] Yine İbn Ebi
Hatim İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Allah'ın (c.c), ''Allah,
kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz bundan başkasını ise dilediği kimse
için bağışlar" buyruğu nazil oluncaya kadar bizler, Allah'ın (c.c),
kitabında, kendilerine cehennem'in vacip olduğunu bildirdiği kimseler hakkında
şüphe etmiyorduk. Bu ayeti duyunca bu şahitliği bıraktık ve işleri Allah'a
havale ettik.
[2073] Bezzar, İbn Ömer
(r.a.)'tan şöyle nakleder: "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz bundan başkasını ise
dilediği kimse için bağışlar" deyinceye (bu ayet inip bize okuyuncaya) dek
biz büyük günah sahipleri için Allah'tan bağışlama dilemezdik. Üstelik Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir de, "Ben şefaatimi kıyamet
gününde ümmetimden büyük günah sahiplerine erteledim (sakladım)" buyurdu.
[2074] Ebu Cafer
er-Razi, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder:
"De ki: Ey kendi
nefisleri aleyhine haddi aşan kullarımı Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! ..
" ayeti nazil olunca bir adam kalktı ve "Allah'a ortak koşmak nedir
ey Allah'ın nebisi?" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
bundan hoşlanmadı ve ''Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz;
bundan başkasını ise dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse
şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş olur" buyurdu. Bunu Taberi rivayet
etmiştir. İbn Merduyeh de başka tariklerle yine İbn Ömer (r.a.)'tan rivayet
etmiştir. Zümer suresindeki bu ayette tevbe etmek şart koşulmuştur. Kim
herhangi bir günahtan tevbe ederse, onu defalarca yapmış olsa dahi Allah
tevbesini kabul buyurur. O yüzden Yüce Allah, "De ki: Ey kendi nefisleri
aleyhine haddi aşan kullarımı Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah
bütün günahları bağışlar" buyurmuştur. Yani, Allah onları kendisine tevbe
etmeleri şartıyla bağışlar. Böyle olmasaydı şirk de bu günahlar kapsamına
girerdi. Bu ise mümkün değildir. Çünkü Allah (c.c.) burada şirki
bağışlamayacağına, onun dışındaki her şeyi ise dilediği kimse için
bağışlayacağına hükmetmiştir. Yani, Allah dilediği kimseyi de tevbe etmese bile
bağışlar. Dolayısıyla bu ayet bu açıdan diğerinden daha umutlandırıcıdır.
Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Allah (c.c.) daha sonra,
"Allah'a ortak koşan kimse şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş
olur" buyurur. Bu ayet, "Şüphesiz şirk büyük bir zulümdür"
(Lokman, 13) ayeti gibidir.
[2075] Nitekim Buhari ve
Müslim de, Sahih'lerinde, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Ben,
"Ya Rasulallah! En büyük günah hangisidir?" diye sordum. "Seni
yaratmışken Allah'a bir şeyi ortak koşmandır ... " buyurdu.
[2076] İbn Merdüyeh,
İmran b. Husayn (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "Size büyük günahların en büyüğünü haber veriyorum: O Allah'a
ortak koşmaktır" dedi ve ardından, ''Allah'a ortak koşan kimse şüphesiz
büyük bir günahla iftira etmiş olur" buyruğunu okudu. Sonra ''Ana babaya
asi olmak" dedi ve ardından " ... Sonra da anababana şükret diye
tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır." (Lokman, 14) ayetini okudu.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
50. Bak, nasıl da Allah'a karşı yalan uyduruyorlar;
apaçık bir günah olarak bu yeter!