|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
En’am Suresi 71 – 73.ayetler |
Doğru Yol Allah'ın
Yoludur:
71. De ki: Allah'ı
bırakıp da bize fayda veya zarar veremeyecek olan şeylere mi tapalım? Allah bizi
doğru yola ilettikten sonra şeytanların saptırıp şaşkın olarak çöle düşürmek
istedikleri, arkadaşlarının ise, "Bize gel!" diye doğru yola
çağırdıkları şaşkın kimse gibi gerisin geri (inkarcılığa)
mı döndürüleceğiz? De ki: Allah'ın hidayeti doğru yolun ta kendisidir. Bize alemlerin Rabbine teslim olmamız emredilmiştir.
72. Namazı dosdoğru
kılın ve Allah'tan korkun (diye de emredildik). o,
huzuruna varıp toplanacağınız Allah'tır.
73. O, gökleri ve yeri
hak (ve hikmet) ile yaratandır. Ol! dediği gün her şeyoluverir. O'nun sözü gerçektir. Sur'a üflendiği gün de
hükümranlık O'nundur. Gizliyi ve açığı bilendir ve O,
hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır.
Tefsiri:
Süddi der ki: Müşrikler Mü'minlere
"Bizim yolumuza uyun ve Muhammed'in dinini terk edin" dediler. Bunun
üzerine Yüce Allah "De ki: Allah'ı bırakıp da bize fayda veya zarar
veremeyecek olan şeylere mi tapalım? .. " ayetini
nazil etti.
"Allah bizi doğru
yola ilettikten sonra şeytanların saptırıp şaşkın olarak çöle düşürmek
istedikleri" arkadaşlarının ise, 'Bize gel!' diye doğru yola çağırdıkları
şaşkın kimse gibi gerisin geri" küfre "mi döndürüleceğiz?" Yani,
halimiz onların hali gibi mi olsun? Yüce Allah burada şöyle diyor: Eğer iman
ettikten sonra kafir olursanız durumunuz şu adamın
durumu gibi olur; bir grup insanla yolda giderken yolu şaşırır. Şeytanlar onu
şaşırtır ve yeryüzünde şuursuzca dolaştırırlar. Bu arada arkadaşları yollarına
devam etmekte ve ona "Bize gel! Biz asıl yol üzerindeyiz"
demektedirler. Fakat o yanlarına gitmeyi reddeder. İşte bu Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i
tanıdıktan sonra Mü'minlerin yolundan giden kimsenin
durumudur. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) doğru yola çağırandır ve doğru yol İslam'dır. Bunu
İmam Taberi rivayet etmiştir. Katade
der ki: "Şeytanların saptırıp şaşkın olarak çöle düşürmek istedikleri
", yani yollarını şaşırttıkları "...." ifadesinin manası
"yürütmek, sürüklemek" tir. Yüce Allah'ın
"(İbrahim) Duasında dedi ki: insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara
meyledici kıl" (İbrahim, 37) buyruğunda da aynı kökten gelen kelime "....." ifade vardır. Ali b. Ebi
Talha, İbn Abbas (r.a.) 'tan, "De ki: Allah'ı
bırakıp da bize fayda veya zarar veremeyecek olan şeylere mi tapalım? .. " buyruğu hakkında şöyle nakleder:
Bu, Yüce Allah'ın
ilahlar ve onlara tapanlarla Aziz ve Celil olan Allah'ın yoluna çağıranlar için
verdiği bir misaldir. O kimse yolunu kaybeden şaşkın kimse gibidir. Birisi ona,
"Ey filan oğlu filan. Yola gel" diye seslenir. Onun arkadaşları da
kendisine, "Ey filan, şu yola gel!" diye seslenmektedir. Eğer ilk
çağırana uyarsa onu alıp götürür ve uçurumdan atar. Onu doğru yola çağırana
uyarsa yolu bulur. Çöle çağıranlar onu helak edicilerdir. Yüce Allah burada
şöyle diyor: Allah'ı bırakıp bu ilahlara tapanların durumu, kendisine ölüm gelene
dek bunun doğru olduğunu düşünen, sonunda ise mahvolan ve pişmanlığa düşen
kimseye benzer.
"Şeytanların
saptırıp şaşkın olarak çöle düşürmek istedikleri" ifadesiyle kastedilenler
onu helake sürükleyicilerdir. Bunlar onu (filan oğlu filan oğlu
... deyip) kendisinin, babasının ve dedesinin
adını zikrederek çağırırlar. O da bir şey sanarak onlara uyar. Fakat kendisini
uçurumda bulur. Hatta çağıranın onu yediği veya yeryüzünde kapkaranlık bilinmez
bir yere attığı, onun da susuzluktan öldüğü bile olur. Bu Allah'tan başka
tapınılan ilahlara uyanların durumunun misalidir. Bunu İmam Taberi
rivayet etmiştir. İbn Ebi Necih, Mücahid'den,
"Şeytanların saptırıp şaşkın olarak çöle düşürmek istedikleri"
buyruğu hakkında şöyle nakleder: Bu yolunu kaybeden ve arkadaşlarının yola
çağırdığı kimsedir. Hidayete erdikten sonra yoldan sapan kimsenin misali
verilmiştir. Avfi, İbn
Abbas (r.a.)'tan, "Allah bizi doğru yola ilettikten sonra şeytanların
saptırıp şaşkın olarak çöle düşürmek istedikleri" arkadaşlarının ise,
'Bize ge!!' diye doğru yola
çağırdıkları şaşkın kimse" buyruğu hakkında şöyle nakleder: Bu, Allah'ın
doğru yoluna kulak asmayan kimsenin halidir. Bu, şeytana itaat eden, yeryüzünde
hep Allah'a isyan üzere yaşayan, şaşıp hak yoldan çıkan ve sapan, doğru yolun çağırdıkları
yol olduğunu iddia eden arkadaşları tarafından da yanlarına çağrılan kimsedir.
Allah da (c.c) ayette onların insan dostlarına, "Doğru yol Allah'ın
yoludur. Sapıklık ise cinlerin çağırdıkları yoldur" diye cevap veriyor.
Bunu İmam Taberi rivayet etmiş, sonra şöyle demiştir:
Bu açıklama arkadaşlarının onu, hidayet olduğunu iddia ederek sapıklığa
çağırmış olmalarını gerektirmektedir. Bu ise ayetin zahirinden anlaşılan manaya
terstir. Çünkü Allah (c.c) arkadaşlarının onu hidayete, doğru yola çağırdıklarını
bildirmektedir. Allah (c.c) doğru yol olduğunu bildirdiğine göre onun sapıklık
olması mümkün değildir. İmam Taberi'nin söylediği
doğrudur. Çünkü ayetin akışından anlaşılan o ki; şeytanların yoldan
saptırdıkları ve yeryüzünde şaşkın halde gezen -ki ......
kelimesi hal üzere mansuptur,
yani "şaşkın, yolunu kaybetmiş, nereye gideceğini bilemez halde" -
evet yeryüzünde şaşkın halde gezen bu kimsenin doğru yolda giden arkadaşlarının
bulunmasını, yanlarına çağırmalarını ve doğru yolda birlikte gitmek için yanlarına
davet etmelerini gerektirmektedir. Burada sanki şöyle denilmiştir: O da
arkadaşlarına dönüp bakmıyor ve onlardan yüz çeviriyor. Dileseydi Allah (c.c)
ona hidayet eder ve yola getirirdi. O yüzden Yüce Allah devamla şöyle
buyuruyor: "De ki: Allah'ın hidayeti doğru yolun ta kendisidir. "Yüce
Allah başka bir ayette de, "Her kime Allah hidayet etmişse onu saptıracak
yoktur" (Zümer, 37) buyurmuştur. Bir ayette de,
"(Rasulüm!) Sen, onların hidayete ermelerine çok
düşkünlük göstersen de bil ki Allah, saptırdığı kimseyi (dilemezse) hidayete
erdirmez. Onların yardımcıları da yoktur" (Nahl,
37) buyurmuştur.
"Bize alemlerin Rabbine teslim olmamız", yani ibadeti
yalnızca hiçbir ortağı bulunmayan tek Allah’a yapmamız emredilmiştir.
"Namazı dosdoğru kılın ve Allah'tan korkun" (diye emredildik).
"Yani, namazı dosdoğru kılmak ve her halimizde Allah'tan sakınma üzere
olmakla da emrolunduk. "O" kıyamet gününde
"huzuruna varıp toplanacağınız Allah'tır."
"O, gökleri ve yeri
hak ile yaratandır." Yani adilce yaratandır. Dolayısıyla onların
yaratıcısı, sahibi, onların ve içindekilerin işlerini düzenleyen O'dur.
"Ol!" dediği gün, yani Allah'ın (c.c) "Ol" diyeceği ve bu
emirle her şeyin bir göz açıp kapama suresi hatta daha kısa bir süre içinde
olacak kıyamet gününde "her şeyoluverir."
"Yevme" kelimesi mansuptur.
Veya ".....: Allah'tan korkun"a
matufturveyahut "...... gökleri
ve yeri yaratandır" ifadesine matuftur. Yani, Allah gökleri ve yeri
"OL" deyip de onun birden olduğu günde yaratmıştır. Bu durumda mahlukatın ilk ve tekrar yaratılması zikredilmiş olur ki bu
da uygundur. Veyahut burada gizli bir mı vardır ve bu
durumda şöyle denmiş gibi olur: "Her şeyin 'Ol' demesiyle olacağı günü de
an!"
"O'nun sözü
gerçektir" cümlesi ile "hükümranlık O'nundur" cümlesi, "Rabbi'l-alemin"in sıfatı
olarak cer mahallindeki iki cümledir. "Sur'a üflendiği gün de"
ifadesi ise; ya "O!!" dediği gün her şey oluverir"den bedeldir. (yani "Ol!" dediğinde
her şeyin oluvereceği Sur'a üflendiği günde") Veya bu "Hükümranlık O'nundur"un zarfıdır (ve mana şöyledir: Sur'a
üflendiği gün de hükümranlık O'nundur.") Bu, aynı zamanda şu ayetlerde
ifade edilen manadır: "O gün onlar (kabirlerinden) meydana çıkarlar.
Onların hiçbir şeyi Allah'a gizli kalmaz. Bugün hükümranlık kimindir? Kahhar
olan tek Allah'ındır." (Mü'min, 16) "İşte o
gün, gerçek mülk (hükümranlık) çok merhametli olan Allah'ındır. Kafirler için de pek çetin bir gündür o." (Furkan, 26)
Sur'a Üflenmesi:
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor: "Sur'a üflendiği gün de hükümranlık O'nundur. "
Müfessirlerin bu ayet hakkında farklı görüşleri vardır. Bazıları şöyle
demiştir: Buradaki Sur ey) kelimesi
"Suret"in çoğuludur. Yani, suretlere üflenilip diriltildiği gün ... İmam Taberi şöyle der:
".....'' kelimesi "....."nin çoğulu olup beldelerin kaleleri manasına gelir.
Doğrusu, Sur'dan kasıt İsrafil (a.s)'ın üfleyeceği
borudur.
[2916] İmam Taberi der ki: Doğru olan görüş burada Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
şu hadislerinde anlatılan hakikatin kastedildiğidir: "İsrafil Sur'u ağzına
almış, anlını eğmiş, ne zaman emredilecek de ona üfürecek diye bekliyor. "
[2917] İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Amr (r.a.)'tan şöyle nakleder: Bir bedevi, "Ya Rasulallah! Sur nedir?" diye sordu. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Üfürülecek boynuzdur" buyurdu.
[2918] Imam Taberani'nin "et-Tıvalat" (uzun hadisler) adındaki kitabında rivayet
ettiği uzun hadisi olduğu gibi buraya alalım. O Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir
grup ashabının arasında iken, "Allah (c.c) gökleri ve yeri yarattıktan
sonra Sur'u yarattı ve onu İsrafil'e verdi. İsrafil (a.s) de onu ağzına koymuş,
gözlerini Arş'a dikmiş, ne zaman emredileceğini bekliyor" buyurdu. Ben,
"Sur nedir?" diye sordum. "Boynuzdur" buyurdu. "Nasıl
bir şeydir?" dedim. Şöyle buyurdu: "Büyüktür. Beni hak ile gönderen
Allah'a yemin ederim ki onun bir halkasının büyüklüğü göklerin ve yerin
genişliği kadardır. İsrafil ona üç defa üfler. Birincisi herkesin korku ve
dehşete kapılacağı üfleme, ikincisi kendinden geçecekleri üfleme, üçüncüsü ise
kalkıp alemlerin Rabbinin huzurunda duracakları
üflemedir. Yüce Allah ilkinde İsrafil (a.s) 'a "Üfle" diye emredince
o korku üflemesi yapar. Bunun üzerine göklerdeki ve yerdeki Allah'ın diledikleri
dışında her şey korkuya kapılır. Allah (c.c) emreder ve İsrafil (a.s) gevşeklik
göstermeden uzun uzun üflemeye devam eder. Bu Yüce
Allah'ın şu buyruğunda da ifade edilmiştir: "Bunlar da ancak, bir an
gecikmesi olmayan korkunç bir ses beklemektedirler." (Sa'd,
15) Böylece dağlar yürümeye başlar ve bulutlar gibi geçip serap olur. Sonra
yeryüzü, halkını öyle bir sallar ki denize savrulan ve dalgaların çarptığı
denize atılmış gemi gibi olur. Yeryüzündeki halkı ters çevirip rüzgarların salladığı, Arş'ta asılı bir kandil gibi yapar.
Yüce Allah'ın şu ayetlerde anlattığı budur: "O gün bir sarsıntı sarsar.
Peşinden bir diğeri gelir. O gün kalpler titrer. " (Naziat,
6-8) İnsanlar üzerinde sallanırlar. Emziren kadınlar
çocuklarını unutur, hamile kadınlar doğurur ve çocuklar ihtiyarlar. Şeytanlar
korkudan, uçarcasına kaçarlar. Yeryüzünün uç noktalarına geldiklerinde melekler
yüzlerine vurunca geri dönerler. İnsanlar arkalarına dönüp kaçarlar. Onları
Allah'ın emrinden koruyacak hiçbir şey yoktur. Birbirlerine seslenirler. Yüce
Allah'ın "Ey kavmim! Gerçekten sizin için o feryat ve figan gününden
korkuyorum" (Mü' min, 32) ayetinde bahsedilen
gün işte bu gündür. Onlar bu haldeyken yeryüzü baştanbaşa ayrılıp çatlar.
İnsanlar benzerini görmedikleri bir manzara görürler. Bundan dolayı onları
ancak Allah'ın bileceği büyük bir hüzün ve korku kaplar. Sonra gökyüzüne
bakıldığında onun erimiş bir maden gibi olduğunu görürler. Daha sonra gökyüzü
de yarılır ve yıldızlar dağılır. Güneş'leri ve Ay'ları tutulur." Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sonra, "Ölüler bu olayların hiçbirinden
haberdar değildirler" buyurdu. Ebu Hureyre (r.a.), "Ya Rasulallah!
Allah'ın (c.c), "Sura üfürüldüğü gün, Allah'ın diledikleri bir yana,
göklerde olanlar da yerde olanlar da korku içinde kalırlar. Hepsi Allah'aboyunları bükülmüş olarak gelirler" (Nemi, 87)
buyruğunda, "Allah'ın diledikleri bir yana denilerek istisna edilenler
kimlerdir?" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu: "Onlar şehitlerdir. Korku ve dehşet sadece dirilere ulaşacak.
Şehitler ise diridirler ve Allah'ın katında rızıklandırılmaktadırlar.
Allah (c.c) onları bu günün dehşetinden korur ve ondan yana emniyette
olmalarını sağlar. Bu, Allah'ın en şerli kullarına gönderdiği bir azaptır. Zira, Yüce Allah başka bir ayette, "Ey insanlar!
Rabbinizden korkun! Çünkü kıyamet vaktinin depremi müthiş bir şeydir! Onu
gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiği çocuğu unutur, her gebe kadın
çocuğunu düşürür. İnsanları da sarhoş bir halde görürsün. Oysa onlar sarhoş
değillerdir; fakat Allah'ın azabı çok dehşetlidir!" (Hacc,
1-2) buyurur. Bu felakette Allah'ın dilediği kadar
kalırlar. Fakat bu çok uzun sürer.
Sonra Yüce Allah
İsrafil'e şuur kaybına yol açacak üflemeyi yapmasını emreder. Üfleyince
Allah'ın dilediği dışında tüm yer ve gök ehli kendinden geçer ve cansız düşer. ölüm meleği cebbar olan Allah'ın (c.c) huzuruna gelir ve
"Ey Rabbim, senin dilediklerin dışında tüm yer ve gök ehli helak
oldu" der. Kalanları daha iyi bildiği halde Allah (c.c), "Geride kim
kaldı?" diye sorar. İsrafil (a.s), "Ey Rabbim! Hayy
olan ve hiç ölmeyen sen kaldın. Arş'ı taşıyan meleklerin kaldı. Cebrail ve
Mikail kaldı. Bir de ben kaldım" der. Yüce Allah, "Cebrail ve Mikail
ölsünler" buyurur. Allah (c. c) Arş'ı konuşturur ve o, "Ey Rabbim,
Cebrail ile Mikail ölsün mü?" der. Allah (c.c) "Sus! Ben ölümü
Arş'ımın altında bulunan her şey için yazdım" buyurur. Cebrail ve Mikail
ölürler. Sonra ölüm meleği cebbar olan Allah'a gelir ve "Ey Rabbim,
Cebrail ile Mikail öldü" der. Allah (c.c), daha iyi bildiği halde,
"Geride kimler kaldı?" diye sorar. o,
"Ölümsüz diri olan sen kaldın, Arş'ı taşıyan meleklerin kaldı, bir de ben
kaldım" der. Allah (c.c) ''Arş'ımı taşıyan melekler ölsün" buyurur.
Onlar da ölürler. Sonra Allah'ın emriyle Arş Sur'u İsrafil'in elinden alır.
Sonra ölüm meleği gelir ve "Rabbim, Arş'ını taşıyanlar öldü" der.
Sonra Allah (c.c) daha iyi bildiği halde, "Geride kim kaldı?" dlye sorar. Ölüm meleği, "Rabbim, Ölümsüz ve hiç
ölmeyecek olan sen kaldın, bir de ben kaldım, der. Allah (c.c) "Sen
yaratıklarımdan bir yaratıksın. Seni gördüğün şu görev için yarattım. Sen de
öl" der.'O da ölür. Vahid, Ehad
ve Samed olan, doğurmayan ve doğrulmayan Allah'tan
başka hiçbir şey kalmayınca, Allah (c. c) ezeli olduğu gibi ebedi de olunca
gökleri ve yeri kitapları katlar gibi katlar. Sonra yayıp düzler ve onları üç
kere atıp üç defa "Ben Cebbarım, Ben Cebbarım, Ben Cebbar'ım" der.
Sonra kendi sesiyle üç defa, "Bugün mülk kimindir?" diye seslenir.
Hiçbir kimse cevap vermez. Sonra kendisi hakkında "Vahid
ve Kahhar olan Allah" (Mü'mİn, 160) der. Yüce
Allah, "O gün yer, başka bir yerle değiştirilir. Gökler de başka
göklerle" (İbrahim, 48) buyurur. Allah (c.c) gökleri ve yeri yayar, Ukaz köselesi gibi onları uzatıp yayar. "Yer başka bir
yer, gökler de (başka gökler) haline getirildiği. .. gün ... " (Taha, 107) Sonra Allah (c.c) mahlukatı bir kez geri iter ve o değiştirilmiş yerde önceki
hallerine dönerler. Vadisinde olanlar yine vadisinde, yüksek yerinde olanlar
yine yükseklerinde olurlar. Sonra Allah (c.c) onlara Arş'ının altından su
gönderir. Sonra göğe yağmur yağdırmasını emreder ve gökten kırk gün boyunca
yağmur yağar. Üzerlerindeki su on iki kulaç olur. Sonra Allah (c.c) cesetlere
kamış gibi -veya bakla gibi - bitmelerini emreder. Bedenlerinin parçaları
tamamlanıp eski haline dönüşünce Allah (c.c) ''Arş'ımı taşıyan melekler
dirilsin" diye emreder. Onlar da dirilirler. Allah (c. c) 'ın emriyle İsrafil Sur'u alır ve ağzına koyar. Sonra
"Cebrail ile Mikail dirilsinler" buyurur. Onlar da dirilirler. Sonra
Allah (c.c) ruhları çağırır. Onlar da getirilirler. Müslümanların ruhları nur
saçarken kafirlerin ruhları karanlıktır. Allah (c.c)
hepsini alıp Sur'un içine koyar. Sonra İsrafil'e (a.s) tekrar diriliş Sur'unu
üflemesini emreder. Bunun üzerine ruhlar arı gibi çıkar ve yer ile gök arasını
doldururlar. Allah (c.c), "İzzet ve celalime andolsun
ki her ruh mutlaka cesedine dönecek" der. Bunun üzerine yeryüzündeki
ruhlar cesetlerine döner. Önce genizlere girer, sonra zehrin sokulan cesette
ilerlemesi gibi cesette ilerler. Sonra toprak yarılır. Ben toprak yarılıp ilk
çıkan kişi olurum. Siz de hızla oradan çıkıp Rabbinizin huzuruna gidersiniz.
"O çağırana koşarak. Kafirler, 'Bu, zorlu bir
gündür' derler." (Kamer, 8) Yalınayak, çıplak ve sünnetsiz bir halde
Rabbinizin huzuruna varırsınız. Yetmiş yıllık bir süre boyunca huzurunda
durursunuz. O süre boyunca size ne bakılır, ne aranızda hüküm verilir. Ağlaya ağlaya gözyaşlarınız tükenir. Sonra kan ağlarsınız. Teriniz
sizi boğacak hale gelir veya çenelerinize kadar ulaşır. "Kim Rabbimize
gidip aramızda hükmünü vermesi için aracılık yapar?" dersiniz. Sonra
bazıları, "Buna atanız Adem (a.s)'dan daha layığı
kimdir? Allah (c.c) onu eliyle yaratmış, ona ruhundan üflemiş ve yüzyüze konuşmuştur" derler. Bunun üzerine Adem (a.s)'ın yanına gelir ve ondan
bunu isterler. Fakat o kabul etmez ve "Ben bu işin adamı değilim"
der. Bu şekilde tüm Peygamberleri teker teker
dolaşırlar ve gittikleri her Peygamber bunu reddeder."
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
devamla, "Sonunda bana gelirler. Ben de Fahs'a
gider secdeye kapanırım" buyurdu. Bunun üzerine Ebu
Hureyre (r.a.), "fahs
nedir ya Resulullah?" diye sordu. Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
''Arş'ın önüdür. NihayetAllah (c.c) bana bir melek
gelir. Melek pazumdan tutup beni kaldırır. Allah
(c.c) bana, "Ey Muhammed!" der. Ben, "Evet ey Rabbim!"
derim. Bildiği halde bana, "Derdin nedir?" der. Ben, "Ey Rabbim,
bana şefaat vaadinde bulunmuştun. Şimdi beni kulların hakkında şefaatçi kıl da
onlar arasında hükmünü ver" derim. Allah (c. c), "Şefaat talebini
kabul ettim. Şimdi geliyorum ve aranızda hükmedeceğim" buyurur."
Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurur ki: "Ben de döner ve insanlarla
birlikte dururum. Biz o halde beklerken birden gökyüzünden kuvvetli bir ses
duyarız ve bu bizi dehşete düşürür. Dünya semasındakiler yeryüzündeki insan ve
cinlerin iki katı bir kalabalıkla yere inerler. İndiklerinde yeryüzü onların
ışığıyla aydınlanır. Saflarını alırlar. Onlara, "Rabbiniz yanınızda
mı?" denilir. "Hayır. O gelecek" derler. Sonra bu kadar
kalabalıkla tekrar inenler olur. Sonra Cebbar olan Allah (c.c) bulutların ve
meleklerin gölgesinde iner. O gün Allah'ın Arş'ını sekiz melek taşır. Onların
bugün sayıları dörttür. Ayakları yerin en alt tabakasının sınırlarında, yer ve
gökler bellerinde, Arş da omuzlarında olur. Gür bir sesle şöyle tesbih ederler: ''Arş'ın ve ceberutun
sahibini tenzih ederiz. Mülk ve melekut sahibini
tenzih ederiz. Hiç ölmeyecek olan Hayy'ı tenzih
ederiz. En yüce Rabbimizi tenzih ederiz. o, mahlukatı
öldüren ve kendisi ölmeyendir. O Sübbuh'tur, Kuddus'tür, Kuddus'tür, Kuddus'tür. Yüce olan Rabbimizi tenzih ederiz. Meleklerin
ve Ruh'un Rabbini tenzih ederiz. Mahlukatı öldüren,
kendisi ise ölmeyen Rabbimizif" YüceAllah kürsüsünü yeryüzünde dilediği yere koyar. Sonra
kendi sesiyle şöyle seslenir: "Ey cinler ve insanlar! Ben yarattığım
günden şu güne kadar hep sizi dinledim. Sözlerinizi işitiyor, amellerinizi
görüyordum. Şimdi de siz beni dinleyin. Amelleriniz ve amel defterleriniz size
okunacak. Sizden kim iyilik bulursa Allah'a hamd
etsin. Kim de başka bir şey bulursa ancak kendisini kınasın." Sonra
Cehenneme emreder v( Cehennemden parlayan siyah bir
boyun çıkar. Sonra Yüce Allah, "Ey Ademoğulları!
Size şeytana tapmayın. Çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır" demedim mi?
Ve bana kulluk ediniz, doğru yor budur" demedim mi? Şeytan sizden pek çok
milleti kandırıp saptırdı. Hala akıl erdiremiyor musunuz? İşte, bu size vaad edilen Cehennemdir." (Yasin, 60-63)
buyurur. Allah (c.c) insanları grup grup ayırır ve
tüm milletler diz üstü çökerler. Yüce Allah, "O gün her ümmeti, diz çökmüş
görürsün. Her ümmet kendi amel defterine çağırılır, (onlara şöyle denilir:)
"Bu gün, yaptıklarınızla cezalandırılacaksınız!" (Casiye,
28) buyurur. Allah (c.c) iki kalabalık canlı türü olan insanlar ile cinler
dışındaki tüm mahlukat arasında hüküm verir. Vahşi ve
evcil hayvanlar arasında hüküm verir. Hatta boynuzsuz hayvanın boynuzludan
intikamı alınır. Bunu bitirdiğinde hiçbirinin başkasından alacak hakkı kalmaz
ve Allah (c.c) onlara, "Toprak olun!" diye emreder. İşte o vakit kafir, "Keşke toprak olsaydım!" (Nebe, 40) der. Sonra Allah (c.c) kulları arasında hüküm
vermeye başlar. İlk olarak kan davaları görülür. Önce Allah (c.c) yolunda
öldürülenler gelirler. Allah (c.c)'ın emriyle her
biri başını elinde taşır ve boynundan kan fışkırır. Öldürülen, "Rabbim bu
beni niçin öldürdü?" der. Daha iyi bildiği halde Allah (c.c) ona,
"Peki, sen onları neden öldürdün?" diye sorar. Şehit, "Onları
izzet senin olsun diye öldürdüm" der. Allah (c.c), "Doğru
söyledin" buyurur. Allah (c.c) onun yüzünü Güneş ışığı gibi parlak yapar.
Sonra melekler onu alıp Cennete götürürler. Onun dışında öldürülen her bir
kimse de başı elinde ve boynundan kan fışkırarak gelir. "Ey Rabbim! Bu
beni neden öldürdü?" der. Allah (c.c), daha iyi bildiği halde, "Peki
sen onları neden öldürdün?" diye sorar. O "İzzet senin olsun
diye" der. Allah (c.c) "Sen bedbahtlardan oldun!" der. Sonra
öldüren her can öldürdüğü can mukabilinde öldürülür, yapılan her zulümde
mazlumun hakkı zalimden alınır. Sonra bu kimse Allah'ın dilemesindedir; isterse
ona azap eder, isterse merhamet edip bağışlar.
Daha sonra diğer kulları
arasında hüküm verir. Mazlumun zalimden almadığı hiçbir hakkı kalmaz. Hatta
süte su katarak satan kişi sütü sudan ayırmakla görevlendirilir. Allah (c.c)
bunu bitirince tüm mahlukata duyurduğu bir sesle şöyle
seslenir: "İyi dinleyin! Her grup kendi ilahına ve Allah dışında
taptıkları şeye katılsın!" O gün meleklerden biri Uzeyr
suretinde, başka bir melek Hz. İsa (a.s) suretinde yapılır. Sonra o Yahudiler
ve o Hristiyanlar onların peşlerine takılırlar. Sonra
ilahları onları Cehenneme götürürler. Geride sadece aralarında münafıkların da
bulunduğu Mü'minler topluluğu kalır. Allah (c.c)
onlara dilediği bir surette gelir ve "Ey insanlar! Insanlar
gittiler. Siz de ilahlarınızın ve taptıklarınızın peşinden gidin" der.
Onlar, "Vallahi bizim Allah'tan başka hiçbir ilahımız yoktur. Biz O'ndan
başka bir şeye tapmazdık" derler. Bunun üzerine, yanlarına gelen Allah
(c.c) oradan ayrılır ve dilediği bir süre bekledikten sonra tekrar gelir ve
"Ey insanlar! İnsanlar gittiler. Siz de ilahlarınızın ve taptıklarınızın
peşinden gidin" der. Onlar, "Vallahi bizim Allah'tan başka hiçbir
ilahımız yoktur. Biz O'ndan başka bir şeye tapmazdık" derler. Bunun üzerine
Allah (c.c) örtüyü kaldırır ve onların Rabbi olduğunu anlayacakları kadar
azametini gösterir. Bunun üzerine derhal alınlarını yere koyup secdeye
kapanırlar. Fakat her münafık secdeye ensesi üzere kapanır ve Allah (c.c)
sırtlarını da inek boynuzları gibi yapar. Sonra onlara izin verir ve başlarını
kaldırırlar. Allah (c.c), Cehennemin iki tarafı üzerine tırpan veya kılıç kadar
ince ve keskin bir Sırat Köprüsü kurar. Sırat Köprüsü üzerinde çengeller, ucu
kıvrık demirler ve demir dikeni gibi dikenler, önünde de çürük ve kaygan bir
köprü bulunur. İnsanlar onun üzerinden göz açıp kapaması gibi veya şimşek
çakması gibi veya rüzgar gibi veya cins atlar gibi
veya cins binekler gibi veya kuvvetli insanlar gibi geçerler. Kimisi yara
almadan kurtulmuş, kimisi yaralı alarak kurtulmuş, kiminin de yüzü
tırmalanmıştır. Cennet halkı Cennete varınca, "Cennete girebilmemiz için
kim Rabbimize gidip bize şefaat eder?" derler. Bazıları "Buna atanız
Adem (a.s)'dan daha layık kim vardır? Allah (c.c) onu
eliyle yaratmış, ona ruhundan üflemiş ve direk konuşmuştur" derler.
Ardından Adem (a.s)'a gelip ondan bunu isterler. Adem (a.s) bir günahını söyler ve "Ben bunun adamı
değilim. Ancak siz Nuh (a.s)'a gidin. Zira o Rasullerin
ilkidir" der. Bunun üzerine Nuh (a.s)'a gidilip O'ndan şefaat istenilir. O
da bir günahını söyler ve "Ben bunun adamı değilim. Siz İbrahim (a.s)'dan isteyin. Zira Allah (c.c) onu dost edinmiştir" der.
Bu defa İbrahim (a.s)'a gidilir ve ondan şefaat istenilir. O da bir günahını
söyler ve "Ben bu işin adamı değilim. Siz Musa Allah'a gidin. Zira Allah
O'nu kendisine yaklaştırmış, onunla konuşmuş ve ona Tevrat'ı indirmiştir"
der. Bunun üzerine Musa (a.s)'a gidilir ve ondan şefaat etmesi istenir. O da
bir günahını zikreder ve "Ben bu işin adamı değilim. Fakat siz Muhammed'e
gidin" der."
Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
devamla şöyle buyurur: "Sonra bana gelirler. Benim Rabbimin vaad ettiği üç şefaat hakkım vardır. Çıkıp Cennete gelirim.
Kapının halkasına yapışır açılmasını isterim. Kapı açılır ve bir misafir olarak
karşılanırım. Cennete girince Rabbimi görür ve secdeye kapanırım. Allah (c.c)
bana, başka hiçbir kuluna vermediği hamd ve tenzihler
yapmama izin verir. Sonra, "Başını kaldır ey Muhammed! Her ne için
şefaatçi olursan şefaatin kabulolunacak, her ne
istesen sana verilecek" buyurur. Başımı kaldırınca daha iyi bildiği halde
bana "Derdin nedir?" der. Ben "Ey Rabbim, bana şefaati vaad ettin. Cennet halkı hakkında beni şefaatçi kıl da
Cennete girsinler" derim. Allah (c.c) "Şefaatini kabul ettim ve
onların Cennete girmesine izin verdim" buyurur. "
Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyururdu: "Canımı elinde tutan Allah'a andolsun ki siz Cennetteki eşlerinizi ve evlerinizi şimdiki
eşlerinizden ve evlerinizden daha az bilmemektesiniz. Her birinin yetmiş iki
hanımı olur. Bunların ikisi Adem (a.s)'ın evlatlarındandır ve dünyada Allah'a ibadetlerinden
dolayı Allah'ın yeni yarattığı hurilerden daha üstündürler. Bunlardan
birincisiyle zifafa yakuttan bir odada, üzerinde yetmiş çift atlas ve kalın
ipek bulunan incilerle süslü altından bir yatak üzerinde girer. Elini onun
omzuna koyduğunda (temiz ve şeffaflığından) elini onun göğsünden, elbise, deri
ve etinin arkasından görür. Baldır kemiğine baktığında onu yakuttan bir
kamıştaki ipe bakanın gördüğü gibi görür. Kadının ciğeri ona ayna, onun ciğeri
de kadına ayna olur. Onun yanındayken ne ondan bıkacak, ne de o bundan bıkar.
Her gelişinde onu bakire bulur. Şehveti hiç kesilmediği gibi kadının organı da
hiçbir rahatsızlık duymaz. O arada şöyle bir ses gelir:
"Biliyoruz ki sen ondan
o da senden bıkmadı. Sizin meniniz de, size ölüm de yok. Senin başka eşlerin de
var" denilir. Bunun üzerine çıkar ve onlara teker teker
gider. Her birine gittiğinde, "Vallahi, Cennette senden daha iyi bir şey,
Cennette bana daha sevimli gelen bir şey bilmiyorum" der.
Cehennem halkı da
Cehenneme düşerken oraya amellerinin kendilerini helak ettiği kimseler
düşerler. Cehennem ateşi onlardan kiminin sadece ayaklarını yakalamış, ötesine geçmemiştir.
Kiminin bacaklarının yarısına kadar yakalamıştır. Kiminin dizlerine, kiminin
böğürlerine kadar ulaşmıştır. Kiminin de yüz dışında tüm bedenini kuşatmıştır.
Yüzü ise Allah (c.c) Cehenneme haram kılmıştır. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)
devamla şöyle buyurur: Ben, "Ey Rabbim, ümmetimden Cehenneme kimler
düştü?" derim. Allah (c. c), "Tanıdıklarınızı çıkarın" diye
buyurur. Sonra Allah (c.c) şefaate izin verir. Bunun üzerine istisnasız her
Peygamber ve her şehit şefaat eder. Allah (c.c), "Kalbinde bir dinar
ağırlığı iman bulunan herkesi Cehennemden çıkarın" diye emreder. Bunun
üzerine onların istisnasız hepsi Cehennemden çıkar. Sonra Allah (c.c) şefaat
ederek, "Kalbinde üçte iki dinar ağırlığınca iman bulunan herkesi Cehennemden
çıkarın" der. Sonra, "Üçte bir dinar imanı olanı, sonra dörtte bir
dinar imanı olanı çıkarın" der. Sonra, "bir kı
rat imanı olanı", sonra "bir hardal tanesi
imanı olanı" denilir. Bunlardan hiçbir hayır yapmamış kimselere varıncaya
kadar hepsi Cehennemden çıkarılırlar. Şefaat edilen hiçbir kimse kalmayıp onlar
da çıkarılır. Hatta şeytan Allah'ın rahmetini görünce kendisine de şefaat
edileceği ümidine kapılır ve "En merhametlileri olduğum halde Cehennemde
bir ben kaldım" der. Allah (c.c) elini Cehenneme sokar ve ondan, kömür
haline gelmiş sayılamayacak kadar çok kişi çıkarır. Bunlar hayat nehri denilen
bir nehre atılırlar ve tanenin selin biriktirdiği çamurda bitmesi gibi
biterler. Bunların Güneş karşısında olanları yeşilce, gölgede olanları ise
sarıcadır. Zerre gibi oluncaya kadar kamış gibi biterler. Bunların boyunlarında
"Rahman'ın azatlıları Cehennemlikler" yazısı vardır. Cennetlikler
bundan onların Allah için hiçbir şey yapmadıklarını bilirler. Bu, Allah'ın
(c.c) dilediği vakte kadar boyunlarında böyle durur. Sonunda "Rabbimiz,
bizden bu yazıyı" sil derler, Allah (c.c) da onlardan onu siler.
" Bu meşhur bir hadistir. Hadis (mima bakımından) çok gariptir. Bazı bölümlerinin değişik
hadislerde şahitleri vardır, bazıları ise münkerdir.
Bunun tek ravisi Medine'lilerin
vaizi İsmail b. Rafi olup hakkında ihtilaf
edilmiştir. Bazıları sika olduğunu, bazıları zayıf olduğunu söylemiştir. İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hatim er-Razi ve Amr b. Ali Fellas gibi birçok
imam zayıf olduğunu bizzat ifade etmişlerdir. Bazıları onun (İsmail b. Rafi') hakkında "metruktur"
demiştir. İbn Adiyy,
"Bütün rivayetleri şüphelidir. Fakat hadisleri zayıflar kısmında
yazılır" demiştir. Ben derim ki: Bu hadisin senedinde çok ihtilaf
edilmiştir. Ben bunları müstakil bir kitapçıkta kaleme aldım. Hadis mana
bakımından da çok gariptir. Onun bunu birçok hadisten toplayıp bir hadis
şeklinde naklettiği de söylenir. Ona da bu açıdan itiraz getirilmiştir. Hocamız
Ebu Haccac el-Mizzi'den duyduğuma göre kendisi Velid
b. Müslim'in, bu hadisin bazı kısımlarının şahitlerini topladığı bir kitap
görmüş. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki
kullan |