İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Nisa Suresi

64 ve 65.ayetler

 

İmanın Şartı Peygamber'e itaattir:

 

64. Biz hiçbir peygamberi, Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir sebeple göndermedik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Rasul de onlar için istiğfar etseydi Allah'ı çok affedici ve çok esirgeyici bulurlardı.

65. Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah buyuruyor ki: "Biz hiçbir peygamberi, Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir sebeple göndermedik." Yani, ben peygamber gönderdiğim kimselere peygamberlerine itaat etmelerini farz kıldım. "Allah'ın izniyle" ifadesi hakkında Mücahid der ki: Yani, hiç kimse benim iznim olmadan itaat etmez. Bunun manası şudur: Peygamberlere ancak benim ona muvaffak kıldığım kimseler itaat eder. Bunun örneği, Yüce Allah'ın "Siz Allah'ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vaadini yerine getirmiştir" (Al-i İmran, 152) buyruğudur. Yani bu Allah'ın emri, takdiri, dilemesi ve sizi onlar üzerine musallat etmesiyle gerçekleşmiştir. "Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Rasul de onlar için istiğfar etseydi. .. " Burada Yüce Allah asilere ve günahkarlara bir hata veya günah işlediklerinde ne yapacaklarının yolunu gösteriyor. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelmelerini ve onun yanında Allah'tan bağışlanma dileyip ondan da kendileri için istiğfar etmesini istemelerini öğretiyor. Zira, bunu yaptıklarında Allah (c.c) onların tevbelerini kabul edecek, onlara merhamet edip günahlarını bağışlayacaktır. ''Allah'ı çok affedici ve çok esirgeyici bulurlardı. "

 

Aralarında Şamil isimli kitabın yazarı İbn Sabbağ'ın bulunduğu bir grup alim Utbi’den nakledilen şu meşhur olayı zikrederler: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in kabrinin başındaydım. Bir bedevi gelerek şöyle dedi: "Ya Rasulallah! Ben Allah'ın, 'Biz hiçbir peygamberi, Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir sebeple göndermedik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan bağışlanmayı dileseler, Rasul de onlar için istiğfar etseydi Allah'ı çok affedici ve çok esirgeyici bulurlardı' buyruğunu işittim. Rabbimin katında bana şefaat etmen için günahlarıma istiğfar ederek geldim." Bedevi daha sonra şu şiiri söyledi: Ey yeraltına gömülenlerin en hayırlısı, en büyüğü! Ova ve tepelerin onunla hoş hale geldiği.

 

İçinde olduğun kabrine canım feda.

İffet onda, cömertlik ve kerem ondadır.

 

Bedevi daha sonra oradan ayrıldı. O ara uykum bastı ve rüyamda Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i gördüm. "Ey Utbi, bedeviye yetiş ve ona Allah'ın kendisini bağışladığını müjdele!" buyurdu.

,

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Hayır, Rabbine and olsun ki

aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar." Yüce Allah mukaddes ve pak zatına yemin ederek, her işinde Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i hakem yapmadıkça kişinin iman etmiş olamayacağını bildiriyor. Çünkü kalp ve bedenle itaat edilmesi ve boyun eğilmesi gereken hakikat odur. Bu yüzden ardından, "Sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe" buyurmuştur. Yani, seni hakem yapınca kalpleriyle de itaat etmedikçe. Dolayısıyla senin verdiğin hükümden içlerinde hiçbir rahatsızlık duymazlar. İçleri ve dışlarıyla (bedenleri ve kalpleriyle) boyun eğerler. Verdiğin hükmü kabullenmezlik yapmadan, savunmaya geçmeden ve tartışıp çekişmeden kabul edip ona her şeyleriyle teslim olurlar.

 

 

[2110] Nitekim bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Canımı elinde tutan Allah'a andolsun ki istek ve arzuları getirdiğim dine tabi olmadıkça sizden hiç kimse iman etmiş olamaz. "

 

 

[2111] İmam Buhari, Urve'den şöyle nakleder: Urve'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Zübeyr, Harra bölgesinden (Medine' de siyah kayalarla kaplı yer) gelen su kanalı hakkında Ensar'dan biri ile çekişmişti. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) (aralarında hüküm verip) şöyle buyurdu: "Ey Zübeyr! Bahçeni sula! Sonra suyu komşuna gönder." Ensar'dan olan adam, "Ey Allah'ın Elçisi! Halanın oğlu olduğu için böyle hükmettin!" dedi. Bunun üzerine Allah Resulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yüz ifadesi değişti. Akabinde şöyle buyurdu: "Ey Zübeyr! Bahçeni sula! Ağaçların göletleri doluncaya kadar sulamaya devam et. Daha sonra suyu komşuna gönder!" Ensar'dan olan adam kendisini kızdırınca Hz. Peygamber apaçık bir hüküm ile tüm hakları Zübeyr’e verdi. Halbuki daha önce onlara içinde esneklik bulunan bir çözümü önermişti. 'Zübeyr şöyle demiştir: "Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar" ayetinin bu olay hakkında indiğini kesin olarak biliyorum. İmam Buhari hadisi burada, yani Tefsir Kitabı'nda böyle rivayet etmiştir. Başka iki yerde daha rivayet etmiştir. Görünüşte mürsel gibi olsa da hakikatte muttasıldır.

 

 

[2112] Bu hadisi İmam Ahmed b. Hanbel de bu tarikten, mürsel olduğunu belirterek şöyle rivayet etmiştir: Bize ... Zübeyr’den rivayet ettiğine göre, kendisi Bedir’e katılmış Ensar'dan biriyle her ikisinin bahçelerini suladıkları Harre'deki su kanalından dolayı Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek davacı oldu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Zübeyr’e (r.a.), "Sen sula, sonra suyu komşuna gönder" buyurdu. Ensar'dan olan adam buna sinirlendi ve "Ya Rasulallah! Senin halanın oğlu olmasından dolayı mı böyle yapıyorsun?" dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yüzünün rengi değişti ve "Ey Zübeyr, sen bahçeni sula, sonra suyu duvara varıncaya kadar hapset" buyurdu. Böylece Zübeyr’e hakkını tam vermiş oldu. Oysa Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), Zübeyr’e daha önce söylediğiyle hem o hem de Ensar'dan olan kişi için kolaylık dilemişti. Ensar!, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i öfkelendirince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Zübeyr’e hakkını açıkça tam vermişti. Zübeyr der ki: Vallahi, "Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar" ayetinin bundan başka bir şeyde inmiş olduğunu sanmıyorum. İmam Ahmed b. Hanbel bunu böyle rivayet etmiştir. Urve ile babası Zübeyr arasında kopukluk vardır. Çünkü o babasından hiçbir hadis işitmemiştir. Onun hakkında kesin olan şey kardeşi Abdullah'tan işittiğidir.

 

 

[2113] Nitekim İbn Ebi Hatim'in de, tefsirinde, Zübeyr b. Avvam (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre, kendisi Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile Bedir'e iştirak etmiş bir Ensari'yi (Ensar'dan olan birini) Harre arazisindeki su kanalı hu!usunda Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e şikayet etti. Hurma bahçelerini ikisi de bu kanaldan suluyordu. Ensari, "Suyu bırak gelsin" dedi, fakat Zübeyr bunu kabul etmedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ey Zübeyr, bahçeni sula, sonra suyu komşuna gönder" buyurunca Ensari öfkelenerek, "Ya Rasulallah! Onun halaoğlun olmasından dolayı mı?" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in rengi değişti. Sonra, "Ey Zübeyr, bahçeni sula, sonra su duvara dönünceye kadar salıverme!" buyurdu. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Zübeyr’e hakkını tam verdi. Oysa daha önce hem Zübeyr hem Ensari için uygun olanı söylemişti. İşte Zübeyr (r.a.) şöyle demiştir: Ben "Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar" ayetinin bundan başka bir şey hakkında inmiş olduğunu sanmıyorum. 

 

[2114] Hafız İbn Merduyeh, Ebu Seleme'nin ailesinden biri olan Seleme adında birinden şöyle rivayet etmiştir: Zübeyr (r.a.) bir adamla olan anlaşmazlığını Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e götürdü ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onun lehine hüküm verdi. Adam, "Zübeyr lehine hüküm verdi. Çünkü o halasının oğlu" dedi. Bunun üzerine, "Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar" ayeti nazil oldu,

 

 

[2115] İbn Ebi Hatim, Said b. Müseyyeb'den "Hayır! Rabbine andolsun ki.... tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar" ayetinin nüzulü hakkında şöyle rivayet eder: Bu ayet Zübeyr b. Avvam ile Hatib b. Ebi Beltea hakkında nazil oldu. Bunlar bir su meselesinde davalaşmışlar, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de önce bahçesi yukarıda olanın, sonra aşağıda olanın sulamasına hükmetmişti. Bu da mürseldir, Fakat Ensari'nin adının zikredilmesi bakımından ilave bir bilgi içermektedir.

 

 

[2116] (Nüzul sebebiyle ilgili çok garip bir rivayet:) İbn Ebi Hatim, Ebu Esved'den şöyle nakleder: İki adam Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in huzuruna gelerek davalaştılar. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) aralarında hükmünü verdi. Fakat aleyhine hüküm verilen, "Bizi Ömer b. Hattab'a gönderir misin?" dedi. Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Pekiyi" buyurması üzerine Hz, Ömer (r.a.)'ın yanına gittiler. Adam, "Ey Hattab'ın oğlu, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) benim lehime, bunun ise aleyhine hükmetti. O da Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, 'Bizi Ömer b. Hattab'a gönder' dedi" dedi. Hz. Ömer (r.a.), "Öyle mi?" dedi. Adam, "Evet" deyince Hz. Ömer (r.a.), "Ben aranızda hüküm vermek için gelene kadar buradan ayrılmayın" dedi. Sonra kılıcı kuşanmış halde geldi ve "Bizi Ömer’e gönder" diyeni kılıcıyla vurarak öldürdü. Diğeri dönüp koşarak Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına gitti ve "Ya Rasulallah! Ömer Arkadaşımı öldürdü. Onu (kaçarak) aciz bırakmasaydım beni de öldürürdü" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ben Ömer'in bir mü'mini öldürmeye cesaret edeceğini sanmıyorum" buyurdu. Bunun üzerine Yüce Allah, "Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar" ayetini nazil etti. Adamın kanı heder oldu (diyet vs. ödenmedi) ve Ömer suçsuz bulundu. Fakat bunun bir kural haline gelmesini istemediğinden Yüce Allah, "Eğer onlara, kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın, diye emretmiş olsaydık, içlerinden pek azı müstesna, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğüdü yerihe getirselerdi, onlar için hem daha hayırlı hem de (imanlarını) daha pekiştirici olurdu" (Nisa, 66) ayetini nazil etti. Bunu ayrıca İbn Merduyeh de İbn Lehia'nın Ebu Esved'den bu lafızla nakliyle rivayet etmiştir. Bu garip ve mürsel bir rivayettir. İbn Lehia da zayıftır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[2117] (Hadisin başka bir kanaldan rivayeti:) Hafız Ebu İshak'ın Utbe b. Damra'dan rivayetine göre o babasından şöyle işittiğini söylemiştir: İki adam bir konuda Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hükmüne başvurdular. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de haksızın aleyhine haklının lehinde hüküm verdi. Aleyhine hüküm verilen, "Ben bu hükme razı değilim" deyince diğeri, "Peki ne istiyorsun?" dedi. Adam, "Ebu Bekir es-Sıddik'a gidelim" dedi. Birlikte ona gittiler. Lehine hüküm verilen, "Bir konuda Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e gidip davalaştık ve benim lehime hüküm verdi" dedi. Ebu Bekir (r.a.), "Siz Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in verdiği hüküm üzeresiniz (kalmalısınız)" dedi. Ancak diğeri razı olmayı reddederek, "Ömer b. Hattab'a gidelim" dedi. Lehine hüküm verilen kişi, "Bir konuda Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gidip davalaştık ve benim lehime hüküm verdi" dedi. Ömer (r.a.) diğerine bunun doğru olup olmadığını sordu. O, "Doğru" deyince Ömer (r.a.) evine girdi ve elinde kılıçla geri döndü. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hükmüne razı olmayan adamın boynuna vurarak öldürdü. Bunun üzerine, "Hayır! Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu) tam manasıyla kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar" ayeti nazil oldu.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

66. Eğer onlara, kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın, diye emretmiş olsaydık, içlerinden pek azı müstesna, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi, onlar için hem daha hayırlı hem de (imanlarını) daha pekiştirici olurdu.

67. O zaman elbette kendilerine nezdimizden büyük mükafat verirdik.

68. Ve onları dosdoğru bir yola iletirdik.

69. Kim Allah'a ve Rasul'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!

70. Bu lütuf Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter.