İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Maide Suresi

38 – 40.ayetler

 

Hırsızlığın Hükmü:

 

38, Hırsızlık eden erkek ve kadının, yaptıklarının cezası ve Allah'tan bir ceza olmak üzere ellerini kesin. Allah izzet ve hikmet sahibidir.

39. Kim (bu) haksız davranışından sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.

40. Bilmez misin ki göklerde ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir; dilediğine azap eder ve dilediğini bağışlar. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah hırsızlık yapan erkek ve kadının ellerinin kesilmesine hükmediyor ve bunu emrediyor. Sevri..... Şa'bi'den şöyle rivayet eder: İbn Mes'ud (r.a.) bu ayeti ..... (ellerini) yerine ..... (sağ ellerini) şeklinde okurdu. Bu şaz bir kıraattir. Hüküm onun kıraatındaki gibi olmakla birlikte, onunla değil, başka bir delille sabittir. El kesme cahiliye döneminde de uygulanan bir cezaydı. İslam da onu onaylamış ve İnşallah birazdan zikredeceğimiz başka şartlar getirmiştir. Nitekim aynı şekilde Kasame, diyet, borçlanma gibi şeyleri de İslam önceki haliyle onaylamış, ayrıca insanların faydasına olacak ek hükümler getirmiştir.

Cahiliyye döneminde ilk el kesenlerin Kureyşliler olduğu söylenir. Zira, onlar Kabe'nin hazinesini çalan Huzaa kabilesinden Müleyh b. Amroğullarının kölesi Düveyk'in elini kesmişlerdi. Hazineyi başkalarının çalıp onun yanına bıraktıkları da söylenir.

 

Zahiri mezhebinden bazı fakihler, "Hırsızlık eden erkek ve kadının ... ellerini kesin" buyruğundaki genellemeye dayanarak az veya çok her ne çalarsa çalsın hırsızın elinin kesileceğini söylemişlerdir. Nisap ve hırz (malın korunmuş halde bulunması) gibi hususları göz önünde bulundurmamış, sadece hırsızlığın yapılmış olmasını itibara almışlardır.

 

Taberi ve İbn Ebi Hatim, Abdulmümin kanalıyla Necede el-Hanefi’den şöyle naklederler: İbn Abbas (r.a.)'a "Hırsızlık eden erkek ve kadının ... ellerini kesin" ayeti genel midir, özel midir?" diye sordum, "Geneldir" dedi. İbn Abbas (r.a.)'ın kastı bunların söyledikleri olabileceği gibi başka bir şey de olabilir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[2628] Bunlar bir de Buhari ve Müslim'in Ebu Hureyre (r.a.)'tan rivayet ettikleri Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şu hadisine dayanmışlardır: "Allah hırsıza lanet etsin. Bir yumurta çalsa da eli kesilir, bir iplik çalsa da eli kesilir. "

 

Cumhur ise hırsızlıkta elin kesilmesinde nisabı şart koşmuşlardır. Aralarındaki ihtilaf ise sadece miktarı hakkındadır; dört imamdan her biri bu konuda farklı görüştedir.

 

İmam Malik şöyle demiştir: Nisap tedavülde olan saf üç dirhemdir. Dolayısıyla bunu veya aynı değerde bir şeyi veyahut daha fazlasını çalanın elinin kesilmesi gerekir.

 

 

[2629] Buna Nafi'ih İbn Ömer (r.a.)'tan yaptığı şu rivayeti delil göstermiştir: "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) değeri üç dirhem olan bir zırhtan dolayı el kesti. " Bunu Buhari ile Müslim rivayet etmişlerdir. İmam

, Malik der ki: Hz. Osman da üç dirhem kıymet biçilen bir meyve çalan kimsenin elini kesti. Bu, duyduklarım arasında en hoşuma gidendir, demiştir. Bu sözü İmam Malik şöyle rivayet etmiştir:. Abdurrahman b. Ebi Bekir'den, o babasından, o da Abdurrahman kızı Amra'dan; Hz. Osman (r.a.) zamanında bir hırsız bir meyve çaldı. Hz. Osman (r.a.) ona kıymet biçilmesini emretti. On iki dirhemin bir dinar etmesi hesabına göre buna üç dirhem fiyat biçildi. Bunun üzerine onun elini kesti. İmam Malik'in arkadaşları şöyle demişlerdir: Bu uygulama her tarafa yayılmış ve kimse karşı çıkmamıştır. Böyle bir şey sukuti icma (birinin bir hüküm verip hiçbir alimin karşı çıkmaması) sayılır. Bunda, Hanefilerin aksine meyve hırsızlığında elin kesileceğine delil vardır. Bunda yine nisabın on dirhem olduğunu söyleyen Hanefilerin ve çeyrek dinar olduğunu söyleyen Şafiilerin aksine, üç dirhem olduğuna delil vardır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

İmam Şafii (rh.a), Hırsızın elinin kesilmesinde ölçü, çeyrek veya daha fazla dinar yahut o değerde bir para veya mal çalmasıdır, demiştir.

 

 

[2630] Bundaki delili Buhari ve Müslim'in Aişe (r.anha)'dan rivayet ettikleri Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in, "Hırsızın eli çeyrek dinarda veya daha fazlasında kesilir" hadisidir. Müslim'in Aişe (r.anha)'dan başka bir tarikle yaptığı rivayette Hz. Aişe (r.anha) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet etmiştir: "Hırsızın eli ancak çeyrek dinar veya daha fazlasında kesilir. " Şafii fakihlerimiz şöyle demişlerdir: Hadis bu meselede kesin bir hüccettir; başka değil sadece çeyrek dinarın itibara alınacağı hususunda direk ve kesin bir delildir. Yine şöyle demişlerdir:

 

Zırhın parası ve onun üç dirhem olduğu hadisi bununla çelişmez. Çünkü, o vakitte bir dinar on iki dirhemdi ki bu da dinarın dörtte biri eder. Bu yolla farklı rivayetler arasında cem yapılmış olunur. Bu görüş Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali (r.a.)'tan rivayet edilmiştir. Ömer b. Abdulaziz, Leys b. Sa'd, Evzai, Şafii ve arkadaşları, bir rivayette İshak b. Rahuyeh'in, Ebu Sevr ve Davud ez-Zahirl'nin (Allah hepsine merhamet etsin) görüşü de böyledir.

 

İmam Ahmed ile bir rivayette İshak b. Raheveyh’e göre, çeyrek dinar ile üç dirhemden her biri nisaptır. Dolayısıyla bunlardan birini veya bunların değerindeki başka bir şeyi çalarsa, İbn Ömer (r.a.) hadisi gereği eli kesilir.

 

 

[2631] İmam Ahmed b. Hanbel'in Aişe (r.anha)'dan rivayetinin birinde hadis şu lafızla geçmektedir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Çeyrek dinarda el kesin, daha azında kesmeyin." O dönemde çeyrek dinar üç dirhem, bir dinar ise on iki dirhemdi. 

 

 

[2632] Nesai'nin rivayeti şöyledir: Aişe (r.anha) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Zırh parasından daha düşük bir şeyden dolayı el kesilmez" buyurdu, dedi. Hz. Aişe (r.anha)'ya, "Zırh parası ne kadardır?" diye sorulunca, "Çeyrek dinardır" dedi. Bunların hepsi on dirhemin şart olmadığına delalet eden delillerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

İmam Ebu Hanife ve arkadaşları Ebu Yusuf, Muhammed b. Hasan ve Züfer ile Süfyan-ı Sevri ise nisabın tedavülde olan saf on dirhem olduğunu söylemişlerdir. Buna Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) döneminde eli kesilen hırsızın çaldığı zırhın fiyatının on dirhem olduğunu delil göstermişlerdir.

 

 

[2633] Nitekim İbn Ebi Şeybe, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zamanında zırhın fiyatı on dirhemdi."

 

 

[2634] İbn Ebi Şeybe daha sonra şöyle demiştir: ... Amr b. Şuayb'tan, o babasından, o da kendi babasından şöyle nakletti: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Hırsızın eli zırh parasından daha düşük bir malda kesilmez. " Bunlar şöyle demişlerdir: İbn Abbas (r.a.) ile Abdullah b. Amr zırhın fiyatını İbn Ömer (r.a.)'tan farklı söylemişlerdir. İhtiyat ise en çok miktarın esas alınmasını gerektirmektedir. Çünkü had cezaları şüphelerle düşürülür.

Seleften bazıları da hırsızın elinin on dirhem veya bir dinar veyahut bunlardan birinin kıymetinde olan bir mal çalmasında kesileceği görüşündedirler. Bu Hz. Ali (r.a.), İbn Mes'ud (r.a.), İbrahim en-Nehai ve Ebu Cafer el-Bakır'dan rivayet edilmiştir. (Allah hepsine merhamet etsin). Seleften bazıları, "Beş dinar veya elli dirhemde kesilir" demişlerdir. Bu da Said b. Cübeyr (rh.a)'ten rivayet edilmiştir.

 

Cumhur, Zahirilerin tutundukları "Hırsız bir yumurta çalar da eli kesilir, bir iplik çalar da eli kesilir" hadisine bazı cevaplar vermişlerdir:

 

Bir: Bu Aişe (r.anha) hadisiyle neshedilmiştir. Fakat bu cevap tatmin edici değildir. Çünkü böyle bir iddiada tarihlerin söylenmesi şarttır.

 

İki: Buradaki "beyda" (yumurta)dan kasıt demir miğfer, ipten kasıt da gemi halatıdır. Buhari ve başkalarının rivayetine göre A'meş böyle söylemiştir.

Üç: Bu şeyleri çalmak kişinin gittikçe elinin kesileceği miktara doğru ilerlemesine sebeptir.

 

Ayrıca bunun cahiliye döneminde uygulananı haber verme olması da mümkündür. Çünkü onlar az ve çokta, her hırsızlıkta el kesiyorlardı. Bu hadiste de hırsıza, değerli elini değersiz ve alçak işlere bulaştırmasından dolayı lanet edilmiştir.

 

Fakihler şunu anlatırlar: Ebu Ala el-Maarri Bağdad'a geldiğinde onun, hırsızlığın nisabının çeyrek dinar olduğunu söyleyen fakihleri tenkit ettiği haberi her tarafa yayılmıştı. Bu konuda cahilliğini ve aklının kıtlığını ortaya koyan bir de şiir yazmış, şöyle demişti:

 

Diyeti beş yüz altın olan el, Çeyrek dinarda nasıl kesilir?

Öyle bir çelişki ki tek yapacağımız. sükuttur.

Bir de cehennemden Rabbimize sığınmak.

Bunu söyleyince Ve insanlar arasında yayılınca fakihler onu çağırdılar, fakat o kaçtı. Bazıları onun şiirine cevap verdiler. Onlardan biri Kadı Abdulvahhab el-Maliki'dir (rh.a) ki o şöyle demiştir:

El emin iken değerliydi, Hainlik yapınca değerini yitirdi.

Biri de şöyle demiştir: Bu son derece hikmetli, maslahata ve büyük şeriatın sırlarına uygundur. Çünkü, saldırı yoluyla insanlara zarar gelmemesi için (diyette) ele beş yüz dinar gibi büyük bir kıymet biçilmesi uygun olmuştur. Hırsızlıkta ise insanlar hırsızlığa cür' et etmesinler diye el kesme nisabının çeyrek dinar olarak belirlenmesi uygun düşmüştür. Bu, akıl sahipleri nezdinde hikmetin ta kendisidir.

 

Bu yüzden Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Yaptıklarının cezası ve Allah'tan bir azap olmak üzere ellerini kesin. Allah izzetlidir ve hikmet sahibidir." Yani insanların mallarını elleriyle alarak yaptıkları bu çirkin hareketlerinin cezası olarak bunu yaparken yardımına başvurduğu uzvun kesilmesi uygundur ..... (Allah'tan bir azap olarak), yani, Allah'ın işledikleri cürümden dolayı ellere azabı olarak. "Allah" intikamında "izzetlidir", emir ve nehyinde, şeriat ve kaderinde "hikmet sahibidir."

 

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Kim (bu) haksız davranışından sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir." Yani, kim hırsızlığından sonra tevbe eder ve Allah'a dönerse Allah (c.c) onunla kendisi arasındaki ilişkide tevbesini kabul eder. Çalınan malların ise, ya kendilerinin veya bedellerinin sahiplerine iade edilmesi gerekir. Fakat İmam Ebu Hanıfe, "Eli kesilirse ve çaldığı malı da harcayıp tüketmişse bedelini vermez" demiştir.

 

 

[2635] Nitekim Darekutni Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir; Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e kadifeden yapılmış ihram çalan biri getirildi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ben onun hırsızlık yaptığını sanmıyorum" dedi. O "Çaldım ya Rasulallah!" deyince Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bunu götürün ve elini kesin. Sonra (kanın kesilmesi için) dağlayın, daha sonra bana getirin" buyurdu. Eli kesilip Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e getirildi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Allah'a tevbe et" dedi. "Allah'a tevbe ettim" deyince Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Allah da tevbeni kabul etti" buyurdu. Bu başka bir tarikle de mürselolarak rivayet edilmiştir ki Ali b. el-Medını ile İbn Huzeyme mürselolduğunu tercih etmişlerdir.

 

 

[2636] İbn Mace, İbn Lehia'nın bulunduğu bir senetle Salebe elEnsar'i'den şöyle rivayet etmiştir: Amr b. Semure b. Habib (r.a.) Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e gelerek, "Ya Rasulallah! Ben filanoğulları kabilesinin bir devesini çaldım, beni temizle" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) durumu öğrenmek için onlara haber gönderdi. "Evet, biz bir devemizi kaybettik" dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) emretti ve eli kesildi. Sa'lebe der ki: Onu eli yere düşerken duydum, şöyle diyordu: "Beni senden temizleyen Allah'a hamdolsun; sen bedenimi cehenneme sokmak istemiştin!"

 

 

[2637] İmam Taber'i, Abdullah b. Amr (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bir kadın bir ziynet eşyası çaldı. Eşyası çalınanlar gelerek, "Ya Rasulallah! Bu kadın malımızı çaldı!" dediler. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kadının sağ elini kesin" buyurdu. Kadın, "Benim için bir tevbe imkanı var mı?" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "(Öyle yaparsan) günahların bakımından annenden doğduğun günkü gibi olursun" buyurdu. Bunun üzerine Allah (c.c), "Kim (bu) haksız davranışından sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir" ayetini nazil etti. 

 

 

[2638] Bunu İmam Ahmed b. Hanbel daha uzun haliyle şöyle rivayet etmiştir. Abdullah b. Amr'dan rivayet edilmiştir: Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zamanında bir kadın hırsızlık yaptı. Mallarını çaldığı kimseler onunla geldiler ve "Ya Rasulallah! Bu kadın malımızı çaldı" dediler. Kadının kabilesi, "Fidye verelim" dedi, fakat Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kadının elini kesin" buyurdu. Onlar, "Beşyüz dinar fidye verelim" dediler. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yine, "Elini kesin" buyurdu. Onlar "Biz beşyüz dinar fidye verebiliriz" dedilert Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yine, "Elini kesin" buyurdu ve kadının sağ eli kesildi. Kadın, "Ya Rasulallah! Benim için herhangi bir tevbe imkanı var mı?" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Evet. Sen günah bakımından bugün, annenin seni doğurduğu gündeki gibisin (olursun)" buyurdu. Bunun üzerine Allah (c. c) Maide suresindeki, "Kim (bu) haksız davranışından sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir" ayetini nazil etti. Mahzumlu hırsızlık yapan kadın işte budur. 

 

 

[2639] Kadının hikayesi Buhari ve Müslim'de de yer almaktadır; Zühri, Urve'den, o da Aişe (r.anha)'dan şöyle nakletmiştir: Kureyşliler Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) döneminde Mekke'nin Fethi gazvesinde hırsızlık yapan kadının tasasını çekiyorlar, "Bu konuda Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile kim konuşur?" diyorlardı. Sonunda, "Buna Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in habibi Üsame b. Zeyd'den başkası cesaret edemez" dediler. Kadın Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e götürüldü ve Üsame b. Zeyd onun hakkında Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile konuştu. Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in rengi değişti ve "Allah'ın had cezalarından bir ceza hakkında mı aracılık yapıyorsun?" dedi. Üsame b. Zeyd, "Benim için istiğfar et ya Rasulallah!" dedi. Yatsı vakti Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kalkıp bir konuşma yaptı. Allah'a layık olduğu şekilde övgü yaptıktan sonra şöyle buyurdu: "Sizden öncekileri helak eden şuydu: Onlardan soylu biri hırsızlık yaptığında ona dokunmazlar, güçsüz biri hırsızlık yaptığında ise onu cezalandırırlardı. Canımı elinde tutan Allah'a andolsun ki Muhammed'in kızı Fatıma hırsızlık yapmış olsa bile onun elini keserdim. " Sonra hırsızlık yapan kadının elinin kesilmesini emretti ve kadının eli kesildi. Aişe (r.anha) der ki: Kadın tevbesinde iyi ve samimi oldu. Sonra evlendi. Sonraları bize gelir ve ihtiyacını Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e arz ederdi. Bu Müslim'in rivayetindeki ifadedir. Ona ait başka bir rivayette ise Aişe (r..anha) şöyle der: Mahzum kabilesinden bir kadın bir eşyayı ödünç alır, sonra inkar ederdi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) elinin kesilmesini emretti. 

 

 

[2640] İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet edilmiştir: Mahzum kabilesinden bir kadın komşularının diliyle ödünç eşya alır, sonra inkar ederdi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) elinin kesilmesini emretti. Bunu Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud ve Nesai rivayet etmiştir. İfade Nesai'nin rivayetindekidir.

 

 

[2641] Nesai'nin başka bir rivayetindeki ifade ise şöyledir: Bir kadın insanlar adına ödünç ziynet eşyası alır sonra kendisine ayırırdı. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bu kadın Allah (c.c) ve Rasulü'ne tevbe etsin ve insanlardan aldıklarını teslim etsin" buyurdu. Sonra (buna hala devam edince) "Ey Bilal, kalk ve elini tutup kes" buyurdu. Hırsızlığın hükmü konusunda birçok hadis gelmiştir ki bunlar Allah'a hamd ve senalar olsun "el-Ahkam" kitabımızda vardır.

 

Sonra Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Bilmez misin ki göklerde ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah'a aittir" Yani, bunların hepsinin sahibi ve hepsinde hükmeden Allah'tır. O'nun (c.c) hükmünü bozacak hiçbir güç (şahıs) yoktur. O (c.c) dilediğini kolaylıkla yapar.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

41. Ey Peygamber! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla "iman ettik" diyen kimselerden ve Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler ve sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler; kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının! derler. Allah bir kimseyi fitneye düşürmek isterse sen onun için Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlara dünyada rezillik vardır ve ahirette onlar için büyük bir azap vardır.

42. Hep yalana kulak verir, durmadan haram yerler. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen aralarında adaletle hükmet. Allah adil olanları sever.

43. İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında olduğu halde nasıl seni hakem kılıyorlar da, sonra bunun ardından yüz çevirip gidiyorlar? Onlar inanmış kimseler değildir.

44. Biz, içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat'ı indirdik. Kendilerini (Allah'a) vermiş peygamberler onunla Yahudiler arasında hükmederlerdi. Allah'ın Kitab'ını korumaları kendilerinden istendiği için Rablerine teslim olmuş zahitler ve bilginler de (onunla hükmederlerdi). Hepsi ona (hak olduğuna) şahitlerdi. Şu halde (Ey Yahudiler ve hakimler!) İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir.