İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Nisa Suresi

102 - 104.ayetler

 

Korku Namazı:

 

102. Sen içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle beraber namaza dursunlar, silahlarını (yanlarına) alsınlar, böylece (namazı kılıp) secde ettiklerinde (diğerleri) arkanızda olsunlar. Sonra henüz namazını kılmamış olan (bu) diğer grup gelip seninle beraber namazlarını kılsınlar ve onlar da ihtiyat tedbirlerini ve silahlarını alsınlar. O kafirler arzu ederler ki siz silah larınızdan ve eşyanızdan gafil olsanız da üstünüze birden baskın yapsalar. Eğer size yağmurdan bir eziyet olur yahut hasta bulunursanız silahlarınızı bırakmanızda size günah yoktur. Yine de tedbirinizi alın. Şüphesiz Allah, kafirler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

 

Tefsiri:

 

Korku namazının birçok çeşidi vardır. Çünkü bazen kıble tarafına, bazen başka tarafa yönelerek kılınır. Bazen dört rekathk, bazen akşam namazı gibi üç rekatlık, bazense sabah namazıyla sefer namazı gibi iki rekatlık olur. Bazen namazı cemaatle kılarlarken bazen çarpışmaların şiddetlenmesi sebebiyle cemaat olamaz, bu durumda da kıbleye veya başka bir tarafa yönelerek binitli ve yaya olarak tek başlarına kılarlar. Bu durumda yürüyebilir, namazın tam ortasında düşmanlara aralıksız silah darbeleri indirebilirler.

 

Alimlerden bazıları ise daha önce geçen İbn Abbas (r.a.) hadisinden dolayı bu durumda sadece bir rekat kılacağını söylemişlerdir. İmam Ahmed b. Hanbel bu görüştedir. Münziri, el-Havaşi kitabında şöyle der: Ata, Cabir, Hasan-ı Basri, Mücahid, Hakem, Katade ve Hammad bu görüşte olup, Tavus ile Dahhak da aynı görüşü benimsemiştir. Ebu Asım el-Abbadi, Muhammed b. Nasr el-Mervezi'nin sabah namazı korku namazı şeklinde kılınırken bir rekat kılınacağı görüşünde olduğunu rivayet etmiştir. İbn Hazm da bu görüştedir. İshak b. Rahuyeh ise, "Kılıçla çarpışma esnasında imayla kıldığın bir re kat sana yeter. Buna gücün yetmezse tek bir secde yaparsın; çünkü bu da Allah'ı zikirdir" demiştir. Bazıları ise, "Sadece bir tekbir yeterlidir" demişlerdir. Muhtemelen kasıtları İmam Ahmed b. Hanbel ile adamlarının görüşü gibi, bir rekattır. Cabir b. Abdullah, Abdullah b. Ömer, Ka'b ve daha birçok sahabi ile Süddi de bu görüştedir. Bunu Taberi rivayet etmiştir. Fakat bunu, İshak b. Rahuyeh'in görüşünde olduğu gibi bir rekatın yeteceği görüşünü zahiri ile alarak nakletmişlerdir. Emir Abdulvahhab b. Buht el-Mekki de bu görüştedir. Hatta o, "Tekbire gücü yetmezse onu içinden -yani kalbinden geçirerek- yapmayı terk etmesin" demiştir. Bunu ondan Said b. Mansur, Sünen'inde rivayet etmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Bazı alimlerse savaş ve çarpışma mazeretinden dolayı namazı vaktinden sonraya ertelemenin caiz olduğunu söylemişlerdir.

 

 

[2345] Nitekim Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hendek günü öğle ve ikindi namazlarını geciktirerek bunları akşamdan sonra kılmış, ardından akşam namazını, daha sonra da yatsı namazını kılmıştır. 

 

 

[2346] Bu olaydan sonra, Beni Kureyza gününde onlara ordu hazırladığında, "Sizden hiç kimse kesinlikle ikindi namazını Beni Kureyza dışında bir yerde kılmasın" buyurmuştu. Yolda namaz vakti gelince sahabilerden bazıları, "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) O sözüyle acele gidilmesinden başka bir şey kastetmedi. Bizden namazı vaktinden sonra kılmamızı istemedi" dediler ve onu yoldayken vaktinde kıldılar. Diğerleri ise akşamdan sonra Beni Kureyza'nın olduğu yerde kıldılar. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise bunlardan hiçbirine kızmadı. Biz Siret kitabında bu konu üzerinde konuştuk ve ikindi namazını vaktinde kılanların vakıada doğruya daha yakın, bununla birlikte diğerlerinin de mazur olduklarını açıkladık. Bu olayda onları namazı vaktinden sonraya bırakmada mazur kılacak husus cihada ve Yahudilerden ahitlerini bozan mel'un grubu kuşatmaya bir an önce gidilmesi emridir. Cumhur ise şöyle demiştir: Bunların hepsi korku namazı ile neshedilmiştir. Çünkü o gün korku namazı ayeti henüz nazil olmamıştı. Bu ayet inince bu gerekçeyle namazı ertelemek neshedildi. Bu, İmam Şafii ile Sünen sahiplerinin Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan rivayet ettikleri hadiste açıktır. Fakat İmam Buhari'nin Sahih'inde, "Kale savaşlarında ve düşmanla karşılaşma anında namaz babılında şöyle demiştir: "Evzai der ki: Zaferin gerçekleşmesi yaklaşırken Müslümanlar namaz kılamazlarsa her biri kendi başına imayla kılar. İmayla kılamazlarsa çatışma duruncaya veya güvende oluncaya kadar erteler ve iki rekat kılarlar. Bunu yapamazlarsa iki secdeli bir rekat namaz kılarlar. Buna da güçleri yetmezse tekbir namaz yerine geçmez, dolayısıyla güvenliklerini sağlayana kadar ertelerler. Mekhul da bu görüştedir. Enes b. Malik şöyle anlatır: "Şafak sökerken Tüster kalesinin düşmesi iyice yaklaşmıştı. Bu savaşta ben de bulunuyordum. Savaş öyle kızışmıştı ki hiç kimse namaz kılmaya fırsat ve imkan bulamıyordu. Bu yüzden namazı ancak gün epey ilerledikten sonra, Ebu Musa ile birlikte iken kıldık. Namaz sonrasında da zafer gerçekleşti. Dünya ve içindekilere sahip olmak beni bu namaz kadar mutlu edemez. " İmam Buhari böyle söyledikten sonra Hendek günü namazın geciktirilmesi hadisini, ardından Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ikindi namazını ancak Beni Kureyza'da kılmalarını emretmesi hadisini zikretmiştir. Böylece o bu görüşü tercih etmiş gibi gözükmektedir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Bu görüşteki kimse görüşüne Ebu Musa el-Eş'ari (r.a.) ile adamlarının Tüster'in fethi günü yaptıklarını delil gösterebilir. Çünkü bu genelde meşhur bir olaydır. Bu Hz. Ömer (r.a.)'ın halifeliği dönemindeydi ve ne Ömer (r.a.) ne de başka bir sahabenin ona karşı çıktığına dair hiçbir haber nakledilmiş değildir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Bunlar derler ki: Korku namazı Hendek günü de meşru idi. Çünkü Siyer ve Megazi alimlerinin büyük çoğunluğuna göre Zaturrika gazvesi Hendek gazvesinden önce olmuştur. Muhammed b. İshak, Musa b. Ukbe, Vakıdi, katibi Muhammed b. Sa'd, Halife ve Hayyat bunlardan bazılarıdır.

 

İmam Buhari ve başkaları ise, "Zaturrika Hendek gazvesinden sonraydı" demişler ve buna Ebu Musa el-Eş’ari (r.a.) hadisini delil getirmişlerdir. Çünkü Ebu Musa el-Eş’ari (Müslüman olup) Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına Hayber günü gelmiştir. Müzeni, Kadı Ebu Yusuf ve İbrahim b. İsmail b. Uleyye'nin, "Korku namazı Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Hendek günü namazı ertelemesiyle neshedilmiştir" görüşü ise son derece hayret vericidir! Bu çok sıra dışı bir görüştür. Çünkü Hendek'ten sonra korku namazı kılındığına dair rivayetler sabittir, kesindir. Namazın o gün ertelenmesine Mekhul ve Evzai'nin getirdiği açıklama daha kuvvetli ve daha makuldür. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Dolayısıyla, "Sen içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman" cümlesinin manası, "Sen korku namazında onlara imamlık yaparken" dir ki bu ilkinden farklı bir durumdur. Çünkü hadislerin delalet ettiği gibi o namazı sadece bir rekat olarak ve tek, ayakta, binek üzerinde, kıbleye veya başka bir yöne dönük halde bir rekat kılmakla sınırlamış, sonra bir imamın arkasında bir araya gelme ve toplanmayı zikretmiştir.

 

Bu ayeti namazı cemaatle eda etmenin vacip olduğuna delil getirenler ne güzel yapmışlardır! Zira, kişi cemaat hatırına namazın birçok fiilinden muaf tutulmuştur. Cemaatle namaz vacip olmasaydı bu caiz olmazdı.

 

Ayetteki, "Sen içlerinde bulunup" ifadesine ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den sonra bu vasfın bulunamayacağı hakikatine dayanarak korku namazının Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den sonra neshedildiğine delil getirenlerin bu delili ise zayıftır. Bunlara, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den sonra zekatı (devlete) vermek istemeyen ve buna, "Onların mallarından sadaka ai; bununla onları (günahlardan) temizlersin, onları arıtıp yüceltirsin. Ve onlar için dua et. Çünkü senin duan onlar için sükunettir (onları yatıştırır)'' (Tevbe, 103) ayetini delil getiren, "Biz Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den sonra zekatımızı hiç kimseye vermeyecek, onu uygun gördüklerimize kendimiz vereceğiz. Onu sadece duası bize sükunet olana veririz" diyenlere verilen cevabın aynısı verilir. Zira sahabeler onlara cevap vermiş, ayeti delil göstermelerini kabul etmemiş, zekat vermeye zorlayıp vermeyenlerle de savaşmışlardır.

 

Şimdi de, bu namazın nasıl kılınacağına geçmeden evvel, bu ayet-i kerimenin nüzul sebebini zikredelim:

 

 

[2347] İmam Taberi, Hz. Ali (r.a.)'tan şöyle nakleder: Neccaroğullarından bir grup insan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e "Ya Rasulallah! Biz yeryüzünde yolculuk yapıyoruz, nasıl namaz kılalım?" diye sordular. Bunun üzerine, "Sen içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman ... " korku namazı ayeti nazil oldu. Sonra (bu konuyla ilgili) vahiy kesildi. Bundan bir yıl sonra, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) savaşa çıktığında müşrikler "Muhammed ve arkadaşları size, onlara galip gelme fırsatı verdi. Onlara sıkıca saldırsanıza!" dediler. Onlardan biri, "Onların bundan sonra benzer bir şeyleri (namazları) daha var" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah bu iki namaz arasında, "Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman kafirlerin size kötülük etmelerinden endişe ederseniz, namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur" ile sonrasındaki, "Sen içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman" ayeti (Nisa: 101, 102) nazil oldu. Korku namazı işte böyle nazil oldu. Bu ifadeyle gelen rivayet çok gariptir. Bazı kısımlarının İmam Ahmed b. Hanbel'in Müsned'i ile Sünen kitaplarında asıl adı Zeyd b. Sabit olan Ebu Ayyaş'ın nakliyle gelen şahitleri vardır.

 

 

[2248] İmam Ahmed b. Hanbel Ebu Ayyaş ez-Zurki’den şöyle nakleder:

Biz Usfan' da Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikteydik. Müşrikler Halid b. Velid komutasında bize doğru gelmeye başladılar. Bizimle Kabe arasındaydılar. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize öğle namazını kıldırdı. Müşrikler, "Vallahi (saldırmak için) o kadar uygunmuş ki! Aslında onlara bu gaflet hallerinde saldırsaymışız" dediler. Sonra, "Onların şimdi evlatlarından ve canlarından daha çok sevdikleri bir namazları gelecek" dediler.

 

Öğle ile ikindi namazı arasında Cebrail (a.s) inerek, "Sen içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle beraber namaza dursunlar" ayetlerini getirdi. İkindi vakti gelince Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in emri üzerine sahabiler silahlarını aldılar. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bizi arkasına iki saf halinde dizdi. Sonra kendisi rükua vardı, biz de vardık, sonra başını kaldırdı biz de birlikte kaldırdık. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sonra secdeye vardı. Ardındaki saf da onunla secdeye varırken ikinci saf ayakta onların korumasını yaptılar. İlk saf secde edip kalkarken onlar da oturup oldukları yerde secde ettiler. Sonra geridekiler ilk safın yerine, ilk saftakiler de geridekilerin yerine geçtiler. Sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) rükua varınca hep birlikte rükua vardılar. Sonra kalkınca hep birlikte kalktılar. Sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile arkasındaki saf secdeye gitti. Diğerleri ise ayakta onların bekçiliğini ve korumasını yapıyorlardı. İlk saf secdeye gidince diğer saf da oturup secdeye gittiler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) daha sonra selam verip namazı bitirdi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu namazı iki defa kıldırdı; biri Usfan' da, diğeri ise Beni Süleym kabilesi topraklarında. İmam Ahmed b. Hanbel bunu daha sonra başka bir tarikten rivayet etmiştir. Hadisi Ebu Davüd ve Nesai de rivayet etmişlerdir. Bunun senedi sahih olup çok sayıda şahidi vardır.

 

 

[2249] Şahitlerden biri İmam Buhari'nin İbn Abbas (r.a.)'tan yaptığı şu rivayettir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) namaza kalkınca insanlar da kalktılar. Tekbir getirince hepsi birlikte tekbir getirdiler. Rükua gidince ise onların bir kısmı rükü etti. Sonra secde edince secde ettiler. İkinci rekata kalkınca secde edenler kalkıp kardeşlerini koruma konumuna geçtiler. Sonra diğer grup geldi ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte rüku ve secde ettiler. İnsanların hepsi namazdaydı, fakat birbirlerini koruyup kolluyorlardı. 

 

 

[2250] Taberi'nin Süleyman b. Kays el-Yeşkuri'den rivayetine göre o Cabir b. Abdullah'a namazın kısaltılması ayetinin hangi gün nazil olduğunu, onun hangi gün olduğunu sordu. Cabir (r.a.) şöyle anlattı: Kureyşlilerin Şam'dan gelmekte olan bir kafilesini karşılamak üzere yola çıkmıştık Biz bir hurma bahçesindeyken topluluktan birisi Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek, "Ey Muhammed!" dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Evet" dedi. Adam, "Benden korkuyor musun?" Allah Resulü, "Hayır" buyurdu. Adam, "Peki seni benden kim koruyacak?" dedi. Allah Resulü, "Beni senden Allah koruyacak" dedi. Adam kılıcını çıkardı, sonra tehditler savurdu ve gözdağı verdi. Sonra Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gruba namaz kıldırdı. Diğer grup ise onların korumasını yapıyorlardı. Ardındakilerle iki rekat namaz kıldı. Sonra ardındakiler topukları üzeri geri geri çekildiler ve arkadaşlarının saf tuttukları yerde durdular. Sonra diğerleri geldi ve Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlarla da iki rekat namaz kıldı. Diğerleri de bunları koruyorlardı. Daha sonra selam verdi. Böylece namazı Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dört, insanlar ise ikişer rekat kıldılar. İşte Allah namazı kısaltma hükmünü o zaman indirdi ve mü'minlere silahlarını almalarını emretti. 

 

 

[2251] İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Abdullah'tan şöyle nakletmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hasafe savaşçılarıyla savaşıyordu. Bir ara Gavras b. Haris adında bir adam gelerek elinde kılıçla Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in başına dikildi ve "Seni benden kim kurtaracak?" dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Allah!" der demez kılıç adamın elinden düştü. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kılıcı alarak, "Seni benim elimden kim kurtaracak?" dedi. Adam, "Kılıcı alanların hayırlısı ol" dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Allah'tan başka hiçbir ilah bulunmadığına ve benim O'nun elçisi olduğuma şehadet eder misin?" dedi. Adam, "Hayır. Fakat sana karşı hiç savaşmayacağıma ve sana karşı savaşanlarla birlikte olmayacağıma söz veriyorum" dedi. Bunun üzerine Allah Rasulü sonra onu salıverdi. Adam milletine vararak, "Size insanların en hayırlısının yanından geliyorum" dedi. O seferimizde namaz vakti gelince Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) korku namazını kıldırdı. İnsanlar iki gruptu. Bir grup düşmanın karşısında duruyor, bir grup ise Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile namaz kılıyordu. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) beraberindeki grupla iki rekat namaz kıldı. Bunlar gidip düşman hizasında bulunanların yerine geçtiler. Düşman hizasında olanlar da ğidip Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile iki rekat namaz kıldılar. Böylece Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dört, insanlar ise iki re kat namaz kıldılar. Hadisi bu tarikle sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.

 

 

[2252] İbn Ebi Hatim, Yezid el-Fakir’den şöyle nakleder: Cabir b. Abdullah'a yolculuktaki iki rekatı sordum ve "Onları bu şekilde kısa olarak kılayım mı?" dedim. "Yolculukta iki rekat tamdır. Kısaltma ise sadece savaş esnasında kılınan bir rekatlık namazdır. Biz bir savaşta Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte iken namaza kalkıldı. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kalktı ve bir gruptan namaz safları oluşturdu. Bir grup ise yüzünü düşmana çevirmiş duruyordu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) arkasındakilerle bir rekat kıldı, iki defa secde etti. Sonra arkasında bulunanlar diğerlerinin olduğu yere gidip orada aynen onlar gibi durdular. Onlar da Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına geldiler ve Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara da iki secdeli bir rekat kıldırdı. Sonra oturup selam verdi ve arkasındakiler de diğerleri de selam verdiler. Böylece Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) iki, insanlar ise birer rekat kılmış oldular. Cabir (r.a.) daha sonra, "Sen içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle beraber namaza dursunlar" ayetini okudu.

 

 

[2253] İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) insanlara korku namazını şöyle kıldırdı. Bir saf önünde, bir saf arkasında durdu. Arkasındaki safa bir rekat kıldırdı ve onda iki secde yaptı. Sonra bunlar kalkıp arkadaşlarının yerine geçtiler ve onlar gelip bunların yerinde durdular. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunlara da iki secdeyle bir rekat kıldırdı. Sonra selam verdi. Böylece Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) iki rekat, onlar ise bir rekat namaz kılmış oldular. Bunu Nesai de rivayet etmiştir. Bu hadis Cabir (r.a.)'tan birçok tarikle gelmiştir. Bu Sahih-i Müslim'de başka bir tarik ve farklı bir lafızla yer almaktadır. Bunu Cabir’den çok sayıda kişi rivayet etmiş olup Sahih, Sünen ve Müsned kitaplarında bulunmaktadır.

 

 

[2254] İbn Ebi Hatim, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Sen içlerinde bulunup onlara namaz kıldırdığın zaman, onlardan bir kısmı seninle beraber namaza dursunlar ... " Bu ayette bahsedilen korku namazıdır. Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) iki gruptan biriyle bir rekat kılarken diğer grup yönünü düşmana çevirmiş (teyakkuz halinde) bekliyordu. Düşmanın karşısında bekleyen grup geldi ve Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlarla da bir re kat kılıp onlarla birlikte selam verdi. Sonra her bir grup kalkıp birer rekat kıldılar. Bu hadisi Kütüb-i Sitte sahipleri kitaplarında tahric etmişlerdir. Bu, sahabelerden birçok tarikle gelmiştir. Hafız İbn Merduyeh tariklerini ve lafızlarını güzel bir şekilde zikretmiştir. Taberi de öyle. İnşallah biz bunları Ahkam kitabımızda ele alalım. Yegane güvencemiz Allah'tır.

 

Korku namazı kılarken silah taşıma hususuna gelince; bazı alimler ayetin zahirine dayanarak bunun vacip olduğunu söylemişlerdir. Bu İmam Şafii'nin iki görüşünden biridir. "Eğer size yağmurdan bir eziyet olur yahut hasta bulunursanız silahlarınızı bırakmanızda size günah yoktur. Yine de tedbirinizi alın" (yani hazır halde olun ve ihtiyaç duyduğunuzda kolayca yanınıza alın) buyruğu da buna delalet etmektedir. "Şüphesiz Allah, kafirler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır. "

 

 

 

103. Namazı bitirince de ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken (daima) Allah'ı anın. Güvenliğe çıkınca da namazı dosdoğru kılın; şüphesiz namaz mü'minler üzerine vakitleri belli bir farzdır.

104. O (düşman) tbpluluğu takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekmektedirler. Üstelik siz Allah'tan, onların ümit etmedikleri şeyleri umuyorsunuz. Allah ilim ve hikmet sahibidir.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah korku namazının ardından Allah'ı çok zikretmeyi emrediyor.

Allah'ı zikretmek başka namazlardan sonra da meşru ve teşvik edilen bir şeydir. Fakat burada daha vurgulu bir şekilde teşvik edilmiştir. Çünkü burada namazın rükünlerinde azaltılma yapılmış, gidip gelme ile başka namazlarda bulunmayan daha başka ruhsatlar verilmiştir. Bu Allah'ın (c.c) haram aylar hakkında, "Haram aylarda kendinize yazık etmeyin" (Tevbe, 36) buyruğuna benzemektedir. Bu başka vakitlerde de haramdır, fakat haram ayların özel saygınlığı ve azameti sebebiyle bunlardaki haramlık daha şiddetlidir.

 

"Namazı bitirince ayakta, otururken ve yanınız üzerinde yatarken, (yani her halinizde) Allah'ı anın. Güvenliğe çıkınca da (korku hali gidip kendinizi emniyette hissettiğinizde ve güvenlik hali oluştuğunda) "namazı dosdoğru kılın." Yani size emrettiğim şekilde kurallarına uyarak, huşusuna, rüku ve secdesine, her hususuna riayet ederek tam ve dosdoğru eda edin.

"Şüphesiz namaz mü'minler üzerine vakitleri belli bir farzdır." İbn Abbas (r.a.), "mevkut (vakitleri belli)" kelimesini "farz kılınmış" diye tefsir etmiştir. İbn Abbas (r.a.) yine, "Haccın vakitleri gibi namazın da belli vakitleri vardır" demiştir. Mücahid, Salim b. Abdullah, Ali b. Hüseyin, Muhammed b. Ali, Hasan-ı Basri, Mukatil, Süddi ve Atiyye el-Avfi'den de böyle rivayet edilmiştir. Abdurrezzak, Ma'mer kanalıyla Katade'den şöyle nakleder: "Şüphesiz namaz mü'minler üzerine vakitleri belli bir farzdır" ayeti hakkında İbn Mes'ud (r.a.), "Haccın bir vakti olduğu gibi namazın da belli vakitleri vardır" dedi.

Zeyd b. Eslem ise şöyle demiştir: "Şüphesiz namaz mü'minler üzerine vakitleri belli bir farzdır. " Yani, zamana yayılmış bir farzdır. Her bir namazın vakti geçtiğinde diğer namazın vakti gelir.

 

 

Düşmanı Takipte Gevşeklik Göstermemek:

 

"O (düşman) topluluğu takip etmekte gevşeklik göstermeyin." Yani, düşmanın peşinden gitmede zaaflık göstermeyin. Bilakis onları ısrarla takip edip savaşın ve her bir yerde gözetleyin. "Eğer siz acı çekiyorsanız onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekmektedirler." Yani sizden yaralananlar ve ölenler olduğu gibi aynıları onlar da olmuştur. Yüce Allah başka bir ayette de, "Eğer siz (Uhud'da) bir acıya uğradınızsa, (Bedir'de de düşmanınız olan) o kavim de benzer bir acıya uğramıştır" (Al-i İmran, 140) buyurmuştur. "Üstelik siz Allah'tan, onların ümit etmedikleri şeyleri umuyorsunuz." Yani, yara ve acılara duçar olma hususunda sizler onlarla eşitsiniz. Fakat siz, Allah'ın size Kitabında ve peygamberinin diliyle vaad ettiği gibi Allah'ın sevabı, zafer ve desteği umudunu besliyorsunuz ki bu vaadler hak vaadler, haberler gerçek haberlerdir. Onlarınsa bu tür hiçbir ümitleri yoktur. Dolayısıyla sizin daha gayretli ve cihada daha çok istekli olmanız, Allah'ın dinini dimdik tutma ve yüceltme hususunda daha şevkli olmanız kap eder.

 

"Allah ilim ve hikmet sahibidir. "Yani, takdir ve kazasında, tabiat ve şeriat kanunlarını uygulamada herkesten daha bilgili ve daha hikmetlidir. O her halükarda gerçek övgüye layık olandır.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

105. Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitab'ı hak olarak indirdik; hainlerden taraf olma!

106. Ve Allah'tan mağfiret iste. Çünkü Allah, çok affedici, ziyadesiyle esirgeyicidir.

107. Kendilerine hıyanet edenleri savunma; çünkü Allah hainliği meslek edinmiş günahkarları sevmez.

108. İnsanlardan gizler de Allah'tan gizlemezler. Halbuki geceleyin, O'nun razı olmadığı sözü düzüp kurarken O, onlarla beraber idi. Allah yaptıklarını kuşatıcıdır (O'nun ilminden hiçbir şeyi gizleyemezler).

109. Haydi siz dünya hayatında onlara taraf çıkıp savundunuz, ya kıyamet günü Allah'a karşı onları kim savunacak yahut onlara kim vekil olacak?