İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

A’raf Suresi

11 - 25.ayetler

 

Adem (a.s) ve Şeytan Kıssası:

 

11. Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Adem'e secde edin! diye emrettik. İblis'in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah burada Ademoğullarının dikkatini ataları Adem (a.s)'ın şeref ve yüceliğine çekerek, dikkatli olmaları ve yollarından gitmemeleri için düşmanları İblis'i ve onun içindeki onlara ve ataları Adem (a.s)'a yönelik hasedini açıklayarak şöyle buyuruyor: "Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra da meleklere, Adem'e secde edin! diye emrettik. İblis'in dışındakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadı. " Nitekim Yüce Allah başka bir ayette bu manada şöyle buyurur: "Hani Rabbin meleklere demişti ki:

 

"Ben kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım. Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın!" (Hicr,28-29) Zira Yüce Allah Adem (a.s)'ı kendi eliyle yapışkan bir çamurdan yaratmış, ona insan şekli vermiş, ruhundan üflemiş ve meleklere Yüce Allah'ın şanını ve yüceliğini tazim maksadıyla ona secde etmelerini emretmiştir. Onların hepsi Allah'ın emrine uyup yapmışlar, İblis ise secde edenlerden olmamıştır. Daha önce, Bakara suresinin baş tarafında İblis'ten bahsedildi. Burada beyan ettiğimiz mana, kastedilenlerin hepsinin Adem (a.s) olduğuna dair Taberi'nin tercihidir.

 

Süfyan-ı Sevri, Said b. Cübeyr kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik." İnsanlar erkeklerin sulblerinde yaratılmış, kadınların rahimlerinde de şekil verilmişlerdir. " Bunu Hakim Müstedrek'te rivayet etmiş ve "Buhari ve Müslim tahriç etmemiş olsalar da onların ölçülerinde sahihtir." demiştir. Taberi'nin seleften bazılarından yaptığı rivayete göre "sizi yarattık, sonra size şekil verdik." buyruğunda kastedilen zürriyetler (insan nesilleri) dir.

 

Rebi' b. Enes, Süddi, Katade ve Dahhak ''Andolsun sizi yarattık, sonra size şekil verdik" buyruğunu "Biz Adem'i yarattık, sonra neslindekilere şekil verdik." diye tefsir etmişlerdir. Bu isabetli değildir. Çünkü ayette daha sonra "sonra da meleklere, Adem'e secde edin! diye emrettik." buyurulmuştur. Bu ise kastedilenin Adem (a.s) olduğunu göstermektedir. Burada "Siz" şeklinde çoğul denmesi onun insanlığın atası olmasından dolayıdır. Mesela Allah (c.c) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in zamanındaki İsrailoğullarına şöyle seslenir: "Ve sizi bulutla gölgeledik, size kudret helvası ve bıldırcın gönderdik ve "Verdiğimiz güzel nimetlerden yeyiniz" (dedik). Hakikatte onlar bize değil sadece kendilerine kötülük ediyorlardı." (Bakara, 57) Kastedilenler onların Musa (a.s) zamanındaki atalarıdır. Fakat bu nimet onların aslı olan atalarına verilince aynı zamanda oğullar için de gerçekleşmiş olmuştur. ''Andolsun biz insanı, çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık. Sonra onu sağlam bir karargahta nutfe haline getirdik." (Mü'minun, 12-13) buyruğu ise bundan farklıdır. Çünkü orada Adem (a.s)'ın süzülüp çıkarılmış bir çamurdan, neslinin ise nutfeden yaratılması anlatılmak istenmiştir. Bunda da bir problem yoktur; çünkü ''Andolsun biz insanı yarattık. " İfadesindeki insandan kasıt belli bir kişi değil insan türüdür. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

 

12. Allah buyurdu: "Ben sana emretmişken secde etmekten seni alıkoyan nedir?" İblis: "Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu da çamurdan yarattın" dedi.

 

Tefsiri:

 

Bazı nahiv dilbilimcileri "......" (sana emretmişken secde etme(me)kten" ifadesinde "la" nefiy edatının ziyade olduğunu söylemişlerdir. Bazıları bunun nefyi güçlendirmek için bulunduğunu söylemiştir. Şairin şu şiirinde olduğu gibi:

 

Onun gibisini ne gördüm, ne de işittim.

 

Bu şiirde ''.....'' nefiy edatı, "lo" ise nefyi kuvvetlendirici bir nefiy edatıdır.

Burada da ".....'' edatı "Ben sana emrettiğimde secde etmekten seni alıkoyan şey" (ondaki nefiy edatı), daha önce geçen "Secde edenlerden olmadı" ile birlikte nefyi güçlendiricidir. İmam Taberi bu görüşü naklettikten sonra reddetmiş ve ''.....'' (seni alıkoyan) fiiline başka bir mana tazmin edilmiş olup cümlenin takdirinin "....." (Ben sana emrettiğimde seni secde etmemeye hangi şey itti, zorladı ve mecbur bıraktı?" gibi bir şey olduğunu tercih etmiştir. Bu görüş kuvvetli ve güzeldir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.

 

Mel'un İblis "Ben ondan daha üstün üm. " sözüyle "özrü kabahatinden büyük" bir iş yapmıştır. Çünkü sanki üstün olan aşağı olana secde ile emrolunamaz demek istemiştir. Mel'un şöyle demek istemiştir: "Ben ondan daha üstün iken nasılona secde etmemi emredersin?" Daha sonra kendisinin ateşter. yaratıldığını, ateşin ise insanın yaratıldığı çamurdan daha şerefli ve değerı" olduğunu açıklamıştır. Mel'un bir şeyin aslını oluşturan maddesini itibara almış, onun şerefli ve değerli kılınmasına aldırış etmemiştir ki o Allah'ın Adem'i kendi eliyle yaratması ve ona ruhundan üflemesidir. Kur'an ayeti varken kıyasa girmiştir ki o da "Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın!" (Hicr, 29) buyruğudur. Secdeyi terk ederek meleklerin arasından ayrılmış, o yüzden de rahmetten "iblas" edilmiş, yani ümitsiz kılınmıştır. Mel'un bu kıyasında ve ateşin topraktan daha şerefli olduğu iddiasında hatalıdır. Çünkü çamurun yapısında sükunet, hilm, ağırbaşlılık ve sebat vardır. Çamur / toprak bitkilerin yetişme mahalli, gelişme, artma ve ıslah yeridir. Ateş ise yakma, hafiflik ve hızlılık özelliklerine sahiptir. Bu yüzden, İblis'in öz maddesi onun ayağını kaydırırken, Adem (a.s)'ın öz maddesi ona günahtan dönme, tevbe, boyun eğme ve eme teslim olma, itiraf edip tevbe ve mağfiret dileme gibi konularda fayda vermiştir.

 

 

[3074] Müslim'in Sahih'inde Aişe (r.anha)'dan rivayetine göre o Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

"Melekler nurdan yaratıldılar. İblis saf ateşten yaratıldı. Adem ise size anlatılandan yaratıldı. " Müslim böyle rivayet etmiştir.

 

 

[3075] İbn Merduyeh, Aişe (r.anha)'dan, Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Allah Melekleri Arş'ın nurundan yarattı. Cinleri saf ateşten yarattı. Adem ise size anlatılandan yaratıldı." Ravı der ki: Ravilerden Nuaym b. Hammad'a: "Bunu Abdurrezzak'tan nerede duydun?" diye sordum. "Yemen'de" dedi.

 

 

[3076] Hadisin Sahih-i Müslim dışında bir kitapfa rivayetinde "Huriler de zaferandan yaratıldılar." ifadesi yer almaktadır. İmam Taberi, Matar elVerrak'tan şöyle nakleder: Hasan-ı Basri "'Çünkü beni ateşten yarattın, onu da çamurdan yarattın.' dedi" buyruğu hakkında şöyle dedi: "İblis kıyas yaptı. İlk kıyas yapan odur. Rivayetin senedi sahihtir. Taberi Hişam kanalıyla İbn Sirin'den şöyle nakleder: İlk kıyas yapan İblis'tir. Güneşe ve aya ibadet de kıyastan başka bir şeyle yapılmaz. Bunun senedi de sahihtir.

 

 

13. Allah: "Öyle ise in oradan. Orada büyüklük taslamaya hakkın yoktur. Çık! Sen aşağılıklardansın!" buyurdu.

14. İblis, "Bana insanların tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver" dedi.

15. Allah, "Haydi, sen mühlet verilenlerdensin" buyurdu.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah İblis'e hem kaderi hem kevni bir emir olarak "Öyleyse in oradan" demiştir. Yani, emrime karşı geldiğinden ve bana itaatten çıktığından dolayı. "in oradan. Orada büyüklük taslamaya hakkın yoktur." Bir çok müfessir "..... / orada" zamirinin Cennet’e rad olduğunu söylemişlerdir. Zamirin, İblis'in bulunduğu Mele-i A'la makamına rad olması da mümkündür. "Çık! Sen aşağılıklardansın!" Yani, zelil ve hakirsin. Burada, "kastının aksiyle muamele" ve "arzuladığının zıttıyla karşılık verme" vardır. Bunun üzerine mel'un İblis zararı telafi etmek istedi ve "Bana insanların tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver" dedi. "Allah da "Haydi, sen mühlet verilenlerdensin. " buyurdu." Allah (c.c) hikmetiyle, karşı konulamaz ve engellenemez irade ve dilemesiyle onun bu isteğini kabul etmiştir. Allah'ın hükmünü geri çevirip geciktirecek yoktur. O, hesabı hızlı olandır.

 

 

16. İblis dedi ki: "Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım.

17. Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın!" dedi.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah'ın burada haber verdiğine göre; İblis'e "tekrar diriltilecekleri güne kadar" mühlet verip İblis bu sözü sağlama alınca Allah'la inatlaşmaya ve isyankarlığa başlayarak şöyle dedi: "Öyle ise beni azdırmana karşılık, and içerim ki ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım. " Yani, sen beni azdırdığın gibi ben de böyle yapacağım. İbn Abbas bunu: Beni saptırdığın gibi" diye tefsir etmiştir. Başkaları ise: Beni helak ettiğine karşılık, demişlerdir. Yani, beni saptırdığından dolayı, benim senden uzaklaştırılmama sebep olan kişinin (Adem'in) neslinden yaratacağın kulların için senin dosdoğru yolun, yani hak ve kurtuluş yolu üzerinde duracak ve sana ibadet etmemeleri, seni birlememeleri için onları saptıracağım. Bazı nahivciler '....." (saptırmana karşılık)''taki be edatının yemin edatı olduğunu söylemişlerdir. Yani, beni senden saptırmana and olsun ki onları saptırmak için senin dosdoğru yolun üzerinde bekleyeceğim. Mücahid: "senin doğru yolunun üstüne" buyruğundaki "Müstakim yol"dan kastın "dosdoğru yol" olduğunu söylemiştir. Muhammed b. Sevka, Avn b. Abdullah'tan: Kasıt Mekke yoludur, dediğini rivayet etmiştir. İmam Taberi: En isabetlisi o ki Sırat-ı müstakim bunların hepsinden daha geniştir.

 

 

[3077] Ben derim ki: Delili de İmam Ahmed'in Sebre b. Ebu Fakih'ten naklettiği şu hadistir: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i şöyle buyururken işittim: "İblis Ademoğlunun geçtiği yollarda durur. Onun için İslam yolu üzerinde durur ve "Dinini ve atalarının dinini bırakıp Müslüman mı olacaksın?" der. O ise şeytanı dinlemeyip Müslüman olur. Hicret yolu üzerinde durur ve "Topraklarını ve havanı bırakıp hicret mi ediyorsun? Oysa hicret edenin durumu ipte bağlı kısrak gibidir. " der. Ama Müslüman onu dinlemeyip hicret eder. Sonra onun için cihad yolu -ki o can ve malla cihaddır- üzerinde durur ve "Savaşacaksın ve öldürüleceksin. Ardından kannla evlenilecek ve malın dağıtılacak." der. Müslüman yine sözünü tutmayıp cihad eder." Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) devamında şöyle buyurdu: "Onlardan kim öyle yapıp o hal üzere ölürse onu Cennet'e koymak Allah'ın üzerine bir haktır / görevdir. Öldürülürse onu Cennet'e koymak Allah üzerinde bir görevdir. Boğulursa onu Cennet'e koymak Allah'ın üzerine bir görevdir. Bir hayvan onu üzerinden atarsa onu Cennet'e koymak Allah'ın üzerine bir görevdir. "

 

"Sonra elbette onlara önlerinden arkalarından sağlarından sollarından sokulacağım ... " Ali b. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Sonra elbette onlara önlerinden sokulacağım." yani, onları ahiretleri hakkında şüphede bırakacağım. "arkalarından sokulacağım" yani, onları dünyalıklara özendireceğim. "sağlarından sokulacağım" dinleri hususunda kafalarını karıştıracak, şüphelere sokacağım, "sollarından sokulacağım" günahlara iştahlarını kabartacağım. Bir rivayete göre İbn Ebi Talha, başka bir rivayete göre Avfi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder:

 

"Sonra elbette onlara önlerinden sokulacağım." yani, dünyalıkları hususunda "arkalarından sokulacağım" yani, onları dünyalıklara özendireceğim. "sağlarından sokulacağım" yani sevapları tarafından sokulacağım, "sollarından sokulacağım" yani günahları tarafından sokulacağım. Said b. Ebu Arube, Katade'den şöyle nakleder: Şeytan onlara önlerinden gelerek tekrar diriltilme, Cennet ve Cehennem diye bir şeyolmadığını söyler; arkalarından gelerek dünya hususunda onları aldatmaya çalışır, onlara dünyayı süslü gösterir ve ona çağırır; sağlarından yani sevapları tarafından yaklaşarak onları işlemede gevşettirir; sollarından yaklaşarak günah ve masiyetleri onlara güzel gösterip onları yapmaya çağırır. Eyademoğlu, o sana her bir taraftan gelir, fakat üstünden yaklaşamaz, seninle Allah'ın rahmeti arasına giremez. İbrahim en-Nehai, Hakem b. Uteybe, Süddi ve İbn Cüreyc'ten de: Şey tanın önden yaklaşması dünyalıklar hususunda, arkadan yaklaşması ahiret hususunda yaklaşmasıdır, dedikleri rivayet edilmiştir. Mücahid: Önlerinden ve sağlarından yaklaşması gördükleri yerden, arkalarında ve sollarından yaklaşması ise göremedikleri yerden yaklaşmasıdır, demiştir. İmam Taberi, kastın, tüm hayır ve şer yolları olduğu, onları hayırlardan engelleyip şerleri güzel gösterdiği manasını tercih etmiştir. Hakem b. Eban, İkrime'den, İbn Abbas (r.a.)'ın "Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım. " buyruğu hakkında şöyle dediğini rivayet eder: Şeytan "üstlerinden" dememiştir; çünkü rahmet insanların üstlerinden iner. Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Ayetteki "şükredenler bulmayacaksın" dan kasıt "muvahhidlerden bulmayacaksın" dır. İblis'in söyledikleri sadece onun zan ve vehmiydi, fakat vakıaya da uygundur. Nitekim Yüce Allah "Andolsun İblis, onlar hakkındaki tahminini doğruya çıkardı. İnanan bir zümrenin dışında hepsi ona uydular. Halbuki şeytanın onlar üzerinde hiçbir nüfuzu yoktu. Ancak ahirete inananı, şüphe içinde kalandan ayırdedip bilelim diye (ona bu fırsatı verdik). Rabbin gerçekten her şeyi koruyandır." (Sebe, 20-21) buyurur. O yüzden hadiste şeytanın insana her tarafından musallat olmasından Allah'a sığınılmıştır.

 

 

[3078] Nitekim Bezzar, Müsned'inde iki kanalla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle derdi: "Allah'ım! Ben dinim ve dünyam, ailem ve malım hakkında senden afv ve afiyet istiyorum. Allah'ım! Ayıbımı ört ve beni korkumdan emin eyle. Beni önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden koru. Allah'ım! Altımdan helak edilmekten (yerin dibine geçirilmekten) sana sığınırım. "

 

Bunu sadece Bezzar rivayet etmiş, hasen olduğunu söylemiştir.

 

 

[3079] İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) sabahladığında ve akşamladığında şu duaları hiç birakmazdı:

 

''Allah'ım! Senden dinim, dünyam, ailem ve malım hakkında afv ve afiyet diliyorum. Allah'ım! Ayıplarımı ört ve korkularımdan emin kıl. Beni önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve arkamdan muhafaza eyle. Altımdan helak edilmekten senin azametine sığınırım. "

 

Veki' der ki: Kasıt yerin dibine geçirilmektir. Bunu Ebu Davud, Nesai, İbn Mace, İbn Hibban ve Hakim, Ubade b. Samit'in (İbn Ömer (r.a.)'tan) nakliyle rivayet etmişlerdir. Hakim: Senedi sahih hadistir, demiştir.

 

 

18. Allah buyurdu: "Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun ki onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi Cehenneme dolduracağım!"

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah "Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık." buyurarak onun lanetlendiğini Mele-i A'la'dan kovulduğunu, uzaklaştırıldığını ve sürüldüğünü tekrar vurguluyor. Taberi "......" (mez'um) kusurlu demektir. Zira Ze'm kusur manasına gelir. Fiil çekimi şöyledir: " ......" Ayıplanan kişiye de "....." denilir. Araplar bunu aynı zamanda hemzesiz de (ya'ya dönüştürülmüş şekliyle) söyler ve mesela şöyle derler: "....." (onu ayıpladım), "....." (onu ayıplıyorum). Masdan "....." ve "....." gelir. Bu zeym ve zam kusuru ifadede "zemm" (yermek)ten daha ağırdır.

 

"......"da uzaklaştırılmış ve kovulmuş demektir. Abdurrahman b. Zeyd ise: Bizim tek bildiğimiz mez'Om ile mezmOm'un aynı manada olduğudur. Süfyan-ı Sevr)', Temimi kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder:

 

"Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan Çık. " ayetindeki "medhur" (mealde: kovulmuş) dan kasıt "gazap edilmiş ve kızılmış"tır. Ali b. Ebu Talha'nın rivayetine göre İbn Abbas (r.a.) ayetteki bu iki kelimeyi "Küçülmüş ve kızılmış olarak"; Südd),: Kızılmış ve kovulmuş, Katade: lanetlenmiş ve kızılmış olarak; Mücahid: Sürgün edilmiş ve kovulmuş olarak; Rebi’ b. Enes: Sürgün edilmiş ve küçültülmüş olarak diye tefsir etmişlerdir.

 

Yüce Allah daha sonra şöyle buyuruyor: ''Andolsun ki onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi Cehenneme dolduracağım!" Nitekim Yüce Allah başka ayetlerde de şöyle buyurur: ''Allah buyurdu: 'Git! Bulun. ' Onlardan kim sana uyarsa, iyi bilin ki hepinizin cezası Cehennemdir. Tam bir ceza! Onlardan gücünün yettiği kimseleri davetinle şaşırt; süvarilerinle, yayalarınla onları yaygaraya boğ mallarına, evlatlarına ortak ol, kendilerine vaatlerde bulun. Şeytan, insanlara, aldatmadan başka bir şey vaat etmez. Şurası muhakkak ki benim (ihlaslı) kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın olmayacaktır. (Onları) koruyucu olarak Rabbin yeter." (İsra, 63-65)

 

 

19. Ey Adem! Sen ve eşin Cennette yerleşip, dilediğiniz yerden yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın! Sonra zalimlerden olursunuz.

20. Derken Şeytan birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve "Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedi kalanlardan olursunuz diye yasakladı" dedi.

21. Ve onlara, "Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim" diye yemin etti.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah, Adem (a.s) ile eşi Havva'nın Cennet'teki bütün ağaçlardan yemelerine izin verip ondali sadece bir ağacı istisna tuttuğunu haber veriyor ki bu konu daha önce Bakara Suresinde ele alındı. İşte o vakit şeytan onlara haset etmiş ve içinde bulundukları nimet ve güzel giysiyi ellerinden almak için onları aldatmaya, kandırmaya ve onlara vesvese vermeye çalışmıştır. Yalan ve iftirayla: "Rabbinizin sizi o ağaçtan men etmesinin tek sebebi sizin melekler, yani burada sonsuza dek kalacak melekler olmamanızdır. Ama ondan yerseniz bunu elde edersiniz." dedi. Şu ayette de buyrulduğu gibi:

 

"Derken şeytan onun aklını karıştırıp "Ey Adem! dedi. Sana ebedilik ağacını ve sonu gelmez bir saltanatı göstereyim mi?" (Taha, 120) Yani, "....." (sadece olmanız için) ifadesinin manası (sadece olmamanız için)'dir. (Yani, "en" masdar edatından sonra gizli bir nefiy edatı vardır.). Şu ayetlerde olduğu gibi: ''Allah sapmanız için (yani sapmamanız) için size açıklıyor. " (Nisa, 176) "Sizi sarsması (yani sarsmaması) için yeryüzünde sağlam dağları, yolunuzu bulmanız için de ırmakları ve yolları yarattı. " (Nahl, 15)

 

Buradaki "......" ifadesinin takdiri "......" dür (yani gizli bir nefiy edatı vardır.)

İbn Abbas ve Yahya b. Ebu Kesir ayeti "....." (iki hükümdar) diye, cumhur ise "....." (iki melek) diye okumuşlardır.

 

"Ve onlara, "Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim." diye yemin etti." Yani, onlara Allah adına yemin etti. "Ben sizden önce buradaydım ve burayı biliyorum" dedi. "....." fiili esasen iki tarafın fiilini ifade eden müfaale veznindendir, fakat kastedilen mana bir taraftan olan yemindir. Ebu Züeyb'in amcası oğlu Halid b. Züheyr'in şiirinde söylediği gibi:

 

Onlara olanca gücüyle yemin etti ki: Siz, Kovanından topladığımızda baldan daha lezzetlisiniz.

 

Yani, bu konuda onlara Allah adına yemin etti. Katade, "Ve onlara, "Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim. " diye yemin etti." buyruğu hakkında şöyle der: Allah adına yemin ederek sonunda onları aldattı. Ki Mü'min bazen Allah'la kandırılabilir. İblis onlara: Ben sizden önce yaratıldım. Sizden daha iyi biliyorum. Bana uyun ki size yolu göstereyim." dedi.

 

ilim ehlinden biri: "Kim bizi Allah'la kandırırsa Allah için ona kanarız." der.

 

 

22. Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve Cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara: "Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve Şeytan size apaçık bir düşmandır demedim mi?" diye nida etti.

23. Adem'le eşi dediler ki: "Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz. "

 

Tefsiri:

 

[3080] Hasan-ı Basri, Übeyy b. Ka'b'dan şöyle nakleder: Adem (a.s) hurma ağacı gibi uzun boylu bir adamdı. Ondan bu hata vaki olunca kendisine avreti gözüktü. Oysa daha önce kendi avretini göremiyordu. Bunun üzerine Cennet'te kaçmaya başladı. Yolda başına Cennet ağaçlarından birinin dalı takıldı. Ona "Beni bırak" dedi. Ağaç: Seni göndermeyeceğim, dedi. O sırada Allah (c. c) "Ey Adem, Benden mi kaçıyorsun?" daha nida etti. Adem (a.s) ise, "Ey Rabbim, senden utandım" diye cevap verdi. Bunu İmam Taberi ile İbn Merduyeh bir çok tarikle Hasan-ı Basri'den, o Übeyy b. Ka'b'dan, o da Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den rivayet etmişlerdir.

 

Fakat Übeyy b. Ka'b'ın sözü şeklindeki rivayet (mevkuf) senet bakımından daha sahihtir. Hasan b. Ammara kanalıyla Said b. Cübeyr'den rivayet edildiğine göre o İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: Allah'ın (c.c) Adem (a.s) ile Havva'yı men ettiği ağaç buğday başağıdır. Onu yiyince avret yerleri kendilerine gözüktü. Onlardan avret yerlerini gizleyen şey tırnaklarıydı. "Ve Cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar." Kasıt incir ağacı yapraklarıdır. Adem (a.s) ile Havva birbirlerine yapışmışlardı. Adem (a.s) Cennet'ten ayrılarak gitmeye başladı. Sonra Cennet'teki bir ağaca tutundu. Bunun üzerine Allah (c.c) ona "Ey Adem, benden mi kaçıyorsun?" buyurdu. Adem (a.s): "Hayır, fakat senden haya ettim de ey Rabbim" dedi. Allah (c.c): "Benim sana Cennet'te verdiğim ve orada sana helal kıldığım şeyler senin harama ihtiyaç duymayacağın kadar değil mi?" dedi. Adem (a.s): "Evet, söylediğin gibi ey Rabbim. Fakat senin izzetine yemin olsun ki kimsenin senin adına yalan söyleyeceğini tahmin etmiyordum." dedi. İşte Allah'ın "Ve onlara, "Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim." diye yemin etti." buyruğunda anlatılan da budur. Allah (c.c) ona: "İzzetime and olsun ki seni yeryüzüne indireceğim. Sonra geçimini ancak güçlükle sağlayacaksın." buyurdu. Sonunda Cennet'ten indirildiler. Orada bol bol yerlerken yiyecek ve içeceğin bolalmadığı yere indirildi. Ona demireilik öğretildi. Toprağı sürmesi emredildi. O da sürdü, sonra ekti, sonra suladı. Vakti gelince biçti. Sonra onu ezip dane haline getirdi. Sonra onu un, sonra da hamur yaptı ve sonra ondan ekmek pişirdi. Ondan ise sadece Allah'ın (c.c) yutmasını dilediği kadarını yutabildi.

 

Said b. Cübeyr, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Ve Cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. " Yapraklar incir ağacı yapraklarıydı. Senet İbn Abbas (r.a.)'a kadar sahihtir. Mücahid der ki:

 

Adem ile Havva Cennet yapraklarıyla elbise gibi üstlerini kapattılar. Vehb b. Münebbih "(İblis) onların elbiselerini sayarak" buyruğu hakkında şöyle der: Adem ile Havva'nın elbiseleri cinselorganları üzerindeki bir nurdu. Ne Adem (a.s) Havva'nın avretini, ne de Havva Adem'in (a.s) avretini görüyordu. Ağacın meyvesinden yiyince ikisinin avreti de ortaya çıktı. Bunu Taberi ona kadar sahih senetle rivayet etmiştir. Abdurrezzak, Ma'mer kanalıyla Katade'den şöyle nakleder: Adem (a.s): "Ey Rabbim, peki tevbe ve istiğfar edersem ne olacak?" diye sordu. Allah (c.c) "O zaman seni tekrar Cennet'e koyarım" buyurdu. İblis ise tevbe imkanı sağlamasını değil ona mühlet vermesini istedi. Allah da her birine istediğini verdi. Dahhak b. Müzahim "Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik, eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz." (A’raf, 23) buyruğu hakkında şöyle der:

 

"Bunlar Adem (a.s)'ın Rabbinden aldığı sözlerdir. Taberi, Said b. Cübeyr kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Ağaçtan yediğinde Adem (a.s)'a "Seni men ettiğim ağaçtan neden yedin?" denilince, "Bana bunu Havva emretti" dedi. Bunun üzerine Allah (c.c) "Öyleyse ben de onu hamileliğini ve doğumunu zor ve sıkıntılı yapmakla cezalandırdım." dedi. Bunun üzerine Havva çığlık attı. Kendisine: Çığlık sana ve çocuğuna olsun" denildi.

 

 

24. Allah: "Birbirinize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde bir süreye kadar yerleşme ve faydalanma vardır" buyurdu.

25. "Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız" dedi.

 

Tefsiri:

 

Kimine göre "İnin" emri Adem (a.s), Havva, İblis ve yılana söylenmiştir. Kimi ise bunlar arasında yılanı zikretmemiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Buradaki asıl düşmanlar Adem ile İblis'tir. Bu yüzden Yüce Allah Taha suresinde "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin." (Taha, 123) buyurur. Havva Adem’e tabi, bahsedilen yılanın aslı varsa o da İblis’e tabidir. Müfessirler her birinin indiği yerler hakkında bazı bilgiler zikretmişlerdir. Bu haberler sonuçta İsrailiyat kaynaklıdır. Doğru olup olmadıklarını en iyi Allah bilir. Bu mekanların zikredilmesi mükelleflerin din veya dünyalarına bir fayda getirecek olsaydı Allah (c.c) kitabında veya Peygamberi zikrederdi.

"Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar yerleşme ve faydalanma vardır. " Yani, kalemin yazdığı, kaderin teker teker kaydettiği ilk kitapta belli bir vakte kadar belirlenmiş yurtlar ve hayatlar vardır. İbn Abbas (r.a.) der ki: "yerleşme yeri"nden kasıt kabirlerdir. Ondan yapılan başka bir rivayete göre kasıt "Yerin üstü ve altıdır." Bu iki rivayeti İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir.

 

"Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız" dedi." buyruğu, Allah'ın "O da: Bizim Rabbimiz, her şeye hilkatini (varlık ve özelliğini) veren, sonra da doğru yolu gösterendir, dedi." (TaMı, 50) buyruğu gibidir, Yüce Allah yeryüzünü dünyadaki hayatları boyunca Ademoğulları için bir yurt kılmıştır. Doğumları, ölümleri ve kabirleri orada olacaktır. Allah'ın ilkinden sonuncusuna kadar tüm nesilleri bir araya toplayacağı ve her birine amelinin karşılığını vereceği kıyamet günündeki tekrar dirilişleri de orada olacaktır.

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

26. Ey Ademoğulları! Size ayıp yerlerinizi Örtecek kıyafet, süslenecek elbise yarattık. Takva elbisesi işte o, daha hayırlıdır. İşte bunlar, Allah’ın ayetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar.