|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
En’am Suresi 109 - 111.ayetler |
İnatçı Kafirler Ne
Mucize Olursa Olsun inanmazlar:
109. Kendilerine bir
mucize gelirse ona mutlaka inanacaklarına dair kuvvetli bir şekilde Allah'a and
içtiler. De ki: Mucizeler ancak Allah katındandır. Ama mucize geldiğinde de
inanmayacaklarının farkında mısınız?
110. Yine O'na iman
etmedikleri ilk durumdaki gibi onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz.
Ve onları şaşkın olarak azgınlıkları içerisinde bırakırız.
Tefsiri:
Yüce Allah Müşriklerin
kuvvetli ve vurgulu bir şekilde şöyle yemin ettiklerini anlatarak şöyle
buyuruyor: "Kendilerine bir mucize", olağanüstü bir şey "gelirse
ona mutlaka inanacaklarına", yani tasdik edeceklerine "dair kuvvetli
bir şekilde Allah'a and içtiler. De ki: Mucizeler ancak Allah
katındandır." Yani: Ey Muhammed! Doğru yolu bulmak ve öğrenmek için değil,
küfürlerinden ve inatlarından dolayı ve zora koşmak için senden mucize isteyen
o kimselere de ki: Bu mucizeler konusu Allah'a kalmış bir konudur; dilerse
isteğinize cevap verir, dilerse hiçbir cevap vermez.
[2944] Nitekim İmam
Taberi, Muhammed b. Ka'b el-Kurazi'den şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Kureyşlilere bir konuşma yaptı. Bunun üzerine onlar, "Ey
Muhammed! Sen bize Musa (a.s)'ın asasının olduğunu ve onu taşa vurunca on iki
pınarın fışkırdığını haber veriyorsun. İsa (a.s)'ın ölüleri dirilttiğini
bildiriyorsun. Semud kavminin de dişi bir devesinin olduğunu söylüyorsun. Sen
bize bazı mucizeler getir ki biz de inanalım" dediler. Allah Rasulü
(Sallallahu aleyhi ve Sellem), "Size nasıl bir mucize getirmemi
istiyorsunuz?" diye sordu. "Bizim için Safa tepesini altına
çevir" dediler. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Dediğinizi yaparsam bana inanacak mısınız?" dedi. "Evet.
Vallahi eğer böyle yaparsan hep birlikte sana uyacağız" dediler. Bunun
üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) kalkıp dua etmeye başladı.
Bu sırada Cebrail (a.s) gelerek, "Ne istersen dile! Dilersen Safa tepesi
altın olur, fakat bir mucize gönderilir de ona inanmazsanız size kesinlikle
azap eder. Dilersen onlardan tevbe edecekler tevbe edene kadar kendi hallerine
bırak" dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem),
"Hayır. Tevbe edenleri tevbe edene kadar kendi hallerine bırak"
buyurdu. Bunun üzerine "Kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka
inanacaklarına dair kuvvetli bir şekilde Allah'a and içtiler ... "
(109-111) ayetleri nazil 0Idu. Bu
mürseldir. Fakat birçok kaynaktan destekleyici şahitleri vardır. Allah (c.c) da
bir ayette de şöyle buyurur: "Bizi, ayetler (mucizeler) göndermekten
alıkoyan tek şey, öncekilerin bu ayetleri yalanlamış olmasıdır. Nitekim Semud
kavmine, açık bir mucize olmak üzere bir dişi deve vermiştik. Onlar ise, (bu
deveyi boğazladılar ve) bu yüzden zalim oldular. Oysa biz ayetleri ancak
korkutmak için göndeririz. " (İsra, 59)
Yüce Allah devamla şöyle
buyuruyor: "Ama mucize geldiğinde de inanmayacaklarının farkında
mısınız?" Kimilerine göre buradaki "farkında mısınız?" sözüyle
hitap edilenler Müşriklerdir. Mücahid böyle demiştir. Sanki onlara şöyle
deniliyor: Yaptığınız bu yeminlerde dürüst ve samimi olduğunuzu size bildiren
nedir? Bu durumda "......" edatının hemzesi talep ettikleri mucizeler
geldiğinde iman etmeyeceklerini bildiren baştan (istinaf) haber olmak üzere
esredir. Bazıları ''....." (inanmayacağınızın) şeklinde okumuşlardır.
Diğer görüşe göre ise burada hitap edilenler Mü'minlerdir. Yani, "Ey
Mü'minler!' .. farkında mısınız?" Bu durumda "....."nın hemzesi
ilkinde olduğu esre de olabilir, "......" (farkında mısınız?)"
fiilinin mamulü olmak üzere üstün de olabilir. Bu durumda da "......"
(iman etmeyeceklerine)'deki la edatı şu ayette olduğu gibi ziyadedir:
".....: (Allah İblis'e buyurdu ki); Ben sana emretmişken seni secde
etmekten alıkoyan nedir?" (A'raf, 12) Şu ayette de lam harfi ziyadedir:
".....: Helak ettiğimiz bir beldenin halkının (dünyaya) geri dönmesi
imkansızdır." (Enbiya, 95) Bu ayetin takdiri şöyle olur: "Ey iman
etmelerine aşırı arzu ettiklerinden onlar için bu mucizeleri isteyen Mü'minler!
Onlara mucizeler geldiğinde inanacaklarını nereden biliyorsunuz?
Bazıları buradaki
"....." nın "......" (belki) manasında olduğunu
söylemişlerdir. Taberi der ki: Onlar Übeyy b. Ka'b'ın kıraatinde de bunun böyle
olduğunu söylemişlerdir. Taberi şöyle der: Araplardan da "......"
(Çarşıya git ki belki benim için bir şey satın alırsın)" sözü duyulmuştur
ve buradaki "....." ifadesi "......" manasında
kullanılmıştır. Taberi der ki: Adiyy b. Zeyd el-Abbadi'nin şu şiirindekinin de
bu neviden olduğu söylenmiştir:
Yeriyorum; nereden
bileceksin, belki de ölümüm.
Bugünün bir saatinde,
belki yarının kuşluğunda olacak.
İmam Taberi de bu görüşü
tercih etmiş ve buna bazı Arap şiirlerinden şahitler getirmiştir. Doğrusunu en
iyi Allah bilir.
"Yine O'na iman
etmedikleri ilk durumdaki gibi onların gönüllerini ve gözlerini ters
çeviririz." Avfi, İbn Abbas (r.a.)'tan bu ayet hakkında şöyle nakleder: Müşrikler
Allah'ın indirdiğini inkar edince kalpleri bir şey üzere sebat etmedi ve her
şeyden engellendi. Mücahid der ki: "Gönüllerini ve gözlerini ters
çeviririz. "Yani, onlarla iman arasına gireriz ve başta imanla onlar
arasına girdiğimiz ve iman etmedikleri gibi, bütün ayet ve mucizeler gelse bile
yine de iman etmezler. İkrime ve Abdurrahman b. Zeyd böyle demiştir. Ali b. Ebi
Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Yüce Allah kulların yapacaklarını
ve söyleyeceklerini onlar yapmadan ve söylemeden önce haber vermiştir. Yüce
Allah, "Sana her şeyden haberdar olan (Allah) gibi kimse haber
veremez" (Fatır, 14) buyurmuştur. Yüce Allah yine, "Veya azabı
gördüğünde, 'Keşke benim için bir kez (dönmeye) imkan bulunsa da iyilerden
olsam!' demesinden ... " (Zümer, 58) buyurur. Yine, "Eğer (dünyaya)
geri gönderilseler yine kendilerine yasak edilen şeylere döneceklerdir. Zira,
onlar gerçekten yalancıdırlar. " (En'am, 28) buyurur.
Yüce Allah, "Yine
O'na iman etmedikleri ilk durumdaki gibi onların gönüllerini ve gözlerini ters
çeviririz" buyuruyor. Yani, dünyaya döndürülseler bile, daha önce onlar
dünyadayken onlarla hidayet arasına girdiğimiz gibi, yine onlarla hidayet
arasına girilirdi.
"Ve onları
"azgınlıkları içerisinde ... " İbn Abbas (r.a.) ile Süddi,
"küfürleri içinde"; Ebu Aliye, Rebi' b. Enes ve Katade ise,
"sapkınlıkları içinde" demişlerdir. "Şaşkın halde ... "
A'meş, "oyun oynaş içinde"; İbn Abbas, Mücahid, Ebu Aliye, Rebi' b.
Enes ve Ebu Malik, "Küfürleri içinde tereddütlü bir halde"
demişlerdir.
"Bırakırız."
....."un manası "onları bırakırız"dır.
111. Eğer biz onlara
melekleri indirseydik, ölüler de onlarla konuşsaydı ve her şeyi toplayıp
karşılarına getirseydik, Allah dilemedikçe yine de inanacak değillerdi; fakat
çokları bunu bilmezler.
Tefsiri:
Yüce Allah şöyle
buyuruyor: Biz "Kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka inanacaklarına
dair kuvvetli bir şekilde" (En' am, no) yemin eden bu kimselerin
isteklerine cevap vererek "onlara melekleri indirseydik", yani,
Allah'ın, Peygamberleri tasdik etmeleri emrini bildirmek üzere melekler
indirseydik. .. Nitekim Müşrikler bunu istemişlerdi. Yüce Allah şöyle buyurur:
"(Dediler ki:) ... Yahut, Allah'ı ve melekleri gözümüzün önüne
getirmelisin." (İsra,92) "Onlara bir ayet geldiğinde, 'Allah'ın
elçilerine verilenin benzeri bize de verilmedikçe kesinlikle inanmayız'
dediler." (En'am, 124) "Bizimle karşılaşmayı (bir gün huzurumuza
geleceklerini) ummayanlar, 'Bize ya melekler indirilmeliydi ya da Rabbimizi
görmeliydik' dediler. Andolsun ki onlar kendileri hakkında kibre kapılmışlar ve
azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir." (Furkan, 21)
Yüce Allah devamla şöyle
buyuruyor: "Ölüler de onlarla konuşsaydı", yani konuşarak
Peygamberlerin onlara getirdiklerinin doğru olduğunu bildirseydi.
"Ve her şeyi
toplayıp karşılarına getirseydik ... " Buradaki "....."
kelimesini bazıları "karşılaşma, karşı karşıya gelme" manasından
gelme "kıbelen" diye okumuşlardır. Bazıları ise "kubulen"
okumuşlardır. Kimisine göre mana diğeri gibi "karşı karşıya gelme ve
karşılaşma" dan gelmektedir. Nitekim Ali b. Ebi Talha ile Atiyye el-Avfi,
İbn Abbas (r.a.)'tan böyle rivayet etmişlerdir. Katade ile Abdurrahman b. Zeyd
de böyle demişlerdir. Mücahid’e göre mana bölük bölük, kabile kabiledir. Yani,
onlara her bir ümmet ardı ardına sunulsaydı ve getirdikleri hususunda
Peygamberlerin doğru olduklarını söyleselerdi "yine de -Allah'ın dilemesi
hariç- inanacak değillerdi; fakat çokları bunu bilmezler." Yani hidayetin
onlara değil, Allah'a bağlı olduğunu, O'nun (c.c) dilediğini hidayete erdirip
dilediğini saptırdığını, Allah'ın dilediği her şeyi yapan olduğunu, yaptığı
hiçbir şeyden hesaba çekilemeyeceğini, ama onların hesaba çekileceğini; zira,
Allph'ın ilim ve hikmet sahibi, hükümranlık, kahr ve galebe sahibi olduğunu
bilmezler. Bu ayet Allah'ın (c.c) şu buyruğu gibidir: "Gerçekten
haklarında Rabbinin sözü (hükmü) sabit olanlar, inanmazlar. Kendilerine
(istedikleri) bütün mucizeler gelmiş olsa bile, elem verici azabı görünceye
kadar inanmayacaklardır. " (Yunus, 97)
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |