İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Maide Suresi

3.ayetler

 

Mü'minlere Haram Kılınan Yiyecekler:

 

3. Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına boğazlanan, boğulmuş, (taş, ağaç vb. ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile) canavarların yediği hayvanlar -ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna- dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır. Bugün kafirler, sizi dininizden uzaklaştırmaktan ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı beğendim. Kim, açlıktan darda kalırsa günaha meyletmeksizin (bunlardan yemeğe mecbur olursa) muhakkak Allap çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah burada, yenmesini haram kıldığı şeyleri haber veriyor ki bu haber aynı zamanda bunlardan nehiy anlamını taşımaktadır. Bunlardan biri leştir. Leş boğazlamaksızın ve avlanmaksızın kendiliğinden ölen hayvana denir. Bunun haram kılınmasının sebebi zararlı olmasından başka bir şey değildir. Çünkü, bedende kalmış kan insanın dini haline ve bedenine zararlıdır. Allah (c.c) da onu bu yüzden haram kılmıştır. Bunun istisnası balıktır; çünkü kesilsin veya kesilmesin balık her halükarda helaldir.

 

 

[2421] Zira İmam Malik, el-Muvatta'da, İmam Şafii ile İmam Ahmed b.

Hanbel Müsned'lerinde, Ebu Davud, Tirmizi, Nesaive İbn Mace Sünen kitaplarında, İbn Huzeyme ile İbn Hibban Sahih'lerinde Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e deniz suyu soruldu, O da (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Denizin suyu temizleyici, ölüsü helaldir. " Birazdan zikredilecek hadis sebebiyle çekirge de böyledir.

 

"Kan (da haram kılındı)." Kimdan kasıt akıtılmış kandır. Zira, Allah (c.c) başka bir ayette, "veya akıtılmış kan" (En'am, 145) buyurmuştur. İbn Abbas (r.a.) ile Said b. Cübeyr de ayeti böyle tefsir etmişlerdir. İbn Ebi Hatim İkrime'den şöyle nakleder: İbn Abbas (r.a.)'a dalağın hükmü sorulduğunda, "Onu yiyin" dedi. "Ama o kandır" dediler. İbn Abbas (r.a.), "Size sadece akıcı kan haram kılındı" dedi. Hammad b. Seleme de Aişe (r.anha)'dan şöyle rivayet etmiştir: "Allah (c. c) ancak akıcı kandan nehyetti."

 

 

[2422] İmam Şafii de İbn Ömer (r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bize iki ölü ve iki kan helal kılındı. İki ölü balık ile çekirge, iki kan ise ciğer ile dalaktır. " İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Mace, Darekutni ve Beyhaki de Abdurrahman b. Zeyd'in nakliyle böyle rivayet etmişlerdir. Fakat zayıftır. Hafız Beyhaki şöyle demiştir: "Bunu İsmail b. Ebi İdris, Üsame'den, o Zeyd b. Eslem'in iki oğlu Abdullah ile Abdurrahman'dan, onlar da İbn Ömer (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözü olarak rivayet etmişlerdir." Ben derim ki: Ravilerin üçü zayıftır, ancak bazısı bazısına göre daha iyidir. Bunu sika ravilerden biri olan Süleyman b. Bilal ise Zeyd b. Eslem'in İbn Ömer (r.a.)'tan, İbn Ömer (r.a.)'ın sözü olarak rivayet etmiş ve Hafız Ebu Zür'a er-Razi, "Bu daha sahih hadistir" demiştir.

 

 

[2423] İbn Ebi Hatim, Ebu Ümame'den (yani Sudeyy b. Aclan'dan) şöyle rivayet eder: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Allah'a (c. c) ve Resulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem) davet etmek ve İslam'ın hükümlerini anlatmak üzere beni kabileme gönderdi ve gittim. Bir ara bir tas kan getirerek başına toplanıp yemeye başladılar. Bana, "Ey Sudeyy, gel de ye!" dediler. "Yazıklar olsun size, ben bunu size yasaklayan ve bu konuda Allah'ın kendisine vahiy indirdiği kişinin yanından geldim" dedi. "O nedir?" deyince onlara, "Leş, kan, domuz eti. .. size haram kılındı" ayetini okudum.

 

 

[2424] Bunu İbn Merduyeh de benzer bir senetle böyle rivayet etmiştir ki onda şu ziyade vardır: "Ben de onları İslam'a davet etmeye başladım. Ancak reddettiler. Üzerimde abam vardı ve onlara, "yazıklar olsun size! Bana bir bardak su verin. Gerçekten çok susuzum" dedim. "Hayır, bilakis susuzluktan ölmen için sana hiçbir şey vermeyeceğiz" dediler. Bu söz üzerine kedere boğuldum ve başımı abaya sokup çok sıcak olan kum üzerinde uyudum. Rüyamda biri insanların benzerini görmedikleri kadar güzel bir cam bardak içinde insanların daha lezzetlisini görmedikleri bir içecek getirip onu bana verdi. İçip bitirdiğimde uyandım. Vallahi bu içecekten sonra bir kez olsun ne susadım ne çıplak kaldım."

 

 

[2425] Bunu Hakim de Müstedrek'inde, Ebu Ümame'den benzer lafızla rivayet etmiştir, fakat bunda "bu içecekten sonra" ifadesinden sonra şu ziyade vardır: Sonra bazılarının, "Size kavminizin önderlerinden biri geldi de ona hurmalı süt dahi vermediniz" diye sesini işittim. Bunun üzerine bana ondan

getirdiler. Ben, "Benim ona ihtiyacım yoktur. Zira Allah (c.c) beni yedirdi ve içirdi" dedim ve onlara karnımı gösterdim. Bunun üzerine Müslüman oldular. İbn İshak'ın naklettiği kasidede A'şa ne güzel söylemiştir:

 

Leşlerden sakın, yaklaşma ona.

Sakın ola sert kemik alıp ondan kan çıkarma.

 

Yani, cahiliye dönemindeki insanların yaptıkları bu hareketi yapma.

Çünkü, onlardan biri acıkınca kemik gibi sert bir şeyalıp devesine veya başka türden bir hayvana batırır, çıkan kanı biriktirip içerdi. O yüzden Allah (c.c) bu ümmete bunu haram kıldı. A'şa daha sonra şöyle der:

 

Sakın ha dikilmiş dikili taşlara gitme. Putlara tapma, Allah'a ibadet et!

"Domuz eti. .. haram kılındı. " Yani, evcili ve yabanisiyle her türlü domuz haram kılındı. "Et" ifadesi hayvanın yağ dahil tüm kısımlarını kapsar. Burada Zahirilerin yaptıkları şaklabanlığa, kör bir inatla, "Çünkü o pisliktir" (En'am, 145) buyruğunu delil getirmeye hiç lüzum yoktur. Zira onlar, "De ki: Bana vahyolunanda, leş veya akıtılmış kan yahut domuz eti -ki o pisliğin kendisidir- ya da günah işlenerek Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, yiyecek kimseye haram kılınmış bir şey bulamıyorum" (En'am, 145) ayetini getirmişler ve "ki o pisliğin kendisidir" ifadesindeki "o" zamirinden kastın domuzun kendisi olduğunu, böylece haramlığın domuzun tamamını kapsadığını söylemişlerdir. Ama bu, dil bakımından uzak bir anlayıştır. Çünkü, zamir muzafun ileyh'e (burada domuz) değil sadece muzafa (burada et) döner. Arapçadan ve daimi örften anlaşıldığı üzere buradaki et bedenin tüm parçalarını kapsar.

 

 

[2426] İmam Müslim, Sahih'inde Büreyde b. Hasib el-Eslemi'den (r.a.) şöyle nakleder; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim tavla oynarsa elini domuz etine ve kanına bulamış gibi olur. "

 

Domuz etine dokunmak böylesine iğrenç bir şeyolarak gösterildiğine göre, onu yemek ve onunla beslenmek hakkındaki sert tehdit ve katı uyarı nasıl olur acaba? Bu hadiste de "domuz eti" ifadesinin, yağı ve başka tüm kısımlarıyla domuzun her yerini kapsadığına delil vardır.

 

 

[2427] Buhari ve Müslim, Sahih'lerinde şöyle rivayet etmişlerdir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Muhakkak ki Cenab-ı Allah şarabın, murdar hayvanın, domuzun ve putların satılmasını haram kılmıştır" buyurdu. Bu sırada bir kimse Hz. Peygamber'e, "Ey Allah'ın Rasulü! Murdar hayvanın yağı gemi cilalanmasında, deri yağlanmasında ve aydınlanmada kullanılıyor, buna ne dersiniz?" diye sordu. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Hayır, bu haramdır. Allah Yahudilere lanet etsin. Allah iç yağını haram kıldığı zaman erittiler, sattılar ve bedelini yediler" buyurdu.

 

 

[2428] Sahih-i Buhari'de geçen Ebu Süfyan hadisinde de Ebu Süfyan Rum kralı Heraklius'a şöyle der: "(Muhammed) bizi leşten ve kandan nehyediyor." 

''Allah'tan başkası adına boğazlanan .. " Yani, Allah'tan başkasının adı anılarak boğazlanan hayvan ... Bu da haramdır. Çünkü Allah (c.c) yaratıklarının kendi adıyla kesilmesini emretmiştir. Bunun yerine bir put, heykel veya yaratıklarından başka birinin adı anılarak kesilirse, bu da icmayla haramdır. En'am suresinde ele alınacağı gibi alimlerin ihtilafı sadece kasten veya unutarak besmele çekmeden kesilen hayvan hakkındadır. Nitekim, İbn Ebi Hatim, Ebu Tufeyl'den şöyle nakleder: Adem (a.s) yeryüzüne dört şeyin haram olduğu hükmüyle indi ki bunlar leş, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesilen hayvandır. Bu dört şey hiçbir zaman helal olmadı ve Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günden beri hep haramdı. Allah (c.c) İsrailoğullarına işledikleri günahlarından dolayı daha önce helal kıldığı şeyleri haram kıldı. Meryem oğlu İsa (a.s)'ı peygamber gönderdiğinde de O (a.s) Adem (a.s)'ın yere indiğindeki hükümle geldi ve onlara diğer şeyleri helal kıldı. Onlarsa Isa (a.s)'ı yalanladılar ve karşı geldiler. Bu garip bir rivayettir.

 

Yine İbn Ebi Hatim, .Larud b. Ebi Sebre'den şöyle nakleder: Riyah kabilesinden İbn Vesil adında bir adam vardı. Ferezdak'ın babası Galip ile Kufe sırtlarındaki su hakkında iddiaya girmişlerdi. Su gelirse her biri yüz deve kesecekti. Suyun gelmesi üzerine her biri develerini bacaklarından kesmeye başladılar. Bunun üzerine insanlar et götürmek için eşek ve katırlar üzerinde oraya geldiler. Hz. Ali (r.a.) o sırada Kufe' deydi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ak devesine binip gitti ve insanlara şöyle seslendi: "Ey insanlar! Bu hayvanların etinden yemeyin. Çünkü Allah'tan başkası adına kesilmiştir." Bu garip bir rivayettir.

 

 

[2429] Ancak Ebu Davud'un İbn Abbas (r.a.)'tan yaptığı şu rivayet bunun doğru olduğuna delildir: "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bedevilerin en çok deve kesme yarışında kestikleri develerin etinden yemekten men etti." Ebu Davud daha sonra, "Bunu ravilerden Muhammed b. Cafer, İbn Abbas (r.a.)'ın sözü olarak rivayet etmiştir" demiştir. Bunu sadece Ebu Davud rivayet etmiştir.

 

 

[2430] Yine Ebu Davud, İkrime’den şöyle rivayet etmiştir: İbn Abbas (r.a.) şöyle derdi: "Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) çok deve kesme yarışı yapanların yemeğinden yemekten men etti. " Ebu Davud daha sonra, "Cerir'den rivayet edenlerin çoğu İbn Abbas (r.a.)'ın adını zikretmemişlerdir" demiştir. Bunu da yine sadece Ebu Davud rivayet etmiştir.

 

"Boğulmuş (hayvan) ... " Bu, kasıtlı olarak veya ipin boynuna geçmesiyle tevafuken boğularak ölen hayvandır. Bu da haramdır.

 

"Vurulup öldürülmüş ... " Bu da keskin olmayan ağır bir şeyle ölünceye kadar vurulan hayvandır. Nitekim İbn Abbas (r.a.) ve birçok kimse, "Bu, odunla ezinceye kadar vurulan ve bundan dolayı ölen hayvandır" demiştir. Katade der ki: Cahiliyye dönemi insanları hayvana ölene kadar vurur, ölünce yerlerdi.

 

 

[2431] Sahih hadis kitaplarında geçtiğine göre Adiyy b. Hatim (r.a.) şöyle anlatmıştır: Ben, "Ya Resulallah! Ben ava mi'rad denilen ucu sivriltilmiş tahtayı atıyorum 7" dedim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Eğer sivri tarafı ile atarsan ve hayvanı yaralayıp da öldürürse ondan ye. Ama enli tarafıyla isabet eder ve onu öldürürse o vakizdir (ağır bir şeyle vurulup öldürülmüş bir hayvandır); ondan yeme" buyurdu. Böylece Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ok, mızrak ve benzeri aletlerin sivri taraflarıyla vurulan ile eniyle vurulanı farklı değerlendirmiş, ilkini mübah kılarken ikincisini ve kiz (vurularak öldürülen) sayıp helal kılmamıştır. Fakihler de bu hususta icma etmişlerdir.

 

Yaralayıcı özelliği olan aletin ava çarpıp onu yaralamaksızın ağırlığıyla öldürmesi hususunda ise ihtilaf etmişlerdir. Bunda alimlerin iki görüşü vardır ki bunlar İmam Şafii'nin de (rh.a) iki kavlidir. Birinci görüşe göre bu okta olduğu gibi helal değildir. İkisinin ortak yönü ölünün yaralanmadan ölmesidir. Dolayısıyla vakizdir, yani vurularak öldürülen hayvandır. İkinci görüşe göre ise bu helaldir. Çünkü Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) köpeğin yakaladığının mübah olduğunu ifade etmiş, bu tür detayları sormamıştır. Bu da genelin kapsamında yer aldığından dolayı söylediğimizin mübah olduğunu göstermektedir. Bu konuda bir fasıl ayırdım. Onu buraya kaydediyorum.

Bir Fasıl: Bir kimse köpeği avın üzerine gönderir, o da avı yaralamadan ağırlığı veya çarpmasıyla öldürürse, etinin helal olup olmadığı hususunda alimler ikiye ayrılmışlardır. Birinci görüşe göre "Sizin için tuttuklarından yiyin" (Maide, 4) ifadesindeki genellemeden ve Adiyy b. Hatem (r.a.) hadisindeki genellemelerden dolayı bu helaldir. Mezhep alimlerinin İmam Şafii’den nakletlikleri bu görüş Nevevi ve Ram gibi bazı müteahhirin alimleri tarafından da sahih kabul edilmiştir. Ben derim ki: Fakat İmam Şafii'nin el-Ümm ve el-Muhtasar kitaplarında böyle bir mana çıkmamaktadır. Çünkü İmam Şafii her iki yerde, "İki mana da mümkündür" demiş, sonra her birinin gerekçelerini zikretmiştir. Şafii alimleri de bunu hiçbir kayıt getirmeksizin İmam Şafii'nin iki görüşü olarak zikretmişlerdir. Oysa en fazla, bunun helal olduğu görüşünü zikrederken bunu biraz daha çok desteklemiş, fakat bunların hiçbirini açıkça zikretmemiş, hiçbir tercihte bulunmamıştır. Bu görüşü, yani helal olduğu görüşünü İbn Sabbağ, Hasan b. Ziyad'dan nakletmiş, ondan bundan başka bir görüş zikretmemiştir. Taberi ise tefsirinde Selman-ı Farisi, Ebu Hureyre, Sa'd b. Ebi Vakkas ve İbn Ömer’e (Allah hepsinden razı olsun) ait bir görüş olarak zikretmiştir. Bu çok garip isnaddır. Konuyla ilgili onlardan gelen açık bir ifade olmayıp kendi tasarrufudur. Allah ona merhamet eylesin ve razı olsun.

İkinci görüşe göre bu helal değildir. İmam Şafii'den gelen kavilden biri olan bu görüşü Müzeni tercih etmiştir. İbn Sabbağ'ın sözünden de onun bunu tercih ettiği anlaşılmaktadır. Bunu Ebu Yusuf ile Muhammed, Ebu Hanife'den nakletmişlerdir. İmam Ahmed'den yapılan meşhur rivayete göre o da bu görüştedir. Allahu A'lem, bu doğruya daha yakındır. Çünkü Usul-ü Fıkıh kaideleriyle daha uyumlu, şer'i esaslara daha yakındır.

 

 

[2432] İbn Sabbağ bu görüşe Rafi b. Hudeyc (r.a.)'tan gelen şu rivayeti delil göstermiştir: Ben, "Ya Resulallah! Yarın düşmanla karşılaşacağız ve bizde hiçbir bıçak yoktur. Hayvanları kamışla keselim mi?" diye sordum. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kanı aktığı ve üzerine Allah'ın Adı anıldığı sürece ondan yiyin ... " buyurdu. Hadis, Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde yer almaktadır. Bu belli bir vesileyle söylenmiş olsa da Usul-ü Fıkıh ve Fıkıh alimlerinin cumhuruna göre ifadenin genelliği dikkate alınır.

 

 

[2433] Mesela, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e bal şarabı sorulduğunda "Sarhoş eden her içecek haramdır. " buyurmuştur. Şimdi bir fakih tutup da "Lafız sadece bal şerbeti hakkındadır" diyebilir mi?" Bu da öyledir. Sahabeler Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e boğazlamaktan ve başka şeylerden sormuşlar, O da (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hem sorularını hem başka şeyleri kapsayan bir cevap vermiştir. Çünkü Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e az sözle çok şey ifade etme yeteneği verilmiştir.

 

Buna'göre, köpeğin çarptığı veya ağırlığıyla ezdiği hayvan kanı akan hayvan olmadığından, hadisin mefhumu gereği helal olmaz.

 

Eğer denilirse ki: Hadis bu kabilden değildir. Çünkü, sahabeler hayvanları kesecekleri aleti sormuş, kesilecek hayvanları sormamışlardır. O yüzden de diş ile tırnaklar bundan istisna edilmiştir.

 

 

[2434] Zira Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Diş ve tırnaklar böyle değildir. Şimdi size bunları açıklayacağım. Dişten kasıt kemiktir. Tırnak ise Habeşistanlıların bıçağıdır" buyurmuştur. İstisna, kendinden istisna edilenin de aynı türden olduğunu gösterir. Aksi takdirde muttasıl olmaz. Böylece sorulan şeyin alet olduğu ortaya çıkmış ve bunda sizin söylediğinize delalet eden hiçbir şey kalmamıştır.

Cevap: Bunda da kafanızı karıştıracak şeyler vardır. Zira;

 

 

[2435] Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kanı dökülen ve üzerine Allah'ın adı anılanı yiyin" buyurmuş, "hayvanı onunla kesin" buyurmamıştır. Bundan iki hüküm birlikte elde edilir: Hem kesilecek aletin hükmü, hem de kesecek kimsenin hükmü. Bir de kanının kemik ve tırnak olmayan bir aletle akıtılması. Bu bir yoldur.

 

İkinci yol, İmam Müzeni'nin yoludur ki o da şöyledir: Ok hakkında "eniyle isabet eder de ölürse ondan yeme, yaralar da ölürse ye" şeklinde açık ifade varken, köpek hakkında böyle bir detay yoktur. Dolayısıyla köpek de oktaki "yaralama" kaydıyla kayıtlanır. Çünkü, ikisi de buna yol açan sebep hususunda müşterektir ki o avlanmadır. O yüzden sebep farklı da olsa buradakini ona hamletmek gerekir. Zıhar keffaretinde kayıtsız zikredilen köle azadını, öldürme kefaretinde getirilen mü' min olma şartıyla kayıtlamamız gibi. Hatta bu mesele buna daha uygundur. Bu kaideyi hadd-i zatında kabul eden kimseye bunu böyle kabul etmek gerekir. Şafii fukahası arasında ise bu kaide hakkında hiçbir ihtilaf yoktur. Dolayısıyla farklı söyleyenlerin buna bir cevap getirmesi gerekir.

Bu görüşteki kişi delili şöyle de getirebilir: Bu hayvanı köpek ağırlığıyla öldürmüştür ve enine isabet eden okun öldürdüğü hayvana kıyasla helal olmaz. İkisinin ortak yönü her birinin (köpek ile ok) av aleti olması ve ikisinde de hayvanın ağırlıktan ölmesidir. Bu, ayetin genellemesiyle çelişmez. Çünkü dört imam ve cumhurun, da dediği gibi, kıyas umumdan (genelleme) önce gelir. Bu da delillendirmede güzel bir yoldur.

 

Başka bir yol, "Hayvanların sizin için tuttuklarından yiyin" (Maide, 4) ifadesi genelolup yaralayarak veya yaralamadan öldürdüğü tüm hayvanları kapsar. Fakat hakkında ihtilaf edilen böyle bir durumdaki maktul ya boğularak ölmüştür veya o hükümdedir yahut boynuzlanarak ölmüştür veya o hükümdedir. Her halükarda birkaç sebepten dolayı ayetin onun önüne geçirilmesi gerekir: Birincisi: Şeriat sahibi Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayetin avcılık esnasındaki hükmünü itibara almış, zira Adiyy b. Hatem'e;

 

 

[2436] ''Ama enli tarafıyla isabet eder ve onu öldürürse o vakizdir (ağır bir şeyle vurulup öldürülmüş bir hayvandır); ondan yeme" buyurmuştur. Ayetin bazı hükümlerini diğerlerinden farklı bir değerlendirmeye tabi tutarak, "Avcılık yaparken hayvanın çarpması itibara alınır, fakat boynuzlanmak itibara alınmaz" diyen hiçbir alim bilmiyoruz. Dolayısıyla bu ihtilaflı konunun helal olduğunu söylemek hiç kimsenin söylemediğini söyleyerek icmayı delmek manasına gelir ki bu bir çok alime göre mahzurludur.

 

İki: İcmayla sabittir ki " ... Sizin için tuttuklarından yiyin ... " (Maide, 4) buyruğunda mutlak bir genelleme yoktur ve kasıt "avlananlardan yenilen hayvanlar" olup eti yenmeyen hayvanlar ittifakla lafzın umumiliğinden çıkmıştır. Kesinleşmiş umum ise kesinleşmemişten önceliklidir.

Başka bir yöntem: Bu durumdaki bir av tamamen leş gibidir. Çünkü bunda da kan bedende kalır ve ardından rutubet oluşur. Böylece leşe kıyasla caiz olmaz.

Başka bir yöntem: "Size leş ... haram kılındı." buyruğu hiçbir nesih ve tahsis girmemiş umumi bir ifadedir. Helal kılıcı "Kendileri için nelerin helal kılındığını sana soruyorlar; de ki: Bütün iyi ve temiz şeyler size helal kılınmıştır. .. " (Maide, 4) ayetinin de muhkem olması gerekir. Buna göre aralarında hiçbir çelişki yoktur. Sünnet ise bunu açıklamak için gelmiş olur. Bunun destekleyici örneği ok meselesidir. Çünkü, bu ayetin kapsamında olanın hükmünü zikretmiştir ki o "atılan aletin bedende yırtılmaya yol açması" dır. Böylece bu helal olur. Çünkü hoş ve temiz yiyeceklerdendir. Ayetteki haramlık hükmü kapsamına aletin sivri olmayan tarafıyla isabet alan hayvan girer ve onun eti yenmez. Çünkü vekizdir. Böylece bu, haram kılan ayetin kapsamındaki fertlerden bazıları olup hükmünün de aynı olması gerekir. Yani, köpeğin yaraladığı hayvan helal kılan ayetin kapsamında, yaralamayıp çarpan veya ağırlığıyla öldüren hayvan ise boynuzlanarak ölen hayvan kapsamında veya onun hükmündedir ve dolayısıyla onun gibi helalolmaz.

 

Şayet denilirse ki: Peki neden köpekte bir ayrıma gidilerek "avı yaralarsa helal, yaralamazsa haramdır" denmemiştir?

 

Cevap: Bu nadir bir durumdur. Çünkü köpek ya tırnağı veya azı dişi veyahut ikisiyle birlikte avlanır. Çarpmayla öldürmesi ise nadirdir. Nadir olduğundan veya leşin, boğularak, çarpılarak, uçurumdan düşerek ve boynuzlanarak ölen hayvanın hükmü bunları bilen açısından açık olduğundan istisna edilmeye gerek duyulmamıştır. Ok ve mi'radda ise atıcı, kendinden veya hava koşullarının kötü olmasından kaynaklanan bazı hatalar yapılabilir. Hatta isabet ettirememesi isabet ettirme ihtimalinden daha yüksektir. O yüzden her ikisinin hükmü ayrı ayrı zikredilmiştir. Nitekim, avladığı hayvandan yemek adeti olduğu için avladığı hayvandan yediğindeki hüküm zikredilerek şöyle buyurulmuştur:

 

 

[2437] "Eğer avladığından yerse yeme. Çünkü onun kendisi için avlamış olmasından korkarım" Bu sahihtir, Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde yer almaktadır. Bir çoklarına göre bu helal kılan ayetin umumluğuna yapılmış bir tahsistir. Bunlar yine, "Köpeğin yediği avdan yemek caiz değildir" demişlerdir. Bu Ebu Hureyre (r.a.) ile İbn Abbas (r.a.)'tan nakledilmiştir. Hasan-ı Basri, Şa'bi ve İbrahim en-Nehai de aynı görüştedirler. İmam Ebu Hanife ile iki talebesi, İmam Ahmed b. Hanbel ve meşhur rivayete göre İmam Şafii de bu görüşü benimsemişlerdir. Taberi ise tefsirinde Hz. Ali (r.a.), Sa'd, Selman-ı Farisi, Ebu Hureyre (r.a.), İbn Ömer (r.a.) ve İbn Abbas (r.a.)'tan, "Hayvan avladığından yese bile ondan yenilebilir" dediklerini rivayet etmiştir. Hatta Sa'd, Selman-ı Farisi, Ebu Hureyre, İbn Ömer ve başkaları, "Onda sadece bir parça kalmış olsa bile ondan yiyebilir" demişlerdir. İmam Malik ile eski kavlinde İmam Şafii bu görüştedir. İmam Şafii yeni mezhebinde iki kavle birden ima etmiştir. Bunu Şafii fukahasından Ebu Nasr b. Sabbağ ve bazıları ondan naklen söylemişlerdir.

 

 

[2438] Ebu Davud ceyyit ve kuvvetli bir senetle Ebu Sa'lebe elHuşeni'den, köpek avlamak hakkında Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ona şöyle buyurduğunu nakleder: "Köpeğini Allah'ın adını anarak gönderdiysen, ondan yemiş olsa bile ye, eline geçen eti ye. "

 

 

[2439] Bunu Nesai de Amr b. Şuayb'ın, babasından, onun da kendi babasından şöyle rivayet etmiştir: Ebu Sa'lebe adında bir bedevi "Ya Resulallah! ... " dedi ... 

 

 

[2440] İmam Taberi tefsirinde Selman-ı Farisi (r.a.)'tan Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: ''Adam köpeğini ava gönderdikten sonra yetiştiğinde ondan yediğini görürse kalanı yesin." Taberi daha sonra bunu Katade ve başkalarının Said b. Müseyyeb'den, onun da Selman-ı Farisi'den kendi sözü olarak rivayet ettiklerini belirterek rivayetin illetli olduğuna işaret etmiştir. Cumhur ise Adiyy hadisini bundan önde tutmuş, Ebu Sa'lebe hadisini ve başka hadisleri zayıf saymışlardır. Bazı alimler de şu açıklamayı yapmışlardır: Avcı hayvan avını, sahibini uzun süre bekledikten sonra açlık vb. sebepten dolayı yerse bunda bir sakınca yoktur. Çünkü, bu durumda kendisi için tuttuğu ihtimali yoktur. Ama yakaladıktan hemen sonra yerse kendisi için tuttuğu ortaya çıkmış olacağından ondan yiyemez. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Yırtıcı kuşlara gelince; İmam Şafii onların köpek hükmünde olduklarını bizzat ifade etmiştir. Dolayısıyla cumhura göre onun avladığından yemek haram, diğerlerine göre haram değildir. Alimlerimizden Müzeni kuşların ve yırtıcı hayvanların haram olmayacağı görüşünü tercih etmiştir ki bu İmam Ebu Hanife ile İmam Ahmed b. Hanbel'in görüşüdür. Bunlar şöyle demişlerdir: "Çünkü köpeklere vurma ve benzeri yollarla avlanmak öğretilebilir, fakat kuşlara bunu öğretmek imkansızdır. Ayrıca eğitilse bile kuşlar avladıklarından mutlaka yerler. O yüzden de bu kadarı affedilir. Yine, şer'i naslar kuşlar hakkında değil, köpek hakkında varit olmuştur." Şeyh Ebu Ali, el-İfsah isimli kitabında şöyle der: Köpeğin yediğinden yemek haramdır, görüşü esas alındığı takdirde kuşun yediğinden yeme hakkında (şam: mezhebinde) iki vecih vardır. Kadı Ebu Tayyib, İmam Şafii ikisinin aynı olduğunu bizzat ifade ettiğinden dolayı bu şekilde çıkarım ve sıralama yapmaya karşı çıkmıştır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"Yukarıdan yuvarlanıp ölmüş ... " Yani, bir uçurumun kenarından veya yüksek bir yerden düşerek bundan dolayı ölen hayvanı da yemek helal değildir. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Yuvarlanıp ölmüş" (.....)'den kasıt dağdan düşen hayvandır. Katade, "Bundan kasıt kuyuya düşen hayvandır", Süddi de, "Dağdan düşen veya kuyuya yuvarlanan hayvandır" demiştir.

 

"Boynuzlanıp ölmüş hayvan" (.....); başka bir hayvan tarafından boynuzlanıp ölen hayvandır. Boynuz hayvanı yaralamış, hatta boğazlanan yerinden kan çıkmış olsa bile. "Natıha" kelimesi faile vezninde bir ism-i mef'uldür, menruha (boğazlanıp ölmüş) manasına gelir. Aslında Arapçada çoğunlukla bu kalıptaki kelimelerin sonunda müennes ta'sı olmaz. Mesela Araplar "......" (sürmeli göz) veya "......" (kınalı el) değil "......" ve "...... "derler. Bunun sonunda müennes ta'sının bulunmasını ise bazı nahivciler şöyle açıklamışlardır: Bu kelime camid isim gibi telakki edildiğinden müennes yapılmıştır; "....." (uzun yol) örneğinde olduğu gibi. Bazıları ise şöyle demişlerdir: Burada müennes ta'sı ile birlikte getirilmesinin sebebi ilk anda müennesliğe delalet etmesi içindir. "Aynun kahil" ve "keffun hadib"de ise durum farklıdır; çünkü onlarda kelimenin müennesliği kendinden önceki kelimeyle anlaşılmaktadır (yani kendilerinden önceki mevsuflar müennes olmasıyla bunların da müennes olduğu anlaşılmıştır, Natiha' da ise böyle bir durum yoktur).

 

"Canavarların yediği hayvanlar ... " Yani, aslan, kaplan, pars, kurt ve köpek gibi bir hayvanın saldırıp bir kısmını yediği ve bundan dolayı ölen hayvanları yemek de haramdır. Ondan, hatta boğazlanma yerinden kan aksa bile bunu yemek icmayla helal değildir. Cahiliye döneminde vahşi hayvanların yediği koyun, deve, inek gibi hayvanları yerlerdi. Bu yüzden Allah (c.c) bunları mü'minlere haram kıldı.

 

"Ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna" ifadesi daha önce zikri geçen hayvanlardan dönebildiğine döner. Yani, ölme sebebi gerçekleşen ve canlılığı kesin olup kesmekle bu halinin telafi edilebileceği durumlarda kesilen hayvanları yemek helaldir. Bu ise "Boğulmuş, (taş, ağaç vb. ile) vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş (hayvanlar ile) canavarların yediği hayvanlar" diye ifade edilen hayvanlara döner. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan, "Ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna" buyruğu hakkında şöyle nakletmiştir: Yani, sizin bunlardan canlıyken kestiğiniz hayvanlar müstesnadır. Ondan yiyin; çünkü kesilmiş hayvandır. Said b. Cübeyr, Hasan-ı Basri ve Süddi'den de böyle rivayet edilmiştir. İbn Ebi Hatim, Hz. Ali (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna ... "Yani, hayvan kuyruğunu oynatır, ayağıyla tepinir veya gözünü kımıldatırsa ondan yiyin.

 

İmam Taberi, Haris kanalıyla Hz. Ali (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Bir nesneyle vurulup öldürülmüş, yukarıdan yuvarlanıp ölmüş veya boynuzlanıp ölmüş bir hayvana elini veya ayağını kımıldatırken yetişir de kesersen ondan ye!" Tavus, Hasan-ı Basrı, Katade, Ubeyd b. Umeyr, Dahhak ve daha bir çok kişiden şöyle rivayet edilmiştir: Kesilen hayvanda kesildikten sonra hayatta olduğuna işaret olacak bazı hareketler görülürse onu yemek helaldir. Bu cumhur-u fukahanın görüşüdür. İmam Ebu Hanife, İmam Şafii ve İmam Ahmed b. Hanbel de böyle demişlerdir. İbn Vehb de şöyle der: İmam Malik’e yırtıcı hayvan tarafından karnı delinip bağırsakları çıkarılan hayvan soruldu. "Ona şer'i kesim yapılabileceğini sanmıyorum. Onun neresi murdar olmaktan kurtarılabilir ki?" dedi. İmam Eşheb'e de sırtlanın saldırıp belini kırdığı koyun hakkında, "Ölmeden önce şer'ı kesimle kesilip yenilebilir mi?" sorusu yöneltildi, "Akciğerine kadar ulaşmışsa yenilmesini helal görmüyorum. Ama kenar uzuvlarından yemişse onda bir beis yoktur." dedi. "Peki, üzerine atlamış ve belini kırmışsa?" denilince, "Bunun yenmesi hoşuma gitmiyor. Bu ondan dolayı yaşayamaz ki?" dedi. "Peki, kurt koyuna saldırıp karnını yarar, fakat bağırsağını yarmazsa?" dediler. "Karnını yarmışsa bana göre yenmez" dedi. Ki bu İmam Malik'in görüşüdür. Ancak ayet genelolup İmam Malik'in hayvanın yaşayamayacak kadar ağır durumunu ayetin genelinden istisna ettiği hususları da kapsamaktadır. Dolayısıyla, bunların genelden müstesna olduğunu söyleyebilmek için ayetin genelliğini tahsis edecek (sınırlandıracak, istisna edecek) delile ihtiyaç vardır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[2441] Buhari ve Müslim, Rafi b. Hudeye’den (r.a.) şöyle rivayet etmişlerdir: Ben, "Ya Resulallah! Yarın düşmanla karşılaşacağız ve yanımızda hiç bıçak yoktur. Hayvanları kamışla keselim mi?" diye sordum. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kanı aktığı ve üzerine Allah'ın adı anıldığı sürece ondan yiyin. Diş ve tırnaklar ise böyle değildir. Şimdi size bunları açıklayacağım. Dişten kasıt kemiktir. Tırnak ise Habeşistanlıların bıçağıdır" buyurdu.

 

 

[2442] Darekutni'nin Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hadisi olarak yaptığı rivayette (ki bu şüphelidir ve bu Ömer (r.a.)'ın sözü olarak da rivayet edilmiş olup bu daha sahihtir) şöyle denilmiştir: "İyi bilin ki hayvan boğazından ve gerdanından kesilir. Canlarının çıkması için de acele etmeyin. "

 

 

[2443] İmam Ahmed b. Hanbel ile Sünen sahipleri Ebu Uşera ed-Darimi kanalıyla onun babasından şöyle rivayet etmişlerdir: Ben, "Ya Rasulallah! Hayvan kesimi gerdan ve boğazdan değil midir?" dedim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Baldırına vurup kesersen o da senin için yeterli olur" buyurdu. Bu sahih bir hadistir. Fakat boğaz ve gerdandan kesilemediği durumlar için olduğu şeklinde yorumlanır.

 

"Dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanmış hayvanlar ... " Mücahid ve İbn Cüreyc der ki: Nusub (dikili taşlar) Kabe etrafındaki bir taştI. İbn Cüreyc şöyle der: 360 tane dikili taş vardı. Araplar cahiliye döneminde orada kurban kesiyorlar, kestikleri hayvanların kanlarını Beytullah'a saçıyorlar, etleri de yarıp dikili taşların üzerine bırakıyorlardı. Bunu birçok kişi böyle anlatmıştır. Allah (c. c) da böyle yapmaktan men etmiş, Allah ve Rasulü'nün yasakladığı şirk olduğundan dolayı dikili taşların olduğu yerde, Allah'ın adı anılarak kesilse bile bu taşların yanında kesilen bu hayvanların etlerini yemeyi onlara haram kılmıştır. Bunun bu manada alınması gerekir. Çünkü "Allah'tan başkası adına kesilen kurbanlar" hu'susu ayette daha önce geçti.

 

"Ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. " Yani: Ey mü' minler!

Fal oklarıyla kısmet aramak da size haram kılındı. Ezlam çoğulolup tekili zülem' dir. Ze harfi üstün yapılarak zelem olarak telaffuz edildiği de olur. Bunu Araplar cahiliye döneminde yaparlardı. Üç ok alıp birinin üzerine "yap", diğerine "yapma" yazar, üçüncüsüne hiçbir şey yazmazlardı. Bazıları ise müşriklerin bunlardan birinin üzerinde "Rabbim bana emretti", diğerinde "Rabbim beni sakındırdı" yazdıklarını, üçüncüsüne ise bir şey yazmayıp boş bıraktıklarını söylemişlerdir. Sonra bunları rastgele atar ve emreden ok çıkarsa onu yapar, sakındıran ok çıkarsa yapmaz, boş olan çıkarsa ok atmayı tekrarlardı. Ayetteki "istiksam" (kısmet aramak) ifadesi bu oklarla kısmet aramak manasından türetilmiştir. İmam Taberi bunu böyle ortaya koymuştur.

 

İbn Ebi Hatim, Ata kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan "Ve fal oklarıyla kısmet aramanız" hakkında şöyle rivayet etmiştir: Ezlam oklara denir. Araplar işlerinde kısmetlerini bu yolla ararlardı. Muhammed b. İshak ve başkalarının zikrettiklerine göre Kureyşlilerin en büyük putu Kabe'nin içinde bulunan Hübel adındaki bir put idi. Kabe'nin içindeki hediyelerin ve Kabe'nin mallarının konduğu bir kuyunun başına dikilmiş olan bu putun yanında da yedi adet faloku vardı. İçinden çıkamadıkları konularda gelip onun kararına başvururlardı. Fal okundan ne çıkarsa onu uygular, ondan dışarı çıkmazlardı.

 

 

[2444] Nitekim sahih bir hadiste ifade edildiği üzere Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de Kabe'ye girdiğinde ellerinde fal oklarıyla İbrahim (a.s) ile İsmail (a.s)'ın resimlerini görmüş ve ''Allah onları kahretsin. Vallahi onlar biliyordu ki İbrahim (a.s) ile İsmail (a.s) aslafal okuyla kısmet aramamışlardır" buyurmuştur.

 

 

[2445] Sahih bir rivayette Medine'ye hicret etmek üzere yola çıktıklarında Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile Ebu Bekir (r.a.)'ın peşinden giden Süraka b. Malik b. Cu'şum şöyle anlatır: "Onlara bir zarar verecek miyim, veremeyecek miyim?" diye faloku atarak nasip aradım. Hoşuma gitmeyen "Zarar veremeyeceksin" oku çıktı. Ama ben ona aldırış etmeyerek peşlerinden gittim. Onun anlattığına göre faloku atmayı ikinci ve üçüncü kez tekrarlar ve hepsinde de hiç istemediği "Onlara bir zarar veremeyeceksin" oku çıkar. Öyle de olur. O vakit Süraka henüz Müslüman değildi, sonradan Müslüman olmuştur.

 

 

[2446] İbn Merduyeh de Ebu Derda (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kahinlik yapan, fal okuyla nasip arayan veya bir yolculuktan uğursuz olduğunu düşünerek dönen kimse yüksek derecelere giremez. " Mücahid de "Ve fal oklarıyla kısmet aramanız" buyruğu hakkında şöyle demiştir: "Bundan kasıt Arapların o okları, İranlıların ve Rumların zarıdır. Onlar bununla kumar oynadardı." Bunların kumar için yapıldıklarına dair Mücahid’den nakledilen sözü pek isabetli değildir. Olsa olsa bunları hem kendileri için hayırlı olanı seçmede hem de kumarda kullandıkları söylenebilir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Çünkü Allah (c. c) bunu ve kumarı birbirinden ayrı şeyler olarak zikretmiş, bu surenin sonunda şöyle buyurmuştur: "Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir ... Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?" (Maide, 90-91)

 

Yüce Allah burada devamla şöyle buyuruyor: "Fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar yoldan çıkmaktır." Yani, bunları yapmak fasıklık, sapıklık, dalalet, cehalet ve şirktir. Yüce Allah mü'minlere, tereddüt ettiklerinde önce O'na (c.c) ibadet etmelerini, sonra O'ndan niyet ettikleri konuda hayırlı olanı nasip etmesini niyaz etmelerini emretmiştir.

 

 

[2447] Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel, İmam Buhari ve Sünen sahipleri Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bize Kur’an'dan bir sureyi öğrettiği gibi istihareyi öğreterek şöyle buyururdu: "Sizden biri bir şeye niyetlendiğinde farz olmayan iki rekat namaz kılsın sonra şöyle desin: "Allah'ım! Bilgine dayanarak senden hayırlı olanı bildirmeni istiyor, gücünden güç istiyor ve senden büyük lütfundan vermeni istiyorum. Zira, senin gücün yeter, benimki yetmez, sen bilirsin ben bilmem. Allah'ım! Eğer bu işi (hangi işse onu söyler) benim dinim, hayatım ve işimin sonucu açısından hayırlı olarak biliyorsan onu bana takdir et, kolaylaştır ve benim için bereketli eyle. Ama dinim, hayatım ve işimin sonu açısından şerli olarak biliyorsan, beni ondan onu da benden uzaklaştır. Hayır neredeyse bana onu nasip et, sonra beni onda hoşnut eyle!" Bu İmam Ahmed'in rivayetindeki ifadedir. Tirmizi, "Bu hasen, sahih ve garip hadistir. Sadece İbn Ebi Mevali'nin rivayetiyle biliyoruz" demiştir.

 

Artık Kafirler Ümitlerini Kesmişler, Din Kemale Erdirilmiştir: "Bugün kafirler, sizi dininizden etmekten ümit kesmişlerdir." Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Yani, Onların dinine döneceğinize dair ümitleri tükenmiştir. Ata Ebi Rebah, Süddi ve Mukatil b. Hayyan'dan da böyle rivayet edilmiştir.

 

 

[2448] Bu manada Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den de şu sahih hadis rivayet edilmiştir: "Şüphesiz şeytan Arap yarımadasında namaz kılanların kendisine ibadet edeceklerine dair ümidini kesmiştir. Fakat bu defa da onu aralarını bozmakla yapmaya çalışır. " ayetten, "şirk ve müşriklerden ayıran farklı niteliklerinden dolayı Müslümanların kendilerine benzemesinden ümitlerini kesmişlerdir" manası kastedilmiş de olabilir. Bu yüzden Yüce Allah mü' min kullarına kafirlerden farklı olma hususunda sabır ve sebat etmelerini, Allah'tan başka hiç kimseden korkmamalarını emrederek şöyle buyuruyor: "Artık onlardan korkmayın, benden korkun." Yani, onlardan farklı olma hususunda onlardan korkmayın, benden korkun ki size onlara karşı yardım edeyim, destekleyeyim, muzaffer kılayım, onlardan intikamınızı alarak yüreklerinizi soğutayım, dünya ve ahirette onların üstünde kılayım.

"Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı beğendim." Bu, Allah'ın bu ümmete en büyük lütfudur. Zira, dinlerini kemale erdirdiğinden onlar başka hiçbir dine,

peygamberleri dışında hiçbir peygambere ihtiyaç duymazlar. Bu yüzden de Yüce Allah O'nu (Sallallahu aleyhi ve Sellem) peygamberlerin sonuncusu yapmış, onu hem insanlara hem de cinlere göndermiştir. Artık onun helal dediğinden başka hiçbir şey helal, haram dediğinden başka hiçbir şey haram değildir. Tek dini hükümler onun getirdiği ve koyduğu kurallardır. Bildirdiği her şey gerçektir, doğrudur; onda hiçbir yalan ve boş hiçbir vaad yoktur. O yüzden Yüce Allah başka bir yerde de "Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır" (En'am, 115) buyurmuştur. Yani, haberleri doğru, emir ve yasakları adildir. Allah (c.c) dinlerini kemale erdirince onlara olan nimetini de tamamlamıştır. O yüzden Yüce Allah, "Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı beğendim" buyuruyor. Yani, siz de kendiniz için bu dini beğenin. Zira Yüce Allah'ın hoşnut olduğu ve sevdiği, değerli peygamberlerinin en üstünüyle gönderdiği ve en şerefli kitabıyla indirdiği din budur. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan, "Bugün size dininizi kemale erdirdim" buyruğu hakkında şöyle nakleder: Kastedilen din İslam'dır. Allah (c. c) Peygamber'ine (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve mü'minlere, onlara bildirdiği iman esaslarını kemale erdirdiğini ve dolayısıyla hiçbir eklemeye asla ihtiyaç duymayacaklarını, onu tamamladığını ve dolayısıyla hiçbir zaman eksiltme yapmayacağını, ondan razı ve hoşnut olduğunu ve asla hoşnutsuzluk göstermeyeceğini ifade etmektedir.

 

 

[2449] Esbat, Süddi’den şöyle rivayet eder: Bu ayet (Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in veda haccında) Arafat günü nazil oldu. Dolayısıyla bundan sonra hiçbir helal ve haram inmedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu hac dönüşünde vefat etti. Umeys kızı Esma der ki: O hacca Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte ben de gitmiştim. Yolda giderken Cebrail (a.s) Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e gözüktü. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bineğin üzerine eğildi ve üzerindeki Kur'an'ın ağırlığına dayanamayan binek yere çöktü. Ben de yanına varıp üzerimdeki abayla üzerini örttüm.

 

 

[2450] İbn Cüreyc ve birçok kişi: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Arafat gününden 81 gün sonra vefat etti, demişlerdir. Bu ikisini de İmam Taberi rivayet etmiştir.

 

 

[2451] Taberi daha sonra şöyle demiştir: Bize ... Harun b. Anter'den, o da babasından şöyle nakletti: "Bugün size dininizi kemale erdirdim" ayeti nazil olunca (ki bu Hacc-ı Ekber günüydü) Hz. Ömer (radıyalhıhu anh) ağladı. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Seni ağlatan nedir?" diye sorunca Ömer (r.a.), "Beni şu ağlatıyor ki dinimiz sürekli kemale doğru gidiyordu ve artık kemale erdi. Bir şey de kemale erince mutlaka gittikçe eksilir" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Doğru söyledin" buyurdu.

 

 

[2452] Bu manayı, sahihliği kesin olan şu hadis de desteklemektedir:

"İslam garip başladı ve tekrardan garip olacak. Müjdeler olsun gariplere!"

 

 

[2453] İmam Ahmed b. Hanbel, Tarık b. Şihab'dan şöyle nakleder: Bir adam Hz. Ömer (r.a.)'a gelerek "Ey mü'minlerin emiri, kitabınızda okumakta olduğunuz öyle bir ayet var ki o biz Yahudilere inmiş olsaydı o günü bayram yapardık" dedi. Hz. Ömer (r.a.), "O hangi ayettir?" deyince adam, "Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım" ayeti, dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) şöyle dedi:

 

"Vallahi ben onun Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e indiği günü ve saati biliyorum; o Cuma günü ve Arafat gecesiydi" dedi. Bunu İmam Buhari, Müslim, Tirmizi ve Müslim de rivayet etmişlerdir.

 

 

[2454] İmam Buhari'nin bu ayetin tefsiri bölümüne aldığı Tarık kanalıyla yaptığı rivayetteki ifade ise şöyledir: Yahudiler Hz. Ömer’e (r.a.), "Siz, Kur’an'dan bir ayet okuyorsunuz. O ayet bize indirilmiş olsaydı indiği günü bayram kabul ederdik" dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle dedi:

 

"Muhakkak ki ben bu ayetin ne zaman, nerede ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) nerede iken indiğini iyi biliyorum. Bu ayet, "Bugün sizin dininizi kemale erdirdim ... " ayeti Arafat vakfesinin yapıldığı günde (Allah'a yemin ederim ki bizler de Arafafta iken) indi. Hadisin ravilerinden Süfyan (Süfyan-ı Sevri) şöyle demiştir: Bana rivayet edenin ayrıca, "Cuma gününde" deyip demediğinden emin değilim." Süfyan'ın bu tereddüdü rivayetle ilgili bir tereddütse, bu onun ziyade ihtiyat ve takvasından dolayıdır; yani rivayet edenin ona böyle deyip demediğinden şüphe etmiştir. Ama veda haccındaki Arafat vakfesinin Cuma günü olup olmadığı hususunda bir tereddütse, Süfyan (rh.a) gibi bir alimin böyle bir şey söylemesine ihtimal vermiyorum. Çünkü, bu bilinen kesin bir husustur. Siyer ve Megazi yazarlarından ve fakihlerden hiçbiri bundan farklı bir şey söylememiştir. Bu konuda sıhhatinden şüphe duyulamayacak tevatür derecesinde hadisler varit olmuştur. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Bu hadis Hz. Ömer (r.a.) 'tan birçok vecihten rivayet edilmiştir.

 

 

[2455] İmam Taberi, Kabisa b. Züeyb'den şöyle nakleder: Ka'b, "Başka bir ümmete bu ayet nasılolsaydı indiği günü bir araya toplanarak kutladıkları bayram yaparlardı" dedi. Hz. Ömer (r.a.), "Hangi ayet ey Ka'b?" diye sorunca Ka'b, "Bugün size dininizi kemale erdirdim .. " ayeti, dedi. Bunun üzerine Ömer (r.a.) şöyle dedi: Şüphesiz ben bu ayetin indiği zamanı ve indiği yeri biliyorum; Cuma gününde ve Arafat gününde indi. Allah'a hamdolsun ki bunların ikisi de bizim bayram günlerimizdir" dedi.

 

 

[2456] Taberi, Beni Hişam'ın azatlı kölelerinden Ammar'dan şöyle nakleder: İbn Abbas (r.a.): "Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı beğendim" ayetini okuyunca bir Yahudi, "Bu ayet bize inseydi o günü bayram yapardık" dedi. İbn Abbas (r.a.), Zaten bu ayet de iki bayram gününde, (Kurban) bayramı gününde ve (haftanın) Cuma gününde nazil oldu, dedi. 

 

 

[2457] İbn Merduyeh Hz. Ali (r.a.) 'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e Arafat gecesi ayakta iken şu ayet nazil oldu: "Bugün size dininizi kemale erdirdim"

 

 

[2458] Taberi, Amr b. Kays es-Sekuni'den şöyle rivayet etmiştir: Muaviye b. Ebu Süfyan minberde, "Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam', beğendim" ayetini sonuna kadar okudu, sonra, "Bu ayet Arafat vakfesi günü, Cuma günü nazil oldu" dedi.

 

 

[2459] İbn Merduyeh, Semure (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Bu gün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı beğendim" ayeti, Arafat günü Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Arafat vakfesinde iken nazil oldu.

 

 

[2460] Taberi, İbn Merduyeh ve Taberani 'nin İbn Lehia'nın bulunduğu bir senetle İbn Abbas (r.a.)'tan naklettikleri şu söze gelince; Peygamberiniz Pazartesi günü doğdu, Mekke’den Pazartesi günü çıktı, Medine'ye Pazartesi günü girdi, Maide suresi, "Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı beğendim" ayeti Pazartesi günü nazil oldu ve vahyin inişi de Pazartesi günü sona erdi. Bu garip bir eserdir, senedi zayıftır.

 

 

[2461] İmam Ahmed b. Hanbel de İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Pazartesi günü doğdu. Peygamberlik Pazartesi günü geldi. Medine'ye hicretinde Mekke'den Pazartesi günü çıktı. Medine'ye Pazartesi günü vardı. Pazartesi günü vefat etti. Hacer-i Esved'i de (Kabe'ye) Pazartesi günü koydu." İmam Ahmed'in bu rivayetinde Maide suresinin Pazartesi günü nazil olduğu yer almamaktadır. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Muhtemelen İbn Abbas (r.a.) daha önce geçtiği gibi "iki bayram günü" (.... demiş, ancak ravi yanılarak sadece (....) demiştir (Arapçada Pazartesi "iki" manasına gelen isneyn'dir). Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Taberi, "Bunun insanlar tarafından bilinen bir şeyolmadığı söylenmiştir" demiş, sonra Avfi'nin İbn Abbas (r.a.)'tan yaptığı şu rivayeti zikretmiştir: "Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı beğendim" ayetinin ne zaman nazil olduğu insanlarca bilinen bir şey değildir."

 

Taberi daha sonra, "Bu ayetin Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e Veda haccına giderken nazil olduğu da söylenmiştir" demiş, sonra Ebu Cafer erRazi kanalıyla Rebi' b. Enes'ten buna dair bir söz nakletmiştir.

 

 

[2462] Ben derim ki: İbn Merduyeh, Ebu Harun el-Abdi kanalıyla Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: "Bu ayet Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e Gadir-i Hum'da (Mekke ile Medine arasında bir yer) iken, Hz. Ali (r.a.)'a, "Ben kimin dostuysam Ali de onun dostudur" dediğinde nazil 0Idu." İbn Merduyeh'in Ebu Hureyre (r.a.)'tan yaptığı bir rivayette de "Bu ayetin Zilhicce ayının on sekizinci gününde, yani Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hacdan dönerken nazil olduğu" yer almaktadır. Bu hadislerin ikisi de sahih değildir. Bilakis, hiç şüphe duyulmayan hakikat, Arafat günü nazil olmuştur ve o gün Cuma günüydü. Daha önce geçtiği gibi mü'minlerin emiri Hz. Ömer (r.a.)'tan, Hz. Ali (r.a.)'tan, İslam'ın ilk padişahı Muaviye b. Ebu Süfyan'dan, Kur'an tercümanı İbn Abbas (r.a.)'tan, Semure b. Cündeb (r.a.)'tan böyle rivayet edilmiştir ve Şa'bi, Katade b. Daime ve Şehr b. Havşeb'in mürsel rivayetlerinde de böyle geçmektedir. Bunu birçok imam ve alim de böyle rivayet etmiş, Taberi de bunu tercih etmiştir.

Zaruret Halinde Haram Yiyeceklerden Yenebilir:

 

"Kim, açlıktan darda kalırsa günaha meyletmeksizin (bunlardan yemeğe mecbur olursa) muhakkak Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir. " Yani, her kim Allah'ın (c.c) zikrettiği bu haram yiyeceklerden onu mecbur eden bir zaruretten dolayı yeme ihtiyacı duyarsa ondan yiyebilir. Allah çok bağışlayıcı ve çok merhametlidir. Çünkü Yüce Allah mecbur durumda kalmış kulunun halini ve buna ihtiyacını bilir ve bundan dolayı da onu affeder ve bağışlar.

 

 

[2463] Imam Ahmed Müsned'inde, İbn Hibban Sahih'inde İbn Ömer (r.a.)'tan, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: ''Allah günahlarının yapılmasından ne kadar hoşlanmazsa ruhsatlarının yapılmasından da o kadar hoşlanır. " İbn Hibban'ın rivayetindeki ifade böyledir.

 

 

[2464] İmam Ahmed'in rivayetindeki ifade ise şöyledir: "Kim Allah'ın ruhsatını kabul etmezse Arafat dağı kadar günah kazanır. " Bu yüzden fakihler şöyle demişlerdir: leşi yemek bazen farz olur ki o hayatını kaybetmekten korktuğu ve başka bir yiyecek bulamadığı durumdur. Bazense duruma göre mendup (sünnet) veya mübah olur. Zaruret durumundaki kişi sadece açlığını giderecek kadar mı yiyebilir, yoksa karnını doyurması caiz midir, hatta karnını doyurduğu gibi ondan stok da edebilir mi? Bu konuda fakihlerin muhtelif görüşleri olup bunlar Ahkam kitabımızda ele alınmıştır. Yine leş ile başkasının yiyeceği varsa leşi mi yer yoksa başkasının yiyeceğini yiyip bedelini mi öder? Veya leş ile av hayvanı varsa bu durumda leşi mi yer, yoksa av hayvanını yiyip cezasını mı öder? Bu konuda alimlerin iki görüşü olup bunlar İmam Şafii'nin de (rh.a) iki kavlidir.

Halktan ve başkalarından bazılarının sandığı gibi leş yemenin helal olması için üç gün yiyecek bulamama gibi bir şart yoktur. Bilakis, yeme ihtiyacı doğduğunda ondan yiyebilir.

 

 

[2465] Nitekim İmam Ahmed, Ebu Vakıd el-leysi'den şöyle rivayet etmiştir. Bazıları, "Ya Rasulallah! Biz zaman zaman açlık sıkıntısı çektiğimiz bir beldede oturuyoruz. Ölü hayvan eti bize hangi durumda caizdir?" diye sordular. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Sabah bir şey yemediyseniz, akşam bir şey yemediyseniz ve bir bakla da koparamadıysanız bu size serbesttir" buyurdu. Hadisi bu tarikle sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir. Senedi sahihtir, Buhari ile Müslim'in şartlarını taşımaktadır. Bunu Taberi de ... Muhammed b. Kasım el-Esedi'nin Evzal'den ... nakliyle rivayet etmiştir. Fakat bazıları bunu Evzai'nin Hasan b. Atiyye'den, onun İbn Yezid'den ... nakliyle, bazıları ise Evzai'nin Hassan'dan, onun Mersed’den .... nakliyle rivayet etmişlerdir. Taberi bunu hem Hennad b. Seriyy'in İsa b. Yunus'tan, onun Hassan'dan nakliyle, hem de Hennad'ın Abdullah b. Mübarek'ten, onun Evzai'den, onun da Hassan'dan mürselolarak rivayet etmiştir.

 

 

[2466] Taberi İbn Avn'dan da şöyle rivayet etmiştir: "Hasan'ın yanında Semure'nin yazdığı bir kağıt gördüm ve ona okudum. Kağıtta şöyle yazılıydı: "Akşam ve sabah bir şey yiyememek zaruretin gerçekleşmesi için yeterlidir. "

 

 

[2467] Taberi, Hasan-ı Basrl'den de şöyle rivayet etmiştir: Bir adam Hz.

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, "Haram (yiyeceği yemek) ne zaman helalolur?" diye sordu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Ailen süte kanıncaya veya sen onlara yemek götürünceye kadar (zaruret durumu devam eder)" buyurdu. 

 

 

[2468] İmam Taberi, Urve b. Zübeyr'den, o da kendisine anlatan birinden de şöyle rivayet etmiştir: Bir bedevi Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek Allah'ın ona haram ve helal kıldığı şeyler konusunda fetva istedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona, "Sana temiz yiyecekler heldı, pis şeyler haramdır. Fakat sana heldı olmayan yiyeceği yemek zorunda kalırsan o zaman başka; o durumda ihtiyacını tamamen giderene kadar ondan yiyebilirsin" buyurdu. Bunun üzerine adam, "Onu bana helal kılan ihtiyaç hali nedir? Ona bulaşmamı gerektirmeyecek muhtaçsızlık hali nedir?" diye sordu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Hayvanların döl vereceklerini bekliyorsan döllerin meydana gelmesine kadar hayvanların etlerini yiyerek erişirsin. Veya kendini muhtaç etmeyecek bir şeye ulaşma ümidin varsa ve herhangi bir şeyle ona erişebileceksen ihtiyacın kalmayıncaya kadar ailene ondan dilediğini yedir" buyurdu. Bedevi, "Bulduğum takdirde bunları terk etmemi gerektiren muhtaçsızlık halim nedir?" dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de, "Ailene geceleyin süt içirebiliyorsan, Allah'ın sana haram kıldığı yiyeceklerden kaçın. Ke,!di malından başkasına bakma. Kendi malının ise tamamını dilediğin gibi yiyebilirsin; onda hiçbir haramlık yoktur" buyurdu.

 

Hadiste geçen "....." ile öğle yemeğine, "....." ile akşam yemeğine işaret edilmek istenmiştir. "....." fiili de dört şekilde okunmuştur: "....." ve "....." Bunu İmam Taberi tefsirde rivayet etmiştir.

 

 

[2469] İmam Ebu Davud, Fucay' el-Amiri’den şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e giderek, "Leş hayvanın bize neresi helaldir?" diye sordum. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Sizin yemek öğünleriniz nedir?" diye sordu. "Biz sabah ve akşam yiyoruz" dedim. Ravilerden Ebu Nuaym der ki: Ukbe bunu bana, "Sabah bir tabak, akşam bir tabak" diye tefsir etti. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de, "İşte bunları (öğünleri) doyana kadar yemek helaldir" buyurdu. Böylece bu durumda ölü eti yemeyi onlara helal kıldı. Bunu da sadece İmam Ebu Davud rivayet etmiştir. Öyle anlaşılıyor ki onlar sabah ve akşam kendilerine yetmeyecek kadar şey yiyorlardı ve Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ihtiyaçlarını tamamen gidermesi için ölü etini onlara helal kıldı. Doyuncaya kadar yemenin helal olduğu ve onda "açlığı giderecek miktar" kaydının bulunmadığı görüşünde olanlar bunu delil gösterebilirler. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[2470] Başka bir hadis: İmam Ebu Davud, Cabir b. Semure'den şöyle nakleder: Bir adam Medine'nin siyah taşlı bölgesi Harre denen yere ailesi ve çocuklarıyla yerleşmişti. Bir adam ona, "Benim bir devem kayboldu. Onu bulursan yakala!" dedi. O da hayvana rastgeldi, fakat sahibini bulamadı. Deve hastalanınca karısı, "Onu kes" dediyse de adam dinlemedi ve hayvan murdar olup gitti. Karısı, "Derisini yüz de etini ve yağını kavurup yiyelim" dedi. Adam, "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e sorayım da öyle" dedi ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelip sordu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona, "Senin başka bir şeye muhtaç bırakmayacak kadar bir şeyin var mı?" diye sordu. Adam, "Hayır", deyince Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Öyleyse ondan yiyin" buyurdu. Derken devenin sahibi geldi ve adam ona durumu anlattı. Deve sahibi, "Onu kesseymişsin!" dedi. Adam da, "Senden utandım" dedi.

 

Bunu sadece Ebü Davüd rivayet etmiştir. Zor durumda kalan kimsenin leşten doyana kadar yiyebileceği ve ileride ihtiyaç duyacağını tahmin ettiği miktar da saklayabileceği görüşünde olanlar bunu delil getirebilirler. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"Günaha meyletmeksizin", yani, Allah'a isyan olacak şey yapmaksızın ....

Allah (c.c) bunu ona helal kılmış ve ötesine değinmemiştir. Nitekim Bakara süresinde de, "Kim de mecbur kalırsa isyan etmeksizin ve haddi aşmaksızın yemesinde bir günah yoktur" (Bakara, 173) buyurmuştur. Günah işlemek üzere yola çıkan kimsenin yolculuk ruhsatlarından yararlanamayacağı, zira ruhsatlara günahlarla ulaşılamayacağı görüşünde olanlar bu ayeti delil göstermişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

4. ayet