İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Maide Suresi

94 ve 95.ayetler

 

İhramlı iken Avlanmak:

 

94. Ey iman edenler! Allah sizi ellerinizin ver mızraklarınızın erişeceği bir av ile dener ki gizlide kendisinden kimin korktuğu ortaya çıksın. Kim bundan sonra sınırı aşarsa onun için elem verici bir azap vardır.

95. Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse, onun cezası öldürdüğü hayvanın dengi bir cezadır. Buna Kabe'ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder. Yahut onun keffareti fakirleri doyurmaktır yahut bunun dengi oruç tutmaktır. Ta ki işinin cezasını tatmış olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Kim bu suçu tekrar işlerse Allah onu cezalandıracaktır. Allah daima galiptir, intikam alandır.

 

Tefsiri:

 

Valibi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Allah sizi ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği bir av ile dener" buyruğunda kastedilen, Allah'ın kullarını ihramlarında denediği, istediklerinde elleriyle tutabilecekleri kadar güçsüz ve küçük av hayvanlarıdır. İşte Allah onlara yaklaşmaktan men etmiştir. Mücahid, "Ellerinizin erişeceği" ifadesini "küçük ve yavru av hayvanları" ile, "mızraklarınızın erişeceği" ifadesini "büyük av hayvanları" ile tefsir etmiştir.

Mukatil b. Hayyan der ki: Bu ayet Hudeybiye umresinde nazil oldu.

Yabani hayvanlar, kuşlar ve av hayvanları, daha önce benzerini görmedikleri şekilde kafilelerinin dört bir taraflarında dolaşıyorlardı. Allah (c.c) da Mü'minleri ihramlıyken onları avlamaktan nehyetti. "Ta ki gizlide kendisinden kimin korktuğu ortaya çıksın. " Yani, Yüce Allah kafilelerini kuşatan, gizli ve açık şekilde elleriyle ve mızraklarıyla elde edebilecekleri avlar hususunda onları deniyor ki onlardan gizlide ve açıkta Allah'a itaat edenler belli olsun. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette, "Fakat daha görmeden Rablerinden (azabından) korkanlara gelince, onlar için gerçekten hem bağışlanma hem de büyük mükafat vardır" (Mülk, 12) buyurmuştur.

 

Yüce Allah burada daha sonra şöyle buyuruyor: "Kim bundan sonra ... " Süddi ve başkaları, "Yani, bu duyuru, uyarı ve açıklamadan sonra" demiştir. "Sınırı aşarsa" Allah'ın emrine ve koyduğu şer'i kurallara karşı geldiğinden dolayı 'bnun için elem verici bir azap vardır. "

 

Yüce Allah devamla şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin." Burada Yüce Allah'ın ihramlıyken av öldürmeyi yasaklıyor ve onu yapmaktan nehyediyor. Bu, mima bakımından, sadece yenebilen

, hayvanlarla onlardan doğan hayvanları kapsamaktadır. Yenilmeyen kara hayvanları öldürmek ise İmam Şafii'ye göre caizdir. Cumhur onların öldürülmesinin de haram olduğu görüşündedir. Bunun tek istisnası Buhari ve Müslim'in Mü'minlerin annesi Aişe (r.anha)'dan rivayet ettikleri Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şu hadisidir:

 

 

[2799] "Beş zararlı hayvan ihramlı değilken de ihramlıyken de öldürülebilir: karga, çaylak, akrep, fare ve saldırgan köpek. "

 

 

[2800] İmam Malik, Nafi' kanalıyla İbn Ömer (r.a.) 'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Beş hayvanı ihramlının öldürmesinde hiçbir günah yoktur: karga, çaylak, akrep, fare ve saldırgan köpek. "   Bunu Buhari ve Müslim de rivayet etmişlerdir.

 

 

[2801] İmam Malik, Eyyub kanalıyla Nafi'den İbn Ömer (r.a.)'ın böyle rivayet ettiğini nakletmiştir. Bu rivayette Eyyub şöyle der: Nafi'e, "Peki yılan?" dedim. "Yılanda şüphe yoktur. Onun öldürülmesinde ihtilaf edilmemiştir" dedi.   İmam Malik ve İmam Ahmed b. Hanbel gibi bazı imamlar saldırgan köpeğe kurt, canavar, kaplan ve sırtlanı da katmışlardır. Çünkü, bunlar daha zararlıdırlar. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Süfyan b. Uyeyne ve Zeyd b. Eslem de, "Saldırgan köpek ifadesi 'tabiatı itibariyle azılı olan bu hayvanların tümünü kapsamaktadır" demişlerdir.

 

 

[2802] Bu görüş sahipleri görüşlerine (delil değil, sadece) destekleyici olarak Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Ebu Leheb'in oğlu Utbe'ye bedduasında, "Allah'ım! ona Şam'daki köpeğini musallat et" demesini ve onun (Ürdün'deki) Zerka'da yırtıcı bir hayvan tarafından yenmesini zikrederler.

Alimler, "Bunlar dışında sırtlan, tilki ve kara kedisi gibi bir hayvanı öldürürse fidye verir" demişlerdir. İmam Malik, "Hadiste zikredilen beş tür hayvanın küçükleri ile onlara kıyas yoluyla eklenen saldırgan karakterli hayvanların küçükleri bundan istisna edilir" demiştir. İmam Şafii, "İhramlının eti yenen her tür hayvanı avlaması haramdır, küçüğü ile büyüğü arasında hiçbir yoktur" demiştir. İmam Ebu Hanife ise şöyle demiştir: "İhramlı saldırgan köpek ile kurdu öldürebilir. Çünkü kurt 'kara köpeği' dir. Bunlardan başkasını öldürürse fidye öder. Ancak bunlar dışında bir hayvan kendisine saldırır da onu öldürürse ona fidye gerekmez.

 

İmam Evzai ile Hasan b. Salih b. Hayy da aynı görüştedir. İmam Züfer ise, "Üzerine saldırmış olsa bile bunlar dışındaki bir hayvanı öldürdüğünde fidye vermesi gerekir" demiştir.

 

Bazıları, "Hadisteki 'ğurab' (karga)dan kasıt saf siyah ve saf beyaz karga değil, alacalı, yani karnında ve sırtında beyazlık bulunan kargadır.

 

 

[2803] Zira, Nesai 'nin Said b. Müseyyeb kanalıyla Aişe (r.anha)'dan yaptığı rivayette Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "İhramlı şu beş şey hayvanı öldürebilir: yılan, fare, çaylak, alacalı karga ve saldırgan köpek. "   Cumhura göre kasıt daha geneldir (bunlar sadece örnek olarak zikredilmiştir.) Zira, Buhari ve Müslim'deki rivayette hiçbir kayıt yoktur.

 

İmam Malik (rh.a), "İhramlı kargaya ancak kendisine saldırdığında ve eziyet ettiğinde öldürebilir" demiştir. Mücahid b. Cebr ile bir grup alim, "Onu öldüremez, sadece savurur" demişlerdir. Benzeri Hz. Ali (r.a.)'tan da rivayet edilmiştir.

 

 

[2804] Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan rivayete göre; Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e ihramlının öldürebileceği hayvanlar sorulduğunda, "Yılan, akrep, zararlı hayvancık (fare), karga (ki onu öldürmeyip savurur) saldırgan köpek, çaylak ve yırtıcı hayvanlar" diye cevap verdi.   Bunu Ebu Davud, Tirmizi ve İbn Mace rivayet etmiş, Tirmizi, "Hasen bir hadistir" demiştir.

 

"İçinizden kim onu kasten öldürürse, onun cezası öldürdüğü hayvanın dengi bir cezadır." İbn Ebi Hatim, Eyylib'dan şöyle rivayet etmiştir: Bana Tavlıs'tan aktarıldığına göre o şöyle demiş: "Av hayvanını hatayla öldürene cezayla hükmedilmez, yalnızca onu kasten öldürene hükmedilir." Tavus'tan nakledilen bu görüş sıra dışıdır ve bunda ayetin zahirine tutunmuştur. Mücahid b. Cebr, "Burada 'kasten'den kasıt, ihramb olduğunu unutup kasten av öldürmek istemesidir. İhramb olduğu hatınndayken avlanan kimsenin durumu ise keffaretle hallolacak kadar basit değildir. Onun ihramı bozulmuştur. Bunu ondan Taberi, İbn Ebi Necih, Leys b. Ebi Süleym ve başkalarının ondan nakliyle rivayet etmiştir. Bu da aynı şekilde sıra dışı bir görüştür. Çünkü, cumhura göre cezayı hak etmesi hususunda kasıtlı yapan ile unutan arasında bir fark yoktur. Zühri der ki: Kur'an kasıtlıyı ifade etmiş, Sünnet'te unutan kimse için de uygulanmıştır. Bunun manası şudur: Kur'an, ''Ta ki işinin cezasını tatmış olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Kim bu suçu tekrar işlerse Allah onu cezalandıracaktır" buyruğuyla bunu kasten yapanın cezayı hak ettiğine ve günah kazandığını ifade etmiştir. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile ashabının hükümlerinde de hatayla yapana da ceza uygulanagelmiştir. Hatayla yapılana ceza hükmü aynı zamanda Kur’an’ın kasten yapan hakkındaki hükmü delalet etmektedir. Çünkü, av hayvanını öldürmek itlaftır. İtlaf ise hem kasıtlıda hem hatada tazmin edilir. Aralarındaki fark; kasıtlı yapan günah kazanırken, hatayla yapan kınanmayı hak etmez.

 

"Onun cezası öldürdüğü hayvanın dengi bir cezadır." (.....) cümlesinde "....." kelimesini bazıları muzaf ileyh olmak üzere mecrur, bazıları ise "....." şeklinde matuf olmak üzere merfu okumuşlardır. Taberi, İbn Mes'ud (r.a.)'ın bu ayeti "....." şeklinde okuduğunu rivayet etmiştir. (Birincisinin tam manası, "öldürdüğü hayvanın dengi bir ceza", ikincinin tam manası, "onun cezası öldürdüğü hayvanın dengidir.")

 

İki farklı şekliyle ilk kıraatte İmam Malik, İmam Şafii, İmam Ahmed b. Hanbel ve cumhurun söylediği "ihramlının, öldürdüğü hayvanın dengi bir hayvan varsa onu kurban etmesinin gerektiğine" delalet etmektedir. İmam Ebu Hanife (rh.a) ise öldürülen avın bir dengi olsun veya olmasın, her halükarda kıymetini ödemesine hükmetmiştir. Ona göre kıymeti kadar parayı tasadduk eder, isterse onunla bir kurban keser. Sahabenin verdiği "dengi bir hayvan" hükmü, tabi olmaya daha layık bir görüştür. Zira, onlar deve kuşunda deve, yabani sığırda sığır, ceylanda da bir keçi ile hükmetmişlerdir. Sahabelerin verdikleri hükümleri ve senetlerini "el-Ahkam" kitabımızda vardır.

 

Avlanan hayvanın dengi yoksa, İbn Abbas (r.a.) Mekke'ye götürülecek o değerde sadakaya hükmetmiştir. Bunu Beyhaki rivayet etmiştir.

 

"İçinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder." Yani, dengi olan hayvanda dengine, dengi olmayanda kıymetine Müslümanlardan iki adil kişi hükmeder.

Alimler avı öldüren kimsenin iki hakemden biri olup olamayacağı hususunda ikiye ayrılmışlardır. Birincisine göre hakem olamaz. Çünkü hakkında verdiği hükümde kendi lehine verme ithamıyla karşı karşıyadır. Bu İmam Malik'in görüşüdür. Diğer görüşe göre ise, ayetin genel ifadesinden dolayı hakem olabilir. Bu da İmam Şafii ile İmam Ahmed b. Hanbel'in görüşüdür.

 

İlk görüş sahipleri, "Hakim bir konuda hem hakim hem mahkum olamaz" esasını delil getirmişlerdir. İbn Ebi Hatim Meymun b. Mihran'dan şöyle nakleder: Bir bedevi Ebu Bekir (r.a.)'a gelerek, "İhramlıyken bir av öldürdüm. Bana gereken ceza hakkında ne düşünürsün?" dedi. Ebu Bekir (r.a.) yanında oturmakta olan Übeyy b. Ka'b (r.a.)'a, "Söylediği konuda ne düşünüyorsun?" dedi. Bedevi, "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in halifesi olarak sana geldim, sen ise başkasına soruyorsun" dedi. Ebu Bekir (r.a.), "Karşı çıktığın şey nedir? Allah (c.c), "Onun cezası öldürdüğü hayvanın dengi bir cezadır. Buna Kabe'ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder" buyuruyor. Ben de arkadaşıma danıştım. Bir şeyde karar kılarsak sana emredeceğiz" dedi. Bunun senedi sağlamdır, fakat Meymun ile Ebu Bekir (r.a.) arasında kopukluk vardır. Aynı ihtimal burada da geçerlidir. Ebu Bekir (r.a.) bedeviyi cahil biri görünce sakin ve yumuşak bir üslupla hükmü açıklamıştır. Cehaletin ilacı öğretmektir. Eğer o itiraz eden bilgili olarak bilinen biriyse; İmam Taberi, Kabisa b. Cabir'den şöyle nakletmiştir: Hac yolculuğuna çıkmıştık. Sabah namazını kıldıktan sonra hayvanlarımızı otlatmaya götürür, hem gezinir, hem sohbet ederdik. Bir sabah karşımıza bir ceylan çıkıverdi. Yanımızdaki biri ona bir taş attı. Tam kulak arkasına vurdu ve hayvan o korkuyla ölü olarak yere yığılıverdi. Biz bunu çok çirkin bir hareket bulduk. Mekke'ye vardığımızda onu yanıma aldım ve birlikte Hz. Ömer (r.a.)'a gittik. Olayı ona anlattı. Hz. Örher (r.a.)'ın yanında yüzü gümüş gibi biri (yani Abdurrahman b. Avf) vardı. Döndü ve onunla konuştu. Sonra adama yöneldi ve "Onu kasten mi hatayla mı öldürdün?" dedi. Adam, "Vurmayı kasten yaptım, ama öldürmek istememiştim" dedi. Hz. Ömer (r.a.), "Bana göre sen kas ıt ile hatayı birbirine katmışsın. Bir koyun al ve kes. Etini dağıt, postunu bırak" dedi. Yanından kalktık. Arkadaşıma, "Be adam! Allah'ı şiarlarını yücelt. Mü'minlerin emiri arkadaşına sormadan sana ne söyleyeceğini bilemedi (durumun karışık görünüyor). Bir deve kes!" dedim. O da dediğimi yaptı. Kabisa der ki: Maide suresindeki, "İçinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder" ayetini hatırlayamamıştım. Sözüm Hz. Ömer (r.a.)'a ulaşmış. Zaten, karşılaştığımızda elinde hep sopayla görürdük. Arkadaşıma sopayla vuruyor ve "Hem Harem-i Şerif'te kan akıttın, hem de hakeme beyinsiz muamelesi yaptın öyle mi?" dedi. Sonra bana döndü. Ben, "Ey Mü'minlerin emiri! Bugün sana bana yapman haram olan hiçbir şeyi helal etmiyorum" dedim. "Ey Kabisa b. Cabir. Seni yaşı genç, gönlü geniş ve ifadesi açık biri olarak görüyorum. Gençte bazen dokuz güzel ile bir kötü ahlak bulunur da kötü ahlak güzel ahlakını bozar. Gençliğin tökezlemelerine karşı dikkatli ol" dedi. Bunu Hüşeym de Abdulmelik b. Umeyr'in Kabisa'dan benzer bir şekilde rivayet etmiştir. Husayn'ın Şa'bi'den, onun Kabisa'dan nakliyle de zikretmiştir. Bunu Bekir b. Abdullah el-Müzeni ile Muhammed b. Sirin de Ömer (r.a.)'tan mürselolarak zikretmiştir.

 

Taberi, Ebu Cerir el-Beceli'den şöyle nakleder: Ben ihramlıyken bir ceylan vurdum. Bunu Hz. Ömer (r.a.)'a söyledim. "Arkadaşlarından iki kişi getir de hakkında hüküm versinler" dedi. Abdurrahman ile Sa'd'ı getirdim. Hakkımda alacalı bir teke kesmeme hükmettiler.

 

Taberi, Tarık'tan şöyle nakleder: Erbed ihramlıyken bir ceylanı çiğneyerek öldürmüştü. Hüküm vermesi için Hz. Ömer (r.a.)'a gitti. Ömer (r.a.), "Benimle birlikte hüküm ver" dedi. Birlikte su içebilen ve ot yiyebilen (sütten kesilmiş yaşta) bir oğlağa hükmettiler. Daha sonra Hz. Ömer (r.a.) "İçinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder" dedi. Bu, İmam Şafii (rh.a) ile İmam Ahmed b. Hanbel'in (rh.a) söyledikleri gibi hayvanı öldüren kimsenin hakemlerden biri olabileceğine delalet eder.

 

İhramlının her öldürmesinde, hakkında daha önce sahabeler hüküm vermiş olsalar bile yeniden hakem tayin etmek gerekir mi, yoksa sahabilerin daha önceki hükümleriyle mi yetinilir? Bu konuda alimlerin farklı görüşleri vardır. İmam Şafii ile İmam Ahmed b. Hanbel, "Onda sahabilerin vermiş olduğu hükme uyulur" demişler ve onu bırakılmaması gereken şer'i bir hüküm olarak kabul etmişlerdir. Sahabenin verdiği bir hüküm yoksa iki adilin hakemliğine başvurulacağını söylemişlerdir. İmam Malik ile İmam Ebu Hanife ise, "Benzer bir öldürmede sahabilerin hükmü bulunsa da her birinde ayrı bir hükmün verilmesinin gerektiğini" söylemişlerdir. Zira Allah (c.c), "içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder" buyurmuştur.

 

"Buna Kdbe'ye varacak bir kurban olmak üzere ... "Yani, Kabe'ye ulaşacak bir kurban ... Ulaşmasından kasıt orada kesilmesi ve etinin harem bölgesinin fakirlerine dağıtılmasıdır. Bu durumda böyle yapılacağı alimlerin ittifak ettiği bir husustur.

 

"Yahut onun keffareti fakirleri doyurmaktır" Yani, ihramlı kişi öldürdüğü hayvana denk hayvandan kesebileceği bir hayvan bulamaz veya öldürdüğü dengi bulunamayan bir hayvan olursa, avlanmasının keffareti fakirleri doyurmaktır. Bu durumdaki kişinin kurban kesme, yedirme ve oruç tutma arasında muhayyer olduğu görüşüne göre de bu kişi fakirleri doyurabilir. Muhayyer olduğu görüşü İmam Malik, İmam Ebu Hanife, Ebu Yusuf, Muhammed b. Hasan'in görüşü, İmam Şafii'nin iki görüşünden biri, İmam Ahmed'in meşhur görüşüdür. Bunun delili ayetin zahiridir. Çünkü, "..." (veya) edatı muhayyerlik ifade eder. Diğer görüşe göre sıraya uymak şarttır.

 

Bu şu şekilde yapılır: Denk hayvan bulunamazsa parasal değeri tespit edilmeye çalışılır. İmam Malik, İmam Ebu Hanife ve arkadaşları, Hammad ve İbrahim en-Nehai'ye göre avladığı hayvanın ölü haldeki fiyatına göre belirlenir. İmam Şafii, "Varsa aynı büyüklükteki eve il hayvanın parasal değeri hesaplanır, sonra onunla yiyecek alınıp tasadduk edilir" demiştir. İmam Şafii, İmam Malik ve Hicaz fukahasına göre her bir yoksula bir müd (yaklaşık 750 gr.) yiyecek dağıtılır ki İmam Taberi de bunu tercih etmIştir. İmam Ebu Hanife ile arkadaşları, "Her bir yoksula iki müd yiyecek verir" demişlerdir ki bu da Mücahid'in görüşüdür. İmam Ahmed b. Hanbel, "Buğdaydan bir müd, diğerlerinden iki müd dağıtır" demiştir.

Eğer yoksula verecek yiyecek bulamazsa veya (üç şeyarasında) muhayyerlik görüşüne göre; her bir yoksula vereceği yemeğe karşılık bir gün oruç tutar. Taberi der ki: Bazıları şöyle demiştir: İhramlıyken dağınıklığı giderme ve süslenme manasındaki saç kesme vs. fiillerin cezasında olduğu gibi, bunda da her bir sa' için bir oruç tutar. Çünkü, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ka'b b. Ucra'ya altı kişiye bir ferak yiyecek dağıtmasını veya üç gün oruç tutmasını emretmişti. Ferak ise üç sa' dır.

 

Nerede yedireceği konusunda alimler arasında farklı görüşler vardır.

İmam Şafii: Yeri Harem' dir, demiştir ki bu Ata' nın da görüşüdür. İmam Malik:

Avı öldürdüğü yerde veya oraya en yakın yerde yedirir, demiştir. İmam Ebu Hanife: İsterse Harem'de, isterse başka yerde yedirir, demiştir.

 

 

Konuyla ilgili Selef-i Salihinin Sözleri:

 

İbn Ebi Hatim, Miksem kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan, "İçinizden kim onu kasten öldürürse, onun cezası öldürdüğü hayvanın dengi bir cezadır" buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İhramlı biri av hayvanı öldürürse; cezası hak ettiği hayvanı kurban etmektir. Cezası olan hayvanı bulabilirse keser ve etini dağıtır. Bulamazsa fiyatının ne olduğuna bakılır, sonra ne kadar yiyeceğe tekabül ettiği hesaplanır, sonra yiyecek olarak fiyatı belirlenir. Orucu ise yiyecekten her bir sa' a karşılık bir gün tutarak öder. Yüce Allah, "Yahut onun keffareti fakirleri yedirmek yahut bunun dengi oruç tutmaktır" buyurmuştur. "Yemek yedirmek"le orucun durumu açıkla nmak istenmiştir. Yemek yedirme imkanı bulamayan bir kimse, elbette onun karşılığını bulabilir.

Bunu İmam Taberi, Cerir kanalıyla rivayet etmiştir. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan, "Buna Kabe'ye varacak bir kurban olmak üzere içinizden adalet sahibi iki kişi hükmeder. Yahut onun keffareti fakirleri doyurmaktır, yahut bunun dengi oruç tutmaktır" buyruğu hakkında şöyle rivayet eder: İhramlı kimse herhangi bir av hayvanı öldürürse cezayla hükmedilir; ceylan ve benzeri bir hayvan öldürmüşse Mekke'de kesilecek bir koyun kurban etmesi gerekir. Onu bulamazsa altı yoksulu doyurur, onu da bulamazsa üç gün oruç tutar. Geyik ve benzeri bir hayvan öldürmüşse bir sığır kurban etmesi gerekir. Onu bulamaza on yoksulu doyurur, onu da bulamazsa yirmi gün oruç tutar. Deve kuşu, yabani eşek veya benzer bir hayvan öldürmüşse deve keser. Onu bulamazsa otuz yoksulu doyurur, onu da bulamazsa otuz gün oruç tutar. Bunu İbn Ebi Hatim ile Taberi rivayet etmiştir ve Taberi'nin rivayetinde "Yiyecek; onları doyuracak miktardaki yiyecektir" ziyadesi vardır. Cabir el-Cu'fi, Şa’bi'den, Ata ve Mücahid'den "Yahut bunun dengi oruç tutmaktır" buyruğu hakkında şöyle rivayet etmiştir: "Hediye kurbanı kesemeyen kimse için yiyecek birer müddür." Bunu İmam Taberi rivayet etmiştir.

 

İbn Cüreyc Mücahid'den, Esbat da Süddi’den aynı şekilde keffaretler hakkında sıralamanın olduğunu rivayet etmişlerdir. Ata, İkrime ve Dahhak'ın rivayetine göre Mücahid ile İbrahim en-Nehai, "Keffarette (üçü arasında) seçim serbestliği vardır" demişlerdir. Leys de Mücahid kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan böyle rivayet etmiştir. İmam Taberi de (rh.a) bunu tercih etmiştir.

 

"Ta ki işinin cezasını tatmış olsun. " Yani, avlanan kimseye keffareti bir borç kıldık ki işlemiş olduğu emre muhalefet suçunun cezasını çeksin.

"Allah geçmişi affetmiştir." Yani, İslam'ı güzel yaşayan, Allah'ın şeriatına uyan ve günah işlemeyen kimselerin cahiliye döneminde yaptıkları günahları affetmiştir.

 

"Kim bu suçu tekrar işlerse Allah onu cezalandıracaktır." Yani, kim İslam'da haram kılındıktan ve hüküm kendisine ulaştıktan sonra bunu yaparsa Allah (c.c) onu cezalandıracaktır.

 

"Allah daima galiptir, intikam alandır." İbn Cüreyc der ki: Ata'ya "Allah geçmişi affetmiştir" buyruğunun manasını sordum. "Cahiliye döneminde olanları affetmiştir, demektir" dedi. "Kim bu suçu tekrar işlerse Allah onu cezalandıracaktır" buyruğunu sordum, "Kim İslam' dayken bunu tekrar yaparsa Allah (c.c) ona cezasını verir, ayrıca keffaret ödemesi gerekir, demektir" dedi. "Tekrar yapmanın bildiğin bir cezası var mı?" dedim. "Hayır" dedi. "İmamın onu cezalandırma hakkı olduğunu düşünüyor musun?" dedim. "Hayır. Bu, kendisiyle Allah (c.c) arasındaki bir günahtır. Fakat fidye öder" dedi. Bunu İmam Taberi rivayet etmiştir. Manasının, "Allah (c.c) onu keffaretle cezalandırır" olduğu da söylenmiştir ki Said b. Cübeyr ve Ata böyle demişlerdir.

 

Sonra, selef ve haleften cumhur-u ulema ihramlı ne zaman av hayvanı öldürse ceza gerektiği, ilk, ikinci ve üçüncü arasında bir fark olmadığı, ne kadar tekrarlarsa tekrarlasın cezasının aynı olduğu, bunda hata ile kasıt arasında da bir fark bulunmadığı görüşündedir. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Kim ihramlıyken hatayla bir hayvanı öldürürse her öldürdüğünde cezayla hükmedilir. Fakat, kasten öldürmüşse ona bir defa keffaretle hükmedilir, tekrar yaparsa Yüce Allah'ın buyurduğu gibi ona,

, "Allah seni cezalandırsın" denir. İmam Taberi, İkrime kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Bir kimse bir av öldürür, hakkında keffaret hüküm verilir, sonra tekrar yaparsa hakkında tekrar keffaret hükmü verilmez. Allah (c.c) onun cezasını verir. Şurayh, Mücahid, Said b. Cübeyr, Hasan-ı Basri ve İbrahim en-Nehai de böyle demişlerdir. İmam Taberi bunları naklettikten sonra ilk görüşü tercih etmiştir. İbn Ebi Hatim, Hasan-ı Basri (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Bir adam bir av hayvanı öldürdü, ancak cezası verilmedi. Sonra bir av daha öldürdü. Bunun üzerine gökten bir ateş indi ve onu yaktI. Allah'ın (c.c), "Kim bu suçu tekrar işlerse Allah onu cezalandıracaktır" buyruğunun manası budur."

 

İmam Taberi, "Allah daima galiptir, intikam alandır" buyruğu hakkında şöyle der: Aziz ve Celil olan Allah burada buyuruyor ki: Allah (c. c) hükümranlığında güçlüdür. Hiçbir güçlü O'nu yenemez, intikam alacağı kimseden intikam almasını kimse önleyemez, ceza vermek istediği kimseyi cezalandırmaktan kimse engelleyemez. Çünkü tüm mahlukat O'nun yaratığıdır, emir O'nun emridir. İzzet ve güç yalnız onun elindedir. "İntikam alandır." Yani, kendisine isyan edene isyanının cezasını verendir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

96. Deniz avı ve yiyeceği, size de, yolculara da geçimlik olmak üzere helal kılınmıştır. İhramlı olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun.

97. Allah, Kabe'yi o saygıya layık evi, haram ayı, hacc kurbanını ve gerdanlıkları insanların kalkınmasına sebep kıldı. Bu da, Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa bildiğini ve Allah'ın her şeyi bilici olduğunu bilmeniz içindir.

98. Biliniz ki Allah'ın cezalandırması çetindir ve yine Allah'ın bağışlaması ve rahmeti sınırsızdır.

99. Rasuule düşen ancak tebliğdir. Allah açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir.