İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Maide Suresi

96 – 99.ayetler

 

Deniz ve Kara Avı:

 

96. Deniz avı ve yiyeceği, size de, yolculara da geçimlik olmak üzere helal kılınmıştır. İhramlı olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun.

97. Allah, Kabe'yi o saygıya layık evi, haram ayı, hacc kurbanını ve gerdanlıkları insanların kalkınmasına sebep kıldı. Bu da, Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa bildiğini ve Allah'ın her şeyi bilici olduğunu bilmeniz içindir.

98. Biliniz ki Allah'ın cezalandırması çetindir ve yine Allah'ın bağışlaması ve rahmeti sınırsızdır.

99. Rasuule düşen ancak tebliğdir. Allah açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir.

 

Tefsiri:

 

İbn Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan (ondan rivayetlerden biri olarak) Said b. Müseyyeb, Said b. Cübeyr ve başkalarından Allah'ın (c.c), "Deniz avı ve yiyeceği, size de, yolculara da geçimlik olmak üzere helal kılınmıştır" buyruğu hakkında şöyle rivayet etmiştir: "Deniz avı"ndan kasıt denizden avlanılan taze hayvanlar, "deniz yiyeceği"nden kasıtsa tuzlanarak ve kurutularak saklananlardır.

 

İbn Abbas (r.a.)'tan yapılan meşhur rivayette o şöyle demiştir:

"Deniz avı"ndan kasıt denizden diri olarak yakalanan hayvanlar, "denizin yiyeceği"nden kasıt ise denizin üstüne ölü olarak attığı hayvanlardır.

Ebu Bekir, Zeyd b. Sabit, Abdullah b. Ömer ve Ebu Eyyub el-Ensari'den (Allah hepsinden razı olsun), İkrime, Ebu Seleme b. Abdurrahman, İbrahim en-Nehai ve Hasan-ı Basrl'den böyle rivayet edilmiştir. Süfyan b. Uyeyne İkrime kanalıyla Ebu Bekir (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Deniz yiyeceği"nden kasıt denizde bulunan her hayvandır. Bunu Taberi ile İbn Ebi Hatim rivayet etmişlerdir. Taberi, Semmak'tan şöyle rivayet etmiştir: Bana İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle aktarıldı: Ebu Bekir (r.a.) insanlara verdiği bir hutbede şöyle dedi: "Deniz avı ve yiyeceği, size de, yolculara da geçimlik olmak üzere helal kılınmıştır." Denizin yiyeceğinden kasıt denizin attığı hayvanlardır. Taberi, Ebu Miclez kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan, "Ayetteki 'deniz yiyeceği'nden kasıt denizin üstüne attığı hayvandır" dediğini rivayet etmiştir.

 

İkrime, İbn Abbas (r.a.)'tan, "Denizin yiyeceği", denizin su yüzüne ölü olarak attığı hayvandır, dediğini rivayet etmiştir. Said b. Müseyyeb, "Deniz yiyeceği denizin canlı olarak atıp veya denizden yakalanıp da ölen hayvandır" demiştir. Bunu İbn Ebi Hatim de rivayet etmiştir. Taberi, Nafi"den şöyle nakleder: Abdurrahman b. Ebi Ebu Hureyre İbn Ömer (r.a.)'a, "Deniz, yüzüne çok miktarda ölü balık atıyor. Onları yiyelim mi?" diye sordu. İbn Ömer (r.a.), "Yemeyin" dedi. Eve döndüğünde Kur'an'ı açıp Maide suresini okudu. "Ve denizin yiyeceği size de, yolculara da geçimlik olmak üzere helal kılınmıştır" ayetine gelince, "Git ve ona söyle, yesin. Çünkü o denizin yiyeceğidir" dedi. Aynı şekilde İmam Taberi de "denizin yiyeceği"nden kastın orada ölen hayvan olduğu görüşünü tercih etmiştir. Taberi şöyle der: Bu konuda, bazılan rivayetlerde mevkuf olsa da bir hadis nakledilmiştir:

 

 

[2805] Bize ... Ebu Seleme, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etti: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Deniz avı ve yiyeceği size de, yolculara da geçimlik olmak üzere helal kılınmıştır" ayetini okudu, sonra, "Denizin yiyeceği yüzüne ölü olarak attıklarıdır" buyurdu.   İmam Taberi sonra şöyle der: Bazıları bunu Ebu Hureyre (r.a.)'ın kendi sözü olarak rivayet etmişlerdir. Bize de "Deniz avı ve yiyeceği size de, yolculara da geçimlik olmak üzere helal kılınmıştır" buyruğu hakkında ... Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet edildi: "Deniz yiyeceği üste ölü olarak attıklarıdır."

 

"Size de, yolculara da geçimlik olmak üzere helal kılınmıştır." Yani ey muhataplar, bu sizin için bir fayda ve azık olarak helal kılındı. "Seyyare" (yolcular), "seyyar"ın çoğuludur. İkrime bunu, "Deniz kıyısında bulunan ve deniz yolculuğu yapan kimseler" diye tefsir etmiştir. Başkalan şöyle demiştir: "Deniz avı deniz kıyısındakilerin taze olarak avladıkları hayvanlar, deniz yiyeceği ise denizde ölen veya orada avlanılan, sonra yolculara ve denizden uzakta olanlara azık olması için tuzlanıp salamura yapılandır." Benzer görüş İbn Abbas (r.a.), Mücahid, Süddi ve başkalarından da rivayet edilmiştir.

 

Cumhur-u ulema denizde ölen hayvanların helal olduğuna bu ayeti delil göstermiştir.

 

 

[2806] Bir de, İmam Malik'in Cabir b. Abdullah'tan yaptığı şu rivayeti delil getirmişlerdir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sahil tarafına bir seriyye gönderdi. Üç yüz kişilik bu seriyyenin komutasına Ebu Ubeyde b. Cerrah'ı geçirdi. Ben de aralarındaydım. Yola çıktık. Bir süre ilerledikten sonra azıklarımız bitti. Ebu Ubeyde ordunun tüm azıklarının toplanmasını emretti ve hepsi toplandı. Benim azığım da hurmaydı. Ebu Ubeyde bize hergün azar azar veriyordu. Sonunda onlar da bitti. Artık (günde) sadece bir-iki hurma yiyebiliyorduk. Bunu ondan rivayet eden Vehb b. Keysan ona, "Bir hurma neye yeter ki?" dedi. Cabir b. Abdullah şöyle dedi: "Tamamen bitince onu da arar olduk. Sonunda denize ulaştık. Dağ gibi bir balık vardı ve ordu on sekiz gece boyunca ondan yedi. Sonra Ebu Ubeyde'nin emri üzerine balinanın iki kemiği havaya dikildi ve deve semerlendi. Deve kemiklerin altından geçti de onlara değmedi."   Bu hadis Buhari ve Müslim'de geçmekte olup Cabir (r.a.)'tan birçok yolla nakledilmiştir.

 

 

[2807] Sahih-i Müslim'de Ebu Zübeyr'in Cabir (r.a.)'tan nakliyle zikredilen rivayette o şöyle anlatır: Bir de baktık ki denizin kıyısında bir kum tepesi gibi koca bir balık! Yanına vardığımızda onun anber denen hayvan olduğunu gördük. Ebu Ubeyde önce, "Bu ölü" dedi. Sonra, "Hayır. Biz Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem) elçileriyiz ve Allah yolundayız. Siz de mecbur kaldığınıza göre ondan yiyin" dedi. Biz üç yüz kişi bir ay boyunca onu yedik, hatta şişmanladık. Vallahi, onun gözünden testilerle iç yağı aldığımızı, öküz gibi (veya öküz büyüklüğünde) parçalar kestiğimizi gördüm. Ebu Ubeyde bizden on üç kişiyi alarak gözünün üzerine oturttu. Kaburgalarından birini alıp dikti. Sonra beraberimizdeki en iri deveyi semerletti ve onun altından geçirdi. Onun etinden kavurma yaparak azık edindik. Medine'ye geldiğimizde Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gittik ve bunları kendisine anlattık. "O, Allah'ın sizin için çıkardığı bir rızktır. Yanınızda etinden bir şey var mı ki bize de yediresiniz?" buyurdu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e ondan gönderdik de yedi. 

 

Müslim'in bir rivafetinde ifade edildiğine göre; onlar bu balığı bulduklarında Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanlarındaydı.   Bazıları, "Bu ayrı bir hadisedir" demişlerdir. Bazıları ise, "Bilakis aynı hadisedir, fakat başta Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikteydiler, sonra onları Ebu Ubeyde b. Cerrah komutasında seriyye olarak gönderdi. Balinayı da Ebu Ubeyde b. Cerrah komutasındaki bu seriyyedeyken buldular" demişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[2808] İmam Malik, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Bir adam, "Ya Rasulallah! Biz denize açılıyor, yanımıza az miktarda su alıyoruz. Onunla abdest alacak olursak (suyumuz biteceğinden) susayacağlZ. Deniz suyuyla abdest alalım mı?" diye sordular. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Denizin suyu temiz, ölüsü helaldir" buyurdu.   Bu hadisi İmam Şafii, İmam Ahmed b. Hanbel, dört Sünen sahibi, Buhari, Tirmizi, İbn Huzeyme, İbn Hibban ve başkaları rivayet etmişlerdir. Hadis Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den bir grup sahabiden de benzer bir ifadeyle rivayet edilmiştir.

 

 

[2809] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud, Tirmizi ve İbn Mace, Yezid b. Süfyan kanalıyla Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Biz bir hac veya umre yolculuğunda iken karşımıza bir çekirge sürüsü çıktı. Onlara sopalarımızla ve değneklerimizle vuruyorduk; sonunda elimize düştüler. "Biz ihramda olduğumuz şu halde ne yapalım?" dedik ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e sorduk. "Deniz avında bir sakınca yoktur" buyurdu.  Ravilerden Ebu Mühezzim zayıftır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[2810] İbn Mace, Cabir (r.a.) ile Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) çekirge için dua ederken şöyle derdi: "Allah'ım! Büyüklerini yok et, küçüklerini öldür, yumurtalarını boz, köklerini getir. Ağızlarını bizim geçimimiz olan nimetlerden ve rızklarımızdan engelle. Şüphesiz sen duaları işitirsin. " Halid, "Ya Rasulallah! Nasıl olur da Allah'ın askerlerinden bir askerin kökünün gelmesi için dua edersiniz?" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Çekirgeyi denizdeki balıklar aksırarak atmıştır" buyurdu. Ravilerden Ziyad der ki: Görenler bana balığın çekirgeyi aksırdığını gördüklerini söylediler.   Bunu sadece İbn Mace rivayet etmiştir.

 

İmam Şafii'nin Ata kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan rivayetine göre o harem bölgesinde çekirge avlanılmasına karşı çıkmıştır.

 

Fakihlerden deniz hayvanlarının istisnasız hepsinin yenilebileceğini söyleyenler bu ayeti delil göstermişlerdir. Daha önce, Ebu Bekir (r.a.)'ın "Denizin yiyeceğinden kasıt ondaki her şeydir" sözü geçti.

 

Bazıları bundan sadece kurbağayı istisna tutmuş, onun dışındakilerin hepsinin helalolduğunu söylemişlerdir.

 

 

[2811] Zira, İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Davud ve Nesai, Abdurrahman b. Osman et-Teymi'den şöyle rivayet etmişlerdir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kurbağayı öldürmekten men etti.

 

 

[2812] Nesai, Abdullah b. Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kurbağayı öldürmekten men etti ve "Onun sesi tesbihtir" buyurdu.

 

Bazı alimler, "Deniz avlarından balık yenir, kurbağa yenmez" demiş, bu ikisi dışındakiler hakkında ihtilaf etmişlerdir. Kimi, "Bunların dışındakiler yenilir"; kimi, "Bunların dışındakiler yenmez"; kimi de, "Karadaki benzerleri yenenler yenilir, yenmeyenler yenmez" demiştir. Bunların her biri Şafii fukahasının bazılarınca söylenmiş görüşlerdir.

 

İmam Ebu Hanıfe (rh.a) şöyle demiştir: Karada ölen hayvanlar yenmediği gibi denizde (suda) ölen hayvanlar da yenmez. Zira, Allah'ın (c. c) "Size ölü eti haram kılınmıştır" buyruğu genelolup bunu da kapsar. Bu manada hadisler de varit olmuştur:

 

 

[2813] İbn Merduyeh, Cabir (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Siz canlıyken avladıletan sonra ölen hayvanları yiyin. Denizin yüzüne ölü olarak attığını ise yemeyin. "    İbn Merduyeh daha sonra başka bir tarikle rivayet etmiştir ki o münkerdir.

İmam Malik, İmam Şafii ve İmam Ahmed b. Hanbel mezhebindeki alimler daha önce geçen balina hadisi ile, "Denizin suyu temiz, ölüsü helaldir" hadisini delil getirmişlerdir ki bunlar daha önce geçti.

 

 

[2814] İmam Şafii, İbn Ömer (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bize iki ölü ile iki kan helal kılındı. İki ölü balık ile çekirge, iki kan ise ciğer ile dalaktır. "    Bunu Ahmed b. Hanbel, İbn Mace, Darekutni ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. Hadisin destekleyici şahitleri vardır. Sahabi sözü olarak da rivayet edilmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

"İhramiz olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı." Yani, ihramlıyken avlanmanız haramdır. Ayet, bunun haram olduğuna delalet etmektedir. İhramh kişi kasıtlı olarak avlanırsa günah işlemiş olur ve borçlanır (cezayı hak eder). Hatayla yaptıysa yine borçlanır. Onu yemesi haramdır; çünkü avladığı hayvan onun hakkında ölü mesabesindedir. İmam Malik’e ve iki kavlinden birinde İmam Şafii'ye göre bu, ihramlı veya ihramsız başka herkes hakkında da böyledir. Ata, Kasım, Salim, Ebu Yusuf, Muhammed b. Hasan ve başkaları da böyle demişlerdir.

 

Avladığı hayvanı veya ondan bir miktar yerle ikinci bir ceza alır mı? Bunda alimlerin iki görüşü vardır. Birine göre alır. Abdurrezzak, İbn Cüreyc kanalıyla Ata'dan şöyle rivayet etmiştir: Eğer onu kesip sonra yerse iki keffaret öder, demiştir. Bir 'grup alim de bu görüşü benimsemiştir. İkinci görüşe göre ise yemesinden dolayı ikinci defa ceza almaz. Bunu İmam Malik bizzat belirtmiştir. İbn Abdilberr, "Farklı ülkelerdeki fakihlerin ve cumhur-u ulemanın görüşü de böyledir" demiştir. İbn Abdilberr daha sonra bunu "kişinin zina ettikten sonra ceza almadan tekrar tekrar zina etmesine" benzetme yaparak açıklamıştır. Zira, bu kimseye had cezası sadece bir kez uygulanır. Ebu Hanife, "Yediğinin kıymetini ödemesi gerekir" demiştir. Ebu Sevr şöyle demiştir: İhramlı kişi av hayvanını öldürürse ceza gerekir. O avı yemesi helaldir, fakat ben onu öldürenin yemesini iyi bulmuyorum (haramdır). Zira, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:

 

 

[2815] Avlanan kara hayvanları ihramlıyken size helaldir. Ancak onu siz avlamadıkça veya sizin için avlanmadıkça. " Bu hadisin açıklaması birazdan gelecek. Öldürene helal olduğu görüşü sıra dışı garip bir görüştür. Başkası hakkında ise ihtilaf vardır. Bunu yasaklayanları daha önce zikrettik. Diğerleri ise bu hadisten dolayı bunun, ihramlı olsun veya olmasın katil (avlayan) dışındaki kimselere helal olduğunu söylemişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

İhramlı olmayan kimse onu avladıktan sonra ihramlı birine hediye ederse; bazıları bunun her halükarda helal olduğunu söylemişler, ihramlı için avlayıp avlamaması arasında bir fark görmemişlerdir. İbn Abdilberr bu görüşü Hz. Ömer (radıyallilhu anh), Ebu Hureyre (radıyallilhu anh), Zübeyr b. Avvam (radıyallilhu anh), Ka'b el-Ahbar (radıyallilhu anh), Mücahid, bir rivayette Ata ve Said b. Cübeyr'den rivayet etmiş, "Kufeliler (Hanefiler) de böyle söylemişlerdir" demiştir.

 

Taberi'nin Said b. Müseyyeb'den rivayetine göre Ebu Hureyre (radıyallilhu anh)'a ihramlı olmayan kimsenin avladığı hayvanı ihramlının yiyip yiyemeyece ği soruldu. Ebu Hureyre (radıyallilhu anh) onu yiyebileceğine dair fetva verdi. Sonra Hz. Ömer (radıyallilhu anh) ile karşılaştığında böyle yaptığını söyleyince Hz. Ömer (radıyallilhu anh), "Onlara bundan başka bir şekilde fetva verseydin senin başını kırardım" dedi.

 

Diğeri ise ayetin genel ifadesinden dolayı, "İhramlının avlanan hayvanı yemesi hiçbir şekilde helal değildir" demişler ve onu tamamen yas aklamışlardır.

Abdurrezzak'ın Tavus'tan rivayetine göre İbn Abbas (r.a.) ihramlının avetini yemesini hoş bulmadı (helal görmedi) ve "İhramlı olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı" ayetini kastederek, "O kapalı bir husustur" dedi. Zühri’den rivayetine göre İbn Ömer (r.a.) ihramlının av etinden yemesini her halükarda kerih görürdü. Abdurrezzak, İbn Ömer (r.a.)'tan Nafi' kanalıyla da böyle rivayet etmiştir. İbn Abdilberr der ki: Tavus, Cabir b. Zeyd de böyle demiştir. Süfyan-ı Sevri ve (bir rivayette) İshak b. Rahuyeh de bu görüşü benimsemiştir. Hz. Ali (r.a.)'tan da benzer bir görüş rivayet edilmiştir. Zira İmam Taberi, Said b. Müseyyeb'den şöyle rivayet etmiştir: Hz. Ali (r.a.) avetini ihramlıya her halükarda kerih (haram) sayardı.

 

İmam Malik, İmam Şafii, İmam Ahmed b. Hanbel, bir rivayette İshak b.

Rahuyeh ve cumhur-u ulema ise "İhramlı olmayan kimse ihramlı için avlanmışsa ihramlının onu yemesi caiz değildir" demişlerdir.

 

 

[2816] Zira Sa'b b. Cüsame'dan yapılan rivayete göre kendisi, Ebva'da (veya Veddan'da) iken Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e yabani bir merkep hediye etti, fakat O (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kabul etmedi. Sa'b'ın yüzünün değiştiğini görünce Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Biz onu senden ancak ihramlı olduğumuz için kabul etmedik" buyurdu.   Bu hadis Buhari ve Müslim'de tahric edilmiştir ve farklı birçok ifadelerle gelmiştir. Nimler bunun açıklamasını şöyle yapmışlardır: Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu kendisi için avladığını sandığından kabul etmedi. Kendisi için avlanılmamışsa kişinin onu yemesi caizdir.

 

 

[2817] Zira, Ebu Katade, arkadaşları ihramlı kendisi ise ihramda değilken yabani bir eşek avlamıştı. Arkadaşları tereddüt ederek ondan yemediler. Sonra Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e sorduklarında onlara, "Sizden kimse ona avı gösterdi mi, veya yardım etti mi?" diye sordu. Onlar, "Hayır" deyince "Yiyin" buyurdu ve kendisi de ondan yedi. Yine bu hadis de Buhari ve Müslim'de farklı lafızlada yer almaktadır.

 

 

[2818] İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Siz avlamadıkça veya sizin için avlanmadıkça avlanan kara hayvanları size helaldir." Ravilerden Kuteybe, "Siz ihramhyken" ziyadesiyle nakletmiştir.   Bunu Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai de böyle rivayet etmişler, Tirmizi, "Bizde Muttalib'in Cabir'den hadis işittiğine dair bir bilgi yoktur" demiştir. Bunu İmam Şafii de rivayet ettikten sonra, "Bu konuyla ilgili rivayet edilen en iyi ve kıyasa en uygun hadistir" demiştir. İmam Malik, Amir b. Rebia'dan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Osman (r.a.)'ı Arc denen yerde sıcak bir havada ihramhyken gördüm. Yüzünü Ürcüvan kadifesiyle kapatmıştı. Sonra bir av eti getirdi ve arkadaşlarına "Yiyin" dedi. "Sen yemeyecek misin?" dediler. "Benim durumum sizinki gibi değiL. Bu sadece benim için avlanıldı" dedi.

 

İmam Taberi der ki: İlim erbabı Allah'ın (c.c) haram kıldığı avların nitelikleri hususunda farklı görüşlere sahiptir. Bazı alimler, "Kara hayvanı; hem karada hem suda yaşayan hayvan, su hayvanı ise karada değil suda yaşayan ve karaya sığınan hayvandır" demişlerdir. İmran b. Cerir, Ebu Miclez'den, Allah'ın (c.c) "İhramh olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı." buyruğuyla ilgili şöyle demiştir: "İhramh hem karada hem suda yaşayan hayvanı avlayamaz, yaşamı suda olan hayvanı ise avlayabilir." Ata'dan şöyle rivayet edilmiştir: Kaplumbağa, yengeç ve kurbağa gibi karada yaşayan hayvanları avladığında ihramhya ceza gerekir. Bazıları, "Kara hayvanı karada olduğu süre suda olduğu süreden uzun olan hayvandır" demişlerdir. İbn Cüreyc der ki: Ata'ya, zaman zaman suda yaşayan hayvanı sorarak "O kara avı mıdır su avı mıdır?" dedim. "Hangisinde daha çok yaşıyorsa oranın avıdır" dedi. Ata b. Ebl Rebah'tan şöyle rivayet edilmiştir: "En çok nerede kuluçkaya yatıyorsa oranın hayvanıdır."

 

"Huzuruna topTanacağınız Allah'tan korkun." İmam Taberi şöyle der: Yüce Allah buyuruyor ki; Ey insanlar! Allah'tan korkun ve size emrettiği farzlarında, Peygamberinize indirdiği bu ayetlerde sizi men ettiği içki, kumar, dikili taşlar ve fal oklarından, ihramlıyken kara avı avlamak ve öldürmekten sakınma ve daha başka yasaklarında Allah'a itaat etmek suretiyle O'ndan sakının. Zira, varışınız ve dönüşünüz Allah'a olacak ve sizi O'na (c.c) karşı işlediğiniz günahlardan dolayı cezalandıracak, O'na karşı itaatlerinizi de mükafatlandıracak ve ödüllendirecektir.

 

 

Kabe:

 

''Allah, Kabe'yi, o saygıya layık evi, haram ayı, hacc kurbanını ve gerdanlıkları insanların kalkınmasına sebep kıldı." Allah (c.c) buyuruyor ki: Allah (cc), haram (saygın) evi Kabe'yi kuvvetlilerini güçsüzlerinden, kötülerini iyilerinden, zalimlerini mazlumlarından engelleyecek bir dayanakları bulunmayan insanlar için dayanak (sığınma yeri) kıldı. Haram ayları, hediye kurbanını ve kurbanların boynundaki gerdanlıkları da aynı şekilde insanlar için dayanak (sığınak) kıldı. Bunların her biriyle insanları birbirinden engelledi. Çünkü, onların Allah'tan başka dayanakları yoktur. Allah (c.c) bunları dinlerinin şiarları kıldı ve dünya işlerinin faydasına yaptı.

 

Mücahid'den, "Kabe'ye bu isim küp şeklinde olmasından dolayı verilmiştir" dediği rivayet edilmiştir. İkrime’den de benzer bir rivayet vardır. Taberi der ki: Kabe'den kasıt harem bölgesinin tamamıdır. Allah'ın (c.c) buraya haram demesi av hayvanlarını avlamayı, yaş otunu koparmayı ve ağacını kesmeyi haram kılmasıdır. Taberi, "kıyam"ı "kıvam" (destek, temel, direk) ile tefsir etmiş, bu konuda rivayetler nakletmiş ve şöyle demiştir: Said b. Cübeyr "insanlar için kıyam"ı "dinleri için bir fayda" diye tefsir etmiştir. Başka bir rivayette, "Dinlerini sağlamlaştırıcı şey" demiştir. İbn Abbas (r.a.)'tan bir rivayette, o (r.a.), "Kabe'nin kıyam oluşu insanların oraya yönelmesidir" demiştir. Başka bir rivayette, "Dinleri için bir dayanak, haclarının şiarlarıdır" demiştir. Süddi, "Allah (c.c) bu dört şeyi insanlara kıyam yaptı; bunlar işlerinin dayanağıdır" demiştir.

 

Taberi der ki: Bu sözler söyleyenlerin ifadeleri bakımından birbirinden farklı olsa da, sonuçta hepsi bizim söylediğimiz şu manaya dönmektedir: Bir şeyin kıvamı onunla sağlıklı şekilde hayatta kaldığı şeydir. Mesela, en büyük hükümdar halkının ve yönetimi altında bulunanların kıvamıdır; çünkü onların işlerini düzene koyan, zalimlerini mazlumlara ilişmekten engelleyen, saldırı ve düşmanlıklarının şerrini def eden kimsedir. Kabe, haram ay, hediye kurbanı ve gerdanlıklar Arapların cahiliye döneminde hayatlarının onunla yolunda olduğu dayanaklarıydı. İslam' da da Müslümanlar için haclarının ve hac ibadetlerinin (nüsük) nişaneleri, namazda yöneldikleri cihet, farzlarını o tarafa dönerek eda ettikleri yer olmuştur."

 

Taberi daha sonra şöyle der: Bir grup müfessir de bizim söylediğimiz şekilde söylemiştir. Bize gelen rivayete göre Katade, "Allah, Kabe'yi, o saygıya layık evi, haram ayı, hacc kurbanını ve gerdanlıkları insanların kalkınmasına sebep kıldı" ayeti hakkında şöyle demiştir: Yani, Allah buraları cahiliye döneminde insanlar arasına koyduğu engeller kılmıştır. Zira, adam her türlü cinayeti işler, sonra hareme sığınırdı da ona dokunulamaz ve yaklaşılamazdı. Adam haram ayında babasının katiliyle karşılaşsa ona sataşmaz ve yaklaşmazdı. Adam Kabe'ye gitmek istediğinde boynuna kıldan bir gerdanlık takardı da bu onu korur, insanlardan engellerdi. Yine Kabe için yola çıktığında kendisine (harem bölgesindeki) "izhar" otundan veya "semur" ağacının kabuğundan gerdanlık edinirdi de bunlar ailesine dönünceye kadar onu insanlardan korurdu. Allah bunları cahiliye döneminde insanlar arasında engeller ve duvarlar olarak koymuştu. İbn Zeyd ve İbn Abbas (r.a.)'tan da bunun benzeri rivayet edilmiştir.

 

"Haram ay", "hediye kurbanı" ve "gerdanlıklar" hakkında bu surenin başında bilgiler verildi.

 

"Biliniz ki Allah'ın cezalandırması çetindir ve yine Allah'ın bağışlaması ve rahmeti sınırsızdır. " İmam Taberi der ki: Yüce Allah şöyle buyuruyor: Bilin ki ey insanlar, göklerdeki ve yerdeki şeyleri bilen, gizli ve açık hiçbir hareket ve davranışınızdan bihaber olmayan, karşılığını vermek üzere sizin için onları teker teker kaydeden rabbiniz; kendisine isyan eden ve dik kafalılık yapanlara karşı ve onların bu günahlarını cezalandırmada sert ve katıdır. Aynı zamanda kendisine itaat eden, tevbe edip dönen kimselerin de kusurlarını örtücüdür, onları deşifre etmeyi bırakır. Dönüp tevbe ettikten sonra yapmış oldukları günahların cezasını vermeyip merhamet eder.

 

"Rasule düşen ancak tebliğdir. Allah açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir." Bu, Yüce Allah'tan kullarına bir tehdit ve uyarıdır. Yüce Allah buyuruyor ki: Ey insanlar! Size gönderdiğimiz elçilerimiz, sizleri gelecek şiddetli bir azabımızla uyarmak ve bize karşı bahanelerinizi ortadan kaldıran deliller sunmakla yapmaları gereken tek görevleri size mesajımızı iletmektir. Sonra itaatini mükafatlandırmak bize aittir, günahının cezasını vermek bize düşer. Allah açığa vurmakta ve gizlemekte olduklarınızı bilir. Allah (c.c.) burada şöyle demek istiyor: Sizden, mesajımızı kabul eden, emretliklerimi yerine getiren itaatkarla, mesajımızı reddeden, yapmayı emretliklerimi terk eden isyankar bize kapalı değildir. Çünkü, biz bedenleriyle yaptıkları ve dilleriyle söyledikleriyle sizden kimlerin neler yapmakta olduğunu biliriz. "Gizlediğinizi de ... " Yani, içinizde gizlemekte olduğunuz iman ve küfrü, yakin, şüphe ve nifakı da bilir. Yüce Allah buyuruyor ki: Böyle olduğuna göre göklerdeki ve yerdekilerin hiçbiri, kalplerin derinliklerindeki gizli hallerin ve bedenlerin ortaya koyduğu amellerin hiçbiri kendisine gizli kalmayan, mükafat ve ceza yetkisi sadece kendisinde olan böyle birisi sakınılmaya ve itaat edilip isyan edilmemeye layıktır. 

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

100. De ki: Pis ve kötü ile temiz ve iyi bir değildir; pis ve kötünün çokluğu hoşunuza gitse de bu böyledir. Öyleyse eyakıl sahipleri, Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.

101. Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. Eğer Kur'an indirilirken onları sorarsınız size açıklanır. Allah onları affetmiştir. Allah çok bağışlayıcıdır, aceleci değildir.

102. Sizden önce de bir toplum onları sormuş, sonra da bunları inkar eder olmuştu.