|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
A’raf Suresi 44 - 49.ayetler |
Cennet, Cehennem ve A'raf Halkı:
44. Cennet ehli,
Cehennem ehline: "Biz Rabbimizin bize vaad
ettiğini gerçek bulduk, siz de Rabbinizin size vaad
ettiğini geçek buldunuz mu?" diye seslenir. "Evet!" derler. Ve
aralarından bir tellal, ''Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!" diye
bağırır.
45. Onlar, Allah
yolundan alıkoyan ve o yolun eğri olmasını isteyen zalimlerdir. Onlar ahireti de inkar edenlerdir.
Tefsiri:
Yüce Allah yerlerine
yerleştiklerinde Cennet halkının Cehennem halkını azarlayarak ve yererek şöyle
diyeceklerini haber veriyor: "Biz Rabbimizin bize vaad
ettiğini gerçek bulduk." Ayetteki "....."
edatı mahzuf bir kelimenin tefsircisidir.
"....." ise kesinlik ifade etmektedir. "Siz de Rabbinizin size vaad ettiğini gerçek buldunuz mu?" Nitekim Yüce Allah Saffat Suresinde kafir bir arkadaşı olan birini şöyle
anlatmaktadır: "İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını Cehennemin
ortasında gördü. "Yemin ederim ki sen az daha beni de helak edecektin.
Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (Cehenneme) getirilenlerden
olurdum." dedi. "Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek ve
bir daha azap görmeyecek değil miyiz (diyordun öyle mi?)." (Saffat, 55-59) Burada (son cümlede) arkadaşının dünyada
söylediği bu sözü reddediyor, sonunda vardığı azap ve cezadan dolayı onu
ayıplıyor ve suçluyor, Aynı şekilde onları melekler de yerecek ve şöyle
diyecekler: "İşte yalanlayıp durduğun uz ateş budur!" denilir,
"Bir büyü müdür bu, yoksa görmüyor musunuz? Girin oraya, sabretseniz de
sabretmeseniz de artık sizin için birdir. Siz ancak yaptıklarınızın karşılzğına çarptırılacaksınız," (Tur, 14-16)
[3107] Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de
Bedir günü ölenleri yererek şöyle seslenmişti: "Ey Hişam
oğlu Ebu Cehil, ey Utbe b. Rebia, ey Şeybe b. Rebia- .. -bu şekilde adlarını zikretti- Rabbinizin size vaad ettiğini hak buldunuz mu? Zira ben Rabbimin bana vaad ettiğini hak olarak buldum. " Hz. Ömer (r.a.)
"Ya Rasulallah! Artık leş olmuş bir topluluğa mı
sesleniyorsun?" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Canımı elinde tutan Allah’a andolsun ki siz beni onlardan daha iyi işitmiyorsunuz.
Fakat onlar cevap veremiyorlar." buyurdu.
Yüce Allah sonra şöyle
buyuruyor: "Ve aralarından bir tellal, ''Allah'ın laneti zalimlerin
üzerine olsun!" yani üzerlerinde daima lanet olsun. "diye
bağırır." Yani, bir duyurucu böyle bir duyuru yapar ve bir münadi böyle
seslenir.
"Onlar, Allah
yolundan alıkoyan ve o yolun eğri olmasını isteyen zalimlerdir." Yani,
insanları Allah'ın (c.c.) ve Rasulü'nün (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
yoluna, şeriatına ve Peygamberlerin getirdiklerine uymaktan alıkoyan, hiç kimse
uymasın diye yolun doğru değil eğri olmasını isteyen zalimlerdir. "Onlar ahireti de inkar edenlerdir. " Yani, onlar ahiret yurdunda Allah'la buluşmaya inanmaz ve tasdik
etmezler, bilakis onu inkar eder ve yalanlarlar. O yüzden kendilerinden sadır
olan çirkin hiçbir söz ve hareketi önemsemezler. Çünkü hesaba çekilmekten de
azap görmekten de korkmazlar. Dolayısıyla onlar hareket ve söz bakımından
insanların en kötüleridirler.
46 İki taraf arasında
bir sur ve A'raf üzerinde de herkesi simalarından
tanıyan adamlar vardır. Bunlar henüz Cennet'e giremedikleri halde girmeyi
umarak, Cenret ehline: "Selom
size!" diye seslenirler.
47. Gözleri Cehennem
ehli tarafına döndürülünce de: Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile beraber
bulundurma! derler,
Tefsiri:
Allah Teala Cennet halkının Cehennem halkıyla konuşmasını
anlattıktan sonra Cennet halkı ile Cehennem halkı arasında bir perde olduğuna
dikkat çekiyor ki o Cehennem halkının Cennet’e ulaşmasını önleyici bir
engeldir. İmam Taberi der ki: Bu, Allah'ın (c. c)
"Nihayet onların arasına, içinde rahmet, dışında azap bulunan kapılı bir
sur çekilir. " (Hadid, 13) buyruğunda ifade
ettiği surdur. Burası, hakkında Allah'ın (c. c) "İki taraf arasında bir
sur (engel) ve A'raf üzerinde de herkesi simalarından
tanıyan adamlar vardır. " buyurduğu "A'raf
" tır. İmam Taberi daha sonra Süddi'ye kadar ulaşan bir senediyle onun "İki taraf
arasında bir sur (engel) vardır" ayeti hakkında: O sur'dur, A'raf'tır, dediğini rivayet etmiştir. Mücahid:
A'raf Cennet ile Cehennem arasındaki engeldir, kapısı
olan bir sur'dur, demiştir. İmam Taberi der ki:
"A'raf" kelimesi "Urf"
kelimesinin çoğuludur. Araplar yerden yüksek her şeye "Urf"
derler. Horozun ibiğine de çıkıntılı olduğu için "urf"
adı verilmiştir.
Bize .. Ubeydullah b. Ebu Yezid'den, onun İbn Abbas
(r.a.)'1 şöyle derken işittiğini rivayet etmiştir: "A'raf
yüksek olan şeye denir," Mücahid, İbn Abbas (r.a.)'tan: A'raf
horozun ibiği gibi bir surdur, diye rivayet etmiştir. Başka bir rivayete göre İbn Abbas (r.a.): "O Cennet ile Cehennem arasında bir
surdur" demiştir. Dahhak ve bir çok tefsirci de
böyle demişlerdir. Süddi: Buraya "A'raf" denilmesi oradakilerin insanları tanımasından
dolayıdır (ma'rife bilmek demektir). A'raf ehlinin kimler olduğuna dair tefsircilerin farklı
görüşleri vardır. Hepsi birbirine yakın olup sonuçta bir manaya döner ki ona
göre "A'raf ehli sevapları ve günahları eşit
olan kimseler"dir. Huzeyfe, İbn
Abbas ve İbn Mes'ud
(r.a.)'tan, selef ve haleften bir çok kişi (Allah hepsine merhamet etsin) bunu
bizzat ifade etmişlerdir.
[3108] Hafız İbn Merduyeh de Cabir b. Abdullah
(r.a.)'tan şöyle nakleder; Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e
sevaplarıyla günahları birbirine eşit olan kimse soruldu. "Onlar A'raf halkıdır. Cennet’e girmemişlerdir fakat girmeyi
ummaktadırlar." buyurdu. Hadis bu tarikle gariptir.
[3109] İbn Merduyeh başka bir tarikle Müzeyne'li bir adamdan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e A'raf halkı soruldu.
"Onlar babalarının izni olmadan, onlara isyan ederek cihada çıkıp Allah
yolunda öldürülenlerdir. " buyurdu.
[3110] Said b. Mansur, Ebu Ma'şer'den ... o da Abdurrahman
el-Müzeni'den şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e A'raf halkının kim
oldukları soruldu. "Onlar babalarına karşı gelerek (cihada çıkan ve) Allah
yolunda öldürülenlerdir. Cennet’e girmelerini engelleyen babalarına isyanları,
Cehennem'e girmelerini engelleyen ise Allah yolunda öldürülmeleridir. "
buyurdu. Bunu İbn
Merduyeh, Taberi ve İbn Ebi Hatim de Ebu Ma'şer'e kadar ulaşan ve
gerisi aynı olan bir çok senetle rivayet etmişlerdir. İbn
Mace de İbn Abbas (r.a.) ve
Ebu Said el-Hudri (r.a.)'tan Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
hadisi olarak rivayet etmiştir. Bu merfU rivayetlerin sıhhatini Allah daha iyi bilir. Ama bu
söz en azından mevkuftur ve o da zikredilen manaya delalet etmektedir.
Taberi, Şa’bi'den şöyle rivayet eder:
Huzeyfe (r.a.)'a A'raf halkı sorulduğunda şöyle dedi:
"Onlar sevaplarıyla günahları eşit olan, günahları Cennet’e girmekten
alıkoyan, sevapları Cehennem’e girmekten engelleyen kimselerdir. Allah'ın (c.c)
haklarında hükmünü vermesi için orada bir sur üzerinde durdurulurlar."
imam Taberi bunu başka bir tarikten daha uzun şekilde
de rivayet etmiştir ki ona göre Şa'bı şöyle anlatır: Abdulhamid b. Abdurrahman,
yanında Kureyşlilerin kölesi Ebu
Zinad Abdullah b. Zekvan
olduğu halde bana gönderilmişti. Birden daha önce konuşmamış bir şekilde A'raf ehli hakkında konuşmaya başladılar. Onlara
"isterseniz size Huzeyfe'nin anlattıklarını aktarabilirim." dedim.
"Tamam, söyle" dediler. Dedim ki: Huzeyfe A'raf
halkından bahsederek şöyle dedi: Onlar sevapları kendilerini Cehennem'den
kurtaran; ancak günahları Cennet'e girmelerini engelleyen kimselerdir. Gözleri
Cehennem halkına doğru çevrildiğinde "Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu
ile beraber bulundurma! derler." Onlar bu halde iken Rabbin onlara görünür
ve "Gidin ve Cennet'e girin. Ben sizleri bağışladım." buyurur.
Abdullah b. Mübarek, Ebu Bekir Hüzeli'den Said b. Cübeyr'in şöyle dediğini
rivayet etmiştir: İbn Mes'ud
(r.a.) şöyle dedi: Kıyamet gününde insanların hesapları görülür. Sevapları
günahlarından sadece bir fazla olan Cennet' e, günahları sevaplarından fazla
olan ise Cehennem’e girer. İbn Mes'ud
(r.a.) daha sonra "O gün tartı haktır. Kimin (sevap) tartıları ağır
gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Kimin de tartıları hafif gelirse,
işte onlar, ayetlerimize karşı haksızlık ettiklerinden dolayı kendilerini
ziyana sokanlardır. " (A'raf, 8-9) ayetlerini
okudu. Sonra şöyle dedi: Tartının bazen bir buğday tanesi kadar hafif, bazen
bir buğday tanesi kadar ağır geldiği olur. Kimin sevapları ile günahları eşitse
o da A'rat ehlindendir. Bunlar Sırat köprüsü üzerinde
durdurulurlar. Sonra Cennet halkını da Cehennem halkını da bilirler. Cennet
halkına baktıklarında "Size selam olsun" diye selam verirler.
Gözlerini sollarına çevirdiklerinde Cehennem halkını görür ve "Ey
Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma!" derler. Onların
yurtlarında olmaktan Allah'a sığınırlar. Sevapları ağır basanlara bir ışık
verilir. Önlerinde ve sağlarında olan bu ışıkla yürürler. O gün erkek ve kadın
her kula bir ışık verilir. Ancak Sırat'a geldiklerinde Allah (c. c) her münafık
erkekle münafık kadının nurunu ondan alır. Cennet halkı münatıkların
karşılaştıkları bu durumu görünce "Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için
tamamla ... " (Tahrim, 8) derler, A'raf halkının ise önlerindeki ışık kalır ve onlardan
alınmaz. Yüce Allah orada "Bunlar henüz Cennet'e giremedikleri halde
girmeyi umarak" buyurmuştur. Cennete girme umutlarının olması onların
Cennete girmesi demektir. İbn Mes'ud
(r.a.) der ki: Kul bir iyilik işlediğinde ona 10 sevap yazılır, bir kötülük
işlediğinde ise sadece bir günah yazılır. İbn Mes'ud (r.a.) daha sonra şöyle der: "Bir'leri
on'larına yenilen helak oldu." Bunu Taberi
rivayet etmiştir. İmam Taberi, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: A'raf Cennet ile
Cehennem arasındaki surdur ve A'raf halkı
buradadırlar. Allah (c.c) onları affetmeye karar verdiğinde onlar "hayat
nehri" denilen bir nehre götürürler. Renkleri düzelsin diye iki kıyısında
inciyle kaplı altın kamışlar bulunan ve toprağı misk olan bu nehre atılırlar.
Boğazlarında beyaz bir ben olur ve bununla bilinirler. Renkleri düzelince Yüce
Rahman onlara "Dilediğinizi temenni edin." buyurur. Onlar da
temennilerde bulunurlar. Bitince Allah (c.c) "Size temenni ettiğiniz
şeyler ve onların yetmiş katı vardır." buyurur. Cennet’e onunla
tanındıkları bu beyaz benle girerler. Onlara "Cennet halkının
fakirleri" adı verilir. Bunu İbn Ebi Hatim de babasından, o Yahya b. Muğıre'den,
o da İmam Taberi'den aynı senetle rivayet etmiştir.
Bunu Süfyan-ı Sevri, Mücahid'in Abdullah b. Haris'ten nakliyle, onun sözü olarak
rivayet etmiş olup bu daha sahihtir. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Bu söz Mücahid, Dahhak ve daha
başkalarından da rivayet edilmiştir.
[3111] Süneyd b. Davud ... Ebu Zür'a b. Amr
b. Cerir'den şöyle nakleder: Resulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e
A'raf halkı sorulunca şöyle buyurdu: "Onlar
haklarında en son hüküm verilecek kimselerdir. Alemlerin Rabb'i
kullar arasında hükmünü bitirince onlara 'Sizi sevaplarınız Cehennem'den
çıkardı, fakat Cennet’e giremediniz. Öyleyse siz benim azatlı la rı msın ız.
Cennet'te dilediğiniz yere gidin. ' buyuracak. " Bu senedi hasen
olan mürsel bir rivayettir.
A'raf ehlinin zina çocukları olduğunu söyleyenler de olmuştur ki
bunu İmam Kurtubı nakletmiştir.
[3112] Hafız İbn Asakir de Enes b. Malik
(r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem): "Cinlerin Mü'minlerine
mükafat ve ceza vardır." buyurdu. Biz onların mükafatlarını ve Mü'minlerini sorduk. "Onlar A'raf
üzerindedirler. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ümmetiyle birlikte Cennet'te değildirler."
buyurdu. "A’raf nedir?" diye sorduk.
"Cennet'in bahçeleridir. Orada nehirler akar, ağaçlar ve meyveler biter.
" buyurdu. Bunu Imam Beyhaki
de rivayet etmiştir.
Süfyan-ı Sevri, Huseyf'ten,
Mücahid'in şöyle dediğini rivayet eder: A’raf halkı salih, fakih ve alim
kimselerdir. İmam Taberi, senediyle Ebu Midez'in "İki taraf
arasında bir sur ve A'raf üzerinde de herkesi
simalarından tanıyan adamlar vardır. " buyruğu hakkında: Onlar Cennet
halkıyla Cehennem halkını bilen bir melek topluluğudur, dediğini nakleder. Ebu Miclez devamla şöyle
demiştir: "Bunlar henüz Cennete giremedikleri halde girmeyi umarak, Cennet
ehline: "Selom size!" diye seslenirler.
Gözleri Cehennem ehli tarafına döndürülünce de: Ey Rabbimiz! Bizi zalimler
topluluğu ile beraber bulundurma! derler. (Yine) A'raf
ehli simalarından tanıdıkları" Cehennem'deki "birtakım adamlara
seslenerek derler ki: "Ne çokluğunuz ne de taslamakta olduğunuz büyüklük
size bir yarar sağladı. Allah'ın, kendilerini hiçbir rahmete erdirmeyeceğine
dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı? (ve Cennet ehline dönerek): 'Girin
Cennete; artık size korku yoktur ve siz üzülecek de değilSiniz'
(derler)." (A'raf, 46-49) Bunu Cennetlikler
Cennet'e girdiklerinde söyleyecekler." Bunun Ebu
Midez’e kadar olan senedi sahihtir. Bu, tabiinden Ebu Miclez Lahık
b. Humeyd'in garip (sıradışı)
bir görüşüdür. Bağlamla da uyuşmamaktadır. Cumhurun görüşü onun görüşüne tercih
edilir. Zira ayet onların söylediklerine delalet etmektedir. Mücahid'in: Onlar salih, alim ve
fakih bir topluluktur, sözü de gariptir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Kurtubi A’raf ehli hakkında on iki görüş
nakletmiştir ve bunlardan birine göre onlar şehitlerdir. Bir görüşe göre ahiretin dehşetlerinden kurtulan ve insanların durumlarını
seyreden salih kimselerdir. Başka görüşe göre
Peygamberler, bir görüşe göre de Meleklerdir.
"Herkesi
simalarından tanırlar." ifadesi hakkında Ali b. Ebi
Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Onlar
Cennet ehlini yüzlerinin beyazlığından, Cehennem ehlini yüzlerinin karalığından
tanırlar. Dahhak da İbn
Abbas (r.a.)'tan böyle rivayet etmiştir. Avfi ise İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle rivayet etmiştir: Allah (c.c)
onları A’raf'a, Cennet'te olacak ve Cehennem'de
olacak kimseleri bilmeleri, Cehennem ehlini yüzlerinin karalığından tanıyıp
zalim kimselerle birlikte eylememesi için Allah'a sığınmaları için koyar. O
arada da Cennet halkına selam verirler. Oraya girmemişlerdir ve girmeyi
ummaktadırlar. Allah'ın izniyle de gireceklerdir. Mücahid,
Dahhak, Süddi, Hasan-ı Basrı ve Abdurrahman b. Zeyd de böyle demişlerdir. Ma'mer'in
naklettiğine göre; Hasan-ı Basrı "Bunlar henüz
Cennet'e giremedikleri halde girmeyi umarak" buyruğunu okudu ve
"Vallahi Allah (c.c) bu ümidi onların kalbine onlar hakkında murat ettiği
ikramdan dolayı koymuştur." dedi. Katade der ki:
Allah (c.c) onların makamını size umutları yoluyla haber vermiştir.
"Gözleri Cehennem
ehli tarafına döndürülünce de: Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile beraber
bulundurma! derler." Dahhak, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: A’raf'takiler
Cehennem halkına bakıp tanıyınca "Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile
beraber bulundurma!" derler. Süddi der ki: A’raf'takilere Cehennem’e gitmeleri emredilen bir
toplulukla birlikte emir verilince, "Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu
ile beraber bulundurma!" derler. İkrime der ki:
Yüzleri Cehennem ateşinde soyulur. Fakat Cennet halkını gördüklerinde bu
onlardan kaybolur. Abdurrahman b. Zeyd
der ki: "Gözleri Cehennem ehli tarafına döndürülünce" ve onların yüzünü
kara, gözlerini mor görünce "Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile
beraber bulundurma! derler. "
48. (Yine) A'raf ehli simalarından tanıdıkları birtakım adamlara
seslenerek derler ki: "Ne çokluğunuz ne de taslamakta olduğunuz büyüklük
size bir yarar sağladı.
49, Allah'ın,
kendilerini hiçbir rah!nete erdirmeyeceğine dair
yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı?" (ve Cennet ehline dönerek):
"Girin Cennete; artık size korku yoktur ve siz üzülecek de
değilsiniz" (derler).
Tefsiri:
Yüce Allah A'raf ehlinin Cehennem'de olan ve yüzlerinden tanıdıkları
Müşriklerin önde gelenlerini ve liderlerini yerişlerini haber veriyor: "Ne
çokluğunuz" "....." (topluluğunuz)'dan kasıt çokluğunuz'dur,
"ne de taslamakta olduğunuz büyüklük size bir yarar sağladı." Yani,
ne çokluğunuz ne de topluluk olmanız, bunların hiçbirinin size faydası olmadı.
Bilakis düçar olduğunuz azap ve cezayı çektiniz.
"Allah'ın, kendilerini hiçbir rahmete erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz
kimseler bunlar mı?" Yani, Allah (c. c) A'raf'takilere
böyle diyecek. Ardından, "Girin Cennete; artık size korku yoktur ve siz
üzülecek de değilsiniz" buyuracak. İmam Taberi, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: A'raf
ehli Cehennem'liklere Allah'ın takdir ettiği "Ne çokluğunuz ne de
taslamakta olduğunuz büyüklük size bir yarar sağladı." sözünü söyleyince
Allah (c.c) büyüklenen ve malı mülkü olan kimselere şöyle seslendi: Allah'ın,
kendilerini hiçbir rahmete erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar
mı? Girin Cennete; artık size korku yoktur ve siz üzülecek de değilsiniz.
"
[3113] Huzeyfe der ki: A'raf'takiler iyi amelleriyle kötü amelleri eşit olan,
iyilikleri Cennet'e girmelerine, günahlarının azlığı da Cehennem’e girmelerine
yetmeyen, bu yüzden A'raf'ta tutulan kimselerdir.
Bunlar insanları simalarından tanırlar. Allah (c.c) kulları arasında hükmünü
verdikten sonra bunların (şefaat edecek kimselerden) şefaat istemelerine izin
verir. Bunun üzerine Adem (a.s)'a gelerek "Ey Adem! Sen babamızsın, Rabb'in katında bizim için şefaatta
bulun." derler. Adem (a.s) "Siz Allah'ın eliyle yarattığı ve ona
ruhundan üflediği, hakkında rahmeti gazabını geçen, meleklerin kendisine secde
ettiği benden başka birini biliyor musunuz?" der. Onlar "Hayır"
deyince Adem (a.s) "Ben bunların kıymetini bilemedim. Size şefaat edemem.
Fakat siz oğlum İbrahim'e gidin." der. Onlar da İbrahim (a.s)'a gelip
ondan Rabbleri katında kendilerine şefaat etmesi
talebinde bulunurlar. O da "Siz Allah'ın dost edindiği başka birini
biliyor musunuz, siz Allah yolunda kavminin ateşte yakmaya çalıştığı benden
başka birini biliyor musunuz?" der. Onlar "Hayır" derler.
İbrahim (a.s) "Ben bunların kıymetini bilemedim. Size şefaat edemem. Fakat
siz oğlum Musa'ya gidin." der. Onlar da Musa (a.s)'a giderler. Musa (a.s)
"Allah'ın direk konuştuğu ve sırdaş olarak kendisine yaklaştırdığı benden
başka birini biliyor musunuz?" der. Onlar "Hayır" derler. Musa
(a.s) "Ben bunların kıymetini bilemedim. Size şefaat edemem. Fakat siz
İsa'ya gidin" der. Bunun üzerine ona giderler. İsa (a.s)'a giderler ve
"Bize Rabbin katında şefaat et." derler. İsa (a.s) "Siz Allah'ın
babasız yarattığı benden başka birini biliyor musunuz?" der. Onlar
"Hayır" derler. "Anadan doğma körü ve abraşı iyileştiren,
Allah'ın izniyle ölüyü dirilten benden başka birini tanıyor musunuz?" der.
Onlar "Hayır" derler. İsa (a.s) "Benim kendim için bir gücüm var
mı ki? Ben bu nimetlerin kıymetini bilemedim. Size şefaat edemem. Fakat siz
Muhammed’e gidin." der. Bana gelirler. Ben de elimi göğsüme koyup
"İşte onun ehli benim" derim. Sonra gidip Arş'ın önünde durur ve
Rabbimin huzuruna varırım. Bana; işitenlerin bir benzerini işitmediği hamd sözleri ilham edilir. Sonra secde ederim. Bana
"Başını kaldır. İste isteğin verilecek, şefaat et şefaatin kabulolunacak." denilir. Ben de başımı kaldırır, sonra
Aziz ve Celil olan Rabbime övgüler söylerim. Sonra secdeye kapanırım. Bana
"Başını kaldır. İste, isteğin verilecek. Şefaat iste, şefaatin kabulolunacak." denilir. Başımı kaldırıp "Rabbim,
ümmetim" derim. Allah (c. c) "Onlar senindir" buyurur.
Gönderilmiş hiçbir Peygamber ve Allah'a yakın hiçbir melek kalmayıp hepsi bu
makamdan dolayı bana gıpta eder ki o; "Mahmud
makamı"dır. Ardından onları Cennet'e götürürüm. Açılmasını isterim. Ben ve
onlar için Cennet açılır. Bu kimseler "hayat nehri" denen bir nehre
götürülürler. Nehrin kenarında inciyle kaplı kamışlar vardır. Toprağı misk,
çakılı yakuttur. Yıkanınca onlara Cennetliklerin rengi ve kokusu gelir (o
renkte ve kokuda olurlar). Böylece parlak yıldızlar gibi olurlar. Göğüslerinde
beyaz benler kalır ve onunla tanınırlar. Onlara Cennet halkının yoksulları
denir."
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |