|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
A’raf Suresi 73 – 79.ayetler |
Salih (a.s) ve Semud Kavmi:
73. Semud kavmine de kardeşleri Salih'i gönderdik. Dedi ki:
"Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Size
Rabbinizden açık bir delil gelmiştir. İşte o da, size bir mucize olarak
Allah'ın şu devesidir. Onu bırakın, Allah'ın arzında yesin, ona kötülük
etmeyin; sonra sizi acıklı bir azap yakalar.
74. Düşünün ki Allah
Ad kavminden sonra, yerlerine sizi getirdi. Ve yeryüzünde sizi yerleştirdi:
Onun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz, dağlarında evler yontuyorsunuz. Artık
Allah'ın nimetlerini hatırlayın da yeryüzünde fesatçılar olarak karışıklık
çıkarmayın.
75. Kavminin ileri
gelenlerinden büyüklük taslayanlar, içlerinden zayıf görülen inananlara dediler
ki: "Siz Salih 'in, Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?"
Onlar da, "Şüphesiz biz O'nunla ne gönderilmişse
ona inananlarız" dediler.
76. Büyüklük
taslayanlar da dediler ki: "Biz de sizin inandığınızı inkar
edenleriz. "
77. Derken o dişi
deveyi, ayaklarını keserek öldürdüler ve Rablerının
emrinden dışarı çıktılar da: "Ey Salih! Eğer sen gerçekten
Peygamberlerdensen bizi tehdit ettiğin azabı getir" dediler.
78. Bunun üzerine
onları o sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü donakaldılar.
Tefsiri:
Tefsir ve nesep alimleri şöyle anlatırlar: Semud;
Nuh oğlu Sam oğlu İrem oğlu Asir oğlu Semud'dur. Cedis b. Asir'in kardeşi olur. Tasm
kabilesinin soy ağacı da böyledir. Tüm bunlar İbrahim (a.s)'dan
önceki hakiki Araplardır.
Semud Ad'dan sonra idi. Bunların yurtları Hicaz ile Şam
arasındaki Vadi'l-
kura tarafında bulunan ve herkesçe bilinen bir yerdir. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) de hicretin 9. yılında Tebük'e
giderken onların kasabalarından ve yurtlarından geçmiştir.
[3126] İmam Ahmed b. Hanbel, Nafi' kanalıyla İbn Ömer
(r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
insanları Tebük'e indiğinde Semud
kabilesinin evlerinin bulunduğu Hicr’e indirdi.
İnsanlar Semud kabilesinin içtikleri kuyulardan su
çıkardılar, onunla hamur yaptılar ve kazanlarına döktüler. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
(bunu duyunca) onlara emretti ve kazandakileri döktüler, hamurları hayvanlara
yedirdiler. Sonra onlarla yola çıktı ve devenin su içtiği kuyunun olduğu yere
konakladı. Onları Allah'ın azap ettiği milletin yurduna girmekten men etti ve
"Ben onların başına gelenin sizin başınıza gelmesinden korkuyorum. Onun
için onların olduğu yere girmeyin." buyurdu.
[3127] İmam Ahmed b. Hanbel yine İbn Ömer (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Hicr beldesinde iken
şöyle buyurdu: "O azap edilenlerin beldesine ancak ağlayarak girin.
Ağlamayacaksanız girmeyin. Sonra, onların başına gelen sizin başınıza da gelmesin.
" Bu hadisin aslı Buhari ve Müslim'in
Sahih'lerinde bir çok tarikten tahric
edilmiştir.
[3128] Yine İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Kebşe el-Enmari'den
şöyle nakleder: Tebük seferinde iken insanlar bir an
önce Hicr beldesine girmek için acele ettiler. Bu
haber Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e ulaşınca insanlara, "Namaz
için toplanın" diye çağrı yaptı. Ben de Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
yanına gittim. Devesini tutmuş şöyle diyordu: "Allah'ın gazap ettiği bir
milletin beldesine nasıl girersiniz?" Onlardan biri: "Onların
durumuna hayret edip ibret alıyoruz ya Rasulallah!"
dedi. Allah Rasulü (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) "Size daha çok öğüt verecek
olanı söyleyeyim mi: size daha önce olanları ve sizden sonra olacakları haber
veren sizden bir adam (ben).
İstikamet ve itidal
üzere olun. Allah (c.c) size azap etmekten dolayı hiçbir şeye aldırmaz. Bir
zaman öyle kimseler gelecek ki onlar kendilerine gelecek hiçbir şeyi
engelleyemeyecekler. " Bunu Kütüb-i Sitte
sahiplerinden hiçbiri kitabında zikretmemiştir. Ebu Kebşe'nin adı Amr b. Sa'd'dır. Amir b. Sa'd olduğu da
söylenmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
[3129] İmam Ahmed b. Hanbel Cabir (r.a.)'tan
şöyle nakleder: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) Hicr’den
geçerken "Mucizeler istemeyin. Zira Salih (a.s) 'ın
kavmi istemişti ve o -deve- bu dağ yolundan geliyor, buradan çıkıp gidiyordu.
Onlar Rabblerinin emrine karşı gelip deveyi
boğazladılar. Bir gün deve onların suyunu içiyor, bir gün onlar onun sütünü
içiyorlardı. Ancak hayvanı boğazladılar. Bunun üzerine onları bir çığlık
yakaladı ve Allah (c. c), koruma bölgesinde olan bir adam dışında gökkubbe altında olan herkesi helak etti." buyurdu.
Sahabeler "O kimdir ya Rasulallah?"
dediler. "Ebu Rigal'dir.
Harem bölgesinden çıkınca milletinin başına gelen onun da başına geldi."
buyurdu. Bu hadis Kütüb-i Sitte'nin
hiçbirinde yer almamaktadır. Ancak senedi Müslim'in senet koşullarına haizdir.
Yüce Allah bu ayetlerde
şöyle buyuruyor: "Semud kavmine de kardeşleri
Salih'i gönderdik." Yani, Semud kabilesine aynı
kabileden Salih (a.s)'ı Peygamber olarak gönderdik. "Dedi ki: "Ey
kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur." Bütün
Peygamberler tek olan ve hiç ortağı bulunmayan Allah'a ibadete çağırırlar.
Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "Senden önce hiçbir rasul göndermedik ki ona: 'Benden başka İlah yoktur; şu
halde bana kulluk edin' diye vahyetmiş olmayalım.
" (Enbiya, 25) Bir ayette de şöyle buyurur: "Andolsun
ki biz, 'Allah'a kulluk edin ve Tağut'tan sakının'
diye (emretmeleri için) her ümmete bir Peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir
kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler.
Yeryüzünde gezin de görün, inkar edenlerin sonu nasıl
olmuştur!" (Nahl, 36)
"Size 'Rabbinizden
açık bir delil gelmiştir. Işte o da, size bir mucize
olarak Allah'ın şu devesidir." Yani, size getirdiklerimin doğru olduğuna
dair Allah'tan size bir delil gelmiş bulunmaktadır. Salih (a.s)'dan mucize isteyenler kendileriydi. Ona kendilerinin
belirlediği sert bir kayayı teklif ettiler. O hicr
tarafında tek bir kayaydı ve adı Katibe idi. O kayadan
kendilerine on aylık hamile ve aç bir deve çıkarmasını istediler. Salih (a.s)
da eğer Allah (c.c) istek ve taleplerine icabet ederse mutlaka Allah'a (c.c)
iman edip kendisine tabi olacaklarına dair onlardan söz ve ahitler aldı. Onlar
bu söz ve ahitleri verince Salih (a.s) namaza kalktı ve Allah'a (c. c) dua
etti. Birden o kaya hareketlendi. Sonra yarılıp içinden onların istediği gibi
bir deve çıktı. Cenini karnının iki tarafında hareket ediyordu. Tüylüydü ve
karnı boştu. O an kabile reisi Cünda b. Amr ile emrindeki insanlar iman ettiler. Semud'un diğer eşrafı da iman etmek istedi, fakat kabilenin
putlarının sahipleri Züab b. Amr
b. Lebid ile Hübab, Reban b. Sam'ar b. CeImes karşı çıktılar. Cünda b. Amr'ın Şihab b. Halife adında bir
amca oğlu vardı. Semud'un
eşrafından ve en saygın biriydi. Müslüman olmak istedi, fakat bunlar engelledi.
O da sözlerine uydu. Bu konuda Semud'un Mü'minlerinden Merheş b. Aneme b. Zemil (rh.a) şu
şiiri söylemiştir:
Amr'ın ailesinden bir grup Şihab'ı
Allah'ın dinine çağırmıştı. Semud'un eşrafı ise hep
birlikte, İmana yeltenmişti.
İcabet etselerdi Salih
bizim aramızda, Aziz biri olacaktı.
Onları arkadaşları Züab alıkoydu. Ancak Hicr ailesinden
bu asiler,
Rüşd çağında gelince Züab'a sırt
çevirdiler.
Deve ile bir süre sonra
gözleri önünde doğurduğu yavrusu bir müddet aralarında kaldı. Kuyudan bir gün O
içiyor, diğer günde ise onlara bırakıyordu. Devenin su gününde de onlar sütünü
sağıyorlardı. İçiyor, kaplarını ve taslarını istedikleri kadar dolduruyarlardı. Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle
buyurur: "Onlara, suyun aralarında paylaştırıldığını haber ver. Her biri
kendi içme sırasında gelsin." (Kamer, 28) Bir ayette de: "Salih: İşte
(mucize) bu dişi devedir; onun bir su içme hakkı vardır, belli bir günün içme
hakkı da sizindir, dedi." (Şuara, 155) buyurur. Deve bu vadilerde gezip
dolaşıyor, birinden girip diğerinden çıkıyordu. Çünkü sudan besleniyordu.
Zikredildiğine göre korkunç derecede büyük ve çok güzeldi. Yanlarından
geçtiğinde hayvanları ürküp kaçarlardı. Bu şekilde uzun bir süre geçip Salih
(a.s)'ı yalanlamaları gittikçe katılaşınca, suyun her gün kendilerine kalması
için onu öldürmeye karar verdiler. Hepsinin öldürmede ittifak ettiği söylenir. Katade der ki: Bana ulaşan bilgiye göre deveyi öldürecek
olan kimse buna razı olduklarını öğrenmek için herkese, evlerdeki kadınlara ve
çocuklara bile uğramıştı. Ben derim ki: Ayetlerden normalde anlaşılan da buna
kararı hepsinin verdiğidir. Çünkü Allah (c.c) ''Ama onlar, onu yalanladılar ve
deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri günahları sebebiyle onlara büyük bir
felaket gönderdi de hepsini helak etti." (Şems, 14) buyurur. Yine
"Nitekim Semud kavmine, açık bir mucize olmak
üzere bir dişi deve vermiştik. Onlar ise, (bu deveyi boğazladılar ve) bu yüzden
zalim oldular." (İsra, 59) buyurur. Yüce Allah
burada da "Derken o dişi deveyi, ayaklarını keserek öldürdüler"
buyurmuş, bu fiili kabilenin hepsine isnad etmiştir.
Bu da onların hepsinin razı olduğunu göstermektedir.
İmam Taberi
ve başka tefsir alimleri devenin öldürülmesinin
sebebine dair şunları anlatmışlardır: Onlardan Mizlec
oğlu Ganm kızı Uneyze
adında, Ümmü Ganm künyeli
bir kadın vardı. İhtiyar bir kafir olan bu kadın Salih
(a.s)'a en katı düşmanlık yapanlardandı. Güzel kızları ve bol malı olan bu
kadının kocası Züab b. Amr
da Semud'un ileri gelenlerindendi. Dehr oğlu Mahya adında bir oğlu ile Saduf
adında kızı bulunan diğer kadın Mahya da soylu, zengin ve güzel bir kadındı. Semud kavminden Müslüman bir adamın karısı iken ondan
ayrılmıştı. Bu iki kadın kendilerine yaklaşmak isteyenlere deveyi öldürmeyi
şart koşarlardı. Bir gün Saduf, Habbab
adında bir adamı yanına çağırdı ve deveyi öldürürse kendisini ona teslim
edeceğini söyledi. Fakat o kabul etmedi. Uneyze de Cünda oğlu Salif oğlu Kudar'ı çağırdı. Kudar kırmızı, gökgözlü ve kısa bir adamdı. Halk onun zina çocuğu olduğuna
ve nispet edildiği Salif'in oğlu değil Sayhad denilen birinin oğlu olduğuna inanırdı. Fakat Salif'in yatağında (annesi onunla evliyken) doğmuştu. Kadın
ona "Deveyi öldürmen şartıyla sana kızlarımdan dilediğini vereceğim."
dedi. Onun üzerine Salif oğlu Kudar
ile Mehrac oğlu Mesda
oradan ayrılıp Semud'un azgınlarını tahrik ettiler.
Onlara yedi kişi daha katıldı ve böylece dokuz kişi oldular. Işte Allah'ın "O şehirde dokuz kişi (elebaşı) vardı ki
bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.
" (Nem, 48) diye buyurduğu bu kimselerdir. Milletlerinde başkan konumunda
olan bu dokuz kişi kafir kabilelerin hepsini
kendilerine çekmeye çalıştılar. Onlar da uydular. Bu dokuz kişi gitti ve sudan
dönmekte olan deveyi gözetlemeye başladılar. Kudar
devenin yolu üzerindeki bir kayanın dibinde, Mesda da
diğer kayanın dibinde pusu kurdu. Deve bulunduğu yerden geçerken Mesda ona bir ok attı. Ok bacağının kaslı bölümüne
saplandı. Bunun üzerine Ümmü Ganm
Uneyze çıktı ve dünya güzeli kızına emir verdi. Kızı
yüzünü Kudar için açtı ve onu cesaretlendirdi. Kudar deveye bir ok daha atıp dizini kırdı ve sonunda deve
yere yıkıldı. Yavrusunu uyarmak için bir kez böğürdü. Adam bu kez göğsüne
vurarak boğazladı. Yavrusu oradan kaçıp yüksek bir dağa vardı ve oradaki en
yüksek kayaya çıkıp böğürdü. Bunu Abdurrezzak, Ma'mer'den, o Hasan-ı Basrı
(r.a.)'tan işiten birinden şöyle nakleder: Yavru deve "Rabbim, annem
nerede?" dedi. Onun üç gün böğürdüğü ve bir kayaya girip orada kaybolduğu
söylenir. Kimine göre ise peşinden gidip annesiyle birlikte onu da
öldürmüşlerdir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Bu şekilde deveyi
öldürmeyi tamamladıklarında haber Salih (a.s)'a ulaştı. Geldiğinde halk oraya
toplanmıştı. Deveyi görünce ağladı ve "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın
(sonra helak olacaksınız)!" (Hud, 65) dedi.
Akşam olunca bu dokuz kişi Salih (a.s)'ı da öldürmeyi kararlaştırdılar.
"Eğer doğruysa biz ondan önce davranmış oluruz. Yalancıysa devesine
kavuşturmuş oluruz." dediler. Yüce Allah şöyle buyurur: ''Allah'a and içerek birbirlerine şöyle dediler: Gece ona ve ailesine
baskın yapalım (hepsini öldürelim); sonra da velisine: 'Biz (Sa.lih) ailesinin yok edilişi sırasında orada değildik,
inanın ki doğru söylüyoruz' diyelim. Onlar böyle bir tuzak kurdular. Biz de
kendileri farkında olmadan, onların planlarını altüst ettik." (NemI, 49-50) Buna oybirliğiyle
karar verip gecenin bir vaktinde Allah'ın Peygamberi Salih (a.s)'ı öldürmek
için geldiklerinde Allah (c.c) -ki izzet O'nun ve elçisinindir- üzerlerine bir
taş düşürerek başlarını ezdi. Milletlerine bir ibret olmaları ve bir an evvel
azap görmeleri için böyle yapılmıştı. Semlid kavmi
mühlet verildikleri günlerin ilki olan Perşembe gününün sabahına, Salih (a.s)'ı
tehdit ettiği gibi yüzleri san halde çıktılar. Mühlet verilen ikinci güne
yüzleri kırmızı olarak çıktılar. Mühlet günlerinin üçüncüsü olan Cumartesine de
yüzleri siyah çıktılar. Pazar gününe çıktıklarında ise kefenlerini giyip
oturdular ve Allah'ın intikam ve azabını -Allah korusun- beklediler Kendilerine
ne yapılacağını, nasıl bir azaba uğrayacaklarını bilmiyorlardı. Güneş doğdu.
Gökten bir çığlık geldi ve altlarında şiddetli bir sarsıntı oldu. Anında
ruhları çıktı ve can verdiler. "yurtlarında diz üstü dona kaldılar."
Yani, ruhsuz ve cansız kaldılar. Onlardan büyük küçük, erkek ve kadın hiçbiri
bundan kurtulamadı. Anlattıklarına göre, onlarla birlikte sadece, Zürey'a adıyla çağrılan Selk kızı
Kelbe adındaki bir cariye helak olmadı. Salih (a.s)'a
büyük düşmanlık yapan bu kadın azabı görünce ayakkabılarını çıkardı ve kalkıp
son derece büyük bir hızla oradan ayrıldı. En yakındaki bir kabileye gidip
gördüklerini ve kavminin başına gelenleri anlattı. Sonra Onlardan su istedi.
Onu içer içmez de öldü.
Tefsir alimleri şöyle anlatırlar: Semud
kavminden Salih (a.s) ve Ona tabi olanlar dışında geriye sadece Ebu Rigal adında bir adam kaldı.
Kavminin başına helak geldiğinde o Mekke'de Harem'deydi. O yüzden Ona azaptan
hiçbir şey isabet etmedi. Bir gün harem bölgesinden çıkınca gökten bir taş
gelip onu öldürdü. Semud kıssasının başlarında bu
husustaki Cabir (r.a.) hadisi geçmişti. Alimlerin
zikrettiğine göre bu Ebu Rigal
Taif'teki Sakif kabilesinin
babasıdır.
[3130] Abdurrezzak, Ma'mer kanalıyla
İsmail b. Ümeyye'den şöyle nakleder: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Ebu Rigal'in kabrinden geçerken
"Bunun kim olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. Sahabiler
"Allah ve Rasulü daha iyi bilir." dediler.
"Bu Ebu Rigal'in
kabridir. Semud kab ilesi nden biriydi ve Allah'ın hareminde (korunmalı bölgesi
Mekke) idi ve Allah'ın haremi Allah'ın azabının Ona dokunmasını engellemişti.
Oradan çıkınca kavminin başına gelen onun da başına geldi ve buraya defnedildi.
Onunla birlikte bir altın dal da gömüldü. " buyurdu. Halk hemen gelip
kabrini araştırmaya koyuldular ve bulup altın dalı çıkardılar. Abdurrezzak der ki: Ma'mer bana Zühri'nin şöyle dediğini söyledi: Ebu
Rigal (Sakif kabilesinin
atası olan) Sakif'in babasıdır. Rivayet, bu vecihten mürseldir. Başka bir vecihten muttası!
olarak da rivayet edilmiştir.
[3131] Nitekim Muhammed
b. İshak, senediyle, Abdullah b. Amr'dan şöyle
nakleder: Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'i bizzat işittim; Onunla Taif’e çıktığımızda bir kabrin yanından geçerken "Bu Ebu Rigal'in kabridir. O ise Sakif'ih babası olmaktadır. Semud
kavmindendi. O esnada Harem'deydi
ve Harem azabı ondan engellemiştİ.
Oradan çıkınca kavminin başına gelen burada Onun başına geldi ve buraya
defnedildi. Onun alameti ise altın bir daldır. Eğer onu kazırsanız altını
bulursunuz." buyurdu. Bunun üzerine insanlar hemen mezarı açtılar ve
oradan altın dalı çıkardılar. Bunu Ebu Davud da Yahya b. Main'in Vehb b. Cerir'den ... onun da İbn
İshak'tan nakliyle rivayet etmiştir. Hocamız Ebu Haccac el-Mizzi: Bu hasen ve aziz bir hadistir, dedi. Ben derim ki: Bunu
muttasıl olarak sadece Büceyr b. Ebu
Büceyr bu senetle rivayet etmiştir. O da sadece bu
hadisle tanınan biridir. Yahya b. Milin: Ondan İsmail b. Ümeyye
dışında rivayet eden hiç kimse bilmiyorum, demiştir. Ben derim ki: O durumda
bunun Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e nispetinde bir yanlışlık yapılmış olmasından
korkulur. Bu Abdullah b. Amr (r.a.)'ın (Yermük savaşında ele
geçirdiği) kitap yüklü iki binitteki kitaplardan almış olabilir. Ben bunu
kendisine arz ettikten sonra hocamız el-Mizzi: Böyle
bir ihtimal vardır, dedi. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
79. Salih de o zaman
onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: "Ey kavmim! Andolsun
ki ben size Rabbimin elçiliğini tebliğ ettim ve size öğüt verdim, fakat siz
öğüt verenleri sevmiyorsunuz. "
Tefsiri:
Bu Salih (a.s)'ın kendisine muhalefetleri, Allah'a karşı isyanları,
hakikati kabul etmekten kaçınmaları ve hidayetten yüz çevirip körlüğe
yönelmeleri sebebiyle Allah'ın helak etmesi üzerine onları yeren ve azarlayan
sözleridir. Salih (a.s) bunu onlara; helak olduktan sonra suçlayıcı ve yerici
bir üslupla söylemiş, onlar da sözlerini işitmişlerdir.
[3132] Nitekim Buhari ve Müslim'in Sahih'lerinde geçen bir hadise göre;
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Bedir' deki Müşriklere galip gelince orada üç gün
kaldı. Sonra binitinin eğerlenmesini emretti. Üç gün
sonra gecenin son vaktinde biniti eğerlendi ve
devesine binip yola çıktı. Sonra kuyuların, Bedir kuyularının olduğu yerde
durdu ve şöyle demeye başladı:
"Ey Hişam oğlu Ebu Cehil, ey Utbe b. Rebia, ey Şeybe b. Rebia! Rabbinizin size vaad ettiğini hak buldunuz mu? Zira ben Rabbimin bana vaad ettiğini hak olarak buldum. " Hz. Ömer (r.a.)
"Ya Rasulallah! Artık kokuşan cesetler haline
gelmiş bir toplulukla ne konuşulur ki?" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem):
"Canımı elinde tutan Allah'a andolsun ki siz
beni onlardan daha iyi işitmiyorsunuz. Fakat onlar cevap veremiyorlar."
buyurdu.
[3133] Siret'te (Siret-i İbn Hişam'da) Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
onlara şöyle dediği ifade edilmektedir: "Siz Peygamberinize karşı ne kötü
bir Peygamber aşiretisiniz! Başka insanlar beni tasdik ederken siz beni yalanladınız.
Beni yurdumdan çıkardınız, başka insanlar barındırdı. Benimle savaştınız,
insanlarsa bana yardım ettiler. Siz Peygamberinize karşı davranışınızda ne kötü
bir Peygamber aşiretisiniz!"
Bunun gibi Salih (a.s)
da kavmine şöyle demiştir: "Ey kavmim! Andolsun
ki ben size Rabbimin elçiliğini tebliğ ettim ve size öğüt verdim." Yani,
fakat siz ondan faydalanmadınız. Çünkü siz hakikati sevmiyorsunuz ve hiçbir
öğütçüye uymuyorsunuz. O yüzden daha sonra şöyle demiştir: ''fakat siz öğüt
verenleri sevmiyorsunuz." Bazı müfessirlerin zikrettiğine göre ümmeti
helak olan her Peygamber gider ve Harem'e, Mekke haremine yerleşirdi. Doğrusunu
en iyi Allah bilir.
[3134] İmam Ahmed b. Hanbel de İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)
hacca gittiği yolculukta Usfan vadisinden geçerken
"Ey Ebu Bekir, bu hangi vadidir?" diye
sordu. Ebu Bekir (r.a.): "Usfan
vadisidir" dedi. Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem) "Hud
ve Salih (Allah'ın selamı üzerlerine olsun) Beyt-i
Atik'i (Kabe) ziyaret için giderlerken gemleri liften,
izarları aba ve ridaları
kaftan olan genç kırmızı develer üzerinde buradan geçtiler." buyurdu. Bunu
Ebu Davud, Yahya b. Main'in, Ahmed b. Hanbel'le aynı senetle nakliyle rivayet etmiştir.
Kütüb-i Sitte sahiplerinden hiçbiri ise zikretmemiştir.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |