|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Maide Suresi 94 ve 95.ayetler |
İhramlı iken Avlanmak:
94. Ey iman edenler!
Allah sizi ellerinizin ver mızraklarınızın erişeceği bir av ile dener ki
gizlide kendisinden kimin korktuğu ortaya çıksın. Kim bundan sonra sınırı
aşarsa onun için elem verici bir azap vardır.
95. Ey iman edenler!
İhramlı iken avı öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse, onun cezası
öldürdüğü hayvanın dengi bir cezadır. Buna Kabe'ye varacak bir kurban olmak
üzere içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder. Yahut onun keffareti fakirleri
doyurmaktır yahut bunun dengi oruç tutmaktır. Ta ki işinin cezasını tatmış
olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Kim bu suçu tekrar işlerse Allah onu
cezalandıracaktır. Allah daima galiptir, intikam alandır.
Tefsiri:
Valibi, İbn Abbas
(r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Allah sizi ellerinizin ve
mızraklarınızın erişeceği bir av ile dener" buyruğunda kastedilen,
Allah'ın kullarını ihramlarında denediği, istediklerinde elleriyle
tutabilecekleri kadar güçsüz ve küçük av hayvanlarıdır. İşte Allah onlara
yaklaşmaktan men etmiştir. Mücahid, "Ellerinizin erişeceği" ifadesini
"küçük ve yavru av hayvanları" ile, "mızraklarınızın
erişeceği" ifadesini "büyük av hayvanları" ile tefsir etmiştir.
Mukatil b. Hayyan der
ki: Bu ayet Hudeybiye umresinde nazil oldu.
Yabani hayvanlar, kuşlar
ve av hayvanları, daha önce benzerini görmedikleri şekilde kafilelerinin dört
bir taraflarında dolaşıyorlardı. Allah (c.c) da Mü'minleri ihramlıyken onları
avlamaktan nehyetti. "Ta ki gizlide kendisinden kimin korktuğu ortaya
çıksın. " Yani, Yüce Allah kafilelerini kuşatan, gizli ve açık şekilde
elleriyle ve mızraklarıyla elde edebilecekleri avlar hususunda onları deniyor
ki onlardan gizlide ve açıkta Allah'a itaat edenler belli olsun. Nitekim Yüce
Allah başka bir ayette, "Fakat daha görmeden Rablerinden (azabından)
korkanlara gelince, onlar için gerçekten hem bağışlanma hem de büyük mükafat
vardır" (Mülk, 12) buyurmuştur.
Yüce Allah burada daha
sonra şöyle buyuruyor: "Kim bundan sonra ... " Süddi ve başkaları,
"Yani, bu duyuru, uyarı ve açıklamadan sonra" demiştir. "Sınırı
aşarsa" Allah'ın emrine ve koyduğu şer'i kurallara karşı geldiğinden
dolayı 'bnun için elem verici bir azap vardır. "
Yüce Allah devamla şöyle
buyuruyor: "Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin." Burada
Yüce Allah'ın ihramlıyken av öldürmeyi yasaklıyor ve onu yapmaktan nehyediyor.
Bu, mima bakımından, sadece yenebilen
, hayvanlarla onlardan
doğan hayvanları kapsamaktadır. Yenilmeyen kara hayvanları öldürmek ise İmam Şafii'ye
göre caizdir. Cumhur onların öldürülmesinin de haram olduğu görüşündedir. Bunun
tek istisnası Buhari ve Müslim'in Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'dan rivayet
ettikleri Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şu hadisidir:
[2799] "Beş zararlı
hayvan ihramlı değilken de ihramlıyken de öldürülebilir: karga, çaylak, akrep,
fare ve saldırgan köpek. "
[2800] İmam Malik, Nafi'
kanalıyla İbn Ömer (r.a.) 'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Beş hayvanı ihramlının öldürmesinde
hiçbir günah yoktur: karga, çaylak, akrep, fare ve saldırgan köpek. " Bunu Buhari ve Müslim de rivayet
etmişlerdir.
[2801] İmam Malik, Eyyub
kanalıyla Nafi'den İbn Ömer (r.a.)'ın böyle rivayet ettiğini nakletmiştir. Bu
rivayette Eyyub şöyle der: Nafi'e, "Peki yılan?" dedim. "Yılanda
şüphe yoktur. Onun öldürülmesinde ihtilaf edilmemiştir" dedi. İmam Malik ve İmam Ahmed b. Hanbel gibi bazı
imamlar saldırgan köpeğe kurt, canavar, kaplan ve sırtlanı da katmışlardır. Çünkü,
bunlar daha zararlıdırlar. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Süfyan b. Uyeyne ve Zeyd
b. Eslem de, "Saldırgan köpek ifadesi 'tabiatı itibariyle azılı olan bu
hayvanların tümünü kapsamaktadır" demişlerdir.
[2802] Bu görüş
sahipleri görüşlerine (delil değil, sadece) destekleyici olarak Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Ebu Leheb'in oğlu Utbe'ye bedduasında,
"Allah'ım! ona Şam'daki köpeğini musallat et" demesini ve onun
(Ürdün'deki) Zerka'da yırtıcı bir hayvan tarafından yenmesini zikrederler.
Alimler, "Bunlar
dışında sırtlan, tilki ve kara kedisi gibi bir hayvanı öldürürse fidye
verir" demişlerdir. İmam Malik, "Hadiste zikredilen beş tür hayvanın
küçükleri ile onlara kıyas yoluyla eklenen saldırgan karakterli hayvanların
küçükleri bundan istisna edilir" demiştir. İmam Şafii, "İhramlının
eti yenen her tür hayvanı avlaması haramdır, küçüğü ile büyüğü arasında hiçbir
yoktur" demiştir. İmam Ebu Hanife ise şöyle demiştir: "İhramlı
saldırgan köpek ile kurdu öldürebilir. Çünkü kurt 'kara köpeği' dir. Bunlardan
başkasını öldürürse fidye öder. Ancak bunlar dışında bir hayvan kendisine
saldırır da onu öldürürse ona fidye gerekmez.
İmam Evzai ile Hasan b.
Salih b. Hayy da aynı görüştedir. İmam Züfer ise, "Üzerine saldırmış olsa
bile bunlar dışındaki bir hayvanı öldürdüğünde fidye vermesi gerekir"
demiştir.
Bazıları,
"Hadisteki 'ğurab' (karga)dan kasıt saf siyah ve saf beyaz karga değil,
alacalı, yani karnında ve sırtında beyazlık bulunan kargadır.
[2803] Zira, Nesai 'nin
Said b. Müseyyeb kanalıyla Aişe (r.anha)'dan yaptığı rivayette Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "İhramlı şu beş şey
hayvanı öldürebilir: yılan, fare, çaylak, alacalı karga ve saldırgan köpek.
" Cumhura göre kasıt daha geneldir
(bunlar sadece örnek olarak zikredilmiştir.) Zira, Buhari ve Müslim'deki
rivayette hiçbir kayıt yoktur.
İmam Malik (rh.a),
"İhramlı kargaya ancak kendisine saldırdığında ve eziyet ettiğinde
öldürebilir" demiştir. Mücahid b. Cebr ile bir grup alim, "Onu
öldüremez, sadece savurur" demişlerdir. Benzeri Hz. Ali (r.a.)'tan da
rivayet edilmiştir.
[2804] Ebu Said el-Hudri
(r.a.)'tan rivayete göre; Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
ihramlının öldürebileceği hayvanlar sorulduğunda, "Yılan, akrep, zararlı
hayvancık (fare), karga (ki onu öldürmeyip savurur) saldırgan köpek, çaylak ve
yırtıcı hayvanlar" diye cevap verdi.
Bunu Ebu Davud, Tirmizi ve İbn Mace rivayet etmiş, Tirmizi, "Hasen
bir hadistir" demiştir.
"İçinizden kim onu
kasten öldürürse, onun cezası öldürdüğü hayvanın dengi bir cezadır." İbn
Ebi Hatim, Eyylib'dan şöyle rivayet etmiştir: Bana Tavlıs'tan aktarıldığına
göre o şöyle demiş: "Av hayvanını hatayla öldürene cezayla hükmedilmez,
yalnızca onu kasten öldürene hükmedilir." Tavus'tan nakledilen bu görüş
sıra dışıdır ve bunda ayetin zahirine tutunmuştur. Mücahid b. Cebr,
"Burada 'kasten'den kasıt, ihramb olduğunu unutup kasten av öldürmek
istemesidir. İhramb olduğu hatınndayken avlanan kimsenin durumu ise keffaretle
hallolacak kadar basit değildir. Onun ihramı bozulmuştur. Bunu ondan Taberi,
İbn Ebi Necih, Leys b. Ebi Süleym ve başkalarının ondan nakliyle rivayet
etmiştir. Bu da aynı şekilde sıra dışı bir görüştür. Çünkü, cumhura göre cezayı
hak etmesi hususunda kasıtlı yapan ile unutan arasında bir fark yoktur. Zühri
der ki: Kur'an kasıtlıyı ifade etmiş, Sünnet'te unutan kimse için de
uygulanmıştır. Bunun manası şudur: Kur'an, ''Ta ki işinin cezasını tatmış
olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Kim bu suçu tekrar işlerse Allah onu
cezalandıracaktır" buyruğuyla bunu kasten yapanın cezayı hak ettiğine ve
günah kazandığını ifade etmiştir. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
ile ashabının hükümlerinde de hatayla yapana da ceza uygulanagelmiştir. Hatayla
yapılana ceza hükmü aynı zamanda Kur’an’ın kasten yapan hakkındaki hükmü
delalet etmektedir. Çünkü, av hayvanını öldürmek itlaftır. İtlaf ise hem
kasıtlıda hem hatada tazmin edilir. Aralarındaki fark; kasıtlı yapan günah
kazanırken, hatayla yapan kınanmayı hak etmez.
"Onun cezası
öldürdüğü hayvanın dengi bir cezadır." (.....) cümlesinde
"....." kelimesini bazıları muzaf ileyh olmak üzere mecrur, bazıları
ise "....." şeklinde matuf olmak üzere merfu okumuşlardır. Taberi,
İbn Mes'ud (r.a.)'ın bu ayeti "....." şeklinde okuduğunu rivayet
etmiştir. (Birincisinin tam manası, "öldürdüğü hayvanın dengi bir
ceza", ikincinin tam manası, "onun cezası öldürdüğü hayvanın
dengidir.")
İki farklı şekliyle ilk
kıraatte İmam Malik, İmam Şafii, İmam Ahmed b. Hanbel ve cumhurun söylediği
"ihramlının, öldürdüğü hayvanın dengi bir hayvan varsa onu kurban
etmesinin gerektiğine" delalet etmektedir. İmam Ebu Hanife (rh.a) ise
öldürülen avın bir dengi olsun veya olmasın, her halükarda kıymetini ödemesine
hükmetmiştir. Ona göre kıymeti kadar parayı tasadduk eder, isterse onunla bir
kurban keser. Sahabenin verdiği "dengi bir hayvan" hükmü, tabi olmaya
daha layık bir görüştür. Zira, onlar deve kuşunda deve, yabani sığırda sığır,
ceylanda da bir keçi ile hükmetmişlerdir. Sahabelerin verdikleri hükümleri ve
senetlerini "el-Ahkam" kitabımızda vardır.
Avlanan hayvanın dengi
yoksa, İbn Abbas (r.a.) Mekke'ye götürülecek o değerde sadakaya hükmetmiştir.
Bunu Beyhaki rivayet etmiştir.
"İçinizden adalet
sahibi iki kişi hükmeder." Yani, dengi olan hayvanda dengine, dengi
olmayanda kıymetine Müslümanlardan iki adil kişi hükmeder.
Alimler avı öldüren
kimsenin iki hakemden biri olup olamayacağı hususunda ikiye ayrılmışlardır.
Birincisine göre hakem olamaz. Çünkü hakkında verdiği hükümde kendi lehine
verme ithamıyla karşı karşıyadır. Bu İmam Malik'in görüşüdür. Diğer görüşe göre
ise, ayetin genel ifadesinden dolayı hakem olabilir. Bu da İmam Şafii ile İmam
Ahmed b. Hanbel'in görüşüdür.
İlk görüş sahipleri,
"Hakim bir konuda hem hakim hem mahkum olamaz" esasını delil
getirmişlerdir. İbn Ebi Hatim Meymun b. Mihran'dan şöyle nakleder: Bir bedevi
Ebu Bekir (r.a.)'a gelerek, "İhramlıyken bir av öldürdüm. Bana gereken
ceza hakkında ne düşünürsün?" dedi. Ebu Bekir (r.a.) yanında oturmakta
olan Übeyy b. Ka'b (r.a.)'a, "Söylediği konuda ne düşünüyorsun?"
dedi. Bedevi, "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in halifesi olarak
sana geldim, sen ise başkasına soruyorsun" dedi. Ebu Bekir (r.a.),
"Karşı çıktığın şey nedir? Allah (c.c), "Onun cezası öldürdüğü
hayvanın dengi bir cezadır. Buna Kabe'ye varacak bir kurban olmak üzere
içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder" buyuruyor. Ben de arkadaşıma
danıştım. Bir şeyde karar kılarsak sana emredeceğiz" dedi. Bunun senedi
sağlamdır, fakat Meymun ile Ebu Bekir (r.a.) arasında kopukluk vardır. Aynı
ihtimal burada da geçerlidir. Ebu Bekir (r.a.) bedeviyi cahil biri görünce
sakin ve yumuşak bir üslupla hükmü açıklamıştır. Cehaletin ilacı öğretmektir.
Eğer o itiraz eden bilgili olarak bilinen biriyse; İmam Taberi, Kabisa b.
Cabir'den şöyle nakletmiştir: Hac yolculuğuna çıkmıştık. Sabah namazını
kıldıktan sonra hayvanlarımızı otlatmaya götürür, hem gezinir, hem sohbet
ederdik. Bir sabah karşımıza bir ceylan çıkıverdi. Yanımızdaki biri ona bir taş
attı. Tam kulak arkasına vurdu ve hayvan o korkuyla ölü olarak yere
yığılıverdi. Biz bunu çok çirkin bir hareket bulduk. Mekke'ye vardığımızda onu
yanıma aldım ve birlikte Hz. Ömer (r.a.)'a gittik. Olayı ona anlattı. Hz. Örher
(r.a.)'ın yanında yüzü gümüş gibi biri (yani Abdurrahman b. Avf) vardı. Döndü
ve onunla konuştu. Sonra adama yöneldi ve "Onu kasten mi hatayla mı
öldürdün?" dedi. Adam, "Vurmayı kasten yaptım, ama öldürmek
istememiştim" dedi. Hz. Ömer (r.a.), "Bana göre sen kas ıt ile hatayı
birbirine katmışsın. Bir koyun al ve kes. Etini dağıt, postunu bırak"
dedi. Yanından kalktık. Arkadaşıma, "Be adam! Allah'ı şiarlarını yücelt.
Mü'minlerin emiri arkadaşına sormadan sana ne söyleyeceğini bilemedi (durumun
karışık görünüyor). Bir deve kes!" dedim. O da dediğimi yaptı. Kabisa der
ki: Maide suresindeki, "İçinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder"
ayetini hatırlayamamıştım. Sözüm Hz. Ömer (r.a.)'a ulaşmış. Zaten,
karşılaştığımızda elinde hep sopayla görürdük. Arkadaşıma sopayla vuruyor ve
"Hem Harem-i Şerif'te kan akıttın, hem de hakeme beyinsiz muamelesi yaptın
öyle mi?" dedi. Sonra bana döndü. Ben, "Ey Mü'minlerin emiri! Bugün
sana bana yapman haram olan hiçbir şeyi helal etmiyorum" dedim. "Ey
Kabisa b. Cabir. Seni yaşı genç, gönlü geniş ve ifadesi açık biri olarak görüyorum.
Gençte bazen dokuz güzel ile bir kötü ahlak bulunur da kötü ahlak güzel
ahlakını bozar. Gençliğin tökezlemelerine karşı dikkatli ol" dedi. Bunu
Hüşeym de Abdulmelik b. Umeyr'in Kabisa'dan benzer bir şekilde rivayet
etmiştir. Husayn'ın Şa'bi'den, onun Kabisa'dan nakliyle de zikretmiştir. Bunu
Bekir b. Abdullah el-Müzeni ile Muhammed b. Sirin de Ömer (r.a.)'tan
mürselolarak zikretmiştir.
Taberi, Ebu Cerir
el-Beceli'den şöyle nakleder: Ben ihramlıyken bir ceylan vurdum. Bunu Hz. Ömer
(r.a.)'a söyledim. "Arkadaşlarından iki kişi getir de hakkında hüküm
versinler" dedi. Abdurrahman ile Sa'd'ı getirdim. Hakkımda alacalı bir
teke kesmeme hükmettiler.
Taberi, Tarık'tan şöyle
nakleder: Erbed ihramlıyken bir ceylanı çiğneyerek öldürmüştü. Hüküm vermesi
için Hz. Ömer (r.a.)'a gitti. Ömer (r.a.), "Benimle birlikte hüküm
ver" dedi. Birlikte su içebilen ve ot yiyebilen (sütten kesilmiş yaşta)
bir oğlağa hükmettiler. Daha sonra Hz. Ömer (r.a.) "İçinizden adalet
sahibi iki kişi hükmeder" dedi. Bu, İmam Şafii (rh.a) ile İmam Ahmed b. Hanbel'in
(rh.a) söyledikleri gibi hayvanı öldüren kimsenin hakemlerden biri
olabileceğine delalet eder.
İhramlının her
öldürmesinde, hakkında daha önce sahabeler hüküm vermiş olsalar bile yeniden
hakem tayin etmek gerekir mi, yoksa sahabilerin daha önceki hükümleriyle mi
yetinilir? Bu konuda alimlerin farklı görüşleri vardır. İmam Şafii ile İmam
Ahmed b. Hanbel, "Onda sahabilerin vermiş olduğu hükme uyulur"
demişler ve onu bırakılmaması gereken şer'i bir hüküm olarak kabul etmişlerdir.
Sahabenin verdiği bir hüküm yoksa iki adilin hakemliğine başvurulacağını
söylemişlerdir. İmam Malik ile İmam Ebu Hanife ise, "Benzer bir öldürmede
sahabilerin hükmü bulunsa da her birinde ayrı bir hükmün verilmesinin
gerektiğini" söylemişlerdir. Zira Allah (c.c), "içinizden adalet
sahibi iki kişi hükmeder" buyurmuştur.
"Buna Kdbe'ye
varacak bir kurban olmak üzere ... "Yani, Kabe'ye ulaşacak bir kurban ...
Ulaşmasından kasıt orada kesilmesi ve etinin harem bölgesinin fakirlerine
dağıtılmasıdır. Bu durumda böyle yapılacağı alimlerin ittifak ettiği bir
husustur.
"Yahut onun
keffareti fakirleri doyurmaktır" Yani, ihramlı kişi öldürdüğü hayvana denk
hayvandan kesebileceği bir hayvan bulamaz veya öldürdüğü dengi bulunamayan bir
hayvan olursa, avlanmasının keffareti fakirleri doyurmaktır. Bu durumdaki
kişinin kurban kesme, yedirme ve oruç tutma arasında muhayyer olduğu görüşüne
göre de bu kişi fakirleri doyurabilir. Muhayyer olduğu görüşü İmam Malik, İmam
Ebu Hanife, Ebu Yusuf, Muhammed b. Hasan'in görüşü, İmam Şafii'nin iki görüşünden
biri, İmam Ahmed'in meşhur görüşüdür. Bunun delili ayetin zahiridir. Çünkü,
"..." (veya) edatı muhayyerlik ifade eder. Diğer görüşe göre sıraya
uymak şarttır.
Bu şu şekilde yapılır:
Denk hayvan bulunamazsa parasal değeri tespit edilmeye çalışılır. İmam Malik,
İmam Ebu Hanife ve arkadaşları, Hammad ve İbrahim en-Nehai'ye göre avladığı
hayvanın ölü haldeki fiyatına göre belirlenir. İmam Şafii, "Varsa aynı
büyüklükteki eve il hayvanın parasal değeri hesaplanır, sonra onunla yiyecek
alınıp tasadduk edilir" demiştir. İmam Şafii, İmam Malik ve Hicaz
fukahasına göre her bir yoksula bir müd (yaklaşık 750 gr.) yiyecek dağıtılır ki
İmam Taberi de bunu tercih etmIştir. İmam Ebu Hanife ile arkadaşları, "Her
bir yoksula iki müd yiyecek verir" demişlerdir ki bu da Mücahid'in
görüşüdür. İmam Ahmed b. Hanbel, "Buğdaydan bir müd, diğerlerinden iki müd
dağıtır" demiştir.
Eğer yoksula verecek
yiyecek bulamazsa veya (üç şeyarasında) muhayyerlik görüşüne göre; her bir
yoksula vereceği yemeğe karşılık bir gün oruç tutar. Taberi der ki: Bazıları
şöyle demiştir: İhramlıyken dağınıklığı giderme ve süslenme manasındaki saç
kesme vs. fiillerin cezasında olduğu gibi, bunda da her bir sa' için bir oruç
tutar. Çünkü, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ka'b b. Ucra'ya altı
kişiye bir ferak yiyecek dağıtmasını veya üç gün oruç tutmasını emretmişti.
Ferak ise üç sa' dır.
Nerede yedireceği
konusunda alimler arasında farklı görüşler vardır.
İmam Şafii: Yeri Harem'
dir, demiştir ki bu Ata' nın da görüşüdür. İmam Malik:
Avı öldürdüğü yerde veya
oraya en yakın yerde yedirir, demiştir. İmam Ebu Hanife: İsterse Harem'de,
isterse başka yerde yedirir, demiştir.
Konuyla ilgili Selef-i
Salihinin Sözleri:
İbn Ebi Hatim, Miksem
kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan, "İçinizden kim onu kasten öldürürse, onun
cezası öldürdüğü hayvanın dengi bir cezadır" buyruğu hakkında şöyle
dediğini rivayet etmiştir: "İhramlı biri av hayvanı öldürürse; cezası hak
ettiği hayvanı kurban etmektir. Cezası olan hayvanı bulabilirse keser ve etini
dağıtır. Bulamazsa fiyatının ne olduğuna bakılır, sonra ne kadar yiyeceğe
tekabül ettiği hesaplanır, sonra yiyecek olarak fiyatı belirlenir. Orucu ise
yiyecekten her bir sa' a karşılık bir gün tutarak öder. Yüce Allah, "Yahut
onun keffareti fakirleri yedirmek yahut bunun dengi oruç tutmaktır"
buyurmuştur. "Yemek yedirmek"le orucun durumu açıkla nmak
istenmiştir. Yemek yedirme imkanı bulamayan bir kimse, elbette onun karşılığını
bulabilir.
Bunu İmam Taberi, Cerir
kanalıyla rivayet etmiştir. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan, "Buna
Kabe'ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi
hükmeder. Yahut onun keffareti fakirleri doyurmaktır, yahut bunun dengi oruç
tutmaktır" buyruğu hakkında şöyle rivayet eder: İhramlı kimse herhangi bir
av hayvanı öldürürse cezayla hükmedilir; ceylan ve benzeri bir hayvan
öldürmüşse Mekke'de kesilecek bir koyun kurban etmesi gerekir. Onu bulamazsa
altı yoksulu doyurur, onu da bulamazsa üç gün oruç tutar. Geyik ve benzeri bir
hayvan öldürmüşse bir sığır kurban etmesi gerekir. Onu bulamaza on yoksulu
doyurur, onu da bulamazsa yirmi gün oruç tutar. Deve kuşu, yabani eşek veya
benzer bir hayvan öldürmüşse deve keser. Onu bulamazsa otuz yoksulu doyurur,
onu da bulamazsa otuz gün oruç tutar. Bunu İbn Ebi Hatim ile Taberi rivayet
etmiştir ve Taberi'nin rivayetinde "Yiyecek; onları doyuracak miktardaki
yiyecektir" ziyadesi vardır. Cabir el-Cu'fi, Şa’bi'den, Ata ve Mücahid'den
"Yahut bunun dengi oruç tutmaktır" buyruğu hakkında şöyle rivayet
etmiştir: "Hediye kurbanı kesemeyen kimse için yiyecek birer müddür."
Bunu İmam Taberi rivayet etmiştir.
İbn Cüreyc Mücahid'den,
Esbat da Süddi’den aynı şekilde keffaretler hakkında sıralamanın olduğunu
rivayet etmişlerdir. Ata, İkrime ve Dahhak'ın rivayetine göre Mücahid ile
İbrahim en-Nehai, "Keffarette (üçü arasında) seçim serbestliği
vardır" demişlerdir. Leys de Mücahid kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan böyle
rivayet etmiştir. İmam Taberi de (rh.a) bunu tercih etmiştir.
"Ta ki işinin
cezasını tatmış olsun. " Yani, avlanan kimseye keffareti bir borç kıldık
ki işlemiş olduğu emre muhalefet suçunun cezasını çeksin.
"Allah geçmişi
affetmiştir." Yani, İslam'ı güzel yaşayan, Allah'ın şeriatına uyan ve
günah işlemeyen kimselerin cahiliye döneminde yaptıkları günahları affetmiştir.
"Kim bu suçu tekrar
işlerse Allah onu cezalandıracaktır." Yani, kim İslam'da haram kılındıktan
ve hüküm kendisine ulaştıktan sonra bunu yaparsa Allah (c.c) onu
cezalandıracaktır.
"Allah daima
galiptir, intikam alandır." İbn Cüreyc der ki: Ata'ya "Allah geçmişi
affetmiştir" buyruğunun manasını sordum. "Cahiliye döneminde olanları
affetmiştir, demektir" dedi. "Kim bu suçu tekrar işlerse Allah onu
cezalandıracaktır" buyruğunu sordum, "Kim İslam' dayken bunu tekrar
yaparsa Allah (c.c) ona cezasını verir, ayrıca keffaret ödemesi gerekir,
demektir" dedi. "Tekrar yapmanın bildiğin bir cezası var mı?"
dedim. "Hayır" dedi. "İmamın onu cezalandırma hakkı olduğunu
düşünüyor musun?" dedim. "Hayır. Bu, kendisiyle Allah (c.c)
arasındaki bir günahtır. Fakat fidye öder" dedi. Bunu İmam Taberi rivayet
etmiştir. Manasının, "Allah (c.c) onu keffaretle cezalandırır" olduğu
da söylenmiştir ki Said b. Cübeyr ve Ata böyle demişlerdir.
Sonra, selef ve haleften
cumhur-u ulema ihramlı ne zaman av hayvanı öldürse ceza gerektiği, ilk, ikinci
ve üçüncü arasında bir fark olmadığı, ne kadar tekrarlarsa tekrarlasın
cezasının aynı olduğu, bunda hata ile kasıt arasında da bir fark bulunmadığı
görüşündedir. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
Kim ihramlıyken hatayla bir hayvanı öldürürse her öldürdüğünde cezayla
hükmedilir. Fakat, kasten öldürmüşse ona bir defa keffaretle hükmedilir, tekrar
yaparsa Yüce Allah'ın buyurduğu gibi ona,
, "Allah seni
cezalandırsın" denir. İmam Taberi, İkrime kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan
şöyle rivayet etmiştir: Bir kimse bir av öldürür, hakkında keffaret hüküm
verilir, sonra tekrar yaparsa hakkında tekrar keffaret hükmü verilmez. Allah
(c.c) onun cezasını verir. Şurayh, Mücahid, Said b. Cübeyr, Hasan-ı Basri ve
İbrahim en-Nehai de böyle demişlerdir. İmam Taberi bunları naklettikten sonra
ilk görüşü tercih etmiştir. İbn Ebi Hatim, Hasan-ı Basri (r.a.)'tan şöyle
rivayet etmiştir: "Bir adam bir av hayvanı öldürdü, ancak cezası
verilmedi. Sonra bir av daha öldürdü. Bunun üzerine gökten bir ateş indi ve onu
yaktI. Allah'ın (c.c), "Kim bu suçu tekrar işlerse Allah onu
cezalandıracaktır" buyruğunun manası budur."
İmam Taberi, "Allah
daima galiptir, intikam alandır" buyruğu hakkında şöyle der: Aziz ve Celil
olan Allah burada buyuruyor ki: Allah (c. c) hükümranlığında güçlüdür. Hiçbir
güçlü O'nu yenemez, intikam alacağı kimseden intikam almasını kimse önleyemez,
ceza vermek istediği kimseyi cezalandırmaktan kimse engelleyemez. Çünkü tüm
mahlukat O'nun yaratığıdır, emir O'nun emridir. İzzet ve güç yalnız onun
elindedir. "İntikam alandır." Yani, kendisine isyan edene isyanının
cezasını verendir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
98. Biliniz ki Allah'ın cezalandırması çetindir ve
yine Allah'ın bağışlaması ve rahmeti sınırsızdır.
99. Rasuule düşen ancak tebliğdir. Allah
açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir.