İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Nisa Suresi

82 ve 83.ayetler

 

Kur'an-ı Kerim Üzerinde Tefekküre Davet:

 

82. Hala Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmüyorlar mı? Eğer Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.

83. Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar. Halbuki haberi, Rasul'e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi, onu kaynağından çıkarabilecek olanları ne olduğunu bilirlerdi. Allah'ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah onlara Kur'an üzerinde tefekkür etmeyi emrederek, Kur'an'dan ve onun muhkem manalarını, kuvvetli ifadelerini düşünmekten yüz çevirmekten nehyetmekte ve onlara Kur’an'da hiçbir farklılık, çelişki, tezat ve tutarsızlık bulunmadığını haber vermektedir. Çünkü o büyük hikmet sahibi ve övgülere layık olan tarafından indirilmiştir. Yani haktan gelen bir hakikattir. Bu yüzden "Hala Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmüyorlar mı?" buyurduktan sonra şöyle diyor: "Eğer" bazı cahil müşriklerin ve münafıkların söyledikleri gibi ''Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı", yani uydurma ve türetme olsaydı, "onda birçok tutarsızlık bulurlardı. " Yani, birçok çelişki ve tezat bulacaklardı. Oysa Kur'an bu tutarsızlıklardan uzak, dolayısıyla Allah katındandır. Nitekim Yüce Allah ilimde derinleşmiş kimselerin şöyle dediklerini bildirmiştir: "Biz kesin olarak iman ettik. Hepsi Allah katındandır." (Al-i İmran, 7) Yani, Kur'an'ın muhkemi de müteşabihi de haktır. O yüzden onlar müteşabihleri muhkemlere döndürür, böylece doğru yolu bulurlar. Kalpleri batıla eğilimli olanlar ise muhkemleri müteşabihlere götürür, böylece doğru yoldan saparlar. O yüzden Yüce Allah ilimde derinleşmiş kimseleri övmüş, batıla eğilimli olanları ise yermiştir.

 

 

[2144] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Musa el-Eş'ari (r.a.)'tan şöyle nakleder: Ben ve kardeşim kırmızı develerle değişmeyeceğim kadar değerli bir ilim meclisinde idik. Ben ve kardeşim geldiğimizde baktık ki kapıların birinde Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yaşlı sahabilerinden bir grup duruyor. Aralarına girerek ayırmak istemediğimizden ayrı bir yere oturduk. Bir Kur’an ayeti zikredip üzerinde tartışmaya başladılar ve sesleri yükseldi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) öfkeden yüzü kızarmış bir halde çıkıp yüzlerine toprak attı ve şöyle buyurdu: "Yavaş olun ey halk. Sizden önceki milletler bundan dolayı helak oldular; Peygamberleri hususunda ayrılığa düşmelerinden, Kur'an'ın ayetlerini birbiriyle çarpıştırmalarından dolayı. Kur'an birbirini yalanlayıcı olarak gönderilmedi. Bilakis birbirini destekleyici olarak gönderildi. Dolayısıyla ondan bildiğinizle amel edin, bilmediğinizi ise bilenine götürün. "

 

 

[2145] Başka bir tarikle de şöyle rivayet etmiştir: Bir gün insanlar kader hakkında konuşurlarken Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanlarına çıktı. Öfkeden yüzü nar gibi kızarmıştı. Onlara, "Ne oluyor size, neden Allah'ın kitabının bir kısmını bir kısmıyla çarpıştırıyorsunuz? Sizden öncekiler bu yüzden helak oldular" buyurdu. Ebu Musa el-Eş'ari (r.a.) der ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in olup da benim bulunamadığım hiçbir meclis için bu kadar şükretmedim. Bunu İbn Mace rivayet etmiştir,

 

 

[2146] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu İmran el-Cevni'den şöyle nakle-

, der: Abdullah b. Rebah, bana gönderdiği bir mektupta Abdullah b. Amr'dan şöyle işittiğini yazdı: Bir gün erkenden Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına gitmiştim, Biz otururken iki kişi bir ayet hakkında tartışmaya başladılar ve sesleri yükseldi. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Sizden evvelki ümmetler ancak (kendilerine gönderilen) kitap hakkında ihtilaf ettiklerinden dolayı helak oldular" buyurdu. Bunu Müslim ve Nesai rivayet etmişlerdir.

 

Haberi Kaynağından Emin Olmadan Yaymamak:

 

"Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar" buyruğunda, doğru olup olmadığından emin olmadan, belki de hiçbir doğruluk yönü bulunmadığı halde haberleri hemen anlatan, haber veren ve yayan kimseler tenkit edilmektedir.

 

 

[2147] İmam Müslim, Sahih'inin Mukaddime'sinde Ebu Hureyre (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Her işittiği şeyi söylemek kişiye yalan olarak yeter. " Bunu Ebu Davud da Sünen'inin Edeb Kitabı'nda zikretmiştir. Bunu ayrıca Müslim ile Ebu Davud başka tariklerle de rivayet etmişlerdir.

 

 

[2148] Buhari ve Müslim, Sahih'lerinde, Muğire b. Şu'be'den şöyle rivayet etmişlerdir: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) 'dedi ki demiş ki'den nehyetti." Yani, insanların söyledikleri haberleri, doğruluğunu araştırıp düşünmeden ve kesinleştirmeden başkalarına çokça aktarmaktan men etmiştir.

 

 

[2149] Sünen-i Ebu Davud'da da: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in, "(Kesin bilmediği halde) Şöyle şöyle diyorlarmış demek kişinin ne kötü bineğidir!" buyurduğu geçmektedir.

 

 

[2150] Sahih bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kim yalan olduğunu bildiği halde bir sözü naklederse kendisi yalancılardan biridir" buyurmuştur.

 

 

[2151] Burada sahih olduğunda ittifak edilen Hz. Ömer (r.a.) hakkındaki şu hadisi zikredelim. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hanımlarını boşadığı haberi kendisine gelince evinden çıkıp Mescid-i Nebevı'ye geldiğinde insanların hala söyler halde buldu. Sabredemeyip Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den izin istedi ve "Hanımlarını boşadın mı?" diye sordu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Hayır" buyurunca Ömer (r.a.), "Allahu Ekber!" dedi. Hadisin gerisi vardır.

 

 

[2152] İmam Müslim'in Sahih'indeki rivayet şöyledir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, "Onları boşadın mı?" dedim. "Hayır" buyurunca Mescid-i Nebevı 'nin kapısına çıkıp avazımın çıktığı kadar, "Allah Rasulü hanımlarını boşamadı" diye bağırdım. Bunun üzerine, "Onlara güven veya korkuya dair bır haber gelince hemen onu yayarlar. Halbuki haberi, Rasul'e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi, onu kaynağından çıkarabilecek olanları ne olduğunu bilirlerdi" ayeti nazil oldu. Onu kaynağından çıkaran bendim. Onu istinbat edenler (.....) den kasıt, kaynağına inip aslını ortaya çıkaranlardır. Mesela; Arapçada kişinin kuyu kazıyıp su çıkarması, "......" (adam kaynak suyu çıkardı) cümlesiyle ifade edilir.

 

"Pek azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz." Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan, "Pek azdan kasıt mü'minlerdir" dediğini rivayet etmiştir. Abdurrezzak'ın Katade'den rivayetine göre ise o ayeti, "hepiniz şeytana uyup giderdiniz" diye tefsir etmiştir. Bu görüşü destekleyenler Tarammah b. Hakim'in, Yezid b. Mühelleb'i övgüde söylediği şu şiirini örnek göstermişlerdir:

 

Boyun eğmeyen bir asil, ihsanı bol bir cömert. Hata ve büyük kusurlan pek azdır onun.

 

Şair burada, "onun şahsiyetini zedeleyecek kusur ve yanlışlıkları hiç yoktur" demek istemektedir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

84. Artık Allah yolunda savaş. Sen ancak kendinden sorumlusun. Mü'minleri de teşvik et. Umulur ki Allah kafirlerin gücünü kırar. Allah'ın gücü daha çetin ve cezası daha şiddetlidir.

85. Kim iyi bir işe aracılık ederse ondan bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.

86. Bir selamla selamlandığınız zaman ondan daha güzeliyle selamlayın veya onunla karşılık verin. Muhakkak ki Allah her şeyi hakkıyla hesaplayandır.

87. Allah -ki ondan başka hiçbir ilah yoktur elbette sizi kıyamet günü toplayacaktır, bunda asla şüphe yoktur. Söz bakımından Allah'tan daha doğru kim vardır!