İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

En’am Suresi

46 – 54.ayetler

 

Allah Bazı Nimetlerini Sizden Alır Veya Bir Azap Verirse:

 

46. De ki: Ne dersiniz; eğer Allah kulaklarınızı sağır, gözlerinizi kör eder, kalplerinizi de mühürlerse bunları size Allah'tan başka hangi ilah geri verebilir! Bak, delilleri nasıl açıklıyoruz. Onlar hala yüz çeviriyorlar!

47. De ki: Söyler misiniz; size Allah'ın azabı ansızın veya açıkça gelirse, zalim toplumdan başkası mı helak olur?

48. Biz, Peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar üzüntü de çekmeyecekler.

49. Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, yoldan çıkmalarından dolayı onlara azap dokunacaktır.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah, Peygamberi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e şöyle hitap ediyor: Ey Muhammed! O inatçı yalanlayıcılara "De ki: Ne dersiniz; eğer Allah kulaklarınızı sağır, gözlerinizi kör ederse", yani bunları size verdiği gibi geri alırsa ... Nitekim Yüce Allah başka bir ayette, "(Rasulüm!) De ki: Sizi yaratan, size işitme duyusu, gözler ve kalpler veren O'dur" (Mülk, 23) buyurmuştur. Ayette, kulaklardan ve gözlerden meşru dairede faydalanmaktan engellenmesi kastedilmiş de olabilir. Ayetin devamında şöyle buyruluyor: "Kalplerinizi de mühürlerse. " Yüce Allah başka ayetlerde şöyle buyurur:

 

"(Rasulüm!) De ki: .. Ya da kulaklara ve gözlere kim malik (ve hakim) bulunuyor?" (Yunus, 31) "Ey inananlar! ... Ve bilin ki Allah kişi ile onun kalbi arasına girer." (Enfal, 24) Allah (c.c) devamla şöyle buyuruyor: "Bunları size Allah'tan başka hangi ilah geri verebilir!" Yani, onu sizden aldığında bunları size geri vermeye kimin gücü yeter? Bunları geri vermeye Allah'tan başkasının gücü yetmez. "Bak, delilleri nasıl açıklıyoruz. "

 

Delillerin Allah'tan başka hiçbir ilah bulunmayıp ondan başka ibadet ettikleri şeylerin asılsız ve sahte (ilahlar) olduğuna delalet ettiğini nasıl beyan ediyor ve açıklıyoruz? (.....) "Onlar hala yüz çeviriyorlar!" Yani, onlar buna rağmen haktan yüz çeviriyor ve insanları ona uymaktan engelliyorlar. Avfi'nin, İbn Abbas (r.a.)'tan rivayetine göre o buradaki ''...." ifadesini "haktan ayrılıyorlar" diye tefsir etmiştir. Mücahid ile Katade, "yüz çeviriyorlar", Süddi ise, "Alıkoyuyorlar" diye tefsir etmişlerdir.

 

"De ki: Söyler misiniz; size Allah'ın azabı ansızın", siz farkında olmaksızın, birden ve aniden "veya açıkça" göz göre göre, ayan beyan şekilde "gelirse, zalim toplumdan başkası mı helak olur?" Yani, azap ancak kendilerine Allah'a ortak koşmak suretiyle zulmeden kimseleri kuşatır. Sadece hiçbir ortağı bulunmadan Allah'a ibadet edenler ise kurtulurlar. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar hüzünlenmezler. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "İnanıp da imanlarına herhangi bir haksızlık bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır. " (En'am, 82)

 

"Biz, Peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. " Yani, Mü'min kullarını güzelliklerle müjdeleyiciler, Allah'ı reddeden kafirleri ise ceza ve azapla uyarıcılar olarak göndeririz.

 

"Kim iman eder ve kendini düzeltirse", yani kim onların getirdiklerine kalbinden iman eder, onlara uyarak amellerini düzeltirse, "onlar için" geleceğe dair "hiçbir korku yoktur", yapmadıkları ve arkalarında bıraktıkları dünya işlerinde "onlar üzüntü de çekmeyecekler." Çünkü, geride bıraktıkları işleri üstlenen ve terk ettiklerini koruyacak olan Allah'tır.

 

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: "Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, yoldan çıkmalarından dolayı onlara azap dokunacaktır." Yani, Peygamberlerin kendilerine getirdiklerini reddettikleri, Allah'ın emrinden ve O'na itaatten çıktıkları, Allah'ın haramlarını, yasaklarını işledikleri ve dokunulmazlıklarını çiğnedikleri için onlara azap ulaşacaktır.

 

 

 

50. De ki: Ben size, Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiçbir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?

51. Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla (Kur'an ile) uyar. Onlar için Rablerinden başka ne bir dost, ne de bir aracı vardır; belki muttakiler olurlar.

52. Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O'na yalvaranları kovma! Onların hesabından sana bir sorumluluk; senin hesabından da onlara herhangi bir sorumluluk yoktur ki onları kovup da zalimlerden olasın!

53. Aramızdan Allah'ın kendilerine lütuf ve ihsanda bulunduğu kimseler de bunlar mı! demeleri için onların bir kısmını diğerleri ile işte böyle imtihan ettik. Allah şükredenleri daha iyi bilmez mi?

54. Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: Selam size! Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazdı. Gerçek şu ki: Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tevbe edip de kendini ıslah edertk, bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah Peygamberine (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle sesleniyor: "De ki: Ben size, Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum." Yani ben Allah'ın hazinelerinin sahibi de onlarda tasarruf eden de değilim. "Ben gaybı da bilmem." Yani ben "gaybı biliyorum" demiyorum. O sadece Allah'ın bilgisindedir. Ondan sadece Allah'ın beni haberdar ettiği kadarını bilebilirim. "Size, ben bir meleğim de demiyorum." Yani, ben melek olduğumu iddia etmiyorum. Ben sadece bir beşerim ve Allah (c. c) bana vahyediyor. Allah (c.c) beni bununla şereflendirdi ve bana ihsanda bulundu. O yüzden Allah (c. c) şöyle buyuruyor: "Ben, sadece bana vahyolunana uyarım." Yani ben Allah'ın vahyinden bir karış, hatta daha az kadar bile ayrılmam. "De ki: Kör ile gören hiçbir olur mu?" Yani, hiç hakka uyan ve ona iletilen kimse ile haktan sapan ve ona boyun eğmeyen kimse bir olur mu? "Hiç düşünmez misiniz?" Şu ayette de aynı mana ifade edilmiştir: "Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse, (inkar eden) kör kimse gibi olur mu?" (Ra'd, 19)

 

"Rablerinin huzurunda toplanacaklarından", yani kıyamet gününden "korkanları onunla" bu Kur'an'la "uyar" ey Muhammed! Onlar ki "Rablerine olan saygıdan dolayı kötülükten sakınanlardır" (Mü'mİnun, 57) " ... Rablerinden sakınan ve kötü hesaptan korkan kimselerdir." (Ra'd, 21) Allah (c.c) devamla şöyle buyuruyor: "Onlar için" o günde "Rablerinden başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi", yani Allah azap dilemişse onların ne bir yakını ne bir aracısı "vardır." Yani, onları Allah'tan başka hiçbir hakimi olmayacak o güne karşı uyar. "Belki sakınırlar." Yani, sakınırlar da bu dünyada Allah'ın kıyamet günündeki azabından kendilerini kurtaracak ve kat kat fazla ve bol ödüllerle mükafatlandıracak ameller işlerler.

 

"Rablerinin rızasını isteyerek", yani amellerinde Allah'ın rızasını arayarak, dolayısıyla ibadet ve taatlarında ihlaslı ve samimi olarak "sabah akşam O'na dua edenleri" yani ibadet eden ve O'na yalvaranları. Said b. Müseyyeb, Mücahid, Hasan-i Basri ve Katade'ye göre duadan kasıt farz namazlardır. "Kovma!" Yani, bu vasıftaki insanları kendinden uzaklaştırma. Bilakis onlar sohbet arkadaşların ve has adamların olsun. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette de şöyle buyurur: "Sabah akşam Rablerine, O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme." (Kehf, 28) Bu (tefsiri yapılan) ayetin benzeri, "Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, kabul edeyim" (Mü' min, 60) ayetidir.

 

"Onların hesabından sana bir sorumluluk; senin hesabından da onlara herhangi bir sorumluluk yoktur ki onları kovup da zalimlerden olasın!" Nitekim Nuh (a.s)'ın kavmi O'na, "Sana düşük seviyeli kimseler tabi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç!" dediklerinde "Nuh dedi ki: Onların yaptıkları hakkında bilgim yoktur. Onların hesabı ancak Rabbime aittir. Bir düşünseniz!" (Şuara, 111-113) Yani, onların hesabı ancak Allah'a aittir. Benim hesabımdan onlara bir şeyolmadığı gibi, onların hesabından da bana bir şey yoktur.

 

"Bir sorumluluk yoktur ki onları kovup da zalimlerden olasın!" Yani, bu halde böyle yaparsan zalimlerden olursun.

 

 

[2880] İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bir grup Kureyşli Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına uğradıklarında yanında Habbab b. Eret, Suheyb, Bilal ve Ammar vardı. "Ey Muhammed! Sen bunlarla birlikte olmaktan memnun musun?" dediler. Bunun üzerine "Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla (Kur'an ile) uyar. .. " (51-52. ayetler) nazil oldu.

 

 

[2881] Bunu İmam Taberi de İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Bir grup Kureyşli Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanından geçti. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanında da Suheyb, Bilal, Ammar, Habbab ve diğer güçsüz Müslümanlar vardı. O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Ey Muhammed! Bunları kavmine tercih mi ettin? Allah'ın aramızdan kendilerine lütfettiği kimseler bunlar mı? Biz bunların mı peşinden gideceğiz? Onları yanından kov; eğer kovarsan belki sana tabi oluruz" dediler. Bunun üzerine şu ayetler nazil oldu: "Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O'na yalvaranları kovma! .. Allah şükredenleri daha iyi bilmez mi?" (51,52. ayetler).

 

 

[2882] İbn Ebi Hatim, "Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O'na yalvaranları kovma! .. " buyruğu hakkında Habbab b. Eret (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Bir gün Akra' b. Habis et-Temimi, Uyeyne b. Hısn el-Fezari Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e geldiklerinde yanında Suheyb, Bilal, Ammar ve Habbab ile başka güçsüz insanları gördüler ve onları horladılar. Sonra Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek onunla başbaşa konuşarak şöyle dediler: "Bizimle, Arapların bizim üstünlüğümüzü anlayacağı ayrı ve özel bir konuşma tertip et. Zira, senin yanına Araplar geliyorlar ve onların bizi şu kölelerle birlikte görmelerinden utanıyoruz. Onun için biz yanına geldiğimizde onları yanımızdan uzaklaştır. Seninle oturmamız bitikten sonra dilersen onlarla oturabilirsin." Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de "Tamam" buyurdu. Onlar, "Bu konuda bizim için kağıda bir şey yaz!" dediler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir kağıt istedi ve yazması için Hz. Ali (r.a.)'ı çağırttı. Biz ise bir kenarda oturuyorduk. Tam bu esnada Cebrail (a.s) indi ve "Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O'na yalvaranları kovma! ... " dedi. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kağıdı elinden attı, sonra bizi yanına çağırdı. Biz de gittik.   Bunu İmam Taberi, Esbat'ın nakliyle böyle rivayet etmiştir. Bu (mana bakımından) garip bir hadistir. Çünkü bu ayet Mekki'dir. Ravilerden Akra' b. Habis ile Uyeyne ise hicretten çok sonra Müslüman olmuşlardır.

 

 

[2883] Süfyan-ı Sevri, Mikdad b. Şurayh'tan, o babasından, o da Sa'd'dan şöyle rivayet etmiştir: Bu ayet Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in aralarında İbn Mes'ud (r.a.)'ın bulunduğu altı sahabisi hakkında nazil oldu. O şöyle der: Biz Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına koşar, ona yakın olur ve sohbetlerini dinlerdik. Kureyşliler, "Kendine bizim yerimize bunları yaklaştırıyorsun?" dediler. Bunun üzerine "Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O'na yalvaranları kovma! .. " ayeti nazil oldu.   Bunu Hakim, Müstedrek'inde Süfyan-ı Sevri kanalıyla rivayet etmiş ve Buhan ile Müslim'in şartlarına uygundur, demiştir. İbn Hibban da Sahih'inde Mikdam b. Şurayh'ın bu şekilde nakliyle rivayet etmiştir.

 

"Aramızdan Allah’ın kendilerine lütuf ve ihsanda bulunduğu kimseler de bunlar mı!" demeleri için onların bir kısmını diğerleri ile işte böyle imtihan ettik." Yani birbirlerine musallat ettik, birbirleriyle denedik ve sınadık. Peygamber gönderilmesinin ilk dönemlerinde Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e güçsüz kadın ve erkeklerle köleler ve cariyeler tabi oluyorlardı. Eşraftan az sayıda kişi tabi oluyordu. Nitekim Nuh (a.s)'ın kavmi de ona şöyle demişlerdi: "Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Bizden, basit görüşle hareket eden alt tabakamızdan başkasının sana uyduğunu görmüyoruz. Ve sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Bilakis sizin yalancılar olduğunuzu düşünüyoruz." (Hud, 27) Rum kralı Heraklius da Ebu Süfyan'a bazı sorular sorduktan sonra "Ona güçsüz insanlar mı yoksa eşraftan kimseler mi tabi oluyor?" diye sorduğunda Ebu Süfyan, "Güçsüzleri" diye cevap vermiş, Heraklius da "Onlar Peygamberlerin takipçileridirler" demişti. Yani, Kureyş Müşrikleri iman eden güçsüz insanlarla alayediyor, onlardan güçlerinin yettiği kimselere işkence ediyorlardı. "Allah aramızdan sadece bunlara mı lütfetti!" diyorlardı. "Gittikleri yol güzelolsaydı Allah ona bizi bırakıp da onları iletmezdi" diyorlardı. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette onların, "Bu iş bir hayır olsaydı, onlar bizi geçemezlerdi" (Ahkaf, 11) dediklerini haber vermiştir. Yüce Allah yine, "Kendilerine ayetlerimiz ayan beyan okunduğu zaman inkar edenler, iman edenlere, 'İki topluluktan hangisinin (hangimizin) mevki ve makamı daha iyi, meclis ve topluluğu daha güzeldir?' dediler" (Meryem, 73) buyurmuştur. Bir ayette de, "Onlardan önce de eşya ve görünüş bakımından daha güzelolan nice nesiller helak ettik" (Meryem, 74) buyurmuştur.

 

Yüce Allah onların "Aramızdan Allah'ın kendilerine lütuf ve ihsanda bulunduğu kimseler de bunlar mı!" sözlerine ''Allah şü kreden leri daha iyi bilmez mi?" diye cevap veriyor. Yani, Allah (c.c) kendisine sözleri, fiilleri ve kalpleriyle şükredenleri bitmez mi ve onları doğru yola iletmez, selamet yollarına eriştirmez, karanlıklardan aydınlığa çıkarmaz ve doğru yola iletmez mi? Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: ''Ama bizim uğrumuzda cihad edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir. " (Ankebut, 69)

 

 

[2884] Sahih bir hadiste, "Şüphesiz Allah sizin görünüşlerinize de renklerinize de bakmaz. Bilakis kalplerinize ve amellerinize bakar" buyurulmuştur.

 

 

[2885] İmam Taberi, "Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla (Kur'an ile) uyar" buyruğu hakkında İkrime'den şöyle nakleder:

Abdumenafoğullarının kafir eşrafından Utbe b. Rebia, Şeybe b. Rebia, Mut'im b. Adiyy, Haris b. Nevfel ve Kuraza b. Abd, Amr b. Nevfel Ebu Talib'e gelerek, "Ey Ebu Talib! Eğer yeğenin Muhammed yanından bizim kölelerimizi ve bize karşı anlaşmış olanları -ki onlar bizim kölelerimiz ve anlaşmalılarımızdır- kovarsa, onun kalbimizde daha büyük yeri olur, katımızda sözüne daha çok uyulan, tabi olmamız ve iman etmemize daha yakın olurdu" dediler. Ebu Talib de gelerek Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile onların söyledikleri hakkında konuştu. Bunun üzerine Hz. Ömer b. Hattab (r.a.) (Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem]'e) şöyle dedi: "Onların ne yapacaklarını ve sözleri ile nereye varacaklarını görmen için dedikleri gibi yapsan?" dedi. Bunun üzerine Allah (c.c) "Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla (Kur'an ile) uyar ... Allah şükredenleri daha iyi bilmez mi?" (51-53. ayetler) buyruğunu nazil etti. İkrime devamla şöyle demiştir: Onlar Bilal, Ammar b. Yasir, Ebu Huzeyfe'nin kölesi Salim, Esid'in kölesi Sabih, Kureyşlilerde müttefik ailelere mensup İbn Mes'ud, Mikdad b. Amr, Mes'ud b. Kari, Vakıd b. Abdullah el-Hanzali, Amr b. Abd Amr Züşşemaleyn, Mersed b. Ebu Mersed ile Hamza b. Abdulmuttalib'in andlaşmalısı Ebu Mersed el-Ganevi ve benzer andlaşmalılardır. Kureyşlilerden, kölelerden ve müttefiklerden küfür önderleri hakkında, ''Aramızdan Allah'ın kendilerine lütuf ve ihsanda bulunduğu kimseler de bunlar mı!" demeleri için onların bir kısmını diğerleri ile işte böyle imtihan ettik" ayeti nazil oldu. Nazil olunca Hz. Ömer (r.a.) geldi ve sözünden dolayı özür diledi. Allah (c.c) bunun üzerine de "Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: Selam size! Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazdı" ayetini nazil etti. 

 

Yüce Allah devamla şöyle buyuruyor: "Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: Selam size!" Yani, onlara selam vermek suretiyle ikramda bulun ve kendilerine Allah'ın onlara geniş ve kapsamlı rahmetini müjdele. Allah (c. c) devamla; "Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazdı" buyuruyor. Yani, kendinden bir lütuf, ihsan ve iyilik olarak rahmeti kendi mukaddes zatına bir vazife kıldı. "Gerçek şu ki: Sizden kim, bilmeden bir kötülük yaparsa ... " Seleften bir zat, "Allah'a asi olan herkes cahildir" demiştir. İkrime’den bu ayet hakkında, "Dünyanın hepsi cehalettir" dediği rivayet edilmiştir. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir. "Sonra ardından tevbe edip de kendini ıslah ederse", yani günahlardan döner, tamamen bırakır ve bir daha yapmamaya karar verir ve sonraki amellerini düzeltirse "bilsin ki Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. "

 

 

[2886] İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah (c.c) mahlukatı yarattıktan sonra kendi katında Arş'ın üstündeki kitaba "Şüphesiz benim rahmetim gazabımı geçmiştir" diye yazdı. "   İki hadisi de Buhari ile Müslim rivayet etmişlerdir.

 

 

[2887] İbn Merduyeh, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: ''Allah mahlukatı arasındaki hükmünü verdikten sonra Arş'ın altından, "Şüphesiz rahmetim gazabımı geçmiştir. Ben merhametlilerin en merhametlisiyim" diye yazan bir kağıt çıkarır. Sonra Cehennemden, hiçbir iyilik yapmamış ve alınlarında da ''Allah'ın azatlıları" yazılı bir-iki avuç insan alıp çıkarır. "

 

Abdurrezzak, "Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazdı" buyruğu hakkında Selman'dan şöyle nakleder: "Allah gökleri ve yeri yarattı. Mahlukatı yaratmadan -başka bir rivayette yapmadan- önce yüz rahmet yarattı. Sonra mahlukatı yarattr. Sonra onlardan birini mahlukatı arasına koydu, kalan 99'u ise yanında tuttu. İşte onlar tek bir rahmetle birbirlerine merhamet ve şefkat eder, birbirlerine fedakarlık yapar, onunla ziyaretleşirler. Deve o (rahmetle) inler, inek onunla sevgi taşır, koyun onunla meler, kuşlar birbirlerinin peşi sıra onunla gider ve denizde balıklar birbirinin peşinden onunla gider. Kıyamet günü gelince Allah (c. c) o rahmeti de katına alır. Allah'ın (c.c) rahmeti ise hepsinden daha üstün ve daha geniştir.    Bu başka bir kanaldan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözü olarak rivayet edilmiştir. Bu ayete uyan çok sayıda hadis, "Benim rahmetim her şeyi kuşatmıştır" ayetinin tefsirinde gelecek.

 

 

[2888] Bu ayete uyan bir başka hadis şudur: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in Muaz b. Cebel (r.a.)'a "Allah'ın kulları üzerindeki hakkının ne olduğunu biliyor musun?" diye sordu. Sonra "Bunu yapmaları durumunda kulların Allah üzerindeki haklarının ne olduğunu biliyor musun? Onlara azap etmemesidir" dedi.   Bunu İmam Ahmed b. Hanbel, Kümeyl'in Ebu Hureyre (r.a.)'tan nakliyle rivayet etmiştir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

55. Böylece suçluların yolu belli olsun diye ayetleri iyice açıklıyoruz.

56. De ki: Allah'ın dışında taptığınız şeylere tapmak bana yasak edildi. De ki: Ben sizin arzularınıza uymam, aksi halde sapıtırım da hidayete erenlerden olmam.

57. De ki: Şüphesiz ben Rabbimden gelen apaçık bir delile dayanıyorum. Siz ise onu yalanladınız. Çabucak gelmesini istediğiniz (azap) benim yanımda değildir. Hüküm ancak Allah'ındır. O hakkı anlatır ve O, doğru hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

58. De ki: Acele istediğiniz şey benim elimde olsaydı, elbette benimle sizin aranızda iş bitirilmişti. Allah zalimleri daha iyi bilir.

59. Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. o, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.