|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Nisa Suresi 142 ve 143.ayetler |
Münafıkların bazı
hasletleri:
142. Şüphesiz
münafıklar (kendi akıllarınca) güya Allah'ı ve mü'minleri aldatırlar. Oysa asıl
Allah onları aldatmaktadır. Namaza kalktıkları zaman da üşenerek kalkarlar,
insanlara gösteriş yaparlar, Allah'ı da pek az anarlar.
143. Bunların arasında
bocalayıp durmaktalar; ne onlara (bağlanıyorlar) ne bunlara. Allah'ın
şaşırttığı kimseye asla bir (çıkar) yol bulamazsın.
Tefsiri:
Allah'ın (c.c) Bakara
suresindeki, "Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah'ı ve mü'minleri
aldatırlar. Halbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında
değillerdir" buyruğu daha önce geçti. Allah (c.c) burada da,
"Şüphesiz münafıklar (kendi akıllarınca) güya Allah'ı ve mü'minleri
aldatırlar" buyuruyor. Şüphesiz Allah aldatılamaz, ona oyun yapılamaz.
Çünkü O (c.c), gizlilikleri ve kalplerdekini bilir. Fakat münafıklar
cehaletlerinden, bilgi ve akıllarının kıtlığından dolayı işlerinin, insanlar
arasında olduğu ve İslam hükümlerinin kendilerine görünürde uygulandığı gibi
olduğunu inanırlar. Kıyamet günü Allah'ın kendilerine böyle hüküm vereceğini,
bu durumlarının O'nun (c.c) katında da kabul göreceğini sanırlar. Nitekim Allah
(c.c) onların, doğru yol ve istikamet üzere olduklarına yemin edeceklerini,
bunun Allah (c. c) katında kendilerine fayda getireceğini sanacaklarını
bildirerek şöyle buyuruyor: "O gün Allah onların hepsini yeniden
diriltecek, onlar da dünyada size yemin ettikleri gibi, O'na yemin
edeceklerdir. Kendilerinin bir şey (hakikat) üzerinde olduklarını sanırlar. İyi
bilin ki onlar gerçekten yalancıdırlar." (Mücadele, 18)
Yüce Allah ise şöyle
buyuruyor: "Oysa asıl Allah onları aldatmaktadır."
Yani, onları
taşkınlıklarında ve sapıklıklarında devam ettiren, dünyada haktan uzakta tutan
ve hakka ulaşmalarında yalnız ve yardımsız bırakan Allah'tır. Allah (c. c)
onlara kıyamet gününde aynısını yapacaktır. Zira, O (c.c) şöyle buyurur:
"Münafıklar onlara, 'Biz sizinle beraber değil miydik?' diye seslenirler.
(Mü'minler de) derler ki: Evet ama, siz kendi başınızı belaya soktunuz; fırsat
beklediniz; şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. O çok aldatan (şeytan)
sizi, Allah hakkında bile aldattı. NihayetAllah'ın emri gelip çattı! Bugün
artık ne sizden ne de inkar edenlerden bedel kabul edilir, varacağınız yer
ateştir. Size yaraşan odur. Ne kötü bir dönüş yeridir!" (Hadid, 13-15)
[2309] Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de bir hadisinde, "Kim (işlediği hayrı
şöhret için) insanlara duyurursa, Allah onun (gizli işlerini) duyurur. Kim de
(herhangi bir hayrı) gösteriş için yaparsa Allah da onun riyakarlığını meydana
çıkarır" buyurmuştur.
[2310] Başka bir
hadisinde ise, "Allah kula insanlara göründüğü hale göre cennete gitmesini
emreder, sonra yolunu cehenneme çevirtir" buyurmuştur. Bundan Allah'a
sığınırız.
"Onlar namaza
kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar" buyruğuyla münafıkların en şerefli, en
faziletli ve en üstün amel olan namaz hakkındaki halleri anlatılmaktadır.
Münafıklar namaza üşenerek kalkarlar. Çünkü namaza dair hiçbir niyetleri,
imanları ıle hisleri yoktur. Onun manasını ve hakikatini idrak etmezler.
Nitekim İbn Merduyeh'in rivayetine göre İbn Abbas (r.a.), "Kişinin namaza
üşengeç halde kalkması hoş bir şey değildir. Bilakis tebessüm ederek, büyük bir
istek ve sevinçle kalkmalıdır. Çünkü namazda Allah'a münacat etmekte ve O'nun
huzurunda durmaktadır, Allah onu bağışlar ve dua ettiğinde kabul eder"
dedi. Sonra da, "Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar"
ayetini okudu. İbn Abbas (r.a.)'tan başka tariklerle de benzer rivayetler
gelmiştir.
"Onlar namaza
kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar" buyruğunda onların görünüşteki halleri
ifade edilmektedir. Başka bir ayette de "Namaza ancak üşenerek
gelmelerinden ... "buyurulmuştur. "İnsanlara gösteriş yaparlar"
cümlesi ise onların bozuk kalplerinin halini bildirmektedir. Yani, onlarda
ihlas adına, Allah ile ilişki adına hiçbir şey yoktur. Onlar mü'minlerin
oldukları yerlere ise riyayla ve kendilerini gizlemek için giderler. Bu yüzden
de insanların kendilerini genellikle görmeyecekleri yatsı vaktindeki yatsı
namazı ile alaca karanlıktaki sabah namazından geri kalırlar.
[2311] Nitekim Buhari ve
Müslim'in rivayet ettikleri bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurmuştur: "Münafıklara sabah ve yatsı namazından daha zor
gelen bir namaz yoktur. Eğer bu namazlardaki sevabı bir bilselerdi, kuşkusuz
emekleyerek ve sürünerek gelirlerdi- İçimden, müezzine ezan okuyup kamet
getirmesini, sonra birine cemaate namaz kıldırmasını emredip, ardından elime
bir meşale kap ip henüz namaz için evinden çıkmayanların evini yakmak geçiyor.
"
[2312] Başka bir
rivayette de, "Hayatım elinde olan Allah'a yemin ederim ki onlardan
(münafıklar) herhangi birisi burada semiz etli bir kemik parçası yahut iki tane
iyi paça bulacağını bilseydi, elbette yatsı namazına gelip hazır bulunurdu.
Evlerde kadınlar ve çocuklar olmasaydı üzerlerinden evlerini yakardım. "
buyurmuştur.
[2313] Hafız Ebu Ya'la,
İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Kim namazı insanların kendisini gördüğü yerde
güzel, yalnız kaldığında ise kötü kılarsa bu hareketiyle Aziz ve Celil olan
Rabbini hafife almış olur. "
''Allah'ı da pek az
anarlar." Yani, namazlarını huşusuz, okuduklarının manasından habersiz,
gafil ve namaz kılanlara verilecek güzelliklere yüz çevirmiş halde kılarlar.
[2314] İmam Malik, Enes
b. Malik (r.a.)'tan Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bu münafığın namazıdır, bu münafığın
namazıdır, bu münafığın namazıdır; oturup Güneşi gözetler ve şeytanın iki
boynuzu arasına ulaşınca kalkıp kuşun gagasıyla yem toplaması gibi dört rekat
namaz kılar ve onda Allah'ı çok az anar. " Bunu Müslim, Tirmizi ve Nesai
de rivayet etmişlerdir. Tirmizi, "Hasen-sahih hadistir" demiştir.
"Bunların arasında
bocalayıp durmaktalar; ne onlara (bağlanıyorlar) ne bunlara ... " Yani,
münafıklar iman ile küfür arasında bocalama halindedirler. Çünkü ne hem dış
görünüşleri hem kalpleriyle mü'min, ne de hem dış görünüşleri hem kalpleriyle
kafirdirler. Zahirde mü'minlerle birliktedirler fakat kalpleri kafirlerledir.
Onlardan kimisi zaman zaman şüpheye düşer ve bazen mü'minlere bazen kafirlere
meyleder. "(O esnada) şimşek sanki gözlerini çıkaracakmış gibi çakar,
onlar için etrafı aydınlatınca orada birazcık yürürler, karanlık üzerlerine
çökünce de oldukları yerde kalırlar. Allah dileseydi elbette onların
kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. Allah şüphesiz her şeye
kadirdir." (Bakara, 20)
Mücahid der ki: "Ne
onlara (geçerler) ne bunlara ... " Yani, ne Muhammed (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in ashabının tarafına ne de Yahudilerin tarafına geçerler.
[2315] Imam Taberi, İbn
Ömer (r.a.)'tan Rasül-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir: "Münafığın durumu iki koyun sürüsü arasında
otlanan koyuna benzer. Bazen sürülerden biriyle bazen diğeriyle otlanır ve
hangisinin peşinden gideceğini bilemez. " Bunu (Buhari değil) sadece
Müslim rivayet etmiştir. Taberi bunu İbn Ömer (r.a.)'ın sözü olarak da rivayet
etmiştir. Ben derim ki: Bunu İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Ebi Şeybe ve Hammad b.
Seleme de İbn Ömer (r.a.)'ın Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den
naklettiği hadis-i şerif olarak rivayet etmişlerdir.
[2316] İmam Ahmed b.
Hanbel, İbn Ubeyd'den şöyle nakletti: Bir gün Mekke'de İbn Ömer (r.a.) ile
birlikte oturuyardum. Babam şöyle dedi: "Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem), "Münafığın kıyamet günündeki hali iki sürü arasında kalmış
koyun gibidir. Onlardan şu sürü gelse onu süser, diğeri gelse o da süser"
buyurdu. Bunun üzerine İbn Ömer (r.a.), "Yalan söyledin" dedi. Fakat
oradakilerin babamı güzel vasıflarla ve iyilikle övmesi üzerine İbn Ömer
(r.a.), "Fakat ben Allah'ın Nebisini "iki koyun sürüsü (.....)
arasındaki koyun gibidir" dediğine bizzat tanık oldum" dedi. Babamsa,
"İkisi de (iki kelime de, yani rabiz ile ğanem) aynı şeylerdir" dedi.
İbn Ömer (r.a.), "Ben böyle işittim" dedi.
[2317] İmam Ahmed b.
Hanbel, Muhammed b. Cafer'den şöyle nakleder: Ubeyd b. Umeyr yanında İbn Ömer
(r.a.) varken bir şeyler anlatıyordu ve şöyle dedi: "Allah Rasülü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: 'Münafığın misali iki sürü arasında kalan koyun
gibidir; sürülerden biri geldiğinde onu süserler, diğeri geldiğinde onlar da
süserler. '" Bunun üzerine İbn Ömer (r.a.), "Öyle değil; Rasülullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), 'iki ğanem arasındaki bir koyun' buyurdu"
dedi. Buna Ubeyd öfkelenince İbn Ömer (r.a.), "Ben işitmemiş olsaydım bunu
sana söylemezdim" dedi.
[2318] İmam Ahmed b.
Hanbel, başka bir tarikle Ya'fer b. Revzi'den şöyle nakleder: Ubeyd b. Umeyr'i
konuşması esnasında şöyle derken işittim: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "Münafığın misali iki koyun sürüsü arasında bulunan koyun
gibidir" buyurdu. Bunun üzerine İbn Ömer (r.a.), "yazıklar olsun
size, Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e iftira atmayın. Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), 'Münafığın misali iki koyun sürüsünün arasındaki
şaşkın koyun gibidir' buyurdu" dedi. İmam Ahmed b. Hanbel bunu Ubeyd b.
Umeyr'in İbn Ömer (r.a.)'tan nakli şeklinde de rivayet etmiştir.
İbn Ebi Hatim, İbn
Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Mü'min, münafık ve kafirin durumu şu üç
kişinin haline benzer. Bunlar bir vadiye gelirler ve içlerinden biri yürüyüp
karşıya geçer. Sonra diğeri yürümeye başlar. Vadisinin yarısına vardığında
vadinin başındaki ona, "yazıklar olsun sana. Nereye gidiyorsun, helak
olmaya mı? Başladığın yere geri dön" der. Vadiyi geçen ise ona,
"Kurtuluşa ge!!" diye seslenir. Adam bir ona bir buna bakarken bir
sel gelir ve onu boğar. İşte vadiyi geçen kişi mü' min, boğulan ise münafıktır.
"Bunların arasında bocalayıp durmaktalar; ne onlara (bağlanırlar) ne
bunlara ... " Olduğu yerde kalan ise kafir kişidir.
[2319] İmam Taberi,
Katade’den şöyle nakleder: "Bunların arasında bocalayıp durmaktalar; ne
onlara (bağlanırlar) ne bunlara ... " Yani, onlar katıksız saf mü'min de
değillerdir, şirki açığa vuran müşrikler de değillerdir. Bize anlatıldığına
göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) mü' min, münafık ve kafiri
nehir kenarına gelen bir gruba benzetirdi. Bunlardan mü' min nehre girip
karşıya geçer. Sonra münafık girer ve neredeyse mü'minin olduğu yere ulaşacağı
zaman kafir ona, "Yanıma gel. Senin hakkında endişeleniyorum" der.
Mü'min de, "Buraya gel. Benim yanımda şunlar şunlar var" diyerek
onları sayar. Münafık ikisi arasında tereddüde devam ederken sonunda gelen bir
dalga gelip onu boğar. Bunun gibi münafık da ölünceye kadar şek ve şüphe için
olmaya devam eder ve ölüm kendisine bu haldeyken gelir. Katade yine şöyle der:
Bize anlatıldığına göre Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle
buyururdu: "Münafığın durumu iki koyun sürüsü arasında meleyen koyuna
benzer. Yüksek bir yerde bir koyun sürüsü görerek yanına gelir ve tanıyabilmek
için yaklaşır, fakat tanıyamaz. Sonra başka bir koyun sürüsü görür ve
tanıyabilmek için yaklaşır, fakat onu da tanıyamaz. "
O yüzden Yüce Allah
şöyle buyuruyor: ''Allah'ın şaşırttığı kimseye asla bir (çıkar) yol
bulamazsın." Yani, her kimi doğru yoldan saptırmışsa ona, doğru yolu
gösterici bir dost bulamazsın. Çünkü, ''Allah kimi saptırırsa onu doğru yola
iletecek yoktur." (Kehf, 17) Allah'ın kurtuluş yolundan saptırdığı
münafıklar için de hiçbir kılavuz ve içinde bulundukları halden çıkaracak
hiçbir kurtarıcı yoktur. Çünkü Allah'ın hükmünü geri çevirecek hiç kimse
yoktur. Allah yaptığından sorulmaz, onlarsa yaptıklarından sorulurlar.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |