|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Maide Suresi 100 – 102.ayetler |
Lüzumsuz Yere Soru
Sormak:
100. De ki: Pis ve
kötü ile temiz ve iyi bir değildir; pis ve kötünün çokluğu hoşunuza gitse de bu
böyledir. Öyleyse eyakıl sahipleri, Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.
101. Ey iman edenler!
Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri sormayın. Eğer Kur'an indirilirken
onları sorarsınız size açıklanır. Allah onları affetmiştir. Allah çok bağışlayıcıdır,
aceleci değildir.
102. Sizden önce de
bir toplum onları sormuş, sonra da bunları inkar eder olmuştu.
Tefsiri:
Yüce Allah Peygamberine
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyuruyor: Ey Muhammed! "De ki: Pis ve
kötü ile temiz ve iyi bir değildir; pis ve kötünün çokluğu hoşunuza gitse de bu
böyledir. " Ey insanlar "bu böyledir." Yani faydalı ve helal
olan az şey, zararlı ve haram olan şeyden hayırlıdır.
[2819] Nitekim bir
hadiste, "Yetesi kadaraz, oyalayıcı çoktan hayırlıdır" buyurulmuştur.
[2822] Ebu Kasım Beğavi,
Mucem'inde, Ebu Ümame (r.a.)'tan şöyle nakleder: Salebe b. Hatıb el-Ensarı,
"Ya Resulallah! Bana mal mülk nasip etmesi için Allah'a dua et"
buyurdu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Şükrünü eda edebileceğin
az mal, eda edemeyeceğin çok maldan hayırlıdır" buyurdu.
"Öyleyse eyakıl
sahipleri", yani salim ve düzgün akla sahip kimseler "Allah'tan
korkun ki", yani haramdan kaçının ve terk edin, helale kanaat edin ve
onunla yetinin ki "kurtuluşa eresiniz." Yani, dünya ve ahirette
kurtuluşa eresiniz.
Yüce Allah sonra şöyle
buyuruyor: "Ey iman edenler! Açıklanırsa hoşunuza gitmeyecek olan şeyleri
sormayın. " Yüce Allah burada Mü'min kullarını eğitiyor, onları sorma ve
araştırmada hiçbir fayda vermeyecek şeyleri sormaktan nehyediyor. Çünkü,
hoşlanmayacakları ve kendilerine ağır gelecek cevaplar alabilirler.
[2821] Nitekim bir
hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Kimse bana hiç
kimseden bir şey aktarmasın; çünkü ben yanınıza kalbim selim olarak çıkmak
istiyorum" buyurmuştur.
[2822] İmam Buhari, Enes
b. Malik (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) öyle bir hutbe okudu ki öylesini hiç dinlememiştim. Hutbede şöyle
konuştu: "Eğer benim bildiklerimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız."
Bu söz üzerine Hz. Peygamber'in ashabı elbiseleri ile yüzlerini örttüler ve
hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladılar. Derken adamın biri çıkıp, "Benim
babam kimdir?" diye sordu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Falancadır" diyerek cevap verdi. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu:
"Ey iman edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın.
" İmam Buhari bunu bir yerde daha
rivayet etmiştir. İmam Müslim, Ahmed b. Hanbel, Tirmizi ve Nesai de birçok
kanalla Şu'be b. Haccac'dan rivayet etmişlerdir.
[28231 İmam Taberi, Enes
b. Malik (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Sahabeler bir gün Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e o kadar çok sordular ki onu soruya boğdular.
Bundan sonra bir gün minbere çıktı ve "Bugün bana her ne sorarsanız
cevaplayacağım" buyurdu. Sahabiler tehlikeli bir durumla karşı karşı
olmaktan korktular. Sağıma soluma nereye baktıysam herkesin yüzünü elbisesiyle
örtüp ağladığını gördüm. Derken, birileriyle kavga ettiğinde (filanın oğlu
denilerek) babasından başkasına nispet edilerek çağrılan bir adam Hz.
Peygamber'e, "Ey Allah'ın Peygamberi, babam kimdir?" diye sordu. O da
"Baban Huzafe'dir" buyurdu. Sonra Hz. Ömer, "Rab olarak
Allah'tan, din olarak İslam'dan ve Peygamber olarak Muhammed’den razıyız.
Fitnelerden Allah'a sığınırız" dedi. Bunu takiben Hz. Peygamber,
"Bugün kadar hayırlı ve şerli şeyleri bir arada görmedim. Bana duvarın
arkasında Cennet ve Cehennem gösterildi" buyurdu. Bunu Buhari ve Müslim de Said'in
rivayetiyle tahric 'etmişlerdir. Bunu Ma'mer, Zühri'den, o da Enes'ten bu
şekilde veya buna yakın şekilde rivayet etmiştir. Zühri der ki: Abdullah b.
Huzafe'nin annesi, "Ana babasına senden daha hayırsız ve asi bir evlat
görmedim. Annenin cahiliye insanlarının işlediği rezaleti işlemiş olduğundan emin
oldun da onu herkese rezil etmek mi istedin?" dedi. Abdullah,
"Vallahi, Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) beni siyah bir köleye
isnad etseydi onun oğlu olduğumu kabul ederdim" dedi.
[2824] Yine İmam Taberi,
Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) bir gün kızgın ve yüzü kızarmış halde yanımıza çıktı ve minbere oturdu.
Ardından bir adam, "Babam nerede?" dedi. Allah Resulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) "Cehennemde!" buyurdu. Başka biri, "Benim babam
kimdir?" dedi. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Baban
Huzafe' dir" buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) kalktı ve "Rab
olarak Allah'ı, din olarak İslam' ı, Peygamber olarak Muhammed (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'i ve önder olarak Kur'an'ı seçtik ve razı olduk. Ya
Resulullah! Bunlar cahiliyeden ve şirkten yeni dönmüş kimseler. Babalarımızın
kim olduğunu Allah daha iyi bilir" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in öfkesi dindi ve "Ey iman edenler! Açıklandığında
hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın" ayeti nazil oldu. Bunun senedi
sahihtir.
[2825] Bu olayı seleften
birçok kişi mürselolarak rivayet etmiştir. Onlardan biri Esbat'ın Süddi'den
"Ey iman edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeyleri
sormayın" ayetiyle ilgili şu rivayetidir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) günlerden bir gün öfkelendi ve konuşmak için minbere çıkıp, "Bana
sorun bakalım. Her neyden sorarsanız size cevap vereceğim" buyurdu.
Kureyşin Sehmoğullarından Abdullah b. Huzafe adında soyu hakkında itham edilen
bir adam, "Ya Resulullah! Babam kimdir?" diye sordu. Allah Resulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) babasının adını söyleyerek, "Baban
filandır" buyurdu. Sonra Hz. Ömer (r.a.) kalkıp Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in yanına gitti ve ayağını öpüp, "Ya Resulullah! Rab
olarak Allah'ı, din olarak İslam'ı, Peygamber olarak seni, rehber olarak
Kur'an'ı seçtik ve razı olduk. Bizi affet, Allah seni affetsin" dedi.
Israrı sonucu Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hoşnut oldu. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Çocuk yatağında bulunana aittir.
Fahişeye ise taş vardır" sözünü de o zaman söyledi.
[2826] İmam Buhari, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Bir takım insanlar Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e alaylı sorular soruyorlardı. Bir adam
"Babam kim?" diyor, devesini kaybeden birisi "Devem "-
, nerede?" diyordu.
Bunun üzerine, "Ey iman edenler! Açıklandığında hoşu-
nuza gitmeyecek şeyleri
sormayın ... " ayeti nazil oldu. Bunu sadece İmam Buhari rivayet etmiştir.
[2827] İmam Ahmed b.
Hanbel Hz. Ali (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: "Yoluna gücü yetenlerin
o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır" (Al-i İmran,
97) ayeti nazil olunca bazıları, "Ya Rasulallah! Her yıl mı?" dediler.
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sustu. Tekrar "Her yıl
mı?" dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yine sustu.
Sonra "Her yıl mı?" deyince, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "Hayır. Ben evet deseydim farz olacaktı ve farz olsaydı gücünüz
yetmeyecekti" buyurdu. Bunun üzerine, "Ey iman edenler!
Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın ... " ayeti nazil
oldu. Bunu Tirmizi ve İbn Mace de rivayet etmiş, Tirmizi, "Bu kanalla
gariptir. İmam Buhari'yi 'Ebu Buhteri Hz. Ali (r.a.) ile karşılaşmamıştır'
derken işittim" demiştir.
[2828] İmam Taberi, Ebu
Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem), "Muhakkak ki Allah haccı size farz kılmıştır" buyurdu. Bir
adam, "Ya Rasulallah! Her yıl mı?" diye sordu. Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ondan yüz çevirdi. Adam ikinci veya üçüncü kez sordu. Sonra
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Soru soran kim?" buyurdu.
"Filan" dediler. "Canımı elinde tutan Allah'a andolsun ki ben
evet deseydim farz olacaktı. Farz olsaydı gücünüz yetmeyecek, terk ettiğinizde
de kafir olacaktınız" buyurdu. Bunun üzerine Yüce Allah, "Ey iman
edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın ... " ayetini
nazil etti. Taberi sonra bunu başka bir tarikten daha rivayet etmiştir ki onda
adamın ismi "Mihsan el-Esedi" olarak geçmektedir. Bu yolla gelen
başka bir rivayette ise Ukaşe b. Mihsan diye geçmektedir ki bu doğruya daha çok
benzemektedir. Ravilerden İbrahim b. Müslim el-Hicri zayıttır.
[2829] Yine İmam'Taberi,
Ebu Ümame (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in insanların arasında kalktı ve "Hac size farz kılındı"
buyurdu. Bedevilerden biri kalkıp, "Her yıl mı?" diye sordu. Allah
Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözü ağzında kaldı ve öfkelendi. Uzun
süre bekledikten sonra "Soran kim?" diye sordu. Bedevi, "O kişi
benim" dedi. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Yazıklar
olsun sana! Benim evet demeyeceğimden nasıl emin olabilirsin? Vallahi, evet
deseydim farz olacaktı ve farz olunca küfre girecektiniz. İyi bilin ki sizden
evvelki ümmetleri 'zorlaştırma önderleri' helak etti. Vallahi ben size
yeryüzünün tamamını helal kılıp bir ayakkabı miktarı yeri haram kılsaydım oraya
düşerdiniz" buyurdu. Bunun senedinde zayıflık vardır.
Ayetin zahirinde kişi
cevabın kötü olacağını bildiğinde soru sormaktan nehyedilmektedir. O durumda
evla olan sorudan vazgeçmek ve sormamaktır.
[2830] İmam Ahmed b. Hanbel'in
İbn Mes'ud (r.a.)'tan rivayet ettiği şu hadis ne güzel! Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ashabına, "Kimse bana hiç kimse hakkında bir
şey aktarmasın; çünkü ben yanınıza selim bir kalple çıkmak istiyorum"
buyurdu. Bunu Ebu Davud ve Tirmizi de rivayet etmişlerdir. Tirmizi, "Bu
vecihle gariptir" demiştir.
"Eğer Kur’an
indirilirken onları sorarsınız size açıklanır. .. " Yani, nehyolunduğunuz
bu soruları vahiy indiğinde Rasule (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sorarsanız
size açıklanır. Bu Allah (c.c) için kolaydır.
"Allah onları"
sizin daha önce yaptığınız kusur ve günahları "affetmiştir.
Allah çok
bağışlayıcıdır, aceleci değildir." Yüce Allah'ın, "Eğer Kur'an
indirilirken onları sorarsınız size açıklanır .... " buyruğuyla söylenmek
istenen şudur: Bir konuda baştan soru sormayın. Zira, sorunuz sebebiyle
zorlaştırıcı veya sıkıntı verici bir hüküm inebilir.
[2831] Nitekim bir
hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: "Müslümanlardan cürmü en büyük kimse
haram kılınmamış bir şeyi sorup da sorusu sebebiyle o şey haram kılınan
kimsedir. " Fakat bir konuda Kur’an manası kapalı inmişse o zaman manasını
sorarsanız ihtiyacınızdan dolayı size açıklanır. "Allah onları
affetmiştir." Yani, Allah'ın kitabında değinmediği şeyler (kullarını) muaf
tuttuğu şeylerdir. Öyleyse o konularda Allah (c. c) sustuğu gibi siz de susun.
[2832] Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'tan nakledilen sahih bir hadiste şöyle
buyurulmuştur: "Sizi bıraktığım sürece beni kendi halime bırakın. Çünkü
sizden öncekileri Peygamberlerine çok soru sormaları ve onlara muhalefetleri
helak etmiştir. "
[2833] Yine sahih bir
hadiste şöyle buyurulmuştur: "Şüphesiz yüceAllah bir takım farzlar
koymuştur; onları zayi etmeyin. Bir takım sınırlar çizmiştir; onları aşmayın.
Bazı şeyleri haram kılmıştır; onları çiğnemeyin. Bazı şeylere de unuttuğundan
değil size olan rahmetinden değinmemiştir; onları da sormayın. "
Sonra Yüce Allah şöyle
buyuruyor: "Sizden önce de bir toplum onları sormuş, sonra da bunları
inkar eder olmuştu. " Yani, bu nehyedilen soruları sizden önceki bazı
topluluklar sormuştu da, kendilerine cevap verilmiş, fakat iman etmemişler,
sonuçta kendi soruları sebebiyle kafirlerden olmuşlardı. Yani, kendilerine
açıklandı, fakat faydalanmadılar. Çünkü, doğruyu bulmak için değil inatçılık ve
zıtlaşma maksatlı sormuşlardı.
[2834] Avfi, İbn Abbas
(r.a.)'tan "Ey iman edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeyleri
sormayın ... " buyruğu hakkında şöyle nakleder: Resul-i Ekrem (Sallallahu
aleyhi ve Sellem), "Ey halk, size hac farz kılındı" diye duyurunca
Beni Esed kabilesinden bir adam kalkarak, "Ya Resulallah! Her yıl
mı?" diye sordu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buna çok
öfkelendi ve "Canımı elinde tutan Allah'a andolsun ki ben evet deseydim
farz olacaktır. Farz olunca yapamayacaktınız ve o zaman da kafirlerden
olacaktınız. Onun için ben sizi bıraktığım sürece siz de beni bırakın. Bir şey
emrettiğimde yapın, bir şeyden nehyettiğinde sakının" buyurdu. Bu olay
üzerine Allah (c.c.), "Ey iman edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek
şeyleri sormayın ... " ayetini nazil etti. Onları, Hristiyanların gökten
sofra istemeleri gibi şeyler isteyerek (sorarak) sonunda kafirler olmaktan
nehyetti. Bundan men ederek şöyle buyurdu: "Kur'an'da zorunuza giden ağır
bir hüküm nazil olmuşsa hakkında soru sormayın, bilakis bekleyin. Kur'an nazil
olduğunda sorarsanız siz mutlaka onda açıklamasını bulacaksınız. " Bunu
İmam Taberi rivayet etmiştir.
[2835] Ali b. Ebi Talha,
İbn Abbas (r.a.)'tan, "Ey iman edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek
şeyleri sormayın. Eğer Kur'an indirilirken onları sorarsınız size açıklanır ...
" ayeti hakkında şöyle rivayet etmiştir:
Hac ayeti nazil olunca
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) insanlar arasında, "Ey
insanlar, Allah size haccı farz kılmıştır; haccedin" diye seslendi.
Bazıları, "Ya Resulullah! Bir yıl mı her yıl mı?" dediler.
"Hayır, bilakis bir yıl. Şayet her yıl demiş olsaydım farz olacak, farz
olunca da küfre düşecektiniz" buyurdu. Sonra Yüce Allah, "Ey iman
edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın ... Sizden önce de
bir toplum onları sormuş, sonra da bunları inkar eder olmuştu" ayetlerini
(101-102) indirdi. Bunu İmam Taberi rivayet etmiştir.
Husayf, Mücahid
kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: "Ey iman edenler!
Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın ... " ayetinde
kastedilen şeyler, (surenin 103. ayetindeki) Bahira, Vasile, Saibe ve Ham'dır.
Baksanıza, daha sonraki ayette "Allah bahira, saibe, vafle ve ham diye bir
şey meşru kılmamıştır" buyurulmuştur.
İkrime, "Sahabiler
bazı ayetler hakkında sorular soruyorlardı, bundan men edildiler" demiş,
sonra "Sizden önce de bir toplum onları sormuş, sonra da bunları inkar
eder olmuştu" ayetini okumuştur. Bunu Taberi rivayet etmiştir. İkrime'nin kastı,
Kureyşlilerin Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den nehirler akıtması ve
Safa tepesini onlar için altına çevirmesi gibi mucizeler istemeleridir.
Yahudilerin gökten bir kitap indirmesini istemeleri gibi. .. Nitekim Yüce Allah
şöyle buyurur: "Bizi, ayetler (mucizeler) göndermekten alıkoyan
, tek şey, öncekilerin
bu ayetleri yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semud kavmine, açık bir mucize olmak
üzere bir dişi deve vermiştik. Onlar ise, (bu deveyi boğazladılar ve) bu yüzden
zalim oldular. Oysa biz ayetleri ancak korkutmak için göndeririz." (İsra,
59) Yüce Allah yine şöyle buyurur: "Kendilerine bir mucize gelirse ona
mutlaka inanocaklarına dair kuvvetli bir şekilde Allah'a and içtiler. De ki:
'Mucizeler ancak Allah katındandır. Ama mucize geldiğinde de inanmayacaklarının
farkında mısınız?' Yine O'na iman etmedikleri ilk durumdaki gibi onların
gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz. Ve onları şaşkın olarak azgınlıkları
içerisinde bırakırız. Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler de onlarla
konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah dilemedikçe yine
de inanacak değillerdi; fakat çokları bunu bilmezler." (En'am,109-111)
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |