|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Nisa Suresi 123 – 126.ayetler |
Kim Ne Yaparsa
Karşılığını Görür:
123. Ne sizin
kuruntularınız ne de Ehl-i kitab'ın kuruntuları (gerçektir); kim bir kötülük,
yaparsa onun cezasını görür ve kendisi için Allah'tan başka dost da, yardımcı
da bulamaz.
124. Erkek olsun,
kadın olsun, her kim de mü'min olarak salih amel işlerse, işte onlar cennete
girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.
125. İyiliği şiar
edinmiş olarak benliğini Allah'a teslim edip bir de İbrahim'in tevhid dinine
tdbi olan kimsenin dininden daha güzel kimin dini vardır? Ki İbrahim'i Allah
dost edinmiştir.
126. Göklerde ve yerde
ne varsa hepsi Allah'ındır ve Allah her şeyi kuşatmıştır.
Tefsiri:
Katade der ki: Bize
anlatıldığına göre Müslümanlar ile Ehl-i kitap birbirlerine karşı övündüler.
Ehl-i kitap, "Bizim peygamberimiz sizin peygamberinizden önce, kitabımız
sizin kitabınızdan öncedir. Dolayısıyla biz Allah'a sizden daha yakınız'' dediler.
Müslümanlar da, "Biz Allah'a sizden daha yakın kullarız. Çünkü
Peygamberimiz son peygamberdir ve kitabımız daha önce geçen kitapların hükmünü
sona erdirmiştir" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah, "Ne sizin
kuruntularınız ne de Ehl-i kitab'ın kuruntuları (gerçektir) ... "
ayetlerini ve "İşlerinde doğru olarak kendini Allah'a veren ve İbrahim'in,
Allah'ı bir tanıyan dinine tabi olan kimseden din ce daha güzel kim
vardır?" ayetini nazil etti. Böylece Allah (c.c) Müslümanları, onlara
karşı övünen diğer din mensuplarına karşı delilce kuvvetli ve onlara galip
kıldı. Süddi, Mesruk, Dahhak, Ebu Salih ve başkalarından da böyle rivayet
edilmiştir. Avfi de İbn Abbas (r.a.)'tan bu ayet hakkında şöyle rivayet
etmiştir: Din mensupları birbirleriyle tartıştılar. Tevrat ehli, "Kitabımız
kitapların en üstünü, peygamberimiz peygamberlerin en üstünüdür" dediler.
İncil ehli kendileri hakkında aynısını söylediler. Müslümanlar da, "Tek
din İslam'dır ve kitabımız tüm kitapları neshetmiştir. Peygamberimiz
peygamberlerin sonuncusudur. Siz de biz de sizin kitabınıza inanmak, ama bizim
kitabımızla amel etmekle emrolunduk" dediler. Allah (c.c) da aralarında
hükmünü vererek şöyle buyurdu: "Ne sizin kuruntularınız ne de Ehl-i
kitab'ın kuruntuları (gerçektir); kim bir kötülük, yaparsa onun cezasını görür
ve kendisi için Allah'tan başka dost da, yardımcı da bulamaz. " Dinlerin
en üstününü bildirerek de şöyle buyurdu:
"İşlerinde doğru
olarak kendini Allah'a veren ve İbrahim'in, Allah'ı bir tanıyan dinine tabi
olan kimseden dince daha güzel kim vardır? Allah İbrahim'i dost edinmiştir.
" Mücahid der ki: Araplar "Tekrar diriltilmeyecek ve azap
görmeyeceğiz" dediler. Yahudiler ve Hristiyanlar da "Cennete Yahudi
veya Hristiyan olandan başka hiç kimse girmeyecek" (Bakara, 111) ve ''Ateş
bize sayılı günler dışında asla dokunmayacak" (Al-i İmran, 24) dediler. Bu
ayette anlatılmak istenen şudur: Din ne kişinin zahiri güzelliklere sahip
olması da ne de temenniler içinde olmasıdır. Bilakis kalbe yerleşen ve
amellerin onayladığı şeylerdir. Bir şeyi iddia eden kimse sırf iddiasından
dolayı onu elde etmiş olmaz. Allah'tan açık bir delil olması hariç hiç kimse
kendisinin hak üzere olduğunu söyler söylemez ve bu kendisinden işitilir
işitilmez hak üzere sayılmaz. O yüzden Yüce Allah, "Ne sizin
kuruntularınız ne de Ehl-i kitab'ın kuruntuları (gerçektir); kim bir kötülük,
yaparsa onun cezasını görür" buyurmuştur. Yani, salt temenniyle onlar da
siz de kurtuluşa eremezsiniz. Bilakis kişinin Allah'a itaatine ve şerefli
elçilerinin dilleriyle koyduklarına uymasına bakılır. Bu yüzden Allah (c.c),
"Kim bir kötülük, yaparsa onun cezasını görür" buyurmuştur.
Nitekim başka bir yerde
de "Kim zerre kadar iyilik yaparsa onu görür. Kim de zerre kadar kötülük
yaparsa onu görür" (Zilzal 7-8) buyurmuştur. Bu ayet nazil olunca sahabilere
ağır geldiği rivayet edilmiştir.
[2271] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Bekir b. Ebu Züheyr'den şöyle
nakleder: Bana haber
verildiğine göre Hz. Ebu Bekir (r.a.), "Ya Rasulallah! 'Ne sizin
kuruntularınız ne de Ehl-i kitab'ın kuruntuları (gerçektir); kim bir kötülük,
yaparsa onun cezasını görür' buyruğundan sonra kurtuluş nasılolacak? Çünkü
yaptığımız her kötülüğün cezasını göreceğiz" dedi. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Allah seni bağışlasın ey Ebu Bekir! Sen
hastalanmıyor musun, zorluk ve meşakkatler çekmiyor musun, üzülmüyar musun ve
geçim sıkıntısı çekmiyor musun?" dedi. Ebu Bekir (r.a.), "Evet,
bunlar oluyor" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "İşte bunlar cezasını gördüğünüz şeylerdendir" buyurdu. Bunu
Said b. Mansur ile Hakim de rivayet etmişlerdir.
[2272] İmam Ahmed b.
Hanbel, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Ebu Bekir (r.a.)'1 şöyle
derken işittim: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Kim bir kötülük işlerse dünyada cezasını görür. "
[2273] İbn Merduyeh,
Mücahid'den şöyle nakleder: Abdullah b. Ömer (r.a.), "Abdullah b.
Zübeyr'in asıldığı yere bakın ve sakın oradan geçmeyin" dedi. Ancak bir
çocuk yanlışlıkla geçti ve birden Abdullah b. Zübeyr'in cesediyle karşılaştı.
Ona üç defa, "Allah seni bağışlasın" dedikten sonra, "Vallahi,
seni ancak çok oruç tutan, çok namaz kılan ve akrabalarına çokça gidip gelen
biri olarak tanıdım. Vallahi, başına gelen bu kötü şeylerden sonra Allah'ın
sana bir daha azap edeceğini sanmıyorum" dedi. Sonra bana döndü ve şöyle
dedi: Ebu Bekir (r.a.)'tan işittim; Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurmuş: "Kim dünyada bir kötülük yaparsa cezasını görür."
Bunu Bezzar da Müsned'inde kısa olarak rivayet etmiştir.
[2274] İbn Zübeyr
Müsned'inde de Hayyan b. Bistam'dan şöyle rivayet etmiştir: İbn Ömer (r.a.) ile
birlikteydim, Asılmış olan Abdullah b. Zübeyr'in yanından geçerken,
"Allah'ın rahmeti üzerine olsun ey Hubeyb! Senin babanı -yani Zübeyr' i-
şöyle derken işittim; Allah Rasulü "Kim bir kötülük işlerse cezasını
dünyada ve ahirette görür" buyurdu. Bezzar daha sonra, "Bilgimize
göre bu Zübeyr’den sadece bu senetle gelmiştir" demiştir.
[2275] İbn Merduyeh, Ebu
Bekir (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Ben Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)’in yanındayken, "Kim bir kötülük yaparsa onun cezasını görür ve
kendisi için Allah'tan başka dost da, yardımcı da bulamaz" ayeti nazil
oldu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ey Ebu Bekir, indirilen
bir ayeti sana okuyayım mı?" dedi. "Buyur ey Allah Rasulü, oku!"
dedim. Ayeti okuyunca sırtımda o kadar acı duydum ki sendeledim. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ne oldu sana ey Ebu Bekir?" dedi.
"Anam babam sana feda olsun ey Allah Rasulü! Hangimiz kötülük yapmadı ki?
Şimdi biz her yaptığımızın cezasını görecek miyiz?" dedim. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ey Ebu Bekir, sen ve mü'min arkadaşlarınız
bunların cezasını görecek ve nihayetAllah'a günahsız kavuşacaksınız.
Diğerlerininki ise, cezaları kıyamet günü verilmek üzere biriktirilecek"
buyurdu. Bunu Tirmizi de Yahya b. Musa ve Abd b. Humeyd kanalıyla Ravh b.
Ubeyde'den rivayet etmiş, sonra, "Musa b. Ubeyde zayıftır, İbn Siba'nın
kölesi ise meçhuldür" demiştir.
[2276] İmam Taberi, Ata
Ebi Rebah'tan şöyle nakleder: Bu ayet nazil olunca Hz. Ebu Bekir,
"Belimizi kıran ayet geldi" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bunlar dünyadaki musibetlerden başka bir
şey değildir" buyurdu.
[2277] İbn Merduyeh de
Mesruk'tan şöyle nakleder: Ebu Bekir (r.a.), ''Ya Resulallah! ''Kim bir kötülük
yaparsa onun cezasını görür'' ayeti ne kadar ağır!'' dedi. Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Dünyadaki musibetler, hastalıklar ve üzüntüler
birer cezadır'' buyurdu.
[2278] Taberi, Aişe
(r.anha)'dan şöyle nakleder: "Kim bir kötülük yaparsa onun cezasını
görür" ayeti nazil olunca Ebu Bekir (r.a.), "Ya Rasulallah! Her
yaptığımızdan dolayı cezalandırılacak mıyız?" diye sorunca Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ey Ebu Bekir, başına şunlar şunlar
gelmiyor mu? İşte Onlar kefarettir" buyurdu.
[2279] Said b. Mansur,
Aişe (r.anha)'dan şöyle rivayet etmiştir: Bir adam, "Kim bir kötülük
yaparsa onun cezasını görür" ayetini okuduve "Biz her amelden dolayı
cezalandırılacak mıylZ? Öyleyse helak oluruz" dedi. Bu sözü Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ulaşInca, "Evet. Mü'min, nefsinin ve
bedeninin duçar olduğu eziyet verici şeylerle dünyada cezasını görür"
buyurdu.
[2280] İbn Ebi Hatim,
Aişe (r.anha)'dan şöyle nakleder; Ben, "Ya Resulallah! Ben Kur'an'daki en
ağır ve katı ayeti biliyorum" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "O nedir ey Aişe?" diye sordu. Aişe (r.anha), 'Kim bir
kötülük yaparsa onun cezasını görür' ayetidir" dedi. Bunun üzerine Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "O, sıkıntı ve meşakkat dahil
mü'min kulun başına gelen her musibettir" buyurdu. Bunu Taberi ile Ebu
Davud da rivayet etmişlerdir.
[2281] Ebu Davud
Tayalisi'nin rivayetine göre, Ümeyye, Aişe (r.anha)'ya, "Kim bir kötülük
yaparsa onun cezasını görür" ayetini sorunca o şöyle dedi: Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e sorduğumdan beri bu ayeti bana soran hiç kimse
olmadı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e sordum, "Ey Aişe! Bu
Allah'ın kulunu duçar ettiği baş ağrısı, hüzün ve belalardır. Hatta kişinin bir
eşyasını elbisesinin yenine koymuşken (kaybettiğini sanarak) telaşlanması,
sonra cebinde bulması da bundandır. Sonunda mü'min kırmızı altının demirci körüğünden
çıkması gibi günahlarından tamamen sıyrılır" buyurdu.
[2282] İbn Merduyeh,
Aişe (r.anha)'dan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e,
"Kim bir kötülük yaparsa onun cezasını görür" ayeti soruldu.
"Mü'min ölüm anında ruhunun çıkmasına (o andaki acı sıkıntıya) kadar
başına gelen her şeyden dolayı sevap alır" buyurdu.
[2283] İmam Ahmed b.
Hanbel, Aişe (r.anha)'dan şöyle nakleder; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Kulun günahları çoğalır ve onlara kefaret olacak
bir şeyleri de bulunmazsa, Allah (c.c) kefaret olmak üzere onu üzüntüye duçar
kılar. "
[2284] Said b. Mansur,
Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Kim bir kötülük yaparsa onun
cezasını görür" ayeti nazil olunca bu Müslümanlara ağır ve zor geldi.
Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara,
"İtidalli ve istikamet üzere olun. Zira batan dikene ve sıkıntı veren şeye
kadar Müslüman'ın duçar olduğu her musibet onun için kefarettir" buyurdu.
Bunu Ahmed b. Hanbel, Müslim, Tirmizi ve Nesai de rivayet etmişlerdir.
[2285] İbn Merduyeh,
Aişe (r.anha)'dan şöyle nakleder: "Ne sizin kuruntularınız ne de Ehl-i
kitab'ın kuruntuları (gerçektir); kim bir kötülük, yaparsa onun cezasını görür
ve kendisi için Allah'tan başka dost da, yardımcı da bulamaz" ayeti nazil
olunca ağladık, üzüldük ve "Ya Rasulallah! Bu ayet bizden hiçbir şey
bırakmadı" dedik. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Canımı
elinde tutan Allah'a andolsun ki bu ayet nazil olduğu gibidir. Fakat sevinçli
ve ümitvar olun, istikamet ve itidalinizi muhafaza edin. Çünkü sizden kim
dünyada hangi musibete duçar olursa mutlaka Allah onu günahlarından bazılarına
kefaret kılar. Birinizin ayağına batan dikeni bile. " buyurdu.
[2286] Ata b. Yesar, Ebu
Said el-Hudri (r.a.) ile Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "Batan bir
dikene varıncaya kadar Müslüman'a isabet eden herhangi bir yorgunluk, hastalık,
keder, üzüntü, eziyet ve gam sebebiyle mutlaka Allah, bunlara karşı olarak
günahlarının bir kısmını affeder. " Bunu Buhari ve Müslim rivayet
etmişlerdir.
[2287] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bir adam Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e gelerek, "Şu yakalandığımız hastalıklardan
dolayı bize ne vardır?" diye sordu. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "Onlar günahlara kefarettir" buyurdu. Adam, "Az (basit)
olsa da mı?" dedi. Allah Resulü, "Bir diken veya daha büyüğü olsa
bile" buyurdu. Bunun üzerine babam hac, umre, Allah yolunda cihad ve
cemaatle namazına engelolmaksızın sıtmanın kendisini hiç terk etmemesi için
Allah'a dua etti. Ölünceye kadar ona kim dokunsa ateşinin sıcaklığını duyardı.
Bunu sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.
[2288] İbn Merduyeh, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'e "Ya Resulullah! 'Kim bir kötülük yaparsa onun cezasını görür',
öyle mi?" diye soruldu. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Evet, kim de bir iyilik yaparsa on katıyla mükafatlandırılır. Her kimin
1'i 10'una galebe çalarsa helak olur" buyurdu.
[2289] Taberi'nin
Hasan-i Basri'den rivayetine göre o, "Kim bir kötülük yaparsa onun
cezasını görür" ayetinin kafir hakkında olduğunu söylemiş, sonra "Biz
azgın kafirden başkasını cezalandırır mıyız?" (Sebe, 17) ayetini oku.'
muştur. İbn Abbas (r.a.) ile Said b. Cübeyr'den yapılan başka bir rivayette ise
onlar buradaki "kötülük"ü şirk ile tersir etmişlerdir.
Yüce Allah daha sonra
"Ve kendisi için Allah'tan başka dost da, yardımcı da bulamaz"
buyuruyor. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Fakat tevbe
ederse Allah tevbesini kabul eder. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir. Doğrusu
ise, geçen hadislerden dolayı ayetin tüm ameller hakkında olduğunu ifade eden
görüştür ki bu Taberi'nin de tercihidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
"Erkek olsun, kadın
olsun, her kim de mü'min olarak iyi işler yaparsa, işte onlar cennete girerler
ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar." Yüce Allah kötülüklerin cezasını
vereceğini bildirdikten, hak ettiği cezayı kula ya dünyada -ki bu en iyisidir-
veya ahirette -bundan Allah'a sığınır, O'ndan dünya ve ahirette afiyet,
selamet, afv ve müsamaha dileriz- vereceğini bildirdikten sonra, mü'min olmaları
şartıyla erkeği ve kadınıyla tüm kullarının salih amellerini kabul edeceğini,
onları cennete koyacağını, onların "nakir" kadar bir amelini bile
zayi etmeyeceğini bildiriyor. Fetil'in çekirdeğin üstündeki bağ manasına
geldiği daha önce geçti. Nakir de hurmadaki oyuktur. Hem fetil, hem nakir hem
de hurmanın üstündeki zar manasına gelen kıtmir hurmada bulunur ki bunların her
üçü de Kur’an' da geçmektedir.
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor: "Muhsin olarak", yani, yaptıklarında Allah'ın
kendisine koyduğu kurallara, peygamberleriyle gönderdiği hidayete ve hak dine
uyarak "benliğini Allah'a teslim eden", yani amellerini sadece Rabbi
için yapıp onları inanarak ve sevabım umarak yerine getiren. Zira bu iki şart
olmaksızın kimsenin hiçbir ameli kabul olunmaz; halisane ve doğru olması.
Amelin halisane oluşu Allah için, doğruluğu ise şeriata uygun yapılmasıdır.
Böylece kişinin şeriata uymakla dış görünüşü, ihlasla da batım (kalbi) düzelir.
Ne zaman amel iki şarttan birinden yoksun olursa fasit ve bozuk olur. Çünkü
ihlası olmayan münafıklardan olur ki onlar insanlara gösteriş yapan
kimselerdir. Şeriata uymayan da sapık ve cahillerden olur. Ne zaman ikisini
birden bulundurursa o zaman yaptıkları mü'minlerin ameli olur. Yüce Allah şöyle
buyurur: "İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını
bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. " (Ahkaf, 16)
, .
Yüce Allah devamla şöyle
buyuruyor: "Ve Ibrahim'in tevhid dinine tabi
olan kimsenin dininden
daha güzel kimin dini vardır?" buyurmuştur. Onlarsa Muhammed (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ile kıyamet gününe kadar O'na tabi olanlardır. Nitekim Yüce
Allah başka bir ayette, "İnsanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar,
şu Peygamber (Muhammed) ve (ona) iman edenlerdir" (Al-i İmran, 68)
buyurmuştur. Yine, "Sonra da sana, 'Doğru yola yönelerek İbrahim'in dinine
uy! O müşriklerden değildi' diye vahyettik" (Nahl, 123) buyurmuştur.
Hanıf; kasıtlı olarak
şirkten uzak duran kimsedir. Yani, bilinçli olarak terk edip her şeyiyle hakka
yönelen ve hiçbir engel ve etkenle ondan dönmeyen kimsedir.
"Ki Allah İbrahim'i
dost edinmiştir." Bu Hz. İbrahim (a.s)'a tabi olmaya teşvik için söylenmiş
bir sözdür. Çünkü o kendisine uyulan bir önderdir. Zira, kulların Allah'a
yaklaşabilecekleri en son noktaya kadar varmıştır. Çünkü muhabbet ve sevgi
makamlarının en üstü olan "Halillik" (candan dostluk) makamına
erişmiştir. Bunun sebebi ise, "Ve sözünü yerine getiren İbrahim'inkinde de
... " (Necm, 37) buyruğunda ifade edildiği gibi O'nun (a.s) Rabbine çok
ibadet ve itaatinden başka bir şey değildir. Selef alimlerinden birçoğu şöyle
demiştir: Yani, İbrahim (a.s) her bir ibadet makamında emrolunduğu her şeyi
yerine getirmiştir. O'nu (a.s) hiçbir büyük şey basit şeyden, hiçbir basit şey
de büyük şeyden engellemezdi. Yüce Allah şöyle buyurur:
"Bir zamanlar Rabbi
İbrahim'i bir takım kelimelerle sınamış, onları tam olarak yerine getirince ...
" (Bakara, 124) Yine şöyle buyurur: "İbrahim, gerçekten Hakk'a
yönelen, Allah'a itaat eden bir önder idi; Allah'a ortak koşanlardan değildi.
Allah'ın nimetlerine şükrediciydi. Çünkü Allah, onu seçmiş ve doğru yola
iletmişti." (Nahl, 120-121)
İmam Buhari, Amr b.
Meymun'dan şöyle aktarır: Muaz (r.a.) Yemen’e gittiğinde onlara sabah namazını
kıldırdı ve onda, "Ki Allah İbrahim'i dost edinmiştir" ayetini okudu.
Topluluktan biri, "İbrahim'in annesinin gözü aydın olsun" dedi.
Taberi de tefsirinde birisinden şöyle nakleder:
Allah (c.c)'ın ona halil
ismini vermesinin sebebi şudur: Bulunduğu yöredeki insanlar kıtlığa duçar
olunca ailesine erzak getirmek için Musul'lu -bazıları Mısırlı demiştir- bir
dostunun yanına gitti. Fakat ihtiyacını onda gideremedi. Ailesine yaklaştığında
kumsal bir yerden geçerken ve "Erzaksız döndüğümden dolayı ailemin
üzülmemesi için torbalarıma şu kumdan doldursam da böylece istediklerini
getirdiğimi sansınlar" dedi. Öyle de yaptı. Torbadakiler kumdan una
dönmüştü. Eve gittiğinde uyudu. Bu arada ailesi kalkıp torbaları açtı ve
torbaları açtılar. Buldukları unu hamur haline getirip ekmek pişirdiler. Uyanınca
onlara hangi undan yaptıklarını sordu. "Dostundan getirdiğin undan
yaptık" ediler. "Evet, o halilim Allah katındandır" dedi. Bu
sebepten dolayı da Allah ona halil adını verdi. Bu rivayetin sıhhati ve böyle
bir şeyin gerçekleştiği şüphelidir. Sonuçta bu en fazla İsrailiyattan olup ne
doğrulanır ne de yalanlanır. İbrahim (a.s) Allah'ın halili diye
isimlendirilmesinin sebebi Rabbine olan büyük sevgisidir. Nitekim kendisini
Allah'ın (c.c) sevdiği ve razı olduğu işleri yapmaya iten de bu olmuştur.
[2299] Bu yüzden Buhari
ve Müslim'in Sahih'lerinde Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan rivayet ettiklerine
göre o şöyle demiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) insanlara
verdiği son hutbesinde şöyle buyurdu:
"Ey insanlar!
Yeryüzünde bulunanlardan birini dost (halil) edinecek olsaydım Ebu Kuhafe oğlu
Ebu Bekir'i halil edinirdim. Ancak arkadaşınız (ben) Allah'ın dostudur. "
[2290] Cündeb b.
Abdullah el-Beceli (r.a.), Abdullah b. Amr b. el-As (r.a.) ve İbn Mes'ud (r.a.)
kanalıyla gelen bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Allah İbrahim'i candan dost edindiği gibi beni de candan dost
edindi" buyurmuştur.
[2291] İbn Merduyeh, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder:
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in ashabından bir grup oturmuş O'nu (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) bekliyorlardı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) çıkıp yanlarına
yaklaştığında bir konu üzerinde konuştuklarını duydu ve ne söylediklerini de
işitti. Birisi, "Hayret! Allah (c.c) kullarından bir halil ediniyor; işte
İbrahim (a.s) O'nun halilidir" diyordu. Başka biri, "Musa (a.s)'ın
Allah ile konuşmasından daha ilginci var mı ki?" diyordu. Başka biri,
"İsa (a.s) da Allah'ın ruhu ve kelimesidir" diyordu. Başka biri de,
"Adem (a.s), Allah onu seçti" diyordu. Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Çıktı ve onlara selam verdikten sonra şöyle buyurdu:
"Konuştuklarınızı işittim. İbrahim (a.s)'ın Allah'ın halili olmasına
hayret ediyorsunuz. Gerçekten de öyledir. Musd (a.s) onun kelimi (konuştuğu
kişi), İsa (a.s) ruhu ve kelimesi, Adem (a.s) da seçtiği bir kuludur. Şunu da
bilin; övünmeden söylüyorum ki ben de Allah'ın habibi (sevgilisi)yim. Övünmeden
söylüyorum; kıyamet günü hamd sancağını taşıyacak olan benim. Övünmeden
söylüyorum; ben ilk şefaat edecek ve şefaati kabul edilecek kişiyim. Övünmeden
söylüyorum; ben cennetin halkalarını ilk hareket ettirecek kişiyim ve bunun
ardından Allah (c.c) onu açıp beni ve benimle birlikte fakir mü'minleri oraya
koyacak. Yine övünmeden söylüyorum ki ben kıyamet günü ilklerin ve sonların en
şereflisiyim. " Hadis bu şekliyle gariptir. Bazı kısımlarının Sahih isimli
kitaplarla başka kitaplarda şahitleri vardır.
Katade der ki: İkrime
İbn Abbas (r.a.) 'tan şöyle nakletti: "Allah'ın halili olmanın İbrahim
(a.s)'a, Allah konuşmanın Musa (a.s)'a ve Allah'ı görmenin Muhammed (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)’e verilmiş olmasına hayret mi ediyorsunuz?" Bunu Hakim,
Müstedrek'inde rivayet etmiş ve "Buharive Müslim tahric etmemiş olsalar da
bu, Buhari'nin şartlarına uygun sahih bir hadistir" demiştir. Enes b. Malik
(r.a.) ve başka birçok sahabe ve tabiin ile selef ve haleften imamlardan da
böyle rivayet edilmiştir. İbn Ebi Hatim der ki: Ubeyd b. Umeyr'den şöyle
nakleder: İbrahim (a.s) insanları misafir eder, ziyafet verirdi. Bir gün
misafir aramak üzere evinden çıktı. Fakat hiç kimse bulamayıp evine dönünce
evinde ayakta duran bir adam gördü. "Ey Allah'ın kulu, seni izin almadan
evime girmeye iten sebep nedir?" diye sordu. Adam, "Evin sahibinin
izniyle girdim" dedi. İbrahim (a.s): "Sen kimsin?" diye sordu.
"Ben ölüm
meleğiyim. Allah beni kullarından birine gönderdi. Ona, Allah'ın kendisini
candan dost (halil) edindiğini de müjdeleyeceğim" dedi. İbrahim (a.s),
"O kimdir? Vallahi onu bana söylersen en uzaktaki bir belde de olsa
.' kesinlikle yanına
gider, sonra aramızı ölüm ayırana dek yanında kalırım" dedi. O "O kul
sensin" dedi. İbrahim, "Ben miyim?" dedi. Melek,
"Evet" dedi. İbrahim (a.s), "Rabbim beni niçin halil
edindi?" dedi. Melek, "Çünkü insanlara verir, onlardan
istemezsin" dedi. İbn Ebi Hatim, İshak b. Yesar'dan da şöyle nakleder:
Allah (c.c) İbrahim (a.s)'ı halil edinince kalbine öyle bir korku (Allah
korkusu) saldı ki kalp atışı kuşun havadaki kanat çırpma sesinin uzaktan
duyulduğu gibi uzaktan duyulurdu.
[2292] Gelen hadislerde
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de böyle nitelendirilmiş ve
"Ağlamaktan iyice taştığında göğsünde kazanın kaynama sesi gibi bir ses
olurdu" denmiştir.
"Göklerde ve yerde
ne varsa hepsi Allah'ındır. "Yani, her şey O'nun mülkü, kulu ve
yaratığıdır. Hepsinde tasarrufta bulunan O' dur. Yapmak istediği şeyi
engelleyecek, hükmüne eleştiri getirebilecek yoktur. Azameti, kudreti, adaleti,
hikmeti, lütfu ve rahmeti sebebiyle O (c.c), yaptıklarından dolayı hesaba
çekilemez.
"Ve Allah her şeyi
kuşatmıştır. "Yani, bilgisi her şeye sirayet etmiştir. Kullarının hiçbir
şeyi O'na gizli kalmaz. Göklerdeki ve yerdeki zerre kadar, daha küçük veya daha
büyük hiçbir şey O'nun (c.c) bilgisi dışında kalmaz. Bakanların görebildikleri
veya göremedikleri hiçbir zerre de O'ndan gizli kalmaz.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |