|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Maide Suresi 1 ve 2.ayetler |
Akitlere Bağlılık,
Haksızlığın Yasaklanışı, iyilik Üzere Dayanışma ve Allah'ın Şiarlarına Gereken
Tazimi Göstermek:
Rahman ve Rahim
Allah'ın adıyla;
1. Ey iman edenler!
Akitleri yerine getirin. Siz ihramlı iken avlanmayı helal görmeksizin size
bildirilecekler müstesna, En'am denilen hayvanlar size helal kılınmıştır.
Muhakkak ki Allah dilediği ile hükmeder.
2. Ey iman edenler!
Allah'ın şiarlarına, haram aya, (Allah'a hediye edilmiş) kurbana,
gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram'a yönelmiş
kimselere saygısızlık etmeyin. İhramdan çıkınca avlanabilirsiniz. Mescid-i
Haram'a girmenizi önledikleri için bir topluma karşı beslediğiniz kin sizi
haddi aşmaya sevk etmesin! İyilik ve (Allah'ın yasaklarından) sakınma üzerinde
yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah'tan korkun; çünkü
Allah'ın cezası çetindir.
Tefsiri:
[2402] İbn Ebi Hatim,
Mis'ar'dan şöyle nakleder: Ma'n ile Avf veya her ikisi bana şöyle anlattı: Bir
adam İbn Mes'ud (r.a.)'a gelerek, "Bana tavsiyede bulun" dedi. İbn
Mes'ud (r.a.), Allah'ın "Ey iman edenler!" nidasını işittiğinde iyice
kulak ver. Çünkü o ya emredilen bir iyilik veya sakındırılan bir kötülüktür"
dedi. İbn Ebi Hatim, Zühri’den şöyle rivayet eder: Allah (c.c), "Ey iman
edenler, şöyle yapın" buyurduğunda Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) hitap edilenler arasındadır. Zira, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'de onlardandır. İbn Ebi Hatim, Hayseme'den de şöyle nakleder: Kur'an'da
her ne "Ey iman edenler!" ifadesi varsa o Tevrat'ta "Ey
miskinler (fakirler!)" olarak geçer.
[2403] Zeyd b. İsmail
es-Said el-Bağdadi'nin, İkrime kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan naklettiği,
"Kur'an'da ne kadar 'Ey iman edenlerl' ifadesi varsa Hz. Ali (r.a.) onun
efendisi, şerefi ve onurudur. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’in
Hz. Ali (r.a.) dışında her sahabesi Kur'an'da kınanmıştır. O ise Kur'an'ın
hiçbir ayetinde kınanmamıştır."
Bu garip bir rivayettir.
Lafzı münker, senedi problemlidir. Buhari der ki: Ravilerden İsa b. Raşid
neredeyse meçhuldür ve rivayeti münkerdir. Ben derim ki: Ravilerden Ali b.
Bezime de sika olmakla birlikte aşırı Şiilerdendir. Böylesi bir konuda yalan
söyleme şüphesi bulunduğundan haberi kabul edilmez. "Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Hz. Ali (r.a.) dışında her sahabesi Kur'an'da
kınanmıştır" sözüyle Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile gizli
bir şey konuşma öncesinde sadaka vermeyi emreden ayete işaret edilmektedir.
Zira, bir çok kişi bu ayeti sadece Hz. Ali'nin uyguladığını söylemiştir. Daha
sonra Allah'ın (c.c), "Gizli bir şey konuşmanızdan önce sadakalar
vermekten çekindiniz mi? Çünkü, bunu yapmadınız. Allah da sizi bundan muaf
tuttu (sadaka vermeden konuşabilirsiniz). Artık namazı kılın, zekatı verin
Allah'a ve Rasulü'ne itaat edin" (Nahl, 44) ayeti nazil olmuştur. Fakat
bunun kınama sayılması pek isabetli değildir. Çünkü kimilerine göre ayetteki
emir kesin yapılması gereken bir emir değil, tavsiye niteliğindeydi. Kaldı ki
ayet onlar uygulamaya geçmeden neshedilerek yürürlükten kaldırıldı. Dolayısıyla
onlardan kimseden ayete muhalif davranış görülmedi. "Hz. Ali (r.a.) ise
Kur'an'ın hiçbir ayetinde kınanmamıştır." ifadesi de isabetli değildir.
Çünkü Enfal süresindeki (savaş esirlerinden) fidye alınmasını kınayan ayet bu
yönde görüş belirten herkesi kapsamıştır ki bundan kurtulan tek kişi Hz. Ömer
(r.a.)'tır. Böylece bu ve daha önce geçen açıklamalarla bu rivayetin zayıf
olduğu bilinmiş oldu. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[2404] İmam Taberi,
Muhammed b. Müslim'den şöyle nakleder: Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in Necran'a gönderirken Amr b. Hazm'a yazılmış mektubunu okudum. Bu
mektup Ebü Bekir b. Hazm'm yanındaydı. Onda şu ifade geçiyordu: "Bu Allah
ve elçisinden bir açıklamadır. 'Ey iman edenler! Akitleri yerine getirin ...
Şüphesiz Allah'ın hesabı hızlıdır' (Maide, 1-4)"
[2405] İbn Ebi Hatim,
Amr b. Hazm'm oğlunun oğlu Ebü Bekir b. Muhammed" den şöyle nakleder:
"Yanımızdaki bu mektup Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in, Yemen
halkmı dinde bilgilendirmek, sünneti öğretmek ve zekatlarını almak üzere
Yemen’e gönderirken Amr b. Hazm için yazdığı mektubudur. Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ona bir mektup ve tavsiye yazmış, onda emirlerini söylemişti.
Mektupta şöyle yazılıydı:
"Bismillahirrahmanirrahim.
Bu Allah ve Rasulü'nden bir mektuptur" denmişti. Allah Rasulü'nün Amr b.
Hazm'a yazdığı bir ahittir. Onda bütün işlerinde Allah'tan korkup sakınmasını
emretti. Şüphesiz Allah kendisinden sakınan ve ihsan üzere olanlarla
beraberdir."
"Ey iman edenler!
Akitleri yerine getirin" buyruğunda "akitler"den kasıt ahit ve
sözlerdir. Taberi bunda icma olduğunu söylemiş ve şöyle demiştir:
Akitler insanların
karşılıklı ittifak ve benzeri yollarla birbirleriyle akitleşmeleridir. Ali b.
Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Ey iman edenler! Akitleri
yerine getirin" ayetindeki "akitler" den maksat ahitlerdir.
Yani, Allah'ın Kur'an'ın tamamında koyduğu helal ve haramlar, farz kıldığı ve
sınır koyduğu şeylerdir. İşte onlara ihanet etmeyin ve ahdinizi bozmayın. Yüce
Allah başka bir ayette bu konuda şU ağır ifadeleri kullanır: ''Allah'a
verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra bozanlar, Allah'ın riayet
edilmesini emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) terk edenler ve yeryüzünde
fesat çıkaranlar; işte lanet onlar içindir. Ve kötü yurt (cehennem)
onlarındır." (Ra'd, 25) Dahhak der ki: ''Akitleri yerine getirin";
yani, "Allah'ın helal ve haramlarına uyun. Allah'ın Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e ve Kur'an'a iman ettiğinizde helal ve haramlarına
uyacaklarına dair aldığı söz ve misakı yerine getirin." Zeyd b. Eslem de
bu cümlenin tefsirinde şöyle der: "Bunlar altı şeydir: Allah'ın aldığı
ahit, ittifak akdi, şirket akdi, alım satım akdi, nikah akdi ve yemin
akdi." Muhammed b. Ka'b da şöyle der: "Bunlar beş şeyolup cahiliye
döneminde yapılan andlaşmalar ile Mufavaza ortaklığı (ortaklar arasında
sermaye, kar, tasarruf ve dinde eşitliğin bulunması şart olan şirket) bunlardandır."
Alım satımda akit yapıldıktan sonra tarafların oradayken bundan vazgeçmelerinin
(hıyar-ı meclis) caiz olmadığı görüşünde olanlar ''Akitleri yerine
getirin" ayetini delil göstermiş ve şöyle demişlerdir: Bu ayet, yapılan
akdin kesinlik kazandığını ve bağlayıcı olduğunu göstermektedir. Bu ise hıyar-ı
meclisin meşruluğunu ortadan kaldırır. Bu İmam Ebu Hanife ile İmam Malik'in
görüşüdür. İmam Şafii, İmam Ahmed b. Hanbel ve cumhur ise onların hilafına,
caiz olduğunu söylemişlerdir.
[2406] Bu konudaki
delilleri Buhari ve Müslim'in İbn Ömer (r.a.)'tan nakletlikleri Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şu hadisidir: "Alıcı ve satıcı
birbirlerinden ayrılmadıkları sürece (akdi bozma konusunda)
muhayyerdirler." Buhari'nin diğer rivayetindeki ifade şöyledir: "İki
adam alım-satım yaptıklarında birbirlerinden ayrılmadıkça her biri muhayyerdir.
" Hadis, alım-satım akdinden sonra hıyar-ı meclis hakkının olduğu
hususunda açıktır. Bu, akdin bağlayıcılığına aykırı değildir, bilakis şer'i
ölçülerdeki akdin gerektirdiği hükümlerdendir. Dolayısıyla buna uymak
"akitleri yerine getirme"nin bir parçasıdır.
"Siz ihramlı iken
avlanmayı helal görmeksizin size bildirilecekler müstesna, en'am denilen
hayvanlar", yani deve, inek ve koyun ... Bunu Hasan-ı Basri, Katade ve daha
birçok kişi söylemiştir. Taberi, "Bu kelime Araplarda da bu manada
kullanılır, der. İbn Ömer (r.a.), İbn Abbas (r.a.) ve bir çok kişi annesi
boğazlandığında karnında bulunan ceninin helal olduğuna bu ayeti delil
göstermişlerdir.
[2407] Bu konuda Sünen
kitaplarında bir hadis yer almaktadır; Ebu Davud, Tirmizi ve İbn Mace, Ebu
Said'den şöyle nakletmişlerdir: Biz, "Ya Rasulallah! Deveyi
boğazladığımızda, inek veya koyunu kestiğimizde karnından cenin çıkıyor; onu
atalım mı yiyelim mi?" diye sorduk. "İsterseniz yiyin; zira annesinin
kesilmesiyle o da kesilmiş olur" buyurdu. Tirmizi, "Bu hasen
hadistir" demiştir.
[2408] Ebu Davud, Cabir
b. Abdullah (r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ceninin kesimi annesinin kesimiyle
gerçekleşir. " Bunu sadece Ebu Davud rivayet etmiştir.
"Size
bildirilecekler müstesna ... " Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan,
"Bundan kasıt leş, kan ve domuz etidir" dediğini rivayet etmiştir.
Katade de, "Kasıt, leş ile Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvandır"
demiştir. Allahu A'lem, bundan kas ıt Yüce Allah'ın (3. ayetteki), "Leş,
kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, (taş, ağaç vb.
ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar
ile) canavarların yediği hayvanlar ... size haram kılındı" buyruğunda
bahsedilenlerdir. Çünkü bunlar davar oldukları halde kendilerine arız olan bu
vasıflardan dolayı haram olurlar. Bu yüzden, ardından "(ölmeden yetişip
kestikleriniz müstesna) dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ..
size haram kılındı" buyurulmuştur. Yani bu da o haram hayvanlardandır.
Çünkü, telafi edilmesi ve düzeltilmesi imkansız bir durumdadır.
İşte o yüzden burada,
"Size bildirilecekler müstesna" buyurulmuştur.
Yani, bazı durumlarda
bazılarının haram olduğu açıklanacaklar hariç.
"Siz ihramlı iken
avlanmayı helal görmeksizin ... " Bazıları buradaki "....."
ifadesindeki "...."nin hal üzere mansup olduğunu söylemişlerdir.
En'am kelimesi; deve, inek ve koyun gibi evcil hayvanlarla ceylan, yaban ineği
ve yaban eşeği gibi yabani hayvanları içeren manayı ifade eder. Helal olma
hususunda evcil hayvanlardan biraz önce geçen (Maide suresi, 3. ayette
zikredilen) hayvanlar, yabani hayvanlardan da ihramlının avlanması istisna
edilmiştir. Bir görüşe göre ise mana "size en'am denilen hayvanların
tümünü helal kıldık" şeklindedir, ancak ihramlıya (bundan ayrı olarak)
avlanmak haram kılınmıştır. Zira, Allah (c.c) böyle hükmetmiştir ve Allah (c.c)
her emir ve yasağında hikmet sahibidir. O yüzden ardından, "Muhakkak ki
Allah dilediği ile hükmeder" buyurmuştur.
Yüce Allah daha sonra,
"Ey iman edenler! Allah'ın şiarlarına, haram aya, (Allah'a hediye edilmiş)
kurbana, gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram'a
yönelmiş kimselere saygısızlık etmeyin" buyuruyor.
İbn Abbas (r.a.),
''Allah'ın şiarlarına (temel sembollerine)" ifadesinden kastın hacda
yapılan ibadetler olduğunu söylemiştir. Mücahid, "Safa, Merve, Allah'a
hediye olarak sunulan hedy kurbanı ve kurban olarak kesilen büyükbaş hayvan
Allah'ın şiarlarındandır. Kimine göre ise Allah'ın şiarlarından kasıt
haramlarıdır, Yani: Allah'ın haram kıldıklarını helale dönüştürmeyin"
demiştir.
"Haram aya ...
" Hararlı aya saygıdan kasıt onu haram saymak, saygınlığını itiraf etmek,
Allah'ın onunla ilgili, "o ayda savaş başlatmak" yasağını terk etmek
ve onda haramlardan daha fazla kaçınmaktır. Nitekim Yüce Allah bir ayette,
"Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak
büyük bir günahtır" (Bakara, 217) buyurur. Bir ayette de, "Gökleri ve
yeri yarattığı günde Allah'ın yazısına göre Allah katında ayların sayısı on iki
olup, bunlardan dördü haram aylarıdır. İşte bu doğru hesaptır. O aylar içinde
(Allah'ın koyduğu yasağı çiğneyerek) kendinize zulmetmeyin ve müşrikler nasıl
sizinle topyekun savaşıyarlarsa siz de onlara karşı topyekun savaşın ve bilin
ki Allah (kötülükten) sakınanlarla beraberdir" (Tevbe, 36) buyurur.
[2409] İmam Buhari'nin,
Sahih'inde Ebu Bekre'den (r.anha) rivayetine göre Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Veda haccında şöyle buyurmuştur: "Zaman, Allah'ın
gökleri ve yeri yarattığı günden bu yana hiç değişmeden, aynı şekilde sürüp
gitmektedir. Bir yılan iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Haram
aylardan Zilkade, Zilhicce ve Muharrem peş peşe gelir. Mudar kabilesinin (ayrı
bir önem verdiği) Recep ise Cemaziyelahir ile Şaban arasındadır. " Bu da
seletten bazılarının söylediği gibi haram ayların haramlılığının dünyanın
sonuna kadar devam edeceğini göstermektedir.
Ali b. Ebi Talha'nın
naklettiğine göre İbn Abbas (r.a.), ''Allah'ın şiarlarına (temel sembollerine)
de ... saygısızlık etmeyin" ifadesini, "onda savaşmayı helal
görmeyin" diye tefsir etmiştir. Mukatil b. Hayyan ile Abdulkerim b. Malik
el-Cezeri de böyle demiş, Taberi de bunu tercih etmiştir. Cumhur ise bunun
mensuh olduğunu ve haram aylarda savaşa başlamanın helal olduğunu
söylemişlerdir. Buna da, "Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde
öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde
oturup bekleyin" (Tevbe, 5) ayetini delil getirmişler ve şöyle
demişlerdir: Bu ayette kastedilen (Mekke'nin fethinden sonra inen, "(Ey
müşrikler!) Yeryüzünde dört ay daha dolaşın" (Tevbe:2) ayetinde
(müşriklere verilen) dört aylık mühlettir. Bunlar, "Çünkü Allah (c.c) bu
ayette hiçbir haram ayı diğer aylardan istisna etmemiştir" demişlerdir.
İmam Ebu Cafer, Allah'ın haram aylarda ve senenin diğer aylarında müşriklerle
savaşmayı helal kıldığında icma ettiklerini ifade etmiş ve şöyle demiştir:
Alimler, kişi haremin tüm ağaçlarının dallarını boynuna ve kollarına taksa
bile, öncesinde Müslümanlarla yaptığı zimmet veya eman akdi yoksa bu onun için
öldürülmeye karşı güvence olmaz. Bu konuyla ilgili başka bir husus daha var ki
o da daha geniş bir yerde ele alınacak.
"(Allah'a hediye
edilmiş) kurbana, gerdanlıklara da ... saygısızlık göstermeyin. "Yani,
Beytullah'a hediye kurbanı takdim etmeyi bırakmayın. Çünkü bunda Allah'ın şiar
ve nişanelerine tazim vardır. Diğer hayvanlardan ayırt edilmesi, böylece ona
kötülük yapmak isteyenin kaçınması, onu görenin benzerini getirmek için gayrete
gelmesi için boynuna gerdanlık takmayı terk etmeyin. Çünkü, bir iyiliğe davet
eden kimseye, sevaplarından hiçbir şey eksilmeksizin onu yapanların sevabı
kadar sevap verilir.
[2410] Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de haccında geceyi Zulhuleyfe'de (ki burası Akik
vadisidir) geçirdi. Sabah olunca sayıları dokuz olan hanımlarına uğradı. Sonra
gusledip güzel kokular süründü. İki rekat namaz kıldıktan sonra hediye
kurbanını nişane yaptı ve gerdanlık taktı. Ardından hac ve umre için niyet edip
ihrama girdi. Hediye kurbanları en güzel şekil ve renkte altmış küsur deveydi.
Allah (c.c) bir ayette,
"Durum öyledir. Her kim Allah’ın hükümlerine saygı gösterirse, şüphesiz
bu, kalplerin takvaszndandır" (Hacc, 32) buyurmuştur. Seleften bir zat
şöyle der: "Allah'ın şiarlarına saygıdan kasıt iyisini ve besilisini
seçmektir."
[2411] Hz. Ali (r.a.) da
şöyle demiştir: "Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize
(alacağımız kurbanlıkta) göz ve kulağa dikkat etmemizi emretti." Bunu
Sünen sahipleri rivayet etmişlerdir.
Mukatil b. Hayyan ise
"gerdanlıklara" ifadesini şöyle tefsir etmiştir: Yani onlara da
saygısızlık etmeyin, saldırmayın. Zira Cahiliye döneminde insanlar haram aylar
dışında vatanlarından çıktıklarında kendilerine kıl ve tüylerden gerdanlıklar
takarlardı. Harem müşrikleri haremin ağaçlarının kabuklarından kendilerine
gerdanlıklar yapar ve kendilerini onunla güvence altına alırlardı. İbn Ebi
Hatim bunu rivayet ettikten sonra Mücahid kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle
nakleder: "Bu sureden iki şey neshedildi: Gerdanlık ayeti ile "Sana
geldiklerinde ya aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir" (Maide, 42)
ayeti. İbn Ebi Hatim daha sonra şöyle demiştir: Bize İbn Avn'dan şöyle
nakledildi: Hasan-ı Basri (r.a.)'a, "Maide suresinden hiçbir şey
neshedildi mi?" diye sordum. "Hayır" dedi. Ata der ki: Onlar
haremin ağaçlarından gerdanlık yaparak kendilerini güvence altına alıyorlardı
ve Allah (c.c) onları bundan men etti. Mutarrif b. Abdullah da böyle demiştir.
"Rablerinin lütuf
ve rızasını arayarak Beyt-i Haram'a yönelmiş kimselere saygısızlık
etmeyin." Yani, giren herkesin güvence altında olduğu Allah'ın dokunulmaz
evine gidenlerin canlarına da kastetmeyin. Yine Allah'ın lütfunu kazanmak ve
rızasını elde etmek maksadıyla oraya doğru gitmekte olanları da bundan
engellemeyin ve rahatsız etmeyin. Mücahid, Ata, Ebu Aliye, Mutarrif b.
Abdullah, Abdullah b. Ubeyd b. Umeyr, Rebi’ b. Enes, Mukatil b. Hayyan, Katade
ve daha pek çokları "Rablerinin lütfunu arayarak" ifadesini ticaret
ile tefsir etmişlerdir. Nitekim daha önce geçen, "(Hac mevsiminde ticaret
yaparak) Rabbinizden gelecek bir lütfu (kazancı) aramanızda size herhangi bir
günah yoktur" (Bakara, 198) buyruğundaki mana da böyledir.
"Rablerinin rızasını arayarak" ifadesini de İbn Abbas (r.a.) şöyle
tefsir etmiştir:
"Hadarıyla
Rablerinin rızasını kazanmaya çalışarak. .. " İkrime, Süddi ve İbn Cüreyc
şöyle demişlerdir: Bu ayet Hutam b. Hindi el-Bekri hakkında nazil olmuştur. Bu
adam Medine'nin odağına saldırmış, (başıboş dolaşan hayvanları alıp
götürmüştü). Sonraki yıl umre yapmak üzere Kabe'ye doğru yola çıkmıştı. Bazı
sahabiler Kabe yolunda ona ilişmek isteyince Allah (c.c.) bu ayeti nazil etti.
İmam Taberi, Kabe veya Mescid-i Aksa'ya gidiyor olsa bile, emanı bulunmadığı
sürece müşriki öldürmenin caiz olduğu ve ayetteki hükmün onlar hakkında mensuh
olduğunda icmanın bulunduğunu nakleder. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Beytullah'a inkar, şirk
ve küfür olan şeyleri yapmak için giden kimse de oradan engellenir. Nitekim
Yüce Allah, "Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu
yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar" (Tevbe, 28)
buyurmuştur.
[2412'] Bu yüzden Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hicretin dokuzuncu yılında Ebu Bekir'i
(r.a.) hac emiri tayin ettiğinde Hz. Ebu Bekir (r.a.) Hz. Ali (r.a.)'ı
hacıların başına geçirip Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) adına onlara,
"Allah ve Rasulü'nün onlardan uzak olduğunu, bu yıldan sonra hiçbir
müşrikin hac edemeyeceğini ve hiç kimsenin Kabe'yi çıplak tavaf
edemeyeceğini" ilan ettirmişti. İbn Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan
Allah'ın (c.c), "Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram'a yönelmiş
kimselere saygısızlık etmeyin" buyruğu hakkında şöyle dediğini nakleder:
Yani, Allah'ın dokunulmaz evi Beytullah'a yönelmiş olanlara. Çünkü Beytullah'ı
hem mü'minler hem müşrikler tavaf ediyordu ve Allah (c.c) mü'minleri, mü'min
olsun kafir olsun herhangi bir kimseyi Beytullah'ı tavaftan engellemek veya
tavaf edene ilişmekten men etmişti. Yüce Allah sonra, "Ey iman edenler!
Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a
yaklaşmasınlar" (Tevbe, 28) ayetini nazil etti. Yine, "Allah'a ortak
koşanlar, kendilerinin kafirliğine bizzat kendileri şahitlik ederlerken,
Allah'ın mescitlerini imar etme salahiyetleri yoktur" (Tevbe, 17) buyurdu.
Bir ayette de, ''Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman
eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan
kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar
bunlardır" (Tevbe, 18) buyurdu. Böylece müşrikleri Mescid-i Haram'dan
sürdü. Abdurrezzak, Ma'mer'den, Katade'nin şöyle söylediğini nakleder:
"Gerdanlıklara, Rablerinin lütuf ve rızasını arayarak Beyt-i Haram'a
yönelmiş kimselere saygısızlık etmeyin" ayeti mensuhtur. Cahiliye
döneminde adam hac için evinden çıktığında ağacın kabuğundan gerdanlık yapıp
boynuna takar, böylece hiç kimse ona ilişmezdi. Dönerken de başka bir ağaçtan
gerdanlık yapıp boynuna asar ve yine kimse ona ilişmezdi. O dönemde müşrikler
Beytullah'a ziyaretten engellenmiyorlardı. O yüzden mü'minler haram aylarda
Beytullah'ın bulunduğu bölgede onlarla savaşmaktan men edildiler. Sonra bunu
Allah'ın (c.c), "Kafirleri nerede bulursanız öldürün" (Tevbe, 5)
buyruğu neshetti.
Taberi de
"gerdanlıklara da saygı gösterin" buyruğunun, "Bir kimse haremin
ağaçlarından bir gerdanlık edinip takarsa ona güvence verin, dokunmayın"
manasına geldiğini tercih etmiş ve şöyle demiştir: Araplar bunlara dokunan
kimseleri hep ayıplayagelmişlerdir. Şair şöyle demiştir:
Sizler, elleriyle
gerdanlıkları bükerken size gözüktüklerinde, İki beyaz (asil) adamı öldüren
kimseler değil misiniz?
"İhramdan çıkınca
avlanabilirsiniz." Yani, ihramda iken yapmanızı yasakladığım avcılığı
ihramlı durumunuz sona erip ihramdan çıktığınızda yapmayı size helal kıldım.
Bu, yasaktan sonra gelen bir emirdir. Şer'i nasslar üzerinde yapılan istatistik
araştırmaların ortaya koyduğu doğru görüş, yasaktan sonra gelen emrin onu yasak
öncesi hükme döndürdüğü görüşüdür. Yani, yasaktan önce vacip idiyse tekrar
vacip, müstehap idiyse müstehap, mübah idiyse mübah olur. Bu tür emrin vaciplik
ifade ettiğini söyleyenlerin iddiasını çürüten bir çok ayet vardır. Mübah
olduğunu söyleyenlerin iddiasını da bir çok ayet çürütmektedir. Tüm delillerin
desteklediği ise, bazı usul alimlerinin de tercih ettiği gibi bu görüştür.
"Mescid-i Haram'a
girmenizi önledikleri için bir topluma karşı beslediğiniz kin sizi haddi aşmaya
sevk etmesin!" Kurralardan bazıları "......" ifadesini
"....." şeklinde hemzenin fethasıyla okumuşlardır ki bunun manası
bellidir. Yani, Hudeybiye yılında sizi Mescid-i Haram'a gitmekten alıkoyanlara
olan kinin iz sizi Allah'ın (c.c) onlar hakkındaki hükmünü çiğnemeye, zulüm ve
taşkınlıkla intikam almaya itmesin. Bilakis, hepsinde Allah'ın (c.c) size
emrettiği adaletle hükmedin. Bu, birazdan gelecek şu ayete benzemektedir:
"Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adil davranmamaya itmesin. Adaletli
olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış)tır. " (Maide, 8)
Yani, sakın bazılarına olan kininiz sizi adaleti terk etmeye itmesin. Çünkü,
adaleti her hal ve durumda herkese uygulamak herkese vaciptir. Seleften bir zat
şöyle de: "Senin Allah'a isyan etmiş olan kişiye davranışında Allah'a
itaat etmen kadar iyi bir davranış yoktur. Gökler ve yer adaletle ayakta
durur."
[2413] İbn Ebi Hatim,
Zeyd b. Eslem'den şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve
ashabı Hudeybiye'de müşrikler tarafından Kabe'ye gitmekten alıkonulduklarında
bu onlara ağır gelmişti. O sırada Umre yapmak üzere doğudan gelen müşrikler
yanlarından geçtiler. Sahabiler, "Arkadaşlarının bizi engellediği gibi biz
de bunları engelleyelim" deyince Allah (c.c) bu ayeti nazil etti.
''..... şenean"
kelimesi kin manasına gelmektedir. İbn Abbas (r.a.) ve bazıları böyle
demişlerdir. Bu masdar olup mı çekimi "....." şeklindedir. Masdarın
hemzesi üstündür. Bu, ..... ve ..... fiillerinin masdarları olan ..... ve .....
grubundandır. İmam Taberi der ki: Bunu bazı Araplar şenean, bazıları ise şenan
şeklinde telaffuz eder. Ancak kurralardan "..... şenan" şeklinde
okuyan hiç kimse bilmiyorum. Bu şekilde geçtiği şiire örnek ise şudur:
Asıl hayat istendiği ve
arzulandığı gibi yaşamaktır. Bazı kinliler onda kişiyi yerseler ve hatalı
görseler de.
"İyilik ve takva
üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın." Yüce Allah
mü' min kullarına hayır işleri, yani birr ve iyiliği yapma, çirkin işleri ise
terk etme -ki o takva ve sakınmadır- hususunda yardımlaşmalarını emrediyor.
Batıl şeylerde birbirine destek olmak, günah ve haramlarda yardımlaşmaktan ise
nehyediyor. Taberi der ki: İsm (günah) Allah'ın yapmayı emrettiği şeyleri terk
etmek, Udvan (düşmanlık / haddi aşmak) ise Allah'ın dininizde koyduğu sınırları
aşmak, siz ve başkaları hakkında koyduğu kesin kuralları çiğnemektir.
[2414] Nitekim İmam
Ahmed b. Hanbel, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Zalim olsun mazlum olsun kardeşine yardım
et" buyurdu. "Ya Rasulallah! Buna mazlum olarak yardım ederim, fakat
zalim ise nasıl yardım edeyim?" diye soruldu. Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "Onu zulüm yapmaktan engeller ve önlersin. Ona yardımın
da budur" buyurdu. Bunu aynı senetle Buhari ile Müslim'den sadece İmam
Buhari, benzer lafızla rivayet etmiştir.
[2415] Bunu Buhari ve
Müslim Sabit'in nakliyle Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir:
Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Zulmeden olsun zulme uğrayan
olsun kardeşine yardım et" buyurdu. O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Ya Rasulallah! Buna zulme uğrayan biri olarak yardım ederim. Fakat zalim
iken nasıl yardım edeyim?" denildi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "Onu zulmünden men edersin. Ona yardımın da budur" buyurdu.
[2416] İmam Ahmed'b.
Hanbel, Yahya b. Vessab'tan şöyle nakleder:
Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in ashabından biri (ravilerden biri, sanıyorum ravi bunun İbn
Ömer (r.a.) olduğunu söyledi, demiştir) şöyle dedi: Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "İnsanlara karışıp katışan ve onların
eziyetlerine sabreden kimsenin kazandığı sevap insanlara karışıp katışmayan ve
onların eziyetlerine sabretmeyen kimsenin kazandığı sevaptan daha büyüktür.
"
[2417] Bunu yine İmam
Ahmed b. Hanbel, Müsned kitabının Müsned-i Abdullah b. Ömer bölümünde (İbn Ömer
(r.a.)'tan rivayet edilen hadisler bölümü) İbn Ömer (r.a.)'tan (bazıları
"bir sahabi" demiştir) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"İnsanlara karışıp
katışan ve eziyetlerine sabreden kimse onlara karışıp katışmayan ve
eziyetlerine sabretmeyen kimseden daha hayırlıdır. " Bunu Tirmizi de böyle
rivayet etmiştir.
[2418] Hafız Ebu Bekir
Bezzar, Abdullah'tan şöyle nakleder; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu: "Bir hayra sebep olan kimse onu yapan gibidir. "
Bezzar daha sonra, "Bunun bildiğimiz tek rivayeti bu senetle gelen
rivayettir" demiştir.
[2419] Ben derim ki:
Bunun sahih hadis kitaplarında şöyle bir şahidi vardır: "Kim bir doğru
yola çağırırsa kıyamet gününe kadar ona tabi olacakların sevabı kadar sevap kazanır
ve bu onların sevabından hiçbir şey eksiltmez. Kim de bir sapıklığa çağırırsa
kıyamet gününe kadar ona tabi olacakların günahı onun üzerine olur ve bu
onların günahlarından hiçbirini eksiltmez. "
[2420] İmam Taberani,
Beni Mücemma kabilesinden Evs b. Şurahbil’den şöyle nakletmiştir: Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim zalim olduğunu bile bile
yardım etmek için bir zalim’in yanında yürürse İslam'dan çıkar. "
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |