İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

Maide Suresi

116 – 118.ayetler

 

Ahirette Allah (c.c) Ile Isa (a.s) Arasında Geçecek Başka Bir Konuşma:

 

116. Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara: Beni ve anamı, Allah'tan başka iki ilah bilin, diye sen mi dedin?" buyurduğu zaman o: Haşa! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zatında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin.

117. Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin.

118. Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin" dedi.

 

Tefsiri:

 

Bu da Yüce Allah'ın kıyamet gününde kulu ve elçisi Meryem oğlu İsa (a.s)'a onu ve annesini ilah edinenlerin yanında yapacağı hitaptır. "Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara: Beni ve anamı, Allah'tan başka iki ilah bilin, diye sen mi dedin? buyurduğu zaman ... " Bu Hristiyanlara tehdit ve onları herkesin önünde azarlama ve paylamadır.-Katade ve başkaları böyle demişlerdir. Katade buna Allah'ın (c.c) daha sonraki "Bu, sadıkların sıdkının fayda vereceği gündür" buyruğunu delil gösterir. Süddi ise bu hitabın ve cevabının dünyada gerçekleştiğini söylemiştir. Taberi, "Doğru olan da budur. Bu, Allah (c.c) onu göğe yükselttiğinde olmuştur" demiştir. Taberi buna iki hususu delil gösterir. Birincisi: Konuşmalar geçmiş zaman kipindedir. İkincisi: İsa (a.s)'ın, "Eğer kendilerine azap edersen" ve "Eğer onları bağışlarsan" ifadeleridir. Fakat iki delil de isabetli değildir. Çünkü kıyamet günüyle ilgili pek çok hadise kesinliğine ve varlığına delalet etmesi için geçmiş zaman kipiyle ifade edilmiştir. "Eğer kendilerine azap edersen onlar senin kullarındır" sözüyle İsa (a.s) onlarla alakasının olmadığını söylemekte ve meseleyi Allah'ın dilemesine bırakmaktadır. Bunun şarta bağlanması ise benzer ayetlerde de olduğu gibi, gerçekleşmesine delalet etmez. Katade ve aynı görüşte olanların söyledikleri bunun kıyamet gününde Hristiyanların herkesin önünde tehdit edilmeleri, azarlanmaları ve paylanmaları için yapılacağı görüşü daha kuvvetlidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

[2851] Nitekim bu konuda bir de hadis-i şerif rivayet edilmiştir. Hafız İbn Asakir, Ömer b. Abdulaziz'in hadiste sağlam olan kölesi Ebu Abdullah'ın biyografisinde ondan şöyle nakleder: Ben, Ebu Bürde'nin Ömer b. Abdulaziz' e, babasından işittiği şu hadisi naklederken duydum: Kıyamet gününde Peygamberler ve ümmetleri huzura çağrılırlar. Sonra İsa (a.s) çağrılır. Allah (c.c) O'na (a.s) nimetlerini hatırlatır. O da ikrar eder. Allah (c.c) "Ey İsa! Sana ve annene verdiğim nimetimi hatırla ... " der. Sonra, "Beni ve anamı, Allah'tan başka iki ilah bilin, diye sen mi dedin" diye sorar. İsa (a.s) da böyle bir söylemediğini ifade eder. Sonra Hristiyanlar getirilirler ve bu onlara da sorulur. Onlar "Evet. O bize böyle emretti" derler. İsa (a.s)'ın saçı uzar ve her bir melek başındaki ve bedenindeki saç ve kıllardan birini alır. Onları Allah'ın (c.c) huzurunda bin yıl boyunca diz çöktürür. Sonunda aleyhlerine olan hüccet ortaya konulur, karşılarına (aleyhte bir delilolarak) haç dikilir ve Cehenneme sürülürler. "    Bu garip ve aziz bir hadistir.

 

"Haşa! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz ... " Hz. İsa (a.s), mükemmel bir cevabı tam bir edep içerisinde söylemeye muvaffak kılınmıştır.

 

 

[2852] Nitekim İbn Ebi Hatim, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: İsa (a.s)'a hücceti ilham edildi, Allah (c.c) ona şöyle seslendi: "Allah, Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, 'Beni ve anamı, Allah'tan başka iki ilah bilin' diye sen mi dedin, buyurduğu zaman ... " Ebu Hureyre (r.a.) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’den şöyle nakleder: "İşte o vakit Allah İsa (a.s)'a ne cevap vereceğini ilham etti. 'Haşa! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz ... ,,, Bunu Süfyan-ı Sevri, Tavus'tan ayrıca Ma'mer kanalıyla da rivayet etmiştir.

 

"Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin." Yani, şayet benden böyle bir şey sadır olmuş olsa sen onu bilirdin ey Rabbim. Çünkü, söylediğim, içimden niyetlendiğim ve içimden gizlediğim hiçbir şey sana gizli kalmaz. O yüzden ardından şöyle demiştir: "Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben senin zatında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin. Ben onlara, ancak bana" tebliğ etmemi "emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim." Yani, aralarında iken yapmakta oldukları şeylere tanık oluyor ve biliyordum "Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyid yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin."

 

 

[2853] Ebu Davud Tayalisi, Said b. Cübeyr kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün kalktı ve bize nasihat ederek şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Siz, Allah'ın huzuruna yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak çıkarılacaksınız!" buyurdu. Ardından şu ayeti okudu: "Biz ilkin yaratmaya nasıl başladıysak, diriltmeyi de Biz gerçekleştiririz." (Enbiya, 104) Sonra sözlerine şu şekilde devam etti: "Kıyamet günü ilk olarak elbise giydirilecek olan Hz. İbrahim'dir. Kulağınızı açın ve beni dinleyin! O gün ümmetimden bazı insanlar getirilecek. Sonra onlar, sol tarafa sevk edilecek. Ben hemen, "Ya Rabbi! Onlar benim ashabım!" diyeceğim.

 

Bana, "Onların senden sonra ne yaptıklarını bilmiyorsun ki?" şeklinde cevap verilecek. Ben de salih kulun (İsa (a.s)) söylediği gibi, "İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerinde kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerinde gözetleyici yalnız Sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin" diyeceğim. O an şöyle denecektir: Bu kimseler, sen aralarından ayrıldıktan sonra topukları üzerine geri döndüler (dinden çıktılar). "    Bunu İmam Buhari de rivayet etmiştir.

 

"Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin, dedi." İsa (a.s)'ın bu sözünde meseleyi tamamen Allah'ın isteğine bırakmaktadır. Zira, Allah dilediğini dilediği gibi yapandır. Yaptığından kimseye hesap vermez, kullarsa hesap verirler. Bu ifadede İsa (a.s) ayrıca Allah'a (c.c) ve Rasulü'ne (a.s) karşı yalan uyduran, Allah'a (c.c) ortak, eş ve çocuk nispet eden Hristiyanlardan uzak olduğunu ilan etmektedir. Allah onların söylediklerinde münezzeh ve yücedir.

Bu ayetin büyük bir önemi vardır ve hayret bir şeyi haber vermektedir.

Hadis-i şerifte de Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sabaha kadar namazda bunu tekrarladığı geçmektedir.

 

 

[2854] Zira İmam Ahmed b. Hanbel, Cesere el-Amiriyye kanalıyla Ebu Zerr (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gece namaz kıldı ve sabaha kadar rüku ve secdede şu ayeti okudu: "Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan şüpheSiz sen izzet ve hikmet sahibisin." Sabah olunca, "Ya Rasulallah! Sabaha kadar bu ayeti okudun; rüku ve secdeni bununla yaptın?" dedim. "Ben Rabbimden ümmetim için şefaat hakkı istedim. O da bana verdi. İnşallah o Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayan kimselere ulaşacak" buyurdu.

 

 

[2855] İmam Ahmed b. Hanbel, Rebeze kanalıyla Ebu Zerr (r.a.)'tan şöyle nakleder: Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir yatsı namazında gelip insanlara namazı kıldırdı. Sonra bazı arkadaşları mescitte kalıp namaz kıldılar. Namaz kıldıklarını ve mescitte bulunduklarını görünce ayrılıp bineğinin yanına gitti. Onların orayı boşalttığını görünce yerine gidip namaza durdu. Ben gelip arkasına durdum. Bana sağına geçmemi işaret etti; ben de geçtim. Sonra İbn Mes'ud (r.a.) geldi ve Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ve benim arkama durdu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona da solunu işaret etti. O da soluna geçti. Üçümüz birlikte bu şekilde namaza durduk. Her birimiz kendi başına namaz kılıyor ve Allah'ın (c.c.) okumasını dilediği kadar Kur'an okuyordu. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Kur’an'dan bir ayetle namaz kıldı; sabah namazına kadar onu tekrarladı. Sabah olunca İbn Mes'ud (r.a.)'a dünkü yaptığının sebebini sormasını işaret ettim. İbn Mes'ud (r.a.), "Kendisi anlatmadıkça ben bir şey sormam" diye işaret etti. Bunun üzerine ben, "Annem babam sana feda olsun ya Resulullah! Sende Kur'an'ın tamamı varken gece boyu tek bir ayet okudun. Bunu bizden biri yapmış olsaydı ona kızardık" dedim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Ümmetim için dua ettim" buyurdu. "Ne cevap aldın?" veya "Sana ne cevap verildi?" dedim. "Öyle bir cevap aldım ki onlardan birçoğu ondan biraz haberdar olsalar namazı bırakırlardı" buyurdu. "İnsanları müjdelemeyeyim mi?" dedim. "Tamam, müjdele" buyurdu. Ben hızlıca koştum. Bir taş atımlık mesafeye gitmiştim ki Ömer (r.a.), "Ya Resulullah! Sen bunu insanlara haber verirsen ibadet etmeyi bırakırlar" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana, "Geri dön" diye seslendi. Ben de geri döndüm. İşte o şu ayettir: "Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin"

 

 

[2856] İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Amr b. el-As'tan şöyle nakleder: Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) İsa (a.s)'ın, "Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin, dedi" sözünü okudu. Sonra ellerini kaldırıp "Allah'ım! Ümmetim!" dedi ve ağladı. Allah (c.c), "Ey Cebrail, Muhammed'e git ve (Rabb'i daha iyi biliyor ama) ''Seni ağlatan nedir?' diye sor" buyurdu.

 

Cebrail (a.s) O'na geldi ve sordu. Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de , söylediğini haber verdi. Bunun üzerine Yüce Allah Cebrail (a.s)'a şöyle buyurdu: "Ey Cebrail, Muhammed’e git ve de ki: Şüphesiz biz ümmetin hususunda seni memnun edeceğiz, üzmeyeceğiz"

 

 

[2857] İmam Ahmed b. Hanbel, Huzeyfe b. Yeman (r.a.)'tan şöyle nakleder: Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir gün gelmedi ve yanımıza çıkmadı. Öyle ki hiç çıkmayacağını sandık. Çıkınca öyle bir secde yaptı ki orada ruhunun kabzedildiğini sandık. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Başını kaldırınca şöyle buyurdu: "Rabbim ümmetim hakkında bana danıştı ve "Onlara ne yapayım?" dedi. Ben de "Dilediğini yap ey Rabbim! Onlar senin yaratıkların ve kullarındır" dedim. İkinci kez danıştı. Ben aynısını söyledim. Bana, "Seni ümmetin hususunda mahçup etmeyeceğim" buyurdu ve bana, ümmetimden benimle Cennete ilk girecek kişilerin yetmiş bin olup, her biriyle birlikte yetmiş bin kişinin daha gireceğini, bunların hesaba çekilmeyeceğini müjdeledi. Sonra bana elçisini göndererek, "Dua et; kabul edileceksin. İste; verileceksin" buyurdu. Elçisine, "Rabbim isteğimi bana verecek mi?" dedim. "Beni sana ancak sana vermek için gönderdi" dedi. Ben, "Övünmek için söylemiyorum; Rabbim bana nice nimetler verdi. Geçmiş ve gelecek günahlarımı bağışlamaktan geri kalmayıp bağışladı. Ben sağ ve sağlıklı yürümekteyim. Bana ümmetimin aç kalmayacağı, zelil halde olmayacağı ikramında bulundu. Bana Kevser'i verdi ki o Cennette benim Havz'ıma akan bir nehirdir. Bana izzet, yardım ve ümmetimin bir aylık önünden giden korku ve heybet lütfunda bulundu. Beni Cennete giren ilk Peygamber yaptı. Bana ve ümmetime ganimeti helal kıldı. Bizden önceki ümmetlere zorlaştırdığı şeyleri bize helal kıldı. Dinimizde bize hiçbir zorluk koymadı. "

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

119. (Bu konuşmadan sonra) Allah şöyle buyuracaktır: Bu, doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlara, içinde ebedi kalacakları, zemininden ırmaklar akan Cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş ve kazanç budur.

120. Göklerin, yerin ve içlerindeki her şeyin mülkiyeti Allah'ındır, O, her şeye hakkıyla kadirdir.