|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Maide Suresi 106 – 108.ayetler |
Yolculukta Ölen
Kişinin Vasiyeti ve Malına Şahit Tutması:
106. Ey iman edenler!
Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki adalet sahibi kişi aranızda
şahitlik etsin. Yahut seferde iken ölüm gelip çatmışsa sizden olmayan, başka
iki kişi (şahit olsun). Eğer şüpheye düşerseniz o iki şahidi namazdan sonra
alıkoyarsınız ve "Bu vasiyet karşılığında hiçbir şeyi satın almayacağız,
akraba (menfaatine) de olsa; Allah (için yaptığımız) şahitliği gizlemeyeceğiz,
(aksini yaparsak) bu takdirde biz elbette günahkarlardan oluruz" diye
Allah üzerine yemin ederler.
107. Bu şahitlerin
(sonradan yalan söyleyerek) bir günah kazandıkları anlaşılırsa, (şahitlerin) haklarına
tecavüz ettiği ölüye daha yakın olan (mirasçılardan) iki kişi onların yerini
alır ve "Andolsun ki bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha
gerçektir ve biz (kimsenin hakkına) tecavüz etmedik, aksi takdirde biz, elbette
zalimlerden oluruz" diye Allah'a yemin ederler.
108. Bu (usu!),
şahitliği gerektiği şekilde yapmaya, yahut yeminlerinden sonra, yeminlerin
(mirasçılar tarafından) reddedilmesinden korkmalarına (çekinmelerine çare
olarak) daha uygundur. Allah'tan korkun ve (O'nu) dinleyin. Allah, fasıklar
topluluğuna doğru yola erdirmez.
Tefsiri:
Bu ayet-i kerime
kıymetli bir hüküm içermektedir. Kimisine göre neshedilmiştir ki bunu Avfi, İbn
Abbas (r.a.)'tan rivayet etmiştir. Hammad b. Ebi Süleyman'ın İbrahim
en-Nehai'den rivayetine göre o da, "Bu ayet mensuhtur" demiştir. İmam
Taberi'nin belirttiğine göre ise çoğunluk şöyle demiştir: "Bilakis bu,
hükmü geçerli muhkem bir ayettir. Kim mensuh olduğunu iddia ederse gerekçesini
getirmesi gerekir."
(İlk cümlenin Arapçaya
uyumlu meali: "Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında aranızdaki
şahitlik; içinizden iki adalet sahibi kişinin şahitliğidir.") Ayetteki
..... (aranızdaki şehadet) mübteda, ''...." haberidir. Muzaf hazfedilip
yerine muzaf ileyh konmuştur (aslı ..... ). Kimisi ise cümlenin bağlamına göre
takdirin şöyle olduğunu söylemiştir: "....."dir (yani ..... gizli
fiilin failidir). "Zeva adlin" (adalet sahibi) de onun sıfatıdır.
Yani o iki şahit adalet vasfına haiz olmalıdır.
"Sizden" kasıt
Müslümanlardan olmasıdır ki cumhur da böyle demiştir.
Nitekim Ali b. Ebi
Talha, İbn Abbas (radıyallilhu anh)'tan bu ayet hakkında, "Yani
Müslümanlardan iki adil şahit" dediğini rivayet etmiştir. İbn Ebi Hatim
bunu rivayet ettikten sonra şöyle demiştir: Abide, Said b. Müseyyeb, Hasan-ı
Basri, Mücahid, Yahya b. Ya'mer, Süddi, Katade, Mukatil b. Hayyan ve
Abdurrahman da böyle söylemişlerdir.
Taberi der ki:
"Adalet sahibi"nden kasıt vasiyet edenin mahallesinden olmasıdır. Bu
İkrime, Abide ve başka birkaç kişiden rivayet edilmiştir.
"Sizden olmayan
başka iki kişi"; İbn Ebi Hatim'in Said b. Cübeyr'den rivayetine göre İbn
Abbas (radıyallilhu anh) bunu "Müslümanlardan olmayan, yani Ehl-i kitaptan
iki kişi" ile tefsir etmiştir. İbn Ebi Hatim daha sonra şöyle der: Abide,
Şurayh, Said b. Müseyyeb, Muhammed b. Sirin, Yahya b. Ya'mur, İkrime, Mücahid,
Said b. Cübeyr, Şa'bi, İbrahim en-Nehai, Katade, Ebu Miclez, Süddi, Mukatil b.
Hayyan ve Abdurrahman b. Zeyd'den de benzeri rivayet edilmiştir. Taberi'nin
İkrime ve Abide'den rivayetine göre, "Sizden" kasıt vasiyet edenin
kabilesinden olmasıdır. O durumda "sizden olmayan başka iki kişi" den
kasıt da vasiyet edenin kabilesinden olmayan iki kişi olur. İbn Ebi Hatim bunun
benzerini Hasan-ı Basri (rh.a) ve Zühri'den (rh.a) rivayet etmiştir.
"Yahut seferde
iken", yani "yeryüzünde yolculuk yaparken" "ölüm gelip
çatmışsa ... " Kadı Şurayh'ın ifade ettiği gibi, Mü'minlerin olmadığı
yerde zimmilerin şahitliğinin caiz olması için şu iki şartın tahakkuku gerekir:
yolculukta olması ve şahitliğin vasiyet konusunda olması. Taberi, İbrahim
en-Nehai kanalıyla kadı Şurayh'tan şöyle rivayet etmiştir: Yahudi ve
Hristiyan'ın şahitliği ancak yolculukta, yolculukta da ancak konusu vasiyetse
caizdir. Sonra bunu Ebu İshak es-Sebii'nin kadı Şurayh'tan aynı şekildeki
rivayetini zikretmiştir. İmam Ahmed b. Hanbel'den de bunun benzeri rivayet
edilmiştir. Bu, imamlar arasında sadece onun görüşü olup diğer üç imam ona
muhalefet ederek, "Ehl-i zimmetin Müslümanlara şahitliği hiçbir şekilde
caiz değildir" demişlerdir. İmam Ebu Hanife onların birbirlerine
şahitliklerini kabul etmiştir.
Taberi, Zühri’den şöyle
nakleder: Sünnetteki uygulama hazarda ve yol-
, culukta hiçbir kafirin
şahitliğinin geçerli olmadığı, şahitliğin ancak Müslümanlarda olduğu şeklinde
olmuştur. İbn Zeyd der ki: Bu ayet vefat ederken yanında Müslümanlardan hiç
kimse olmayan hakkında nasıloldu. Bu, ülkelerin küfür diyarı ve insanların
kafir olduğu, insanların birbirlerine vasiyet yoluyla varis oldukları İslam'ın
ilk döneminde nazil oldu. Sonra vasiyet neshedildi ve miras hükümleri kondu.
İnsanlar da ona göre hareket ettiler. Bunu Taberi rivayet etmiştir. Fakat
isabetli değildir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
İmam Taberi der ki:
"Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki adalet sahibi
kişi aranızda şahitlik etsin" buyruğunda kastedilenin iki kişiye vasiyet
etmesi mi yoksa onları şahit tutması mı olduğu hususunda iki görüş vardır.
Birine göre onlara vasiyet etmesidir. Nitekim Muhammed b. İshak, Yezid b.
Abdullah b. Kusayt'tan şöyle nakleder: İbn Mes'ud (r.a.)'a bu ayet sorulduğunda
şöyle cevap verdi: "Bu yolculuk esnasında yanında mal varken eceli yeten
kimse hakkındadır. Müslümanlardan iki adam bulursa onlara terikesini teslim
eder ve iki adil Müslüman'ı buna şahit tutar. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet
etmiştir ve senedinde kopukluk vardır. İkinci görüşe göre ise iki Müslüman onun
şahitleri olur ki ayetin bağlamından zahiren anlaşılan da budur. İkisiyle
birlikte üçüncü bir vasi yoksa onlarda iki vasıf, yani vasilik ve şahitlik
vasıfları birleşir. Allah'ın izniyle birazdan gelecek Temim-i Dari ve Adiyy b.
Bedda kıssasında olduğu gibi.
Taberi ise onların şahit
olmalarını problemli bulmuş ve "Çünkü biz (şeriatta) şahidin yemin ettiği
bir mesele bilmiyoruz" demiştir. Fakat o ayetin içerdiği hükmü engellemez.
Ayetteki başlı başına bağımsız bir hükümdür; diğer tüm hükümlere uyması şart
değildir. Kaldı ki bu belli bir yerde belli bir şehadet şeklinde yapılan belli
bir hükümdür. Başkalarında göz ardı edilmeyen şeyler bunda edilmiştir.
Ayet-i kerimenin
delaleti gereği, şüpheye yol açan işaretler olması durumunda bu şahit yemin
eder.
"Eğer şüpheye
düşerseniz", yani onların hainlik veya hile yaptıklarına dair içinizde bir
şüphe belirirse, "o iki şahidi namazdan sonra alıkoyarsınız. "
Avfi, İbn Abbas
(r.a.)'tan, ''Bu ikindi namazıdır" dediğini rivayet etmiştir. Said b.
Cübeyr, İbrahim en-Nehai, Katade, Ikrime ve Muhammed b. Sirin de böyle
demişlerdir. Zühri, "Kasıt Müslümanların namazıdır" demiştir. Süddi
ise İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: Kasıt onların dindaşlarının ibadetidir.
Bundan maksat, bu iki şahidin insanların bulunduğu bu mecliste onların
huzurlarında tutulmalarıdır.
"Ve şöyle şahitlik
ederler: Akraba da olsa", yani aleyhinde şahitlik yaptığımız kişi
yakınımız da olsa "bunun karşılığında", yani bu yemin karşılığında
(bunu Mukatil b. Hayyan söylemiştir) "hiçbir şeyi satın almayacağız",
geçici ve fani dünyanın az menfaatiyle değişmeyeceğiz.
"Allah'ın
şahitliğini. .. " Şahitlik Allah'a (c.c) nispet edilerek şeref ve değer
kazandırılmak, önemi büyültülmek istenmiştir. Bazıları burayı "....."
yerine "....." yemin üzere mecrur (esre) okumuşlardır (normal
kıraatte ise izafet üzere mecrurdur). Bunu Taberi, Şa'bi'den rivayet etmiştir.
Bazılarının da "....." şeklinde okudukları söylenmiştir. Fakat meşhur
kıraat birincisidir. "(Aksi takdirde) biz elbette günahkarlardan
oluruz." Yani, şahitlikte tahrif ve değişiklik yapmak veya tamamen
gizlemek gibi bir şey yaparsak elbette günahkarlardan oluruz.
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor: "Bu şahitlerin bir günah kazandıkları anlaşılırsa"
yani iki vasi şahidin kendilerine vasiyet yoluyla verilen malda bir hainlik ve
hile yaptıkları ortaya çıkar, belli olur ve kesinleşirse, bu onlarda açıkça
görülürse "(şahitlerin) haklarına tecavüz ettiği ölüye daha yakın olan (mirasçılardan)
iki kişi onların yerini alır." İki kişi olarak geçen kelimeyi cumhur
"el-evleyani" (ölüye daha yakın) şeklinde okumuştur. Hz. Ali (r.a.),
Übeyy b. Ka'b (r.a.) ve Hasan-ı Basri'den ise onların "evveliyani"
(ilk iki) diye okudukları rivayet edilmiştir.
[2845] Nitekim Hakim,
Müstedrek'te Hz. Ali (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayeti "....." şeklinde okurdu
(istehakka yerine üstuhikka). Sonra, "Bunu Buhari ve Müslim rivayet
etmemiş olsa da Müslim'in koşullarını haizdir" demiştir. İçlerinde İbn
Abbas (r.a.)'ın bulunduğu bazı kimseler, "....." şeklinde
okumuşlardır. Hasan-ı Basri de "....." şeklinde okumuştur. Bunu
Taberi söylemiştir. Cumhurun kıraatine göre mana şöyle olur: "Ne vakit
doğru haberle şahitlerin şahitliklerinde hainlik ettikleri kesinleşirse,
terikeye hak kazanan varislerden iki kişi kalksın ve o malın ilk varisleri
olsunlar."
Ve şöyle diyerek Allah'a
yemin ederler: "Andolsun ki bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha
gerçektir. " Yani bizim onların hainlik ettiğine dair sözümüz, onların
yapmış olduğu şahitlikten kabule daha layıktır, daha doğru ve daha sağlamdır.
"Ve biz" hainlik iddiasında bulunurken "(kimsenin hakkına)
tecavüz etmedik, o takdirde", yani onlar hakkında yalan uydurursak
"biz elbette zalimlerden oluruz. "
Böyle bir durumda
"ölünün yakınlarına yemin ettirme ve onların sözüne dönme" konusu,
fıkıh kitaplarının yemin bahsinde anlatıldığı üzere, "katilin bir hilesi
ortaya çıktığında öldürülenin yakınlarının buna yemin etmeleri, cezalandırma
hakkı bulunanların katil aleyhinde yemin etmeleri ve meselenin tamamen onların
inisiyatifine bırakılması" meselesine benzemektedir. Bu ayet-i kerimenin
ifade ettiği mana Sünnet'te gelen rivayetlerde bulunmaktadır.
[2846] Nitekim İbn Ebi
Hatim, İbn Abbas (r.a.) kanalıyla Temim-i Dari (r.a.)'tan, "Ey iman
edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki adalet
sahibi kişi aranızda şahitlik etsin ... " buyruğu hakkında, "Ben ve
Adiyy b. Bedda dışında herkes bu ayetin hükmü altına girmekten
kurtulmuştur" dedi. Temim ve Adiyy İslam'dan önce Hristiyan idiler ve
ticaret için Şam'a gider gelirlerdi. Yine bir seferinde ticaret için Şam'a
gelmişlerdi. Büdeyl b. Ebi Meryem adında Sehm oğullarının azadlı kölesi olan
bir kimse de ticaret mallarıyla birlikte bunlara katılmıştı. Yanında gümüş bir
kap vardı ve onu krala satmak istiyordu. Ticaretinin büyük bir kısmını bu gümüş
kap oluşturuyordu. Orada hastalandı ve o iki kişiye vasiyette bulundu,
bıraktığı eşyaları ailesine teslim etmelerini istedi. Temim diyor ki: Büdeyl
öldüğü zaman o gümüş kabı alıp bin dirheme sattık. Sonra parasını ben ve Adiyy
b. Bedda paylaştık. Büdeyl'in ailesine geldiğimizde yanımızdaki eşyalarını
kendilerine verdik. Gümüş kabı aradılar ve bize sordular. Biz de "Sadece
bunları bıraktı, başka bir şey vermedi" dedik. Temim devamla der ki:
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Medine'ye gelip ben de Müslümanlığı
kabul edince bu olaydan dolayı kendimi günahkar hissettim. Büdeyl'in ailesine
gelerek durumu kendilerine anlattım. Hisseme düşen beş yüz dirhemi
kendilerinEtverdim, arkadaşımda da bir bu kadar para olduğunu bildirdim.
Doğruca Adiyy b. Bedda'ın yanına gittiler. (Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem]'e gittiklerinde) kendilerinden delil istedi, delil bulamadılar. Kendi
dinlerine göre kutsal saydıkları bir şeye yemin etmelerini emretti. Adiyy de
yemin etti. Bunun üzerine, "Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca
vasiyet esnasında içinizden iki adalet sahibi kişi aranızda şahitlik etsin ...
'biz (kimsenin hakkına) tecavüz etmedik, aksi takdirde biz, elbette zalimlerden
oluruz' diye Allah'a yemin ederler" (Maide: 107, 108) ayeti nazil oldu.
Amr b. As ile başka biri kalkıp yemin ettiler ve böylece Adiyy b. Bedda'dan beş
yüz dirhem alınmış oldu. Bunu Tirmizi ve Taberi de, Hasan b. Ahmed b. Ebi
Şuayb'ın Muhammed b. Seleme'den, onun Muhammed b. İshak'tan nakliyle rivayet
etmişlerdir ve onda şu ifade de geçmektedir: Sonra Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e geldiler. Onlardan kanıt istedi, bulamadılar. Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) bu kez kendi dinlerince kutsal saydıları bir şeye
yemin etmelerini istedi. O da yemin etti. Bunun üzerine Yüce Allah, "Ey
iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki
adalet sahibi kişi aranızda şahitlik etsin ... Allah, yoldan çıkmışlar
topluluğuna rehberlik etmez" (Maide: 106-108) ayetlerini nazil etti. Bir
rivayette, "Amr b. As ile başka biri kalkıp yemin ettiler ve böylece Adiyy
b. Bedda'dan beş yüz dirhem alınmış oldu." Tirmizi daha sonra şöyle demiştir: Bu garip
bir hadistir, senedi sahih değildir. Muhammed b. İshak'ın bu hadisi kendinden
rivayet ettiği Ebu Nadr bana göre Muhammed b. Saib el-Kelbi' dir. O da Ebu Nadr
kinayesiyle anılır. Hadis alimleri onun rivayetlerini almamışlardır. O tefsir
kitabının sahibi olan Kelbi'dir. Muhammed b. İsmail'i duydum, "Muhammed b.
İsmail el-Kelbi'nin künyesi Ebu Nadir'dir" dedi, sonra "Salim Ebu
Nadir'in Üm mü Hani'in kölesinden hiçbir rivayetini bilmiyoruz" dedi. İbn
Abbas (r.a.)'tan başka bir vecihten bu kabilden kısa bir şey rivayet
edilmiştir.
[2847] İmam Buhari'nin
bahsettiği rivayet şöyledir; İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet edilmiştir:
Sehmoğullarından biri Temim-i Dari ve Adiyy b. Beda' ile yolculuğa çıkmıştı. Sehm
oğullarından olan kişi hiçbir Müslüman'ın bulunmadığı bir yerde öldü.
Arkadaşları geride kalan mallarını toparlayıp akrabalarına getirdiklerinde
altın kaplamalı gümüş bir vazosunu bulamadılar.
Akrabalarının başvurusu
üzerine Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ölen kişinin iki yol
arkadaşına yemin ettirdi. Sonra söz konusu vazo Mekke'de bulundu. Vazonun son
sahipleri, "Biz bunu Temim ve Adiyy'den satın aldık" dediler. Ölen
Sehmoğulları mensubu kişinin velilerinden iki kişi kalkarak, "Bizim şahitliğimiz
onların şahitliğinden daha gerçektir. Bu vazo, adamımızındır" diye yemin
ettiler. Maide suresinden 106- 108. ayetler bunun üzerine indirildi. Ebu Davud da bunu böyle rivayet etmiştir.
Sonra Tirmizi, "Bu hasen ve garip bir hadistir. Bu İbn Ebi Zaide'nin
rivayetidir. Muhammed b. Ebi Kasım Kufe'lidir. Onun hadislerinin fena olmadığı
söylenmiştir" demiştir. Bu olayı aralarında İkrime, Muhammed b. Sirin ve
Katade 'nin bulunduğu birçok tabiın mürselolarak zikretmişlerdir. Yemin
ettirmenin de ikindi namazından sonra olduğunu söylemişlerdir. Mücahid, Hasan-ı
Basrı ve Dahhak da mürsel rivayetlerinde böyle demişlerdir. Tüm bunlar olayın
selef arasında yaygın ve doğru olduğunu göstermektedir.
[2848] Bu olayın gerçek
olduğunun bir şahidi de Taberi'nin Şa’bi'den yaptığı şu rivayettir:
Müslümanlardan birine Dakuk'ta (Bağdat ile Erbil arasında bir yer) ölüm gelip
çattı. Fakat vasiyetine şahit yapacağı hiçbir Müslüman bulamayınca kitap
ehlinden iki kişiyi şahit tuttu. Bunlar Kufe'ye gelince Ebu Musa el-Eş’ari
(r.a.)’a gelerek bunu haber verdiler. Terikesini ve vasiyetini de getirdiler.
Ebu Musa, "Bu, Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) zamanındakinden
sonra hiç olmamış bir şeydir" dedi. İkindi namazından sonra onlara,
"hainlik etmediklerine, yalan söylemediklerine, hiçbir şeyde değişiklik
yapmadıklarına, hiçbir şeyi gizlemediklerine, onların adamın vasiyeti ve
terikesi olduğuna" dair yemin ettirdi. Sonra şahitliklerini onayladı. İmam Taberi daha sonra bunu Muğıre b. Ezrak
kanalıyla Şa’bi’den nakletmiştir ki onda Ebu Musa el-Eş’ari (r.a.)'ın bu hükmü
Dakuk'ta verdiği ifade edilmektedir. İki rivayette de Şa’bi'ye kadar olan senet
sahihtir. Ebu Musa el-Eş’ari (r.a.)'ın "Bu, Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) zamanından olandan sonra hiç olmamış bir şeydir'' sözünden,
bununla Temim ile Adiyy b. Bedda olayını kastettiği anlaşılıyor. Rivayetlerde
Temim b. Evs ed-Dari 'nin İslam'a giriş tarihi hicretin 9. yılı olarak
verilmektedir. Buna göre bu hüküm daha sonra gelmiş olur. Bunun neshedildiğini
iddia edenin de bu konuda kesin bir delile ihtiyaç duyar. Doğrusunu en iyi
Allah bilir.
Esbat, Süddi'den,
"Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden
iki adalet sahibi kişi aranızda şahitlik etsin ... " ayeti hakkında şöyle
rivayet etmiştir: Bu vasiyet ölüm esnasında yapılan vasiyettir. Mevcut mal ve
üzerindeki borçlara dair Müslümanlardan iki kişiye vasiyette bulunur ve onları
şahit tutar. Bu cümlede kastedilen hazardaki vasiyet, sonrasındaki, "Yahut
seferde iken ölüm gelip çatmışsa sizden olmayan, başka iki kişi (şahit
olsun)" ifadesiyle kastedilen ise yolculuktaki vasiyettir. Adama yolculuk
esnasında ölüm gelip çatar da yanında hiçbir Müslüman olmazsa Yahudi, Hristiyan
veya Mecusilerden iki kişiyi çağırıp onlara vasiyet eder, miras kalan malını
verir, onlar da kabul ederler. Ölenin ailesi vasiyeti kabul eder ve
yakınlarının malını bilirlerse adamlara bir şey yapmazlar. Fakat
şüphelenirlerse onları hakime götürürler. "Eğer şüpheye düşerseniz o iki
şahidi namazdan sonra alıkoyarsınız ve ... diye Allah üzerine yemin
ederler" buyruğunda ifade edilen budur. İbn Abbas (r.a.) der ki: Ben Ebu
Musa el-Eş'ari (r.a.)'ın evine gelmiş olan o iki kafiri görüyor gibiyim. Ebu
Musa el-Eş'ari (r.a.) kağıdı açınca ölünün ailesi inkar ettiler ve onları
hainlikle suçladılar. Ebu Musa el-Eş'ari (r.a.) onları ikindi namazından sonra
yemin ettirmek istedi. Ben, "İkindi namazı onlar için bir şey ifade etmez.
Bilakis, onlara kendi dinlerindeki ibadetlerinden sonra yemin ettir"
dedim. Adamlar kendi dinlerindeki ibadetten sonra durdurulurlar ve "Bu
vasiyet karşılığında hiçbir şeyi satın almayacağız, akraba (menfaatine) de
olsa; Allah (için yaptığımız) şahitliği gizlemeyeceğiz, (aksini yaparsak) bu
takdirde biz elbette günahkarlardan oluruz" diyerek, arkadaşlarının böyle
vasiyet ettiğini ve terikesinin de şu olduğunu söyleyerek Allah üzerine yemin
ederler. Yemin etmeden önce Müslümanların hakimi onlara, "Gizler veya
ihanet ederseniz sizi milletinizin ortasında rezil ederim. Bir daha şahitlik
yapamazsınız. Ayrıca sizi cezalandırırım" der. Onlara bunu da söylediğinde
bu onların şahitliği doğru şekilde yapma ihtimalini daha da kuvvetlendirir.
Bunu İmam Taberi rivayet etmiştir.
İmam Taberi'nin İbrahim
en-Nehai ile Said b. Cübeyr'den rivayetine göre onlar, "Ey iman edenler!
Birinize ölüm gelip çatınca vasiyet esnasında içinizden iki adalet sahibi kişi
aranızda şahitlik etsin ... " ayeti hakkında
, şöyle demişlerdir:
Kişiye yolculuk esnasında ölüm gelip çatarsa Müslümanlardan iki adamı, onları
bulamazsa kitap ehlinden iki adamı buna şahit tutsun. Bunlar terikesini
getirdiklerinde varisler tasdik ederlerse sözleri kabul edilir. Onları
yalancılık vs. ile suçlarlarsa ikindi namazından sonra, "Vallahi, bir şey
gizlemedik, yalan söylemedik, ihanet etmedik ve değiştirmedik" diye yemin
ederler. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan bu ayetin tefsiri hakkında
şöyle rivayet eder: Onların şahitlikleri hususunda şüphe duyulursa namazdan
sonra "Vallahi, şahitliğimizi az bir değere değişmedik" derler.
Ölünün yakınları kafirlerin şahitliklerinde bir yalanlarının farkına varırlarsa
onlardan iki kişi kalkarak, "Vallahi bu iki kafirin şahitliği batıldır.
Biz onu kabul etmiyoruz" derler. İşte Allah'ın (c. c) şu buyruğu bunun
hakkındadır: "Bu şahitlerin (sonradan yalan söyleyerek) bir günah
kazandıkları anlaşılırsa" yani iki kafirin yalancı olduğundan haberleri
olursa "(şahitlerin) haklarına tecavüz ettiği ölüye daha yakın olan iki
kişi", yani ölünün yakınlarından iki kişi "onların yerini alır"
ve Allah'a yemin ederek "Kafirlerin şahitliği geçersizdir. Biz onu kabul
etmiyoruz" derler. Böylece iki kafirin şahitliği reddedilip velilerin
şahitliği geçerli kabul edilir. Avfi, İbn Abbas (r.a.)'tan böyle nakleder. İki
rivayeti de İmam Taberi nakletmiştir. Tabiinden ve seleften (Allah onlardan razı
olsun) birçok zat bu hükmü ayetin gerektirdiği bu şekilde ortaya koymuşlardır.
İmam Ahmed b. Hanbel'in görüşü de böyledir.
"Bu (usul),
şahitliği gerektiği şekilde yapmaya", yani, şüphelenmesi durumunda zimmi
şahitlerin yemin ettirilmesi hükmünün yürürlükte olması, onların şahitliği
gerektiği şekilde yapmalarını sağlamaya daha elverişlidir. "Yahut
yeminlerinden sonra, yeminlerin (mirasçılar tarafından) reddedilmesinden
korkmalarına (çekinmelerine çare olarak) daha uygundur." Yani, Allah'a yeminden
ürkmeleri, Allah'ın azamet ve yüceliğini göz önünde tutmaları, varisler
hakkındaki yeminlerinin reddi durumunda insanlar önünde rezil olma korkuları
onları şahitliği doğru yapmaya iter. Böylece yemin eder ve iddia ettiklerini
alırlar. O yüzden, "Yahut yeminlerinden sonra, yeminlerin reddedilmesinden
korkmalarına" denilmiştir. "Allah'tan korkun", yani her işinizde
Allah'tan korkun "ve (O'nu) dinleyin." Yani, itaat edin. "Allah,
fasıklar topluluğunu", yani kendisine itaat ve şeriatına uyma dairesinden
çıkanlar topluluğunu "doğru yola erdirmez."
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |