İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

A’raf Suresi

4 – 10.ayetler

 

Helak Edilen Memleketler:

 

4. Nice memleketler var ki biz onları helak ettik. Azabımız onlara geceleyin yahut gündüz istirahat ederlerken geldi.

5. Azabımız onlara geldiğinde çağırışları "Biz gerçekten zalim kişilermişiz" demelerinden başka birşeyolmadı.

6. Elbette kendilerine Peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen Peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz!

7. Ve onlara, tam bir bilgi ile mutlaka anlatacağız. Biz, onlardan uzak değiliz.

 

Tefsiri:

 

Allah (c.c) şöyle buyuruyor: "Nice memleketler var ki biz onları helak ettik." Yani, Peygamberlerimize karşı gelmeleri ve yalanlamaları sebebiyle onları ahiretteki zilletlerine ek olarak dünya rezilliğiyle cezalandırdık. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "Senden önceki Peygamberlerle de alayedilmiş, bu yüzden onlarla alayedenleri alayettikleri şey (azap) kuşatıvermişti." (En'am, 10) Bir ayette şöyle buyurur: "Nitekim, birçok memleket vardı ki o memleket (halkı) zulmetmekte iken, biz onları helak ettik. Şimdi o ülkelerde duvarlar, (çökmüş) tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz hale gelmiş kuyular ve (ıssız kalmış) ulu saraylarvardır." (Hac, 45) Başka bir ayette de "Biz, refahından şımarmış nice memleketi helak etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmiştir. Onlara biz varis olmuşuzdur. " (Kasas, 58) buyurur.

 

''Azabımız onlara geceleyin yahut gündüz istirahat ederlerken geldi." Yani, Allah'ın emri, azabı ve cezası onlardan bazılarına geceleyin, bazılarına ise gündüz ortası istirahat vaktinde (kaylule vakti) geldi. Her iki vakit de gaflet vaktidir. Nitekim Yüce Allah başka ayetlerde şöyle buyurur: "Yoksa o ülkelerin halkı geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular? Ya da o ülkelerin halkı kuşluk vakti eğlenirlerken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?" (A'raf, 97-98) "Kötülük tuzakları kuranlar, Allah'ın, kendilerini yere geçirmeyeceğinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden veya onlar dönüp dolaşırlarken Allah'ın kendilerini yakalamayacağından emin mi oldular? Onlar (Allah'ı) (kiz bırakacak değillerdir. Yoksa Allah'ın kendilerini yavaş yavaş tüketerek cezalandırmayacağından (emin mi oldular)? Kuşkusuz Rabbin çok şefkatli, pek merhametlidir. " (Nahl, 45-47)

 

Yüce Allah devamla şöyle buyuruyor. ''Azabımız onlara geldiğinde çağırışları 'Biz gerçekten zalim kişilermişiz' demelerinden başka bir şey olmadı." Yani, kendilerine azap gelirken tek sözleri günahlarını ve bunu hak ettiklerini itiraf oldu. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "Zalim olan nice beldeyi kırıp geçirdik; arkasından da nice başka topluluklar vücuda getirdik." (Enbiya, 11)

 

 

[3066] İmam Taberi der ki: Bu ayet Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’den gelen şu rivayetin sahih olduğuna açık bir delildir: "Hiçbir kavim öne sürebilecekleri mazeretleri kalmadan helak olmamıştır." Bize İbn Humeyd, Cerir'den, o Ebu Sinan'dan, o Abdulmelik b. Meysere'den, o İbn Mes'ud (r.a.)'tan şöyle rivayet etti; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Hiçbir kavim mazeretleri kalmadıkça helak edilmemiştir. " buyurdu. Ebu Sinan der ki: Abdulmelik’e "Bu nasılolur?" diye sordum, şu ayeti okudu: 'kabımız onlara geldiğinde çağırışları "Biz gerçekten zalim kişilermişiz. " demelerinden başka birşeyolmadı. "

 

"Elbette kendilerine Peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen Peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz!" Bu manadaki diğer ayetler şunlardır: "O gün Allah onları çağırarak: Peygamberlere ne cevap verdiniz? diyecektir." (Kasas, 65) "Allah'ın Peygamberleri toplayıp da 'Size ne cevap verildi' dediği gün, 'Bizim hiçbir bilgimiz yok, şüphesiz gizlilikleri hakkıyla bilen ancak sensin' diyeceklerdir." (Maide, 109) Şu halde yüce Rabb kıyamet gününde Peygamberlere getirdikleri konuda nasıl cevap ve karşılık verdiklerini soracak, Peygamberlere de Peygamberlik mesajını ulaştırıp ulaştırmadıklarını soracaktır. O yüzden Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan "Elbette kendilerine Peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen Peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz!" ayetinin tefsirinde şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Allah (c. c) insanlara Peygamberlere nasıl cevap verdiklerini, Peygamberlere de tebliğ edip etmediklerini soracaktır.

 

 

[3067] İbn Merduyeh, Nafi' kanalıyla İbn Ömer (r.a.)'tan, Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden sorumlusunuz / sorguya çekileceksiniz.

 

Müslümanların yöneticisi (imam) halkından sorulacak, adam (aile reisi) ailesinden sorulacak. " Leys der ki: İbn TavUS bana bunun benzerini rivayet etti sonra "Elbette kendilerine Peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen Peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz!" ayetini okudu. Bu hadis Buhari ve Müslim'de de vardır, fakat onlarda bu ayet zikredilmemiştir. İbn Abbas (r.a.) Allah'ın (c. c) "Ve onlara, tam bir bilgi ile mutlaka anlatacağız. " buyruğu hakkında şöyle demiştir: Kıyamet gününde amel defteri ortaya konulur ve defter onun yaptığı şeyleri anlatır.

 

"Biz, onlardan uzak değiliz." Yani, Allah (c.c) kıyamet gününde kullarına yapmış oldukları küçük-büyük, önemi-önemsiz her şeyi haber verecektir. Çünkü Allah (c.c) her şeye tanıktır. O'ndan hiçbir şey gizli kalmaz. O hiçbir şeyden gafil olmaz. Bilakis O (c.c) gözlerin hainliğini ve göğüslerin sakladıklarını bilir. "Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkasl bilmez. o, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır. " (En'am, 59)

 

 

8. O gün tartı haktır. Kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

9. Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar, ayetlerimize karşı haksızlık ettiklerinden dolayı kendilerini ziyana sokanlardır.

 

Tefsiri:

 

"O gün" yani kıyamet gününde "tartı" amellerin tartılması "haktır." Yani, Allah (c.c) hiç kimseye haksızlık yapmayacaktır. Nitekim Yüce Allah başka ayetlerde şöyle buyurur: "Biz, kıyamet günü için adalet terazileri kurarız. Artık kimseye, hiçbir şekilde haksızlık edilmez. (Yapılan iş,) bir hardal tanesi kadar dahi olsa, onu (adalet terazisine) getiririz. Hesap gören olarak biz (herkese) yeteriz." (Enbiya, 47) "Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez.

 

(Kulun yaptığı iş, eğer bir kötülük ise, onun cezasını adaletle verir.) İyilik olursa onu katlar (kat kat arttırır), kendinden de büyük mükafat verir." (Nisa, 40) Yüce Allah yine şöyle buyurur: "İşte o vakit, kimin tartıları ağır gelmişse, artık o, hoşnut olacağı bir Itayat içinde olacaktır. Ama kimin de tartıları hafif gelirse, işte onun anası (varacağı yer) Haviye'dir. Sen Haviye'nin ne olduğunu ne bileceksin? o, kızgın bir ateştir." (Karia, 6-11) Allah Teala yine şöyle buyurur: "Sur'a üflendiği zaman artık aralarında akrabalık bağları kalmamıştır; birbirlerini de arayıp sormazlar. Artık kimlerin (sevap) tartıları ağır basarsa, işte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir. "Kimlerin de tartıları hafif gelirse, artık bunlar da kendilerine yazık etmişlerdir; (çünkü onlar) ebedi Cehennemdedirler. " (Mü'minun, 101-103)

 

Bir Fasıl: Kıyamet Günü Tartılacak Olan Şeyler Nelerdir?

Bir görüşe göre tartılacak olan şeyler amellerdir. Ameller madde değil arazlardır, fakat Allah (c.c) onları maddeye dönüştürecektir. İmam Beğavı:

Bu İbn Abbas (r.a.)'tan rivayet edilmiştir, der.

 

 

[3068] Nitekim sahih bir hadiste buyrulduğu gibi Bakara ile Al-i İmran sureleri kıyamet gününde iki bulut veya saf tutmuş iki kuş sürüsü görüntüsünde (onları okuyanların yanına) gelirler. 

 

 

[3069] Yine sahih bir hadiste, Kur'an'la içli dışlı olan Kur'an ehli kimseye Kur'an'ın rengi soluk bir genç görünümünde geleceği, "sen kimsin?" diye sorduğunda, "Ben gecelerini uykundan ettiğim ve gündüzleri susattığım Kur'an'ım" diyeceği ifade edilmiştir.

 

 

[3070] Bera hadisinde, kabirdeki sorgu sual hakkında şöyle geçmektedir: "Mü'minin yanına güzel renkli ve hoş kokulu bir genç gelir. Mü'min ona "Sen kimsin?" diye sorar. "Ben senin salih amelinim" der. Kafirler hakkında da bunun tersi söylenmiştir.

 

Başka'hir görüşe göre amel defterleri tartılır.

 

 

[3071] Bu ise kağıt hadisindeki gibidir. Zira o hadiste ifade edildiğine göre bir adamın her biri göz alabildiğine kadar uzun olan doksan dokuz günah defteri getirilir ve terazinin bir kefesine konulur. Sonra içinde "I...a ilahe illallah" yazılı bir kağıt getirilir. Adam "Ey Rabbim, bu kağıt bu kadar defterin karşısında nedir ki?" der. Allah (c.c) "Sana haksızlık yapılmayacak" buyurur. Bu kağıt terazinin (diğer) kefesine konulur. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu anlattıktan sonra "Bunun üzerine diğer defterlerin kefesi kalkar ve kağıdın kefesi ağır basar. " buyurmuştur. Bunu Tirmizi benzer bir lafızla rivayet etmiş ve sahih olduğunu söylemiştir.

 

Başka bir görüşe göre de ameli işleyen kişi tartılır.

 

 

[3072] Nitekim bir hadisinde Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Kıyamet gününde şişman bir adam getirilir. Ağırlığı Allah katında bir sivrisineğin kanadı kadar çekmez. " buyurmuş, sonra "Biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü tutmayacağız." (Kehf, 105) ayetini okumuştur.

 

 

[3073] İbn Mes'ud (r.a.)'ın menkibeleriyle ilgili rivayetlerde şu hadis geçer; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Siz onun bacaklarının inceliğine şaşıyor musunuz? Canımı elinde tutan Allah'a yemin olsun ki o Allah katında herkesten daha ağırdır. "

 

Bu hadislerin hepsi sahih olup aralarının şöyle bulunması da mümkündür: bazen ameller, bazen amellerin kayıtlı olduğu yerler, bazen de amellerin sahipleri tartılacaktır.

 

 

10. Andolsun ki sizi yeryüzüne yerleştirdik. Ve size orada geçimlikler yarattık. Ne de az şükrediyorsunuz.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah kullarına, yeryüzünü onlar için yerleşme yeri kılmak, orada dağlar ve nehirler, onlar için evler ve yurtlar yapmak, dünyadaki nimetleri menfaatlerine sunmak, oraaan rızıklarını çıkarmaları için bulutları emrine vermek ve orada geçimlikler yaratmak nimetlerini hatırlatarak minnet ediyor.

 

"Meayiş" (geçimlikler)'den kasıt kazançlar, onunla ticaret yapacakları ve türlü işlerde kullanacaklar mallar ve eşyalardır. Buna rağmen onların çoğu bu nimetlere çok az şükreder. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur:

"O size istediğiniz her şeyden verdi. Allah'ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür!" (İbrahim, 34)

 

"Meayiş" kelimesini Abdurrahman b. Hürmüz el-A'rac dışındaki herkes bu şekilde ya harfiyle ....., o ise "Meaiş" ..... şeklinde hemzeyle okumuştur. Doğru olan ise çoğunluğun kıraatidir. Çünkü "meayiş" kelimesi, "......" fiilinden gelme "maişe" kelimesinin çoğuludur. Aslı "Ma'yişe"dir. Kesre ya harfine ağır gelince ayn'a nakledilmiş ve "Maişe" olmuştur. Çoğul olunca ağırlık gittiğinden dolayı kesre harekesi ya'ya geri dönmüş ve "Meayiş" olmuştur. Vezni "Mefail" dir. Çünkü ya harfi onun asli harflerindendir. Medine (şehir), Sahıfe (sahifeler) ve Basıret'in çoğulu Medain, Sahaif ve Besair' de ise durum farklıdır. Zira bunlar medene, sahhafe ve ebsara fiillerinden türemedir. Bunlarda ya harfi ziyadedir ve o yüzden çoğulu Feail vezninde yapılır. O o sebeple (ortadaki harf ya değil) hemze olur. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

A’raf 11 - 25. ayetler