İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Nisa Suresi

84 – 87.ayetler

 

Cihada Teşvik:

 

84. Artık Allah yolunda savaş. Sen ancak kendinden sorumlusun. Mü'minleri de teşvik et. Umulur ki Allah kafirlerin gücünü kırar. Allah'ın gücü daha çetin ve cezası daha şiddetlidir.

85. Kim iyi bir işe aracılık ederse ondan bir nasibi olur. Kim kötü bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı olur. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.

86. Bir selamla selamlandığınız zaman ondan daha güzeliyle selamlayın veya onunla karşılık verin. Muhakkak ki Allah her şeyi hakkıyla hesaplayandır.

87. Allah -ki ondan başka hiçbir ilah yoktur elbette sizi kıyamet günü toplayacaktır, bunda asla şüphe yoktur. Söz bakımından Allah'tan daha doğru kim vardır!

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah kulu ve elçisi Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, bizzat kendisinin savaşmasını emrediyor ve savaşa katılmayanlardan sorumlu olmayacağını bildiriyor. o' yüzden, "Sen ancak kendinden sorumlusun" buyuruyor.

 

 

[2153] İbn Ebi Hatim, Ebu İshak'tan şöyle nakleder: Bera b. Azib (r.a.)'a, "Bir adam yüz düşmanıyla karşılaştığında onlarla savaşırsa Allah'ın 'Kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayın' (Bakara, 195) buyurduğu kimselerden olur mu?" diye sordum. O: "Allah (c.c) peygamberine, 'Artık Allah yolunda savaş. Sen ancak kendinden sorumlusun. Mü'minleri de teşvik et' buyuruyor" dedi. 

 

 

[2154] Yine İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu İshak'tan şöyle nakleder: Berra'ya "Kişi müşriklere saldırırsa kendisini tehlikeye atmış olur mu?" diye sordum. "Hayır. Allah (c.c) peygamberini gönderdi ve ona, 'Artık Allah yolunda savaş. Sen ancak kendinden sorumlusun. Mü'minleri de teşvik et' diye emretti. O söylediğin ise infak hakkındadır" dedi. Bunu İbn Merduyeh de Ebu İshak kanalıyla Berra'dan böyle rivayet etmiştir.

 

 

[2155] İbn Merduyeh daha sonra başka bir kanalla yine Ebu İshak'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ''Artık Allah yolunda savaş. Sen ancak kendinden sorumlusun. Mü'minleri de teşvik et ... " ayeti nazil olunca ashabına "Rabbim bana savaşı emretti. Siz de savaşın" buyurdu. Bu garip bir hadistir.

 

"Mü'minleri de teşvik et." Yani, onları savaşa teşvik et ve yüreklendir.

 

 

[2156] Nitekim Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Bedir günü safları düzenlerken onlara, "Genişliği göklerle yer kadar olan cennete kalkın" demiştir. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in savaşa teşvik eden daha pek çok hadisi olup bazıları şunlardır:

 

 

[2157] İmam Buhari, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kim Allah'a ve Rasulü'ne inanır, namaz kılar, Ramazan orucunu tutarsa Allah'ın onu cennetine koyması hak olur. İster cihad etsin, ister doğduğu evinde otursun" buyurdu. Sahabe, "Ey Allah'ın Rasulü! İnsanlara bunun müjdesini vermeyelim mi?" dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu. "Cennette Allah'ın cihad edenler için hazırladığı yüz derece vardır. Her iki derece arasında yeryüzüyle gökyüzü arası gibi mesafe vardır. Allah'tan istediğinizde Firdevs'i isteyin. Çünkü Firdevs Cennetin tam ortası ve en yüksek yeridir. (Ravi diyor ki; zannederim şöyle de demişti: Üzerinde de Rahman'ın Arşı vardır. Cennetin nehirleri oradan doğar.)" Bu hadis Ubade, Muaz b. Cebel ve Ebu Derda'dan da (Allah hepsinden razı olsun.) yakın ifadeyle rivayet edilmiştir.

 

 

[2158] Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan yapılan rivayete göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kendisine, "Ey Ebu Said! Her kim rab olarak Allah'ı, din olarak İslam 'ı, Rasul ve nebi olarak da Muhammed'i seçer ve razı olursa ona cennet vacip olur" buyurdu. O ise hayretle, "Bana bir daha söyle" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sözünü tekrarladı, ardından şöyle buyurdu: "Bir şey daha var ki onun sayesinde Allah (c.c) kulu cennette her iki derece arası yer ile gök kadar olan yüz derece yükseltir" "O nedir, ya Rasulallah?" dedim. "Allah yolunda cihattır" buyurdu. Bunu Müslim rivayet etmiştir.

 

"Umulur ki Allah kafirlerin gücünü kırar." Yani, onları cihada teşvik et ve bu surette düşmanlarla mücadele etme ve onlara karşı İslam topraklarını ve halklarını koruyup müdafaa etme ve sabırla direnme konusunda gayretlendirir.

 

''Allah'ın gücü daha çetin ve cezası daha şiddetlidir." Yani, Allah (c.c) onlara dünya ve ahirette her şeyi yapmaya kadirdir. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette, "Muhakkak ki Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister" (Muhammed, 4) buyurmuştur.

 

 

Güzel Şefaat, Selam Almak, Ölümden Sonra Dirilmek:

 

Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Kim iyi bir işe aracılık ederse ondan bir nasibi olur. " Her kim bir gayret gösterir ve ondan bir hayır doğarsa ondan ken,

disine bir nasip olur. "Kim kötü bir işe aracılık ederse onun da ondan bir payı

olur. " Gayret ve niyetinin yol açtığı şeyin günahından da ona bir payolur.

 

 

[2159] Nitekim sahih bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Güzel aracılık yapınız ki sevaba nail olasınız. Allah peygamberinin diliyle dilediği hükmü verir" buyurmuştur. Mücahid b. Cebr, "Bu ayet insanların birbirlerinin işlerini halletmede aracı olmaları hakkında nazil olmuştur" demiştir. Hasan-ı Basrı der ki: Allah, "şefaatçi yapılır" değil de "şefaat ederse" buyurmuştur.

 

"Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir." İbn Abbas (r.a.), Ata, Atiyye, Katade ve Matar el-Varrak buradaki "..... mukıta" kelimesini "kaydedicidir" diye tefsir etmiştir. Mücahid bir rivayette "her şeye şahittir", başka bir rivayette ise, "her şeyin hesabını görücüdür" diye tefsir etmiştir. Said b. Cübeyr, Süddi ve İbn Zeyd, "Her şeye gücü yetendir"; Abdullah b. Kesir, "En güzel şekilde idare edicidir"; Dahhak da, "Rızık vericidir" diye tefsir etmişlerdir.

İbn Ebi Hatim ... İsa b. Yunus'tan, o bir adamdan şöyle rivayet etmiştir:

Bir adam Abdullah b. Revaha'ya Yüce Allah'ın "Allah her şeye mukittir" ayetinin manasını sorduğunda şöyle cevap verdi: Her insana ameli oranında rızk verir.

"Bir selamla selamlandığınız zaman ondan daha güzeliyle selamlayın veya onunla karşılık verin." Yani, bir Müslüman size selam verdiğinde ona daha güzel bir selam la veya en azından aynısıyla karşılık verin. Dolayısıyla selama daha iyisiyle karşılık vermek mendup, aynısıyla karşılık vermek ise farzdır.

 

 

[2160] Taberi, Selman-ı Farisi (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bir adam Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek, "Allah'ın selamı üzerine olsun ey Allah Rasulü!" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Allah'ın selam ve bereketi de senin üzerine olsun" diye cevap verdi. Sonra başkası geldi ve ''Allah'ın selam ve bereketi üzerinize olsun" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Allah'ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun" diye karşılık verdi. Sonra başkası geldi ve ''Allah'ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona da "Senin de üzerine olsun" şeklinde karşılık verdi. Sonuncusu Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, "Ya Rasulallah! Yanına filan ve filan geldiler de onların selamına daha iyisiyle mukabelede bulundun, dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Sen bana hiçbir şey bırakmadın. Allah (c.c) "Bir selamla selamlandığınız zaman ondan daha güzeliyle selamlayın veya onunla karşılık verin" buyuruyor. Biz de selamına aynısıyla cevap verdik. "buyurdu. Bunu İbn Ebi Hatim de muallak olarak rivayet etmiştir. İbn Merduyeh de Ahmed b. Hanbel kanalıyla rivayet etmiştir, fakat ben hadisi Müsned'de göremedim. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Hadis, "Allah'ın selam, rahmet ve bereketi üzerine olsun" şeklindeki selamdan daha uzun bir selamın olmadığını göstermektedir. Çünkü bu meşru olsaydı Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) daha uzunuyla cevap verirdi.

 

 

[2161] İmamAhmed b. Hanbel, İmran b. Husayn (radıyallahuanh)'tan şöyle nakleder: Bir adam Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek, "Allah'ın selamı üzerine olsun ey Allah Resulü!" dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onun selamına karşılık verdi ve "on" diyerek oturdu. Sonra başka biri geldi ve "Allah'ın selam ve rahmeti üzerine olsun" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) selamına cevap verdi ve "yirmi" diyerek oturdu. Sonra başka biri geldi ve "Allah'ın selam, rahmet ve bereketi üzerine olsun" dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) selamına cevap verdi ve 'otuz" diyerek oturdu. Bunu Ebu Davud, Tirmizi, Nesai ve Bezzar yine İmran b. Husayn (r.a.)'ın nakliyle rivayet etmişlerdir. Tirmizi, "Bu tarikle hasen ve gariptir. Konuyla ilgili Ebu Said el-Hudri (r.a.), Hz. Ali (r.a.) ve Sehl b. Huneyf'ten rivayet edilen hadisler vardır" demiştir. Bezzar da, "Bu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den birçok tarikten rivayet edilmiş olup onların en iyisi budur" demiştir. 

 

İbn Ebi Hatim, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Mecusi de olsa Allah'ın kullarından her kim sana selam verirse sen de ona selamını iade et. Zira Allah (c.c.), "Ondan daha güzeliyle selamlayın veya onunla karşılık verin" buyuruyor. Katade ise, "Ondan daha güzeliyle selamlayın" Müslümanlar; "veya onunla karşılık verin" ise zimmet ehli gayrimüslimler hakkındadır" demiştir. Fakat bu, su götürür bir iddiadır. Bilakis daha önce geçtiği gibi kasıt, verilen selama daha iyisiyle mukabelede bulunmaktır. Müslüman en iyi şekilde selam vermişse ona da aynısıyla karşılık verir. Zimmet ehline ise ilk olarak selam verilmez, verdiği selama daha iyisiyle karşılık verilmez. Bilakis hadiste geçtiği şekliyle selam verilir:

 

 

[2162] Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde rivayet ettiklerine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Yahudiler size selam verdiklerinde "Samu aleykum (ölüm üzerinize olsun)" der. Sen de ona "Sana da" de!" buyurmuştur.

 

 

[2163] Müslim'in, Sahih'inde Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayet ettiği bir hadiste Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Yahudilere ve Hristiyanlara ilk selamı siz vermeyin. Yolda onlarla karşılaştığınızda da onları yolun en dar yerinden geçmeye mecbur bırakın" buyurmuştur.

 

Süfyan-ı Sevri, Hasan-ı Basri'den şöyle nakleder: Selam vermek sünnet, verilen selama karşılık vermekse farzdır. Onun bu sözü bütün alimlerin görüşüdür. Hepsi de selam veren kimseye karşılık vermenin vacip olduğunu, bunu yapmayanın günah işlemiş olacağını söylemişlerdir. Çünkü o Allah'ın (c.c.), "Ondan daha güzeliyle selamlayın veya onunla karşılık verin" emrine aykırı hareket etmiştir.

 

 

[2164] Nitekim Ebu Davud'un kendi senediyle Ebu Hureyre (r.a.)'tan naklettiğine göre Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Canımı elinde tutan Allah'a andolsun ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Şimdi size, yaptığınızda birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayın. "

 

''Allah -ki ondan başka hiçbir ilah yoktur-" cümlesi Allah'ın bir olduğunu ve tüm mahlukatın yegane ilahı olduğunu haber vermektedir. "Elbette sizi kıyamet günü toplayacaktır" cümlesinde ise gizli bir yemin vardır. "....." daki lam harfi yemine zemin hazırlayıcı edattır. Burada Allah'ın, ilk nesilden son nesle kadar herkesi düz bir yerde toplayıp her amel sahibine amelinin karşılığını vereceğini yeminle haber vermektedir. "Söz bakımından Allah'tan daha doğru kim vardır!" Yani, sözünde, haberinde, vaad ve tehdidinde Allah'tan daha doğru sözlü hiç kimse yoktur. O'ndan başka hiçbir ilah, O' ndan gayri hiçbir rabb yoktur.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

88. Size ne oluyor ki münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Halbuki Allah onları kendi ettikleri yüzünden baş aşağı etmiştir (küfürlerine döndürmüştür). Allah'ın saptırdığını doğru yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimse için asla (doğruya) yol bulamazsın!

89. Sizin de kendileri gibi inkar etmenizi istediler ki onlarla eşit olasınız, O halde Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan hiçbirini dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün ve hiçbirini dost ve yardımcı edinmeyin.

90. Ancak kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluma sığınanlar yahut ne sizinle ne de kendi toplumlarıyla savaşmak (istemediklerin) den yürekleri sıkılarak size gelenler müstesna. Allah dileseydi onları başınıza bela ederdi de sizinle savaşırlardı. Artık onlar sizi bırakıp bir tarafa çekilir de sizinle savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse bu durumda Allah size, onların aleyhinde bir yola girme hakkı vermemiştir.

91. Hem sizden hem de kendi toplumlarından emin olmak isteyen başkalarını da bulacaksınız. Bunlar her ne zaman fitneye götürülseler ona baş aşağı dalarlar (daldırılırlar). Eğer sizden uzak durmaz, sulh teklif etmez ve ellerini çekmezlerse onları yakalayın, rastladığınız yerde öldürün. İşte onlar üzerine sizin için apaçık yetki verdik