İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Maide Suresi

5.ayetler

 

Ehl-i Kitab'ın Yiyeceği ve Kadınlarıyla Evlenmek:

 

5. Bugün size temiz ve iyi şeyler helal kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir. Mü'min kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helaldir. Kim (İslami hükümlere) inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir ve o ahirette de ziyana uğrayanlardandır.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah mü'min kullarına pislikleri bildirdikten, onlara helal kıldığı temiz ve helal rızkları zikrettikten sonra şöyle buyuruyor: "Bugün size temiz ve iyi şeyler helal kılınmıştır." Ardından Kitap ehli Yahudi ve Hristiyanların kestiklerinin hükmünü beyan ederek, "Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir" buyuruyor. İbn Abbas (r.a.), Ebu Ümame, Mücahid, Said b. Cübeyr, İkrime, Ata, Hasan-ı Basrl, Mekhul, İbrahim en-Nehai, Süddi ve Mukatil b. Hayyan ayetteki kitap ehlinin yiyeceklerinden kastın kestikleri hayvanlar olduğunu söylemişlerdir. Onların kestiklerinin Müslümanlara helal olduğu ittifak edilen bir husustur. Çünkü onlar, Allah (c.c) hakkında O'nun münezzeh olduğu bir takım inançlara sahip olsalar da hayvanı Allah'tan başkası adına kesmenin haram olduğuna inanırlar ve hayvan keserken ancak Allah'ın adını anarlar.

 

 

[2494] Nitekim sahih bir hadiste Abdullah b. Mugaffel'den şöyle rivayet edilmiştir: Hayber gününde bir yağ kırbası bulundu. Onu hemen kucakladım ve "Bugün bundan hiç kimseye vermeyeceğim" dedim. Sonra arkamı döndüm ki Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) tebessüm ediyor. Fakihler bu hadisi, ganimetten taksim edilmeden önce ihtiyaç duyulan yiyeceklerin alınmasının caiz olduğuna delil göstermişlerdir ki bu açıktır. Hanefiler, Şafiiler ve Hanbeliler hadisi ayrıca, Yahudilere haram kılınan ve haram olduğuna inandıkları içyağı gibi şeyleri yemenin yasak olduğunu söyleyen Malikilere karşı delil getirirler. Zira Malikiler, "Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir" buyruğundan dolayı bunu yemeyi Müslümanlara helal görmez ve "Bunlar kitap ehlinin yiyeceklerinden değildir" derler. Cumhur Malikilere karşı bu hadisi delil göstermiştir. Fakat bu su götürür bir iddiadır. Çünkü bu hususi bir olaydır (işin içinde bilmediğimiz başka durumlar olabilir). Mesela, sahabenin gördüğü o yağın, hayvanın sırtlarındaki veya bağırsaklarındaki yağ gibi onların helal gördükleri yağ olması mümkündür. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[2495] Cumhurun görüşüne daha güzel delil şu sahih hadistir: Hayberliler Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e yağda kızartılmış bir koyun hediye ettiler. Kolunu da zehirlediler. Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kolu severdi ve ondan alıp bir defa ısırınca kol kendisinin zehirli olduğunu söyledi. Bunun üzerine Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu tükürdü. Fakat, zehrin etkisi ön dişlerine ve damarlarına sirayet etti. O koyundan Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte Bişr b. Berra b. Ma'rur da yedi ve öldü. Bunun üzerine Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona zehir katan kadını öldürttü. Adı Zeyneb olan bu kadın Bişr b. Berra'ya mukabil kısas yoluyla öldürüldü. Hadisin meseleye deliloluşun açıklaması şöyledir: Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile beraberindekiler o etten yemeye yeltenmişler, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara, etin haram olduğuna inandıkları yağlardan temizlenmiş olup olmadığını sormamıştır.

 

 

[2496] Başka bir hadis: Yahudi birisi Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i arpa ekmeği ve kokusu biraz bozulmuş içyağı ile ağırladı. 

 

İbn Ebi Hatim der ki: Bize Mekhul'dan şöyle rivayet edildi: Allah (c.c), "Üzerine Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin" (En'am, 121) ayetini nazil etti. Sonra Yüce Allah Müslümanlara merhamet ederek, "Bugün size temiz ve iyi şeyler helal kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir" ayetini nazil etti. Böylece ilkini bununla neshetti ve Kitap ehlinin yiyeceklerini helal kıldı.

 

Mekhul'ün (rh.a) bu sözü pek de isabetli değildir. Çünkü, Kitap ehli'nin yiyeceklerinin helal kılınması Allah'ın adı anılmadan kesilen her hayvanın helal kılınmasını gerektirmez. Çünkü, Kitap ehli kestikleri hayvanlarda ve kurbanlarında Allah'ın adını anıyorlardı ve bu onlar için ibadetti. Bu yüzden Allah (c.c) onlar dışındaki müşrik ve benzeri kimselerin kestiklerini helal kılmamıştır. Çünkü, onlar hayvanlarını Allah'ın adını anarak kesmezler. Hatta yedikleri etin kesilmiş olmasını şart görmez, leşini de yerler. Ama iki Kitap ehli ve onlara benzeyen Samiriler, SabiHer ile alimlerin iki görüşünden birine göre İbrahim (a.s)'ın, Şit (a.s)'ın ve başka peygamberlerin dinine tabi olanlar ise öyle değildirler. Cumhura göre Beni Tağlib, Tennuh, Behra, Cüzam, Amile ve benzeri Arap kabilelerinin kestikleri ise yenmez.

 

İmam Taberi, Abide’den şöyle nakleder: Hz. Ali (r.a.) şöyle dedi: Beni Tağlib kabilesinin kestiklerini yemeyin. Çünkü onlar Hristiyanlığın sadece içki içme kısmına bağlılar" dedi. Halef ve seleften birçok alim de böyle demiştir. Said b. Ebu Arube'nin Katade'den rivayetine göre Said b. Cübeyr ile Hasan-ı Basri Beni Tağlib Hristiyanlarının kestiklerini yemekte bir sakınca görmezlerdi.

 

Mecusilere gelince; Kitap ehline bağlı olarak ve eklenerek onlardan cizye alınsa da onların kestikleri yenmez ve kadınlarıyla evlenilmez. İmam Şafii'nin ve İmam Ahmed b. Hanbel'in talebelerinden fakih Ebu Sevr İbrahim b. Halid el-Kelbi ise bunun caiz olduğunu söylemiştir. O bunu söyleyip görüşü insanlar arasında yayılınca fakihler ona karşı çıkmışlardır. Hatta İmam Ahmed b. Hanbelonun hakkında, "O adı gibidir (Sevr, öküz manasındadır)" demiştir. Sanki Ebu Sevr bunda Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den mürsel olarak rivayet edilen şu hadisin genel ifadesine tutunmuştur:

 

 

[2497] "Mecusilere Kitap ehli'ne davrandığınız gibi davranınız. " Fakat hadis bu lafızla sabit değildir. Sahih-i Buhari' deki ifade şöyledir:

 

 

[2498] Abdurrahman b. Avf (r.a.)'tan: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hecer Mecusilerinden cizye aldı." Yukarıdaki hadis sahih olsa bile genelliği "Kendilerine kitap verilenlerin yiyeceği size helaldir" buyruğunun mefhum-u muhalifi ile hususileştirilmiştir. Zira, bu ayetin zıddından, kitap ehli dışındaki başka din mensuplarının yiyeceklerinin helal olmadığı anlaşılmaktadır.

 

"Sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir." Yani, kestiklerinizden onlara vermeniz size helal kılınmıştır. Bu cümleyle, dinlerinin bu konudaki hükmü açıklanmamaktadır. Bu olsa olsa onların kendi dinlerinden olsun veya olmasın Allah'ın adının anıldığı her yiyeceği yemekle emredilişlerini bildiren bir haber olabilir. Fakat ilki mana bakımından daha kuvvetlidir. Yani, onların kestikleri hayvanlardan yediğiniz gibi siz de kestiğiniz hayvanlardan onlara yedirebilirsiniz. Bu misliyle karşılık verme ve mukabelede bulunma, mükafatLandırma türünden bir muameledir.

 

 

[2499] Nitekim Abdullah b. Übeyy öldüğünde Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona elbisesini giydirmiş ve kabre onunla defnetmiştir. Alimler bunu şöyle açıklamışlardır; çünkü Abdullah b. Übeyy, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in amcası Abbas (r.a.) Medine'ye geldiğinde ona elbisesini vermişti. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de bu hareketine bununla mukabelede bulunmuştur.

 

 

[2500] "Ancak mü'minle arkadaş ol ve yemeğini yalnız takva sahibi yesin ... " hadisi ise, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in onu (emir değil) mendup ve müstehap (tavsiye ve teşvik) olarak söylediği şeklinde yorumlanır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"İffetli Mü'min kadınlar", yani, mü' min kadınların hür ve iftetli alanlarıyla evlenmek de size helal kılınmıştır. Bu ifade sonrası için hazırlık mahiyetindedir ki o da "(.....) İle daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da mehirlerini vermeniz şartıyla, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helaldir." Ayette (evlenilecek mü'min kadınlar ile kitap ehli kadınların vasfı olarak geçen ve "iffetli kadınlar" diye çevrilmiş olan) "muhsanat" (muhsan kadınlar) ifadesiyle cariye olmayan kadınlar yani hür kadınların kastedildiği söylenmiştir. İmam Taberi bunu Mücahid’den nakletmiştir. Mücahid sadece, "Muhsan kadınlar hür kadınlardır" demiştir. Bu sözüyle Taberi'nin ona isnad ettiği manayı kastetmiş olabileceği gibi "iffetli" manasını kastetmiş de olabilir. Nitekim Mücahid'den gelen başka bir rivayette öyle demiştir. Ki cumhura göre de kelimenin bu ayetteki manası böyledir. Bu da doğruya daha yakındır. Çünkü evlendiği kadın zimmı olduğu gibi bir de iffetsiz olursa iyice kötü bir kadın olur ve onunla evlilikten, "hem hurma kötü hem ölçeği" darb-ı meselinde söylendiği gibi bir durum ortaya çıkar. Ayetteki "muhsanat" (muhsan kadınlar) ifadesinden normalde anlaşılan mana, (kendileriyle evlenilebilecek cariyelerden bahseden) "Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartı ve sahiplerinin izni ile onları (cariyeleri) nikahlayıp alın" (Nisa, 22) ayetinde olduğu gibi, "zinadan korunan iffetli kadınlar" dır.

 

Müfessirler ve alimler "Daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar" ifadesinin hür olsun cariye olsun Kitap ehli tüm iffetli kadınları kapsayıp kapsamadığı hususunda ihtilaf etmişlerdir. İmam Taberi bir grup seleften "muhsana" kelimesini "iffetli kadın" ile tefsirlerini nakletmiştir. Kimine göre buradaki Kitap ehlinden kasıt İsrailoğullarından (Yahudi) kadınlardır -ki bu İmam Şafii'nin görüşüdür- bazıları da "Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Rasulü'nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın" (Tevbe, 29) buyruğuna dayanarak Kitap ehlinden kastın Ehl-i harp (küfür diyarında yaşayan) kadınlar değil de zimmi kadınlar olduğunu söylemişlerdir. Nitekim Abdullah b. Ömer (r.a.), "Hristiyan kadınlarla evlenmeyi caiz görmez ve "Hristiyan bir kadının, "Benim Rabbim İsa'dır" demesinden daha büyük bir şirk bilmiyorum" Allah (c.c) ise, "İman etmedikçe müşrik kadınlarla evlenmeyin. Beğenseniz bile, müşrik bir kadından, imanlı bir cariye kesinlikle daha iyidir" (Bakara, 221) buyuruyor, derdi.

 

İbn Ebi Hatim, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "İman etmedikçe müşrik kadınlarla evlenmeyin" ayeti nazil olunca insanlar (Müslümanlar) Kitap ehli kadınlarla evlenmekten geri durdular. Nihayet, "Daha önce kendilerine kitap 'verilen lerden iffetli kadınlar da ... size helaldir" ayeti nazil olunca Kitap ehli kadınlarla evlenmeye başladılar." Bir grup sahabe de "Daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da ... size helaldir" buyruğuna tabi olarak Hristiyan kadınlarla evlenmiş ve kimse bunda bir sakınca görmemiştir. Onlara göre; Kitap ehli kadınların "müşrik kadınlar" genel ifadesi kapsamında yer aldığı düşünülürse bu ayet Bakara suresindeki, "İman etmedikçe müşrik kadınlarla evlenmeyin" buyruğunu tahsis etmiştir (Kitap ehli kadınları istisna edip ayrı hüküm vermiştir). O kapsamda değillerse iki ayet arasında bir çelişki yoktur. Çünkü Kur'an'ın birçok yerinde "Kitap ehli" müşriklerden ayrı olarak zikredilmiştir. Şu ayetlerde olduğu gibi: ''Apaçık delil kendilerine gelinceye kadar Ehl-i kitap'tan ve müşriklerden inkarcılar (küfürden) ayrılacak değillerdi." (Beyyine, 1) "Ehl-i kitab'a ve ümmilere (kendilerine ilahi bir kitap gelmemiş müşriklere) de ki: Siz de Allah'a teslim oldunuz mu?" (Al-i İmran, 20)

"Mehirlerini vermeniz şartıyla ... " Ayetteki ücretten kasıt mehirdir. Yani, onlar iffetli ve namuslu oldukları gibi siz de onlara mehirlerini gönül hoşluğu içinde verin. Nitekim Cabir b. Abdullah, Şa'bi ve İbrahim en-Nehai, "Adam bir kadınla nikah kıyar da onunla gerdeğe girmeden kadın zina ederse evlilikleri sona erdirilir ve kadın kendisine verilen mehri iade eder" diye fetva vermişlerdir. Bunu, onlardan İmam Taberi rivayet etmiştir.

"Namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere ... " Yüce Allah kadınlarda "ıhsan" ı, yani zinadan uzak ve iffetli olmayı şart koştuğu gibi aynısını erkeklerde de şart koşmuş, yani onların da iffetli ve namuslu olmasının zorunlu olduğunu ifade etmiş, bu yüzden de şöyle buyurmuştur:

 

"Zina etmemek. .. " Müsafih; kendisini günahtan (zinadan) sakındırmayan ve kendilerine gelen günah tekliflerini reddetmeyen kimse demektir. "Ve gizli dost tutmamak üzere ... " Kasıt, sevdikleri kadın dostları bulunan ve sadece onlarla zina eden erkeklerdir. Nisa suresinde geçtiği gibi bunların ikisinin durumu da aynıdır. Bu yüzden İmam Ahmed b. Hanbel (rh.a) tevbe etmedikçe fahişe kadınla evlenmenin caiz olmadığı, o hal üzere olduğu sürece iffetli hiçbir erkeğin onunla evlenmesinin geçerli olmayacağı görüşündedir. Ona göre aynı şekilde zinakar erkek de tevbe etmedikçe ve bu halinden sıyrılmadıkça hiçbir iffetli kadınla evlenemez. Bu konudaki delili tefsiri yapılmakta olan bu ayet ile şu hadistir:

 

 

[2501] "Kırbaç cezası yemiş zani ancak kendisi gibi biriyle evlenebilir." İmam Taberi'nin rivayetine göre Ömer (r.a.), "Vallahi Müslüman iken zina yapmış hiçbir adamın hiçbir iffetli bir kadınla evlenmesine izin vermemeye azmettim" dedi. Übeyy b. Ka'b (r.a.), "Ey mü'minlerin emiri, şirk bundan daha büyük bir şeydir ve tevbe ettiğinde Allah (c.c) onu kabul eder" dedi.

 

Bu mesele, "Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenmez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenir. Bu, mü'minlere haram kılınmıştır" (Nur, 3) ayetinde detaylıca ele alınacaktır.

 

Yüce Allah ardından şöyle buyuruyor: "Kim (İslamı hükümlere) inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir ve o ahirette de ziyana uğrayanlardandır. "

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

6. Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın başlarınızı meshedip, ayak bileğindeki topuklara kadar ayaklarınızı (yıkayın). Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadıhlara dokunmuşsanız ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.