|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Maide Suresi 96 – 99.ayetler |
Deniz ve Kara Avı:
96. Deniz avı ve
yiyeceği, size de, yolculara da geçimlik olmak üzere helal kılınmıştır. İhramlı
olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan
korkun.
97. Allah, Kabe'yi o
saygıya layık evi, haram ayı, hacc kurbanını ve gerdanlıkları insanların
kalkınmasına sebep kıldı. Bu da, Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa bildiğini
ve Allah'ın her şeyi bilici olduğunu bilmeniz içindir.
98. Biliniz ki
Allah'ın cezalandırması çetindir ve yine Allah'ın bağışlaması ve rahmeti
sınırsızdır.
99. Rasuule düşen
ancak tebliğdir. Allah açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir.
Tefsiri:
İbn Ebi Talha, İbn Abbas
(r.a.)'tan (ondan rivayetlerden biri olarak) Said b. Müseyyeb, Said b. Cübeyr
ve başkalarından Allah'ın (c.c), "Deniz avı ve yiyeceği, size de,
yolculara da geçimlik olmak üzere helal kılınmıştır" buyruğu hakkında
şöyle rivayet etmiştir: "Deniz avı"ndan kasıt denizden avlanılan taze
hayvanlar, "deniz yiyeceği"nden kasıtsa tuzlanarak ve kurutularak
saklananlardır.
İbn Abbas (r.a.)'tan
yapılan meşhur rivayette o şöyle demiştir:
"Deniz
avı"ndan kasıt denizden diri olarak yakalanan hayvanlar, "denizin
yiyeceği"nden kasıt ise denizin üstüne ölü olarak attığı hayvanlardır.
Ebu Bekir, Zeyd b.
Sabit, Abdullah b. Ömer ve Ebu Eyyub el-Ensari'den (Allah hepsinden razı
olsun), İkrime, Ebu Seleme b. Abdurrahman, İbrahim en-Nehai ve Hasan-ı
Basrl'den böyle rivayet edilmiştir. Süfyan b. Uyeyne İkrime kanalıyla Ebu Bekir
(r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Deniz yiyeceği"nden kasıt denizde
bulunan her hayvandır. Bunu Taberi ile İbn Ebi Hatim rivayet etmişlerdir.
Taberi, Semmak'tan şöyle rivayet etmiştir: Bana İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle
aktarıldı: Ebu Bekir (r.a.) insanlara verdiği bir hutbede şöyle dedi:
"Deniz avı ve yiyeceği, size de, yolculara da geçimlik olmak üzere helal
kılınmıştır." Denizin yiyeceğinden kasıt denizin attığı hayvanlardır.
Taberi, Ebu Miclez kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan, "Ayetteki 'deniz yiyeceği'nden
kasıt denizin üstüne attığı hayvandır" dediğini rivayet etmiştir.
İkrime, İbn Abbas
(r.a.)'tan, "Denizin yiyeceği", denizin su yüzüne ölü olarak attığı
hayvandır, dediğini rivayet etmiştir. Said b. Müseyyeb, "Deniz yiyeceği
denizin canlı olarak atıp veya denizden yakalanıp da ölen hayvandır"
demiştir. Bunu İbn Ebi Hatim de rivayet etmiştir. Taberi, Nafi"den şöyle
nakleder: Abdurrahman b. Ebi Ebu Hureyre İbn Ömer (r.a.)'a, "Deniz, yüzüne
çok miktarda ölü balık atıyor. Onları yiyelim mi?" diye sordu. İbn Ömer
(r.a.), "Yemeyin" dedi. Eve döndüğünde Kur'an'ı açıp Maide suresini
okudu. "Ve denizin yiyeceği size de, yolculara da geçimlik olmak üzere
helal kılınmıştır" ayetine gelince, "Git ve ona söyle, yesin. Çünkü o
denizin yiyeceğidir" dedi. Aynı şekilde İmam Taberi de "denizin
yiyeceği"nden kastın orada ölen hayvan olduğu görüşünü tercih etmiştir.
Taberi şöyle der: Bu konuda, bazılan rivayetlerde mevkuf olsa da bir hadis
nakledilmiştir:
[2805] Bize ... Ebu Seleme,
Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etti: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "Deniz avı ve yiyeceği size de, yolculara da geçimlik olmak üzere
helal kılınmıştır" ayetini okudu, sonra, "Denizin yiyeceği yüzüne ölü
olarak attıklarıdır" buyurdu. İmam
Taberi sonra şöyle der: Bazıları bunu Ebu Hureyre (r.a.)'ın kendi sözü olarak
rivayet etmişlerdir. Bize de "Deniz avı ve yiyeceği size de, yolculara da
geçimlik olmak üzere helal kılınmıştır" buyruğu hakkında ... Ebu Hureyre
(r.a.)'tan şöyle rivayet edildi: "Deniz yiyeceği üste ölü olarak
attıklarıdır."
"Size de, yolculara
da geçimlik olmak üzere helal kılınmıştır." Yani ey muhataplar, bu sizin
için bir fayda ve azık olarak helal kılındı. "Seyyare" (yolcular),
"seyyar"ın çoğuludur. İkrime bunu, "Deniz kıyısında bulunan ve
deniz yolculuğu yapan kimseler" diye tefsir etmiştir. Başkalan şöyle
demiştir: "Deniz avı deniz kıyısındakilerin taze olarak avladıkları
hayvanlar, deniz yiyeceği ise denizde ölen veya orada avlanılan, sonra yolculara
ve denizden uzakta olanlara azık olması için tuzlanıp salamura
yapılandır." Benzer görüş İbn Abbas (r.a.), Mücahid, Süddi ve
başkalarından da rivayet edilmiştir.
Cumhur-u ulema denizde
ölen hayvanların helal olduğuna bu ayeti delil göstermiştir.
[2806] Bir de, İmam
Malik'in Cabir b. Abdullah'tan yaptığı şu rivayeti delil getirmişlerdir: Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sahil tarafına bir seriyye gönderdi. Üç
yüz kişilik bu seriyyenin komutasına Ebu Ubeyde b. Cerrah'ı geçirdi. Ben de
aralarındaydım. Yola çıktık. Bir süre ilerledikten sonra azıklarımız bitti. Ebu
Ubeyde ordunun tüm azıklarının toplanmasını emretti ve hepsi toplandı. Benim
azığım da hurmaydı. Ebu Ubeyde bize hergün azar azar veriyordu. Sonunda onlar
da bitti. Artık (günde) sadece bir-iki hurma yiyebiliyorduk. Bunu ondan rivayet
eden Vehb b. Keysan ona, "Bir hurma neye yeter ki?" dedi. Cabir b.
Abdullah şöyle dedi: "Tamamen bitince onu da arar olduk. Sonunda denize
ulaştık. Dağ gibi bir balık vardı ve ordu on sekiz gece boyunca ondan yedi.
Sonra Ebu Ubeyde'nin emri üzerine balinanın iki kemiği havaya dikildi ve deve
semerlendi. Deve kemiklerin altından geçti de onlara değmedi." Bu hadis Buhari ve Müslim'de geçmekte olup
Cabir (r.a.)'tan birçok yolla nakledilmiştir.
[2807] Sahih-i Müslim'de
Ebu Zübeyr'in Cabir (r.a.)'tan nakliyle zikredilen rivayette o şöyle anlatır:
Bir de baktık ki denizin kıyısında bir kum tepesi gibi koca bir balık! Yanına
vardığımızda onun anber denen hayvan olduğunu gördük. Ebu Ubeyde önce, "Bu
ölü" dedi. Sonra, "Hayır. Biz Allah Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) elçileriyiz ve Allah yolundayız. Siz de mecbur kaldığınıza göre ondan
yiyin" dedi. Biz üç yüz kişi bir ay boyunca onu yedik, hatta şişmanladık.
Vallahi, onun gözünden testilerle iç yağı aldığımızı, öküz gibi (veya öküz
büyüklüğünde) parçalar kestiğimizi gördüm. Ebu Ubeyde bizden on üç kişiyi
alarak gözünün üzerine oturttu. Kaburgalarından birini alıp dikti. Sonra
beraberimizdeki en iri deveyi semerletti ve onun altından geçirdi. Onun etinden
kavurma yaparak azık edindik. Medine'ye geldiğimizde Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e gittik ve bunları kendisine anlattık. "O, Allah'ın
sizin için çıkardığı bir rızktır. Yanınızda etinden bir şey var mı ki bize de
yediresiniz?" buyurdu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e ondan
gönderdik de yedi.
Müslim'in bir
rivafetinde ifade edildiğine göre; onlar bu balığı bulduklarında Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) yanlarındaydı.
Bazıları, "Bu ayrı bir hadisedir" demişlerdir. Bazıları ise,
"Bilakis aynı hadisedir, fakat başta Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ile birlikteydiler, sonra onları Ebu Ubeyde b. Cerrah komutasında
seriyye olarak gönderdi. Balinayı da Ebu Ubeyde b. Cerrah komutasındaki bu
seriyyedeyken buldular" demişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[2808] İmam Malik, Ebu
Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Bir adam, "Ya Rasulallah! Biz
denize açılıyor, yanımıza az miktarda su alıyoruz. Onunla abdest alacak olursak
(suyumuz biteceğinden) susayacağlZ. Deniz suyuyla abdest alalım mı?" diye
sordular. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Denizin suyu temiz,
ölüsü helaldir" buyurdu. Bu hadisi
İmam Şafii, İmam Ahmed b. Hanbel, dört Sünen sahibi, Buhari, Tirmizi, İbn
Huzeyme, İbn Hibban ve başkaları rivayet etmişlerdir. Hadis Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den bir grup sahabiden de benzer bir ifadeyle
rivayet edilmiştir.
[2809] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Davud, Tirmizi ve İbn Mace, Yezid b. Süfyan kanalıyla Ebu Hureyre
(r.a.)'tan şöyle rivayet etmişlerdir: Biz bir hac veya umre yolculuğunda iken
karşımıza bir çekirge sürüsü çıktı. Onlara sopalarımızla ve değneklerimizle
vuruyorduk; sonunda elimize düştüler. "Biz ihramda olduğumuz şu halde ne
yapalım?" dedik ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e sorduk.
"Deniz avında bir sakınca yoktur" buyurdu. Ravilerden Ebu Mühezzim zayıftır. Doğrusunu
en iyi Allah bilir.
[2810] İbn Mace, Cabir
(r.a.) ile Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) çekirge için dua ederken şöyle derdi:
"Allah'ım! Büyüklerini yok et, küçüklerini öldür, yumurtalarını boz,
köklerini getir. Ağızlarını bizim geçimimiz olan nimetlerden ve rızklarımızdan
engelle. Şüphesiz sen duaları işitirsin. " Halid, "Ya Rasulallah!
Nasıl olur da Allah'ın askerlerinden bir askerin kökünün gelmesi için dua
edersiniz?" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Çekirgeyi denizdeki balıklar aksırarak atmıştır" buyurdu. Ravilerden
Ziyad der ki: Görenler bana balığın çekirgeyi aksırdığını gördüklerini
söylediler. Bunu sadece İbn Mace
rivayet etmiştir.
İmam Şafii'nin Ata
kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan rivayetine göre o harem bölgesinde çekirge
avlanılmasına karşı çıkmıştır.
Fakihlerden deniz
hayvanlarının istisnasız hepsinin yenilebileceğini söyleyenler bu ayeti delil
göstermişlerdir. Daha önce, Ebu Bekir (r.a.)'ın "Denizin yiyeceğinden
kasıt ondaki her şeydir" sözü geçti.
Bazıları bundan sadece
kurbağayı istisna tutmuş, onun dışındakilerin hepsinin helalolduğunu
söylemişlerdir.
[2811] Zira, İmam Ahmed
b. Hanbel, Ebu Davud ve Nesai, Abdurrahman b. Osman et-Teymi'den şöyle rivayet
etmişlerdir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kurbağayı öldürmekten men
etti.
[2812] Nesai, Abdullah
b. Ömer (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) kurbağayı öldürmekten men etti ve "Onun sesi tesbihtir"
buyurdu.
Bazı alimler,
"Deniz avlarından balık yenir, kurbağa yenmez" demiş, bu ikisi
dışındakiler hakkında ihtilaf etmişlerdir. Kimi, "Bunların dışındakiler
yenilir"; kimi, "Bunların dışındakiler yenmez"; kimi de,
"Karadaki benzerleri yenenler yenilir, yenmeyenler yenmez" demiştir.
Bunların her biri Şafii fukahasının bazılarınca söylenmiş görüşlerdir.
İmam Ebu Hanıfe (rh.a)
şöyle demiştir: Karada ölen hayvanlar yenmediği gibi denizde (suda) ölen
hayvanlar da yenmez. Zira, Allah'ın (c. c) "Size ölü eti haram
kılınmıştır" buyruğu genelolup bunu da kapsar. Bu manada hadisler de varit
olmuştur:
[2813] İbn Merduyeh,
Cabir (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Siz canlıyken avladıletan sonra ölen hayvanları
yiyin. Denizin yüzüne ölü olarak attığını ise yemeyin. " İbn Merduyeh daha sonra başka bir tarikle
rivayet etmiştir ki o münkerdir.
İmam Malik, İmam Şafii
ve İmam Ahmed b. Hanbel mezhebindeki alimler daha önce geçen balina hadisi ile,
"Denizin suyu temiz, ölüsü helaldir" hadisini delil getirmişlerdir ki
bunlar daha önce geçti.
[2814] İmam Şafii, İbn
Ömer (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bize iki ölü ile iki kan helal kılındı. İki
ölü balık ile çekirge, iki kan ise ciğer ile dalaktır. " Bunu Ahmed b. Hanbel, İbn Mace, Darekutni
ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. Hadisin destekleyici şahitleri vardır.
Sahabi sözü olarak da rivayet edilmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
"İhramiz olduğunuz
müddetçe kara avı size haram kılındı." Yani, ihramlıyken avlanmanız
haramdır. Ayet, bunun haram olduğuna delalet etmektedir. İhramh kişi kasıtlı
olarak avlanırsa günah işlemiş olur ve borçlanır (cezayı hak eder). Hatayla
yaptıysa yine borçlanır. Onu yemesi haramdır; çünkü avladığı hayvan onun
hakkında ölü mesabesindedir. İmam Malik’e ve iki kavlinden birinde İmam
Şafii'ye göre bu, ihramlı veya ihramsız başka herkes hakkında da böyledir. Ata,
Kasım, Salim, Ebu Yusuf, Muhammed b. Hasan ve başkaları da böyle demişlerdir.
Avladığı hayvanı veya
ondan bir miktar yerle ikinci bir ceza alır mı? Bunda alimlerin iki görüşü
vardır. Birine göre alır. Abdurrezzak, İbn Cüreyc kanalıyla Ata'dan şöyle
rivayet etmiştir: Eğer onu kesip sonra yerse iki keffaret öder, demiştir. Bir
'grup alim de bu görüşü benimsemiştir. İkinci görüşe göre ise yemesinden dolayı
ikinci defa ceza almaz. Bunu İmam Malik bizzat belirtmiştir. İbn Abdilberr,
"Farklı ülkelerdeki fakihlerin ve cumhur-u ulemanın görüşü de
böyledir" demiştir. İbn Abdilberr daha sonra bunu "kişinin zina
ettikten sonra ceza almadan tekrar tekrar zina etmesine" benzetme yaparak
açıklamıştır. Zira, bu kimseye had cezası sadece bir kez uygulanır. Ebu Hanife,
"Yediğinin kıymetini ödemesi gerekir" demiştir. Ebu Sevr şöyle
demiştir: İhramlı kişi av hayvanını öldürürse ceza gerekir. O avı yemesi
helaldir, fakat ben onu öldürenin yemesini iyi bulmuyorum (haramdır). Zira, Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor:
[2815] Avlanan kara
hayvanları ihramlıyken size helaldir. Ancak onu siz avlamadıkça veya sizin için
avlanmadıkça. " Bu hadisin açıklaması birazdan gelecek. Öldürene helal
olduğu görüşü sıra dışı garip bir görüştür. Başkası hakkında ise ihtilaf
vardır. Bunu yasaklayanları daha önce zikrettik. Diğerleri ise bu hadisten
dolayı bunun, ihramlı olsun veya olmasın katil (avlayan) dışındaki kimselere
helal olduğunu söylemişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
İhramlı olmayan kimse
onu avladıktan sonra ihramlı birine hediye ederse; bazıları bunun her halükarda
helal olduğunu söylemişler, ihramlı için avlayıp avlamaması arasında bir fark
görmemişlerdir. İbn Abdilberr bu görüşü Hz. Ömer (radıyallilhu anh), Ebu
Hureyre (radıyallilhu anh), Zübeyr b. Avvam (radıyallilhu anh), Ka'b el-Ahbar
(radıyallilhu anh), Mücahid, bir rivayette Ata ve Said b. Cübeyr'den rivayet
etmiş, "Kufeliler (Hanefiler) de böyle söylemişlerdir" demiştir.
Taberi'nin Said b.
Müseyyeb'den rivayetine göre Ebu Hureyre (radıyallilhu anh)'a ihramlı olmayan
kimsenin avladığı hayvanı ihramlının yiyip yiyemeyece ği soruldu. Ebu Hureyre
(radıyallilhu anh) onu yiyebileceğine dair fetva verdi. Sonra Hz. Ömer
(radıyallilhu anh) ile karşılaştığında böyle yaptığını söyleyince Hz. Ömer
(radıyallilhu anh), "Onlara bundan başka bir şekilde fetva verseydin senin
başını kırardım" dedi.
Diğeri ise ayetin genel
ifadesinden dolayı, "İhramlının avlanan hayvanı yemesi hiçbir şekilde
helal değildir" demişler ve onu tamamen yas aklamışlardır.
Abdurrezzak'ın Tavus'tan
rivayetine göre İbn Abbas (r.a.) ihramlının avetini yemesini hoş bulmadı (helal
görmedi) ve "İhramlı olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı"
ayetini kastederek, "O kapalı bir husustur" dedi. Zühri’den
rivayetine göre İbn Ömer (r.a.) ihramlının av etinden yemesini her halükarda
kerih görürdü. Abdurrezzak, İbn Ömer (r.a.)'tan Nafi' kanalıyla da böyle
rivayet etmiştir. İbn Abdilberr der ki: Tavus, Cabir b. Zeyd de böyle demiştir.
Süfyan-ı Sevri ve (bir rivayette) İshak b. Rahuyeh de bu görüşü benimsemiştir.
Hz. Ali (r.a.)'tan da benzer bir görüş rivayet edilmiştir. Zira İmam Taberi,
Said b. Müseyyeb'den şöyle rivayet etmiştir: Hz. Ali (r.a.) avetini ihramlıya
her halükarda kerih (haram) sayardı.
İmam Malik, İmam Şafii,
İmam Ahmed b. Hanbel, bir rivayette İshak b.
Rahuyeh ve cumhur-u
ulema ise "İhramlı olmayan kimse ihramlı için avlanmışsa ihramlının onu
yemesi caiz değildir" demişlerdir.
[2816] Zira Sa'b b.
Cüsame'dan yapılan rivayete göre kendisi, Ebva'da (veya Veddan'da) iken Rasul-i
Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e yabani bir merkep hediye etti, fakat O
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) kabul etmedi. Sa'b'ın yüzünün değiştiğini görünce
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Biz onu senden ancak ihramlı
olduğumuz için kabul etmedik" buyurdu.
Bu hadis Buhari ve Müslim'de tahric edilmiştir ve farklı birçok
ifadelerle gelmiştir. Nimler bunun açıklamasını şöyle yapmışlardır: Rasul-i Ekrem
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu kendisi için avladığını sandığından kabul
etmedi. Kendisi için avlanılmamışsa kişinin onu yemesi caizdir.
[2817] Zira, Ebu Katade,
arkadaşları ihramlı kendisi ise ihramda değilken yabani bir eşek avlamıştı.
Arkadaşları tereddüt ederek ondan yemediler. Sonra Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)’e sorduklarında onlara, "Sizden kimse ona avı gösterdi
mi, veya yardım etti mi?" diye sordu. Onlar, "Hayır" deyince
"Yiyin" buyurdu ve kendisi de ondan yedi. Yine bu hadis de Buhari ve
Müslim'de farklı lafızlada yer almaktadır.
[2818] İmam Ahmed b.
Hanbel, Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Siz
avlamadıkça veya sizin için avlanmadıkça avlanan kara hayvanları size
helaldir." Ravilerden Kuteybe, "Siz ihramhyken" ziyadesiyle
nakletmiştir. Bunu Ebu Davud, Tirmizi
ve Nesai de böyle rivayet etmişler, Tirmizi, "Bizde Muttalib'in Cabir'den
hadis işittiğine dair bir bilgi yoktur" demiştir. Bunu İmam Şafii de
rivayet ettikten sonra, "Bu konuyla ilgili rivayet edilen en iyi ve kıyasa
en uygun hadistir" demiştir. İmam Malik, Amir b. Rebia'dan şöyle rivayet
etmiştir: Hz. Osman (r.a.)'ı Arc denen yerde sıcak bir havada ihramhyken
gördüm. Yüzünü Ürcüvan kadifesiyle kapatmıştı. Sonra bir av eti getirdi ve
arkadaşlarına "Yiyin" dedi. "Sen yemeyecek misin?" dediler.
"Benim durumum sizinki gibi değiL. Bu sadece benim için avlanıldı"
dedi.
İmam Taberi der ki: İlim
erbabı Allah'ın (c.c) haram kıldığı avların nitelikleri hususunda farklı
görüşlere sahiptir. Bazı alimler, "Kara hayvanı; hem karada hem suda
yaşayan hayvan, su hayvanı ise karada değil suda yaşayan ve karaya sığınan
hayvandır" demişlerdir. İmran b. Cerir, Ebu Miclez'den, Allah'ın (c.c)
"İhramh olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı." buyruğuyla
ilgili şöyle demiştir: "İhramh hem karada hem suda yaşayan hayvanı
avlayamaz, yaşamı suda olan hayvanı ise avlayabilir." Ata'dan şöyle
rivayet edilmiştir: Kaplumbağa, yengeç ve kurbağa gibi karada yaşayan
hayvanları avladığında ihramhya ceza gerekir. Bazıları, "Kara hayvanı
karada olduğu süre suda olduğu süreden uzun olan hayvandır" demişlerdir.
İbn Cüreyc der ki: Ata'ya, zaman zaman suda yaşayan hayvanı sorarak "O
kara avı mıdır su avı mıdır?" dedim. "Hangisinde daha çok yaşıyorsa
oranın avıdır" dedi. Ata b. Ebl Rebah'tan şöyle rivayet edilmiştir:
"En çok nerede kuluçkaya yatıyorsa oranın hayvanıdır."
"Huzuruna
topTanacağınız Allah'tan korkun." İmam Taberi şöyle der: Yüce Allah
buyuruyor ki; Ey insanlar! Allah'tan korkun ve size emrettiği farzlarında,
Peygamberinize indirdiği bu ayetlerde sizi men ettiği içki, kumar, dikili
taşlar ve fal oklarından, ihramlıyken kara avı avlamak ve öldürmekten sakınma
ve daha başka yasaklarında Allah'a itaat etmek suretiyle O'ndan sakının. Zira,
varışınız ve dönüşünüz Allah'a olacak ve sizi O'na (c.c) karşı işlediğiniz günahlardan
dolayı cezalandıracak, O'na karşı itaatlerinizi de mükafatlandıracak ve
ödüllendirecektir.
Kabe:
''Allah, Kabe'yi, o
saygıya layık evi, haram ayı, hacc kurbanını ve gerdanlıkları insanların
kalkınmasına sebep kıldı." Allah (c.c) buyuruyor ki: Allah (cc), haram
(saygın) evi Kabe'yi kuvvetlilerini güçsüzlerinden, kötülerini iyilerinden,
zalimlerini mazlumlarından engelleyecek bir dayanakları bulunmayan insanlar
için dayanak (sığınma yeri) kıldı. Haram ayları, hediye kurbanını ve
kurbanların boynundaki gerdanlıkları da aynı şekilde insanlar için dayanak
(sığınak) kıldı. Bunların her biriyle insanları birbirinden engelledi. Çünkü,
onların Allah'tan başka dayanakları yoktur. Allah (c.c) bunları dinlerinin
şiarları kıldı ve dünya işlerinin faydasına yaptı.
Mücahid'den,
"Kabe'ye bu isim küp şeklinde olmasından dolayı verilmiştir" dediği
rivayet edilmiştir. İkrime’den de benzer bir rivayet vardır. Taberi der ki:
Kabe'den kasıt harem bölgesinin tamamıdır. Allah'ın (c.c) buraya haram demesi
av hayvanlarını avlamayı, yaş otunu koparmayı ve ağacını kesmeyi haram
kılmasıdır. Taberi, "kıyam"ı "kıvam" (destek, temel, direk)
ile tefsir etmiş, bu konuda rivayetler nakletmiş ve şöyle demiştir: Said b.
Cübeyr "insanlar için kıyam"ı "dinleri için bir fayda" diye
tefsir etmiştir. Başka bir rivayette, "Dinlerini sağlamlaştırıcı şey"
demiştir. İbn Abbas (r.a.)'tan bir rivayette, o (r.a.), "Kabe'nin kıyam
oluşu insanların oraya yönelmesidir" demiştir. Başka bir rivayette,
"Dinleri için bir dayanak, haclarının şiarlarıdır" demiştir. Süddi,
"Allah (c.c) bu dört şeyi insanlara kıyam yaptı; bunlar işlerinin
dayanağıdır" demiştir.
Taberi der ki: Bu sözler
söyleyenlerin ifadeleri bakımından birbirinden farklı olsa da, sonuçta hepsi
bizim söylediğimiz şu manaya dönmektedir: Bir şeyin kıvamı onunla sağlıklı
şekilde hayatta kaldığı şeydir. Mesela, en büyük hükümdar halkının ve yönetimi
altında bulunanların kıvamıdır; çünkü onların işlerini düzene koyan,
zalimlerini mazlumlara ilişmekten engelleyen, saldırı ve düşmanlıklarının şerrini
def eden kimsedir. Kabe, haram ay, hediye kurbanı ve gerdanlıklar Arapların
cahiliye döneminde hayatlarının onunla yolunda olduğu dayanaklarıydı. İslam' da
da Müslümanlar için haclarının ve hac ibadetlerinin (nüsük) nişaneleri, namazda
yöneldikleri cihet, farzlarını o tarafa dönerek eda ettikleri yer
olmuştur."
Taberi daha sonra şöyle
der: Bir grup müfessir de bizim söylediğimiz şekilde söylemiştir. Bize gelen
rivayete göre Katade, "Allah, Kabe'yi, o saygıya layık evi, haram ayı,
hacc kurbanını ve gerdanlıkları insanların kalkınmasına sebep kıldı" ayeti
hakkında şöyle demiştir: Yani, Allah buraları cahiliye döneminde insanlar
arasına koyduğu engeller kılmıştır. Zira, adam her türlü cinayeti işler, sonra
hareme sığınırdı da ona dokunulamaz ve yaklaşılamazdı. Adam haram ayında
babasının katiliyle karşılaşsa ona sataşmaz ve yaklaşmazdı. Adam Kabe'ye gitmek
istediğinde boynuna kıldan bir gerdanlık takardı da bu onu korur, insanlardan
engellerdi. Yine Kabe için yola çıktığında kendisine (harem bölgesindeki)
"izhar" otundan veya "semur" ağacının kabuğundan gerdanlık
edinirdi de bunlar ailesine dönünceye kadar onu insanlardan korurdu. Allah
bunları cahiliye döneminde insanlar arasında engeller ve duvarlar olarak
koymuştu. İbn Zeyd ve İbn Abbas (r.a.)'tan da bunun benzeri rivayet edilmiştir.
"Haram ay",
"hediye kurbanı" ve "gerdanlıklar" hakkında bu surenin
başında bilgiler verildi.
"Biliniz ki
Allah'ın cezalandırması çetindir ve yine Allah'ın bağışlaması ve rahmeti
sınırsızdır. " İmam Taberi der ki: Yüce Allah şöyle buyuruyor: Bilin ki ey
insanlar, göklerdeki ve yerdeki şeyleri bilen, gizli ve açık hiçbir hareket ve
davranışınızdan bihaber olmayan, karşılığını vermek üzere sizin için onları
teker teker kaydeden rabbiniz; kendisine isyan eden ve dik kafalılık yapanlara
karşı ve onların bu günahlarını cezalandırmada sert ve katıdır. Aynı zamanda
kendisine itaat eden, tevbe edip dönen kimselerin de kusurlarını örtücüdür,
onları deşifre etmeyi bırakır. Dönüp tevbe ettikten sonra yapmış oldukları
günahların cezasını vermeyip merhamet eder.
"Rasule düşen ancak
tebliğdir. Allah açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir." Bu, Yüce
Allah'tan kullarına bir tehdit ve uyarıdır. Yüce Allah buyuruyor ki: Ey
insanlar! Size gönderdiğimiz elçilerimiz, sizleri gelecek şiddetli bir
azabımızla uyarmak ve bize karşı bahanelerinizi ortadan kaldıran deliller
sunmakla yapmaları gereken tek görevleri size mesajımızı iletmektir. Sonra
itaatini mükafatlandırmak bize aittir, günahının cezasını vermek bize düşer.
Allah açığa vurmakta ve gizlemekte olduklarınızı bilir. Allah (c.c.) burada
şöyle demek istiyor: Sizden, mesajımızı kabul eden, emretliklerimi yerine
getiren itaatkarla, mesajımızı reddeden, yapmayı emretliklerimi terk eden
isyankar bize kapalı değildir. Çünkü, biz bedenleriyle yaptıkları ve dilleriyle
söyledikleriyle sizden kimlerin neler yapmakta olduğunu biliriz.
"Gizlediğinizi de ... " Yani, içinizde gizlemekte olduğunuz iman ve
küfrü, yakin, şüphe ve nifakı da bilir. Yüce Allah buyuruyor ki: Böyle olduğuna
göre göklerdeki ve yerdekilerin hiçbiri, kalplerin derinliklerindeki gizli
hallerin ve bedenlerin ortaya koyduğu amellerin hiçbiri kendisine gizli
kalmayan, mükafat ve ceza yetkisi sadece kendisinde olan böyle birisi
sakınılmaya ve itaat edilip isyan edilmemeye layıktır.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
102. Sizden önce de bir toplum onları sormuş, sonra da bunları inkar eder olmuştu.