İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Maide Suresi

6.ayetler

 

Namazın Şartı; Taharet:

 

6. Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın başlarınızı meshedip, ayak bileğindeki topuklara kadar ayaklarınızı (yıkayın). Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadıhlara dokunmuşsanız ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz.

 

Tefsiri:

 

Selef-i salihinin birçoğu ayetteki "Namaza kalktığınızda" ifadesini "Namaza abdestsiz iken kalktığınızda" diye tefsir ederken, diğerleri "Namaz için uykudan kalktığınızda" diye tefsir etmişlerdir. Bunların manaları birbirine yakındır. Bazıları da şöyle demişlerdir: Bilakis ayetin manası bunlardan daha geneldir. Zira, ayet namaza kalkıldığında abdest alınmasını istemekte, fakat bunu abdestsize farz olarak, abdestliye ise bir tavsiye ve teşvik (mendup ve müstehap) olarak yöneltmektedir.

 

Bazıları ise İslam'ın başlangıcında her namaz için abdest almanın vacip iken sonra bunun neshedildiğini söylemiştir.

 

 

[2502] Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel, Süleyman b. Büreyde kanalıyla babası Büreyde’den şöyle rivayet eder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) her namaz için abdest alırdı. Mekke'nin Fethi gününde ise tek bir abdest aldı, onda mestleri üzerine meshetti ve namazları o bir abdestle kıldı. Ömer (r.a.) O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ya Rasulallah! Daha önce yapmadığın bir şey yaptın" deyince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ben bunu kasten yaptım ey Ömer!" buyurdu. Bunu İmam Müslim ile "Sünen" sahipleri de Süfyan-ı Sevri'nin Alkame b. Mersed'den nakliyle böyle rivayet etmişlerdir. İbn Mace'nin rivayetinde ikisi arasında Muharib b. Disar vardır. Tirmizi bu hadis için, "Hasen-sahihtir" demiştir.

 

 

[2503] Taberi, Fadl b. Mübeşşir'den şöyle nakleder: Cabir b. Abdullah (r.a.)'ı gördüm; bir abdestle birkaç namaz kılıyor, bevlettiğinde veya abdesti başka bir şekilde bozulduğunda abdest alıyor, kullandığı suyla mestleri üzerine meshediyordu. "Ey Abdullah'ın oğlu, bu senin kendi görüşüne göre yaptığın bir şey midir?" diye sordum. "Bilakis ben Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i böyle yaparken gördüm ve kendim de Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i gördüğüm gibi yaptım" dedi. Bunu İbn Mace de İsmail b. Tevbe'nin Ziyad el-Bukai'den nakliyle böyle rivayet etmiştir.

 

 

[2504] İmam Ahmed b. Hanbel Muhammed b. Yahya el-Ensari'den şöyle nakleder: Ubeydullah b. Abdullah b. Ömer (r.a.)' e, "Abdullah b. Ömer (r.a.)'ın abdestli olsun veya olmasın her namaz için ayrı abdest almasına ne dersin?" dedim. Dedi ki: "Zeyd b. Hattab'ın kızı Esma ona meleklerin yıkadığı şehit Hanzala'nın oğlu Abdullah'tan şöyle nakletmiş:

 

Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdestli olsun veya olmasın her namaz için abdest almakla emrolunmuştu. Bu ona meşakkat verince her namaz kılacağı vakit dişini misvaklamakla emrolundu ve abdestsiz olma dışında abdest alma yükümlülüğü kaldırıldı. Abdullah buna (her namazda abdest almaya) kendisinin gücünün yettiğine inanırdı ve vefat edene kadar buna devam etti."  Bunu İmam Ebu Davud da rivayet etmiştir. Hadis her halükarda sahihtir. Ravilerden İbn İshak bunu Muhammed b. Yahya'dan işittiğini açıkça ifade etmiş, böylece tedlis mahzurluğu ortadan kalkmıştır. Fakat İbn Asakir'in rivayetinde Muhammed b. İshak ile Muhammed b. Yahya arasında Muhammed b. Talha vardır. Doğrusunu en iyi Allah bilir. İbn Ömer (r.a.)'ın bunu yapması ve her namaz için abdest almaya devam etmesi de bunun müstehap olduğuna delalet etmektedir ki cumhurun görüşü de böyledir.

 

İmam Taberi'nin rivayetine göre İbn Sirin şöyle demiştir: Halifeler her namaz için abdest alırlardı. Taberi, İkrime’den şöyle rivayet eder: Hz. Ali (r.a.) her namaz için abdest alır ve "Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman ... " ayetini okurdu. Taberi, Nezzal b. Sebre'den şöyle nakleder: Hz. Ali (r.a.)'ı gördüm. Öğle namazını kıldıktan sonra insanlar için meydanda oturdu. Ardından kendisine su getirildi. Hz. Ali (r.a.) onunla yüzünü ve kollarını yıkadı, sonra başını ve ayaklarını meshetti. Sonra da "Bu, abdesti bozulmayanın abdestidir" dedi. Taberi, İbrahim'den şöyle nakleder: Hz. Ali (r.a.) tahılları ölçtü, ardından çok titizlik göstermediği bir abdest aldı ve "Bu, abdesti bozulmayanın abdestidir" dedi. Hz. Ali (r.a.)'tan gelen bu rivayetlerin hepsi ceyyit derecesinde olup birbirlerini kuvvetlendirmektedirler.

 

Taberi, Enes (r.a.)'tan şöyfe nakleder: Hz. Ömer (r.a.) titizlik göstermediği hafif bir abdest aldı ve "Bu, abdesti bozulmayanın abdestidir" dedi. Bunun senedi de sahihtir. Muhammed b. Sirin der ki: Halifeler her namaz için ayrı abde'st alırlardı.

 

Ebu Davud et-Tayalisi'nin Said b. Müseyyeb'den rivayet ettiği "Abdesti bozulmadan abdest almak haddi aşmaktır" sözü ise Said b. Müseyyeb'den yapılan sıra dışı garip bir rivayettir ve "Kim bunun vacip olduğuna inanırsa haddi aşmış olur" manasına hamlolunur. Bunun müstehap olarak meşruluğu ise Sünnet'in delalet ettiği bir husustur.

 

 

[2505] İmam Ahmed b. Hanbel, Amr b. Amir Ensarrden şöyle nakleder:

Enes b. Malik (r.a.), "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) her namazda abdest alırdı" dedi. "Siz nasıl yapardınız?" dedim. "Abdestimiz bozulmadıkça bir abdestle birçok namaz kılardık" dedi. Bunu İmam Buhari ile Sünen yazarları Amr b. Amir'den birçok kanaldan rivayet etmişlerdir.

 

 

[2506] İmam Taberi, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kim abdestliyken abdest alırsa ona on sevap yazılır. " Bunu başka bir tarikle daha rivayet etmiştir ki onda bir de olay zikredilmektedir. Ebu Davud, Tirmizi ve İbn Mace de İfriki'nin kanalıyla böyle rivayet etmişlerdir. Tirmizi, "Senedi zayıftır" demiştir.

 

İmam Taberi der ki: Bu ayet abdestin diğer amellerde değil sadece namaza kalkıldığında farz olduğunu ifade etmek için nazil oldu. Çünkü Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), abdesti bozulduğunda abdest almadan bir şey yapmazdı.

 

 

[2507] Bize Alkame b. Fağra'dan yapılan rivayete göre o şöyle demiştir:

Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bevlederken kendisiyle konuştuğumuzda bizimle konuşmaz, selam verdiğimizde selamımızı almazdı. "Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman ... " ayeti nazil oluncaya kadar böyle devam etti. Bunu İbn Ebi Hatim de Muhammed b. Müslim'in Ebu Kureyb'den nakliyle benzer lafızla rivayet etmiştir. Bu çok garip bir hadistir. Ravilerden Cabir, İbn Yezid el-Cu'fi olup muhaddisler onu zayıf saymışlardır.

 

 

[2508] Ebu Davud, Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e tuvaletten geldikten sonra yemek ikram edildi ve "Size abdest suyu getirelim mi?" dediler. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bana abdest sadece namaza kalktığım durum için emredildi" buyurdu. Bunu Tirmizi ve Nesai de böyle rivayet etmiş, Tirmizi, "Hasen hadistir" demiştir.

 

 

[2509] İmam Müslim, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: "Biz Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanındaydık. Helaya gitti, sonra döndü. Kendisine yemek getirildi ve "Ya Resulallah! Abdest almayacak mısın?" denildi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Neden? Namaz mı kılacağım ki abdest alayım?" buyurdu. 

 

"Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman ... yıkayın." Bir grup alim bu ayeti abdestte niyetin farz olduğuna delil göstermiştir. Çünkü ayetin manası "Namaz kılmaya kalktığınız zaman namaz için ... yıkayın" şeklindedir. Çünkü Araplar, "Emiri gördüğünde ayağa kalk" derken, "onun için ayağa kalk" manasını kastederler.

 

 

[2510] Nitekim Buhari ve Müslim'de geçen bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Ameller niyetlerle gerçekleşir (veya niyetlere göre değerlendirilir). Her bir kimseye ancak niyet ettiği vardır. " buyurmuştur.

Yüzü yıkamadan önce abdest için besmele çekmek müstehaptır.

 

 

[2511] Zira, bir grup sahabeden sahih tariklerle gelen rivayete göre Hz.

Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Besmele çekerek abdest almayanın abdesti olmaz. "

 

Elleri su kabına daldırmadan önce yıkamak müstehaptır ve bu, uykudan uyandıktan sonra daha kuvvetli bir müstehaptır.

 

 

[2512] Zira Buhari ve Müslim'in Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayet ettikleri bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Sizden biri uykusundan uyandığında ellerini üç defa yıkamadan kaba sokmasın. Çünkü / sizden kimse elinin geceleyin nerelerde dolaştığını bilemez."

 

Fakihlere göre yüzün sınırları; yukarıdan aşağıya "saçın bitim yeriyle -bunda kellik veya alnı kaplayan saç itibara alınmaz- iki yanağın buluştuğu çene kemiğinin bitim yeri" , enine ise "iki kulak arası"dır.

 

Alnın iki köşesinden çıkan saçların baştan mı yüzden mi olduğunda ise fakihlerin iki görüşü vardır. Farz mahallinden sarkan sakal hakkında da aynı şekilde iki görüş vardır. Birine göre yüzyüze gelindiğinde görünen kısım (vech, müvacehe) olması sebebiyle üzerine su dökmek farzdır.

 

 

[2513] Nitekim rivayete göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir adamı sakalını örtmüş halde görünce "Onu aç; zira sakal yüzdendir. " buyurmuştur. Mücahid de, "Sakal yüzdendir; baksana Araplar, sakalı biten genç hakkında 'Yüzü doğdu' der" demiştir.

Abdest alan kimsenin sakalı sık ise, sakalının aralarını parmaklarıyla taraklaması müstehaptır.

 

 

[2514] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Vail'den şöyle nakleder: Hz. Osman (r.a.)'ı abdest alırken gördüm ... Yüzünü yıkarken sakalını üç defa tarakladı, sonra "Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i, beni gördüğünüz gibi yaparken gördüm" dedi. Bunu Tirmizi ile İbn Mace rivayet etmiştir. Tirmizi, "Hasen ve sahihtir" demiş, İmam Buhari de hasen olduğunu söylemiştir.

 

 

[251$] Ebu Davud, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdest alırken eline bir avuç su alıp çenesinin altına sokar ve onunla sakalını taraklar, "Rabbim bana böyle emretti" derdİ. Bunu sadece Ebu Davud rivayet etmiştir. Bu, Enes b. Malik (r.a.)'tan birçok tarikle rivayet edilmiştir. Beyhaki der ki: Sakalı taraklama hususunda bize Ammar, Aişe ve Ümmü Seleme’den Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bunu yaptığına, Hz. Ali (r.a.) ve başkaları hakkında da onların böyle yaptıklarına dair rivayetler gelmiştir. Bunun terk edilebileceğine dair ise İbn Ömer, Hasan b. Ali, sonra Nehai ile bir grup tabiinden rivayetler ulaşmıştır.

 

es-Sahih ismi taşıyan hadis kitaplarıyla başka hadis kitaplarında gelen rivayete göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdest aldığında mazmaza (ağzını suyla çalkalayıp tükürmek) ve istinşak (burna su çekip sonra sümkürmek) yapardı. Bunların hükmünde ise farklı görüşler vardır. İmam Ahmed b. Hanbel’e göre bunlar hem gusülde hem abdestte farzdır. İmam Şafii ile İmam Malik’e göre her ikisinde müstehaptır.

 

 

[2516] Zira Sünen yazarları ile İbn Huzeyme'nin -sahih olduğunu söyleyerek- Rifaa b. Rafi' ez-Zuraki'den yaptıkları rivayete göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) namazı düzgün kılmayan adama (olması gereken namazı anlatırken) ''Allah'ın sana emrettiği gibi abdest al" buyurmuştur. İmam Ebu Hanife'ye göre ise bunlar abdestte değil sadece gusülde farzdır. İmam Ahmed b. Hanbel'den gelen başka bir rivayete göre ise mazmaza değil istinşak farzdır.

 

 

[2517] Zira Buharive Müslim'in rivayet ettikleri bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kim abdest alırsa istinşak yapsın" buyurmuştur.

 

 

[2518] Başka bir rivayette, "Sizden biri abdest aldığında burnuna su alsın, sonra intisar yapsın" buyurmuştur. İntinsar; istinşakı mübalağalı yapmak demektir.

 

 

[2519] İmam Ahmed b. Hanbel, Ata b. Yesar'dan şöyle nakleder: İbn Abbas (r.a.) abdest alırken yüzünü yıkadıktan sonra eline bir avuç su alıp onunla mazmaza ve istinşak yaptı. Sonra bir avuç su alıp bu avucu ile diğerini birleştirerek yüzünü yıkadı. Bir avuç su alıp sağ kolunu, bir avuç su alıp sol kolunu yıkadı. Sonra başını meshetti. Sonra bir avuç su aldı ve sağ ayağına döküp yıkadı. Sonra bir avuç su alıp onunla sol ayağını yıkadı. Sonra da, "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i bu şekilde abdest alırken gördüm" dedi. Bunu İmam Buhari de Muhammed b. Abdurrahim'in Ebu Selem el-Huzai’den nakille rivayet etmiştir.

 

"Dirseklerinize kadar ellerinizi. .. yıkayın." Yani, dirseklerinizle birlikte yıkayın. Buradaki (..... kadar) edatı, "onların mallarını kendi mallarınıza katarak (kendi malınızla birlikte) yemeyin; çünkü bu, büyük bir günahtır." ayetindeki gibi -mea- (birlikte) manasındadır.

 

 

[2520] Darekutni ve Beyhaki, Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: "Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdest alırken suyu dirseğinin etrafında gezdirdi." Fakat ravilerden Kasım metruk, bir diğer ravi olan dedesi de zayıftır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

Abdest alan kimsenin pazulardan başlayıp dirsekle birlikte orayı da yıkaması müstehaptır.

 

 

[2521] Zira Buhari ve Müslim'in Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayet ettikleri bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Ümmetimden insanlar kıyamet gününde uzuvlarındaki abdest izinden dolayı yüzleri nurlu, elleri ve ayakları işaretli olarak çağrılacaklardır. Sizden kim bu parlaklığı daha çok artırabilirse artırsın. "

 

 

[2522] İmam Müslim de Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Dostumu (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururken işittim: "Mü'minin süsü abdestinin ulaştığı yere kadar ulaşır. "

 

".... Başlarınızı meshedin" ifadesindeki ..... (ile) edatının ne manaya geldiği hususunda iki görüş vardır. En kuvvetlisine göre "ilsak, yapıştırma" manasındadır (yani elinizi başınıza koyun), pek isabetli olmayan görüşe göre ise "tümün bir kısmı" manasındadır (yani, "başınızın bir kısmını meshedin"). Bazı usulcüler ise, Bunun manası tamamen kapalıdır, dolayısıyla açıklamasında sünnete başvurulmalıdır, demişlerdir.

 

 

[2523] Nitekim Buhari ve Müslim, Yahya b. el-Mazini'den şöyle rivayet etmişlerdir: Bir adam Abdullah b. Zeyd b. Asım'a -dedesine- "Bana Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in nasıl abdest aldığını gösterebilir misin?" diye sordu. Abdullah b. Zeyd, "Evet" dedi ve (abdest almak için) su istedi. Eline su dökerek iki kere yıkadı. Sonra üç kere ağzını çalkaladı ve burnuna su verdi. Sonra yüzünü üç kere yıkadı, sonra kollarını dirseklere kadar ikişer ikişer yıkadı. Sonra başını iki eliyle meshetti. Ellerini bir öne bir arkaya götÜrdü. Şöyle yaptı; başının ön kısmından başlayarak ensesine kadargötürdü, sonra başladığı yere getirdi. Sonra ayaklarını yıkadı. 

 

 

[2524] Abduhayr'ın Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in abdesti hakkında Hz. Ali (r.a.)'tan yaptığı rivayet de buna yakındır. Ebu Davud'un Muaviye ile Mikdam b. Ma'dikerb'den Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in nasıl abdest aldığına dair rivayeti de böyledir. Bu hadislerde İmam Malik ile İmam Ahmed b. Hanbel'in söylediği görüşe uygun olarak başın tamamının meshinin gerektiğine delil vardır. Özellikle bunun Kur'an'daki kapalılığı açıklayıcı konumda olduğu görüşünde olanlara göre böyledir. Hanefiler başın dörtte birini meshin farz olduğunu söylemişlerdir ki bu, perçem kadar bir yerdir. Bizim alimlerimiz (Şafiiler) ise farzın, adına mesh denebilecek her şeyolduğunu ve bunun belli bir miktarla sınırlı olmadığını, baştaki bir saçın bir kısmının meshiyle bile bunun yerine getirilmiş olacağını söylemişlerdir. Her iki taraf da (Hanefiler ile Şafiiler) Muğ!re b. Şu'be'den yapılan şu rivayeti delil göstermişlerdir:

 

 

[2525] "(Bir yolculukta) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) geride kalınca ben de onunla birlikte geride kaldım. Hacetini giderdikten sonra bana "Yanında su var mı?" diye sordu. Su getirdim ve ellerini ve yüzünü yıkadı.

 

Sonra kolunu katlamaya çalıştı, fakat cübbenin yeni dar olduğundan elini cübbeden çıkardı ve cübbeyi sırtına attı. Sonra kollarını yıkadı, perçemini meshetti. Sarığı ve mestleri üzerine meshetti. .. " Bu hadis Sahih-i Müslim ve diğer hadis kitaplarıfıda geçmektedir.

 

Hanbeit mezhebi alimleri onlara şöyle cevap vermişlerdir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sadece perçemini meshle yetinmesinin sebebi başının geri kalanının meshini sarığı meshederek yapmasıdır. Ki biz de bu görüşteyiz ve birçok hadiste geçtiği gibi bunun başı mesh yerine geçeceğini söylüyoruz. Zira birçok hadiste geçtiğine göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Sarığı ve mestleri üzerine meshederdi." Bu hadiste size, sarığa meshetmeksizin sadece nasiye üzerine veya birkaç saça meshetmenin caiz olduğuna dair bir delil yoktur. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Fakihler daha sonra başa meshi üç defa tekrarlamanın mı, yoksa sadece bir defa yapmanın mı müstehap olduğu hususunda iki görüşe ayrılmışlardır. Birincisi İmam Şafii'den gelen meşhur görüş, ikincisi ise İmam Ahmed b. Hanbel ve onunla aynı görüşü paylaşanların görüşüdür.

 

 

[2526] Abdurrezzak. .. Humran b. Eban'dan şöyle nakleder: Hz. Osman (r.a.)'ı abdest alırken gördüm. Eline üç defa su döküp onları yıkadı. Sonra mazmaza ve istinşak yaptı. Sonra üç defa yüzünü yıkadı. Sonra sağ elini dirseklere kadar üç defa yıkadı. Sonra sol elini diğeri gibi yıkadı. Sonra başını meshetti. Sonra üç defa sağ ayağını, ardından aynı şekilde üç defa sol ayağını yıkadı. Sonra şöyle dedi: "Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i benim bu abdestim gibi abdest alırken gördüm. Sonra şöyle buyurdu: "Kim benim bu abdestim gibi abdest alır, sonra aklına bir şey getirmeden iki rekat namaz kılarsa geçmiş günahları bağışlanır. " Bunu İmam Buhari ile İmam Müslim de Zühri kanalıyla benzer bir ifadeyle rivayet etmişlerdir.

 

 

[2527] Ebu Davud'un Sünen'inde Ubeydullah b. Ebi Melike'den gelen rivayette o Hz. Osman (r.a.)'ın abdestini şöyle anlatır: "Başını bir defa meshetti."  Abduhayr'ın Hz. Ali (r.a.)'tan yaptığı benzer rivayette de böyle geçmektedir. 

 

 

[2528] Meshi üç (defa yapmanın müstehap olduğu görüşünde olanlar Sahih-i Müslim'deki Hz. Osman (r.a.)'ın, "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) üçer defa yaparak abdest aldı" sözündeki genellemeyi delil göstermişlerdir. 

 

 

[2529] Ebu Davud'un Humran'dan yaptığı rivayette de o, "Osman (r.a.)'ı abdest alırken gördüm." demiş ve bir öncekine benzer şeyler söylemiştir. Fakat mazmaza ve istinşakı zikretmemiştir. Onda şöyle geçmektedir: "Sonra başını üç defa meshetti, sonra iki ayağını üçer defa yıkadı. Sonra, "Ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i gördüm; bu şekilde abdest aldı, sonra, "Kim bundan az (sayıda) yaparsa o da yeter" buyurdu. Bunu sadece Ebu Davud rivayet etmiş, sonra "Hz. Osman (r.a.)'tan gelen sahih rivayetlerde onun başını bir defa meshettiği ifade edilmektedir" demiştir.

 

"Bileklerdeki topuklara kadar ayaklarınızı da (yıkayın.)" Buradaki .... (ayaklarınızı) kelimesi (ondaki lam harfi), ..... (yüzlerinizi ve ellerinizile atfen fethalı okunmuştur. İbn Ebi Hatim'in İkrime'den rivayetine göre İbn Abbas (r.a.) ayetteki bu kelimeyi "ve erculekum" şeklinde okumuş ve "Bu, yıkanan uzuvlara döner" demiştir. İbn Mes'ud (r.a.), Urve, Ata, İkrime, Hasan-ı Basrı, Mücahid, İbrahim en-Nehai, Dahhak, Süddi, Mukatil b. Hayyan, Zühri ve İbrahim et-Teymi'den de bunun benzeri rivayet edilmiştir. Bu, selef-i salihinin söylediği gibi, ayağın yıkanmasının farz olduğuna açıkça delalet eden bir kıraattir.

 

Abdestte uzuvlar arasında sıralamaya (tertip) riayetin şart olduğunu söyleyenler de bundan yola çıkmışlardır ki bu cumhurun görüşüdür. İmam Ebu Hanıfe ise sıralamayı şart koşmamıştır. Bilakis ayaklarını başını meshetmeden önce yıkasa veya yüzünü kollarından önce yıkasa abdesti olur. Çünkü ayet bu uzuvları yıkamayı emretmiştir ve ..... (ve) edatı öncesiyle sonrası arasında bir sıralama olduğuna delalet etmez. Cumhur buna farklı şekillerde cevap vermiştir. Kimisi şöyle demiştir: Ayet "namaz için kalkıldığında evvela yüzü yıkamanın farz olduğuna" delalet etmektedir. Çünkü bu başına "hemen ardından" manası ifade eden "fe" harfini almıştır. Bu ise sıralamayı gerektirir. Hiç kimse de "evvela yüzü yıkamak farzdır, sonrasında ise sıraya uyma şartı yoktur" dememiştir. Bilakis iki görüş vardır; birine göre ayette zikredilen sıralamaya uymak farz, diğerine göre ise sıralama hiçbir şekilde farz değildir. Ayet evvela yüzü yıkamanın farz olduğuna delalet ettiğine göre sonrasında da sıralamaya uymak farz olur. Çünkü, aralarında hiçbir fark yoktur. Bazıları ise şöyle demiştir: Vav harfinin sıralamaya delalet etmediği iddiasını kabul etmiyoruz. Bilakis bir grup nahivci ve dilbilimci ile bazı fakihlerin söyledikleri gibi sıralamaya delalet eder. Sonra deriz ki: Bunun dil bakımından sıralamaya delalet etmediğini varsayım yoluyla kabul etsek bile, şer'an, sıralama olabilecek hususlarda buna delalet eder.

 

 

[2530] Bunun delili şudur; Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kabe'yi tavaf ettikten sonra Allah'ın (c.c) "Şüphe yok ki Safa ile Merve Allah'ın koyduğu nişanlardandır" (Bakara, 158) buyruğunu okuyarak Safa kapısından çıktı, sonra, "Allah'ın başladığıyla başlıyorum" buyurdu. Bu Müslim'in rivayetindeki ifadedir. Nesai'nin rivayetindeki ifade ise şöyledir: "Allah'ın başladığıyla başlayın." Bu bir emirdir ve hadisin senedi de sahihtir. Dolayısıyla Allah'ın başladığıyla başlamanın vacip olduğuna delalet eder. Şer' an sıralamaya delalet etmesinin manası işte budur. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Bazıları ise sıralamanın vacipliğini şöyle açıklamışlardır: Yüce Allah abdest şeklini bu sırayla bildirince ve benzerleri birbirinden ayırıp yıkanılan uzuvlar arasına meshedileni (başı meshi) sokunca sıralamaya riayetin istenilen bir şeyolduğu anlaşılmıştır.

 

Bazıları da şöyle demişlerdir: Şüphesiz Ebu DavUd ve başkaları Amr b.

Şuayb'ın, babasından, onun da kendi babasından nakliyle yaptığı rivayete göre Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) (uzuvların yıkama ve meshini) birer birer yapmış, sonra "Bu, Allah'ın namazı ancak onunla kabul edeceği bir abdesttir" buyurmuştur. Bunlar şöyle demişlerdir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) O abdesti ya sıraya riayet ederek almıştır ki o durumda sıraya riayet vacip olur veya sıraya riayet etmeden almıştır ki o durumda da sıraya uymamanın vacip olması gerekir. Bunu hiç kimse söylemediğine göre söylenilen şeyin vacip olması gerekir.

 

Diğer kıraate, yani .... kıraatine (yani Lam harfinin üstün yerine esre okunan, dolayısıyla zahirde onu 'baş'a atfeden kıraate) gelince; Şiiler bunu kendilerinin ayak hakkında farz olanın (yıkamak değil) mesh olduğuna dair görüşlerine delil göstermişlerdir. Çünkü, onlara göre bu başı mesh üzerine atfedilmiş olur.

 

Bir grup seleften de mesh manası vehmettiren rivayetler bulunmaktadır.

Nitekim Taberi, Humeyd'den şöyle nakleder: Biz Enes'in yanındayken Musa b. Enes ona, "Ey Ebu Hamza, Haccac Ehvaz'da biz yanındayken bize hutbe verdi. Abdestten bahsederek şöyle dedi: "Yüzlerinizi ve ellerinizi yıkayın, başınızı ve ayaklarınızı meshedin. Çünkü, Ademoğluna ayaklarından daha yakın bir pislik yoktur. Onun için ayakların iç ve dış kısımlarını, damarlarını yıkayın" dedi. Bunun üzerine Enes şöyle dedi: "Allah doğru, Haccac ise yalan söylemiştir. Allah (c.c) "Başlarınızı ve ayaklarınızı meshedin" buyuruyor." Humeyd devamla der ki: Enes ayaklarını meshettiğinde onları ıslatırdı." Bunun ona kadar olan senedi sahihtir.

 

Taberi, Enes (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Kur'an meshi, sünnet ise yıkamayı getirdi." Bunun senedi de sahihtir. Taberi İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Abdest iki yıkama ve iki meshtir." Said b. Ebu Aruba kanalıyla Katade’den de böyle rivayet edilmiştir. İbn Ebi Hatim'in İbn Abbas (r.a.)'tan rivayetine göre o "Başlarınızı ve bilekteki topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın" ayetini okumuş ve "Bu meshtir" demiştir. Sonra şöyle demiştir: İbn Ömer (r.a.), Alkame, Ebu Cafer Muhammed b. Ali, rivayetlerden birine göre Hasan-ı Basri, Cabir b. Zeyd ve rivayetlerden birine göre Mücahid'den de buna benzer şeyler rivayet edilmiştir. Taberi, Eyyub'tan şöyle nakleder: İkrime'yi ayakları üzerine meshederken gördüm. O da böyle derdi.

 

Taberi, Şa'bi'den şöyle nakleder: "Cebrai! (a.s) meshi getirdi. Şa'bi sonra şöyle demiştir: Baksanıza; teyemmümde yıkama mahalleri meshedilir, mesh mahallerine ise hiçbir şey yapılmaz." İsmail’den de şöyle nakleder:

 

Amir'e, "Bazı insanlar, "Cebrai! (a.s) ayakların meshini indirdi" diyorlar?" dedim. "Cebrai! (a.s) meshi indirdi" dedi. Bunlar çok garip rivayetlerdir ve meshten kastın hafif yıkama olduğu şeklinde açıklanır. Zira, zikredeceğimiz üzere ayakların yıkanması kesin bir sünnettir. Bu kıraatte lam harfinin esre olması ise ya komşusuna (kendinden önceki "....."e) uyumluluk veya sözdeki uyumluluk içindir. Nitekim Araplar "....." derler (haribun yerine, bir önceki komşusu ..... sonu esreli olduğundan dolayı haribin okurlar). Buna örnek, '....." buyruğudur (normalde ise hudrin değil hurdun, istebrekin değil istebrekun olması gerekir ki diğer kıraatler de böyledir.) Bu caiz ve meşhurdur, Arapçada da yaygındır.

 

Bazıları da şöyle demişlerdir: Bu kıraat mestli iken üzerine meshedilmesi durumuna hamlolunur. Bunu İmam Şafii söylemiştir. Bazıları, "Ayet ayakların meshedileceğini ifade etmektedir. Fakat meshten kasıt Sünnet'te geldiği gibi hafif yıkamadır" demişlerdir.

 

Her halükarda yapılması gereken ayakları yıkamaktır. Yıkamak bu ayet ve zikredeceğimiz hadislerden dolayı, mutlaka yapılması gereken bir farzdır. Mesh kelimesinin hafif yıkamaya delaletinin en büyük delili Hafız Beyhaki'nin şu rivayetidir:

 

 

[2532] ... Nezzal b. Sebre'den: Hz. Ali (r.a.) öğle namazını kıldı. Sonra insanların ihtiyaçlarını dinlemek için Kufe'nin meydanında oturdu ve ikindi namazına kadar burada durdu. Sonra ona bir testi su getirildi. Hz. Ali (r.a.) ondan bir avuç alıp onunla yüzünü ellerini, başını ve ayaklarını meshetti. Sonra kalkıp artan suyu ayakta içti. Sonra, "İnsanlar ayakta içmeyi mekruh görüyorlar. Oysa Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) benim gibi yaptı ve "Bu, abdesti bozulmamış kimsenin abdestidir" buyurdu. Bunu Buhari bazı manalarıyla Sahih'inde rivayet etmiştir. Kim Şiiler gibi ayakların baş gibi meshedileceğini söylerse sapmış ve saptırmıştır. Ayakları meshetmenin de yıkamanın da caiz olduğunu söyleyen de aynı şekilde hata etmiştir. İmam Taberi'nin ayakları hadislerden dolayı yıkamanın, ayetten dolayı meshetmenin farz olduğu görüşünde olduğunu söyleyenler de onun görüşünü tam olarak tespit edememişlerdir. Çünkü, tefsirindeki sözlerinden sadece, diğer azaların değil sadece ayağın ovulmasının farz olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü ayak yere, çamura vs. şeylere değmektedir. O yüzden üzerindeki şeylerin yok edilmesi için ovulmasını vacip görmüştür. Fakat ovalamayı mesh ile ifade etmiştir. Onun sözleri üzerinde düşünen ise ayakları hem yıkamanın hem meshetmenin farziyeti görüşünde olduğuna kanaat getirmiş ve ona bu görüşü nispet etmiştir. Bu yüzden birçok fakih bunu müşkil bulmaktadır. Zira, ister önce ister sonra olsun yıkadıktan sonra ayrıca bir de meshetmenin hiçbir manası yoktur. Çünkü mesh yıkamanın içerisinde yer almaktadır. Bu zat sadece söylediğim şeyi kastetmiştir. Sonra sözleri üzerinde tekrar düşündüğümde gördüm ki o "erculikum" kıraatinin delalet ettiği mesh, yani ovalama ile "erculukum" kıraatinin delalet ettiği yıkamayı birleştirmeye çalışmış. İkisini birden uygulamış olmak için de ikisinin birden farz olduğunu söylemiş.

 

Ayakları Yıkamanın Farz Olup Mutlaka Yapılması Gerektiğine Dair Gelen Hadisler:

 

Mü'minlerin emirlerinden Hz. Osman (r.a.) ve Hz. Ali (r.a.) ile İbn Abbas (r.a.), Muaviye (r.a.), Abdullah b. Zeyd b. Asım, Mikdad b. Ma'dikerb'den rivayet edilen "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in abdestte ayaklarını -farklı rivayetlere göre- bir, iki veya üç defa yıkadığına dair hadisler daha önce geçti.

 

 

[2533] Amr b. Şuayb, babasından, o da kendi babasından şöyle rivayet etmiştir: "Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdest aldı ve ayaklarını yıkadı. Sonra "Bu, Allah'ın namazı ancak onunla kabul edeceği abdesttir" buyurdu. 

 

 

[2534] Buhari ve Müslim, Abdullah b. Amr (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Bir yolculukta Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir ara bizden geride kaldı, sonra gelip yetişti. O esnada namaz vakti gelmiş ve biz de abdest alıyorduk. Abdestte ayaklarımıza mesh ediyorduk (mesheder gibi hafif yıkıyorduk). Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) en yüksek sesiyle iki veya üç kere şöyle bağırdı: "Ateşte yanacak topukların vay haline!" Buhari ve Müslim'in Ebü Hureyre (r.a.)'tan yaptıkları rivayet de böyledir.

 

 

[2535] İmam Müslim, Aişe (r.anha)'dan Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Abdestinizi tam alın. Ateşte yanacak topukların vay haline!" buyurdu.

 

 

[2536] Abdullah b. Haris b. Cez'den rivayet edildiğine göre o Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işitmiştir: "Ateşte yanacak topukların ve ayakların altlarının vay haline!" Bunu Beyhaki ve Hakim rivayet etmişlerdir. Senedi sahihtir.

 

 

[2537] İmam Ahmed b. Hanbel, Said b. Ebi Kerib veya Şuayb b. Ebi Kerib'den şöyle rivayet eder: Cabir b. Abdullah (r.a.)'ı deve üzerinde şöyle derken işittim: "Cehennemde yanacak topukların vay haline!"

 

 

[2538] Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan rivayet edildiğine göre, "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i bizden ayağının bir avuç ayası kadar kısmını yıkamayan birine "Cehennemde yanacak topukların vay haline!" demiştir. Bunu İbn Mace rivayet etmiştir. Taberi de benzer bir lafızla rivayet etmiştir.

 

 

[2539] Taberi daha sonra şöyle demiştir: ... O da Cabir’den şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdest alan ve topuklarına su değmeyen kimseleri gördü ve "Cehennemde yanacak topukların vay haline!" buyurdu. 

 

 

[2540] İmam Ahmed b. Hanbel, Muaykıb'dan şöyle rivayet eder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Cehennemde yanacak topukların vay haline!" buyurdu. Bunu sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.

 

 

[2541] İmam Taberi, Ebu Ümame'den şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Cehennemde yanacak topukların vay haline! Cehennemde yanacak topukların vay haline!" buyurdu. Bunun üzerine camideki asil ve alelade herkese baktığımda topuklarına bakıp alt üst ederek yıkadıklarını gördüm.

 

 

[2542] İmam Taberi, Ebu Ümame (r.a.)'tan veya onun kardeşinden şöyle rivayet eder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir topluluğa abdest alırken baktı ve onlardan birinin topuğunda bir avuç ayası -veya bir tırnak- miktarı yere su değmediğini görünce, "Cehennemde yanacak topukların vay haline!" buyurdu. Bunun üzerine topuğunda su ulaşmamış yer gören herkes tekrar abdest aldı.

 

Bu hadislerin konumuza delaleti açıktır. Zira, ayaklarda farz olan şey oranın meshi olsaydı veya mesh ve yıkamadan hangisi yapılsa geçerli olsaydı Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu tehditte bulunmazdı. Çünkü mesh ayağın tamamını kapsamaz, aynen mestleri mesh gibidir. İmam Taberi (r.h.) Şiilere karşı hadislerin delaletini böyle açıklamıştır.

 

 

[2543] İmam Müslim, Sahih'inde, Hz. Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Bir adam abdest aldığında ayağında bir tırnaklık yeri yıkamadı. Bunu gören Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Dön ve güzelce abdest al!" buyurdu. 

 

 

[2544] Hafız Beyhaki, Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder:

Bir adam abdest alırken ayağında bir tırnak büyüklüğünde bir yeri yıkamayı bıraktı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Dön ve güzelce abdest al!" buyurdu. Bunu Ebu Davud ve İbn Mace de rivayet etmişlerdir. Senedi ceyyit, ravilerinin hepsi sikadır. Fakat Ebu Davud, "Bu hadis maruf değildir, bunu sadece İbn Vehb rivayet etmiştir" demiştir.

 

 

[2545] Beyhaki, Hasan-ı Basri'den şöyle rivayet etmiştir: "Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ... " Bu bir önceki hadis gibidir. 

 

 

[2546] İmam Ahmed b. Hanbel, Halid b. Mi'dan kanalıyla Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in eşlerinden birinden şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir adamı namaz kılarken ayağının üstünde bir avuç ayası kadar yefın ıslanmamış olduğunu gördü. Bunun üzerine ona tekrar abdest almasını emretti. Bunu Ebu Davud, Bakiyye'nin rivayetiyle zikretmiştir ki onda "namazını da tekrar kılmasını emretti" ziyadesi vardır. Senedi ceyyit, kuvvetli ve sahihtir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

 

[2547] Humran'ın Hz. Osman (r.a.)'tan yaptığı Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in abdest alış şekli hususundaki hadiste şöyle geçmektedir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) parmaklarının arasını tarakladı.

 

 

[2548] Sünen sahipleri Lakit b. Sabera'dan şöyle rivayet etmişlerdir:

Ben "Ya Rasulallah! Bana abdesti anlat!" dedim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Abdestini iyice al. Parmaklarının arasını tarakla ve oruçlu olmadıkça istinşakı mübalağalı yap. "

 

 

[2549] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Ümame'den, Amr b. Abese (r.a.)'ın şöyle dediğini nakleder: Ben, "Ey Allah'ın Nebisi! Bana abdesti anlat!" dedim. Şöyle buyurdu: "Sizden kim abdest suyu alır, sonra mazmaza ve istinşak yapıp sümkürürse, günahları, ağzından ve sümkürmesiyle birlikte burnundan dökülür. Sonra Allah'ın emrettiği gibi yüzünü yıkayınca yüzünün günahları sakalının iki tarafından dökülür. Sonra başını meshedince başının günahları suyla birlikte saçının uçlarından dökülür. Sonra ayaklarını Allah'ın emrettiği şekilde topuklara kadar yıkayınca ayaklarının günahları suyla birlikte parmaklarının uçlarından dökülür. Sonra kalkıp Allah'a layık olduğu şekilde hamd ve senalar yapar, sonra iki rekat namaz kılarsa günahları tamamen dökülür ve annesinin doğurduğu günkü gibi olur. " Bunun üzerine Ebu Ümame ona, "Ey Amr! Ne söylediğine dikkat et! Sen bunu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’den işittin mi? Bu adama oturduğu yerde bunların hepsi mi verilir?" dedi. Amr, "Ey Ebu Ümame! Artık yaşım geçti, kemiklerim inceldi ve ecelim yaklaştı. Benim Allah'a (c.c) ve Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e karşı yalan söylemeye ihtiyacım yoktur. Bunu bir, iki veya üç defa da işitmedim. Ben bunu yedi defa veya daha fazla işittim" dedi. Hadisin senedi sahihtir. Sahih-i Müslim'de ise başka bir tarikle yer almaktadır ve ondaki ifade şöyledir: "Sonra ayaklarını Allah’ın emrettiği şekilde yıkar. " Bu ise Kur'an'ın ayağı yıkamayı emrettiğini göstermektedir.

 

 

[2550] Ebu İshak es-Sebii de, Haris'ten, Hz. Ali (r.a.)'ın, "Ayaklarınızı emrolunduğunuz gibi topuklara kadar yıkayın!" dediğini nakletmiştir. 

 

 

[2551] Bundan anlaşılıyor ki Abduhayr'ın Ali (r.a.)'tan rivayet ettiği, "Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayakkabıları içindeki ayağına su döktü ve ovaladı" hadisinden kasıt, O'nun (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayağını ayakkabıları içinde hafifçe yıkamasıdır. Aslında ayağın ayakkabı içindeyken yıkanmasına hiçbir engel yoktur. Fakat bunu vesveseci ve tutucu kimselere karşı cevap olarak zikrettik.

 

 

[2552] İmam Taberi şu hadisin kendisine itiraz olarak getirilebileceğini söylemiştir. Huzeyfe (r.a.)'tan rivayet edilmiştir: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir kavmin tuvalet mahalline gitti ve orada ayakta bevletti. Sonra su istedi. Abdest aldı ve ayakkabısı üzerine meshetti. Bu sahih hadistir. İmam Taberi buna şöyle cevap yermiştir: Sika raviler bunu A'meş'in Ebu Vail'den, onun da Huzeyfe'den nakliyle şu lafızla rivayet etmişlerdir: "Ayakta bevletti. Sonra abdest aldı ve mestleri üzerine meshetti." Ben derim ki: Şu açıklamayla iki rivayeti cem etmek mümkündür: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ayağında iki mest, onların üzerinde de ayakkabısı vardı (ve her ikisini de meshetti).

 

 

[2553] İmam Ahmed b. Hanbel'in Evs b. Ebi Evs'ten (r.a.) rivayet ettiği hadis de böyledir: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i gördüm; abdest aldı, ayakkabılarının üzerine meshetti, sonra namaza kalktı." 

 

 

[2554] Bunu Ebu Davud da Evs b. Ebi Evs'ten şöyle nakletmiştir:

Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i gördüm; bir bölgedeki insanların çöplüğüne vardı ve bevletti. (Sonra) abdest aldı ve ayakkabıları üzerine meshetti. Bunu İmam Taberi de Şu'be kanalıyla, bir de Hüşeym kanalıyla rivayet etmiş, sonra şöyle demiştir: Bu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in O defasında abdestliyken abdest aldığı şeklinde yorumlanır. Çünkü Allah'ın farzlarının ve peygamberinin sünnetlerinin çelişkili ve birbirine zıt olması imkansızdır. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in abdestte suyun ayakların her yerini kapsamasına dair emri kendisine ulaşan kimsenin mazeretini ortadan kaldıracak derecede yaygın rivayetlerle kesinlik kazanmıştır.

 

Kur'an "Erculekum" kıraatinde ve gerekli yorumla birlikte "erculikum" kıraatinde yıkamayı emredince, seleften bazıları bunun mestler üzerine meshi neshettiğini sanmışlardır. Hz. Ali (r.a.)'tan böyle bir şey rivayet edilmiştir, fakat senedi sahih değildir. Üstelik bu konudaki uygulama onların iddia ettiklerinin tersidir. Zira, bu ayetin nüzulünden sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in mestler üzerine meshettiği sabittir.

 

 

[2555] İmam Ahmed b. Hanbel, Cerir b. Abdullah el-Beceli'den şöyle nakleder: "Ben Maide suresi nazil olduktan sonra Müslüman oldum ve Müslüman olduktan sonra Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’i meshederken gördüm." Bunu sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir.

 

 

[2556] Buhari ve Müslim Sahih'lerinde Hemmam'dan şöyle rivayet etmişlerdir: "Cerir bevletti, sonra abdest alıp mestleri üzerine meshetti. Ona "Sen böyle mi yapıyorsun?" denilince şöyle cevap verdi: "Evet ben Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i gördüm; bevletti, sonra abdest aldı ve mestleri üzerine meshetti." A'meş der ki: Bu hadis İbrahim'in hoşuna giderdi. Çünkü, Cerir'in Müslüman olması Maide suresinin nüzulünden sonra olmuştur. Bu, Müslim'in rivayetindeki ifadedir. "el-Ahkamu'l-Kebir" kitabında ortaya konulduğu gibi, mestler üzerine meshin meşruluğu, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’den tevatür yoluyla ulaşan sözlü ve fiili sünnetle sabittir. Meshin belli bir süreyle sınırlı olup olmadığı ve bunun detayları gibi ihtiyaç duyulacak konular o kitapta uzunca yer almaktadır.

 

Şiiler hiçbir delile dayanmaksızın, sadece cehalet ve sapıklıklarından bunların hepsine muhalefet etmişlerdir. Oysa bu Sahih-i Müslim'de Hz. Ali (r.a.)'tan da rivayet edilmektedir.

 

 

[2557] Şiiler, Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde yer alan "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in mut'a nikahını yasakladığına" dair hadise rağmen onu da mübah saymışlardır. Bu ayet-i kerime de Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in mütevatir derecesindeki rivayetlerde geçen ayetin delalet ettiği manaya uygun şekildeki uygulamasıyla birlikte ayakların yıkanması gerektiğine delalet etmektedir. Fakat onlar bunların hepsine muhalefet etmişlerdir. Oysa Allah'a hamdolsun ki onların gerçekten doğru olan hiçbir delilleri yoktur. Böylece onlar ayaktaki topuklar (ka'b) konusunda da imamlara ve selef-i salihine muhalefet etmişlerdir. Onlara göre ka'b ayağın üstündedir. Cumhura göre ise iki ka'b'tan kasıt bacak ile ayağın buluştuğu yerdeki iki çıkık kemiktir. Rebi' der ki: imam Şafii şöyle dedi: "Allah'ın Kitabı'ndaki abdest ayetinde geçen iki ka'b'tan kastın bacakla ayağın buluştuğu yerdeki iki topuk olduğundan farklı hiçbir görüş bilmiyorum." Bu onun harfiyyen sözüdür! imamlara göre de, insanlarca bilindiği ve Sünnet'in delalet ettiği gibi de her ayakta iki ka'b vardır.

 

 

[2558] Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim'de Humran b. Osman'dan şöyle rivayet edilmiştir: "Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) abdest aldı ve ayakların bitimindeki iki topuğa kadar sağ ayağını, sonra aynı şekilde sol ayağını yıkadı." 

 

 

[2559] imam Buhari bir defasında muallak, bir defasında kesin ifadeyle, Ebu Davud ve İbn Huzeyme -Sahih'inde- Ebu Kasım el-Cedeli'den, Nu'man b. Beşir'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yüzünü bize döndü ve üç defa "Safları düzgün tutunuz" buyurduktan sonra şöyle dedi: "Vallahi, saflarınızı düzgün tutmazsanız, Allah (c.c) kalplerinizin arasına ayrılık sokar." Baktım ki her bir kimse ayağının "ka'b"ını yanındakinin ''ka'b''ına, dizini onun dizine ve omzunu onun omzuna yaplştırıyor." Bu İbn Huzeyme'nin rivayetindeki ifadedir. Bir kimsenin ka'b'ını yanındakinin ka'b'ına bitiştirebilmesi için ka'b'tan kastın ayak bileğindeki topuklu kemik olması gerekir. Bu da Ehl-i sünnetin söylediği gibi ka'b'tan kastın bizim belirttiğimiz şekilde ayak bileğindeki çıkık iki kemik olduğu manasına gelir. Nitekim İbn Ebi Hatim Yahya b. Abdullah b. Haris'ten şöyle nakleder: Zeyd'in öldürülen arkadaşlarına baktığımda ayak bilekleri ndeki topukları ayaklarının üstünde gördüm. Bu, hakikate karşı muhalefet ve onda ısrarlarından dolayı Şiilere ölümlerinden sonra verilmiş bir cezadır.

 

"Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve ellerinizi onunla meshedin." Daha önce Nisa suresindeki benzer ayette bu konu üzerinde konuşuldu. Dolayısıyla sözün uzamaması için onları tekrar etmemize gerek yoktur. Orada teyemmüm ayetinin nüzul sebebini de zikretmiştik. Fakat İmam Buhari burada bu ayete özgü bir hadis zikrederek şöyle demiştir:

 

 

[2560] Aişe (radıyallahuanha)'dan; Biz Medine'ye girmek üzereyken Beyda denen yerde gerdanlığım düştü. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devesini çökertip indi. Başını kucağıma koyup uyudu. Sonra Ebu Bekir geldi. Şiddetle elini göğsüme vurup itti. Ardından, "Bir gerdanlık yüzünden insanları yollarından alıkoydun, öyle mi?" dedi. Buna rağmen ben, Peygamber'in durumundan dolayı ölü gibi hiç kımıldamadan durdum. Ebu Bekir'in vurması canımı yakmıştı. Sonra Allah Rasulü uyandığında sabah namazı vakti girmişti. Su arandı, ancak bulunamadı. Ardından, "Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman ... " ayeti indi. Bunun üzerine Üseyd İbn Hudayr şöyle dedi: "Ey Ebu Bekir ailesi! Allah Teala sizde, insanlar için birçok bereket var etmiştir. Siz, insanlar için kesinlikle bir bereketsiniz!" Bu hadis daha önce de geçti.

 

Yüce Allah sonra şöyle buyuruyor: ''Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez." O yüzden size bir zorluk çıkarmamış, hükümlerini kolaylaştırmış ve basitleştirmiştir. Size genişlik olması için ve size merhametinden dolayı hastalıkta ve su bulunamadığında teyemmümü mübah kılmış, daha önce açıklandığı gibi bazı durumlar dışında teyemmüm etmesi caiz olan kimse hakkında toprağı su yerine geçen madde yapmıştır. Nitekim bu daha önce açıklanmıştı ve "el-Ahkamu'I-Kebir" kitabında da vardır.

 

"Fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz." Yani, umulur ki Allah'ın (c.c) size şefkat, merhametiyle koymuş olduğu kolaylık, genişlik, rahatlık ve hoşgörü hükümleri lütuflarından dolayı O'na şükredersiniz. Hadislerde ayet-i kerimenin bir uygulaması olarak abdestten sonra, kendisini temizlenenlerden eylemesi için Allah'a duaya teşvik edilmiştir.

 

 

[2561] Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel, Müslim ve Sünen sahipleri Ukbe b. Amir (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Bizim develeri gütme görevimiz vardı. Benim sıram gelince onları akşamleyin alıp götürdüm. Döndüğümde Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in insanlara verdiği bir sohbete yetiştim. Onun sözlerinden yetişebildiklerim şunlardı: "Herhangi bir Müslüman güzelce abdest alır, sonra kalkıp kalbi ve yüzüyle (Allah'a) yönelerek iki rekat namaz kılarsa mutlaka ona cennet vacip olur. " Bunu işitince "Bu ne güzel şey!" dedim. Birden önümdeki biri, "Bundan önceki daha güzel!" dedi. Bir de baktım ki Ömer (r.a.) devamla şöyle dedi: "Senin biraz önce geldiğini gördüm. Allah Resulü (sen gelmeden önce) şöyle buyurdu: "Sizden biri güzelce abdest alır, sonra 'Eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve rasuluh' derse, ona cennetin sekiz kapısı birden açılır. O da dilediği kapıdan girer. " Bu İmam Müslim'in rivayetindeki ifadedir.

 

 

[2562] İmam Malik, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Müslüman (veya 'mümin') bir kul abdest alırsa; yüzünü yıkadığında gözleriyle bakarak işlediği her günah suyla birlikte (veya son su damlasıyla birlikte) yüzünden dökülür. Kollarını yıkayınca eliyle tutarak işlediği her günah suyla (veya 'suyun son damlasıyla') birlikte kollarından dökülür. Ayaklarını yıkadığında ayaklarıyla yürüyerek işlediği her günah suyla (veya 'suyun son damlasıyla') birlikte dökülür. Sonunda günahlardan tamamen arınmış hale gelir. " Bunu Müslim de Ebu Tahir'in İbn Vehb'den, onun da Malik'ten nakliyle rivayet etmiştir.

 

 

[2563] İmam Taberi, Ka'b b. Mürre'den şöyle nakleder; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Herhangi bir kimse abdest alırsa; ellerini (veya 'kollarını') yıkadığında günahları onlardan dökülür. Yüzünü yıkadığında günahları yüzünden dökülür, başını meshettiğinde günahları başından dökülür, ayaklarını yıkadığında günahları ayaklarından dökülür. " Bu Taberi'nin rivayetindeki ifadedir.

 

 

[2564] Bunu İmam Ahmed b. Hanbel de Mürre b. Ka'b'tan veya Ka'b b. Mürre'den şöyle rivayet etmiştir; Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Kul abdest alırken; ellerini yıkadığında günahları ellerinin arasından dökülür, yüzünü yıkadığında günahları yüzünden dökülür, kollarını yıkadığında günahları kollarından dökülür, ayaklarını yıkadığında günahları ayaklarından dökülür." Şu'be der ki: Rivayet ettiğim kişi başa meshi söylemedi. Bunun senedi de sahihtir.

 

 

[2565] İmam Taberi, Ebu Ümame (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Kim güzelce abdest alır, sonra namaza kalkarsa günahları kulağından, gözünden, ellerinden ve ayaklarından dökülür. "

 

 

[2566] İmam Müslim, Sahih'inde, Ebu Malik el-Eş'ari'den şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Temizlik imanın yarısıdır. 'Elhamdulillah' (diyerek Allah'a hamdetmek) amel terazisini doldurur. 'Sübhanallahi ve Bihamdih' (Allah'ı tenzih ile hamd ederim) zikri gökle yer arasını doldurur. Namaz nurdur, sadaka (kişinin iman ve ihlasına) delildir, sabır ışıktır. Kur'an senin lehinde veya aleyhinde hüccettir. Her insan bir çaba içerisindedir ve bunu yaparken o kendisini ya (cehennemden) azat etmekte veya helaka götürmektedir. "

 

 

[2567] İmam Müslim, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah ganimetten kaçırılmış maldan verilen sadakayı da taharetsiz kılınan namazı da kabul etmez. "

 

 

[2568] Ebu Davud Tayalisi, Ebu Melih el-Hüzeli'den, o da babasından şöyle nakleder: Ben Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte bir evdeydim ve onu işittim, şöyle buyuruyordu: "Şüphesiz Allah taharetsiz kılınan hiçbir namazı, ganimetten çalınmış maldan verilen hiçbir sadakayı kabul etmez." Bunu Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud, Nesai ve İbn Mace de Şu'be'nin nakliyle böyle rivayet etmişlerdir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

7. Allah'ın size olan nimetini, ''Duyduk vk kabul ettik" dediğiniz zaman sizi bununla bağladığı (O'na verdiğiniz) sözü hatırlayın ve Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, kalplerin içindekini bilmektedir.

8. Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha çok yakışan (bir davranış) tır. Takva sahibi olun. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.

9. Allah, iman eden ve salih amel işleyenlere söz vermiştir ki onlara bağışlama ve büyük mükafat vardır.

10. İnkar eden ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince; onlar cehennemliklerdir.

11. Ey iman edenler! Allah'ın size olan nimetini unutmayın; hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de Allah, onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkun ve mü'minler yalnızca Allah'a güvensinler.