|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Maide Suresi 41 – 44.ayetler |
Münafıklarla
Yahudilerin Küfre Doğru Koşuşmaları, Yahudilerin Tevrat'ın Hükümlerine Karşı
Tutumları:
41. Ey Peygamber!
Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla "iman ettik" diyen kimselerden
ve Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak
verirler ve sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak verirler; kelimeleri
yerlerinden kaydırıp değiştirirler. Eğer size şu verilirse hemen alın, o
verilmezse sakının! derler. Allah bir kimseyi fitneye düşürmek isterse sen onun
için Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek
istemediği kimselerdir. Onlara dünyada rezillik vardır ve ahirette onlar için
büyük bir azap vardır.
42. Hep yalana kulak
verir, durmadan haram yerler. Sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver,
ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar
veremezler. Ve eğer hüküm verirsen aralarında adaletle hükmet. Allah adil
olanları sever.
43. İçinde Allah'ın
hükmü bulunan Tevrat yanlarında olduğu halde nasıl seni hakem kılıyorlar da,
sonra bunun ardından yüz çevirip gidiyorlar? Onlar inanmış kimseler değildir.
44. Biz, içinde
doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat'ı indirdik. Kendilerini (Allah'a)
vermiş peygamberler onunla Yahudiler arasında hükmederlerdi. Allah'ın Kitab'ını
korumaları kendilerinden istendiği için Rablerine teslim olmuş zahitler ve
bilginler de (onunla hükmederlerdi). Hepsi ona (hak olduğuna) şahitlerdi. Şu
halde (Ey Yahudiler ve hakimler!) İnsanlardan korkmayın, benden korkun.
Ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Kim Allah'ın indirdiği
(hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir.
Tefsiri:
Bu ayet-i kerimeler
küfürde yarış eden, Allah'a (c.c) ve Rasulü'ne (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
itaatten çıkan, kendi görüş ve hevalarını Allah'ın şer'i kurallarının önüne
geçiren kimseler hakkında nazil olmuştur. "Ey Peygamber! Kalpleri iman
etmediği halde ağızlarıyla 'iman ettik' diyen kimselerden", yani kalpleri
harap ve boş olduğu halde dilleriyle iman etmiş gibi gözüken kimseler -ki
bunlar münafıklardır- "ve" İslam ve Müslümanların düşmanları
"Yahudilerden" yani hem münafıklardan hem Yahudilerden "küfürde
yarışanlar seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verirler" ona göre
davranır ve tepki gösterirler "ve sana gelmeyen (bazı) kimselere kulak
verirler." Yani: Ey Muhammed! Senin sohbetlerine hiç gelmeyen başka
birilerinin sözlerine (inanıp ona) göre hareket ederler. Şu mana da
verilmiştir: Sözü işitir ve yanına gelmeyen düşmanlarına götürürler.
"Kelimeleri yerlerinden kaydırıp değiştirirler. " Anladıkları halde
bile bile onları ifade etmediği manayla te'vil eder ve anlamını değiştirirler.
"Eğer size şu verilirse hemen alın, o verilmezse sakının, derler."
Kimileri şöyle demiştir: Ayet bazı Yahudiler (Allah onları kahretsin) hakkında
nazil olmuştur. Bunlar "Gelin de Muhammed'in hükmüne gidelim. Eğer diyetle
hükmederse söylediğini alın, kısasa hükmederse onu dinlemeyin" demişlerdi.
Fakat doğru olan bu ayetin zina eden iki Yahudi hakkında nazil olduğudur.
Bunlar Allah'ın ellerindeki kitabında yazılı "evli iken zina edenin recm
edileceğini emredici" ayetini değiştirmişler ve tahrif etmişler,
aralarında anlaşarak yüz değnek vurma, yüzünü ateşle siyaha boyama ve bir merkebe
ters bindirilip dolaştırmaya dönüştürmüşlerdi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'in hicretinden sonra bu olayolunca, "Gelin de onun hakemliğini
başvuralım. Eğer sopa ve yüzü ateşle siyahlaştırmaya hükmederse alın ve hükmünü
Allah ile aranızda hüccet yapın. Böylece Allah'ın peygamberlerinden biri
aranızda böyle hüküm vermiş olur. Ama recm hükmünü verirse sözüne uymayın"
dediler. Bu konuda hadisler vardır:
[2642] İmam Malik, Nafi'
kanalıyla Abdullah b. Ömer (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: Yahudiler Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e gelerek kendilerinden bir adamla bir
kadının zina ettiğinden söz ettiler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "Siz recm hakkında Tevrat'ta ne buluyorsunuz?" diye sordu.
Onlar, "Biz zina edenleri teşhir ederiz. Bir de sopayla dövülürler"
dediler. Abdullah b. Selam onlara, "Yalan söylüyorsunuz. Tevrat'ta recm
vardır" dedi. Bunun üzerine Yahudiler Tevrat'ı getirdiler ve açtılar.
İçlerinden birisi elini recm ayetinin üzerine koyup kapattı, ondan önceki ve
sonraki ayetleri okumaya başladı. Abdullah b. Selam ona "elini
kaldır" dedi. Bir de baktılar ki recm ayeti elinin altında. Yahudiler
"Ey Muhammed! Abdullah b. Selam doğru söyledi; gerçekten Tevrat'ta recm
ayeti vardır" dediler. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) bu iki kişinin recm edilmesini emretti ve recm edildiler. Abdullah b.
Ömer, "Ben, recm edilirken erkek Yahudi'nin taşlardan korumak için kadının
üzerine kapandığını gördüm" demiştir. Bunu Buhari ve Müslim rivayet
etmiştir, bu Buhari'nin rivayetindeki ifadedir. Onun başka bir rivayetindeki
ifade ise şöyledir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Yahudilere
"Sizler zina edenlere ne yaparsınız?" diye sordu. Onlar, "Bizler
onların yüzlerine kömür sürüp karartır ve onları (bir merkep üzerine ters
bindirip sokaklarda dolaştırmak suretiyle) aşağılarız" dediler. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Eğer doğru sözlü iseniz o zaman Tevrafı
getirip okuyun" (Al-i İmran, 93) ayetini okudu. Yahudiler Tevrat'ı
getirdiler ve kendisinden razı bulundukları bir adama, "Ya A'ver!
Oku!" dediler. O da Tevrat'tan recm ayetine kadar okudu ve oranın üstüne
elini koydu. (Abdullah b. Selam ona) "Elini onun üstünden kaldır!"
dedi. O da elini kaldırdı. Bir de baktılar ki orada recm ayeti parlayıp
durmakta. Bunun üzerine Abdullah b. Selam "Ya Muhammed! Tevrat'ta taşlama
(recm) cezası vardır. Fakat bizler recm ayetini aramızda gizliyorduk"
dedi. Akabinde Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zina edenlerin taşa
tutularak recm edilmelerini emretti. İbn Ömer, "Ben onların recm
edilmelerini gördüm. Erkek, kadını taşlardan korumak için üzerine
eğiliyordu" demiştir.
Müslim'in rivayetinde
şöyle geçmektedir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e zina etmiş Yahudi
bir erkek ile Yahudi bir kadın getirildi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) çıkıp Yahudilerin yanına gitti ve "Tevrat'ta zina edenler hakkında
ne buluyorsunuz?" diye sordu. "İkisinin yüzünü siyaha bayarız. Bir
bineğe yüzleri arkaya dönük olarak bindirir ve gezdiririz" dediler. Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Eğer doğru sözlü iseniz o zaman
Tevrat'ı getirip okuyun" dedi. Bunun üzerine Tevrat'ı getirip okudular.
Recm ayetine geldiğinde okuyan genç elini recm ayetinin üzerine koydu ve iki
eli arasındaki kısım ile gerisini okudu. Abdullah b. Selam Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikteyken O'na (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "Ona emret de elini kaldırsın" dedi. Elini kaldırınca
baktılar ki altında recm ayeti! Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
ikisinin de recm edilmesini emretti ve recm edildiler. Abdullah b. Ömer (r.a.)
der ki: Onu taşlayanlar arasında ben de vardım. Adamı, kendisini siper ederek
kadını taşlardan korumaya çalışırken gördüm.
[2643] Ebu Davud İbn Ömer
(r.a.)'tan şöyle nakleder: Bir grup Yahudi gelerek Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'i Kuff denen yere çağırdılar. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)' de gitti. Mekteplerine varınca, "Ey Ebu Kasım, bizden
bir adam bir kadınla zina etti. Sen bize bu konuda hüküm ver" dediler. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e de bir minder verdiler. Üzerine
oturdu ve "Bana Tevrat'ı getirin" buyurdu. Getirilince altındaki
minderi aldı ve üzerine Tevrat'ı koydu. "Sana ve seni indirene
inandım" dedi. Ardından, "Bana en bilgininizi getirin" buyurdu.
Delikanlı bir genç getirdiler. Ravi gerisini İmam Malik'in Nafi'den rivayetine
benzer şekilde anlatmıştır.
[2644] Zühri der ki: Biz
Said b. Müseyyeb'in yanında iken Müzeyne kabilesinden ilme uyan ve onu kavrayan
bir adamdan şöyle işittim: Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet edildi:
Yahudiler bir adam bir kadınla zina etti. Birbirlerine, "O peygambere
gidin. Zira, o kolay hükümlerle gönderilmiştir. Bize recmden daha hafif bir
hükümle fetva verirse kabul ederiz ve Allah katında da onu öne sürer ve 'Senin
peygamberlerinden birinin fetvası' deriz dediler. Sonra Rasul-i Ekrem
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e geldiler. Rasul-i Ekrem mescitte ashabıyla
oturuyordu. "Ey Ebu Kasım, zina eden erkek ve kadın hakkında ne
dersin?" dediler. Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onların
mekteplerine varıncaya kadar onlarla bir kelime olsun konuşmadı. Sonra kapının
önünde durdu ve "Tevrat'ı Musa (a.s)'a gönderen Allah'ın adına soruyorum;
evliyken zina eden bir kimsenin cezasını Tevrat'ta ne olarak
buluyorsunuz?" buyurdu. "Yüzü kömürle boyanır, tecbih edilir ve
sopayla dövülür" dediler. (Tecbih; zina edenlerin bir merkebe sırt sırta
gelecek şekilde bindirilip dolaştırılmalarıdır.) Onlardan bir genç ise
susuyordu. Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu suskun görünce
ısrarla yemin ettirdi. Sonunda genç, "Bize yemin verdirdiğin için
söylüyorum; biz Tevrat'ta recmi görüyoruz" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "Bu sizin Allah'ın emri hususunda ilk yumuşatıp
kolaylaştırma çabanız değildir" buyurdu. Genç şöyle dedi: Krallarımızdan
biriyle akrabalığı bulunan birisi zina etmişti ve kral ona recm cezasını
geciktirdi. Bunun hemen akabinde başka bir adam daha zina etti. Kralonu
recmetmek isteyince adamın kavmi buna engeloldular ve "Adamını getirip
recm etmedikçe bizim adamımız da recm edilemez" dediler. Sonunda bu
cezanın kaldırılması üzerine aralarında anlaştılar." Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Öyleyse ben Tevrat'takiyle
hükmediyorum" buyurdu. Emretti ve onlar recmedildiler. Zühri der ki: Bize
ulaşan bilgiye göre "Biz, içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde
Tevrat'ı indirdik. Kendilerini (Allah'a) vermiş peygamberler onunla Yahudiler
arasında hükmederlerdi" ayeti bu olay üzerine nazil oldu. Dolayısıyla Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlardan biriydi. Bunu Ahmed b. Hanbel,
Ebu Davud (ki rivayet onundur) ve Taberi rivayet etmişlerdir.
[2645] İmam Ahmed b.
Hanbel, Bera b. Azib (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi
ve Sellem)'in yanından yüzü karaya boyanmış ve sopa atılmış bir adam götürüldü.
Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) götürenleri çağırdı ve "Siz
kitabınızda zina edenin cezasını böyle mi buluyorsunuz?" diye sordu.
"Evet" dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
bilginlerinden birini çağırttı ve "Tevrat'ı Musa (a.s)'a indiren Allah
adına soruyorum; siz kitabınızda zina edenin cezasını böyle mi
buluyorsunuz?" dedi. O, "Vallahi hayır. Bana yemin verdirmeseydin
söylemeyecektim. Biz kitabımızda zinanın cezasını recm olarak görüyoruz. Fakat
eşrafımızdan zina edenler çoğalmıştı. Biz de eşrafımızdan birini yakalarsak
bırakır, güçsüz birini yakalarsak ona ceza uygulardık. Sonunda, "Gelin de
hem soylu hem sıradan kişiye uygulayacağımız bir ceza belirleyelim" dedik.
Nihayet yüzü siyaha boyamak ve sopa vurmak üzerinde toplu karar kıldık"
dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), ''Allah'ım!
Bunlar öldürdülerse bu emrini ilk ihya eden benim" dedi. Sonra emir verdi
ve ikisi de recmedildi. Bunun üzerine Yüce Allah, "Ey Peygamber! Kalpleri
iman etmediği halde ağızlarıyla 'iman ettik' diyen kimselerden ve Yahudilerden
küfürde yarışanlar seni üzmesin ... " buyruğunu indirdi.
"Eğer size şu
verilirse hemen alın, o verilmezse sakının, derler." Yani,
"Muhammed’e gidin. Eğer size yüz karartma cezası verirse alın. Recm cezası
verirse ondan geri durun" derler. "Kim Allah'ın indirdiği (hükümler)
ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir" ayeti de, "Kim
Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta
kendileridir" ayeti de Yahudiler hakkında nazil oldu. "Kim Allah'ın
indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta
kendileridir" ayeti ise tüm kafirler hakkında nazil oldu. Bunu Buhari
rivayet etmeyip Müslim rivayet etmiştir. Ayrıca Ebu Davud, Nesai ve İbn Mace
birçok kanalla A'meş kanalıyla rivayet etmişlerdir.
[2646] İmam Humeydi,
Müsned'inde, Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan şöyle nakleder: Fedek halkından bir
adam zina etti. Fedekliler Medine'deki Yahudilere, "Bunu Muhammed'e sorun.
Eğer size sopayı emrederse alın, recmi emrederse almayın" dediler.
Medineli Yahudiler de Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e sordular.
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bana sizin en bilginlerinizden
iki kişi gönderin" buyurdu. İbn Suriya adında tek gözü kör bir adamla
başka bir adam getirdiler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara,
"Siz kavminizin en bilginleri misiniz?" diye sordu. "Evet,
kavmimiz bizi bunun için çağırdı" dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "Sizde Allah'ın hükmü yazılı bulunan Tevrat yok
mu?" diye sordu. "Evet, var" dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "Denizi İsrailoğulları için yaran, sizi bulutla
gölgeleyen, Firavun'un adamlarından kurtaran ve İsrailOğullarına kudret helvası
ve bıldırcın indiren Allah’ın hakkı için doğru söyleyin; kitabınızda recm
hakkında ne buluyorsunuz?" diye sordu. Birbirlerine, "Daha önce hiç
böyle bir şeyle yemin ettirilmedik" dediler. İkisi birden, "Onda şunu
görüyoruz; bakmak bir tür zina, sarılmak bir tür zina ve öpmek bir tür zinadır.
Eğer dört kişi birisinin sürme çöpünün sürmedanlığa girişi gibi girip
çıkardığını görürse, onun recmedilmesi gerekir" dediler. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "İşte kastettiğim odur" buyurdu. Sonra
emretti ve adam recmedildi. Bunun üzerine, "Sana gelirlerse, ister
aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen
sana hiçbir zarar veremezler. Ve eğer hüküm verirsen aralarında adaletle
hükmet. Allah adil olanları sever" ayeti nazil oldu. Bunu Ebu Davud ve İbn
Mace de Mücahid'in benzer lafızla nakliyle rivayet etmişlerdir.
[2647] Ebu Davud'un
rivayetinde Cabir (r.a.) şöyle demiştir:
Yahudiler zina etmiş bir
erkek ile kadını getirdiler. Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Sizden en bilgin iki adam getirin" buyurdu. Onlar da Surya'nın iki
oğlunu getirdiler. Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onlara yemin
verdirerek "Bunların Tevrat'taki durumunu nasıl görüyorsunuz?" diye
sordu. "Tevrat'ta şöyle görüyoruz; dört kişi adamın organını kadının
organında sürmedanlıktaki sürme çöpü gibi gördüğüne şahitlik ederse adamla
kadın recmedilider" dediler. Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Onları recmetmenizi engelleyen şey nedir?" diye sordu. "Güç ve
nüfuzumuz gidince öldürme cezasını uygulamak istemedik" dediler. Rasul-i
Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şahitleri çağırttı. Onlar da dört kişi
getirdiler. Şahitler adamın organını kadının organında sürmedanlıktaki sürme
çöpü gibi gördüklerine şahitlik ettiler. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) onların recmedilmesini emretti. Ebu Davud daha sonra bunu
Şa'bı ve İbrahim en-Nehai’den mürselolarak rivayet etmiştir, fakat onda
"Şahitleri çağırttı, onlar da şahitlik ettiler" ifadesi yoktur.
Bu hadisler Rasul-i
Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Tevrat'ın hükmüne uygun şekilde
hükmettiğini göstermektedir. Bu onları doğru olduğuna inandıkları şeriata
uymaya mecbur bırakmak türünden değildir. Çünkü onlar kesin bir şekilde
Muhammedi Şeriat'a uymakla emrolunmuşlardır. Fakat bu, Allah'ın (c.c) Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e özel vahyiyle olmuştur. Onlara
sormasındaki maksat ise ellerindeki kitapta bulunan ve uzun bir dönem boyunca
gizlemek, inkar etmek ve uygulamamakta ittifak ettikleri hükmü kendilerine
itiraf ettirmekti. Onlar da kendileri farklı yaptıkları halde hükmün Tevrat'ta
böyle olduğunu itiraf ederek, aslında azgınlıklarının, inatlarının ve ellerinde
bulunan kitapta doğru olduğuna inandıkları hususları yalanlamalarının, onu
bırakıp Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hükmüne başvurmalarının
sebebinin Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in doğru hükmettiğine
inanmaları, değil sadece kendi görüşlerine uyması ümidi olup, bunun tamamen
heva ve heveslerinden kaynaklandığını itiraf etmiş oldular. Nitekim o yüzden
şöyle demişlerdi: "Eğer size şu" sopa vurma ve yüzü ateşle karartma
cezası "verilirse hemen alın", yani kabul edin, "o verilmezse"
kabul etmekten ve uymaktan "sakının!"
Yüce Allah devamla şöyle
buyuruyor: "Allah bir kimseyi fitneye düşürmek isterse sen onun için
Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek
istemediği kimselerdir. Onlara dünyada rezillik vardır ve ahirette onlar için
büyük bir azap vardır. Hep yalana" asılsız şeylere "kulak verir,
durmadan haram yerler"
Suht'tan kasıt haramdır.
İbn Mes'ud (r.a.) ve başka birçok kişiye göre ise kasıt rüşvettir. Yani, Allah
(c.c) bu vasıflardaki kişinin kalbini nasıl temizler, onun isteklerine nasıl
icabet eder?
Yüce Allah daha sonra
Peygamber'ine (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor: "Onlar"
aralarında hüküm vermen için "sana gelirlerse ister aralarında hüküm ver,
ister onlardan yüz çevir." Yani hükmetmediğinde sana hiçbir mesuliyet
yoktur. Çünkü, onlar seni hakem yaparken niyetleri hakka uymak değildir.
Bilakis, onlar heva ve arzularına uyana göre hareket edecekler. İbn Abbas
(r.a.), Mücahid, İkrime, Hasan-ı Basrl, Katade, Süddi, Zeyd b. Eslem ve Ata'
el-Horasani şöyle demişlerdir: Bu ayet, "Aralarında Allah'ın indirdiğiyle
hükmet" ayetiyle neshedilmiştir. Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor:
"Ve eğer hüküm verirsen aralarında adaletle hükmet." Kıst; hak ve
adalet demektir. Yani, onlar her ne kadar adaletten çıkan zalimler olsalar da
sen hak ve adaletle hükmet.
Yüce Allah daha sonra
onların, kıyamete kadar hükümlerine uymakla emrolunduklarını iddia ettikleri ve
doğru olduğuna inandıkları kitabı terk edip ve onun hükmünden çıkıp vakıada
batıl ve kendileri için bağlayıcı olmadığına inandıkları şeye başvurmalarını
tenkit ederek şöyle buyuruyor: "İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat
yanlarında olduğu halde nasıl seni hakem kılıyorlar da, sonra bunun ardından
yüz çevirip gidiyorlar? Onlar inanmış kimseler değildir. "
Sonra kulu ve elçisi
Imran oğlu Musa (a.s)'a gönderdiği Tevrafı överek şöyle buyuruyor: "Biz,
içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrafı indirdik. Kendilerini
(Allah'a) vermiş peygamberler onunla Yahudiler arasında hükmederlerdi.
"Yani, onun hükmünden çıkmaz, onda hiçbir değiştirme ve tahrif
yapmazlardı. "Rabbe kulolanlar", "rabbaniler", yani abid
alimler "ile bilginler de", "ahbar", yani alimler,
"Allah'ın kitabından kendilerine bırakılanla" , yani açıklamak ve
amel etmekle emrolundukları kendilerine emanet bırakılmış ayetlerle
"hükmederlerdi. Hepsi ona (hak olduğuna) şahitlerdi. Şu halde (Ey
Yahudiler ve hakimler!) İnsanlardan korkmayın, benden korkun. Ayetlerimi az bir
bedel karşılığında satmayın. Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse
işte onlar kafirlerin ta kendileridir."
Bu Ayet-i Kerimelerin
Başka Bir Nüzul Sebebi:
[2648] İmam Ahmed b.
Hanbel, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Yüce Allah, "Allah'ın
indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta
kendileridir" ve "İşte onlar zalimlerin ta kendileridir",
"İşte onlar fasıkların ta kendileridir" buyurdu. Yüce Allah bu
ayetleri Yahudilerden iki grup hakkında nazil etmiştir. Cahiliyye döneminde
bunlardan biri diğerini yenilgiye uğratmış, sonunda güçlü olan tarafın öldürdüğü
kimsenin diyetin’in 50 vesk (bir vesk yaklaşık kg.), zayıf tarafın öldürdüğü
kimsenin diyetinin ise 100 vesk olması üzerinde anlaşıp barış yapmışlardı. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Medine'ye gelince, O'nun gelişinden
dolayı iki taraf da zayıf ve zelil duruma düştü. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) bu dönemde onlarla barış halindeyken onlardan hiçbirinin
diğeri üzerinde hakimiyet kurmasına izin vermedi. Bu arada güçsüz kabileden
biri kuvvetli kabileden birini öldürdü. Güçlü olan kabile, "Bize yüz vesk
gönderin" diye haber gönderdiler. Güçsüz taraf, "Dinleri bir, soyları
bir ve beldeleri bir olan iki kabile arasında bir kabilenin diyetinin diğer
kabilenin diyetinin yarısı olması mümkün müdür? Biz o hakkı size sadece güçsüz
olduğumuzdan ve sizden korktuğumuzdan dolayı vermiştik. Muhammed geldiğine göre
size onu vermeyeceğiz" dediler. Neredeyse aralarında savaş çıkacaktı.
Sonunda Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’i aralarında hakem yapmaya
karar verdiler. Güçlü taraf kendi aralarında şöyle konuşurken şöyle dediler:
"Vallahi, Muhammed onlardan size sizden ona verdirdiğinin iki katını
verdirecek değildir. Gerçekten doğru söylüyorlar; onlar daha önce ancak bizden
korktuklarından ve mecbur olarak vermişlerdi. Siz hileli yollarla Allah
Resulü'nün görüşünü öğrenmeleri için münafıkları gönderin." Münafıklar
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelince Allah (c.c) hepsinin
durumunu ve ne yapmak istediklerini O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem) haber
verdi. Bunun üzerine Yüce Allah, "Ey Peygamber! Kalpleri iman etmediği
halde ağızlarıyla 'iman ettik' diyen kimselerden ve Yahudilerden küfürde
yarışanlar seni üzmesin .... Kim Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezse onlar
fasıkların ta kendileridirler" (Maide: 41-47) ayetlerini nazil etti.
Vallahi bu ayetler onlar hakkında nazil oldu ve Allah (c.c) bilhassa onları
kastetti. Bunu Ebu Davud, İbn Ebi Zinad'ın, babasından, benzer lafızla nakliyle
rivayet etmiştir.
[2649] İmam Taberi, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Maide suresindeki, "Sana
gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir .... Allah
adil olanları sever" ayetleri Nadiroğulları ve Kurayzaoğullarındaki diyet
konusunda nazil oldu. Zira, Nadiroğulları soylu sayılıp tam diyet ödenirken Kurayzaoğullarına
yarım diyet ödenirdi. Derken bu konuda aralarında hüküm vermesi için Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e geldiler. İşte Allah (c.c) bu ayetleri onlar
hakkında nazil etti. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onları bu
konuda hak olana yönlendirdi ve bu konudaki diyeti eşit yaptı. Bunlardan
hangisinin doğru olduğunu Allah (c.c) bilir. Bunu Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud ve
Nesai de İbn İshak kanalıyla benzer bir ifadeyle rivayet etmişlerdir.
[2650] İmam Taberi sonra
İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: (Medine'de) Kurayza ile
Nadiroğulları kabilesi vardı ve Nadiroğulları Kurayza'dan daha soyluydu.
Kurayzaoğullarından bir adam Nadiroğullarından bir adamı öldürüldüğünde
onlardan biri öldürülür, Nadiroğullarından biri Kurayzaoğullarından birini
öldürdüğünde ise diyet olarak onlara yüz vesk (20 tona yakın) hurma verirlerdi.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), peygamber olarak gönderildiği dönemde
Nadiroğullarından bir adam Kurayzaoğullarından bir adamı öldürdü.
Kurayzaoğulları, "Bize malımızı ödeyin" dediler, fakat onlar
"Sizinle aramızdaki hakem Allah Resulü olsun" dediler.
Bunun üzerine,
"Sana gelirlerse, ister aralarında Haküm ver, ister onlardan yüz çevir ...
Allah adil olanları sever" ayeti nazil oldu. Bunu Ebu Davud, Nesai, İbn
Hibban ve Hakim, el-Müstedrek'te, Ubeydullah b. Musa'nın benzer bir ifadeyle
nakliyle rivayet etmişlerdir. Katade, Mukatil b. Hayyan, İbn Zeyd ve daha
başkaları da böyle demişlerdir.
Avfi ve Ali b. Ebi Talha
ise İbn Abbas (r.a.)'tan bu ayetlerin daha önce geçen hadislerde ifade edildiği
gibi zina eden iki kişi hakkında nazil olduğunu rivayet etmişlerdir. Aynı
vakitte iki sebebin de tahakkuk etmesi ve ayetin hepsi hakkında nazil olması
mümkündür. Doğrusunu en iyi Allah bilir. O yüzden Yüce Allah daha sonra,
"Tevrat'ta onlara şöyle yazdık:
Cana can, göze göz,
buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). Yaralar da kısastır
(Her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi
için o keffaret olur ... " buyurmuştur. Bu ayet nüzul sebebinin kısas
meselesi olma ihtimalini güçlendirmektedir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Yüce Allah şöyle
buyuruyor: "Kim Allah’ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar
kafirlerin ta kendileridir." Bera b. Azib, Huzeyfe b. Yeman, İbn Abbas,
Ebu Miclez, Ebu Reca el-Utaridi, İkrime, Ubeydullah b. Abdullah, Hasan-ı Basri
ve başkaları, "Kitap ehli hakkında nazil oldu" demişlerdir. Hasan-ı
Basri, "O bize de vaciptir" diye eklemiştir. Abdurrezzak, Süfyan-ı
Sevri'den, o Mansur'dan, o da İbrahim en-Nehai'den şöyle nakleder: Bu ayetler
İsrailOğulları hakkında indi ve Allah (c. c) o hükümleri bu ümmet için de uygun
bulup razı oldu. Bunu Taberi rivayet etmiştir.
Taberi'nin rivayetine
göre Alkame ile Mesruk İbn Mes'ud (r.a.)'a rüşveti sordular. "Rüşvet
suht'tandır" dedi. "Peki hükümde rüşvet (Allah'ın indirdiğinden
farklı hüküm vermek için rüşvet alıp vermek) nedir?" dediler. "O
küfürdür" dedi. Sonra, "Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile
hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir" ayetini okudu. Süddi
"Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin
ta kendileridir" ayeti hakkında şöyle der: Yani, kim benim indirdiğim
hükümlerle hükmetmeyip onu kasten terk eder veya bile bile çiğnerse, yaptığı
şey küfürdür. Ali b. Ebi Talha, "Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile
hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir" buyruğu hakkında, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Kim Allah'ın indirdiği hükümleri inkar
ederse kafir olur. Kim kabul eder, fakat onunla hükmetmezse o zalim ve
fasıktır." Bunu Taberi rivayet etmiştir. İmam Taberi sonra ayetin kitap
ehli hakkında veya Allah'ın Kitabında indirmiş olduğu hükümleri inkar eden
kimseler hakkında olduğu görüşünü tercih etmiştir. Abdurrezzak da senediyle
Şa'bi'den şöyle nakleder: "Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile
hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta kendileridir" ayeti Müslümanlar için
inmiştir. Taberi Şa'bi'den şöyle nakleder: "Kim Allah'ın indirdiği
(hükümler) ile hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir" ayeti
Müslümanlar hakkında, "Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse
işte onlar fasıkların ta kendileridir" ayeti Yahudiler hakkında, "Kim
Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta
kendileridir" ayeti de Hristiyanlar hakkındadır. Bunu Hüşeym ve Süfyan-ı
Servi, Zekeriyya b. Ebi Zaide kanalıyla Şa'bi’den aynı şekilde rivayet
etmişlerdir. Abdurrezzak, İbn Tavus kanalıyla Tavus'tan şöyle nakleder: İbn
Abbas (r.a.)'a, "Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte
onlar kafirlerin ta kendileridir" ayeti soruldu, "O bununla küfretmiş
olur" dedi. Tavus'un oğlu der ki: Bu Allah'ı, meleklerini, kitaplarını ve
peygamberlerini inkar eden kafir gibi değildir. Süfyan-ı Sevri, İbn Cüreyc
kanalıyla Ata'dan şöyle nakleder: Bu (itikadi) küfürden başka bir küfür (yani,
ameli küfür), zulümden başka bir zulüm ve fasıklıktan başka bir fasıklıktır.
Bunu Taberi rivayet etmiştir. Veki', Süfyan'dan, o Said el-Mekki'den o da
Tavus'tan şöyle nakleder: "Kim Allah'ın indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse
işte onlar kafirlerin ta kendileridir." Bu dinden çıkaran bir küfür
değildir." İbn Ebi Hatim de Tavus kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle
nakleder:
"Kim Allah'ın
indirdiği (hükümler) ile hükmetmezse işte onlar kafirlerin ta
kendileridir" buyruğu hakkında şöyle nakleder: "Bu kafirlerin
gittikleri küfür yolu değildir. Bunu Hakim de Müstedrek'inde Süfyan b.
Uyeyne'nin nakliyle rivayet etmiş ve "Buhari ve Müslim tahric etmemiş
olsalar da onların şartlarını haiz bir hadistir" demiştir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |