|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
En’am Suresi 63 – 65.ayetler |
Başınıza Gelen
Felaketlerden Sizi Kim Kurtarır?
63. De ki: Karanın ve
denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır ki? (O zaman) O'na gizli gizli
yalvararak "Eğer bizi bundan kurtarırsan andolsun şükredenlerden
olacağız" diye dua edersiniz.
64. De ki: Ondan ve
bütün sıkıntılardan sizi Allah kurtarır. Sonra siz yine O'na ortak koşarsınız.
65. De ki: Allah'ın
size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye ya da
birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını tattırmaya gücü yeter. Bak,
anlasınlar diye ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz!
Tefsiri:
Yüce Allah kullarına
kendisinin onlardan zorda kalanları kurtarması nimetini hatırlatıyor.
"Karanın ve denizin
karanlıklarından sizi kim kurtarır ki?" Yani, karadaki felaketlere maruz
kaldığınızda veya kendinizi esen azgın kasırganın yol açtığı deniz dalgaları
arasında bulup şaşkın bir hale düştüğünüzde siz sadece hiçbir ortağı bulunmayan
Allah'a dua edersiniz. Nitekim Yüce Allah başka ayetlerde şöyle buyurur:
"Denizde başınıza bir musibet geldiğinde, O'ndan başka bütün
yalvardıklarınız kaybolup gider. O sizi kurtarıp karaya çıkardığında, (yine
eski halinize) dönersiniz. İnsanoğlu çok nankördür. O'nun, sizi kara tarafında
yerin dibine geçirmeyeceğinden, yahut başınıza taş yağdırmayacağından emin
misiniz? Sonra kendinize bir koruyucu da bulamazsınız. Yahut O'nun, sizi bir
kez daha oraya (denize) gönderip üzerinize bir kasırga yollayarak, inkar etmiş
olmanız sebebiyle sizi boğmayacağından emin misiniz? Sonra, bundan dolayı
kendinize (intikamınızı almak için) bizi arayıp soracak bir destekçi de
bulamazsınız." (İsra, 67-69) Yüce Allah bir yerde de, "Sizi karada ve
denizde gezdiren O'dur. Hatta siz gemilerde bulunduğunuz, o gemiler de
içindekileri tatlı bir rüzgarla alıp götürdükleri ve (yolcular) bu yüzden
neşelendikleri zaman, o gemiye şiddetli bir fırtına gelip çatar, her yerden
onlara dalgalar hücum eder ve onlar çepeçevre kuşatıldıklarını anlarlar da dini
yalnız Allah'a halis kılarak, 'Andolsun eğer bizi bundan kurtarırsan mutlaka
şükredenlerden olacağız' diye Allah'a yalvarırlar" (Yunus, 2223)
buyuruyor. Yüce Allah başka bir yerde de, "Haydi söyleyin bakalım; şu
putlar mı üstün; Yoksa, karanın ve denizin karanlıklarında size yol bulduran,
rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci gönderen Allah mı? Allah'ın yanında başka
bir ilah mı? Allah, koştukları eşlerden yücedir." (Nemi, 63) Yüce Allah bu
ayette şöyle buyuruyor: "De ki: Karanın ve denizin karanlıklarından sizi
kim kurtarır ki? (O zaman) O'na gizli gizli yalvararak" yani açık ve gizli
(her şekilde) "Eğer bizi bundan" bu sıkıntıdan "kurtarırsan
andolsun" daha sonra biz "şükredenlerden olacağız" diye dua
edersiniz. "
"De ki: Ondan ve
bütün sıkıntılardan sizi Allah kurtarır. Sonra siz" bunun ardından
"yine O'na ortak koşarsınız." Rahatlık ve genişlik halinizde Allah'ın
yanında başkalarına da dua edersiniz.
Yüce Allah, "Yine
O'na ortak kdşarsınız" buyurduktan sonra hemen ardından şöyle buyuruyor:
"De ki: ''Allah'ın size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından
bir azap göndermeye ya da birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını
tattılmaya gücü yeter." Nitekim Yüce Allah İsra süresinde de şöyle
buyurur: "(Kullarım!) Rabbiniz, lütfuna nail olmanız için denizde gemileri
sizin için yüzdürendir. Doğrusu O, sizin için çok merhametlidir. Denizde
başınıza bir musibet geldiğinde, O'ndan başka bütün yalvardıklarınız kaybolup
gider. O sizi kurtarıp karaya çıkardığında, (yine eski halinize) dönersiniz. İnsanoğlu
çok nankördür. O'nun, sizi kara tarafında yerin dibine geçirmeyeceğinden yahut
başınıza taş yağdırmayacağından emin misiniz? Sonra kendinize bir koruyucu da
bulamazsınız. Yahut O'nun, sizi bir kez daha oraya (denize) gönderip üzerinize
bir kasırga yollayarak, inkar etmiş olmanız sebebiyle sizi boğmayacağından emin
misiniz? Sonra, bundan dolayı kendinize (intikamınızı almak için) bizi arayıp
soracak bir destekçi de bulamazsınız." (İsra, 67-69)
İbn Ebi Hatim'in Hasan-ı
Basri'den nakletliğine göre o "De ki: ''Allah'ın size üstünüzden (gökten)
veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye ya da birbirinize düşürüp
kiminize kiminizin hıncını tattı rm aya gücü yeter" ayetinin Müşrikler
hakkında olduğunu söylemiştir. İbn Ebi Necih ise Mücahid'den şöyle rivayet
etmiştir: "De ki: ''Allah'ın size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın
altından bir azap göndermeye ya da birbirinize düşürüp kiminize kiminizin
hıncını tattırmaya gücü yeter." ayeti Muhammed ümmeti hakkındadır. Allah
(buna muktedir iken) onları bu azaptan muaf tutmuştur. Allah'tan yardım
dileyerek ve tek güvencemiz O'na dayanarak bu konudaki hadis ve eserleri burada
zikredelim:
[2894] İmam Buhari,
"De ki: ''Allah'ın size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından bir
azap göndermeye ya da birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını tattırmaya
gücü yeter. Bak, anlasınlar diye ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz!" buyruğu
hakkında şöyle der: "....." den kasıt "birbirinize girmenizi
sağlaması" dır ki bu iltibas'tan gelmektedir. "....." da
birbirlerine girerler manasına gelir. "...." da gruplar ve bölükler
olarak, demektir. İmam Buhari daha sonra Cabir b. Abdullah (r.a.)'tan şöyle
nakletmiştir:
"De ki: Allah'ın,
size üstünüzden (gökten) azap göndermeye gücü yeter ... " ayeti indiği
zaman Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "(Ya Rabbi) Senin vechine
(zatına sığınırım'' şeklinde dua etti. ''Ayaklarınızın altından (yerden)"
ifadesinden sonra da yine "(Ya Rabbi) Senin vechine (zatına)
sığınırım" diyerek dua etti. "Ya da sizi birbirinize düşürüp kiminize
kiminizin hıncını tattırmaya (gücü yeter)" ifadesinden sonra "Bu,
daha hafiftir" veya "daha kolaydır" buyurdu. İmam Buhari bunu Tevhid kitabında da Kuteybe'nin
Hammad'dan bu lafızla nakliyle rivayet etmiştir. Humeydi, Müsned'inde Cabir
(r.a.)'den böyle rivayet etmiştir. Bunu ayrıca İmam Taberi, İbn Merduyeh ve
Said b. Mansur rivayet etmişlerdir.
[2895] Başka bir kanal:
Hafız İbn Merduyeh, Müsned'inde Cabir (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir:
"De ki: Allah’ın, size üstünüzden (gökten) azap göndermeye gücü yeter ...
" ayeti indiği zaman Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bundan
Allah'a sığınırım" diye dua etti. "Ayaklarınızın altından
(yerden)" ifadesinden sonra da yine, "Bundan Allah'a sığınırım"
diyerek dua etti. "Ya da sizi birbirinize düşürüp kiminize kiminizin
hıncını tattı rm aya (gücü yeter)" ifadesinden sonra, "Bu, daha
kolaydır" buyurdu. İsteseydi ondan da Allah'a sığınırdı. Bu ayetle ilgili
birçok hadis vardır.
[2896] Onlardan biri
İmam Ahmed'in Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.)'tan naklettiği şu rivayettir:
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e, "De ki: ''Allah'ın size
üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye ya da fırka
fırka yapıp, kiminizin hıncını kimine tattı rm aya gücü yeter" ayeti
soruldu. "Bu olacaktır, fakat henüz vakti gelmemiştir" buyurdu. Bunu Tirmizi de İsmail b. Ayyaş'ın Ebu Bekir
b. Ebi Meryem'den bu şekilde nakliyle rivayet etmiş, sonra, "Bu garip bir
hadistir" demiştir.
[2897] İmam Ahmed b.
Hanbel, Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) ile birlikte gittik ve Muaviyeoğulları camisine uğradık.
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) camiye girdi ve iki rek'at namaz
kıldı. Biz de onunla birlikte kıldık. Rabbine uzun uzun dua etti. Sonra şöyle
buyurdu: "Rabbimden üç şey istedim. Ümmetimi boğulmayla helak etmemesini
istedim, bana verdi. Ümmetimi açlıktan öldürmemesini istedim, onu da verdi.
Belalarının aralarındaki çekişmeler olmamasını istedim, onu bana vermedi.
" Bunu sadece İmam Müslim rivayet etmiştir. Bunu
Fitneler Kiabı'nda İbn Ebi Şeybe ile Muhammed b. Abdullah b. Nümeyr'den ...
rivayet etmiştir.
[2898] Başka bir hadis:
İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Atik'ten şöyle rivayet etmiştir: Abdullah b.
Ömer yanımıza, Ensar'ın küçük köylerinden Muaviyeoğulları camisine geldi ve
bana, "Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sizin caminizin
neresinde namaz kıldığını biliyor musun?" dedi. Ben "Evet" dedim
ve caminin bir tarafını gösterdim. "O'nun (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
dua ettiği üç şeyi biliyor musun?" dedi. "Evet" dedim.
"Onları bana söyle!" dedi. Dedim ki: "Müslümanlar dışındaki
düşmanlarının onlara galebe çalmaması ve onları kıtlıktan helak etmemesi için
dua etti ve bunlar ona verildi. Bir de felaketlerini kendi aralarındaki
çekişmeler vs. kılmamasını istedi, ama bu O'na (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
verilmedi." Bunun üzerine "Doğru söyledin; fitne ve karışıklık
kıyamet gününe kadar devam edecektir" dedi. Bu Kütüb-i Sitte'nin hiçbirinde yer
almamaktadır, fakat Allah'a hamd ve senalar olsun senedi iyi ve kuvvetlidir.
[2899] Başka bir hadis:
Muhammed b. İshak, Huzeyfe b. Yeman (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte Muaviyeoğulları mahallesine gittim.
Sekiz rek'at namaz kıldı ve bunları uzatarak eda etti. Sonra bana dönüp,
"Seni alıkoydum mu ey Huzeyfe?" dedi. Ben, "Allah ve Rasulü daha
iyi bilir" dedim. Şöyle buyurdu: "Ben Allah'tan üç şey istedim.
Bunlardan ikisini verdi, birini ise vermedi. O'ndan ümmetime onlardan başka bir
düşmanı musallat etmemesini istedim, verdi. Boğulmayla helak etmemesini
istedim, onu da verdi. Onların felaketlerini kendi aralarındaki çekişmeler
yapmamasını istedim. Onu ise vermedi. "
Bunu İbn Merduyeh, İbn İshak'ın bulunduğu bir senetle rivayet etmiştir.
[2900] Başka bir hadis:
İmam Ahmed b. Hanbel, Muaz b. Cebel (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Bir şey
istemek için Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına gittim, fakat
"Biraz önce çıktı" dediler. Sonra kimin yanından geçsem "Biraz
önce geçti" diyordu. Nihayet O'nu (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ayakta
namaz kılarken gördüm. Yanına gidip arkasında namaza durdum. Namazı uzatarak
kıldı. Bitirince "Ya Resulallah! Sen uzun bir namaz kıldın?" dedim.
Buyurdu ki: "Ben ümit ve korku namazı kıldım. Allah (c.c.)'dan üç şey
istedim. Bunların ikisini verdi, birini ise vermedi. Allah'tan ümmetimi
boğulmayla helak etmemesini istedim, verdi. Onlardan olmayan düşmanlarını
onlara galip kılmamasını istedim, onu da kabul etti. Onları fırka fırka
yapmamasını istedim, ancak onu kabul etmedi. " Bunu İbn Mace, Fiten'de rivayet etmiştir.
İbn Merduyeh de Muaz b. Cebel (r.a.)'ın Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)’den aynı veya benzer bir lafızla rivayet etmiştir.
[2901] İmam Ahmed b. Hanbel,
Enes b. Malik (r.a.)'tan şöyle nakleder: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'i bir yolculukta gördüm; sekiz rek'at duha namazı kıldı. Oradan
ayrılırken şöyle buyurdu: "Ben ümit ve korku namazı kıldım. Rabbimden de
üç şey istedim. Bunların ikisini verdi, birini ise vermedi. Ümmetimi kuraklık
ve açlığa duçar etmemesi için dua ettim, kabul etti. Düşmanları onlara galip
kılmamasını istedim, kabul etti. Onları fırkalar haline getirip birbirleriyle
çatıştırmaması için dua ettim. Fakat bunu kabul etmedi. " Bunu Nesai de Kitabü's-Salat'ta Muhammed b.
Seleme'nin İbn Vehb'ten nakliyle rivayet etmiştir.
[2902] İmam Ahmed b.
Hanbel, Züheyroğullarının azatlı kölelerinden Habbab b. Eret'ten -ki kendisi
Bedir’e katılmıştır- şöyle rivayet etmiştir. Bir gece Resulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in gece boyu namaz kılmasını izledim. Ben, "Ya
Rasulallah! Bu gece daha önce benzerini görmediğim şekilde namaz kıldın"
dedim. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Evet. Bu ümit ve
korku namazıdır. Aziz ve Celil olan Rabbimden üç şey istedim. Bana onların
ikisini verdi, birini ise vermedi. Rbbbimden bizi bizden önceki ümmetleri helak
ettiği gibi helak etmemesini istedim, verdi. Aziz ve Celil olan Rabbimden
dışımızdaki düşmanlarımızı bize galip getirmemesi için dua ettim, onu da verdi.
Aziz ve Celil olan Rabbimden bizleri fırka fzrka olup birbirimize girmekten
korumasını istedim, fakat onu vermedi. "
Bunu Nesai, Şuayb b. Ebu Hamza'nın rivayetiyle tahric etmiştir. Nesai
ile İbn Hibban, Sahih'inde Salih b. Keysan'dan, Tirmizi de Fiten'de Nu'man b.
Raşid'den, her ikisi de Zühri’den bu şekilde rivayet etmişlerdir. Tirmizi,
"Hasen ve sahih hadistir" demiştir.
[2903] Başka bir hadis: İmam
Taberi, Halid el-Huzai'den şöyle rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) rüku ve secdeleri tam olan hafif bir namaz kıldı ve şöyle
buyurdu: "Bu ümit ve korku namazıdır. Onda Aziz ve Celil olan Allah'tan üç
şey istedim. İkisini verdi, birini ise vermedi. Ondan, sizden evvelki
milletlere verdiği azabz size vermemesini istedim, verdi. Allah (c.c)'dan
topluluğunuzu yok edecek bir düşman musallat etmemesini istedim, onu da verdi.
O'ndan sizi fırkalar halinde birbirine girip kimimizin hıncını diğerinden
aldırmamasını istedim. Onu vermedi." Ebu Malik der ki:
Nafi'ye, "Baban
bunu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ağzından işitmiş mi?"
dedim. "Evet, ben babamın bunu bir topluluğa Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'den işittiğini söyleyerek anlatırken işittim" dedi.
[2904] İmam Ahmed b.
Hanbel, Şeddad b. Evs (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allah (c.c) bana yeryüzünü dürdü de onun
doğularını ve batılarını gördüm. Ümmetimin hakimiyeti onlardan bana dürülen
yerlere ulaşacak. Bana biri beyaz, diğeri kırmızı iki hazine verildi. Rabbimden
ümmetimi genel bir kıtlıkla helak etmemesini istedim, onlara bir düşman
musallat edip de genel bir helak ile helak etmemesini istedim. Onların
bazılarının hınçlarını bazılarına tattırmamasını istedim. Bana, "Ey
Muhammed! Ben bir şeye hükmetmişsem o geri çevrilmez. Ben ümmetin için sana,
onları genel bir kıtlıkla helak etmeyeceğimi vaat ediyorum. Kendilerinden başka
bir düşmanı musallat edip de genel bir helak ile helak etmeyeceğim. Ta ki
bazısı bazısını yok etsin, bazısı bazısını öldürsün ve bazısı bazısını esir
alsın." Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
"Ümmetim adına korktuğum tek şey saptıran yöneticilerdir. Ümmetime cihad
hükmü konulduktan sonra kıyamet gününe kadar hiç kalkmayacaktır. " Bunların hiçbiri Kütüb-ü Sitte' de yoktur.
Senedi ceyyit ve kuvvetlidir. Bunu İbn Merduyeh de Sevban kanalıyla Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den benzer bir lafızla rivayet
etmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[2905] Başka bir hadis:
Hafız İbn Merduyeh, Ebu Malik el-Eşcai'den, o Nafi' b. Halid el-Huzai'den, o da
Hudeybiye biatına katılan sahabilerden olan babası Halid el-Huzai (r.a.)'tan
şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), etrafında insanlar
varken namaz kıldığında rüku ve secdeleri tam olan hafif bir namaz kılardı.
Yine bir gün namaz kılarken oturdu ve oturması uzadı. Hatta birbirimize,
"Susun, vahiy iniyor" diye işaret ettik. Namazı bitirince bazıları,
"Ya Rasulallah! Oturmayı çok uzattın, hatta birbirimize sana vahiy geldi
diye işaret ettik" dediler. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Hayır. Fakat bu ümit ve korku namazıydı. Onda Allah'tan üç şey istedim.
İkisini verdi, birini ise vermedi. Allah'tan sizi sizden önceki milletler gibi
helak etmemesini istedim, onu bana verdi. Ümmetim üzerine onların kökünü
kazıyacak bir düşmanı musallat etmemesini istedim, onu da verdi. Sizleri fırka
fırka yapmamasını ve birbirinizin hıncını diğerine tattırmamasını istedim.
Fakat onu vermedi." buyurdu. Ebu Malik der ki: Oğluna, "Baban bunu
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den işitmiş mi?" dedim. Şöyle
dedi:
"Evet. Ondan
duyduğuma göre Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şu on parmak
sayısınca böyle derken işittim"
[2906] Başka bir hadis:
İmam Ahmed b. Hatıbel'in Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
sahabilerinden Ebu Basra el-Gıfari'den naklettiğine göre Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: ‘‘Aziz ve Celil olan Rabbimden dört şey
'istedim. Onların üçünü verdi, birini ise vermedi. Allah'tan ümmetimi
sapıkızkta birleştirmemesini istedim, verdi. Müslümanlara kendilerinden başka
bir düşmanı musallat etmemesini istedim, onu da verdi. Allah'tan onları evvelki
ümmetleri helak ettiği gibi kıtlık ve açlıkla helak etmemesini istedim. Onu da
verdi. Aziz ve Celil olan Allah'tan ümmeti fırka fırka yapıp birbirinin hıncını
diğerine tattırmamasını istedim. Fakat onu bana vermedi. " Bunu Kütüb-ü Sitte sahiplerinden hiçbiri
rivayet etmemiştir.
[2907] Başka bir hadis:
Taberani'nin Hz. Ali (r.a.)'tan rivayetine göre Rasulullah (Sallallahu aleyhi
ve Sellem) şöyle buyurmuştur: "Ben Rabbimden üç şey istedim. Onların
ikisini verdi, birini ise vermedi. Ben "Ey Rabbim! Ümmetimi açlıktan
öldürme!" dedim. "Bu senindir" buyurdu. "Ey Rabbim! Onlara
başkalarını -yani Müşrikleri- musallat edip onlarla helak etme!" dedim.
"Bu da senindir" buyurdu. "Ey Rabbim! Onların felaketlerini
kendi aralarındaki çekişmeler yapma" dedim. Fakat onu bana vermedi. "
[2908] Başka bir hadis:
Hafız İbn Merduyeh, İbn Abbas (r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Rabbimden dört şeyi
engellemesini niyaz ettim. Allah (c.c) onlardan ikisini kaldırdı, diğer ikisini
kaldırmayı ise kabul etmedi. Rabbimden onlara gökten taş yağdırmamasını ve yere
batırmamasını istedim. Onları bölük parça yapmamasını ve birbirinin hıncını
diğerine tattırtmamasını istedim. Allah (c.c) gökten taş yağdırmayı ve yerin
dibine geçirilmeyi kaldırdı. Fakat iki şeyi kaldırmayı reddetti: Öldürme ve
kargaşa. "
[2909] Başka bir tariki:
İbn Merduyeh, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "De ki: Allah'ın size
üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye ya da birbirinize
düşürüp kiminize kiminizin hıncını tattırmaya gücü yeter" ayeti nazil
olunca Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kalkıp abdest aldı. Sonra
''Allah'ım! Ümmetime üstlerinden de ayaklarının altından da azap gönderme.
Onları bölük parça olarak birbirlerine geçirme. Birbirinin hıncını diğerine
tattırma!" dedi. Bunun üzerine Cebrail (a.s) gelerek şöyle dedi: "Ey
Muhammed! Allah ümmetini üstlerinden gelecek azaptan da ayaklarının altından
gelecek azaptan da koruma altına aldı."
[2910] Başka bir hadis:
İbn Merduyeh, Ebu Hureyre (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Rabbimden ümmetim
için dört şey istedim. Onların üçünü verdi, birini ise vermedi. Ondan ümmetimi
toptan kafir olmaktan korumasını istedim, verdi. Onları daha önceki ümmetlere
verdiği azap la azap etmemesini istedim. Onu da verdi. Kendilerinden başka
hiçbir düşmanlarını onlar üzerinde hakim kılmamasını istedim. Onu da verdi.
Birbirinin hıncını diğerine tattırmamasını istedim. Fakat onu vermedi.
" Bunu İbn Ebi Hatim, Amr b.
Muhammed el-Ankazi’den bu şekilde rivayet etmiştir.
[2911] İbn Merduyeh, Ebu
Hureyre (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle
buyurduğunu rivayet etmiştir: "Rabbimden üç şey istedim. İkisini verdi,
birini ise vermedi. Ümmetime onlardan başka bir düşmanın musallat olmasına izin
vermemesini istedim. Onu verdi. Onları kıtlık ve açlıktan öldürmemesini
istedim. Onu da verdi. Onları fırkalar ve bölükler yapıp birbirinin hıncını
diğerine tattırmamasını istedim. Fakat onu kabul etmedi. " Bunu başka bir senetle İbn Merduyeh yine Ebu
Hureyre (r.a.)'tan benzer bir ifadeyle rivayet etmiştir.
Başka bir eser: Übeyy b.
Ka'b (r.a.)'tan şöyle nakledilmiştir: Bu
ümmette dört şey vardır. Bunların ikisi geçmiş, ikisi ise geride kalmıştır.
"De ki: Allah'ın size üstünüzden veya ayaklarınızın altından bir
azap" (gökten taş yağdırması ve yerin altına geçirmesi) "göndermeye
ya da birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını tattırmaya gücü
yeter." Süfyan-ı Sevri de, "Yani, gökten taş yağması ile yerin dibine
geçirilmek kastedilmiştir" demiştir. Ebu Cafer er-Razi, Übeyy b. Ka'b
(r.a.)'tan şöyle nakleder: "De ki: Allah'ın size üstünüzden (gökten) veya
ayaklarınızın altından bir azap göndermeye ya da birbirinize düşürüp kiminize
kiminizin hıncını tattırmaya gücü yeter" ayetinde ifade edilen dört
şeydir. Bunların ikisi Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
vefatından 25 yıl sonra vuku bulmuştur. Gruplar halinde birbirlerine girmişler
ve birbirlerinden hınçlarını almışlardır. İki şey de mutlaka gerçekleşecektir:
Gökten taş yağması ile yerin dibine geçirilmek. Bunu İmam Ahmed b. Hanbel Veki'
kanalıyla Ebu Cafer'den nakletmiştir. Bunu İbn Ebi Hatim de rivayet etmiştir.
İbn Ebi Hatim, Hasan-ı Basri'den şöyle nakleder: "De ki: Allah'ın size
üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye ... gücü
yeter." Bunların cezası suçu işlenene dek ertelenmiştir. Suçu işlenince
cezası da gönderilecektir. Aynı şekilde Said b. Cübeyr, Ebu Malik, Mücahid,
Süddi ve İbn Zeyd'den de gökten azabın gökten taş yağması, ayaklarının altından
gelen azabın da yerin dibine batırılması kastedildiğini söyledikleri rivayet
edilmiştir. Taberi de bunu tercih etmiştir. Taberi, Abdurrahman b. Zeyd b.
Eslem'den bu ayet hakkında şöyle rivayet etmiştir: İbn Mes'ud (r.a.) camide
-veya minberde- bağırarak şöyle derdi: "Ey insanlar! Size mutlaka azap
gelecektir. Çünkü Allah (c.c), "De ki: Allah'ın size üstünüzden (gökten)
veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye ... gücü yeter."
buyuruyor. Eğer Allah gökten bir azap indirirse sizden tek bir kimseyi hayatta
bırakmaz. Eğer sizi yerin dibine geçirirse sizi toptan helak eder ve hiçbir
kimseyi bırakmaz. "ya da birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını
tattı rm aya gücü yeter. " Dikkat edin! Başınıza bunların üçünün en beteri
(sonuncusu) gelmiştir.
Konuyla ilgili ikinci
görüş: İmam Taberi ve İbn Ebi Hatim Amir b. Abdurrahman'dan şöyle nakleder: İbn
Abbas (r.a.) "De ki: "Allah'ın size üstünüzden veya ayaklarınızın
altından bir azap göndermeye ... gücü yeter" ayeti hakkında, "Üstten
azap" kötü yöneticiler, "alttan azap" ise kötü hizmetçilerdir,
demiştir. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: "Üstünüzden
veya ayaklarınızın altından bir azap" ayetinde "üstten gelen
azap" "yöneticileriniz, alttan gelen azap" ise köleleriniz ve
ayak takımınızdır. İbn Ebi Hatim de Ebu Sinan ve Umeyr b. Hani'den bunun
benzerini rivayet etmiştir. İmam Taberi daha sonra şöyle demiştir: Bu görüşün
doğru yönü bulunsa da birinci görüş daha kuvvetlidir. Ayetin tefsiri Taberi'nin
söylediği gibidir. Yüce Allah'ın şu buyruğu da onun doğru olduğunun şahididir:
"(Ey Müşrikler! Zannınıza göre) Gökte olanın, sizi yere
batırıvermeyeceğinden emin misiniz? O zaman yer sarsıldıkça sarsılır. Yahut
gökte olanın üzerinize taş yağdıran (bir fırtına) göndermeyeceğinden emin
misiniz? İşte (bu) tehdidimin ne demek olduğunu yakında bileceksiniz!"
(Mülk, 16-17)
[2912] Bir hadiste de
"Bu ümmette gökten taş yağması, yerin dibine geçirilme ve başka hayvanlara
dönüştürülme görülecektir" buyurulmuştur. Bu, kıyametin alamet ve
işaretleri konusundaki benzer hadislerde geçmektedir ve İnşallah yeri
geldiğinde bunlar zikredilecektir.
"Ya da sizi fırka
fırka yapmaya ... gücü yeter." Yani, sizi birbirine girmiş birine muhalif
ve karşıt fırkalar ve gruplar yapmaya gücü yeter. Valibi'nin rivayetine göre
İbn Abbas (r.a.) bunu "Herkesin kendi hevasına uyduğu gruplar" diye
tefsir etmiştir. Mücahid ve daha başkaları da böyle demişlerdir.
[2913] Birçok tarikten
gelen bir hadiste Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Bu ümmet
yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Onların biri dışında hepsi Cehennemdedir"
buyurmuştur.
Yüce Allah'm,
"Kiminize kiminizin hıncını tattırmaya" buyruğu hakkında, İbn Abbas
(r.a.) ve daha başkalarından şöyle rivayet edilmiştir: "Yani, birbirinize
musallat ederek birbirinize azap ettirmeye ve öldürtmeye ... "
"Bak,
anlasınlar", Allah'ı ayetlerini, hüccetlerini ve burhanlarını anlasınlar
ve tefekkür etsinler "diye ayetlerimizi nasıl açıklıyoruz!"
"....." yani açıklıyor ve beyan ediyoruz.
[2914] Zeyd b. Eslem der
ki: "De ki: "Allah'ın size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın
altından bir azap göndermeye ... gücü yeter." ayeti nazil olunca Allah
Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Benden sonra küfre dönüp
birbirinizin boynunu kılıçlarla vurmayın" buyurdu. Sahabiler, "Ama
biz Allah'tan başka hiçbir ilah bulunmadığına ve senih Allah'ın elçisi olduğuna
şahitlik ediyoruz" dediler. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Evet" buyurdu. Bazı insanlar, "Bu hiçbir zaman olamaz.
Müslümanlar olarak bizim birbirimizi öldürmemiz imkansızdıri' dediler. Bunun
üzerine, "Kur'an hak olduğu halde kavmin onu yalanladı. De ki: Ben size
vekil (kefil) değilim. Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır. Yakında siz
de gerçeği bileceksiniz" (En'am, 6667) ayetleri nazil oldu. Bunu İbn Ebi Hatim ve Taberi rivayet
etmişlerdir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |
66. Kur’an hak
olduğu halde kavmin onu yalanladı. De ki: Ben size vekil değilim.
67. Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır.
Yakında siz de gerçeği bileceksiniz.