|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
En’am Suresi 55 – 59.ayetler |
Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hak Üzeredir:
55. Böylece suçluların
yolu belli olsun diye ayetleri iyice açıklıyoruz.
56. De ki: Allah'ın dışında
taptığınız şeylere tapmak bana yasak edildi. De ki: Ben sizin arzularınıza
uymam, aksi halde sapıtırım da hidayete erenlerden olmam.
57. De ki: Şüphesiz
ben Rabbimden gelen apaçık bir delile dayanıyorum. Siz ise onu yalanladınız.
Çabucak gelmesini istediğiniz (azap) benim yanımda değildir. Hüküm ancak
Allah'ındır. O hakkı anlatır ve O, doğru hüküm verenlerin en hayırlısıdır.
58. De ki: Acele
istediğiniz şey benim elimde olsaydı, elbette benimle sizin aranızda iş
bitirilmişti. Allah zalimleri daha iyi bilir.
59. Gaybın anahtarları
Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. o, karada ve denizde ne
varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları
içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir
kitaptadır.
Tefsiri:
Yüce Allah buyuruyor ki:
Daha önce hidayeti ve doğru yolu gösteren, hakka karşı koyma ve onunla mücadele
etmeyi yeren hüccet ve delilleri açıkladık. "Böylece" ey Muhammed!
Veya ey bu sözün muhatabı, "suçluların yolu belli olsun diye", yani
Peygamberlere karşı çıkan mücrimlerin yollarının ne olduğu apaçık ortaya çiksın
diye "ayetleri", muhatapların açıklanma ihtiyacı duyduğu şeyleri
"iyice açıklıyoruz. "
"De ki: Şüphesiz
ben Rabbimden gelen apaçık bir delile dayanıyorum. " Yani, Allah'ın bana
vahyettiği şeriatı hakkında basiret üzereyim. "Siz ise onu" Allah'tan
bana getirdiği hakikati "yalanladınız. Çabucak gelmesini istediğiniz"
azap "benim yanımda değildir. Hüküm ancak Allah'ındır." Yani, bu konu
Allah'a (c.c) kalmıştır; dilerse göndermesini talep ettiğiniz azabı size hemen
gönderir, dilerse mühlet verir. Hangisini yaparsa yapsın hepsinde büyük hikmet
sahibidir. "O hakkı anlatır ve O, doğru hüküm verenlerin", yani
davalarda, kullar arasında hüküm verenlerin "en hayırlısıdır."
"De ki: Acele
istediğiniz şey benim elimde olsaydı", yani bu acele etmekte olduğunuz
konuda söz sahibi ben olsaydım, "elbette benimle sizin aranızda iş
bitirilmiş olurdu" Yani, size hak ettiğiniz cezayı verirdim. "Allah
zalimleri daha iyi bilir. "
[2889] Soru: Bu ayetle,
(görünüşte çelişen) Buhari ve Müslim'in Urve kanalıyla Aişe (r.anha)'dan
rivayet ettikleri şu hadisin arasını nasıl bulursunuz: Aişe (r.anha) Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, "Ya Resulullah! Senin başına
Uhud günündekinden daha çetin bir olay geldi mi?" diye sordu. Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle cevap verdi:
"Senin kavminden
eziyete maruz kaldım. Onlardan karşılaştığım en şiddetli eziyet ise Akabe
günündekidir. Çünkü kendimi İbn Abdi Yalile b. Abdi Külal'e sundum, fakat
isteğimi kabul etmedi. Sonra hüzünlü bir şekilde oradan ayrılıp gittim. Ancak
Karn-ı Sealib denen yerde kendime gelebildim. Başımı kaldırdığımda baktım ki
beni bir bulut gölgeliyor. Baktığımda onda Cebrail (a.s)'ın olduğunu gördüm. Bana,
"Şüphesiz Allah kavminin sana söylediğini ve cevabını işitti. Sana
istediğin emri vermen için dağların meleğini gönderdi" dedi. Dağların
meleği bana seslendi ve selam verdi. Sonra, "Ey Muhammed! Şüphesiz Allah
kavminin sana söylediğini işitmiştir. Rabbin beni sana istediğin emri vermen
için gönderdi. Ne dilersen o olacak! İstersen Akşeban dağlarını üzerlerine
kapayayım" dedi. Ben ise 'Hayır, ben Allah'ın onların soyundan Allah'a
ibadet eden ve hiçbir şeyi O'na ortak koşmayan kimseler çıkarmasını umuyorum'
dedim. " Bu Müslim'in rivayetidir.
Burada Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e onlara azap edilmesi ve
kökten helak edilmeleri teklif edildi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ise onlar hakkında yavaş davranmayı tercih etti ve Allah (c.c) onların
neslinden Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayan nesiller çıkarır ümidiyle
azaplarının ertelenmesini istedi.
Bu olayla Yüce Allah'ın,
"De ki: Acele istediğiniz şey benim elimde olsaydı, elbette benimle sizin
aranızda iş bitirilmişti. Allah zalimleri daha iyi bilir" buyruğu,
birlikte nasıl değerlendirilebilir?
el-Cevep: -ki doğrusunu
Allah bilir- bu ayetin, onlar istedikleri anda vuku bulması mümkün olsaydı Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in bunu yapacağını ifade etmektedir.
Hadiste ise onların azap verilmesini talep etmeleri yoktur. Bilakis dağlar
meleği ona Ahşeban dağını başlarına indirmeyi teklif etmiştir ki bunlar
Mekke'nin güney ve kuzeyden kuşatan iki dağının ismidir. Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) O yüzden yavaş davranmış, onlara yumuşak
davranılmasını istemiştir.
"Gaybın anahtarları
Allah'ın yanındadır"
[2890] İmam Buhari,
Abdullah b. Ömer (r.a.)'tan şöyle naklettiğine göre Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) "Gaybın anahtarları beştir, onları Allah'tan başka kimse
bilmez" buyurdu ve şu ayeti okudu: "Kıyamet vakti hakkındaki bilgi,
ancak Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç
kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez.
Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır. " (Lokman, 34)
[2891] Hz. Ömer
(r.a.)'tan yapılan ve Cebrail (a.s)'ın bir bedevi suretinde gelip Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e İslam, iman ve ihsan'dan sorduğu hadiste Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir de, "Beş şey vardır ki onları
sadece Allah bilir" demiş ve "Onları O'ndan başkası bilmez. O, karada
ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin
karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi
apaçık bir kitaptadır" (Lokman, 34) ayetini okumuştur.
"o, karada ve
denizde ne varsa bilir." Yani, büyük bilgisi ve ilmi kara ve denizdeki tüm
canlıları kuşatmıştır. Bunlardan hiçbir şey, yerde ve gökte bulunan tek bir
zerre bile O'na (c.c) gizli kalmaz. Sarsari ne güzel söyler:
Zerre ona gizli kalmaz.
Bakanlara ise bazen
gözükür bazen gözükmez.
"O'nun ilmi dışında
bir yaprak bile düşmez." Yani, cansız maddelerin bile hareketlerini bilen
Allah (c.c) canlıların, özellikle onlardan cinlerin ve insanların hareketlerini
elbette bilir. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "Allah,
gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir." (Mü'min, 19)
İbn Ebi Hatim, İbn Abbas
(r.a.)'tan; "O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez" buyruğu
hakkında şöyle nakleder: Yerde veya denizde her ne ağaç varsa mutlaka onun için
görevlendirilmiş, düşen yaprakları yazan bir melek vardır.
"O yerin
karanlıkları içindeki tek bir taneyi bile bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi
apaçık bir kitaptadır." Muhammed b. İshak, Abdullah b. Amr b. As
(r.a.)'tan şöyle nakleder: "Yer altının üçüncü katmanının altında,
dördüncü katmanının üstünde öyle cinler vardır ki bunlar size gözükecek olsalar
onların olduğu yerde hiçbir aydınlık göremezsiniz. Onun her köşesinde Allah'ın
mühürlerinden bir mühür, her bir mührün üzerinde de Allah'ın her gün
"yanında olanları kaydet" diye görevlendirip gönderdiği bir melek
vardır." İbn Ebi Hatim, Abdullah
b. Haris'ten şöyle nakleder: Yeryüzündeki her bitkinin ve her iğne yeri kadar
bir şeyin başında mutlaka, yeşerdiğinde yeşerdiği ve kuruduğunda kurduğu
bilgisini getiren görevli bir melek vardır. Bunu İmam Taberi de rivayet
etmiştir. İbn Ebi Hatim daha sonra, Said b. Cübeyr kanalıyla İbn Abbas
(r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: "Allah nun'u, yani kalemi yarattı,
levhaları yarattı. Ona dünya yok olana kadar dünyada yaratılacak her mahlukun,
helal veya haram her rızkın, iyi veya kötü her ameli yazdı." İbn Abbas
(r.a.) daha sonra, "O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi
bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır" ayetini
okumuştur.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |