İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Nisa Suresi

49 – 52.ayetler

 

Kitap Ehlinin Bazı Özellikleri:

 

49. Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Hayır, Allah dilediğini temize çıkarır ve hiç kimseye kıl payı kadar haksızlık yapılmaz.

50. Bak, nasıl da Allah'a karşı yalan uyduruyorlar; apaçık bir günah olarak bu yeter!

51. Kendilerine Kitap'tan nasip verilenleri görmedin mi? Putlara ve batıla (ilahlara) iman ediyorlar, sonra da kafirler için, "Bunlar, Allah'a iman edenlerden daha doğru yoldadır" diyorlar!

52. Bunlar, Allah'ın lanetlediği kimselerdir. Sen Allah'ın rahmetinden uzaklaştırdığı kişiye bir yardımcı bulamazsın.

 

Tefsiri:

 

Hasan-ı Basri ve Katade şöyle demişlerdir: Bu, yani "Kendilerini temize çıkaranlara bakmaz mısın? ... " ayet-i kerimesi, "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz" (Milide, 18) dediklerinde Yahudiler ve Hristiyanlar hakkında nazil oldu. İbn Zeyd der ki: Bu ayet onların, "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz" ve "cennete ancak Yahudiler veya Hristiyanlar girecek" (Bakara, 111) sözlerinden dolayı nazil oldu. Mücahid der ki: Onlar dua ve ibadetlerinde çocukları önlerine geçirir ve onların günahsız olduklarına inanırlardı. İkrime ile Ebu Malik de böyle demişlerdir. İmam Taberi, Avfi kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan, "Kendilerini temize çıkaranlara bakmaz mısın? ... " ayet-i kerimesi ile ilgili olarak şöyle nakleder: Yahudiler, "Çocuklarımız öldüler. Onlar bizim için Allah'a yakınlık vesilesidir. Bize şefaat edecek ve temize çıkaracaklar" diyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, "Kendilerini temize çıkaranlara bakmaz mısın? ... " ayet-i kerimesini nazil etti. İbn Ebi Hatim de İkrime kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Yahudiler çocuklarını öne geçirip öyle ibadet yaparlar, kurbanlar keser ve kendilerinin kusursuz ve günahsız olduklarını iddia eder, yalan söylerlerdi. Yüce Allah da "Ben günahkarı günahsız biriyle temize çıkarmam" diyerek, "Kendilerini temize çıkaranlara bakmaz mısın? .. " ayetini nazil etti. İbn Ebi Hatim sonra şöyle der: Mücahid, Süddi, İkrime ve Dahhak'tan da bunun benzeri rivayet edilmiştir. Dahhak der ki: Onlar, "Çocuklarımızın hiçbir günahı olmadığı gibi bizim de hiçbir günahımız yoktur" derlerdi. O yüzden Yüce Allah haklarında "Kendilerini temize çıkaranlara bakmaz mısın? ... " ayetini nazil etti.

 

Ayetin, her türlü övünme ve kendini temize çıkarmayı yermek maksadıyla nazil olduğunu söyleyenler de olmuştur.

 

 

[2077] Nitekim SIhih-i Müslim'deki Mikdam b. Esved’den rivayet edilen sahih bir hadiste O (r.a.) şöyle demiştir: "Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize, övücülerin (meddah) yüzlerine toprak saçmamızı emretti."

 

 

[2078] Buhari ve Müslim, Sahih'lerinde, Ebu Bekre'den şöyle tahric etmişlerdir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir adamın birini övdüğünü işitince: "yazıklar olsun sana. Arkadaşının boynunu kopardın" buyurdu. Sonra, "Sizden biri arkadaşını övmek zorunda kaldığında 'Kimseyi Allah'a karşı temize çıkarmak kastım yoktur; ancak filanı şöyle biri olarak sanıyorum' desin" buyurdu.

 

İmam Ahmed, Hz. Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Her kim 'Ben mü'minim' derse o kafirdir. Kim "ben alimim" derse o cahildir. Kim kendisinin cennette olduğunu söylerse o cehennemdedir. " Bunu İbn Merduyeh de başka bir tarikle Hz. Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Hakkınızda en çok korktuğum şey kişinin gurura kapılıp kendi görüşünü beğenmesidir. Her kim, 'Ben mü'minim' derse o kafirdir. Kim 'Ben alimim" derse o cahildir. Kim kendisinin cennette olduğunu söylerse cehennemdedir."

 

 

[2079] İmam Ahmed, Ma'bed el-Cüheni’den şöyle nakleder: Muaviye Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hadislerinden çok az bahsederdi. Cuma günleri ise Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şu hadislerini söylemediği az olurdu: ''Allah kim için bir hayır dilerse onu dinde fakih (derin bilgi sahibi) yapar. Bu dünya malı tatlıdır, hoştur. Kim onu hak etmiş olarak alırsa kendisine bereketli kılınır. Övmekten de sakının; çünkü övmek, (övülen

kişiyi) boğazlamaktır. " İbn Mace de Muaviye (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in, "Övmekten sakının. Çünkü o (övüleni) boğazlamaktır." buyurduğunu rivayet etmiştir.

 

Taberi, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: Vallahi, adam bazen diniyle gidip yanında hiçbir şeyolmaksızın bomboş döner. Şöyle ki; hiçbir fayda ve zarar verme gücüne sahip olmayan bir adama rastlar da adam buna "Sen şöyle şöyle (iyisin)!" der. Hatta belki de hiçbir ihtiyacını görmemiş, Allah'ın gazabını da kazanmış bir şekilde döner." İbn Mes'ud (r.a.) daha sonra, "Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi?" ayetini okudu.

 

O yüzden Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Hayır, Allah dilediğini temize çıkarır." Yani, bu Allah'a kalmış bir şeydir, bunu sadece O (c.c) yapabilir. Çünkü her şeyin hakikatini ve gizli hallerini en iyi bilen O' dur.

 

Yüce Allah daha sonra, " ... Ve hiç kimseye kıl payı (.....) kadar haksızlık yapılmaz" buyuruyor. Yani, Allah (c.c) hiç kimsenin kıl ağırlığınca sevabını bile atmayıp hepsinin karşılığını verir. İbn Abbas (r.a.), Mücahid, İkrime, Ata, Hasan-ı Basrı ve Katade ile seleften birçok kişi: Bu (fetil), çekirdeğin yarığındaki iplikçiktir, demişlerdir. İbn Abbas (r.a.)'tan ayrıca, "Bu parmaklarının arasında bükülen şeydir" dediği rivayet edilmiştir. İki görüş birbirine yakındır.

"Bak! Nasıl da Allah'a karşı yalan uyduruyorlar!" Yani, kendilerini temize çıkarmalarında, Allah'ın oğulları ve sevgilileri oldukları iddialarında, "Cennete sadece Yahudiler veya Hristiyanlar girecek" ve "Bize ateş ancak sayılı günler dokunacak" sözlerinde, Allah (c.c), "Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir" (Bakara, 134) buyruğunda babaların ve ataların yaptıkları amellerin evlatlara hiçbir faydasının olmayacağına hükmettiği halde babalarının amellerine dayanıp güvenmelerinde ... tüm bunlarda nasıl da yalan uyduruyarlar! "Apaçık bir günah olarak bu yeter!" Yani, onların bu yaptıkları yalan ve iftira olarak yeter.

 

"Kendılerine Kitab'tan nasip verilenleri görmedin mi? Putlara ve batıla (ilahlara) iman ediyorlar ... " Cibt (put) hakkında Muhammed b. İshak, Hz. Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: Cibt büyü, tağut ise şeytandır. İbn Abbas (r.a.), Ebu Aliye, Mücahid, Ata, İkrime, Said b. Cübeyr, Şa'bı, Hasan-ı Basri, Dahhak ve Süddi'den de böyle rivayet edilmiştir. İbn Abbas (r.a.), Ebu Aliye, Mücahid, Ata, İkrime, Said b. Cübeyr, Şa'bi, Hasan-ı Basrı ve Atiyye’den ayrıca, "Cibt şeytandır" dedikleri rivayet edilmiştir. İbn Abbas (r.a.): "Habeşistanlıların dilinde" diye eklemiştir. İbn Abbas (r.a.)'tan: "Cibt şirk demetkir" ve "Cibt'ten kasıt putlardır" dediği de rivayet edilmiştir. Şa’bi’den ayrıca, "Cibt kahindir" dediği rivayet edilmiştir. İbn Abbas (r.a.)'tan ayrıca, "Cibt Huyey b. Ahtab'dır" dediği, Mücahid'den de, "Ka'b b. Eşref'tir" dedikleri rivayet edilir. Allame el-Cevheri, es-Sıhah (isimli büyük kamus) kitabında şöyle der: Cibt; put, kahin, sihirbaz ve benzeri manalara gelen bir kelimedir. Hadis-i şerifte, "İsimlerine göre kuşları uğurlu ve uğursuz diye sınıflandırmak ve taşlarla yere çizilen çizgilerden mono çıkarmak cibt kabilindendir" buyurulmuştur. Cevheri, "Aralarında zevlak harfi olmaksızın cim ve ba harflerinin bir araya gelmesinden oluştuğu için bu kelime asıl itibariyle Arapça değildir" demiştir.

 

 

[2080] İmam Ahmed b. Hanbel'in Kabisa b. Muharik'ten rivayet ettiği; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i, "Kuşları isimlerine göre uğurlu sayma, taşlarla yere çizilen çizgilerden mona çıkarma ve isimlerine göre bazı kuşları uğursuz saymak cibt türündendir" derken işittim hadisinde, hadisin ravilerinden Avf şöyle der: "İyafe" kuşları (uğursUl sayarak) kovmak, "tark" yere çizgiler çizmektir. Cibt ise, Hasan-ı Basrl'nin söylediğine göre şeytan demektir. Bunu Ebu Davud, Sünen'inde, Nesai ile İbn Ebi Hatim de tefsirlerinde rivayet etmişlerdir.

 

Tağut kelimesi hakkında ise Bakara suresinde, tekrara gerek bırakmayacak kadar uzun açıklama yapılmıştı. İbn Ebi Hatim, Ebu Zübeyr’den şöyle nakleder: Cabir b. Abdullah'ı işittim; kebdisine tağutların ne oldukları sorulunca "Yanlarına şeytanların indiği kahinlerdir" dedi. Mücahid, "Tağut, insanların hükmüne başvurdukları ve yönetimi ellerinde tutan insan suretindeki şeytandır" demiştir. İmam Malik de, "Tağut, Aziz ve Celil olan Allah'tan başka ibadet edilen her şeydir" demiştir.

 

" ... Sonra da kafirler için, 'Bunlar, Allah'a iman edenlerden daha doğru yoldadır' diyorlar!" Yani, cehaletleri, dinden uzaklıkları ve ellerinde bulunan Allah'ın Kitabı'nı inkarlan sebebiyle kafirleri Müslümanlardan daha üstün görüyor ve onlara tercih ediyorlar. İbn Ebi Hatim, İkrime’den şöyle nakleder:

Huyey b. Ahtap ile Ka'b b. Eşref Mekke'ye geldiklerinde Mekkeliler onlara, "Siz kitap ve ilim sahibi kimselersiniz. Bize, bizden ve Muhammed’den bahset" dediler. Onlar, "Siz necisiniz, o necidir?" dedi. Müşrikler, "Biz akrabalarımıza gidip gelir, yüksek hörgüçlü develeri kurban eder, süt üzerine su ikramında bulunur, esirleri serbest bırakır ve hacılara su dağıtırız. Muhammed ise yeni yetme biri olup akrabalık bağlarımızı koparmış, kendisine de hacı hırsızlan (hacılan soymalarıyla ün yapmış) Beni Gıffar kabilesi tabi olmuştur. Şimdi biz mi daha iyiyiz, o mu?" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah, " ... Sonra da kafirler için, 'Bunlar, Allah'a iman edenlerden daha doğru yoldadır' diyorlar!" ayetini nazil etti. Bu birçok tarikle İbn Abbas (r.a.) ile bir grup seleften rivayet edilmiştir.

 

İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Ka'b b. Eşref Mekke'ye geldiğinde Kureyşliler, "Şu kavminden kopan yeni bitme adamı görüyor musun? Kendisinin bizden daha hayırlı olduğunu iddia ediyor. Oysa biz hacılan konuk eden, Kabe örtüsünün sahibi ve hacılara su veren kimseleriz" dediler. Bunun üzerine Ka'b, "Siz daha hayırlısınız" dedi. Bunun üzerine, "Asıl sonu kesik olan, şüphesiz sana hınç besleyendir" (Kevser, 3) ile "Kendilerine Kitap'tan nasip verilenleri görmedin mi? .. Sen Allah'ın rahmetinden uzaklaştırdığı kişiye bir yardımcı bulamazsın" ayetleri nazil oldu. İbn İshak, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Kureyşlilerle Gatafan ve Kureyza kabilelerini Müslümanlara karşı kışkırtanlar Huyey b. Ahtab, Selam b. Ebi Hukayk, Ebu Rafi', Rebi' b. Ebu Hukayk, Ebu Ammar, Vahuh b. Amir ve Huze b. Kays idiler. Bunlardan Vahuh, Ebu Ammar ve Huze Beni Vailoğullarından, diğerleri ise Nadiroğullardandı. Bunlar Kureyşlilerin yanına geldiklerinde Kureyşliler (temsilcilerine), "Bunlar Yahudiler ve daha evvel inen kitaplar hakkında bilgisi olan kimselerdir. Bir sorun bakalım; sizin dininiz mi daha iyidir, Muhammed'in dini mi?" dediler. Sorunca Yahudiler, "Bilakis sizin dininiz onun dininden daha iyidir. Siz O'ndan ve O'na tabi olanlardan daha doğru yol üzeresiniz" diye cevap verdiler. Bunun üzerine Yüce Allah, "Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Hayır, Allah dilediğini temize çıkarır ve hiç kimseye kıl payı kadar haksızlık yapılmaz ... " (Nisa: 49-54) ayetlerini nazil etti. Bu ayette hem Yahudiler lanetlenmekte, hem de dünya ve ahirette hiçbir yardımcılarının olmayacağı haber verilmektedir. Çünkü onlar gidip müşriklerden yardım istemişlerdir. Bu sözü ise onlara, kendilerine yardım etme hususunda kalplerini kazanmak için söylemişlerdir. Nitekim müşrikler de onlara icabet etmiş ve Hendek günü onlarla birlikte gelmişlerdir. Hatta Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve ashabı Medine'nin çevresine hendek kazmışlar, Allah (c.c) da müşriklerin şerlerini def etmişti ve Allah'ın buyruğu gibi: "Allah, o inkar edenleri hiçbir fayda elde edemeden öfkeleri ile geri çevirmiştir. Allah'(ın yardımı) savaşta mü'minlere yetti. Allah güçlüdür, mutlak galiptir." (Ahzab, 25)

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

53. Yoksa onların mülkten (hükümranlıktan) bir payları mı var? Öyle olsaydı insanlara çekirdek filizi dahi vermezlerdi.

54. Yoksa onlar, Allah'ın lütfundan verdiği şeyler için insanlara hased mi ediyorlar? Oysa İbrahim soyuna Kitab'ı ve hikmeti verdik ve onlara büyük bir hükümranlık bahşettik.

55. Onlardan bir kısmı İbrahim'e inandı, kimi de ondan yüz çevirdi; (onlara) kavurucu bir ateş olarak cehennem yeter.