İbn Kesir

Tefsir-i Kebir

A’raf Suresi

96 – 102.ayetler

 

Helak Edilen Kasaba Halkları: 

 

96. O ülkelerin halkı inansalardı ve korunsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık, fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.

97. Yoksa o ülkelerin halkı, geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?

98. Ya da o ülkelerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?

99. Allah'ın azabından emin mi oldular? Fakat ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah'ın azap vermesinden emin olamaz.

 

Tefsiri:

 

Yüce Allah Peygamber gönderilen kasaba halklarının imanlarının zayıflığını haber veriyor. Nitekim Allah (c.c) başka bir ayette şöyle buyurur:

"Yunus'un kavmi müstesna, (halkını yok ettiğimiz ülkelerden) herhangi bir ülke halkı, keşke (kendilerine azap gelmeden) iman etse de bu imanları kendilerine fayda verseydi! Yunus'un kavmi iman edince, kendilerinden dünya hayatındaki rüsvalık azabını kaldırdık ve onları bir süre (dünya nimetlerinden) faydalandırdık." (Yunus, 97-98) Yani, hepsi birden iman eden tek millet Yunus (a.s)'ın milletidir. Çünkü onlar iman etmişler, onu da azabı bizzat müşahede ettikten sonra yapmışlardı. Nitekim Allah (c.c) şöyle buyurur: "Onu, yüz bin veya daha çok kişiye Peygamber olarak gönderdik. Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar yaşattık." (Saffat, 147-148) Yüce Allah bir ayette de şöyle buyurur: "Biz hangi ülkeye bir uyarıcı göndermişsek mutlaka oranın varlıklı ve şımarık kişileri: Biz, size gönderilmiş olan şeyi inkar ediyoruz, demişlerdir." (Sebe, 34)

 

"O ülkelerin halkı inansalardı ve korunsalardı." Yani, kalpleri Peygamberlerin getirdiklerine iman ve ikrar etseydi, ona uysalardı, ibadetleri yerine getirmek ve haramları bırakmak suretiyle kendilerini korusalardı "elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık" yani gökteki yağmuru ve yerdeki mahsulü kendilerine açardık. "fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik. " Yani, fakat Peygamberlerini yalanladılar. Biz de işledikleri günahlar ve haramlar sebebiyle onları helakle cezalandırdık.

 

Daha sonra Yüce Allah emirlerini tutmamaya ve yasakladıklarını işlemeye cür'etkar olmaya karşı uyararak şöyle buyuruyor: "Yoksa o ülkelerin" kafir "halkları geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın" azap ve cezamızın "gelmeyeceğinden emin mi oldular? Ya da o ülkelerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken" yani kendi işlerinde meşgul ve gaflet halinde iken "kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?"

 

"Allah'ın azabından" "mekrullah: Allah'ın tuzağından", yani, Allah'ın azabından, intikamından, onlara güç yetirmesinden, gaflet ve dalgın hallerinde yakalamasından "emin mi oldular? Fakat ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah’ın azap vermesinden emin olamaz." O yüzden Hasan-ı Basri (rh.a) der ki: Mü'min ibadetleri korku, kaygı ve tasa içinde yerine getirir. Günahkar da günahları bile kendisini güvende hissederek yapar.

 

 

100. Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara hala şu gerçek belli olmadı mı: Eğer biz dileseydik onları da günahlarından dolayı musibetlere uğratırdık! Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar işitmezler.

 

Tefsiri:

 

İbn Abbas (r.a.) "...... (mealde: belli olmadı mı) ifadesini "belli olmadı mı?" diye tefsir etmiştir. Mücahid ve Süddi de böyle demişlerdir. İmam Taberi tefsirinde şöyle der: Allah (c.c.) buyuruyor ki: Kendilerinden önce aynı topraklarda yaşamış olanların helakından sonra o topraklara yerleştirilmiş olan ve onların yolundan giden, yaptıklarını yapan ve Rabblerine karşı gelen kimselere şu hakikat apaçık belli olmadı mı ki "Eğer biz dileseydik onları da günahlarından dolayı musibetlere uğratırdık!" Yani, dileseydik onlara kendilerinden öncekilere yaptığımız gibi yapardık. "Biz onların kalplerini mühürleriz de" yani kalplerine mühür vururuz da "onlar" hiçbir nasihat ve uyarıyı "işitmezler." Ben derim ki: Allah (c.c) bu manayı şu ayetlerde de ifade etmiştir: "Bizim, onlardan önce nice nesilleri helak etmiş olmamız kendilerini yola getirmedi mi? Halbuki onların yurtlarında gezip dolaşırlar. Bunda, elbette ki akıl sahipleri için nice ibretler vardır." (Taha, 128) "Halen yurtlarında gezip dolaştıkları kendilerinden önceki nice nesilleri helak edişimiz onları doğru yola sevketmedi mi? Bunlarda elbette ibretler vardır. Hala kulak vermezler mi?" (Secde, 26)

 

Allah (c. c) yine şöyle buyurur: "(Sizden önce) kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara nasıl muamele ettiğimiz size apaçık belli oldu. Ve size misaller de verdik." (İbrahim, 45) Yine şöyle buyurur: "Biz, onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Sen, onlardan herhangi birinden (bir varlık emaresi) hissediyor veya onlara ait cılız bir ses işitiyor musun?" (Meryem, 98) Yani, onlardan hiçbirini görüyor musun, hiçbirinden bir ses işitiyor musun? Allah Teala bir ayette şöyle buyurur: "Görmediler mi ki onlardan önce yeryüzünde size vermediğimiz bütün imkanları kendilerine verdiğimiz, gökten üzerlerine bol bol yağmurlar indirip evlerinin altından ırmaklar akıttığımız nice nesilleri helak ettik. Biz onları, günahları sebebiyle helak ettik ve onların ardından başka nesiller yarattık." (En'am, 6)

 

Yine şöyle buyurur: "O (rüzgar), Rabbinin emriyle her şeyi yıkar, mahveder. Nitekim (o kasırga gelince) onların evlerinden başka bir şey görülmez oldu. İşte biz suç işleyen toplumu böyle cezalandırırız. Andolsun ki onlara da size vermediğimiz kudret ve serveti vermiştik. Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir fayda sağlamadı. Zira bile bile Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alayedip durdukları şey, kendilerini kuşatıverdi. Andolsun biz, çevrenizdeki memleketleri de yok ettik. Belki doğru yola dönerler diye ayetleri tekrar tekrar açıkladık. " (Ahkaf, 25-27)

 

Allah (c.c) şöyle buyurur: "Onlardan öncekiler de (Peygamberlerini) inkar etmişlerdi. Bunlar, öncekilere verdiklerimizin onda birine erişmemişlerdi. (Böyle iken), Peygamberimi yalanladılar; ama benim karşılık olarak verdiğim azap nasılolmuştu!" (Sebe, 45) "Andolsun ki onlardan öncekiler

de (bunu) yalan saymışlardı; ama benim karşılık olarak verdiğim azap nasıl olmuştu!" (Mülk, 18) "Nitekim, birçok memleket vardı ki o memleket (halkı) zulmetmekte iken, biz onları helak ettik. Şimdi o ülkelerde duvarlar, (çökmüş) tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz hale gelmiş kuyular ve (ıssız kalmış) ulu saraylar vardır. (Sana karşı çıkanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki gözler kör olmaz; lakin göğüsler içindeki kalpler kör olur." (Hac, 45-46) Allah (c.c) yine şöyle buyurur: "Senden önceki Peygamberlerle de alayedilmiş, bu yüzden onlarla alayedenleri alayettikleri şey (azap) kuşatıvermişti." (En'am, 10) Allah'ın (c.c) azabının düşmanlarına geldiğine, nimetlerine de dostlarının nail olduğuna delalet eden daha bir çok ayet vardır. O yüzden en doğru sözlü ve Alemlerin Rabb'i olan Allah (c. c) daha sonra şöyle buyuruyor:

 

 

101. İşte o kasabaların haberlerinin bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun ki Peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıklarından dolayı iman etmediler. İşte kafirlerin kalplerini Allah böyle mühürler.

102. Onların çoğunda, sözde durma diye bir şey bulamadık. Gerçek şu ki onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.

 

Tefsiri:

 

Allah Teala Peygamberine Nuh, Hud, Salih, Lut, Şuayb Peygamberlerin kavimlerini, onlardan kafirleri helak edip Mü'minleri kurtarmasını anlattıktan, Peygamberlerin dilleriyle hakikatleri delillerle anlatmak suretiyle onlara öne sürebilecekleri hiçbir mazeret bırakmadığını ifade ettikten sonra şöyle buyuruyor: "İşte" ey Muhammed! ''o kasabaların haberlerinin bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun ki Peygamberleri onlara apaçık deliller söylediklerinin doğruluğunda dair hüccetler "getirmişlerdi." Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "Biz, bir Peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz." (İsra, 15) Bir yerde de şöyle buyurur: "(Ey Muhammed!) İşte bu, (halkı helak olmuş) memleketlerin haberlerindendir. Biz onu sana anlatıyoruz; onlardan (bugüne kadar izleri) kalan da vardır, biçilmiş ekin (gibi yok olan) da vardır. Onlara biz zulmetmedik; fakat, onlar kendilerine zulmettiler. " (Hud, 100-101)

 

"Fakat önce önceden yalanladıklarından dolayı iman etmediler." "....." daki ha. harfi sebep bildiren edattır. Yani, hakikat kendilerine ilk geldiğinde yalanlamalarından dolayı onlar Peygamberlerin getirdiklerine inanmadılar. Bunu böyle Atiyye nakletmiş olup güzel ve isabetlidir. Nitekim Allah (c.c) başka bir ayette de şöyle buyurur: ''Ama mucize geldiğinde de inanmayacaklarının farkında mısınız? Yine O'na iman etmedikleri ilk durumdaki gibi onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz. Ve onları şaşkın olarak azgınlıkları içerisinde bırakırız." (En'am, 109-110) O yüzden daha sonra burada şöyle buyurulmuştur: "İşte kafirlerin kalplerini Allah böyle mühürler. Onların" yani geçmiş ümmetlerin "çoğunda sözde durma diye bir şey bulamadık. Gerçek şu ki onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk." Yani, onların çoğunu Allah'a itaatten çıkmış, emirlerini yerine getirmekten tamamen uzak fasıklar güruhu olarak bulduk. Onlardan aldığı ahit; onlara yaratılışta yerleştirdiği ve fıtratlarına koyduğu, sulblerinden O'nun Rableri ve malikleri olduğuna, ondan başka hiçbir ilah bulunmadığına dair onlardan aldığı ve onların da ikrar edip kendileri aleyhine şahitlikte bulundukları şeydir. Fakat sonra ona muhalif davranıp arkalarına atmış, Allah'la birlikte akli bir şer'i hiçbir delil ve hüccet bulunmaksızın başka ilahlara ibadet etmişlerdir. Bozulmamış fıtratta ise bunun aksi vardır. İlkinden sonuncusuna kadar değerli bütün Peygamberler de bundan nehyeden ilkeler getirmişlerdir.

 

 

[3139] Nitekim Sahih-i Müslim'de şöyle geçmektedir; Allah (c.c) buyurdu ki: "Ben kullarımı muvahhidler olarak yarattım. Ancak şeytanlar gelip onları dinlerinden çıkardılar ve helal kıldığım şeyleri onlara haram kıldılar. "

 

 

[3140] Buhari ve Müslim, Sahih'lerinde, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den şöyle rivayet etmişlerdir: "Doğan her çocuk fıtrat üzere doğar. (Sonra) ana babası onu Yahudi yapar, Hristiyan yapar, Mecusi yapar ... "

 

Yüce Allah aziz kitabında da şöyle buyurur: "Senden önce hiçbir rasul göndermedik ki ona: "Benden başka İlah yoktur; şu halde bana kulluk edin" diye vahyetmiş olmayalım." (Enbiya, 25) Allah (c.c) yine "Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize (ümmetlerine) sor! Rahman'dan başka tapılacak ilahlar (edinin diye) emretmiş miyiz?" (Zuhruf, 45) buyurur. Yüce Allah bir ayette de: "Andolsun ki biz, ''Allah'a kulluk edin ve Tağut'tan sakının" diye (em retmeleri için) her ümmete bir Peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkar edenlerin sonu nasılolmuştur!" (Nahl, 36) buyurur. Bu konuda daha başka ayetler de vardır.

 

"Fakat önceden yalanladıklarından dolayı iman etmediler. " ayetinin tefsirinde Ebu Aliye, Übeyy b. Ka'b'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Çünkü onların söz verdiği gün Allah'ın bilgisinde iman etmeyecekleri vardı. Yani, Allah (c.c) onların bu durumunu bildiğinden dolayı onlar iman edecek değillerdi. Rebi' b. Enes de böyle demiş, Taberi bunu tercih etmiştir. Süddi de "Fakat önceden yalanladıklarından dolayı iman etmediler. " buyruğu hakkında şöyle der: Bu onlardan ahit alındığı gündü. O gün istemeyerek iman etmişlerdi. Mücahid de "Fakat önceden yalanladıklarından dolayı iman etmediler. " buyruğu hakkında şöyle der: Bunun manası Allah'ın şu ayetindeki gibidir: "Eğer (dünyaya) geri gönderilseler yine kendilerine yasak edilen şeylere döneceklerdir. Zira onlar gerçekten yalancıdırlar." (En' am, 28)

 

Devam etmek için aşağıdaki linki kullan

 

A’raf 103 - 149