|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
En’am Suresi 95 – 99.ayetler |
Allah'ın Kudretinden
Örnekler:
95. Şüphesiz Allah,
tohumu ve çekirdeği çatlatandır, ölüden diriyi çıkaran, diriden de ölüyü
çıkarandır. İşte Allah budur. O halde (haktan) nasıl dönersiniz!
96. O, sabahı
aydınlatandır. O, geceyi dinlenme zamanı, güneş ve ayı (vakitlerin tayini için)
birer hesap ölçüsü kılmıştır. İşte bu, Aziz olan (ve her şeyi) pek iyi bilen
Allah'ın takdiridir.
97. O, kara ve denizin
karanlıklarında kendileri ile yol bulasınız diye sizin için yıldızları
yaratandır. Gerçekten biz, bilen bir toplum için ayetleri geniş geniş
açıkladık.
Tefsiri:
Yüce Allah kendisinin
tohumu ve çekirdeği yaratan olduğunu bildirerek "Şüphesiz Allah, tohumu ve
çekirdeği çatlatandır" buyuruyor.
Yani, onları toprakla
yarar ve tohumlardan türlü türlü tahıllar, çekirdeklerden çeşitli şekil, renk
ve tatta türlü meyveler çıkarır. O yüzden Allah, "Şüphesiz Allah, tohumu
ve çekirdeği çatlatandır" ifadesini bir sonrasındaki "ölüden diriyi
çıkaran" cümlesiyle tefsir etmiştir. Yani, Allah (c.c) diri bitkileri
cansız ve ölü mesabesinde olan tohum ve çekirdekten çıkarır. Nitekim Yüce Allah
başka bir yerde şöyle buyurur: "(Bu hususta) ölü toprak onlar için mühim
bir delildir. Biz ona yağmurla hayat verdik ve ondan dane çıkardık. İşte onlar
bundan yerler. Biz, yeryüzünde nice nice hurma bahçeleri, üzüm bağları yarattık
ve oralarda birçok pınarlar fışkırttık. Ta ki onların meyvelerinden ve
elleriyle bunlardan imal ettiklerinden yesinler. Hala şükretmeyecekler mi?
Yerin bitirdiklerinden, insanların kendilerinden ve henüz mahiyetini
bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ı tesbih ve takdis
ederim." (Yasin, 33-36)
"Ölüden diriyi
çıkaran" ifadesi "Şüphesiz Allah, tohumu ve çekirdeği
çatlatandır" ifadesine matuftur. Ardından ona, öncesini açıklayıcı bir
cümle olarak, "Diriden de ölüyü çıkarandır" cümlesi atfedilmiştir.
Alimler bunu, sonuçta aynı manaya varan birbirine yakın sözlerle ifade
etmişlerdir. Kimisi, "Tavuğu yumurtadan, yumurtayı tavuktan çıkarandır";
kimisi, "Salih çocuğu kafirden, kafiri salihten çıkarandır" demiştir.
Ayetin kapsadığı ve içerdiği benzer başka şeyler de söylemişlerdir.
Yüce Allah daha sonra
şöyle buyuruyor: "İşte Allah budur." Yani, tüm bunları yapan sadece,
hiçbir ortağı bulunmayan Allah'tır. "O halde nasıl dönersiniz!" Yani,
nasıl haktan çıkıp ve ayrılıp batıla yönelerek Allah (c.c) ile birlikte başka
şeylere de ibadet edersiniz?
"O, sabahı
aydınlatandır ve geceyi dinlenme zamanı ... kılmıştır" Yani, Allah (c.c)
aydınlığı ve karanlığı yaratandır. Nitekim bu surenin başındaki
"Karanlıkları ve aydınlığı var etmiştir" buyurulmuştur. Yüce Allah
gecenin karanlığını sabahın aydınlığından alıp çıkarır ve böylece varlıklar
ışık görür, ufuk aydınlanır ve karanlıklar dağılır. Gece, siyahlığı ve
karanlığıyla gidip ıŞığı ve parlaklığıyla gündüz gelir. Nitekim Yüce Allah
başka bir ayette şöyle buyurur: "Şüphesiz ki Rabbiniz ... geceyi, durmadan
kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örtendir." (A’raf, 54) Yüce Allah
burada büyüklüğünün kemalini ve hükümranlığının büyüklüğünü gösteren birbirine
zıt şeyleri yaratmaya gücünün yettiğini açıklamıştır. Kendisinin sabahı yarıp
çıkaran olduğunu bildirmiş, sonra bunun mukabilinde ''geoeyı dınlenme zamanı
...kılmıştır'' buyurmuştur. Yani, varlıkların dinlenmelerini sağlayıcı olarak
kapalı ve karanlık yapmıştır.
Nitekim Yüce Allah başka
ayetlerde şöyle buyurur: ''Andolsun kuşluk vaktine ve sükuna erdiğinde geceye
ki" (Duha, 1-2) "(Karanlığı ile etrafı) bürüyüp örttüğü zaman geceye,
açılıp ağardığı vakit gündüze" (Leyl, 1-2) "Onu açığa çıkarttığında
gündüze, onu örttüğünde geceye ... " (Şems, 3-4) Suheyb-i Rumi (r.a.) çok
uykusuz kalmasından dolayı kendisine kızan karısına şöyle demiştir:
"Şüphesiz Allah (c.c) geceyi Suheyb dışında herkese dinlenme zamanı kıldı.
Suheyb'in ise, Cenneti hatırladığında ona şevk ve arzusu artar, Cehennemi
hatırladığında uykusu kaçar. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir.
"Güneş ve Ay'ı
birer hesap ölçüsü kılmıştır." Yani, bunlar kendileri için belirlenmiş ve
konulmuş sürelere göre, sarsılmadan ve hareketlerinde değişim olmadan kendi
yörüngelerinde akıp giderler. Her birinin yaz ve kış boyunca girdikleri değişik
konumlar vardır ve bundan gece ve gündüzün uzaması ve kısalması gibi değişikler
meydana gelir. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "Güneşi
ışıklı, ayı da parlak kılan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona
(aya) birtakım menziller takdir eden O'dur." (Yunus, 5) Başka bir ayette,
"Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir
yörüngede yüzerler" (Yasin, 40) buyurur. Bir ayette de, "Güneşi, ayı
ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah'tır" (A'raf, 54)
buyurur.
Yüce Allah daha sonra,
"İşte bu, Aziz olan (ve her şeyi) pek iyi bilen Allah'ın takdiridir"
buyuruyor. Yani, onların hepsi, engellenemez ve karşı konu lamaz, Aziz ve her
şeyi bilen Allah'ın takdiriyle olur. Dolayısıyla, gökte ve yerde zerre kadar
bir bilgi bile ondan gizli kalmaz. Yüce Allah gece ve gündüzden, Güneş ve
Ay'dan bahsettiğinde sözü, "Aziz" (güçlü, karşı konulamaz) ve
"Alim" (bilen) ile bitirir. Bu ayet onlardandır. Başka bir örnek şu
ayetlerdir: "Gece de onlar için bir ibret alametidir. Biz ondan gündüzü
sıyırıp çekeriz de onlar karanlıklara gömülürler. Güneş, kendisi için belirlenen
yerde akar (döner). İşte bu, Aziz ve alım olan Allah’ın takdiridir."
(Yasin, 37-38) Yüce Allah Fussilet süresinin başında da Allah'ın gökleri, yeri
ve bunların içindekileri yarattığını bildirdikten sonra şöyle buyurmuştur:
"Ve biz, yakın semayı kandillerle donattık, bozulmaktan da koruduk. İşte
bu, aziz ve alim Allah'ın takdiridir." (Fussilet, 12)
"O, kara ve denizin
karanlıklarında kendileri ile yol bulasınız diye sizin için yıldızları
yaratandır." Seleften bir zat şöyle der: Kim yıldızlar hakkında şu üç
şeyden başka bir inanç taşırsa o hatalıdır ve Allah'a karşı yalan uydurmuştur:
Allah (c.c) onları göklerin süsü, şeytanlara atılan taş, kara ve denizin
karanlıktannda onunla yol bulunan bir rehber.
"Gerçekten biz
bilen", yani hakkı bilen ve idrak eden, batıldan kaçınan "bir toplum
için ayetleri geniş geniş açıkladık", beyan ve izah ettik.
Allah'ın Kudretine
Başka Örnekler:
98. o, sizi bir tek
nefisten yaratandır. (Sizin için) bir kalma yeri, bir de emanet olarak konulacağınız
yer vardır. Anlayan bir toplum için ayetleri ayrıntılı bir şekilde açıkladık.
99. o, gökten su
indirendir. İşte biz her çeşit bitkiyi onunla bitirdik. O bitkiden de
kendisinde üst üste binmiş taneler bitireceğimiz bir yeşillik; hurmanın tomurcuğundan
sarkan salkımlar; üzüm bağları; bir kısmı birbirine benzeyen, bir kısmı da
benzemeyen zeytin ve nar bahçeleri meydana getirdik. Meyve verirken ve
olgunlaştığı zaman her birinin meyvesine bakın! Kuşkusuz bütün bunlarda inanan
bir toplum için ibretler vardır.
Tefsiri:
Yüce Allah şöyle
buyuruyor: "O, sizi bir tek nefisten", yani Adem (a.s)'dan
"yaratandır." Yüce Allah başka bir ayette de, "Ey insanlar! Sizi
bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan ve ikisinden birçok erkekler
ve kadınlar üretip yayan Rabbinizden sakının" (Nisa, I) buyurmuştur. Allah
(c. c) devamla şöyle buyuruyor: "(Sizin için) bir yerleşik yer, bir de
emanet yeri vardır." Burada geçen iki kelimenin (müstekarr ile müstevda')
manası hakkında ihtilaf edilmiştir. İbn Mes'ud, İbn Abbas, Ebu Abdurrahman
es-Sülemi, Kays b. Ebu Hazim, Mücahid, Ata, İbrahim en-Nehai, Dahhak, Katade,
Süddi ve Ata' el-Horasani'den rivayete göre onlar "Müstekarr"ı
"rahimlerde bir yerleşik yer" ile, hepsi veya çoğu "müstevda'''ı
"babaların sulbünde bir emanet yeri" ile tefsir etmişlerdir. İbn
Mes'ud (r.a.) ve bazılarından bunun aksi rivayet edilmiştir. İbn Mes'ud ve bir
grup ilim ehlinden ayrıca, "Müstekarr, dünyadaki yerleri, müstevda ise
öldüklerinde konuldukları yerdir" diye rivayet edilmiştir. Said b. Cübeyr,
"İnsanın yerleşik yeri rahimlerde, yeryüzünde ve öldüğü yerdedir"
demiştir. Hasan-ı Basri, "Müstekarr, ölüp amelleri karar bulan ve
kesinleşen kimsedir" demiştir. İbn Mes'ud (r.a.)'tan, "Emanet yeri
ahiret yurdundadır" dediği rivayet edilmiştir. En kuvvetli görüş ise ilk
görüştür. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
''Anlayan", yani
idrak eden, Allah'ın kelamını ve onun manasını kavrayan "bir toplum için
ayetleri ayrıntılı bir şekilde açıkladık. "
"O" kullarına
rahmetinin bir tezahürü olarak, kullara rızk ve mahlukatın zaruri ihtiyacını
gören bir nimet olarak "gökten" ölçülü bir miktarda ve bereketiyle
"su indirendir. İşte biz her çeşit bitkiyi onunla bitirdik." Başka
bir ayette, "Biz diri her şeyi sudan yaptık" (Enbiya, 30)
buyurulmuştur. "O bitkiden de kendisinde üst üste binmiş taneler",
yani sümbül gibi "bitireceğimiz bir yeşillik ... meydana getirdik",
yeşil ekin ve ağaç, sonra da onlarda dane ve meyve yarattık. Onun için ayette
"üst üste binmiş taneler" denilmiştir. Yani başak vs. gibi birbirine
binmiş taneler. .. "Hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar", yani
kolay toplanabilen ... ''.....'' kelimesi "p"ın çoğulu olup hurma
salkımları manasına gelir. Nitekim Ali b. Ebi Talha el-Valibi'nin İbn Abbas
(r.a.)'tan rivayet ettiğine göre burada kastedilen, salkımları yere değen kısa
hurma ağaçlarıdır. Bunu İmam Taberi rivayet etmiştir. O ayrıca şöyle demiştir:
"Hicazlılar buna Kınvan, Kays'lılar ise Kunvan der." İmrülkays der
ki: Bol dalları birbirine girmiş, kökleri kuvvetli.
Ham hurma salkımıyla beraber
kırmızıya dönüştü.
Temimlilerde
"Kunyan" derler. İmam Taberi der ki: Sınv (.....), Sınvan'nın çoğulu
olduğu gibi, Kınvan da Kınv'ın çoğuludur.
"Üzüm
bağları", yani, ondan bir de üzüm bağları çıkarını. Hurma ile üzüm Hicazlılar
nezdinde dünyanın en değerli meyveleridir. Nitekim Yüce Allah şu ayette de
insanlara bu iki nimetiyle minnette bulunarak şöyle buyurmuştur: "Hurma ve
üzüm gibi meyvelerden hem içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz. İşte bunlarda
da aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır." (Nahl, 67) Bu
ayet içki haram kılınmadan önce inmiştir. Yüce Allah yine, "Biz,
yeryüzünde nice nice hurma bahçeleri, üzüm bağları yarattık ve oralarda birçok
pınarlar fışkırttık" (Yasin, 34) buyurmuştur.
"Bir kısmı
birbirine benzeyen, bir kısmı da benzemeyen zeytin ve nar bahçeleri meydana
getirdik. " Katade ve bazıları şöyle demişlerdir: Yaprakları birbirine
benzeyen, şekilleri birbirine yakın, şekil, tat ve tabiat bakımından ise
birbirinden farklı meyveler yarattık.
"Meyve verirken ve
olgunlaştığı ... " Buradaki "ty" kelimesi olgunlaşma manasına
gelir. Bera b. Azib, İbn Abbas, Dahhak, Ata' el-Horasanı, Süddi, Katade ve
başkaları böyle tefsir etmişlerdir. " ... zaman her birinin meyvesine bakın!"
Yani yaratanın, bir zamanlar ot iken onu yokluktan alıp üzüm ve hurma halinde,
renk, şekil, tat ve koku bakımından farklı farklı meyveler şeklinde varlık
alemine çıkarmasındaki kudreti üzerinde tefekkür edin. Nitekim Yüce Allah başka
bir ayette şöyle buyurur: "Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar, üzüm
bağları, ekinler, bir kökten ve çeşitli köklerden dallanmış hurma ağaçları
vardır. Bunların hepsi bir su ile sulanır. (Böyle iken) yemişlerinde onların
bir kısmını bir kısmına üstün kılarız. İşte bunlarda akıllarını kullanan bir
toplum için ibretler vardır." (Ra'd, 4) O yüzden burada
"Kuşkusuz" ey insanlar, "bütün bunlarda inanan bir toplum",
Allah'a iman eden ve Peygamberlerine uyan bir toplum "için ibretler
vardır. "
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |