|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Nisa Suresi 66 – 70.ayetler |
Allah ve Rasulü'ne
Itaat:
66. Eğer onlara,
kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın, diye emretmiş olsaydık,
içlerinden pek azı müstesna, bunu yapmazlardı. Eğer kendilerine verilen öğüdü yerine
getirselerdi, onlar için hem daha hayırlı hem de (imanlarını) daha pekiştirici
olurdu.
67. O zaman elbette
kendilerine nezdimizden büyük mükafat verirdik.
68. Ve onları dosdoğru
bir yola iletirdik.
69. Kim Allah'a ve
Rasul'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu
peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne
güzel arkadaştır!
70. Bu lütuf
Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeter.
Tefsiri:
Yüce Allah çoğu
insanların, işlemiş oldukları yasakları yapmakla emrolunmuş olsalardı onları
yapmayacaklarını bildiriyor. Çünkü onlar emidere karşı gelme şeklinde bayağı
bir tabiat üzere yaratılmışlardır. Bu, Allah'ın olmayanı bilmesi, şayet olsaydı
nasılolacağını bilmesi nevindendir. O yüzden Yüce Allah, "Eğer onlara,
kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın, diye emretmiş olsaydık"
buyurmuştur.
[2118] İmam Taberi, Ebu
İshak es-Sebii'den şöyle nakleder: "Eğer onlara, kendinizi öldürün yahut
yurtlarınızdan çıkın, diye emretmiş olsaydık" ayeti nazil olunca bir adam,
"Emrolunsaydık yapardık. Bizi bundan selamette kılan Allah'a
hamdolsun" dedi. Bu söz Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
ulaşınca, "Ümmetim arasında öyle kimseler vardır ki kalplerindeki iman
sarsılmaz sapasağlam dağlardan daha sağlamdır" buyurdu.
[2119] İbn Ebi Hatim,
Hasan-ı Basri'den, "Eğer onlara, kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan
çıkın, diye emretmiş olsaydık" ayetinin nüzulüyle ilgili olarak şunları
nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bazı sahabileri,
"Rabbimiz öyle yapsaydı emrini yerine getirirdik" dediler. Bu söz Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ulaşınca, "Muhakkak ki iman
sahibi kimselerin kalbinde, sarsılmaz sabit dağlardan daha sağlamdır"
buyurdu. Süddi der ki: Sabit b. Kays b. Şemmas ile bir Yahudi birbirlerine
karşı övündüler. Yahudi, "Vallahi, Allah bize kendimizi öldürmeyi emretti,
biz de öldürdük" dedi. Bunun üzerine Sabit, "Vallahi Allah (c. c)
'Kendinizi öldürün' diye emretseydi biz de yapardık" dedi. Bunun üzerine
bu ayet nazil oldu. Bunu da İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir.
[2120] İbn Ebi Hatim,
Abdullah b. Zübeyr (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Eğer onlara, kendinizi
öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın, diye emretmiş olsaydık, içlerinden pek azı
müstesna, bunu yapmazlardı" ayeti nazil olunca Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "Böyle bir emir inseydi Ümmi Abd'in oğlu (yani İbn
Mes'ud -r.a.-) onlardan olurdu" buyurdu.
[2121] İbn Ebi Hatim,
Şurayh b. Ubeyd der ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Eğer
onlara, kendinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın, diye emretmiş olsaydık,
içlerinden pek azı müstesna, bunu yapmazlardı" ayeti nazil olunca Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Abdullah b. Revaha'ya işaret ederek ve onu
kastederek, "Allah böyle emretseydi bu o az sayıdaki kimselerden
olurdu" buyurdu.
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor: "Eğer kendilerine verilen öğüdü yerine
getirselerdi", yani Allah'ın emrettiklerini yapsalar ve nehyettiklerini
terk etselerdi bu "onlar için" emirlere muhalefet etmekten ve
yasakları çiğnemekten "daha hayırlı ve" imanlarını "daha
pekiştirici olurdu."
"O zaman elbette
kendilerine nezdimizden büyük mükafat", yani cennet "verirdik ve
onları" dünya ve ahirette "dosdoğru bir yola iletirdik."
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor: "Kim Allah'a ve Rasul'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın
kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salih
kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaştır!" Yani, kim Allah ve
Resulü'nün emrettiklerini yapar, Allah ve Resulü'nün nehyettiklerini terk
ederse Allah (c.c) onu izzet ve ikram yurdu cennete yerleştirir.
Peygamberlerin, sonra cennetin daha alt derecesinde bulunan sıddıkların, sonra
şehitlerin komşusu yapar. Sonra diğer tüm mü'minlerin komşusu yapar ki onlar içleri
ve dışları temiz salihlerdir.
Yüce Allah ardından
bunları överek "Bunlar ne güzel arkadaştır!" buyuruyor.
[2122] İmam Buhari, Aişe
(r.anha)'dan şöyle nakleder; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Hastalanan (ölüm hastalığına yakalanan) her peygamber mutlaka dünya ile
ahiret arasında muhayyer bırakılır" buyurdu. Hz. Peygamber de (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) vefat ettiği hastalığında şiddetli boğaz ağrısına tutulmuştu.
O halinde onu, "Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu peygamberler,
sıddıklar, şehitler ve salih kişiler" dediğini duyunca, bu konuda muhayyer
bırakılmakta olduğunu anladım. Bunu Müslim böyle rivayet etmiştir.
[2123] Nitekim
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in üç defa, "Allah'ım!
Refik-i A'la'yı (en yüce
dostu seçiyorum)" deyip sonra vefat ettiğini aktaran başka bir hadis de bu
manadadır.
Ayet-i kerimenin nüzul
sebebi:
[2124] İmam Taberi Said
b. Cübeyr'den şöyle nakleder: Ensar'dan biri Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in yanına hüzünlü bir halde gelince Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "Ey Filan, neden seni hüzünlü görüyorum?" dedi. Ensari,
"Ey Allah'ın peygamberi, aklıma gelen bir şeyden dolayı" dedi.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Nedir o?" diye sordu.
Ensari, "Biz şimdi senin yanına gelip gidiyor, yüzüne bakıyor, seninle
birlikte oturuyoruz. Yarın ise peygamberlerle birlikte yüksek yerlerde
olacaksın ve sana ulaşamayacağız" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) ona hiçbir cevap vermedi. Sonra Cebrail (a.s), "Kim Allah'a ve
Rasul'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu
peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne
güzel arkadaştır!" ayetini getirdi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) birini göndererek bu müjdeyi Ensari'ye ulaştırdı. Mesruk, İkrime,
Şa'bi, Katade ve Rebi' b. Enes'ten de mürsel olarak rivayet edilen bu hadisin
senet bakımından en iyisi budur.
[2125] Taberi, Rebi' b.
Enes'ten, "Kim Allah'a ve Rasul'e itaat ederse ... " ayeti hakkında
şöyle rivayet etmiştir: "Biz biliyoruz ki peygamber cennette kendisine
tabi olan ve inananlardan daha yüksek makamda olacak. Peki, cennette
toplandıklarında birbirlerini nasıl göreceklerdir?" dediler. Bunun üzerine
Allah (c.c) bu ayeti indirdi ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu: "Cennetin yüksek derecelerinde olanlar aşağıdakilerin
yanına inerler ve cennetin bahçesinde toplanırlar. Allah’ın kendilerine verdiği
nimetleri anlatır ve Allah'a hamd-u sena ederler. Yüksek derecedekiler inip
alttakilerin istedikleri ve arzu ettikleri şeyleri onlara getirirler. Cennet
bahçelerinde zevk-u sefa sürerler. "
[2126] Bu, Aişe
(r.anha)'dan da şöyle rivayet eder: Bir adam Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'e gelerek, "Ya Rasulallah! Seni kendimden daha çok seviyorum,
ailemden daha çok seviyorum, evladımdan daha çok seviyorum. (Evde iken seni
düşünüyorum ve yanına gelip sana bakmadıkça özlemim geçmiyor. Aklıma senin ve
benim öleceğim gelince de cennete girdiğinde senin peygamberlerle birlikte
yüksek derecelerde olacağını bildim. Korkarım ki cennete girecek olursam seni
göremeyeceğim" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona
hiçbir şey söylemedi ve ardından şu ayet-i kerime nazil oldu: "Kim Allah'a
ve Rasul'e itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine lütuflarda bulunduğu
peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salih kişilerle beraberdir. Bunlar ne
güzel arkadaştır!" Hafız Ebu Abdullah el-Makdisı de
"Sıfatu'I-Cenne" isimli kitabında Taberani'nin tarikiyle hadisi böyle
rivayet etmiş ve "Senedinde hiçbir problem görmüyorum" demiştir.
Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[2127] İbn Merduyeh, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bir adam Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'e gelerek, "Ya Rasulallah! Ben seni çok seviyorum. Vallahi evde
seni hatırlıyorum da bu kadar ayrılık bile bana ağır geliyor. (Cennette de)
seninle aynı derecede olmayı arzuluyorum." dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ona hiçbir cevap vermedi ve ardından bu ayet nazil oldu. Bunu
Taberi de Şa’bi'den mürselolarak rivayet etmiştir.
[2128] Müslim,
Sahih'inde, Rebia b. Ka'b el-Eslemi'den şöyle rivayet etmiştir: Geceyi Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanında geçiriyordum. Bir kez abdest
suyunu getirip başka isteklerini yaptığımda, "Bir dilekte bulun"
buyurdu. "Ya Resulallah! Ben cennette seninle birlikte olmak
istiyorum" dedim. "Bundan başka bir isteğin yok mu?" diye sordu.
"İsteğim budur" dedim. "Öyleyse nefsine rağmen çok secde etmek
suretiyle bana yardım et" buyurdu.
[2129] İmam Ahmed b.
Hanbel, Amr b. Mürre el-Cüheni'den şöyle nakleder: Bir adam Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek, "Ya Resulallah! Ben Allah'tan
başka hiçbir ilah olmayıp senin O'nun peygamberi olduğuna şehadet ettim. Namaz
kıldım, malımın zekatını verdim, Ramazan orucunu tuttum" dedi. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kim bu hal üzere ölürse ana
babasına asi olmamışsa kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle
böyle olacak" buyurdu ve bunu derken iki parmağını kaldırdı. Bunu sadece
İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.
[2130] Yine İmam Ahmed
b. Hanbel, Muaz b. Enes'ten (r.a.) şöyle rivayet eder: Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim Allah yolunda bin ayet okursa
Allah'ın izniyle kıyamet günü peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle
birlikte olur. Onlar ne güzel arkadaştır. "
[2131] Tirmizi'nin Ebu
Said (r.a.)'tan rivayet ettiğine göre Hz.
Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Dürüst ve güvenilir tacir peygamberler,
sıddıklar ve şehitlerle birlikte olacaktır. " Tirmizi daha sonra, "Bu
hasen bir hadis olup sadece bu tarikle biliyoruz" demiştir.
[2132] Bunların
hepsinden daha büyük müjde ise Sahih, Müsned ve başka adlar taşıyan hadis
kitaplarında bir grup sahabiden mütevatir yolla gelen; bir topluluğu seven
fakat onların makamına erişemeyen kimse sorulduğunda Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in, "Kişi sevdiğiyle beraberdir" cevabıdır. Enes
(r.a.), "Müslümanlar hiçbir şeye bu söz kadar sevinmediler" demiştir.
Başka bir rivayette Enes (r.a.) şöyle demiştir:
"Ben gerçekten
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i seviyorum, Ebu Bekir ile Ömer'i
seviyorum. Onların amelleri gibi ameller işlememiş olsam da Allah'ın beni
onlarla birlikte diriltmesini umuyorum."
[2133] İmam Malik'in,
Ebu Said el-Hudri (r.a.) 'tan naklettiğine göre Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem), "Cennet halkı kendilerinden daha üstte bulunan köşklerdeki
kimseleri, sizin aralarındaki mesafeden dolayı doğu veya batı ufkunda (Güneş
doğduktan veya battıktan sonra bile) kalan parlak yıldızı gördüğünüz gibi
görürler" buyurdu. Sahabiler, "Ya Rasulallah! Bunlar başkalarının
erişemeyeceği peygamberlerin yerleri midir?" dediler. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Hayır. Canımı elinde tutan Allah'a
andolsun ki Allah'a iman eden ve peygamberleri tasdik eden yiğitlerin
yerleridir" buyurdu. Bunu Buhari ve Müslim de rivayet etmiştir. Buradaki
hadis metni Müslim'in rivayetindekidir.
[2134] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir; Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "Cennet ehli aralarındaki makam farkına rağmen, sizin
ufukta batan veya doğan parlak yıldızı gördüğünüz gibi birbirlerini
görürler" buyurdu. Sahabiler, "Ya Rasulallah! Onlar peygamberler
midir?" dediler. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Hayır.
Canımı elinde tutan Allah'a andolsun ki onlar Allah'a iman eden ve Rasulleri
tasdik eden kimselerdir" buyurdu. Hafız Ziya el-Makdisı, "Bu,
Buhari'nin şartlarına uygun bir hadistir" demiştir. Doğrusunu en iyi Allah
bilir.
[2135] Hafız Taberani,
el-Mu'cemu'l-Kebir kitabında İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir:
Habeşistan'dan bir adam Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bazı sorular
sormak için gelmişti. Rasul-i Ekrem, "Dilediğini sor ve iste!"
buyurdu. Adam, "Ya Rasulallah! Siz şekil, renk ve peygamberlik bakımından
bizden üstün kılındınız. Şimdi ben senin iman ettiklerine iman eder ve
yaptıklarını yaparsam kesin olarak cennette seninle birlikte mi olacağım?"
dedi. Rasul-İ Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Evet. Canımı elinde
tutan Allah'a andolsun ki zencinin beyazlığı cennette bin yıllık uzaklıktan
görülecektir" buyurdu. Ardından, "Her kim 'La ilahe illallah' derse,
Allah katında ona verilmiş bir söz vardır. Kim 'Sübhanallahi ve bi hamdih'
(Allah'ı tüm noksanlıklardan tenzih eder, her türlü kemal sıfatlarıyla överim)
derse bundan dolayı ona 124 bin sevap yazılır" buyurdu. Bunun üzerine
adam, "Bundan sonra hala nasıl helak oluruz ya Rasulallah?" dedi.
Rasul-i Ekrem şöyle buyurdu: "Adam kıyamet günü öyle bir amelle gelir ki
bir dağ üzerine konsa ona ağır gelir. Fakat Allah'ın nimetlerinden bir nimet
kalkar ve neredeyse onun tamamını yok eder. Onun bundan sadece Allah'ın ona
rahmetiyle uzanması kurtarır." Bunun üzerine, "Gerçek şu ki biz
insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan
edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık" (İnsan: 1-20) ayetleri
nazil oldu. Habeşistanlı, "Benim gözlerim senin cennette gördüklerini görecek
mi yani?" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Evet" buyurdu. Bunun üzerine adam o kadar ağladı ki sonunda can
verdi. İbn Ömer (r.a.) der ki: Vallahi ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'i kabir çukuruna onu elleriyle sarkıtırken gördüm. Bu rivayette garip
ve münker ifadeler olup senedi de zayıftır.
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyurmuştur: "Bu lütuf Allah'tandır." Yani, Allah'ın rahmeti
sayesinde ve O'nun katındandır. Onlar bunu amelleri mukabilinde değil, Allah'ın
bunlara ehil kılmasıyla kazanmışlardır. "Bilen olarak Allah yeter. "
Yani, o hidayet ve yardımı hak edenleri çok iyi bilir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |