|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
Maide Suresi 112 – 115.ayetler |
Havarilerin Gökten
Sofra inmesini istemeleri:
112. Hani havarıler,
"Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten, donatılmış bir sofra indirebilir
mi?" demişlerdi. o, "İman etmiş kimseler iseniz Allah'tan
korkun" cevabını vermişti.
113. Onlar,
"Ondan yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini (kesin
olarak) bilelim ve ona gözleriyle görmüş şahitler olalım istiyoruz"
demişlerdi.
114. Meryem oğlu İsa
şöyle dedi: Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki bizim için, geçmiş ve
geleceklerimiz için bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır; zaten
sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.
115. Allah da şöyle
buyurdu: Ben onu size şüphesiz indireceğim; ama bundan sonra içinizden kim
inkar ederse, kainatta hiçbir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim!
Tefsiri:
Ayetlerde anlatılan
sofra kıssasıdır. sure de buna nispet edilerek "Maide (sofra) suresi"
adını almıştır. Bu Allah'ın (c. c) İsa (a.s)'a minnet ettiği hususlardandır.
Zira sofra indirmesi için dua ettiğinde kabul etmiş ve onu müthiş bir ayet,
mucizevi bir delil ve kat'i bir hüccet olarak indirmiştir. Bazı imamlar sofra
kıssasının İncil' de zikredilmediğini, Hristiyanların onu yalnızca Müslümanlardan
öğrendiklerini söylemişlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
"Hani
havariler", İsa (a.s)'ın takipçileri "şöyle demişlerdi: "Ey
Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten, donatılmış bir sofra indirebilir mi?"
Çoğunluk ..... (yapabilir mi?) fiilini ("İndirebilir mi" ifadesinin
Arapça orijinali "indirme yapabilir mi?" şeklindedir), bu şekilde
okumuştur. Diğerleri ise "...." (sen yapabilir misin?) şeklinde
okumuşlardır ki ona göre manası "Rabbinden isteyebilir misin?"dir.
Maide üzerine yemek
konan sofraya denir. Bazıları şöyle demişlerdir:
Onlar sofrayı fakir ve
muhtaç durumda olduklarından dolayı istemişlerdi. Her gün yiyip beslenecekleri,
böylece ibadet için kuvvet bulacakları bir sofra istemişlerdi.
"İman etmiş
kimseler iseniz Allah'tan korkun, cevabını vermişti." Yani, İsa (a.s)
onlara şöyle cevap vermişti: "Allah'tan korkun ve bunu istemeyin. Çünkü
sizin için bir fitne olabilir. Eğer iman etmiş kimselerseniz rızk ararken
Allah'a (c.c) tevekkül edin."
"Onlar demişlerdi
ki: İstiyoruz ki ondan yiyelim", yani bizim o sofraya ihtiyacımız var.
"Kalplerimiz mutmain olsun." Gökten bize rızk olarak inişini
gördüğümÜlde kalplerimiz mutmain olsun. "Bize doğru söylediğini
bilelim", yani sana olan imanımız ve Peygamberliğinin hak olduğuna dair
bilgimiz kuvvetlensin. "Ve ona gözleriyle görmüş şahitler olalım."
Onun Allah (c. c) katından bir mucize, senin Peygamberliğine ve getirdiklerin
konusunda doğru olduğuna dair delil ve hüccet olsun.
"Meryem oğlu İsa
şöyle dedi: Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki bizim için, geçmiş ve
geleceklerimiz için bayram", Süddi der ki: Yani, sofranın indiği günü
bizim ve bizden sonrakilerin yücelttiği bir bayram günü yapalım. Süfyan-ı
Servi, "Yani, onda ibadet edeceğimiz bir gün olsun" demiştir. Katade,
"Onlar kendilerinden sonra gelenler için bayram günü olmasını
kastetmişlerdi" demiştir. Selman-ı Farisi'den, "Yani, bizim ve bizden
sonrakiler için öğüt olsun" dediği rivayet edilmiştir. Bu,
"ilkimizden sonuncumuza kadar hepimize yetsin" diye de tefsir
edilmiştir. "Ve senden bir ayet olsun. " Yani, senin, her şeye
gücünün yettiğine ve duamı kabul ettiğine dair koyduğun bir delil olsun ki
senden tebliğ ettiğim hususlarda beni tasdik etsinler. "Bizi"
zahmetsiz ve meşakkatsiz bir rızıkla katından "rızıklandır; zaten sen,
rızık verenlerin en hayırlısısın."
"Allah da şöyle
buyurdu: Ben onu size şüphesiz indireceğim; ama bundan sonra içinizden kim
inkar ederse", Yani: Ey İsa! Senin ümmetinden her kim onu yalanlar ve
inatla reddetmeye kalkışırsa "kainatta" yaşamakta olduğunuz zamanınızın
dünyasında "hiçbir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim!"
Yüce Allah bu manada
yine şöyle buyurur: "Kıyametin kopacağı gün de, 'Firavun ailesini azabın
en çetinine sokun' (denilecek)!" (Mü' min, 46) Bir ayette de, "Şüphe
yok ki münafıklar Cehennemin en alt katındadırlar. Artık onlara asla bir
yardımcı bulamazsın" (Nisa, 145) buyurur. Nitekim İmam Taberi'nin, Ebu
Muğire el-Kavvas'tan rivayetine göre Abdullah b. Amr (r.a.) şöyle demiştir:
Kıyamet gününde en şiddetli azap görecek insanlar şu üç sınıftır: münafıklar,
sofra isteyenlerden onu inkar edenler ve Firavun hanedanı.
Havarilere indirilen
Sofra Konusunda Selef-i Salihinden Yapılan Rivayetler:
İmam Taberi, Ukayl'dan
şöyle nakleder: İbn Abbas (r.a.) şöyle anlatırdı: Hz. İsa (r.a.) havarilere,
"Allah için otuz gün oruç tutmak, sonra O'na (c.c) dua ettiğinizde
istediğinizi size vermesini ister misiniz? Çünkü çalışanın ücreti kendisi için
çalıştığı kimsenin üzerindedir" dedi. Onlar da dediğini yaptılar. Sonra,
"Ey hayır öğreticisi! Bize 'çalışanın ücreti kendisi için çalıştığı kimse
üzerindedir' dedin ve bize otuz gün oruç tutmamızı emrettin. Biz de yaptık. Biz
kime otuz gün çalıştıysak, bitirir bitirmez bize yemek yedirirdi. Şimdi de
Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" dediler. İsa (a.s), "Iman
etmiş kimseler iseniz Allah'tan korkun" cevabını verdi. Onlar, "Ondan
yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun, bize doğru söylediğini (kesin olarak)
bilelim ve ona gözleriyle görmüş şahitler olalım istiyoruz" demişlerdi.
Meryem oğlu İsa şöyle dedi: 'Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir ki bizim
için, geçmiş ve geleceklerimiz için bayram ve senden bir ayet (mucize) olsun.
Bizi rızıklandır; zaten sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.' Allah da şöyle
buyurdu: "Ben onu size şüphesiz indireceğim; ama bundan sonra içinizden
kim inkar ederse, kainatta hiçbir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim!"
(Maide: 112-115).
İbn Abbas (r.a.) sonra
şöyle dedi: Ardından melekler gökten üzerinde yedi balık ve yedi ekmek bulunan
bir sofrayla geldiler ve onu önlerine koydular. Ondan insanların sonuncusu
ilkinin yediği gibi yedi. İmam Taberi böyle rivayet etmiştir. İbn Ebi Hatim de
Ukayl'ın İbn Şihab'tan, onun da İbn Abbas (r.a.)'tan rivayetiyle benzer bir
ifadeyle zikretmiştir.
İbn Ebi Hatim, İbn
Şihab'tan ayrıca İbn Abbas (r.a.)'ın şöyle anlattığını nakletmiştir: Havariler
Hz. İsa (r.a.)'a, "Allah'a dua et de bize bir sofra indirsin"
dediler. Sonra melekler bir sofrayı taşıyarak indirdiler. Üzerinde yedi balık
ile yedi ekmek vardı. Önlerine koydular. Ondan insanların sonuncusu ilkinin
yediği gibi yedi.
[2849] İbn Ebi Hatim,
Ammar b. Yasir (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir: "Gökten sofra indi. Üzerinde ekmek ile et
vardı. Hainlik yapmamaları ve yarın için bir şey almamaları emredildi. Onlar
ise hainlik ettiler, sofradan bir şeyler götürdüler ve sakladılar. Bunun
üzerine maymun ve domuz haline dönüştürüldüler. " Bunu Taberi de Hasen b. Kazaa'dan böyle
rivayet etmiştir. Taberi daha sonra Ammar'dan şöyle rivayet etmiştir: Sofra
indi. Üzerinde Cennet meyvelerinden bir meyve vardı. Hainlik etmemeleri,
gizlememeleri ve saklamamaları emredildi. Fakat onlar hainlik yaparak sofradan
yiyecek alıp gizlediler ve sakladılar. Allah (c.c) da onları maymun ve
domuzlara çevirdi.
İmam Taberi, İcl
oğullarından bir adamdan şöyfe rivayet eder: Ammar b. Yasir (r.a.)'ın yanında
namaz kıldım. Bitirince bana, "İsrailoğullarının sofrasının nasılolduğunu
biliyor musun?" dedi. "Hayır" dedim. Şöyle anlattı:
"Onlar Meryem oğlu
İsa (a.s)'dan üzerinde sürekli yiyecekleri ve hiç bitmeyecek yiyecekler bulunan
bir sofra istediler." Onlara, "Siz gizlemediğiniz, hainlik
etmediğiniz ve sofradan bir şey kaldırmadığınız sürece sofra kurulu kalacak.
Eğer öyle yaparsanız ben size dünyada kimseye azap etmediğim şekilde azap
edeceğim" denildi. Bir gün geçmeden gizlemeye, sofradan kaldırmaya ve
kaçırmaya başladılar. Bunun üzerine kainatta kimseye azap edilmediği kadar azap
edildiler. Siz de ey Araplar, develerin ve koyunların peşinde giden bir toplumdunuz.
Allah (c.c) size soyunu sopunu bildiğiniz bir Peygamber gönderdi. O da size
Arap olmayanlara hakim olacağınızı haber verdi, altın ve gümüşü biriktirmekten
men etti. Allah'a yemin olsun ki onları biriktirmeye başladığınızda bir gece ve
gündüz geçmeden Allah (c.c) size elim bir azap verecektir.
Taberi, İshak b.
Abdullah'tan şöyle rivayet etmiştir: Meryem oğlu İsa (a.s)'a inen sofrada yedi
ekmek ve yedi balık vardı. Onlardan diledikleri kadar yiyorlardı. Bazıları
"Belki yarın inmez" diyerek ondan çalınca sofra kaldırıldı.
Avfi, İbn Abbas
(r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. İsa (a.s) ile havarilere üzerinde ekmek ile
balık bulunan bir sofra indi. Ne zaman isteseler oturup ondan yiyorlardı.
İkrime ve Miksem'in İbn Abbas (r.a.)'tan rivayetinde şöyle geçmektedir: Sofrada
balık ve ekmek vardı. Mücahid der ki: O yemekti ve nereye konsalar oraya
inerdi. Abdurrahman Sülemi, "İnen sofrada ekmek ve balık vardı"
demiştir. Atiyye el-Avfi, "Sofrada her türlü yiyeceğin tadını bulunduran
balık vardı" demiştir. Vehb b. Münebbih de şöyle demiştir: Allah (c.c)
sofrayı gökten İsrailOğullarına indirdi. Her gün sofraya Cennet meyvelerinden
bir şeyler iniyordu. Türlü meyvelerden diledikleri kadar yediler. Sofraya dört
bin kişi birden oturuyordu. Onlar yiyince Allah (c.c) sofrayı bir o kadar insan
için tekrar donatıyordu. Bu bir süre devam etti. Vehb b. Münebbih der ki: Allah
(c.c) onlara arpa ile balık gönderdi ve etrafını bereketle donattı. Bir
topluluk gelip yiyor ve çıkıyor, sonra başka bir grup geliyor ve yiyip
çıkıyordu. Hepsi yediği halde sonunda sofrada yiyecekler arttı.
Müslim, Said b.
Cübeyr'den şöyle nakleder: Sofraya et dışında indi.
Süfyan-ı Sevri senediyle
Meysere'den şöyle nakleder: İsrailoğullarına sofra açıldığında onlara et
dışında her tür yiyecek geliyordu. İkrime’den şöyle , nakledilir: Sofranın
ekmeği pirinç ekmeği idi. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir.
İbn Ebi Hatim, Selman
el-Hayr'dan şöyle nakleder: Havariler İsa (a.s)'dan sofra isteyince o bunu çok
kötü karşıladı ve "Allah'ın size yeryüzünde lütfettiği rızıklarına kanaat
edin, gökten sofra istemeyin. Çünkü o size inerse Rabbinizden aleyhinize bir
hüccet olur. Semud kavmi de Peygamberlerinden bir mucize istediklerinde helak
olmuşlardı. Onda imtihan edilmişler ve helakları ondan olmuştu. Fakat
İsrailOğulları ısrarla sofra indirmesini istediler. O yüzden, "Ondan
yiyelim, kalplerimiz mutmain olsun ... " dediler. İsa (a.s) onların ısrarı
sebebiyle dua etmekten başka bir çarenin olmadığını görünce üzerindeki yünlü
elbiseyi çıkarıp siyah kıldan bir elbise, kıldan bir cüppe ve yine kıldan aba
giydi. Abdest aldı, gusletti ve namazgahına girip Allah'ın (c.c) dilediği kadar
namaz kıldı. Namazı bitirince kıyama kalkıp kıbleye yöneldi. İki ayağını yan
yana getirerek saf bağladı. Ayak kemiklerini bitiştirdi, parmakları aynı hizaya
getirdi. Ellerini göğsüne götürüp sağ elini sol elinin üstüne koydu. Gözlerini
kapattı ve huşuyla başını öne eğdi. Sonra ağlayarak gözlerinden yaşlar indi.
Sürekli gözyaşları yanaklarına doğru akıyor, sakalının ucundan damlıyordu.
Huşuyla ağlamasından gözlerinden inen yaşlar toprağı ıslattı. Onu görünce,
"Allah'ım! Ey Rabbimiz. Bize gökten bir sofra indir" diye dua etti.
Bunun üzerine Allah (c.c) biri üstte diğeri altında bulunan iki bulut arasından
kırmızı bir sofra indirdi. Havariler göğü delerek yanlarına inen o sofraya
bakıyorlardı. İsa (a.s) Allah'ın (c.c) onlara koştuğu şartlar hakkındaki
korkusundan ağlıyordu. Bu şartlar arasında indikten sonra onu inkar edenleri
Allah'ın (c.c) kainatta kimseye etmediği kadar azap edeceği vardı. Olduğu yerde
Allah'a dua ediyor ve "İlahi! Sofrayı onlara rahmet kıl, azap kılma.
İlahi, senden nice harikalar istedim de bana verdin. İlahi, bizi sana şükreden
kimseler eyle. Allah'ım! Onu gazabından ve ceza olarak indirmiş olmandan sana
sığınınm. İlahi, onu selamet ve afiyet kıl, fitne ve işkence kılma!"
diyordu. O bu şekilde duaya devam ederken sonunda sofra gelip İsa (a.s) ve
havarilerin önüne gelip durdu. Havariler daha önce benzerini almadıkları hoş
bir koku alıyorlardı. İsa (a.s) ve havariler, beklenmedik şekilde kendilerini
rızıklandırdığından dolayı Allah'a şükür olarak secdeye kapanıyorlardı. Allah
(c.c) bunda onlara hayret ve ibret verici büyük bir mucize göstermişti.
Yahudiler de gelip izlediler. Fakat bu onları keder ve hüzne boğan hayret
verici bir şey gördüler. Sonra büyük bir kin içinde oradan ayrıldılar. İsa
(a.s), havariler ve arkadaşları sofraya gelip etrafında oturdular. Sofrada onu
kapatan ve örtü vardı. İsa (a.s) "Bu örtüyü sofradan kaldırmaya en
cesaretlimiz, kendine en güvenen ve Rabb'i katında sınav notu en iyi olanımız
kim ise bu mucizenin üstünü açsın ki onu görelim, Rabbimize hamd edelim, adını
zikredelim ve bize lütfettiği rızkından yiyelim" dedi. Havariler, "Ey
Allah'ın ruhu ve sözü! Sen buna ve sofrayı açmaya en layık ve en yetkilimizsin"
dediler. Bunun üzerine İsa (a.s) kalktı ve yeniden abdest aldı. Sonra
namazgahına gidip belli sayıda rekat namaz kıldı. Sonra uzun uzadıya ağladı.
Onu açmasına izin vermesi, kendisine ve kavmine bereket ve rızk yapması için
Allah'a dua etti. Sonra gidip sofraya oturdu ve sofranın örtüsünü aldı.
"Rızıklandıranların en hayırlısı olan Allah'ın adıyla!" diyerek
sofrayı açtı. Bir de ne görsünler; sofrada, pişmiş koca bir balık var! Üzerinde
pullar, içinde kılçıklar yoktu ve ondan yağ akıyordu. Etrafında pırasa dışında
çeşitli sebzeler vardı. Baş tarafında sirke, kuyruk tarafında tuz vardı.
Sebzelerin etrafında beş ekmek vardı. Ekmeklerden birinin üzerinde zeytin,
diğerinde hurmalar, diğerinde de beş tane nar vardı. Havarilerin başı Şem'un
İsa (a.s)'a, "Ey Allah'ın ruhu ve kelimesi, bu dünya yemeği midir, yoksa
Cennet yemeği midir?" dedi. İsa (a.s), "Sizin gördüklerinizden ibret
alma ve meseleleri eşiştirmeyi bırakmanızın zamanı gelmedi mi? Hakkınızda en
korktuğum şey bu mucizeden dolayı cezalandırılmanızdır" dedi.
Şem'un, İsrail'in
ilahına yemin olsun ki ey sıddık kadının oğlu ben bununla soru sormak
istememiştim, dedi. İsa (a.s), "Görmekte olduğunuz bu yemek ne Cennet
yemeklerinden, ne de dünya yemeklerindendir. O yalnızca, Allah'ın (c.c) galip
ve ezici gücüyle 'ol!' demesiyle havada yoktan yarattığı şeydir. O da bir göz
kırpmasından daha hızlı bir şekilde meydana gelmiştir. İstediğiniz bu sofradan
Allah'ın adıyla yiyin ve bundan dolayı Rabbinize hamd edin ki size vermeye
devam etsin, daha da artırsın. Şüphesiz O her şeye gücü yeten ve şükrün
karşılığını verendir" dedi.
Onlar, "Ey Allah'ın
ruhu ve kelimesi, senden bize bu mucize içinde bir mucize göstermeni
istiyoruz" dediler. İsa (a.s), "Sübhanallah! Bu mucizede
gördükleriniz size yetmiyor mu ki onda başka bir ayet daha istiyorsunuz?"
dedi. İsa (a.s.) sonra elini balığa uzattı ve "Ey balık! Allah'ın izniyle
önceki diri haline dön!" dedi. Allah (c.c) onu kudretiyle diriltti. Balık
yerde çırpınmaya başladı ve Allah'ın izniyle taze ve diri hale geldi. Aslan
gibi oynuyor, ışıldayan gözü dönüyordu. Pulları da bedenine geri dönmüştü.
Orada bulunanlar korkarak kaçıştılar. İsa (a.s) onların bu halini görünce,
"Ne oluyor size! Mucize istiyorsunuz, Rabbiniz size gösterince de
hoşlanmıyorsunuz? Yaptıklarınızdan dolayı cezalandırılacağınızdan ne kadar çok
korkuyorum" dedi. Sonra, "Ey balık! Allah'ın izniyle önceki haline
geri dön" dedi. O da ilk yaratılıştaki haline geri döndü. Havariler İsa
(a.s)'a, "Ey Allah'ın ruhu, ondan ilk yiyen kimse sen 01. Sonra biz
yeriz" dediler. İsa (a.s), "Bundan Allah'a sığınırım. Yemeye onu
isteyen başlasın" dedi. Havariler ve dostları Peygamberlerinin ondan
yemeye yanaşmadığını görünce bunun inişinin Allah'ın bir gazabı, onu yemenin
Allah'ın bir azabı olmasından korktular ve onlar da yemekten kaçındılar.
Onların bu halini gören İsa (a.s) sofraya fakirleri ve yatalak hastaları
çağırdı. Onlara, "Rabbinizin rızkı ve Peygamberinizin duası olan bu
yemekten yiyin. Onu size indiren Allah'a hamd edin. Böylece bunun nimeti size,
cezası başkalarına olsun. Yemeye besmeleyle başlayın ve Allah’a hamd ile
bitirin" dedi.
Onlar da dediğini
yaptılar. Sofradan erkek ve kadın olmak üzere bin üç yüz kişi yemek yedi. Her
biri sofradan karnı doymuş olarak ve geğirerek kalkıyordu. İsa (a.s) ve
havariler sofraya baktıklarında, onun gökten indiği gibi durduğunu ve hiçbir
şey eksilmediğini gördüler. Sonra sofra bakışları arasında göğe kaldırıldı.
Ondan yiyen her fakir zengin oldu, her yatalak hasta iyileşti. Bunlar dünyadan
göç edene kadar hayatları boyunca zengin ve sağlıklı oldular. Ondan yemek
istemeyen havariler ve arkadaşları ise öyle pişman oldular ki dudakları
sulandı. Ölünceye kadar da onun hasreti içlerinde kaldı. Daha sonraları sofra
indiği vakit İsrailoğulları dört bir yandan büyük bir kalabalıkla akın ederdi.
Zengin fakir, küçük büyük, hasta sakat herkes birbirine girerdi. Bunun üzerine
sofra bir gün inip bir gün inmemeye başladı. Kırk gün böyle devam ettiler.
Güneş doğup yükseldiğinde iniyor, sürekli açık kalıp ondan yeniyor, sofradan
kalkınca sofra Allah'ın izniyle göğe çekiliyor, onlar da onu gölgesi gökte
kaybolana kadar izliyorlardı. Sonra Allah (c. c) Peygamberi İsa (a.s)'a,
"Sofradaki rızkımı yetimlere, fakirlere ve hastalar yedir, ondan
zenginlere verme!" diye vahyetti. Hz. İsa (a.s) böyle yapınca zenginler
şüpheye düştüler ve bunu inkar ettiler. Hatta onda kendilerinden şüphelendiler,
insanlara şüphe ve vesvese verdiler. Hakkında insanlar arasında çirkin ve kötü
şeyler yaydılar.
,
Şeytan istediğini bulmuş
bir halde onlara geldi ve kuşkucuların kalplerine vesveselerini gönderdi.
Sonunda İsa (a.s)'a, "Bize sofrayı, gökten inişini söyle. O hak
mıdır?" dediler. Çünkü, ondan çok sayıda insan şüpheye düşmüştü. İsa
(a.s), "Mesih (a.s)'ın ilahına yemin olsun ki helak oldunuz. Rabbinizden
sofra istemesi için Peygamberinizden istekte bulundunuz. Peygamber istediğinizi
yapıp Allah (c.c) da sofrayı size rahmetiyle ve sizi rızklandırmak için
indirince, onda size mucizeler ve ibretler gösterince de onu yalanladınız ve
şüphe ettiniz. Şimdi size azabı müjdelerim. Zira, Allah size merhamet etmezse o
size inecektir" dedi. Allah (c.c) İsa (a.s)'a, "Ben koşmuş olduğum
şart gereği yalanlayanları azabımla yakalayacağım. Ben indikten sonra sofrayı
inkar edenleri kainatta kimseye yapmadığım bir azapla azaplandıracağım"
diye vahyetti. Ondan şüphe duyanlar en iyi ve rahat halde yataklarına
uzandıktan sonra gecenin sonunda Allah (c.c) onları domuzlara dönüştürdü.
Böylece çöplüklerde pislikler eşelemeye başladılar. Bu çok garip bir rivayettir. İbn Ebi Hatim
bunları kesik olarak vermiş, ben kıssanın akışı bozulmayıp bir bütünlük arz
etmesi için bunları toplayıp birlikte verdim. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Bütün bu rivayetler
sofranın İsa (a.s)'ın duasının kabul edilerek O'nun zamanında indiğini
göstermektedir. Nitekim Kur’an-ı Kerim'in ifadelerinin zahirinden de böyle
anlaşılmaktadır. Zira onda, "Allah da şöyle buyurdu:
Ben onu size şüphesiz
indireceğim" buyrulmaktadır.
Bazıları ise,
"Sofra indirilmedi" demişlerdir. Nitekim Leys b. Ebi Süleym,
Mücahid'den, "Gökten donatılmış bir sofra indirebilir mi?" buyruğu
hakkında, "Bu verilmiş bir misaldir. Hiçbir şey inmemiştir" dediğini
rivayet etmiştir. Bunu İbn Ebi Hatim ve Taberi rivayet etmişlerdir. Taberi
sonra İbn Cüreyc kanalıyla Mücahid’den şöyle rivayet etmiştir: Üzerinde yiyecek
bulunan bu sofrayı inkar etmeleri durumunda kendilerine azap ineceği
bildirilince, onun indirilmesini kabul etmediler. Taberi, Hasan-ı Basri'den,
onun "sofra inmedi" dediğini rivayet etmiştir. Katade'den şöyle
rivayet etmiştir: Hasan-ı Basri şöyle derdi: Onlara, "Ben onu size
şüphesiz indireceğim; ama bundan sonra içinizden kim inkar ederse, kainatta
hiçbir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim!" denilince, "Bizim ona
ihtiyacımız yoktur" dediler. Bunun üzerine sofra inmedi. Mücahid ve Hasan-ı
Basri’den yapılan bu rivayetlerin senetleri sahihtir. Hristiyanların bu olayı
bilmemeleri ve kitaplarında bulunmaması bunu desteklemektedir. Böyle bir
şeyolsaydı, bu onun nakledilmesi için büyük bir sebep olur, kitaplarında da
mütevatir derecesinde bulunur, en azından birkaç rivayet şeklinde yer alırdı.
Doğrusunu en iyi Allah bilir. Fakat cumhur sofranın indirildiği görüşündedir.
Taberi de bunu seçmiş ve şöyle demiştir: "Çünkü Allah, 'Ben onu size
şüphesiz indireceğim; ama bundan sonra içinizden kim inkar ederse, Minatta hiçbir
kimseye etmediğim azabı ona edeceğim!' buyurdu. Allah'ın vaad ve tehdidi ise
haktır, gerçektir."
Doğrusunu Allah daha iyi
bilir ya, doğru olan görüş de budur. Nitekim seletten ve başkalarından
nakledilen haber ve eserler buna delalet etmektedir. Tarihçiler de Emevilerin
Mağrip (Kuzey Afrika) fetihleri başkumandam Musa b. Nusayr'ın bu sofrayı
Mağrip'te inciler ve enva-i çeşit mücevherat ile donatılmış halde bulduğunu
kaydetmişlerdir. Mü'minlerin emiri ve Dımeşk camisini yaptıran Velid b.
Abdulmelik onu getirmesi için haber göndermiş, ancak yoldayken Velid ölmüş,
bunlar sonraki halife kardeşi Süleyman b. Abdulmelik’e getirilmiştir. İnsanlar
onu görmüşler ve değerli yakutlar ve eşsiz mücevherlerden dolayı hayrete
düşmüşlerdir. Bu sofranın Hz. Süleyman (a.s)'ın sofrası olduğu da söylenir.
Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[2850] İmam Ahmed b.
Hanbel İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet eder: Kureyşliler Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, "Rabbine bize Safa tepesini altına
dönüştürmesi için dua et de sana iman edelim" dediler. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Söylediğinizi yapacak mısınız?" dedi.
"Evet" dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de dua
etti. Cebrail (a.s) gelerek şöyle dedi: "Rabb'in sana selam ediyor ve
diyor ki: "Sen istiyorsan Safa tepesi onlar için altın tepeye dönüşsün.
Ondan sonra onlardan kim inkar ederse ona, Minatta hiç kimseye azap etmediğim
kadar azap ederim. İstersen de onlar için tevbe ve rahmet kapısını
açarım." Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Hayır, tevbe
ve rahmet kapısını tercih ediyorum" buyurdu. Bunu Ahmed b. Hanbel, İbn Merduyeh ve Hakim
(Müstedrek'te) Süfyan-ı Sevri'nin nakliyle rivayet etmişlerdir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |