İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Maide Suresi

82 – 86.ayetler

 

Kafirlerin Mü'minlere Düşmanlık Derecesi:

 

82. İnsanlar arasında iman edenlere en amansız düşmanların Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın. Onlar arasında iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da "Biz Hristiyanlarız" diyenleri bulacaksın. Çünkü bunların içinde keşişler ve rahipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar.

83. Rasule indirileni duydukları zaman, aşina oldukları gerçekten dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün. Derler ki: Rabbimiz! İman ettik, bizi (hakka) şahit olanlarla beraber yaz.

84. Rabbimizin bizi salihler arasına katmasını umup dururken niçin Allah'a ve bize gelen gerçeğe iman etmeyelim?

85. Söyledikleri (bu) sözden dolayı Allah Cennetleri mükafat olarak verdi. İyi davrananların mükafatı işte budur.

86. İnkar eden ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar Cehennemliklerdir.

 

Tefsiri:

 

Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:  Bu ayetler, Ebu Talib'in oğlu Cafer (r.a.) kendilerine Kur'an okuduğunda sakalları ıslanana kadar ağlayan Necaşi ve arkadaşları hakkında nazil oldu. Fakat bu görüş isabetli değildir. Çünkü bu ayet Medine' de inen ayetlerdendir, Cafer (r.a.) ile Necaşi arasında geçen olay ise hicretten önce olmuştur.

 

 

[2734] Said b. Cübeyr, Süddi ve başkaları şöyle demişlerdir: Bu ayetler Necaşi'nin, sözlerini dinlemeleri ve vasıflarını görmeleri için Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gönderdiği delege hakkında nazil oldu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunlara Kur’an okuduğunda Müslüman olmuşlar, ağlamış ve huşuya kapılmışlar, sonra Necaşi'nin yanına dönüp O'nun (Sallallahu aleyhi ve Sellem) durumunu haber vermişlerdi. Süddi der ki:

 

Necaşi de hicret ediyordu, fakat yolda vefat etti. Bunu Süddi'den başka kimse söylememiştir. Çünkü, Necaşı Habeşistan hükümdarıyken ölmüş, vefat ettiği gün Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabına bunu söylemiş, Habeşistan' da vefat ettiğini haber vererek onlarla cenaze namazını kılmıştır.

Bu delege de bulunanların sayısı hakkında farklı görüşler vardır. Sayılarının on iki olup onlardan yedisinin keşiş, beşinin rahip olduğu söylenir. Bunun aksi de söylenmiştir. Sayılarının elli küsur, altmış küsur, yetmiş küsur olduğunu söyleyenler de olmuştur. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Ata b. Ebi Rebah der ki: Onlar, Habeşistan'a hicret eden Müslümanlar ülkelerine geldiklerinde İslam'a giren bazı Habeşlilerdir. Katade, "Bunlar Hz. İsa (a.s)'ın dini üzere iken Müslümanları görüp Kur'an'ı işitince Müslüman olan ve bir daha sapmayan bir topluluktur" demiştir. İmam Taberi, ister Habeşistan ister başka yerden olsun böyle durumdaki herkesin vasıfları hakkında nazil olduğunu tercih etmiştir.

 

Allah (c.c), "İnsanlar arasında iman edenlere en amansız düşmanların Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın" buyuruyor. Çünkü, Yahudilerin küfürleri inatçılık, inkarcılık, hakikatle cedelleşme, insanları küçümseme ve aralarında ilim erbabının az olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden birçok Peygamberi öldürmüşler, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i birçok defa öldürmeye yeltenmiş, O'na sihir yapmış, emsalleri Müşrikleri onlara karşı kışkırtmışlardır. Allah'ın kesintisiz lanetleri kıyamet gününe kadar üzerlerine olsun.

 

 

[2735] Hafız İbn Merduyeh, Ebu Hureyre (r.a.)'tan, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bir Yahudi bir Müslüman'la ne zaman baş başa kaldıysa mutlaka onu öldürmek istemiştir. " Sonra bunu başka bir tarikle yine Ebu Hureyre (r.a.)'tan şu lafızla rivayet etmiştir; Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Bir Yahudi ne zaman bir Müslüman'la baş başa kalmışsa mutlaka aklından onu öldürmeyi geçirmiştir" Bu çok garip bir hadistir.

 

"Onlar arasında iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da 'Biz Hristiyanlarız' diyenleri bulacaksın." Yani, kendilerinin Hz. İsa (a.s)'ın takipçileri ve İncil'inin yolunda olan Hristiyanlardan olduklarını iddia edenler. Onlarda genelolarak İslam’a ve Müslümanlara karşı bir muhabbet vardır. Bunun sebebi ise kalplerindeki duygulardır. Zira, onlarda İsa (a.s)'ın dininde bulunan şefkat ve merhamet vardır. Nitekim Yüce Allah, "Ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet vermiştik" (Hadıd, 27) buyurmuştur. Kutsal kitaplarında da, "Kim senin sağ yanağına vurursa ona sol yanağını çevir" yazar. Dinlerinde savaş da meşru değildir. O yüzden Yüce Allah devamında şöyle buyuruyor: "Çünkü bunların içinde keşişler ve rahipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar." Yani, onların arasında keşişler bulunur. Keşiş onların hatip ve alimlerine denir. Kıssısune (.....)'nin tekili Kıssıs ve Kıss'hr.

 

Bazen çoğulu "Kusus" olarak gelir. Ruhban ise rahib'in çoğulu olup "abid" manasına gelir. Korku manasına gelen "rahbe" den türetilmiştir; rakib (binici) ve rukban, faris (atlı) ve fursan gibi. Taberi der ki: "Ruhban" tekil olup çoğulu "Rehabin" de olabilir; kurban ve karabin, curzan (erkek fare) ve cerazin gibi.

Ruhban'ın çoğulu bazen de "rehabine" gelir. Ruhban'ın Araplarda tekil olduğunun delillerinden biri şairin şu sözüdür:

 

Kulel'deki manastırın ruhbanını görseydin, O ruhban yürüyerek aşağı gelir ve inerdi.

 

 

[2736] Hafız Bezzar, Hamiye b. Riab'dan şöyle nakleder: "Selman'a Allah'ın (c.c), 'Çünkü bunların içinde keşişler ve rahipler vardır' buyruğunu sordum. "Kıssisin" (keşişler) kelimesini mabetlerde ve mihraplarda bırak. Zira Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu bana "Kıssislin" yerine "Sıddikin" (sıdıklar) diye okudu" dedi. Bunu İbn Merduyeh de biraz farklı bir senetle Hamiye b. Riab'dan böyle rivayet etmiştir.

 

 

[2737] İbn Ebi Hatim, Hamiye b. Riab'dan şöyle rivayet etmiştir:

Selman'ı (r.a.)'ı, kendisine, "Çünkü bunların içinde keşişler ve rahipler vardır" ayeti sorulması üzerine şöyle derken duydum: "Onlar manastır ve mabetlerdeki ruhbanlardır. Onları orada bırakın." Selman şöyle dedi: Ben bunu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e "kıssisine" olarak, O (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ise bana "sıddikine" diye okudu.

 

Özetle, "Çünkü bunların içinde keşişler ve rahipler vardır" cümlesi onların ilim, ibadet ve tevazu sahibi kimseler oldukları manasını içermektedir. Yüce Allah daha sonra onları hakka uyma, hakka boyun eğme ve insaf vasıflarıyla nitelendirerek şöyle buyuruyor: "Rasule indirileni duydukları zaman, aşina oldukları gerçekten dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün. Derler ki: "Rabbimiz! İman ettik, bizi (hakka) şahit olanlarla", yani, ellerinde Hz. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Peygamberliği müjdesi bulunan kimselerle "beraber yaz." Yani, bunun doğru ve hak olduğuna şahitlik yapan ve ona iman eden kimselerle beraber yaz.

 

,

[2738] Nitekim Nesai de Abdullah b. Zübeyr (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Şu ayet Necaş! ve arkadaşları hakkında nazil oldu: "Rasule indirileni duydukları zaman, aşina oldukları gerçekten dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün. Derler ki: "Rabbimiz! İman ettik, bizi (hakka) şahit olanlarla beraber yaz. "

 

 

[2739] Taberani, Said b. Cübeyr kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan "Rasule indirileni duydukları zaman, tanış çıktıkları gerçekten dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün" buyruğu hakkında şöyle rivayet etmiştir:

Onlar Habeşistan'dan Cafer (r.anh) ile birlikte gelen çiftçilerdiler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kur'an okuyunca iman ettiler ve gözlerinden yaşlar boşandI. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Belki beldenize gittiğinizde dininizden dönersiniz" buyurunca, "Dinimizden kesinlikle dönmeyeceğiz" dediler. Bunun üzerine Allah (c.c) onların bu sözlerini aktaran bu ayetlerin nazil etti. İbn Ebi Hatim, İbn Merduyeh ve Hakim Müstedrek'inde, İkrime kanalıyla İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Bizi (hakka) şahit olanlarla beraber yaz." Yani, Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ve ümmetiyle beraber yaz. Çünkü şahitler onlardır; Peygamberlerinin tebliğ ettiğine şahitlik edecekler, diğer Peygamberlerin de tebliğ ettiklerine şahitlik edeceklerdir. Hakim, "Buhari ve Müslim tahric etmemiş olsalar da senedi sahihtir" demiştir.

 

"Rabbimizin bizi iyiler arasına katmasını umup dururken niçin Allah’a ve bize gelen gerçeğe iman etmeyelim?" Bu tür Hristiyanlar, Allah'ın (c.c) haklarında, "Ehl-i kitaptan öyleleri var ki Allah'a, hem size indirilene, hem de kendilerine indirilene tam bir samimiyetle ve Allah'a boyun eğerek iman ederler. Allah'ın ayetlerini az bir paraya satmazlar. İşte onlar için Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk olandır" (Al-i İmran, 199) buyurduğu Hristiyanlardır. Onlar Allah'ın (c. c) "Kendilerine daha önceden kitap verdiklerimiz buna da inanırlar. Kur'an onlara okunduğu zaman, 'Ona inandık, doğrusu o Rabbinizden gelen gerçektir; biz şüphesiz daha önceden Müslüman olmuş kimseleriz' derler. İşte onlara, sabırlarından dolayı ecirleri iki defa verilir; onlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızktan

, da sarfederler" (Kasas, 52-55) buyruğunda bahsedilen kimselerdir. O yüzden Yüce Allah burada "Söyledikleri (bu) sözden dolayı", yani iman ve tasdiklerinden, hakkı itiraflarından dolayı. ..

 

''Allah onlara, içinde devamlı kalmak üzere", yani çıkma ve başka bir yere geçme olmaksızın sonsuza dek orada yaşamak üzere "zemininden ırmaklar akan Cennetleri mükafat olarak verdi. İyi hareket edenlerin" nasıl, nerede ve kimde olursa olsun hakka uymalarının karşılığı olarak "mükafatı işte budur. "

 

Sonra Yüce Allah bedbahtlığı seçen insanlardan bahsederek şöyle buyuruyor: "İnkar eden ve ayetlerimizi yalanlayanlara" inkar eden ve karşı gelenlere "gelince, onlar Cehennemliklerdir. " Yani, Cehennem’in halkıdırlar, oraya girecek kimselerdir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

87. Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez.

88. Allah'ın size helal ve temiz olarak verdiği rızklardan yiyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz Allah'tan korkun.