|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Nisa Suresi - -.ayetler |
Münafıklar; Vasıfları,
Hilekarlıkları ve Onlara Nasıl Davranılacağı
88. Size ne oluyor ki
münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Halbuki Allah onları kendi ettikleri
yüzünden baş aşağı etmiştir (küfürlerine döndürmüştür). Allah'ın saptırdığını
doğru yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah'ın saptırdığı kimse için asla
(doğruya) yol bulamazsın!
89. Sizin de kendileri
gibi inkar etmenizi istediler ki onlarla eşit olasınız, O halde Allah yolunda
hicret edinceye kadar onlardan hiçbirini dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse
onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün ve hiçbirini dost ve yardımcı
edinmeyin.
90. Ancak kendileriyle
aranızda antlaşma bulunan bir topluma sığınanlar yahut ne sizinle ne de kendi
toplumlarıyla savaşmak (istemediklerin) den yürekleri sıkılarak size gelenler
müstesna. Allah dileseydi onları başınıza bela ederdi de sizinle savaşırlardı.
Artık onlar sizi bırakıp bir tarafa çekilir de sizinle savaşmazlar ve size
barış teklif ederlerse bu durumda Allah size, onların aleyhinde bir yola girme
hakkı vermemiştir.
91. Hem sizden hem de
kendi toplumlarından emin olmak isteyen başkalarını da bulacaksınız. Bunlar her
ne zaman fitneye götürülseler ona baş aşağı dalarlar (daldırılırlar). Eğer
sizden uzak durmaz, sulh teklif etmez ve ellerini çekmezlerse onları yakalayın,
rastladığınız yerde öldürün. İşte onlar üzerine sizin için apaçık yetki verdik.
Tefsiri:
Yüce Allah münafıklar
hakkında ikiye bölünmelerinden dolayı mü' minleri eleştiriyor. Ayetin nüzul
sebebi hakkında farklı görüşler vardır.
[2165] İmam Ahmed b.
Hanbel, Zeyd b. Sabit (r.a.)'tan şöyle nakleder: Resul-i Ekrem (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Uhud gazvesi için yola çıktıktan sonra bazıları geri
döndüler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabı onlar hakkında
ikiye bölündü. Kimileri, "Onları öldürelim", kimileri ise
"Öldürmeyelim" diyorlardı. Bunun üzerine Yüce Allah, "Size ne
oluyor ki münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız?" ayetini nazil etti.
Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de, "O (Medine) temizdir ve
ateş gümüşün kirini giderdiği gibi o da pisleri uzaklaştırır" buyurdu.
Bunu Buhari ve Müslim de Sahih'lerinde Şu'be'nin nakliyle rivayet etmişlerdir.
Muhammed b. İshak'ın anlattığına göre Uhud savaşında Abdullah b. Selul ordunun
üçte birini teşkil eden üç yüz kişiyle dönünce Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'in yanında yedi kişi kaldı.
Avfi, İbn Abbas
(r.a.)'tan şöyle nakleder: Bu ayet Mekke'de bulunan ve Müslüman olduğunu
söylediği halde müşriklere yardım eden bir takım kimseler hakkında nazil
olmuştur. Bunlar bir gün bir işleri için Mekke’den çıktıklarında,
"Muhammed'in adamlarına rastlarsak onlardan bize hiçbir zarar gelmez"
dediler. Onların Mekke'den çıktıkları haberi mü'minlere ulaşınca onlardan
bazıları, "Gidip şu korkakları öldürün. Zira onlar size karşı
düşmanlarınıza yardım ediyorlar" derken, bazıları "Sübhanallah! Sizin
söylediğinizi (kelime-i tevhid) söyleyen bir milletle mi savaşacaksınız? Sırf
hicret etmedikleri ve yurtlarını terk etmedikleri için mi kanları ve malları
helalolacak?" dediler. Böylece iki gruba ayrıldılar. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de yanlarında idi ve onlardan hiçbirine müdahale
etmedi. Bunun üzerine Yüce Allah, "Size ne oluyor ki münafıklar hakkında
iki gruba ayrıldınız?" ayetini nazil etti. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet
etmiştir. Ebu Seleme b. Abdurrahman, İkrime, Mücahid, Dahhak ve başkalarından
da buna yakın şeyler rivayet edilmiştir.
Zeyd b. Eslem ise Sa'd
b. Muaz'dan şöyle nakleder: Bu ayet, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in ifk hadisesinde minberde Abdullah b. Übeyy'den özür dilemesini
istediğinde Evs ve Hazreç kabilelerinin onun hakkında konuşmaları üzerine nazil
olmuştur. Bu görüş gariptir. Ayetin nüzulüyle ilgili başka görüşler de
zikredilmiştir.
"Halbuki Allah
onları kendi ettikleri yüzünden", yani isyanları, Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e muhalefet etmeleri ve batıla uymaları sebebiyle "baş
aşağı etmiştir", yani onları çevirip yanlışa düşürmüştür. İbn Abbas (r.a.)
bu ifadeyi "Onları yanlışa düşürmüştür" diye tefsir etmiştir. Katade,
"onları helak etmiştir"; Süddi ise, "saptırmıştır" diye
tefsir etmişlerdir. "Allah'ın saptırdığını doğru yola getirmek mi istiyorsunuz?
Allah'ın saptırdığı kimse için asla (doğruya) yol bulamazsın!" Onu doğru
yola iletecek ve ulaştıracak hiçbir yol yoktur.
"Sizin de kendileri
gibi inkar etmenizi istediler ki onlarla eşit olasınız."
Yani onlar eşit olmanız
için sizin de sapmanızı arzularlar. Bunun sebebi ise size olan katı düşmanlık
ve nefretlerinden başka bir şey değildir. O yüzden Yüce Allah şöyle buyuruyor:
"O halde Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan hiçbirini dost
edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse ... " Bu ifadenin manası; Avfi'nin İbn
Abbas (r.a.)'tan rivayete göre, "hicreti terk ederlerse"; Süddi'nin
söylediğine göre ise "küfürlerini açığa vururlarsa"dır. "Onları
yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün ve hiçbirini dost ve yardımcı edinmeyin.
" Yani, öyle oldukları sürece onlarla dostluk kurmayın ve Allah
düşmanlarına karşı kendilerinden yardım talebinde bulunmayın.
Yüce Allah daha sonra şu
kimseleri istisna ederek şöyle buyuruyor: ''Ancak kendileriyle aranızda
antlaşma bulunan bir topluma sığınanlar ... müstesna. " Yani, sizinle
aralarında bir barış andlaşması veya zimmet sözleşmesi bulunan bir topluluğa
sığınan kimseler başka. Onlara, sığındıkları kimseler gibi muamele edin. Bu,
Süddi, İbn Zeyd ve Taberi'nin görüşüdür.
[2166] Nitekim İbn Ebi
Hatim, Süraka b. Malik el-Müdlici'den şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Bedir ve Uhud' da galip olup çevredeki insanlar Müslüman
olmaya başlayınca Muhammed'in Halid b. Velid'i kabilem Beni Müdlec'e göndermek
istediğini duydum ve yanına gittim. "Nimetin hatırı için senden istiyorum
ki..." diyordum ki insanlar "Sus" diyerek beni susturdular.
Muhammed, "Onu bırakın, ne istiyormuş?" dedi. "Benim kavmime
adam göndereceğini duydum. Ben ise onlarla andlaşma yapmanı istiyorum. Senin
kavmin (Kureyş) Müslüman olursa bunlar da İslam'a girer ve Müslüman olurlar.
Müslüman olmazlarsa da kavminin kalpleri onlara karşı katı olmasın" dedim.
Bunun üzerine Allah Rasulü Halid b. Velid'in elini tutup, "Bununla
birlikte git ve istediğini yap" buyurdu. Halid de Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e karşı hiç kimseye yardım etmeyeceklerine, Kureyşliler
Müslüman olurlarsa onlarla birlikte Müslüman olacaklarına dair onlarla anlaşma
yaptı. Bunun üzerine Yüce Allah, "Sizin de kendileri gibi inkar etmenizi
istediler ki onlarla eşit olasınız. O halde Allah yolunda göç edinceye kadar
onlardan hiçbirini dost edinmeyin" ayetini nazil etti. Bunu İbn Merduyeh
de, Hammad b. Seleme kanalıyla rivayet etmiştir ki onda şu ziyade de vardır:
Bunun üzerine Yüce Allah, ''Ancak kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir
topluma sığınanlar yahut ne sizinle ne de kendi toplumlarıyla savaşmak
(istemediklerin)den yürekleri sıkılarak size gelenler müstesna" ayetini
nazil etti. Böylece onlara varan ve birlikte olanlar andlaşma hususunda onlar
gibi oluyordu. Bu rivayet, sözün akışına daha uygun düşmektedir.
[2167] Sahih-i
Buhari'deki Hudeybiye Barış Andlaşması'nı anlatan rivayette şu ifadeler yer
almaktadır: Böylece onlardan dileyen Kureyşlilerin barış ve ahdine dahil
oluyor, dileyen de Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve ashabının barış ve
ahdine dahil oluyordu. Nitekim İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir:
Bu ayeti, "Haram olan aylar çıkınca artık müşrikleri bulduğunuz yerde
öldürün" (Tevbe, 5) ayeti ile ne sh etti.
"Yahut ne sizinle
ne de kendi toplumlarıyla savaşmak (istemediklerin) den yürekleri sıkılarak
size gelenler müstesna." Kendileriyle savaş yapmaktan nehyedilen iki
sınıftan diğeri olan bu kimseler sizinle savaşa kalpleri daralarak gelen ve
sizinle savaşmak istemeyen, aynı zamanda kendi milletlerine karşı savaşmak da
istemeyen, sizin ne lehinizde ne de aleyhinizde olan kimselerdir.
''Allah dileseydi onları
başınıza bela ederdi de sizinle savaşırlardı. " Yani, onları size musallat
olmaktan alıkoyması Allah'ın size olan nimetlerindendir.
''Artık onlar sizi
bırakıp bir tarafa çekilir de sizinle savaşmazlar ve size barış
("selem" barış manasına gelir) teklif ederlerse bu durumda Allah
size, onların aleyhinde bir yola girme hakkı vermemiştir." Yani, bu halde
oldukları sürece onlarla savaşma hakkınız yoktur. Buna örnek Bedir savaşında
Mekke’den istemeyerek çıkıp savaşa katılan Haşimoğullarından Abbas ve benzeri
kimselerdir. O yüzden Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) O zaman
Abbas'ı öldürülmekten men edip onun esir alınmasını emretmiştir.
"Hem sizden hem de
kendi toplumlarından emin olmak isteyen başkalarını da bulacaksınız."
Bunlar görünüşte ilk sınıf gibidir. Fakat niyetleri onlarınkinden farklıdır.
Zira, bunlar kanlarını, mallarını ve çocuklarını güven altına almak amacıyla
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve ashabına Müslüman gözüken,
gerçekte ise kafirlerle işbirliği içinde olan, onlardan yana da güvende olmak
için ibadetlerinde onlara katılan ve onlarla birlikte ibadet eden
münafıklardır. Onlar Allah'ın (c.c) "Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında
da 'Biz, sizinle beraberiz ... ' derler" (Bakara, 14) ayetinde buyruğu
gibi hakikatte kafirlerle birliktedirler.
"Bunlar her ne
zaman fitneye götürülseler ona baş aşağı dalarlar."
"1."....5)" daldılar, demektir. Süddi buradaki fitnenin şirk
manasına geldiğini söylemiştir. Taberi, Mücahid’den şöyle rivayet etmiştir: Bu
ayet Mekkeli bazı kimseler hakkında nazil oldu. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e gelerek göstermelik olarak Müslüman oluyor, sonra Kureyşlilerin
yanına gidince putlara ibadete dalıyorlar, bununla kendilerini her iki taraftan
güvenceye almayı hedefliyorlardı. İşte Allah (c. c) bu halden çıkıp kendilerini
düzeltmemeleri durumunda onlarla da savaşılmasını emrediyor. O yüzden Yüce
Allah şöyle buyuruyor: "Eğer sizden uzak durmaz, sulh (barış ve andlaşma)
teklif etmez ve (savaştan) ellerini çekmezlerse onları yakalayın (esir alın),
rastladığınız yerde (nerede karşılaşırsanız) öldürün. İşte onlar üzerine sizin
için apaçık (belli ve net) yetki verdik"
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |