İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Nisa Suresi

114 ve 122.ayetler

 

Kötü Şeyler Fısıldaşmak, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve Mü'minlerden Başka Bir Yol Tutmak:

 

114. Onların fısıldaşmalarının birçoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka yahut bir iyilik yahut da insanların arasını düzeltmeyi isteyenOn fısıldaşması) müstesna. Kim Allah'ın rızasını elde etmek için bunu yaparsa, biz ona yakında büyük bir mükafat vereceğiz.

115. Kim, kendisi için doğru yol belli olduktan sonra Peygamber'e karşı çıkar ve mü'minlerin yolundan başka bir yola giderse, onu O döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.

 

Tefsiri:

 

"Onların fısıldaşmalarının", yani insanlarla konuşmalarının "birçoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka yahut bir iyilik yahut da insanların arasını düzeltmeyi isteyen müstesna. " Yani, bunu söyleyenlerin fısıldaşmaları hayırlıdır.

 

 

[2262] Nitekim İbn Merduye, Muhammed b. Yezid b. Huneys'ten şöyle nakleder: Hastalığında Süfyan-ı Sevri'yi ziyarete gitmiştik. Baharatçının evini işaret etti. Bir süre sonra yanımıza Said b. Hassan el-Mahzumı girdi. Süfyan ona, "Ümmü Salih'ten işittiğin hadisi bana tekrar söyle" deyince Said b. Hassan şöyle anlattı: Bana Ümmü Salih, ona Şibe kızı Safiyye, ona da Ümmü Habib şöyle nakletti; Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Ademoğlunun Allah'ı (c.c) zikretmek, iyiliği emredip kötülükten men etmek dışındaki tüm konuşmaları aleyhinedir." Lütfu Muhammed b. Yezid, "Bu hadis ne kadar da ağır!" deyince Süfyan-ı Sevri şöyle dedi: Bu hadisin ağırlığı nerede? Kadının kadından nakliyle gelmiş. Bu, Allah'ın peygamberinizle gönderdiği kitabında da var. Yüce Allah'ın, "Onların fısıldaşmalarının birçoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka yahut bir iyilik yahut da insanların arasını düzeltmeyi isteyen (in fısıldaşması) müstesna" buyruğunu hiç işitmedin mi? O da bunun aynısıdır. Veya Allah'ın (c.c), "Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup durduğu gün, Rahman'ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar; konuşan da doğruyu söyler" (Nebe, 38) buyruğunu işitmedin mi? O da bunun bizzat aynısıdır. Veya ''Asr'a yemin olsun ki şüphesiz insan hüsrandadır" (Asr, 1-2) ayetini işitmedin mi? O da bunun aynısıdır" dedi. Bu hadisi Tirmizi ve Nesai de rivayet etmişlerdir. Fakat bunların rivayetinde Süfyan-ı Sevri'nin sonuna kadar sözlerini rivayet etmemişlerdir. Tirmizi sonra şöyle demiştir: Bu hasen ve garip bir hadistir. Sadece İbn Huneys'in rivayetiyle geldiğini biliyoruz.

 

 

[2263] İmam Ahmed b. Hanbel, Ukbe kızı Ümmü Gülsüm'den şöyle nakleder: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "İnsanların arasını bularak hayrı yayıp geliştiren veya hayır söz söyleyen kimse yalancı değildir." Ümmü Gülsüm der ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in, insanların söylediklerinden şu üçü dışında böyle bir şeye ruhsat verdiğini iş itmedim: Savaşta, insanların arasını düzeltmede ve adamın hanımına kadının kocasına söyledikleri (sevgi ifade eden) sözler. Ravi der ki: Ümmü Gülsüm Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e biat eden muhacir kadınlardandI. Bunu İbn Mace dışındaki Kütüb-i Sirte sahipleri benzer lafızla rivayet etmişlerdir. 

 

 

[2264] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Derda (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Size oruç, namaz ve zekattan daha sevaplı bir şey söyleyeyim mi?" buyurdu. Sahabiler, "Evet, söyle ya Rasulallah!" dediler. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "İnsanların arasını bulmak" buyurdu, ardından ekledi: "İnsanların arasını bozmak ise dini kökünden söküp yok eden şeyin ta kendisidir. " Bunu Ebu Davud ve Tirmizi de rivayet etmişler, Tirmizi, "Hasen-sahih hadistir" demiştir.

 

 

[2265] Hafız Ebu Bekir el-Bezzar, Enes (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ebu Eyyub'a, "Sana bir ticaret öğreteyim mi?" dedi. O "Evet, öğret ya Rasulallah!" deyince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "İnsanların araları bozulduğunda düzeltir, birbirlerinden uzaklaştıklarında yaklaştırırsın" buyurdu. Bezzar daha sonra şöyle demiştir: Ravilerden Abdurrahman b. Abdullah el-Um eri leyyin olup mütabaa edilmeyen hadisler rivayet etmiştir.

 

"Kim Allah'ın rızasını elde etmek için", yani ihlasla, Allah (c. c) katındaki sevabı umarak ve bekleyerek "bunu yaparsa biz ona yakında büyük bir mükafat" (bol, çok ve geniş bir sevap) "vereceğiz."

 

"Kim, kendisi için doğru yol belli olduktan sonra Peygamber'e karşı çıkar." Yani, her kim Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in getirdiği şeriat yolundan başka bir yola girer, dolayısıyla o bir tarafta kendisi başka bir tarafta olursa, bunu da kendisite hakikat belli, açık ve net olduktan sonra yaparsa "ve mü'minlerin yolundan başka bir yola giderse ... " Bu ilk vasfın gerektirdiği bir durumdur. Fakat muhalefet, bazen şeriatı getiren Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözlerine olur. Bazense Muhammed ümmetinin -ittifakları kesin olarak bilinen- konulardaki ittifak ettikleri hususlara olur. Zira peygamberlerine verilen bir şeref ve ikram olarak Muhammed ümmetine hatadan korunmuşluk hasleti verilmiştir. Bu konuda çok sayıda sahih hadis bulunmaktadır. Bunlardan çok sayıda "Ehadisu'l-Usul" (Usul-u Fıkıh hadisleri) kitabımızda zikrettik. Alimlerden bu hadislerin mana bakımından mütevatir olduğunu iddia edenler vardır. İmam Şafii'nin icmanın hüccet olup ona muhalefet etmenin caiz olmadığına dayandığı delil ise bu ayettir. Bazıları ayetin buna delalet etmesini uzak görüp bunu problemli bulsalar da, iyi ve uzun tefekkür edildiğinde bunun en güzel ve en kuvvetli delil olduğunu görülür. Bu yüzden Yüce Allah ona şu tehdidi yapıyor: "Onu o döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız." Yani o başka yola girerse, yavaş yavaş bataklığa saplamak için girdiği yolu kendisine güzel ve süslü gösteririz. Nitekim Yüce Allah başka ayetlerde şöyle buyurur: "Bu sözü yalanlayanları, Bana bırak! Biz onları kendilerinin bilmeyecekleri bir yönden derece derece azaba yaklaştıracağız." (Kalem, 44) "Fakat onlar yoldan sapınca Allah da onların kalplerini saptırmıştır. " (Saff, 5) "Onları azgınlıkları içinde kör ve şaşkın bırakırız." (En'am, 110)

 

Yüce Allah (c. c) onun ahirette gideceği yerin de cehennem olduğunu bildiriyor. Çünkü hidayet yolundan çıkan kimsenin kıyamet günü gideceği yer cehennemden başkası olmaz. Nitekim Yüce Allah Kur'an'da şöyle buyurur: "Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri ve Allah'ı bırakıp da taptıklarını derleyin. Onları cehennem yoluna koyun." (Saffat, 22) "Suçlular ateşi görür görmez, orayı boylayacaklarını iyice anladılar; ondan kurtuluş yolu da bulamadılar." (Kehf, 53)

 

 

 

116. Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır.

117. Onu bırakıp da yalnız dişi putlara tapıyorlar. Aslında onlar inatÇı şeytandan başkasına tapmıyarlar.

118. Allah onu (şeytanı) lanetlemiş; o da:, "Yemin ederim ki kullarından belli bir pay edineceğim" demiştir.

119. "Onları mutlaka saptıracağım, muhakkak onları boş kuruntulara boğacağım, kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar (putlar için nişanlayacaklar), şüphesiz onlara emredeceğim de Allah'ın yarattığını değiştirecekler" (dedi). Kim Allah'ı bırakır da şeytanı dost edinirse elbette apaçık bir ziyana düşmüştür.

120. (Şeytan) onlara söz verir ve onları ümitlendirir; halbuki şey tanın onlara söz vermesi aldatmacadan başka bir şey değildir.

121. İşte onların yeri cehennemdir; ondan kaçıp kurtulacak bir yer de bulamayacaklardır.

122. İman eden ve salih amel işleyenleri, içinde ebedi kalmak üzere, zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Allah, (bunları) hak bir söz olarak vaad etti. Söz verme ve onu tutma bakımından kim Allah'tan daha doğru olabilir?

 

Tefsiri:

 

"Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar." buyruğu üzerinde daha önce bu surenin başlarında konuşmuş, bununla ilgili hadisleri zikretmiştik. Tirmizi de Hz. Ali (radıyallilhu anh)'tan şöyle nakletmiştir: "Kur'an'da bana 'Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz ... ' buyruğundan daha sevimli gelen bir ayet yoktur." Tirmizi daha sonra, "Bu hasen ve gariptir" demiştir.

 

"Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır." Yani, hak yoldan başka bir yola girmiş, hidayetten sapmış, doğru yoldan uzaklaşmış, kendini dünya ve ahirette helak etmiş, dünya ve ahiret mutluluğunu kaybetmiştir.

 

 

Şeytan ve Saptırdığı Dostları:

 

"Onu bırakıp da yalnız dişi putlara tapıyorlar. Aslında onlar inatçı şeytandan başkasına tapmıyorlar." İbn Ebi Hatim'in rivayetine göre Übeyy b. Ka'bın, ..... (dişiler) ifadesiyle ilgili olarak, "Her putla birlikte dişi bir cin vardır" demiştir. Aişe (radıyallahu anha)'dan yaptığı rivayete göre ise o bunu "evsan" (putlar) kelimesiyle tefsir etmiştir. Ebu Seleme b. Abdurrahman, Urve b. Zübeyr, Mücahid, Ebu Malik, Süddi ve Mukatil b. Hayyan'dan da benzer rivayetler yapılmıştır. Cüveybir de ayet hakkında Dahhak'tan şöyle nakletmiştir; Müşrikler "Melekler Allah'ın kızlarıdır. Onlara ancak bizi Allah'a yaklaştırmaları için ibadet ediyoruz" der, onları kendilerine rab edinirlerdi. Genç kız suretinde putlar yapar, süsleyip gerdanlık takar ve melekleri kastederek, "Bunlar bizim ibadet ettiğimiz Allah'ın kızlarına benziyor" derlerdi. Bu tefsir Yüce Allah'ın "Gördünüz mü o Lat ve Uzza'yı? Üçüncüleri olan ötekini, Menat'ı? Demek erkek size, dişi O'na öyle mi? O zaman bu, insafsızca bir taksim! .. " (Necm, 19-22) buyruğuna benzemektedir. Yüce Allah yine "Onlar, Rahman'ın kulları olan melekleri de dişi saydılar." (Zuhruf, 19) "(Müşrikler) Allah'la cinler (melekler) arasında da bir soy bağı icat ettiler" (Sattat, 158) buyurmuştur.

 

Ali b. Ebi Talha ile Dahhak'm İbn Abbas (r.a.)'tan rivayetlerine göre ise, "Onu bırakıp da yalnız dişi putlara tapıyorlar" buyruğundaki "inas"tan ölüler kastedilmiştir. Mübarek b. Fudale de Hasan-ı Basri’den şöyle nakleder: İnas; ruhu olmayan her cansızdır; ya kuru bir tahta veya kuru bir taştır. Bunu İbn Ebi Hatim ile Taberi rivayet etmişlerdir. Fakat gariptir.

 

"Aslında onlar inatçı şeytandan başkasına tapmıyarlar. "Yani, onlara bunu emreden, süslü ve güzel gösteren şeytandır. Dolayısıyla onlar aynı zamanda İblis'e tapıyorlar. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette, "Ey Ademoğulları! Size şeytana tapmayın" (Yasin, 60) buyurmuştur. Yüce Allah kıyamet günü meleklerin kıyamet günü kendisine ibadet ettiklerini iddia eden müşriklere şöyle söyleyeceklerini bildiriyor: "(Melekler Allah'a şöyle derler): Sen yücesin, bizim dostumuz onlar değil, sensin. Bilakis onlar cinlere tapıyorlardı." (Sebe,41)

 

"Allah onu (şeytanı) lanetlemiştir." Rahmetinden kovmuş ve uzaklaştırmış, komşuluğundan çıkarmıştır.

 

"O da, 'Yemin ederim ki kullarından belli bir pay', yani miktarı belirlenmiş, muayyen bir pay "edineceğim" demiştir." Mukatil b. Hayyan der ki: Her 1000 kişiden 999'ı cehennemde, biri ise cennettedir.

 

"Mutlaka onları" haktan "saptıracağım, muhakkak boş kuruntulara boğacağım ", yani, tevbe etmemeyi gözlerinde hoş gösterecek, boş vaatlerde bulunacak ve kuruntulara daldıracak, erteleme ve geciktirmeyi telkin edecek, kendi kendilerini aldatmalarını sağlayacağım. "Kesinlikle onlara emredeceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar. " Katade, Süddi ve başkaları şöyle demişlerdir: Burada (putlara kurban olarak serbest bıraktıkları ve) bahira, saibe ve vasile adını verdikleri davarların kulaklarını yararak onlara alamet ve nişane yapmaları kastedilmektedir. "Mutlaka onlara emredeceğim de Allah'ın yarattığını değiştirecekler." İbn Abbas (r.a.) bundan kastın hayvanları hadımlaştırmak olduğunu söylemiştir. İbn Ömer (r.a.), Enes (r.a.), Said b. Müseyyeb, İkrime, İbn İyaz, Katade, Ebu Salih ve Sevri’den de böyle rivayet edilmiştir. Bunu nehyeden bir de hadis vardır.

 

Hasan b. Ebu Hasan el-Basri ise: Bundan kasıt dövmedir, demiştir.

 

 

[2266] Sahih-i Müslim'de rivayet edilen bir hadise göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) dövme yapmaktan nehyetmiş, bir rivayette de: ''Allah bunu yapana lanet etsin" buyurmuştur.

 

 

[2267] Sahih bir riva'yette İbn Mes'ud (r.a.), "Allah bedenine dövme yapana ve yaptırana, saçına ek yapana ve yaptırana, güzellik için dişlerinin arasını ayırana lanet etmiştir" demiş, sonra "İyi bilin ki ben de Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in lanetlediklerini lanetliyorum. Bu Allah'ın kitabında vardır" demiştir. İbn Mes'ud (r.a.) bundan kastı, "Peygamber size ne verirse alın. Neden de sizi nehyederse ondan sakının" buyruğuydu.

 

Bir rivayette İbn Abbas (r.a.) ile Mücahid, İkrime, İbrahim enNehai, Hasan-ı Basri, Katade, Hakem, Süddi, Dahhak ve Ata' el-Horasani Allah'ın (c.c) "Şüphesiz onlara emredeceğim de Allah'ın yarattığını değiştirecekler" buyruğundaki değiştirmeyi Allah'ın dinini değiştirmek" ile tefsir etmişlerdir. Bu durumda ayet Allah'ın (c.c) şu buyruğu manasındadır: "(Rasulüm!) Sen yüzünü Hanif olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur." Aynı manaya gelmesi bu ayetteki, ''Allah'ın yaratışında değişme yoktur" cümlesini (haber değil) yasaklama manasında alanlara, yani "Allah'ın fıtratını değiştirmeyin. İnsanları yaratılışları üzere bırakın" manasında olduğunu söyleyenlere göredir.

 

 

[2268] Nitekim Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayet ettiklerine göre Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra onu ebeveyni Yahudi, Hristiyan veya Mecusı yapar. (Her çocuğun fıtrat üzere doğması) hayvanların hayvan olarak bütün organları tastamam doğmasına benzer. Hiç onların organlarında bir eksiklik görebilir misiniz?"

 

 

[2369] İmam Müslim'in İyaz b. Himar (r.a.)'tan rivayetine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: ''Azız ve Celil olan Allah şöyle buyurdu: Gerçek şu ki ben kullarımı Hanif ( tevhid ehli) yarattım. Sonra şeytanlar gelerek onları dinlerinden çevirdiler ve kendilerine helal kıldıklarımı haram yaptılar. "

 

"Kim Atlah'ı bırakır da şeytanı dost edinirse elbette apaçık bir hüsrana düşmüştür. " Yani, dünya ve ahirette zarar ve ziyana uğramıştır. Bu, telafisi imkansız bir hüsrandır.

 

"(Şeytan) onlara söz verir ve onları ümitlendirir; halbuki şeytanın onlara söz vermesi aldatmacadan başka bir şey değildir." Bu, vakıayı anlatan bir cümledir. Yani, şeytan dostlarına vaatlerde bulunur, dünya ve ahirette kurtulacak ve kazanacak kimselerin onlar olduğu ümidini verir. Ancak o bunda yalancı ve iftiracıdır. Bu yüzden Yüce Allah "Halbuki şeytanın onlara söz vermesi aldatmacadan başka bir şey değildir" buyurmuştur. Nitekim Yüce Allah İblis'in kıyamet günü şöyle diyeceğini haber verir: (Hesapları görülüp) iş bitirilince, şeytan diyecek ki: 'Şüphesiz Allah size gerçek olanı vaad etti, ben de size vaad ettim ama, size yalancı çıktım. Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ben, sadece sizi (inkara) çağırdım, siz de benim davetime hemen koştunuz. O halde beni yermeyin, kendinizi yerin. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Kuşkusuz daha önce ben, beni (Allah'a) ortak koşmanızı reddettim. ' Şüphesiz zalimler için elem verici bir azap vardır. " (İbrahim, 22)

"İşte onların", yani şeytanın güzel ve hoş vaatler verdiği ve ümitlere kaptırdığı kimselerin "yeri" kıyamet günü varacakları ve gidecekleri yer ve yurdu "cehennemdir; ondan kaçıp kurtulacak bir yer de bulamayacaklardır." Yani kaçıp gidecekleri ve kurtulacakları bir yer bulamayacaklardır.

 

Yüce Allah daha sonra bahtiyarların ve müttakilerin halini ve onların sonunda sahip olacakları mükemmel izzet ve ikramı anlatarak şöyle buyuruyor:

"İman eden ve salih amel işleyenleri" yani, emrolundukları güzellikleri ve yasaklandıkları çirkinlikleri kalpleriyle tasdik edip bedenleriyle pratiğe dökenleri "içinde ebedi kalmak üzere", yani oradan başka bir yere intikal ettirilmeden ve hiçbir zaman çıkarılmadan, sürekli olarak kalmak üzere "zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacağız." Orada diledikleri yerde diledikleri gibi hareket edecekler. ''Allah, (bunları) hak bir söz olarak vaad etti." Yani, bu Allah'ın vaadidir. Allah'ın vaadi ise mutlaka gerçekleşecektir. O yüzden vaad kelimesi LA,;... (hak bir söz olarak) masdarıyla pekiştirilmiştir.

"Söz verme ve onu tutma bakımından kim Allah'tan daha doğru olabilir?" Yani, söz ve haberlerinde Allah'tan doğru kimse yoktur. O'ndan başka ilah, O'nun dışında Rab yoktur.

 

 

[2270] Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hutbesinde şöyle derdi: "Şüphesiz sözlerin en doğrusu Allah kelamıdır. Yolların en iyisi Muhammed'in yoludur. En kötü işler (dindeki) uydurmalardır. Her bid'at sapıklık, her sapıklık ise cehennemdedir. " 

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

123. Ne sizin kuruntularınız ne de Ehl-i kitab'ın kuruntuları (gerçektir); kim bir kötülük, yaparsa onun cezasını görür ve kendisi için Allah'tan başka dost da, yardımcı da bulamaz.

124. Erkek olsun, kadın olsun, her kim de mü'min olarak salih amel işlerse, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.

125. İyiliği şiar edinmiş olarak benliğini Allah'a teslim edip bir de İbrahim'in tevhid dinine tdbi olan kimsenin dininden daha güzel kimin dini vardır? Ki İbrahim'i Allah dost edinmiştir.

126. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır ve Allah her şeyi kuşatmıştır.