|
İbn Kesir Tefsir-i Kebir |
A’raf Suresi 103 - 149.ayetler |
Musa (a.s) ve Kavminin
Kıssası:
103. Onlardan sonra
Musa'yı mucizelerimizle Fir'avn vekavmine gönderdik de o mucizelere haksızlık
ettiler; ama, bak ki fesatçıların sonu ne oldu!
Tefsiri:
Yüce Allah şöyle
buyuruyor: "Onlardan sonra" yani adı geçen Nuh, Hud, Salih, Lut ve
Şuavb'dan sonra -Allah'ın salat ve selamları onların ve diğer bütün
Peygamberlerin üzerine olsun- "Musa'yı mucizelerimizle"
hüccetlerimizle, açık delillerimizle "Fir'avn'a" Musa (a.s)
zamanındaki Mısır kralına "ve kavmine" "Mele"den kasıt
"kavmi"dir. "gönderdik de o mucizelere haksızlık ettiler"
büyük bir zulüm ve inatla inkar ve red ettiler. Nitekim Yüce Allah başka bir
ayette de: "Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, haksızlık ve
büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler." (Nemi, 14)
buyurur. "Bak ki fesatçıların" yani Allah'ın yolunda çevirenlerin ve
Peygamberlerini yalanlayanların "sonu ne oldu!" Yani: Ey Muhammed!
Onlara neler yaptığımıza, Musa (a.s) ve kavminin gözü önünde son ferdine kadar
nasıl boğduğumuza bir bak. Bu, Firavun ve kavmi için daha büyük bir azap ve
acı, Allah'ın dostları Musa (a.s) ve kavminden iman edenler için ise kalplerini
daha ferahlatıcı şeyolmuştur.
104. Musa dedi ki:
"Ey Firavun! Ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir Peygamberim.
105. Allah'a karşı,
haktan başkasını söylememek benim üzerime borçtur. Size Rabbinizden açık bir
delil getirdim; artık İsrailoğullarını benimle bırak!
106. Firavun dedi ki:
"Eğer bir mucize getirdiysen ve gerçekten doğru söylüyorsan onu göster
bakalım. "
Tefsiri:
Allah Teala burada Musa
(a.s)'ın Firavun'la tartışmasını, ona susturucu delil sunmasını, Firavun'un ve
onun Mısır Kıptilerinden olan kavminin huzurunda açık mucizeler göstermesini
anlatıyor.
"Musa dedi ki:
"Ey Firavun! Ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir
Peygamberim." Yani, beni her şeyin yaratıcısı, Rabbi ve maliki olan Allah
gönderdi. Bazıları manayı, "Allah (c.c) hakkında ancak hakkı söylememe
layıktır." şeklinde vermişler, "ba ile ala birbirlerinin yerine
geçer" demişlerdir. Çünkü "oku attım" manasında ''...... / de
denilir, ''...... " de denilir. "İyi bir hal üzere geldi"
manasını ifade etmek için "......" de denilir, "......" de
denilir. Bazı müfessirler ayetteki ......" diye tefsir etmiş ve "Ben
Allah hakkında haktan başka bir şey söylememeye büyük özen gösteriyorum"
şeklinde mana vermişlerdir. Medineli bazı kariler ise buradaki "...."
yı şeddeli (.....) okumuşlardır. Yani, celalinin büyüklüğü ve hükümranlığının
azametine dair bildiklerimden dolayı Allah hakkında (c.c) hakikat ve doğru
dışında hiçbir şey söylememek benim üzerimde bir hak ve görevdir.
"Size Rabbinizden
açık bir delil getirdim." Yani, Allah'tan kat'i bir mucize getirdim. Allah
(c.c) onu bana getirdiğim şeylerde doğru olduğuma delil olması için verdi.
"artık İsrailoğullarını benimle bırak!" Yani senin esaretinden ve
üzerlerlerindeki hakimiyetinden serbest bırak. Onları senin ve onların Rabbi
olan Allah'a ibadetle baş başa bırak. Çünkü onlar değerli bir Peygamber olan
İsrail'in, yani, Rahman'ın halili İbrahim (a.s)'ın oğlu İshak'ın oğlu Yakup'un
soyundandırlar. "Firavun dedi ki: "Eğer bir mucize getirdiysen ve
gerçekten doğru söylüyorsan onu göster bakalım." Yani, Firavun şöyle dedi:
Biz söylediklerinde sana
inanmıyoruz ve isteğin hususunda sana itaat etmeyeceğiz. Eğer sende bir delil
varsa onu göster de görelim. Şayet iddianda doğru isen.
107. Bunun üzerine
Musa asasını yere attı. O hemen apaçık bir ejderha oluverdi!
108. Ve elini (cebinden)
çıkardı. Birdenbire O da seyredenlere bembeyaz görünüverdi.
Tefsiri:
Ali b. Ebi Talha, İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: "Su'ban" (.....) erkek yılan
demektir. Süddi ve Dahhak da böyle tefsir etmişlerdir. Said b. Cübeyr'in İbn
Abbas (r.a.)'tan yaptığı "Fitneler hadisi"nde şöyle geçmektedir:
"Bunun üzerine Musa asasını yere attı." Atınca birden ağzını açarak
Firavun'un üzerine doğru hızla koşan büyük bir yılana dönüştü. Firavun onun
kendisine doğru geldiğini görünce tahtından ayrılıp kendisinden geri çekmesi
için Musa (a.s)'dan imdat istedi. O da yaptı. Katade der ki: Bir şehir gibi
koskoca bir yılana dönüştü. Süddi, "O hemen apaçık bir ejderha
oluverdU" buyruğu hakkında şöyle der: "Su'ban" erkek yılana
denir. Ağzını açmış, alt çenesini yere, üst çenesini sarayın duvarlarına
koymuştu. Sonra Firavun'u yakalamak için ona doğru koştu. Firavun onu görünce
dehşete kapıldı. Sıçradı ve altına pisledi. Daha önce hiç altına pislememişti.
"Ey Musa, bunu eski haline al ki sana iman edeyim ve İsrailOğullarını seninle
birlikte göndereyim." dedi. Musa (a.s) onu geri alınca tekrar sopaya
dönüştü. İkrime kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan buna benzer bir rivayet
yapılmıştır. Vehb b. Münebbih der ki: Musa (a.s) Firavun'un yanına vardığında
Firavun ona "Senin tanıtımını yapayım mı?" dedi. O "yap"
deyince Firavun "Biz seni çocukken himayemize alıp büyütmedik mi?
Hayatının birçok yıllarını aramızda geçirmedin mi?" (Şuara, 18) dedi. Musa
(a.s) da Ona cevabını verdi. Bunun üzerine Firavun "Onu yakalayın."
dedi. Musa (a.s) daha hızlı davranarak sopayı attı. Bir de baktılar ki apaçık
bir ejderha. Onu insanların üzerine sürdü. Ondan kaçışmaya başladılar. Onlardan
25 bin kişi öldü; (kalabalıktan dolayı) birbirlerini öldürdüler. Firavun da
yenik bir halde kalkıp evine gitti. Bunu Taberi ve Ahmed b. Hanbel
"ez-Zühd"de ve İbn Ebi Hatim rivayet etmişlerdir. Metnin manasında
gariplik vardır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
"Ve elini
(cebinden) çıkardı. Birdenbire o da seyredenlere bembeyaz görünüverdi. "
Yani elini zırhına soktuktan sonra çıkardı. Eli beyazdı, inci gibi parlıyordu.
Bu abraşlıktan veya başka bir hastalıktan dolayı olan bir beyazlık değildi.
Nitekim Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyurur: "Elini koynuna sok da
kusursuz bembeyaz çıksın." (Nemi, 12) Yani, abraş olmaksızın. Musa (a.s)
sonra onu yenine geri soktu. Eli önceki rengine döndü. Mücahid ve bir çok kişi
de böyle demişlerdir.
109. Firavun'un
kavminden ileri gelenler dediler ki: Bu çok bilgili bir sihirbazdır.
110. O, sizi
yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz?
Tefsiri:
"Firavun'un
kavminden ileri gelenler" Yani, Musa (a.s)'ın korkusu geçip daha sonra
ülkesinin tahtına oturduğunda etrafındakilere "Bu gerçekten açıkça bir
sihirbazdır" dedi. Halk ve halkın ileri gelenleri de onun görüşüne
katılarak onun söylediği gibi söylediler. Onun hakkında ve ne yapacaklarına,
Musa'nın ışığını söndürmek, sözünü söndürmek, Firavun'un yalan ve iftiralarının
ortaya çıkmasını önlemek için ne tür hilelere başvurabilecekleri konusunda
birbirleriyle istişare ettiler. Kendi inançlarına göre sihrinden dolayı
insanların ona meyletmesinden, bunun da Musa'nın onlara karşı galip gelmesine,
onları yurtlarında çıkarmasına yol açmasından korkuya kapıldılar. Korktukları
da başlarına geldi. Nitekim Allah (c.c) "Ve o yerde onları hakim kılmak;
Firavun ile Haman'a ve ordularına, onlardan (İsrailoğullarından gelecek diye)
korktukları şeyi göstermek (istiyorduk). " (Kasas, 6) buyurur. Onun
hakkında görüşmeler ve istişareler yaptıktan sonra görüş birliğiyle Allah'ın
(c.c) şu ayetlerde anlattığına karar verdiler:
111. Dediler ki: Onu
da kardeşini de beklet; şehirlere toplayıcılar yolla.
112. Bütün bilgili
sihirbazları sana getirsinler.
Tefsiri:
"Dediler ki: Onu da
kardeşini de beklet" İbn Abbas (r.a.)'a göre manası "alıkoy", Katade'ye
göre ise "hapset"tir. "şehirlere" yani yönetimin altındaki
bölgelere ve şehirlere "toplayıcılar yolla. " Yani, ülkenin farklı
yörelerinden büyücüleri toplayıp sana getirecek kimseleri yolla. Onların
zamanında sihir çok yaygındı. Bazıları Musa (a.s)'ın getirdiklerinin
sihirbazlarının yaptığı göz boyama türünden şeyler olduğuna kesin, bazıları
şüpheyle birlikte inandı. Bu yüzden Musa (a.s.)'ın gösterdiği delillere
misliyle karşı koyması için sihirbazları topladılar. Nitekim Yüce Allah Firavun
hakkında şunları bildirir:
"Dedi ki: Bizi,
yaptığın büyü ile yurdumuzdan çıkarasın diye mi geldin, ey Musa? Öyle ise,
muhakkak surette biz de sana, aynen onun gibi bir büyü getireceğiz. Şimdi sen,
seninle bizim aramızda, ne senin ne de bizim muhalefet etmeyeceğimiz uygun bir
yerde buluşma zamanı ayarla. Musa: Buluşma zamanınız, bayram günü, kuşluk
vaktinde insanların toplanma zamanı olsun, dedi. Bunun üzerine Firavun dönüp
gitti. Hilesini (sihirbazlarını) topladı sonra geri geldi." (TaM., 57-60)
Yüce Allah burada daha
sonra şöyle buyuruyor:
113. Sihirbazlar
Firavun'a geldi ve: "Eğer üstün gelen biz olursak, bize mutlaka büyük bir
mükafat var mı?" dediler.
114. Firavun,
"Evet hem de siz mutlaka yakınlarımdan olacaksınız" dedi.
Tefsiri:
Yüce Allah Firavun ile
Musa (a.s)'ya karşı mücadele etmeleri için getirttiği sihirbazların
birbirlerine bir takım şartlar öne sürüşlerini haber veriyor. Musa (a.s)'ı
yenerlerse Firavun onları ödüllendirecek, bol mükafat verecekti. Firavun onlara
istediklerini vereceğine, yakın adamları ve meclis arkadaşları yapacağına dair
onlara vaad verdi ve ümitlendirdi. Mel'un Firavun'la bu şekilde sözleşmeleri
bitince:
115. Sihirbazlar, ''Ey
Musa sen mi önce atacaksın, yoksa atanlar biz mi olalım?" dediler.
116. "Siz
atın" dedi. Onlar atınca, insanların gözlerini büyülediler, onları
korkuttular ve büyük bir sihir getirdiler.
Tefsiri:
"Sihirbazlar, 'Ey
Musa sen mi önce atacaksın, yoksa atanlar biz mi olalım?' dediler."
Bununla Musa (a.s)'a meydan okuyorlardı. Başka bir ayette ise şöyle dedikleri
ifade edilmiştir: "Ey Musa! Ya sen at veya önce atan biz olalım."
Musa (a.s) ise onlara
"Siz atın" dedi." Yani benden önce siz atın. Allah daha iyi
bilir ya, sanki bundaki hikmet insanların onların yaptıklarını görmelerini ve
üzerinde düşünmelerini sağlamaktı. Seviyesiz ve hileli gösterilerinin ardından,
insanlarda onun gelmesine istek uyanıp ona dair bir beklenti oluşunca
geldiğinde bu onlarda daha etkili olacaktı. Nitekim öyle oldu. O yüzden devamla
şöyle buyruluyor: "Onlar atınca, insanların gözlerini büyülediler, onları
korkuttular" Yani gözlerde canlandırdıkları hayali şeyleri hakikatte
varmış gibi gösterdiler. Oysa yapmacık bir şeyden ve hayalden başka bir şey
değildi. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur: "Dediler ki: Ey Musa! Ya sen at
veya önce atan biz olalım. Hayır, siz atın, dedi. Bir de baktı ki büyüleri
sayesinde ipleri ve sopaları, kendisine gerçekten koşuyor gibi görünüyor. Musa,
birden içinde bir korku duydu. Korkma! dedik, üstün gelecek olan kesinlikle
sensin. Sağ elindekini at da, onların yaptıklarını yutsun. Yaptıkları, sadece
bir büyücü hilesidir. Büyücü ise, nereye varsa (ne yapsa) iflah olmaz."
(Taha, 66-69) Süfyan b. Uyeyne der ki: Bana Ebu Sa'd, İkrime'den, İbn Abbas
(r.a.)'ın şöyle dediğini anlattı: Sihirbazlar kalın ipler ve uzun tahtalar
attılar. Sihirlerinin etkisiyle Musa (a.s)'a da o koşuyormuş gibi görünmeye
başladı. Muhammed b. İshak der ki: 15000 sihirbaz sıraya dizildiler. Her
birinin ipi ve sopası yanındaydı. Musa (a.s) kardeşiyle birlikte asasına
dayanarak meydana çıktı ve topluluğun yanına geldi. Firavun da beraberinde
ülkesinin eşrafıyla meclisinde oturuyordu. Sonra sihirbazlar Musa (a.s)'a
"Dediler ki: Ey Musa! Ya sen at veya önce atan biz olalım. Hayır, siz
atın, dedi. Bir de baktı ki büyüleri sayesinde ipleri ve sopaları, kendisine
gerçekten koşuyor gibi görünüyor." (Taha, 65-66) Sihirbazlar ilk olarak
Musa (a.s)'ın gözü ile Firavun'un gözünü, sonra da insanların gözlerini
aldılar. Sonra her biri elindeki ipi ve sopayı attı. Aniden attıkları şeyler
birbiri üzerine yığılmış ve vadiyi doldurmuş dağ misali yılanlar gibi
gözüktüler. Süddi der ki: Sayıları 30.000 küsurdu ve her birinin elinde ip ve
sopa vardı. Taberi, Kasım b. Ebu Bezze'den şöyle nakleder: Firavun 70.000
sihirbaz topladı ve bunlar 70.000 ip ile 70.000 sopa attılar. Öyle ki
yaptıkları sihir sebebiyle onlar Musa. (a.s)'a bile koşuyormuş gibi gözüktüler.
O yüzden Yüce Allah "büyük bir sihir getirdiler. " buyurmuştur.
117. Biz de Musa'ya,
''Asanı at!" diye vahyettik. Bir de baktılar ki bu, onların uydurduklarını
yakalayıp yutuyor.
118. Böylece gerçek
ortaya çıktı ve onların yapmakta oldukları yok olup gitti.
119. İşte Firavun ve
kavmi, orada yenildi ve küçük düşerek geri döndüler.
120. Sihirbazlar ise
secdeye kapandılar.
121. "Alemlerin Rabbine
iman ettik" dediler.
122. "Musa'nın ve
Harun'un Rabbine" dediler.
Tefsiri:
Yüce Allah hak ile
batılı birbirinden ayırdığı bu önemli olayesnasında, kulu ve elçisi Musa
(a.s)'a elindekini yani asasını atmasını emretti. "Biz de Musa'ya, ''Asanı
at!" diye vahyettik. Bir de baktılar ki bu, onların uydurduklarını
yakalayıp yutuyor. " Yani, sihirbazların asılsız olduğu halde gerçek gibi
göstererek attıkları şeyleri yutuyor. İbn Abbas (r.a.) der ki: Onların
iplerinden ve sapalarından hangisinin yanından geçse onu yutuyordu. Sihirbazlar
bunun bir sihir değil semadan gelen bir şeyolduğunu bildiler ve hemen secdye
kapanıp "Alemlerin Rabbine iman ettik; Musa'nın ve Harun'un Rabbine,
dediler." Muhammed b. İshak der ki: O ipleri ve sapaları teker teker
yutuyordu. Öyle ki vadide onlardan az veya çok hiçbir şey görülmüyordu. Sonra
Musa (a.s) asayı aldığında ise asa eski halindeydi. Sihirbazlar hemen secdeye
kapandılar ve "Alemlerin Rabbine iman ettik; Musa'nın ve Harun'un
Rabbine" Bu sihirbaz olsaydı bizi yenemezdi "dediler." Kasım b.
Ebu Bezze der ki: Allah (c.c) ona "Asanı at" diye emretti. Musa
attığında birden ağzını açıp ipleri ve sapaları yutan apaçık bir ejderha oldu.
O vakit sihirbazlar secdeye kapandılar ve başlarını kaldırmadan Cennet'i
Cehennem'i ve oralarda bulunan şeyleri gördüler.
123. Firavun dedi ki:
"Ben size izin vermeden ona iman mı ettiniz? Bu, hiç şüphesiz şehirde,
halkını oradan çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır. Ama yakında bileceksiniz!
124. Mutlaka
ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da hepinizi asacağım!
125. Dediler ki:
"Biz mutlaka Rabbimize döneceğiz. "
126. Sen sırf,
Rabbimizin ayetleri bize geldiğinde iman ettiğimiz için bize hınç duyuyorsun.
Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve müslüman olarak bizim canımızı al.
Tefsiri:
Allah (c.c)
sihirbazların iman etmesi üzerine mel'un Firavun'un onlara yaptığı tehdidi,
bunu onların bir hile ve planı gibi göstermesini haber veriyor: "Bu, hiç
şüphesiz şehirde, halkını oradan çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır."
Yani, onun bugün sizi yenmesi ancak sizin istemeniz ve aranızda anlaşma sonucu
olmuştur. Nitekim başka bir ayette geçtiğine göre o "Hakikat şu ki o, size
büyü öğreten ulunuzdur." (Taha, 71) demiştir. Oysa o ve her akıl sahibi
bilir ki onun söylediği en büyük saçmalıktı. Çünkü Musa (a.s) Medyen'den gelir
gelmez Firavun'u Allah'a davet etmiş, getirdiklerinin doğruluğuna dair kat'i
deliller ve büyük mucizeler göstermiş, o vakit Firavun ülkesindeki şehirlere ve
imparatorluğundaki tüm bölgelere adamlarını göndermiş, kendisinin ve
milletinden önde gelen yöneticilerin Mısır'ın muhtelif bölgelerinden seçtiği
birbirinden ayrı ve bağımsız sihirbazları toplamış, yanına getirtmiş ve onlara
bol hediyeler vereceğini vaad etmişti. Sihirbazlar da Musa (a.s)'ı yenmeyi,
daha güçlü konuma gelmeyi, Firavun'un yanında seçkin ve önde kimselerden olmayı
herkesten çok istiyorlardı. Musa (a.s) ise onlardan hiçbirini ne tanıyordu, ne
görmüştü, ne de bir araya gelmişti. Firavun bunları biliyordu. Fakat bu sözünü
hakikati gizlemek, devletindeki cahil halk tabakasını yanıltmak için
söylemişti. Nitekim Yüce Allah bir ayette şöyle buyurur: "Firavun kavmini
aldattı onlar da kendisine boyun eğdiler. " (Zuhruf, 54) Zira onu
"Ben, sizin en yüce Rabbinizim!" (Naziat, 24) sözüne inanan bir
toplum şüphesiz Allah'ın en cahil ve en sapık kullarındandırlar.
Süddi, tefsirinde meşhur
senediyle İbn Mes'ud, İbn Abbas ve diğer sahabilerden "Bu, hiç şüphesiz
şehirde, halkını oradan çıkarmak için kurduğunuz bir tuzaktır." buyruğu
ile ilgili şunları nakleder: Musa (a.s) ile sihirbazların başkanı karşılaştı.
Musa (a.s) ona "Seni yenersem bana iman edecek, getirdiklerimin hak
olduğuna şehadette bulunacak mısın?" dedi. Sihirbaz: Şurası kesin ki yarın
hiçbir sihrin yenemeyeceği bir sihir getireceğim. Vallahi beni yenersen sana
iman edecek ve senin hak olduğuna şahitlik yapacağım." dedi. Firavun da
onlara bakıyordu. Bunlara göre Firavun bunu ona dayanarak söylemiştir.
"halkını oradan
çıkarmak için" Yani, onunla birleşerek devleti ve iktidarı ele geçirmek,
devlet büyüklerini ve yöneticileri oradan çıkararak yönetim ve idarenin size
geçmesi için.
''Ama yakında" size
ne yapacağımı "bileceksiniz!"
Firavun daha sonra
tehdit ettiği şeyin ne olduğunu açıklayarak şöyle demiştir: "Mutlaka
ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim." Adamın sağ eliyle sol
ayağı veya sol eliyle sağ ayağı kesiliyordu. "sonra da hepinizi
asacağım!'' Başka bir ayette geçtiğine göre Firavun "sizi hurma dallarına
asacağım!" (Taha, 71) demiştir. Yani, hurma dalları üzerinde asacağım. İbn
Abbas (r.a.) der ki: İlk asan, elleri ve ayakları çaprazlama kesen Firavun
olmuştur.
Sihirbazların cevabı ise
"Biz zaten Rabbimize döneceğiz .. " oldu. Yani, şu ndan emin olduk ki
biz ona döneceğiz ve onun azabı senin azabından daha şiddetli, bizi bugün çağırdığın
ve yapmaya zorladığın sihrin cezası senin cezandan daha büyüktür. Öyle olunca
da Allah'ın (c.c) azabından kurtulmak için bugün kesinlikle senin cezana
sabredeceğiz. O yüzden ardından şöyle dua etmişlerdir: "Ey Rabbimiz! Bize
bol bol sabır ver" hepimizi dinin üzere sabırlı ve sebatlı kıl.
"canımızı Müslüman olarak" Yani, Peygamberin Musa (a.s)'a tabi olan
kimseler olarak "al." Sihirbazlar Firavun'a ayrıca şöyle demişlerdi:
" ... Öyle ise yapacağını yap! Sen, ancak bu dünya hayatında hükmünü
geçirebilirsin. Bize, hatalarımızı ve senin bize zorla yaptırdığın büyüyü
bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah, (mükafatı) en hayırlı ve (cezası)
en sürekli olandır. Şurası muhakkak ki kim Rabbine günahkar olarak varırsa,
Cehennem sırf onun içindir. O ise orada ne ölür ne de yaşar! Kim de iyi
davranışlarda bulunmuş bir Mü'min olarak O'na varırsa, üstün dereceler işte
sırf bunlar içindir." (Taha, 72-75) Sabahleyin sihirbazlar iken gün
sonunda şehadete ulaşan salih insanlar oldular. İbn Abbas (r.a.), Ubeyd b. Umeyr,
Katade ve İbn Cüreyc şöyle demişlerdir: Günün başında sihirbaz, sonunda şehit
idiler.
127. Firavun'un
kavminden ileri gelenler dediler ki: Musa'yı ve kavmini, seni ve ilahlarını
bırakıp yeryüzünde bozgunculuk çıkarsınlar diye mi bırakacaksınız? (Firavun):
"Biz onların oğullarını öldürüp, kadınlarını sağ bırakacağız. Elbette biz
onları ezecek üstünlükteyiz" dedi.
128. Musa kavmine dedi
ki: ''Allah'tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah'ındır.
Kullarından dilediğini ona varis kılar. Sonuç (Allah'tan korkup günahtan)
sakınanlarındır."
129. Onlar da, sen
bize (Peygamber olarak) gelmeden önce de geldikten sonra da bize işkence
edildi, dediler. (Musa), "Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak eder ve
onların yerine sizi yer yüzüne hakim kılar da nasıl hareket edeceğinize
bakar" dedi.
Tefsiri:
Yüce Allah Firavun ve
kavminden ileri gelenlerin ittifak edip anlaştıkları, Musa (a.s)'a ve kavmine
açığa vurdukları eziyet ve düşmanlığı haber veriyor:
"Firavun'un kavminden
ileri gelenler" Firavun'a "dediler ki: Musa'yı ve kavmini, seni ve
ilahlarını bırakıp yeryüzünde bozgunculuk çıkarsınlar diye mi
bırakacaksınız?" Yani, onların yeryüzünde bozgunculuk yapmalarına, yani
senin halkını bozmalarına, onları seni bırakıp Rabb'lerine ibadete
çağırmalarına izin mi vereceksin? Aman Allah'ım! Hayret! Onlar Musa (a.s)'ın ve
kavminin onları bozmasından endişe ediyorlar. Hayır, asıl bozguncular Firavun
ve kavmidir de farkında değiller. O yüzden "seni ve ilahlarını bırakıp"
demişlerdir. Bazılarına göre Buradaki vav harfi hal edatıdır ve manası
şöyledir: "Sen Musa'nın ve kavminin, sana kulluğu bırakmış bir halde
yeryüzünde bozgunculuk yapmalarına izin mi vereceksin?" Bu mana Übeyy b.
Ka'b'ın şu kıratında da vardır: "......" (Musa'nın ve kavminin sana
ve ilahlarına kulluğu bırakmış halde yeryüzünde bozgunculuk yapmalarına izin mi
vereceksin?). Bunu Taberi rivayet etmiştir. Diğerleri ise onun atıf harfi
olduğunu söylemişlerdir. Yani, Musa'nın kavmiyle birlikte senin müdahale
etmediğin bozguncu luklar yapmasına ve ilahlarını terk etmesine izin verme.
Bazıları (.... yerine) "....." (ilahetek) okumuşlardır ki o durumda
mana "sana ibadeti" olur. Bu İbn Abbas (r.a.) ve Mücahid'den rivayet
edilmiştir. Bazıları ilk kıraate dayanarak: Firavun'un ibadet ettiği bir ilahı
vardı, demişlerdir. Hasan-ı Basrı: Firavun'un gizlice ibadet ettiği bir ilahı
vardı, der. Başka bir rivayette de: Boynunda asılı bir incisi vardı ve ona
secde ederdi, der. Süddi "seni ve ilahlarını bırakıp" buyruğu hakkında
şöyle der:
İbn Abbas'ın iddiasına
göre Firavun'un ilahı inek idi. İnsanlar güzel bir inek gördüklerinde Firavun
ona ibadet etmelerini emrederdi. O yüzden de Samiri onlara böğürme sesi olan
bir buzağı çıkarmıştı.
Firavun onların isteğine
şöyle cevap verdi: "Biz onların oğullarını öldürüp, kadınlarını sağ
bırakacağız. Elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz. " Bu Firavun'un
ikinci yapışıdır. Musa (a.s) doğmadan önce de onun dünyaya gelmemesi için bir
tedbir olarak onlara azap etmişti. Sonuçta ise arzusunun tersi, niyetinin zıttı
oldu. Bunda da aynısı gerçekleşti. O; İsrailOğullarını ezmek ve zelil etmek
isterken arzuladığının tersi oldu; Allah (c.c) onları Firavun'a galip kıldı,
Firavun'u zelil etti, burnunu yere sürttü, onu ve ordusunu boğdu. Firavun
İsrailOğullarına yapacağı kötülüğü söyleyince "Musa kavmine ''Allah'tan
yardım isteyin ve sabredin. " dedi. " Güzel akibetin onların
olacağını, bu topraklara onların sahip olacağını vaad etti: "Şüphesiz ki
yeryüzü Allah'ındır. Kullarından dilediğini ona varis kılar. Sonuç (Allah'tan)
sakınanlarındır."
"Onlar da,
"sen bize (Peygamber olarak) gelmeden önce de geldikten sonra da bize
eziyet edildi" dediler. " Yani: Ey Musa! Şu gördüğün alçaltma ve
zelil kılma işlemine sen gelmeden önce de maruz kalmıştık, sen geldikten sonra
da maruz kalıyoruz. Musa (a.s) ise onlara hali hazırdaki durumları ile bir
sonraki merhalede olacakları duruma dikkat çekerek şöyle demiştir:
"Umulur ki Rabbiniz
düşmanınızı helak eder ve onların yerine sizi yer yüzüne hakim kılar da nasıl
hareket edeceğinize bakar." Bu onlara, nimet gelip işkence bittiğinde
şükretme niyeti taşımaları için bir teşviktir.
130. And olsun ki biz
de Firavun'a uyanları ders alsınlar diye, yıllarca kuraklık ve mahsul kıtlığı
ile yakaladık.
131. Onlara bir iyilik
gelince, "Bu bizim hakkımızdır" derler; eğer kendilerine bir fenalık
gelirse, Musa ve Onunla beraber olanları uğursuz sayarlardı. Bilesiniz ki
onlara gelen uğursuzluk Allah katındandır, fakat onlanrı çoğu bunu bilmezler.
Tefsiri:
Yüce Allah buyuruyor ki:
''And olsun ki biz de Firavun'a uyanlan ders alsınlar diye, yıllarca
kurakıZk" Yani, ekinlerin azlığı sebebiyle açlık yıllarıyla "ve
mahsul kıtlığı" Mücahid der ki: bu ekin dışındaki şeylerdeki kıtlıktır.
Ebu İshak, Reca b. Hayve'den şöyle nakleder: Hurma ağacında sadece bir meyve
oluyordu. "ile yakaladık." Yani, onları bunlarla sınadık, denedik ve
bu felaketlere maruz bıraktık.
"Onlara"
bolluk ve rızıktan "bir iyilik gelince, "Bu bizimdir." Yani bu
hak ederek sahip olduğumuz maldır. "derler; eğer kendilerine bir
fenalık" yani kuraklık ve kıtlık "gelirse, Musa ve Onunla beraber
olanları uğursuz sayarlardı. " Bu; onlar ve getirdikleri sebebiyledir,
derlerdi." Bilesiniz ki onlara gelen uğursuzluk Allah katındandır."
Ali b. Ebi Talha, İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Yani, onların başına
gelen musibetler Allah katındadır. İbn Cüreyc'in rivayetine göre ise İbn Abbas
(r.a.): Yani, Onlara gelen uğursuzluk (onlara gelen bu kötülükler) Allah
tarafından gelmektedir, diye tefsir etmiştir. "Fakat onların çoğu bunu
bilmezler. "
132. Ve dediler ki:
"Bizi büyülemek için ne mucize getirirsen getir, biz sana inanacak
değiliz. "
133. Biz de ayrı ayrı
mucizeler olarak onların üzerine tufan, çekirge, bit, kurbağalar ve kan
gönderdik; yine de büyüklük tasladılar ve günahkar bir kavim oldular.
134. Azap üzerlerine
çökünce, "Ey Musa! sana verdiği söz hürmetine, bizim için Rabbine dua et,
eğer bizden azabı kaldırırsan, mutlaka sana inanacağız ve muhakkak
İsrailoğullarını seninle göndereceğiz" dediler.
135. Biz, ulaşacakları
bir müddete kadar onlardan azabı kaldırınca, hemen sözlerinden dönüverdiler.
Tefsiri:
Yüce Allah burada
Firavun'un kavminin isyan ve azınlığını, "Bizi büyülemek için ne mucize
getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz. " diyerek hakkı inatla reddedip
batılda ısrar edişlerini haber veriyor. Yani, şöyle diyorlardı:
Sen hangi mucizeyi
getirirsen getir, hangi delil ve hücceti ortaya koyarsan koy, onu reddedeceğiz.
Senden kabul etmeyecek, sana da getirdiklerine de inanmayacağız. Yüce Allah
buyuruyor ki: "Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan,
çekirge, bit, kurbağalar ve kan gönderdik"
"Tufan"
(.....)'ın manası hakkında farklı görüşler vardır. Bir rivayete göre İbn Abbas
(r.a.): İnsanları boğan, ekinleri ve meyveleri yok eden aşırı miktarda çok
yağmurdur, demiştir. Dahhak b. Müzahim de böyle demiştir. Başka bir rivayete
göre ise İbn Abbas (r.a.): "O çok ölümlerdir." demiştir. Ata da böyle
demiştir. Mücahid ise: "Su ve taun hastalığıdır. " demiştir.
[3141] İmam Taberi, Aişe
(r.anha)'dan şöyle nakleder: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Tufan ölümdür." buyurdu. Bunu İbn Merduyeh de yine Yahya b. Yeman'ın
nakliyle rivayet etmiştir. Bu garip bir hadistir. Başka bir rivayete göre İbn
Abbas (r.a.): Bu Allah katından gelen ve onları teker teker dolaşan bir
durumdur, dedikten sonra "Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından
(gönderilen) kuşatıcı bir afet (ateş) bahçeyi sarıverdi de ... " (Kalem,
19) ayetini okumuştur. Çekirge (.....) bilinen meşhur hayvandır. Buhari ve Müslim'de
geçen şu hadise binaen yenilmesi helaldir:
[3142] .... Ebu
Ya'fur'dan; Abdullah b. Ebi Evfa'ya çekirgeyi sordum, ,
"Rasulullah
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile yedi savaş yaptık ve onlarda çekirge
yedik." dedi.
[3143] İmam Şafii, İmam
Ahmed ve İbn Mace, İbn Ömer (r.a.)'tan, Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmişlerdir: "Bize iki ölü ile iki
kan helal kılındı; balık, çekirge, ciğer ve dalak. " Bunu İmam Beğavı de
... İbn Ömer (r.a.)'tan yine Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in
hadisi olarak benzer bir lafızla rivayet etmiştir.
[3144] Ebu Davud,
Selman'dan şöyle nakleder; Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e çekirge
soruldu, ''Allah'ın en kalabalık askerleridir. Onu ben yemiyor, ancak haram da
kılmıyorum." buyurdu. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yememesi
hoşlanmadığından dolayıdır. Nitekim yenmesine izin verdiği halde kelerden de
hoşlanmazdI.
[3145] Hafız İbn Asakir,
çekirge konusundaki rivayetleri topladığı bir risalesinde Ata kanalıyla İbn
Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
-haram kılmaksızın- çekirge, böbrek ve keleri yemezdi. Çünkü çekirge ceza ve
azap hayvanıdır. Böbrek idrara yakın yerdedir. Keler hakkında ise, "Onun
insandan dönüştürülme olmasından korkuyorum" dedi. İbn Asakir sonra:
Gariptir. Sadece bu tarikle yazdım. Mü'minlerin emiri Ömer b. Hattab (r.a.) onu
sever ve hoşlanırdI.
Abdulmelik b. Dinar İbn
Ömer (r.a.)'tan şöyle nakletmiştir: Ömer (r.a.)'a keler soruldu, "Keşke yanımızda
ondan bir-iki zenbil olsaydı da yeseydik" dedi.
[3146] İbn Mace, Said b.
Merzeban el-Bekkal'dan, Enes (r.a.)'1 şöyle derken işittiğini nakletmiştir: Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hanımları birbirlerine tabakta
çekirge hediye ederlerdi.
[3147] İmam Beğavı, Ebu
Ümame (r.a.)'tan şöyle nakleder: Allah Resulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
şöyle buyurdu: "İmran kızı Meryem (a.s) Rabbine içinde hiç kan bulunmayan et
vermesi için dua etti. Allah (c.c) da ona çekirge verdi. Bunun üzerine
"Allah'ım! Onu emzirilmeden yaşat. Aralarında ses olmadan birbirlerine
sevdir. " dedi. "
[3148] Ebu Davud, Ebu
Züheyr en-Nümeyri'den şöyle nakleder: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Çekirgeyle savaşmayın; zira onlar Allah'ın en
büyük ordusudur. " Çok gariptir.
İbn Ebi Necih,
Mücahid'in "Biz de ... tufan, çekirge ... gönderdik" buyruğu hakkında
"Çekirgeler kapılarının çivilerini dahi yiyor, tahtalarını bırakıyordu"
dediğini nakleder. İbn Asakir, Ali b. Zeyd el-Haraiti kanalıyla Muhammed b.
Kesir'den şöyle nakleder: Evzai'yi şöyle anlatırken işittim: Bir kez çöle
çıkmıştım. Birden gökten bir çekirge sürüsü belirdi. Demir zırh giymiş bir adam
da onlardan birine binmişti. Eliyle her işaret ettiğinde çekirgeler o tarafa
yöneliyordu. Adam "Dünya boştur, içindekiler de boştur. Dünya boştur,
içindekiler de boştur. Dünya boştur, içindekiler de boştur." diyordu.
Hafız Ebu Ferece el-Meafi, A'meş'ten şöyle nakleder; Bize Amir şöyle anlattı:
Kadı Şurayh'a çekirge soruldu, "Allah onu çirkin eylesin. Onda yedi
zorbanın şekli vardır. Başı at başı, boynu öküz boynu, göğsü aslan göğsü,
kanadı akbaba kanadı, ayakları deve ayağı, kuyruğu yılan kuyruğu, karnı akrep
karnıdır."
"Hem size hem de
yolculara fayda olmak üzere (faydalanmanız için) deniz avı yapmak ve onu yemek
size helal kılındı." (Maide, 96) ayetinin tefsirinde şu hadisi
zikretmiştik:
[3149] Hammad b. Seleme,
Ebu Mühezzem'den, o da Ebu Hureyre (r.a.)'tan şöyle rivayet etti: Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile bir hacc veya umre yolculuğuna çıkmıştık. Bir
çekirge sürüsüyle karşılaştık. İhramlı halimizle ona sopalarla vurmaya
başladık. Bunu Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’e sorduğumuzda, "Deniz
avında bir beis yoktur. " buyurdu.
[3150] İbn Mace ...
İbrahim et-Temimi kanalıyla Enes b. Malik (r.a.) ve Cabir (r.a.)'tan şöyle
rivayet etmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) çekirgeye şöyle
beddua ederdi: "Allah'ım! Onların büyüklerini helak et, küçüklerini öldür,
yumurtalarını boz, köklerini kazı, ağızlarını bizim malımızdan ve erzakımızdan
uzak eyle. Muhakkak ki sen duaları işitirsin." Cabir (r.a.) ona "Ya
Rasulallah! Allah'ın ordularından bir ordunun kökünün kazınması için beddua mı
ediyorsun?" dedi. Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "O
denizdeki balığın hapşırığıdır. " buyurdu. Ravilerden Haşim der ki: Bana
Ziyad'ın anlattığına göre ona birisi balığı hapşırırken gördüğünü anlatmış.
Buna tanık olan birisi şöyle anlatmış: Balıklar deniz kıyısında yumurtlayıp
oradan su çekildiğinde ve üzerlerine güneş vurduğunda hepsinden birer uçan
çekirge çıkar.
[3151] "Yeryüzünde
yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi
ancak sizin gibi topluluklardır." (En' am, 38) ayetinin tefsirinde Hz.
Ömer (r.a.)'tan rivayet edilen şu hadis-i şerif geçmişti: "Şüphesiz Allah
bin ümmet (canlı topluluğu / türü) yarattı. Bunların altı yüzü denizde, dört
yüzü karadadır. Onların ilk yok olacak olanı çekirgedir. "
[3152] Ebu Bekir b. Ebu
Davud, Bera b. Azib (r.a.)'tan şöyle nakleder: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Kılıçla birlikte vebaya, çekirgeyle birlikte
kurtuluşa yer yoktur. " Garip bir hadistir.
"......"e
gelince; İbn Abbas (r.a.)'tan yapılan bir rivayete göre, "O buğdaydan
çıkan kurtlur." demiştir. Ondan yapılan başka bir rivayete göre ise
"kanadı olmayan küçük çekirge" dir. Mücahid, İkrime ve Katade de bu
görüştedirler. Hasan-ı Basri ve Said b. Cübeyr'den yapılan rivayete göre Kummel
küçük ve siyah hayvancıklardır. Abdurrahman b. Zeyd ise onların pireler
olduğunu söylemiştir. İmam Taberi der ki: "Kummel" çoğulolup tekili
"kummele" dir. Bana ulaşan bilgiye göre develerin yediği bite
benzeyen bir haşarattır. A'şa'nın şu şiirinde kastettiği de odur:
Öyle bir millettir ki
onlar evlatları kummel problemini çözerler. Sağlam zincirleri çözer, sımsıkı
kapatılmış kapıları açarlar.
Taberi şöyle der:
Arapların dilini iyi bilen Basra'lı bir adam kummel'in Araplarca kene manasında
kullanıldığını iddia etmiştir.
İmam Taberi, Said b.
Cübeyr'den şöyle nakleder: Musa (a.s) Firavun'a geldiğinde ona
"İsrailoğullarını benimle gönder" dedi. Ardından Allah (c.c) onlara
tufan -ki o yağmurdur- gönderdi. Bir miktar yağınca onun azap olmasından
korktular ve Musa (a.s)'a "Rabbine dua et de bize yağmuru kessin ki sana
iman edelim ve İsrailoğullarını seninle gönderelim" dediler. Musa (a.s)
Rabbine dua etti. Fakat iman etmediler ve İsrailoğullarını onunla
göndermediler. Allah (c. c) o yıl ekinlere, meyvelere ve otlara daha önceki
yıllarda olmadığı kadar bolluk verdi. "Bu tam da temenni ettiğimiz
şeydir" dediler.
Allah (c.c) üzerlerine
çekirgeleri gönderip otlarına saldırttı. Otlardaki etkisini görünce ekinlerden
hiçbir şey bırakmayacağını bildiler ve "Ey Musa, Rabbine dua et de bize
dua etsin ki sana iman edelim ve İsrailoğullarını seninle gönderelim"
dediler. Musa (a.s) Rabbine dua etti. Allah (c. c) onları çekirgelerden
kurtardı. Fakat iman etmediler ve İsrailOğullarını onunla beraber göndermediler.
Ekinleri harman edip evlerine koydular. "Ekinleri güvenli yere
yerleştirdik" dediklerinde Allah (c.c) onlara ekinlerden çıkan kummel
denen hayvancık gönderdi. Adam değirmene on dağarcık götürüyordu da ondan üç
ölçek bile (un) çıkmıyordu. Bunun üzerine Musa (a.s)'a "Ey Musa Rabbine
dua et de bizi bu haşarattan kurtarsın. O durumda sana iman edecek ve
İsrailOğullarını seninle göndereceğiz." dediler. Musa (a.s) Rabbine dua
etti ve Rabb'i onları o beladan kurtardı. Yine İsrailOğullarını onunla göndermeyi
reddettiler. Musa (a.s) bir gün Firavun'un yanında iken bir kurbağa sesi duydu.
Ona "Sen ve kavmin bununla karşılaşmadı." dedi. Firavun: "Bu ne
yapabilir ki?" dedi. Akşam olduğunda adamın çenesinin altında kurbağa
oturur ve konuşmak için ağzını açar açmaz sıçrayıp ağzına girerdi. Musa (a.s)'a
"Bizim için Rabbine dua et de bizi bu kurbağalardan kurtarsın. O durumda
sana iman eder ve İsrailOğullarını seninle birlikte göndeririz." dediler.
Musa (a.s) Rabbine dua etti ve Rabb'i onları bu beladan kurtardı. Fakat iman etmediler.
Yüce Allah bu kez onlara kan gönderdi. Nehirlerden ve kuyulardan aldıkları
bütün sularda ve kaplarında taze kan buluyorlardı. Bunu Firavun'a şikayet
ederek "Başımıza bu defa da kan müptela oldu. Artık hiç suyumuz
kalmadı." dediler. Firavun: O size büyü yaptı, dedi. "Bize nereden
büyü yapmış? Kaplarımızdaki sularımızı hep taze kan olarak bulduk"
dediler. Musa (a.s)'ın yanına gelip "Ey Musa! Rabbine dua et de bizi bu
kandan kurtarsın. O zaman sana iman edecek ve İsrailoğullarını seninle birlikte
göndereceğiz." dediler. Musa (a.s) Rabbine dua etti ve Rabb'i onları
bundan kurtardı. Fakat yine iman etmediler ve İsrailOğullarını onlarla birlikte
göndermediler. Bunun benzeri İbn Abbas (r.a.), Süddi ve Katade ile seleften bir
çok alimden de rivayet edilmiştir.
Muhammed b. İshak (rh.a)
der ki: Sihirbazlar iman edince Firavun yenilgiye uğramış ve çaresiz bir halde
geri döndü. Sonra küfür üzere kalmada ve kötülükte devam etmede diretti. Bunun
üzerine Allah (c.c) onlara ardı ardına ayetler gönderdi, onları felaketlere
uğrattı. Tufan, sonra çekirge, sonra bit! kene, sonra kurbağa, sonra kanı ayrı
ayrı mucizeler olarak gönderdi. Önce tufanı, yani suyu gönderdi ve yeryüzünü
doldurup taşırdı. Sonra sular çekildi. Fakat ne ekin ekebiliyor, ne de bir şey
yapabiliyorlardı. Açlıktan bitkin ve aciz düşme noktasına gelince, "Ey
Musa! sana verdiği söz hürmetine, bizim için Rabbine dua et, eğer bizden azabı
kaldırırsan, mutlaka sana inanacağız ve muhakkak İsrailoğullarını seninle
göndereceğiz. " dediler. " Bunun üzerine Musa (a.s) Rabbine dua etti
ve Rabb'i onlardan azabı kaldırdı. Fakat ona verdikleri hiçbir sözü yerine
getirmediler. Bu kez Allah (c.c) onlara çekirge gönderdi. Bana ulaşan bilgiye
göre çekirge ağaçları yiyordu. Kapıların demir çivilerine kadar yiyorlardı ve
sonunda evleri ve yuvaları yıkılıyordu. Musa (a.s)'a önceki dedikleri gibi
dediler. O da (a.s) Rabbine dua etti ve Rabb'i azabı onlardan kaldırdı. Fakat
söylediklerinin hiçbirini yerine getirmediler. Bu defa Allah (c.c) onlara bit /
kene gönderdi. Bana söylendiğine göre Musa (a.s)'a bir kum tepesine gidip oraya
asasıyla vurması emredildi. Musa (a.s) çok büyük bir kum tepesine yürüdü ve
asasını ona vurur vurmaz üzerlerine haşerat fışkırdı. Bütün evleri ve
yiyecekleri kapladı. Uyumalarına ve evlerinde oturmalarına engeloldu. Bu durum
onları iyice sıkıştırınca ona önceki dedikleri gibi dediler. Musa (a.s) Rabbine
dua etti ve Rabb'i azabı onlardan kaldırdı. Fakat söylediklerinin hiçbirini
yerine getirmediler. Bu kez Allah (c.c) onlara kurbağaları gönderdi. Evler,
yiyecekler ve kaplar kurbağalarla doldu. Adam hangi elbisesini, hangi yiyeceği
açsa onda kurbağalar buluyordu. Bu durum onları iyice sıkıntıya sokunca ona
önceki dedikleri gibi dediler. Musa (a.s) Rabbine dua etti ve Rabb'i azabı
onlardan kaldırdı. Fakat söylediklerinin hiçbirini yerine getirmediler. Bu kez
Allah (c.c) onlara kan gönderdi ve Firavun'un halkının suları kanla doldu.
Hangi kuyudan ve nehirden su çekseler, hangi kaptan su alsalar o taze bir kana
dönüşüyordu.
İbn Ebi Hatim,
İkrime'den şöyle nakleder: Abdullah b. Amr şöyle anlattı: Kurbağaları
öldürmeyin. Çünkü o İsrailoğullarına gönderildiklerinde onlardan biri giderken,
Allah rızası için içinde ateş bulunan bir tandıra düştü. Bunun üzerine Allah
(c.c) onları bildiğimiz sudan daha soğuk bir şeye dönüştürdü. Kurbağaların
viyaklamalarını da tesbih yaptı. İkrime kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan da bunun
benzeri rivayet edilmiştir. Zeyd b. Eslem der ki: Buradaki kandan kasıt
burundan akan kandır. Bunu İbn Ebi Hatim rivayet etmiştir.
136. Biz de, ayetlerimizi
yalanlamaları ve onlardan gafil kalmaları sebebiyle kendilerinden intikam aldık
ve onları denizde boğduk.
137. Hor görülüp
ezilmekte olan o kavmi de, içini bereketle doldurduğumuz yerin doğu taraflarına
ve batı taraflarına mirasçı kıldık. Sabırlarına karşılık Rabb'inin
İsrailoğullarına verdiği güzel söz yerine geldi. Firavun ve kavminin yapmakta
ve yükseltmekte olduklarını helak ettik.
Tefsiri:
Yüce Allah Firavun ve
kavmini ardı ardına verdiği bir çok mucizeyle imtihan ettiği halde azgınlık ve
isyankarlıklarına devam edince onları denizde boğmak suretiyle cezalandırdığını
bildiriyor. Allah (c.c) denizi Musa'ya (a.s) açtı ve oradan Musa (a.s) ile
onunla birlikteki İsrailoğulları geçti. Peşlerinden Firavun ve kavmi geldi.
Hepsi denize girdikten sonra su üstlerine kapatıldı ve son ferdine kadar hepsi
boğuldu. Bu ise Allah'ın ayetlerinin yalanlamaları ve onları görmezden
gelmeleri sebebiyle idi. Yüce Allah buyuruyor ki: "Hor görülüp ezilmekte
olan o kavmi de" yani İsrailoğulları'nı da "içini bereketle
doldurduğumuz yerin doğu taraflarına ve batı taraflarına mirasçı kıldık."
Nitekim Allah Teala başka ayetlerde şöyle buyurur: "Biz ise, o yerde
güçsüz düşürülenlere lütuf ta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları
(mukaddes topraklara) varis kılmak istiyorduk. Ve o yerde onları hakim kılmak;
Firavun ile Haman'a ve ordularına, onlardan (İsrailoğullarından gelecek diye)
korktukları şeyi göstermek (istiyorduk)." (Kasas, 5-6) Yine şöyle buyurur:
"Onlar geride nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve
sefasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı. İşte böylece biz de onları
başka bir topluma miras bıraktık." (Duhan, 25-28) Hasan-ı Basrı ve
Katade'den yapılan rivayete göre, "yerin doğu taraflarına ve batı
taraflarına" dan kastın Şam diyarı olduğunu söylemişlerdir.
"Sabırlarına
karşılık Rabb'inin İsrailOğullarına verdiği güzel söz yerine geldi."
Mücahid ve Taberi'ye göre buradaki söz Allah'ın (c.c) "Biz ise, o yerde
güçsüz düşürülenlere lütuf ta bulunmak, onları önderler yapmak ve onları (mukaddes
topraklara) varis kılmak istiyorduk. Ve o yerde onları hakim kılmak; Firavun
ile Haman'a ve ordularına, onlardan (İsrailoğullarından gelecek diye)
korktukları şeyi göstermek (istiyorduk)." (Kasas, 5-6) buyruğunda ifade
ettiğidir.
"Firavun ve kavminin
yapmakta ve yükseltmekte olduklarını helak ettik. " Yani, Firavun ve
kavminin yaptıkları binaları ve bahçeleri yıkıp harabelere çevirdik. İbn Abbas
(r.a.) ve Mücahid "yükseltmekte oldukları" ifadesinden kastın
"bina ettikleri şeyler" olduğunu söylemişlerdir.
138. İsrailoğulları'nı
denizden geçirdik, orada kendilerine mahsus birtakım putlara tapan bir kavme
rastladılar. Bunun üzerine; "Ey Musa! Onların ilahları olduğu gibi, sen de
bizim için bir ilah yap!" dediler. Musa, "Gerçekten siz cahil bir toplumsunuz,
" dedi.
139. Şüphesiz bunların
içinde bulundukları din yıkılmıştır ve yapmakta oldukları da batıldır.
Tefsiri:
Allah Teala
İsrailOğullarından cahillerin denizi geçtikten sonra Allah'ın mucizelerini ve
büyük hükümranlığını görmüşken Musa (a.s)'a yaptıkları isteği haber veriyor:
"orada kendilerine mahsus birtakım putlara tapan bir kavme
rastladılar." Yani yanlarından geçtiler. Bazı müfessirler bunların Ken'
anlılar olduklarını söylemişlerdir. Lahm kabilesinden oldukları da söylenmiştir.
İbn Cüreyc: İnek suretindeki putlara tapıyorlardı, der. Bu daha sonra onların
akıllarına buzağıya tapınma fikrinin doğmasına sebep olmuş ve şöyle
demişlerdir: "Ey Musa! Onların ilahları olduğu gibi, sen de bizim için bir
ilah yap!" Musa (a.s) da şöyle demiştir: "Gerçekten siz cahil bir
toplumsunuz. " Yani, Allah'ın büyüklüğünü ve yüceliğini, ortak ve
benzerlerden tenzih edilmesi gerektiğini bilmiyorsunuz.
"Şüphesiz bunların
içinde bulundukları din yıkılmıştır" yok olmuştur "ve yapmakta
oldukları da batıldır. "
[3153] İmam Taberi,
tefsirinde Sinan b. Ebu Sinan'dan nakletliğine göre Ebu Vakıd el-leysi şöyle
anlatmıştır: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte Mekke’den
Huneyn’e yola çıktık. Kafirlerin, başında durdukları ve dallarına silahlarını
astıkları Zatü envat denen köknar ağaçları olurdu. Bu yolculukta büyük ve yeşil
bir köknar ağacının yanından geçerken "Ya Resulallah! Onların Zatü envat'ı
olduğu gibi sen de bize Zatü envat yap" dedik. Bunun üzerine şöyle
buyurdu: "Canımı elinde tutan Allah'a andolsun ki siz aynen Musa (a.s)'ın
kavminin Musa (a.s)'a dediği gibi dediniz: "Ey Musa! Onların ilahları
olduğu gibi, sen de bizim için bir ilah yap!" dediler. Musa,
"Gerçekten siz cahil bir toplumsunuz" dedi. Şüphesiz bunların içinde
bulundukları din yıkılmıştır ve yapmakta oldukları da batıldır. "
[3154] İmam Ahmed b.
Hanbel, Ebu Vakıd el-leysi'den şöyle nakleder: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) ile birlikte Huneyn’e doğru yola çıktık. Bir köknar ağacının yanından
geçerken ben "Ya Resulallah! kafirlerin olduğu gibi sen de bize Zatü envat
(için bir ağaç) belirle" dedim. Kafirler silahlarını bir köknar ağacına
asar ve onun etrafında durup ibadet ederlerdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Allahu Ekber! Bu
İsrailoğullarının Musa (a.s)'a dedikleri "Ey Musa! Onların ilahları olduğu
gibi, sen de bizim için bir ilah yap!" sözü gibi. Gerçekten siz sizden
öncekilerin yolundan gidiyorsunuz. " Bunu İbn Ebi Hatim de, merfU olarak
rivayet etmiştir.
140. Musa dedi ki:
"Allah sizi alemlere üstün kılmışken, ben size Allah'tan başka bir ilah mı
arayayım?"
141. Hatırlayın ki
size azabın en kötüsünü tattıran Firavun'un adamlarından sizi kurtardık. Onlar
oğullarınızı öldürüyorlar, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. İşte bunda, size
Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardır.
Tefsiri:
Musa (a.s) kavmine
Allah'ın (c.c) onlara lütfettiği Firavun'un esaretinden, hakimiyetinden ve
içinde bulundukları zillet ve alçaltılma halinden kurtarması, onların izzete
kavuşması, düşmanlarına karşı yüreklerinin soğuması, onların zillet, helak,
boğulma ve yıkım hallerini seyretmeleri nimetlerini hatırlatıyor. Bunların
tefsiri Bakara suresinde geçti.
142. Musa ile otuz
gece sözleştik ve ona on gece daha ilave ettik; böylece Rabbinin belirlediği
vakit kırk geceyi buldu. Musa, kardeşi Harun'a dedi ki: "Kavminin içinde
benim yerime geç, onları ıslah et, bozguncuların yoluna uyma. "
Tefsiri:
Allah Teala
İsrailoğulları'na kendisinin, Musa (a.s) ile konuşmak, ona Tevrat'ı vermek,
onda hükümlerini ve şeriatının detaylarını açıklamaksuretiyle onları hidayete
erdirmesi nimetini hatırlatıyor. Yüce Allah'ın Musa (a.s) ile otuz gün
sonrasında buluşmak için sözleştiğini bildiriyor. Müfessirler derler ki: Musa
(a.s) o günlerin hepsinde oruç tuttu. Süre dolunca bir ağacın lifiyle dişlerini
misvakladı. Bunun üzerine Allah (c.c) süreyi kırk güne tamamlamasını emretti.
Müfessirlerin bu on günün hangi günler olduğu hususunda farklı görüşleri
vardır. Çoğunluğa göre otuz gün Zilkade ayı, on gün ise Zilhicce'nin ilk on
günüdür. Mücahid, Mesruk ve İbn Cüreyc böyle demişlerdir. İbn Abbas (r.a.)'tan
da böyle rivayet edilmiştir. Buna göre süre kurban bayramı günü dolmuş, Musa
(a.s) ile konuşma o günde gerçekleşmiştir. Allah (c.c) Muhammed (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e dinini de o günde tamamlamıştır. Nitekim Allah (c.c) şöyle
buyurur: "Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım
ve sizin için din olarak İslam'ı beğendim." (Maide,3) Süre tamamlanınca
Musa (a.s) Tur dağına gitmeye karar verdi. Nitekim Allah (c.c) şöyle buyurur:
"Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık; Tur'un sağ tarafına
(gelmeniz için) size vade tanıdık ve size kudret helvası ile bıldırcın eti
lütfettik." (Taha, 80) İşte o zaman Musa (a.s) İsrailoğulları'nın başına
kardeşi Harun'u (a.s) getirmiş, ona ıslahı ve bozgunculuk yapmamayı tavsiye
etmiştir. Bu bir tembih ve hatırlatmadır. Yoksa Harun (a.s) şerefli, Allah
(c.c) katında büyük değeri bulunan, gözde ve yüce bir Peygamberdir. Allah'ın
salevatları ve selamı onun ve diğer Peygamberlerin üzerine olsun
143. Musa tayin
ettiğimiz vakitte gelip de Rabbi onunla konuşunca:
"Rabbim! Bana
göster de seni göreyim!" dedi. Rabbi, "Sen beni asla göremezsin.
Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!" buyurdu.
Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın düştü.
Ayılınca: "Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben
inananların ilkiyim" dedi.
Tefsiri:
Yüce Allah Musa
(a.s)'dan bahsederek onun Allah (c.c) ile buluşmak için gelip Allah'ın onunla
konuşması gerçekleşince O'ndan (c.c) kendisini göstermesini isteyerek şöyle
dediğini bildiriyor: "Rabbim! Bana göster de seni göreyim!"
"Rabbi; "Sen
beni asla göremezsin ... buyurdu."....." ifadesindeki
"....." edatı bir çok alimce müşkil görülmüştür. Çünkü bu edat bir
şeyin sonsuza dek olmayacağını ifade eder. Nitekim Mutezileler Allah'ın dünya
ve ahirette görülmeye ce ği ne bu ayeti delil göstermişlerdir. Bu son derece
zayıf bir görüştür. Çünkü Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’den gelen
tevatür derecesindeki hadislerde mü'minlerin ahiret yurdunda Allah'ı
görecekleri ifade edilmiştir. Nitekim biz onları "Yüzler vardır ki o gün
ışılışıl parıldayacaktır. Rablerine bakacaklardır (O'nu göreceklerdir)."
(Kıyamet, 23) ayetleriyle, Allah'ın (c.c) kafirler hakkındaki "Hayır!
Onlar şüphesiz o gün Rablerinden (O'nu görmekten) mahrum kalmışlardır."
(Mutaffifın, 15) buyruğunun tefsirinde zikredeceğiz. Bazıları bu ayet ile
Allah'ın ahirette görüleceğine dair kesin delillerin birbiriyle çelişmesini
önlemek için bu edatın bir şeyin dünyada ebediyyen olmayacağını ifade ettiğini
söylemişlerdir. Kimine göre ise bu makamdaki bu sözün manası Allah'ın (c.c) şu
buyruğundaki gibidir: "Gözler O'nu göremez; halbuki O, gözleri görür. O,
eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır." (En'am, 103) Bunun
tefsiri ise En'am suresinde geçti. Eski mukaddes kitaplarda şöyle bir ifade
vardır: Allah (c.c) Musa (a.s)'a "Ey Musa! Beni hangi diri görürse ölür,
hangi kuru görürse baş aşağı düşüp yuvarlanır" buyurdu. O yüzden Yüce
Allah "Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygın
düştü. " buyurmuştur.
[3155] İmam Taberi, bu
ayetin tefsirinde A'meş'ten, o bir adamdan, o da Enes (r.a.)'tan, Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Rabb'i dağa tecelli ederken parmağıyla işaret etti ve onu paramparça
yaptı." Ravı der ki: Ebu İsmail bize işaret parmağını gösterdi. Bu senette
adı zikredilmeyen meçhul bir adam vardır.
[3156] İmam Taberi, daha
sonra Hammad'ın, Leys'ten, onun Enes (r.a.)'tan naklettiği şu rivayeti
zikretmiştir: Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Rabbi o dağa
tecelli edince onu paramparça etti. .. " ayetini okudu. Başparmağını küçük
parmağının en üst boğumu üzerine koydu ve "Böyle parmağıyla tecelli etti
ve dağ anında yere battı." buyurdu. Bu rivayette senet böyle gelmiştir,
fakat meşhur olan bunu Hammad'ın (İbn Seleme'den değil) Sabit'ten, onun da Enes
(r.a.)'tan naklettiğidir.
[3157] İmam Taberi
ayrıca, Hammad b. Seleme'nin Sabit'ten, onun Enes (r.a.)'tan yapfığı şu
rivayeti de zikretmiştir: Allah Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti." ayetini okudu ve
başparmağını küçük parmağının ucuna yakın bir yere koydu ve "Bunun üzerine
dağ yerin dibine geçti" dedi. Humeyd, Sabit'e: Sen böyle mi diyorsun?
dedi. Sabit; elini kaldırıp Humeyd'in göğsü üzerine koydu ve "Bunu
Allah'ın Rasulü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) diyor, Enes diyor da, ben mi
gizleyeceğim?" dedi.
[3158] Bunu İmam Ahmed
b. Hanbel de Müsned'inde böyle rivayet etmiştir. Rivayet şöyledir: Bize Muaz b.
Muaz el-An beri, Hammad b. Seleme'den, o Sabit el-Bünani'den, o da Enes b.
Malik (r.a.)'tan şöyle nakletti:
Hz. Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça
etti." buyruğunu okuyunca "İşte şu şekilde" buyurdu. Yani küçük
parmağının ucunu çıkararak böyle dedi. İmam Ahmed der ki: Onu bize Muaz
gösterdi. Humeyd et-Tavil ona: Bununla ne kastediyorsun ey Ebu Muhammed? dedi.
Bunun üzerine Humeyd onun göğsüne sert bir şekilde vurdu ve "Sen kimsin ey
Humeyd, sen kimsin ey Humeyd? Bunu bana Enes b. Malik Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'den naklediyor da sen "Bununla ne kastediyorsun?"
diyorsun." dedi. Tirmizi de bu ayetin tefsirinde Abdulvahhab b. Hakem
el-Varrak'ın Muaz b. Muaz'dan, gerisi aynı olan bir senetle rivayet etmiştir.
Ayrıca Abdullah b. Abdurrahman ed-Darimi'nin Süleyman b. Harb'den, onun
Hammad'dan nakliyle rivayet etmiştir. Sonra "Bu hasen, sahih ve garip bir
hadistir. Sadece Hammad'ın rivayetiyle biliyoruz." demiştir. Bunu Hakim de
Müstedrek'inde bir çok tarikle Hammad b. Seleme'den rivayet etmiş ve
"Buhari ve Müslim tahriç etmemiş olsalar da senedi Müslim’in şartlarını
haiz olan sahih bir hadistir." demiştir. Bunu Hasan b. Muhammed el-Hallal,
Muhammed b. Ali b. Süveyd'den, o Ebu Kasım el-Beğavi'den, o Hüdbe b. Halid'den,
o da Hammad b. Seleme'den ... böyle rivayet etmiştir, demiş ve hadisi
zikretmiştir. Sonra "Bu hiçbir illeti bulunmayan sahih bir senettir."
demiştir. Bunu Davud b. el-Muhabber, Şu'be'den, o Sabit'ten, o Enes (r.a.)'tan
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in hadisi olarak rivayet etmiştir.
Fakat bu rivayet hiçtir. Çünkü Davud b. el-Muhabber yalancıdır. Bunu Hafız
Taberani ile Hafız İbn Merduyeh iki tarikle Said b. Ebu Arube'den, o
Katade'den, o Enes (r.a.)'tan benzer bir lafızla ve merfu olarak rivayet
etmiştir. İbn Merduyeh bunu İbn Beylemani'nin, babasından, onun İbn Ömer
(r.a.)'tan merfu şekilde nakliyle muttasıl olarak rivayet etmiştir. Bu da sahih
değildir.
Süddi, İkrime kanalıyla
İbn Abbas (r.a.)'tan "Rabbi o dağa tecelli edince .. " ayeti hakkında
şöyle rivayet etmiştir: "Rabbi o dağa tecelli edince .. " Allah'tan
sadece küçük parmak kadarı tecelli etti. 'bnu paramparça etti.." Yani, toz
toprak haline getirdi. "Musa da baygın düştü." Bunu İmam Taberi
rivayet etmiştir. Katade der ki: "Musa da baygın düştü." Yani, ölü
olarak yere yığıldı. Süfyan-ı Sevri der ki: Dağ yerin dibine geçti, hatta
denize düştü. Şu anda da onunla birlikte gitmektedir. Süney, Haccac b. Muhammed
el-A'ver kanalıyla Ebu Bekir el-Hüzeli’den "Rabbi o dağa tecelli edince
onu paramparça etti. " buyruğu hakkında şöyle nakleder: "Dağ sökülüp
yerin altına girdi. Artık kıyamet gününe kadar ortaya çıkmayacak." Bazı
rivayetlerde ifade edildiğine göre dağ batmış olup bu batış kıyamet gününe
kadar devam edecektir. Bunu İbn Merduyeh rivayet etmiştir.
[3159] İbn Ebi Hatim,
Muaviye b. Kurre kanalıyla Enes b. Malik (r.a.)'tan Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: ''Allah (c.c) dağa
tecelli edince azametinden dolayı altı dağ uçtu. Bunların üçü Medine'ye, üçü
Mekke'ye indi. Medine'dekiler Uhud, Verikan ve Radva dağlandır. Mekke'dekiler
ise Hira, Sebir ve Sevr dağlandır. " Bu garip, hatta münker bir hadistir.
İbn Ebi Hatim, Urve b. Ruveym'den şöyle nakleder: Allah (c.c) tecelli etmezden
önce oradaki dağlar sert ve dümdüzdü. Allah (c.c) Musa (a.s) için Tur dağına
tecelli edince dağlar paramparça oldu, yarıklar ve mağalalar oluştu. Rebi' b.
Enes der ki: "Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti, Musa da
baygın düştü." Dağ, önündeki perde kalkıp nuru görünce, bu şekilde
paramparça oldu. Bazıları bunu "onu un gibi ufaladı" diye tefsir
etmişlerdir.
Mücahid Allah'ın,
"Fakat şu dağa bak, eğer o yerinde durabilirse sen de beni
göreceksin!" buyruğunu şöyle tefsir eder: "Çünkü dağ senden daha
büyük, yaratılış bakımından senden daha güçlü ve dayanaklıdır."
"Rabbi o dağa tecelli edince onu paramparça etti" Rabbi dağa tecelli
edip ona nazarda bulununca dağın parçaları birbirine tutunamayıp baştan sona
paramparça oldular. Musa dağın yaptıklarını görünce baygın halde yere düştü.
İkrime (ayetteki
"ls,)" kelimesini) "....." şeklinde okumuş ve şöyle
demiştir: Allah (c.c) dağa bakar bakmaz dağ topraktan ibaret bir çöle dönüştü.
Bazı kurralar ayeti böyle okumuşlar ve Taberi de bunu tercih etmiştir. Buna
dair İbn Merduyeh'in rivayet ettiği bir de merfU hadis vardır.
Meşhur görüşe göre
''......"ın buradaki manası Katade'nin söylediği gibi ölüm değil, İbn
Abbas (r.a.) ve başkalarının tefsir ettikleri gibi bayılmadır. Katade'nin
söylediği dil bakımından doğrudur. Mesela kelime şu ayette bu manada
kullanılmıştır: "Sur'a üflenince, Allah'ın diledikleri müstesna olmak
üzere göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir. Sonra ona bir daha üflenince,
bir de ne göresin, onlar ayağa kalkmış bakıyorlar!" (Zümer, 68) Çünkü
burada kastedilenin ölüm olduğuna dair alamet vardır. Orada (Musa alayında) ise
bayılma manasında olduğuna dair alamet vardır. Çünkü ardından
"ayılınca" denilmiştir. Ayılmak ise ancak bayılmadan sonra olur.
miştir. Onun hakkında
Ebu Hatim, Nesai, Sa' di ve Darekutni "metruktur" demişlerdir. Bu İbn
Abbas (r.a.)'tan rivayet olarak da gelmiştir. İbnu'l-Cevzi (1/121) rivayet
etmiş ve Talha b. Amr sebebiyle illetli görmüş, onun için "Hiçbir şey
değildir, metruktur" demiştir.
"Ayılınca şöyle
dedi: "Seni noksan sıfatlardan tenzih ederim" Musa (a.s) Allah'ın (c.
c) dünyada görülemeyecek kadar münezzeh, azamet sahibi ve yüce olduğunu, kim görürse
öleceğini ifade etmiştir. "sana tevbe ettim." Mücahid der ki: Yani,
senden görmeyi talep ettiğimden dolayı. "Ben inananların ilkiyim" İbn
Abbas (r.a.) ve Mücahid: Yani, İsrailoğullarından inananların ilkiyim,
demişler, Taberi de bunu tercih etmiştir. İbn Abbas (r.a.)'tan yapılan diğer
rivayete göre ise mana "Ben seni hiç kimsenin göremeyeceğine inananların
ilkiyim"dir. Ebu Aliye de bu manada şöyle der: Musa (a.s)'dan önce
inananlar vardı. Fakat o, "Ben kullarından hiçbirinin seni kıyamet gününe
kadar göremeyeceğine inananların ilkiyim." demek istemiştir. Bu güzeldir
ve haklı gerekçesi vardır. İmam Taberi tefsir kitabında bu ayette Muhammed b.
İshak'tan içinde garip ve ucube şeyler bulunan uzun bir rivayet zikretmiştir.
Sanki bunları İsrailiyattan almış gibidir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
"Musa da baygın
düştü." buyruğu ile ilgili olarak Ebu Said el-Hudri (r.a.) ve Ebu Hureyre
(r.a.)'ın Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)’den rivayetleri vardır.
[3160] Bunlardan Ebu
Said el-Hudri (r.a.) hadisini İmam Buhari, Sahih'inin burasında (A'raf suresi
tefsiri babında) muttasıl olarak rivayet ederek şöyle demiştir: ... Ebu Said
el-Hudri (r.a.)'tan: Yüzüne tokat atılmış bir Yahudi Hz. Peygamber (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'e gelerek "Ya Muhammed! Senin Ensar'dan olan
arkadaşlarından biri yüzüme tokat attı." dedi. Bunun üzerine Peygamber
(Sallallahu aleyhi ve Sellem) "O adamı çağırın!" diye talimat verdi.
Etrafındakiler adamı çağırdılar. Hz. Peygamber ona; "Onun yüzüne neden vurdun?"
diye sordu. Sahabi şöyle cevap verdi:
"Yahudilerin yanına
uğramıştım. Derken bu adam, "Musa'yı bütün insanlara üstün kılana yemin
ederim ki!" dedi. Ben de "Muhammed’e de mi üstün kılmış?"
diyerek tepkimi gösterdim. Sonra öfkelendim ve ona bir tokat vurdum. -'Bunun üzerine
Hz. Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Peygamberler
arasında beni üstün bir konuma getirmeyin. Çünkü kıyamet günü bütün insanlar
bayılacaklar. İlk ayılan ben olacağım. O an arşın bir ayağına yapışmış olan
Musa'yı göreceğim. Benden önce mi ayıldı, yoksa Tur dağında bayıldığı için bu
bayılmadan korundu mu, bunu bilemeyeceğim. " İmam Buhari bunu Sahih'inin
bir çok yerinde, Müslim Sahih'inde Peygamberler kitabında, Ebu Davud,
Sünen'inde Sünnet kitabında bir çok tarikle Amr b. Yahya b. Ammara b.
Ebu'l-Hasen el-Mazini el-Ensari'nin, babasından, onun da Ebu Said el-Hudri
(r.a.)'tan nakliyle rivayet etmişlerdir.
[3161] Ebu Hureyre
(r.a.) hadisi ise İmam Ahmed'in Müsned'inde geçmektedir: Ebu Hureyre
(r.a.)'tan: Biri Müslümanlardan diğeri Yahudilerden iki adam birbirlerine
sövdüler. Müslüman: Muhammed'i alemler üzerine seçen Allah'a yemin olsun ki!
dedi. Yahudi de: Musa'yı alemler üzerine seçen Allah'a yemin olsun ki! dedi.
Bunun üzerine Müslüman öfkelenerek Yahudi'ye bir tokat attı. Bunun üzerine
Yahudi Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e geldi. Geliş sebebini sordu,
o da anlattı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) Müslümanı yanına
getirtti, o da itiraf etti. Bunun üzerine Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve
Sellem) şöyle buyurdu: "Beni Musa'dan daha üstün tutmayın. Çünkü insanlar
kıyamet günü bayılacaklar. İlk ayılan ben olacağım. Ayıldığımda da Musa'yı
arşın kenarına tutunmuş bulacağım. Bilmiyorum; acaba o bayılanlardandı da
benden önce mi ayıldı, yoksa Aziz ve Celil olan Allah’ın bu bayılmadan istisna
ettiği kimselerden miydi?" Bunu da Buhari ve Müslim Sahih'lerinde
Zühri'nin rivayetiyle tahric etmişlerdir.
Hafız İbn Ebi'd-Dünya
(rh.a) bu olayda Yahudiye tokat atanın Ebu Bekir (r.a.) olduğunu söylemiştir.
Fakat geçen Buhari ve Müslim'in Sahih'lerindeki hadislerde ifade edildiği üzere
o Ensar'dan bir adamdır. Bu bilgi daha sahih ve daha açıktır. Doğrusunu en iyi
Allah bilir.
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in "Beni Musa'dan üstün tutmayın." hadisinin
açıklaması O'nun (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Beni Peygamberlere de
Yunus b. Matta'ya da üstün tutmayın." hadisindeki gibidir. Kimine göre
Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bunu tevazusundan söylemiştir; kimine
göre bu sözleri kendisinin daha faziletli olduğunu bilmeden önce söylemiştir;
kimine göre nehyedilen Peygamberleri birbirlerine öfke ve taassupla üstün
kılmaktır; kimine göre nehyedilen bunu tamamen kendi görüş ve keyfine göre
yapmaktır. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
Rasulullah (Sallallahu
aleyhi ve Sellem)'in "Çünkü kıyamet günü bütün insanlar
bayılacaklar." hadisine gelince; anlaşılan o ki bu kıyamet gününde
Arasat'ta olacaktır. Bir şeyolacak ve ondan dolayı bayılacaklar. Doğrusunu en
iyi Allah bilir. Bunun, Yüce Rabb'in kullar arasında hükmetmek için geldiği,
herkesin boyun eğeceği krallar kralının yaratıklarına tecelli edeceği anda
olması, insanların yüce Rabb tecelli ettiğinde Musa (a.s)'ın bayılması gibi
bayılması mümkündür. O yüzden Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)
"Bilmiyorum; acaba benden önce mi ayıldı, yoksa kendisine Tur' daki
bayılmasının mükafatı mı verildi?" buyurmuştur.
[3162] Kadı İyaz,
eş-Şifa kitabının başlarında kendi senediyle Ebu Hureyre (r.a.)'tan Hz.
Peygamber (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
''Allah (c.c) Musa (o. s) 'o tecelli ettiğinde karanlık bir gecede on fersah
mesafedeki bir tepenin üzerindeki karınca görülüyordu. "
Kadı İyaz daha sonra
şöyle demiştir: Buna göre, Peygamberimize, Rabb'inden gördüğü büyük mucizeler
sebebiyle İsra ve o şanslı yolculuktan sonra zikretmiş olduğumuz bu kabilden
şeylerin tahsis edilmiş olması uzak bir ihtimal değildir. Kadı İyaz sanki bu
hadise sahih hükmünü veriyor. Oysa sahih olduğu isabetli değildir. Senedindeki
raviler, bilinmeyen meçhul ravilerden arınmış değiL. Böyle bir mesele ise ancak
baştan sona adil ve zapt sahibi kimselerin birbirlerinden rivayetleriyle gelen
hadislerde kabul edilebilir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
144. Allah "Ey
Musa! dedi. Ben risaletlerimle ve sözlerimle seni insanların başına seçtim.
Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol. "
145. Nasihate ve her
şeyin açıklanmasına dair ne varsa hepsini Musa için levhalarda yazdık. Ve dedik
ki: "Bunları kuvvetle tut, kavmine de onun en güzelini almalarını emret.
Yakında size, yoldan çıkmışların yurdunu gösterl?ceğim."
Tefsiri:
Yüce Allah kendisinin
Musa (a.s)'a hitaben Onu risaletleri ve sözleriyle zamanının alemlerinin başına
seçtiğini söylediğini bildiriyor. Şüphesiz Muhammed ilklerinden sonuncularına kadar
tüm AdemoğuHarının efendisidir. O yüzden Allah (c.c) ona hiç kimseye vermediği
nimetler vermiştir. Onu nebilerin ve rasuHerin sonuncusu yapmıştır. Şeriatı
kıyamet kopana kadar devam edecektir. Tabileri diğer bütün nebilerin ve
rasuHerin tabilerinden daha fazladır. Şeref ve fazilette ondan sonra halil
İbrahim (a.s) gelir. Sonra Allah'ın kelimi (konuştuğu) Musa (a.s) gelir. O
yüzden Yüce Allah ona şöyle buyurmuştur: "Sana verdiğimi" sözleri ve
yakarışları "al ve" bu nimete "şükredenlerden ol." Benden
gücünün yetmeyeceği şeyleri isteme.
Yüce Allah daha sonra
kendisinin levhalara her türlü nasihat ve her şeyin ayrıntılı açıklamasını
yazdığını bildiriyor. Levhaların cevherden olduğu, Allah'ın onlarda Musa
(a.s)'a nasihatler, helali ve haramı detaylı olarak açıklayan ve beyan edilen
hükümler yazdığı söylenir. Bu levhalarda Allah'ın (c.c) hakkında ''Andolsun
biz, ilk nesilleri yok ettikten sonra Musa'ya, -düşünüp öğüt alsınlar diye-
insanlar için apaçık deliller, hidayet rehberi ve rahmet olarak o Kitab'ı (Tevrat'ı)
vermişizdir." (Kasas, 43) buyurduğu Tevrat vardı. Bir görüşe göre ise
levhalar Musa (a.s)'a Tevrat'tan önce verilmiştir. Her halükarda bu ona isteyip
de engellendiği; Allah'ı görme nimetinin yerini tutan bir nimet olarak verildi.
Doğrusunu en iyi Allah bilir.
"Bunları
kuvvetle" Yani, itaat edip onları yerine getirme niyet ve azmiyle
"tut, kavmine de onun en güzelini almalarını emret. " Süfyan-ı Sevd,
İkrime kanalıyla İbn Abbas (r.a.)'tan şöyle nakleder: Musa (a.s)'a onları
kavmine emredilenden daha kuvvetle tutması emredilmiştir. "Yakında size,
yoldan çıkmışların yurdunu göstereceğim." Yani, emirlerime aykırı hareket
eden, bana itaatten çıkan kimselerin akibetinin nasıl helak, yıkım ve kökünün
kazınması olduğunu yakında göreceksiniz. İmam Taberi der ki: "Yakında
size, yoldan çıkmışların yurdunu göstereceğim. " sözü, bir kimsenin
muhatabına, isyan eden ve emirlerine karşı gelen kimselere tehdit ve gözdağı
üslubuyla, "Sana yarın emrime karşı gelenin sonunun ne olacağını
göstereceğim" sözü gibidir. Taberi daha sonra bu manayı Mücahid ve Hasan-ı
Basri’den nakletmiştir. "Yakında size, yoldan çıkmışların yurdunu
göstereceğim." buyruğunun "Şamlılardan yoldan çıkmışların yurdunu
gösterecek ve sizi oraya yerleştireceğim" manasında olduğunu söyleyen de
olmuştur. Kimi de "Firavun'un kavminin evlerini göstereceğim"
manasında olduğunu söylemiştir. Fakat en uygunu birincisidir. Doğrusunu en iyi
Allah bilir. Çünkü bu; Musa (a.s) ile kavmi Mısır'dan ayrıldıktan sonra idi.
Hitap Tih çölüne girmeden önce İsrailoğulları'na yapılmış bir hitaptır.
Doğrusunu en iyi Allah bilir.
146. Yeryüzünde haksız
yere böbürlenenleri, ayetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar bütün mucizeleri
görseler yine de iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler.
Azgınlık yolunu görürlerse, hemen ona saparlar. Bu durum, onların ayetlerimizi
yalanlamalarından ve onlardan gafil olmalarından ileri gelmektedir.
147. Ayetlerimizi ve
ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar,
işlediklerinden başka bir şeyle mi cezalandırılıyorlar?
Tefsiri:
Yüce Allah şöyle
buyuruyor: "Yeryüzünde haksız yere böbürlenenleri, ayetlerimden
uzaklaştıracağım." Yani, bana itaat hususunda bana karşı büyüklenenlerin,
insanlara karşı haksız yere büyüklük taslayanların benim büyüklüğümü gösteren
delil ve hüccetleri, şeriatımı ve hükümlerimi anlamalarını engelleyeceğim.
Yani, haksız yere böbürlendikleri gibi Allah da (c.c) onları cahil bırakarak
zelil edecek. Nitekim Allah (c.c) bir ayette şöyle buyurur: "Yine O'na
iman etmedikleri ilk durumdaki gibi onların gönüllerini ve gözlerini ters
çeviririz. Ve onları şaşkın olarak azgınlıkları içerisinde bırakırız. "
(En'am, 110) Bir ayette eYe: "Onlar (Musa'nın kavmi) yoldan sapınca, Allah
da kalplerini saptırmıştı." (Saff, 5) buyurur. Seleften bir zat şöyle der:
İlme utangaç da kibirli de ulaşamaz. Biri de: Bir saat öğrenme zilletine
sabredemeyen sonsuza dek cehalet zilleti içinde kalır, der. Süfyan b. Uyeyne
Allah'ın (c. c) "Yeryüzünde haksız yere böbürlenenleri, ayetlerimden
uzaklaştıracağım." buyruğu hakkında şöyle der: Yani, onlardan Kur'an'ı
anlama gücünü alacağım, ayetlerimden uzaklaştıracağım. Taberi der ki: Bu,
hitabın bu ümmete olduğunu gösteriyor. Ben derim ki: Bu şart değiL. Çünkü
Süfyan b. Uyeyne bunun tüm ümmetlerde geçerli olduğunu, aralarında bir fark
bulunmadığını kastetmiştir. Doğrusunu en iyi Allah bilir.
"Onlar bütün
mucizeleri görseler yine de iman etmezler." Nitekim Yüce Allah başka bir
yerde şöyle buyurur: "Gerçekten haklarında Rabbinin sözü (hükmü) sabit
olanlar, inanmazlar. Kendilerine (istedikleri) bütün mucizeler gelmiş olsa
bile, elem verici azabı görünceye kadar inanmayacaklardır." (Yunus, 96-97)
Yüce Allah devamla şöyle buyuruyor: "Doğru yolu görseler onu yol
edinmezler. " Yani, kendilerine rüşd, kurtuluş yolu gözükürse ona girmezler,
onlara helak ve sapıklık yolu gözükürse onu kendilerine yol edinirler.
Yüce Allah daha sonra
onların bu halinin sebebini zikrederek şöyle buyuruyor: "Bu durum, onların
ayetlerimizi yalanlamalarından" yani kalplerinin yalanlamasından "ve
onlardan gafil olmalarından" yani ondaki hiçbir şeyi uygulamamalarından
"ileri gelmektedir. "
"Ayetlerimizi ve
ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır." Yani, onlardan
kim böyle yapar ve ölene kadar bu hal üzere devam ederse amelleri boşa gider.
"Onlar, işlediklerinden başka bir şeyle mi cezalandırılıyorlar?"
Yani, onlara ancak yapmış oldukları amellerine göre karşılık veririz; hayırsa
hayır, şer ise şerle mukabelede bulunuruz. Sen nasıl davranırsan sana öyle
davranılır.
148. Musa'nın
arkasından, kavmi, zinet takımlarından böğürtüsü olan bir buzağı heykelini ilah
edindiler. Görmediler mi ki o, onlarla ne konuşuyor ne de onlara yol
gösteriyor? Onu benimsediler ve zalimlerden oldular.
149. Kendilerinin
gerçekten sapmış olduklarını görüp pişman olduklarında dediler ki: "Eğer
Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka ziyana uğrayanlardan
olacağız. "
Tefsiri:
Yüce Allah,
İsr(Üloğulları'nın, Kıptilerden ödünç aldıkları zin et eşyalarından Samiri'nin
bir buzağı yapması, sonra ona Cebrail (a.s)'ın atının bastığı yerlerden aldığı
topraktan bir avuç alıp içine atması, böylece O, böğüren bir buzağı heykeli
haline dönüşünce İsrailoğullarından bazılarının ona tapma hususunda
saptıklarını haber veriyor. Onlar bunu Musa (a.s) Rabb'iyle buluşmaya gittiğinde
yaptılar ve Allah (c.c) bunu Tur'da iken ona haber verdi. Nitekim Yüce Allah
kendisinden bahsederek şöyle buyuruyor: "Allah buyurdu: Senden sonra biz,
kavmini (Harun ile kalan İsrailoğullarını) imtihan ettik ve Samir! onları
yoldan çıkardı. " (Taha, 85)
Bu buzağı, böğürme sesi
olan bir ete ve kana mı dönüştürülmüştü, yoksa altın olarak kalmıştı fakat
içine hava girip buzağı gibi ses mi çıkarıyordu? Müfessirler bu konuda ikiye
ayrılmışlardır. Doğrusunu en iyi Allah bilir. Söylendiğine göre: Buzağı o sesi
çıkarınca etrafında dans yaptılar ve kendilerini kaybederek, "Bu adam,
onlar için, böğürebilen bir buzağı heykeli icat etti. " Taha, 88) dediler.
Allah (c.c) (onları tenkit ederek) şöyle buyuruyor: "O şeyin, kendilerine
hiçbir sözle mukabele edemeyeceğini, kendilerine ne bir zarar ne de bir fayda
vermek gücünde olmadığını görmezler mi?" (Taha, 89)
Yüce Allah bu ayette de
"Görmediler mi ki o, onlarla ne konuşuyor ne de onlara yol
gösteriyor?" buyuruyor. Allah Teala onların göklerin ve yerin yaratıcısı, her
şeyin rabbi ve sahibi olan Allah'tan Gafil kalıp buzağıyla yoldan
çıkmalarından, Allah'la birlikte, onlarla konuşmayan ve bir iyiliğe yöneltmeyen
bir buzağı heykeline ibadet etmelerinden dolayı onları tenkit ediyor. Fakat
onların cehalet ve sapıklık körlükleri basiret gözlerini kapatmış.
[3163] Daha önce
zikredildiği gibi İmam Ahmed b. Hanbel ve Ebü Davüd, Ebü Derda (r.a.)'tan şöyle
rivayet etmiştir; Allah Rasülü (Sallallahu aleyhi ve Sellem) "Bir şeyi
sevmen seni (o şeye karşı) kör ve sağır eder. " buyurdu.
"Kendilerinin
gerçekten sapmış olduklarını görüp pişman olduklarında" "...."
pişman oldular, demektir. "dediler ki: "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve
bizi bağışlamazsa" Bazıları bu ayette; (.....: acımazsa, yerine) "....."
(acımazsan), ("tU': Rabbimiz, yerine) bir nida olarak "..... (Ey
Rabbimiz) ve (.....) bağışlamazsa, yerine) "..... (bağışlamazsan) şeklinde
okumuşlardır. "Mutlaka ziyana uğrayanlardan" yani helak olanlardan
"olacağız." Bu, Onların günahlarını itirafları ve Allah'a
sığınışlarıdır.
|
Devam etmek için aşağıdaki linki kullan |